Buradasınız: AnasayfaKuranı Kerim Tefsiri

Kuranı Kerim Tefsiri

Kullanıcı Oyu:  / 2
En KötüEn İyi 

Dokuzuncu Şuanın Dokuz Ali Makamı

 Müellif: el-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan 

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                           

                   اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى اۤلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Evvelâ: Böyle hakíkatli, nûranî, bürhânî ve i‘câzî eserlerin vücûda gelmesinde                             bizleriistihdâm eden Cenâb-ı Hakk’a lâ-yüad ve lâ-yuhsá şükürler olsun. Bu nev‘í hakáikı bizlere ta‘lîm buyuran Resûl-i Ekrem (sav)’e ve onun âl ve ashâbına da hadsiz salât u  selâm  olsun. Ümmet-i Muhammed (asm)’ın fesâda girdiği böyle bir zamânda, en büyük lütuf, doğrudan  doğruya eczâháne-i Kur’âniyyeden bu asır insânlarının ma‘nevî yaralarına devâ olacak reçete ve edviyeleri alıp Müslümânların istifâdesine sunmak, i‘tikádî ve amelî konularda onlara yardımcı olmak, izn-i İlâhî ile onları âhirzamân fitnesinden muhâfaza etmek için sa‘y u gayret göstermektir.. Devamını Oku..

 


İ'cazu'l Kur'an

ÂL-İ İMRÂN SURESİ 98-112. AYET-İ KERÎMELERİNİN HER ASRA,  BÂHUSUS  BASRA BAKAN VECH-İ İ’CÂZI Bütün Müslümanların  zilletten ve sömürge  ahâlîsi olmaktan kurtulmaları için Kurân ve sünnete sarılmalarının önemi  anlatılıyor. İslâm inancını bozmaya çalışan bir zındıka komitesinin oyunlarına dikkat çekiliyor.

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                           

                   اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى اۤلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

   Cenâb-ı Hakk’ın tevfik ve inâyetiyle kaleme aldığımız bu eser, Âl-i İmran                Sûresi’nin 98-112. âyet-i kerimelerinin bu asra bakan vech-i i’cazını, ulemâ, fukaha, müfessirîn, ehl-i kelâm ve akide imamlarının ilmî delil, hüccet ve itikadları muvacehesinde tefsir ve izah etmektedir. Kur’ân, ezelden gelip ebede giden bir Kitâb-ı Mu’ciz olduğun-dan yaş ve kuru her şey ve her hadise ya sarahaten, ya işa-reten, ya remzen, ya imaen içinde bulunmaktadır. Devamını Oku..



Rahman Suresi'nin Tefsiri

             Müellif: el-Hâc Molla Muhammed Ali Doğan 

                                                                       بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                           

                   اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى اۤلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

   Evvelâ: Bizleri hakáik-ı Kur’âniyye ile eden, ona áid îzáh ve tefsîrlerle, i‘câz ve       nüktelerle, usûl    ve üslûblarla o hazîne-i ezeliyye-i ma‘neviyyenin cevâhirini -       denizden bir katre misâli- ortaya koymak husúsunda muvaffak eden Rahmân-ı       Zü’l-Cemâl’e hadsiz şükürler olsun. Kur’ân ve Sünnet  vâsıtasıyla, tevhîd ve haşir gibi en yüksek hakíkatleri bizlere ta‘lîm buyuran Resûl-i Ekrem (asm)’a ve onun âl ve ashâbına da nihâyetsiz salât u selâm olsun. Sâniyen: Üstâd Bedîuzzamân (ra) Hazretleri, “Şuá‘lar” adlı eserinde, “Belki, inşâelláh, ‘Risâle-i Nûr’un bir şâkirdi, Sûre-i Rahmân’ı tefsîr edip bu mes’eleyi de halleder”[1] buyurarak, bu sûre-i celîle husúsunda ileride bir tefsîr yazılacağını müjdelemiştir. Devamını Oku..


 
Rumuzü'l Kur'an 1

(Risalet-i Muhammediyye (asm) ın umumiyyeti. Ehl-i felâh ve ehl-i necât olmanın dört şartı. Resul-i Ekrem (asm)ın davetini kabul etmeyenin hükmü. Müslümanların düşürüldüğü irtidad tuzağı.  Maide Suresindeki 51-56. âyetlerin asrımıza bakan icaz vecihleri.)  
Rumûzül Kurân-1 (Bu eser iki bölümden ibarettir birinci bölüm:
Risâlet-i Muhammediyye’nin (asm) umûmiyeti hakkındadır.

                                                    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                     
Bu eser iki bölümden meydana gelmektedir. Birinci Bölüm’de “Risâlet-i Muhammediye’nin (asm) umûmiyeti”; İkinci Bölümde ise “Mâide Sûresi’nin 5l-56.  âyet-i kerîmelerinin asrımıza bakan vücûh-i i’câzı” anlatılmaktadır. Eser baştan  sona dikkatlice tedkîk edildiğinde görüleceği üzere, bu bahisleri ele almaktaki ve  bu âyât-ı Kur’âniyeyi tefsîr etmekteki maksadımız sâdece ve sâdece marziyyât-ı  İlâhiyeyi ve Kur’ânî hakìkatlerin vech-i i’câzını beyân içindir. Yoksa ne dâhilde, ne hâriçte herhangi bir örgütün, hizbin, ırkın, kavmin, şahısların, devletlerin lehinde ve aleyhinde olmak için yazılmamıştır. Devamını Oku..


Rumuzü'l Kur'an 2

(Âmener-Rasûlü’nün ilk âyetinin tefsiri. Makbul ve geçerli imanın nasıl olacağı. Rasulullahı (asm) peygamber olarak tasdik etmeyenin hükmü ve akıbeti. Kurân ve Hz.Peygamberle (asm) gelen bütün hükümlere iman etmenin ehemmiyeti.)                                            

                                                    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ   
                                                                  
Kur’ân-ı Azîmüşşân, bütün zamânlara ve o zamânlarda yaşayan nev-i beşerin maddî ve ma’nevî bütün ihtiyâclarına kâfî ve vâfî derecede hakíkatbahş envârını neşretmiş ve ediyor. Her zamân olduğu gibi, bu âhir zamânın en dehşetli ve fitneli devrinde Kur’ân’ın o envârına daha ziyâde ihtiyâc vardır. Zîrâ, bütün peygamberlerin, şerrinden Allah’a sığındıkları bu âhir zamân fitnesinde bizler, ancak doğrudan doğruya Kur’ân’a istinâd etmek ile îmân ve i’tikádımızı muhâfaza edebilir ve o îmân senedi ile ebedî Cehennem’den kurtulup sermedî bir Cennet’i, bâkí bir mülkü ve dâimî bir saltanatı kazanabiliriz. Evet, şu fesâd-ı ümmet zamânında diyâr-ı ecânibden gizli bir zındıka komitesi vâsıtasıyla Âlem-i İslâm’ın içine atılan binlerce bâtıl ve hurâfe i’tikádlar sebebiyle îmânı tehlikeye düşen ve küllî ve dehşetli tahrîbâta ve rahnelere ve yaralara ma’rûz kalan; ve “Bir kurtarıcı yok mu?” deyip kendi derdine devâ arayan mü’minlere, birden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, semâvî yüksek hıtâbıyla, “Ey insânlar ve ey ehl-i dalâletin bâtıl efkârı sebebiyle îmânı za’fa uğrayan mü’minler! Umutsuz olmayın. Devamını Oku..



Rumuzü'l Kur'an 3

 

(Nisâ Suresinin 150-152. âyetleri ile Beyyine Suresinin 6. âyetinin tefsiri. Peygamberlerin bir kısmına iman, bir kısmını da inkâr etmenin hükmü. Yahudi ve Hıristiyanların, Hz. Muhammedin (asm) risaletini inkâr ile aslında Allahı da inkâra düşmeleri.) Rumûzül Kurân-3 (Nisâ Sûresi’nin 150-152. âyet-i Kerimeleri ile Beyyine Sûresi’nin 6. âyet-i Kerimesinin Müfessirîn-i İzâma Göre Tefsir ve İzâhı Hakkındadır)

                                         بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ                                                                     

İnsan, maddî ve ma’nevî olmak üzere iki cihetten müteşekkildir. İnsanın maddî hayâtı, yemek, içmek ve havayı teneffüs etmek ile káim olduğu gibi, ma’nevî hayâtı da îmân ve ibâdet ile káimdir. Demek, insânı insân yapan ve insânı dünyâ ve âhirette hakíkí saâdet ve huzûra kavuşturan îmân ve ibâdettir. Îmân, fıtrîdir ve fıtrat-ı beşeriyye, îmân ile yoğrulmuştur. Zîrâ, insân, fıtraten gáyet âciz ve fakir yaratılmakla berâber; düşmanları ve emelleri kâinâtın her tarafına dal-budak salmış, kalb ve rûhun dâire-i ihtiyâcı ebede kadar uzanmış, hadsiz şeylerden müteessir olduğu gibi, nihâyetsiz şeylerden de mesrûr olacak bir câmiıyyette halk edilmiştir. O hâlde, bütün kâinâtı yed-i tasarrufunda tutamayan, insânın bu derin ve muhît maddî ve ma’nevî ihtiyâclarını yerine getiremez, onu idâre edemez; kendisi gibi âciz, muhtaç ve onun cinsinden olan pürşer beşer, aslâ bu kâinât kadar ma’nevî yükü deruhde edemez. Küfür ve inkâr ise, insânı bu câmiıyyet ve kábiliyyetten sukút ettirip en âciz, zaif, fakir ve perîşân bir mahlûk derekesine düşürür. Hazret-i Âdem (as)’dan bugüne kadar devâm eden beşer târihinde iki cereyân veyâ iki düşünce âlemde hükümfermâ olmuştur. Devamını Oku..


Rumuzü'l Kur'an 4

(Gizli bir zındıka komitesi tarafından fâsid tevillerle yanlış mânâ verilen Âl-i İmrân Suresinin 64. âyetinin tefsiri. Bütün peygamberlerin ve semâvî kitapların ittifak noktası olan "bir kelime"ye, yani "tevhid"i kabule davet. İşârî mânâ ile geleceğe âit bazı ihbârat-ı gaybiyye.)                                                                            

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

قُلْ يَااَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه شَيًْا

وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّهِ فَاِنْ َلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ

“Ey Rasûlüm! De ki: ‘Ey ehl-i kitâb denilen Yahûdî ve Hıristiyanlar! Bizimle sizin aranızda müşterek olan bir kelimeye, yâni benimle bütün peygamberlerin ortak da’vâsı olan İslâma ve İslâmın şiârı olan لَا اِلَهَ اِلَّا اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ kelime-i tevhîdine gelin! O kelime-i tevhîdin ma’nâsı da şudur: Allah’dan başkasına ibâdet etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi şerîk koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da ba’zımız ba’zımızı rabler edinmesin.’ Eğer onlar İslâm dînini kabûl etmekten ve İslâm’ın şiârı olan لَا اِلَهَ اِلَّا اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ kelime-i tevhîdini tasdîk etmekten yüz çevirirlerse, işte o zamân onlara deyiniz ki: ‘Şâhid olun, bizler Müslümanlarız!’ ” (Âl-ı Îmrân 64) diye Cenabı Hak ferman ediyor.Ama bügün bu eyeti kerime fasid bir te’vil ile te’vil ederek hırıstiyan ve Yahudilerle aramızda Muhamd Rasulullah (S.A.V) demeksizin ittifak etmemiz gerektiğini ifade ediyorlar çünkü yaklaşık iki yüz elli seneden beri dünyâda dînsizliğe revâc veren ve temelde 300 kişiden oluşan ecnebî gizli bir komite, bâhusûs o gizli komitenin yetiştirdiği müsteşrî’kler (gayr-i müslimlerden tenkíd niyetiyle İslâm’ı ve Kur’ân’ı iyi araştıran kimseler) dîn-i mübîn-i İslâm’ı tahrîb etmek ve bin dört yüz seneden beri devâm edegelen Müslümanların i’tikádlarını bozmak için Kur’ân ve sünnet-i nebeviyyeyi, hattâ bu asırda Kur’ân ve sünnetten sonra en yüksek bir hüccet-i îmâniyye olan Risâle-i Nûru dahi fâsid te’vîllerle te’vîl etmektedirler. Devamını Oku..


 

Rumuzü'l Kur'an 5

(Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiîler ile sahih ve geçerli bir imana sahip olup amel-i salih işleyen Müslümanların konu edildiği Âl-i İmran Suresi 62. âyet-i kerimesinin tefsiri. Kurân ve Hz.Muhammed (asm)ı tasdik etmeyen bütün sair taifelerin ehl-i iman ve ehl-i necat olmadığı) Rumûzül Kurân-5 (Bakara Sûresinin 62. Âyet-i Kerimesinin Müfessirîn-i İzâma Göre Tefsir ve İzâhı Hakkındadır)          
 

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

اِنَّ الَّذينَ آمَنُوا وَالَّذينَ هَادُوا وَالنَّصَارى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَ

 

“Tahkík, zâhiren îmân edenler veyâ îmânlarında sebât etmeyenler, muharref olan Yahûdîlik dînine girenler, muharref olan Hıristiyanlık dînini kabûl edenler ve bâtıl olan Sâbiînlik dînine tâbi’ olanların îmân ve amelleri geçerli değildir ve onlar ehl-i necât değillerdir. Ancak, münâfıklar nifâkı bırakıp, îmân edenler îmânında sebât gösterip, Yahûdîler muharref olan Yahûdîlik dînini, Hıristiyanlar muharref olan Hıristiyanlık dînini ve Sâbiînler de bâtıl olan Sâbiînlik dînini terk edip başta Hazret-i Muhammed (asm) olmak üzere bütün peygamberlerin ve yine başta Kur’ân-ı Azîmüşşân olmak üzere bütün İlâhî kitâbların beyân ettiği şekilde Allâh’a ve âhiret gününe îmân ederse; yâni bütün peygamberlere, bütün kütüb ve suhuf-i semâviyyenin asıllarına inanırsa ve amel-i sâlih işlerse; yâni vahy-i semâvîye göre amel ederse; bunların îmânları ve amelleri geçerlidir ve bunlar ehl-i necâttırlar. Onlar için Rab’leri katında mükâfatları vardır, onlar üzerine hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn da olmayacaklardır. Devamını Oku..

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

5 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk