Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceAv Hadisleri

Av Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

AV KİTABI 3

1- Av Veya Zirâat Köpeği Dışında Kalan Köpekleri Öldürmek Babı 3

2- Av Köpeği, Zirâat Köpeği Ve Davar Köpeği Dışında Köpek Edinmenin Yasaklığı Babı 4

3- Köpeğin Avladığı Av Hayvanı (Hakkında Gelen Hadîsler)  Babı 6

4- Mecûsinin Köpeği Ve Tamamen Siyah Köpeğin Avladığı Av (Hükmünün Beyânı) Babı 7

5- Ok İle Avlanan Av (İn Hükmünün Beyânı) Babı 8

6- Av (Vurulup Da) Bir Gece Bulunamaz, Babı 9

7- Mi'râz (Ucu Sivri Deynek Veya Bir Nevî Ok) İle Avlanan Av (İn Hükmünün Beyânı) Babı 10

Ok, Bıçak, Kılıç, Ucu Sivri Ve Keskin Herhangi Bir Âlet, Saçma, Mermi, Ağaç Ve Taş İle Avlanan Avın Hükmü  10

8- (Etî Yenen) Hayvan Hayatta Olduğu Halde Vücûdundan Kesilen Parça (Nın Murdar Olduğunu Beyân Eden Hadisler)  Babı 11

Yün, Kıl Ve Tüy İle İlgili Hükümler 12

9- Balıkları Ve Çekirgeleri Avlamak Bâbı 12

Çekirgenin Deniz Avı Mı, Kara Avı Mı Sayıldığına Dâir İlmî Görüşler: 14

10- Öldürülmesi Yasak Kılınan Hayvanlar (İn Beyânı)  Babı 14

11- Fiske Ve Sapanla Taş Atma Yasaklığı Babı 15

12- Vezağ  (Yâni Alaca Kelerleri)  —  — Öldürme (Hükmünün Beyânı)  Babı 16

13- Azı Dişi Olan Yırtıcı Hayvanları Yemek Babı 17

14- Kurt Ve Tilki (Etini Yemenin Hükmünün Beyânı) Babı 18

15- Sırtlan (İn Etinin Yenip Yenmeyeceğine Dâir Hadîsler) Babı 18

Âlimlerin Görüşleri: 18

16- Dabb (Yâni Bir Nevî Kelerin Etînî Yemenîn Hükmünün Beyânı) Babı 19

17- Tavşan (Eti Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 21

İlk İki Hadîsten Çıkan Hükümler; 22

18- Deniz Avından Bir Sebep Olmaksızın Ölüp Su Yüzünde Duran   (Kısım Hakkında  Gelen Hadîsler) Babı 22

Câbir (Radıyallâhü Anh)'İn Hadîsinden Çıkan Hükümler: 23

19- Karga (Etînîn Hükmünü Beyân Eden Hadîsler) Babı 23

20- Kedinin Etini Yemenin Yasaklığı)  Babı 24

AV KİTABI

1- Av Veya Zirâat Köpeği Dışında Kalan Köpekleri Öldürmek Babı

3200) Abdullah bin  Muğaffel   (Radtyallâhü onAj'den rivayet edil­diğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) köpekleri öldürmeyi em­retmiş. Sonraı

İnsanların köpeklerle ne işleri var? buyurmuş. Daha sonra insan­lara av köpeğini edinmeleri için ruhsat (yâni izin) vermiştir."

3201) Abdullah bin Muğaffel (Radtyalâhü a»A)'den rivayet edildi­ğine göre :

Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), köpekleri öldürmeyi emretmiş. Sonra:

İnsanların köpeklerle ne işleri var? buyurmuş. Daha sonra insan­lara zirâat köpeği ye el-îyn köpeği edinmeleri için ruhsat vermiştir.

Bindâr  (Yâni müellifin şeyhi Muhammed bin Beşşâr)  dedi ki: El-îyn Medîne-i Münevvere'nin bahçeleridir."[2][2]

İzahı

îbn-i   Ömer    (Radiyallâhü anh) 'in ilk hadîsini   Müslim e   N e s a ı   de rivayet etmişler. îkinci hadisi bunlarla beraber kırmızı   de rivayet etmiştir.

rai 'u""* Ö m e r (*adıyallâhü anh), ilk hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi s-salâtu ve's-selâm) 'in köpekleri öldürmeyi emrettiğini ikin­ci Hadiste ise av köpeği ile davar köpeğinin bu hükmün dışında tutul­duğunu rivayet etmiştir.

Abdullah   bin   Mujıffel    (Radıyallâhü anh) 'in yu-Karoa geçen hadislerinde ise ResûM Ekrem (Aleyhf s-salâtü ve's-selâm)'in, köpekleri öldürmeyi emrettiği, sonra zirâat köpeği ile av köpeği edinmeye izin verdiği belirtilmektedir. Yukarda da ifâde et­tiğim gibi onun bâzı rivayetlerinde koyun köpeğini de edinmeye izin verildiği vârid olmuştur.

Abdullah bin Muğaffel (Radıyallâhü anh) 'in aşa­ğıda gelecek 3205. hadîsine göre Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), yalnız tamamen siyah olan köpeği öldürmeyi emretmiştir.

El-Menhel yazarı "Köpeğin su artığı ile abdest almak" babında

rivayet edilen Abdullah bin Muğaffel (Radıyallâhü anh)'in 3201. hadîsin izahı bölümünde; köpekleri öldürme emrinin ilk zamanlarda olduğunu, sonra siyah köpek ile ısırıcı köpek dışında kalan köpekler hakkındaki bu hükmün neshediîdiğini, yâni yürür­lükten kaldırıldığım beyân ederek buna delil olarak M ü s 1 i m' in rivayet ettiği Câbir (Radıyallâhü anh)'in bir hadisi ile İbn-i Ömer    (Radıyallâhü anh)'in bir hadîsini delil göstermiştir.

Gerek el-Menhel yazarının bu bölümde ve gerekse Tekmile ya­zarının "Av" kitabında naklen beyanlarına göre Kadı Iyâz özetle şöyle demiştir:

"Âlimlerin çoğu av köpeği gibi istisna edilenler hâriç, köpekle­rin öldürülmesi konusunda anılan hadîsle amel etmişlerdir. Mâlik ve cumhurun görüşü budur. Diğer bir kısım ilim adamlarına göre tamamen siyah olan köpekler hâriç, diğer köpekleri öldürme emri oî-sun, tutup saklama ve edinme yasağı olsun neshedilmiştir. Yâni si­yah köpek öldürülmelidir. Diğer köpekler zararlı olmadıkça öldürü­lemez ve ihtiyaç hâlinde edinilebilir.

Kadı Iyâz daha sonra : Bence durum şöyle olmuştur: Re­sûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), önce ne maksatla olursa ol­sun her çeşit köpeği saklamayı yasaklayıp öldürmeyi emretmiştir. Sonra siyah renkli köpeği öldürmeyi emredip diğer köpekleri öldür­meyi yasaklamış ve av, zirâat ve koyun köpekleri dışında kalan kö­pekleri tutup saklamayı yasaklamıştır, der.

Tekmile yazarı da : Âlimler ısırıcı köpek ile kuduz köpeği öldür­menin meşruluğu hususunda ittifak etmişlerdir. Hiç bir zararı olma­yan köpekleri öldürmek hükmü hakkında ise ihtilâf vardır. I m a -mü'I-Haremeyn'e   göre hiç bir zararı olmayan köpeği öldürmek yasaktır. Siyah köpek zararsız ise bu hüküm onun hakkında da uygulanır. Şer-i Şerîf bu şekil üzerinde karar kılmıştır. Fa­kat siyah köpek zararsız olursa öldürülmesinin yasaklığı hakkında bir şeye rastlayamadım. Îmamü'l-Haremeyn siyah kö­pek hakkında neye istinaden böyle söylediğini bilmiyorum, der.[4][4]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhî'm hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi ve Nesâî de rivayet etmişler­dir. Müellifimizin rivayetinde ekin veya davar korumak için edinilen köpek istisna edilmiştir. Diğer bâzı rivayetlerde ise bunlarla bera­ber av köpeği de istisna edilmiştir.Abdullah bin Muğaffel (Radıyallâhü anh) 'in ha­dîsini Nesâî ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. T i r m i z i, Ebû Dâvûd ve Dârimi de hadîsin baş kısmını, yâni kö­pekleri öldürmekle ilgili bölümünü rivayet etmişlerdir.

Bu hadîste köpekler bir ümmet olarak vasıflandırılmıştır. Biz ümmet kelimesini topluluk mânâsına yorumladık. Hadîsin bu cüm­lesi E n' â m sûresinin 38. âyetine bir işarettir. Âyet'in meali şöy­ledir :

"Yerde yürüyen hayvanlar ve kanatlarıyla uçan kuşlar da ancak sizin gibi birer ümmetler (topluluklar) dır. Kitâb'ta biz hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Onlar sonra Rablerine toplanacaklardır."

Köpekler hakkında kullanılan ümmet kelimesi, bir takım yarar­lar için yaratılmış ve yaratıcının varlık ve büyüklüğüne delâlet eden topluluk manasınadır. Hayvanlar ve kuşlar hakkında Âyette kulla­nılan ümmet kelimesi de bu şekilde yorumlanmıştır. Daha geniş bilgi için tefsir kitablarına müracaat edilmelidir.

H a 11 â b i bu hadîsin açıklaması bölümünde : Yâni Resûl-i Ek­rem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bir yaratığın türünü yok etmeyi ar-zulamamıştır. Çünkü Allah Teâlâ'nın yarattığı her yaratığın yaratı­lışının bir hikmeti vardır. Bu itibarla köpek türünün en fenası olan siyah renklisinin Öldürülmesi emredilmiş ve ekin bekçiliği gibi hiz­metlerde kullanılmak üzere diğerlerinin bırakılması istenmiştir, der.

Siyah köpeğin öldürülmesi hikmeti ile ilgili olarak Tekmile ya­zarı :

Çünkü siyah köpek; pek yararlı değil, uykuya düşkün olduğun­dan bekçiliği verimli olmaz ve avcılıkta da başarılı değildir, der.

Köpeklerin öldürülmesi hükmü ile ilgili bilgi bundan önceki bâb-ta geçen hadîslerin izahı bölümünde verilmiştir.

Süfyânbin Ebî Züheyr (Radıyallâhü anh) 'm ha­disini   Buhâri,    Müslim   ve   Nesâi   de rivayet etmişlerdir.[6][6]

3- Köpeğin Avladığı Av Hayvanı (Hakkında Gelen Hadîsler)  Babı

3207) Ebû Salebe el-Huşenî (Radıyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına vararak: Biz Ehl-i Kitâb bir kavmin memleketinde (Şam'da) bulunuyo­ruz. Onların k abların d a yemek yiyiyoruz. Ve biz av diyaıındayız, ben okumla av avlıyorum, eğitilmiş köpeğimle av avlıyorum ve eği­tilmemiş köpeğimle de av avlıyorum, (Ne buyuruyorsunuz?) dedim. Ebû Sa'lebe demiştir ki: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)  (bana) şöyle buyurdu t

Ehl-i Kitâb bir kavmin memleketinde bulunduğunuza dâir anlat­tığın hususa karşı hüküm şudur: Ehli Kitab'm kablanndan başka kablan bulabildiğiniz sürece onların kablannda yemek yemeyiniz.

Eğer onların kablanndan başka kap bulamazsanız onların kablarım yıkayıp içinde yeyiniz. Anlattığın av işine gelince •. Okunla avladığı­nı, Allah adını anarak avla ve ye. Eğitilmiş köpeğinle avladığını da Allah adını anarak avla ve ye. Eğitilmemiş köpeğinle avladığın avı da (diri iken) yetişip boğazlarsan ye."

3208) Adî bin  Hatim (Radtyaüâhü anâj'den;   Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e: Biz köpeklerle av avlayan bir topluluğuz, diyerek bunun hükmü­nü sordum. Buyurdular ki:

Sen eğitilmiş köpeklerini av peşine Allah adını anarak salıverdi­ğin zaman (avı) öldürürlerse, senin için tuttuklarını ye. Meğer ki köpek (o avdan bir şey) yiye. Eğer köpek (ondan bir şey) yiyerse, artık sen yeme. Çünkü ben köpeğin avı kendi nefsi için yakaladığın­dan korkarım. Şayet başka köpekler senin ava saldığın köpeklere karışırsa öldürdükleri avı yeme.

İbn-i Mâcete dedi ki: Ben Ali bin el-Münzir'den şöyle dediğini işittim: Ben elli sekiz defa hac ettim. Bunların çoğuna yaya olarak gidip geldim/'[8][8]

4- Mecûsinin Köpeği Ve Tamamen Siyah Köpeğin Avladığı Av (Hükmünün Beyânı) Babı

3209) Câbir bin Abdillah     (Radtyallâhü anhümâydan;    Şöyle de­miştir :

Biz, onların, yâni mecûsîlerin köpeğinin ve kuşunun avından men edildik."

Not:    Zevftid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Haccâc bin Ertât bulu­nur. Bu râvl, tedllsçidir ve an'ane ile rivayet etmiştir. Tirmizî de bu hadisi rivayet

etmiştir. Ancak onun rivayetinde; «Ve kuşu» parçası yoktur.

3210) Ebû Zer(r-ı Gıfârî)   (Radtyallâhü anhyden: Şöyle demiştir:

Ben tamamen siyah olan köpeği (n durumunu) Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'e sordum. Buyurdu ki: Bir şeytandır."[10][10]

5- Ok İle Avlanan Av (İn Hükmünün Beyânı) Babı

3211) Ebû Salebe el-Huşenî (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildi­ğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (kendisine) :

Okunla avladığın avı ye, buyurmuştur."

3212) Adî bin Hatim (RadtyaUâkü ö«A>'den; Şöyle demiştir: Ben bir kere:

Yâ Resûlallah! Biz şüphesiz ok atıcı (yâni okla avcılık eden) bir kavimiz, dedim. O buyurdu ki:

(Ava) ok atıp (onu) deldîğin zaman deldiğin (av)ı ye."

Not: ZevsUd'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedinde Mücalid bin Satd vardır. Bu râvl zayıftır. Fakat hadîsin aslı Buhârî, Müslim ve diğer hadis kitab-lannda mevcuttur. Ancak ifâde tarzı değişiktir.[12][12]

İzahı

Ebû Sa'lebe (Radıyallâhü anh)'m hadîsini E b û Dâ-vûd,   Nesâi   ve   Ahmed   de rivayet etmişlerdir.

Adi bin Hatim (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinin bir ben­zeri 7. bâbta gelecektir. Diğer hadîs kitablannda da onun benzeri­nin rivayet olunduğunu, orada belirteceğim.

Bu bâbta rivayet edilen iki hadisten çıkan hüküm şudur t

Avcının attığı okun keskin ucuyla yaralayıp öldürdüğü av ölü olarak ele geçirildiği takdirde helâldir. Şayet avcı yetiştiğinde av hayvanı henüz ölmemiş ise boğazlaması gerekir.

Avcının attığı okun başka tarafının değmesiyle Öldürülen av ise taş, sopa ve benzeri bir cismin ağırlığıyla öldürülen av gibi ölü ola­rak ele geçirildiği zaman murdardır, yenmez.

Bu konu 7. bâbta rivayet edilen 3214 ve 3215. hadîslerin izahı bö­lümünde tekrar ele alınıp gerekli izah yapılacağından burada bu ka-darlık bilgi ile yetiniyorum.[14][14]

İzahı

Bu hadisin benzerini Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, Ahmed ve Tahâvi de riva­yet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd1 un rivayetine göre Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

"Sen Allah'ın ismini anarak okunu (ava) atıp da onu ertesi gün bulduğun zaman onu su içinde bulmazsan ve onun vücûdunda okun­dan başka (ölümüne sebeb olabilecek) bir iz bulmazsan onu ye/* bu­yurmuştur.

Bu hadîs, avcının okla vurup da sonradan ölü olarak ele geçir­diği av hayvanını suyun dışında ve vücûdunda okundan başka ölü­me sebeb olabilecek başka bir ize rastlamazsa o avı yiyebileceğine delâlet eder.

A h m e d' in meşhur kavline, Şafii ve Mâlik' den rivayet edilen bir görüşe göre bu âlimler böyle hükmetmişlerdir.

Hanef İler'e göre yukarda anlatılan durumda ele geçiri­len avın helâl olması aşağıdaki şartları gerçekleşmesine bağlıdır:

1. Avcının o avı su içinde bulmaması,

2. Avcının onun vücûdunda attığı oktan başka ölüme sebeb olabilecek bir şeyin izine rastlamaması,

3. Avcının zaruri bir mazeret olmaksızın avı aramayı ihmal et­memesi.

N e v e v i: Yukarda durumu anlatılan av su içinde ölü olarak bulunduğu takdirde âlimlerin ittifakı ile haramdır, der. Çünkü vu­rulan avın aldığı yaradan değil de suda boğulmak suretiyle ölmüş olması muhtemeldir.

H a 11 â b i: de: Şer-i Şerif bir takım şartlar dâhilinde bir şe­ye ruhsat ve izin vermiş, yâni helâl kılmış ise o şartlara riâyet etmek gerekir. Koşulan şartlardan biri gerçekleşmeyince helâl olma hükmü kalkar ve haramlık hükmü gelir. Bir av hayvanı, ok gibi keskin ve yaralayıcı bir şeyle vurulup öldürüldüğü zaman helâl sayılır. Vuru­lan av hayvanı kayıb olup sonradan su içinde bulunursa veya bu­lunduğunda ölümüne sebeb olabilecek başka bir şeyin izine rastlanı-lırsa, onun atılan okla öldüğü kesinlik kazanamaz ve bu yüzden helâl sayılmaz, der.[16][16]

İzahı

Müellifimizin iki senedle rivayet ettiği bu iki hadisin benzeri Kü-tüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur.

Mi'râz t Bu kelimenin mânâsı hakkında değişik açıklamalar ya­pılmıştır. Bâzılarına göre Mi'raz, iki tarafı ince, sivri olup orta kıs­mı kalın ve enli olan ok zan ve kalemidir. Bâzılarına göre ise ağır bir ağaç parçası veya sopadır, çoğunlukla ucunda sivri demir parça­sı bulunur.

Mi'râz hangi şekilde tarif edilirse edilsin hüküm şudur: Böyle bir âlet ava atıldığı zaman sivri ucu avın vücûdunu delip yaralamaksuretiyle öldürürse, avın eti helâldir. Âletin başka bir tarafı ava de­ğip öldürürse av murdar sayılır. Bir taş veya sopanın değmesiyle öl­dürülen hayvan gibidir. Böyle öldürülen hayvan'a Mevkûze ve Vakiz denilir.

Dört mezheb imamları ve Cumhur bu hadîsle amel ederek yukar-daki hükmü vermişlerdir.[18][18]

8- (Etî Yenen) Hayvan Hayatta Olduğu Halde Vücûdundan Kesilen Parça (Nın Murdar Olduğunu Beyân Eden Hadisler)  Babı

3216) İbn-i Ömer (Radtyalâhü anhümâ)'âa.n rivayet edildiğine gö­re; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

(Eti yenen) hayvan hayatta iken vücûdundan bir parça kesilir­se, kesilen kısım murdardır.1'

3217) Temîm-i Dârî (Radtyatlâkü anh)'6en rivayet edildiğine göre: Kesûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Zamanın sonunda develerin hörgüderini ve koyunların kuyruk­larını (diri iken) kesen bir topluluk olacaktır. Bilmiş olun ki bir di­riden ne kesilirse, kesilen kısım murdardır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebû Bekir el-Hüzell vardır. Bu r&vl zayıftır.[20][20]

Yün, Kıl Ve Tüy İle İlgili Hükümler

Eti yenen hayvan hayatta iken kesilen yünü, kılı ve tüyü helâl­dir, temizdir. Kesen, kırpan kişi müslüman olsun, gayri müslim ol­sun farketmez. Âlimler bu hususta ittifak halindedir.   İmâmü'l-

Haremeyn'in   beyânına göre bu hususta müslümanlann icmâ'ı vardır.

Yün, kıl ve tüy murdar bir hayvanın vücûdundan kesilirse bu­nun hükmü hakkında ihtilâf vardır. Şöyle ki:

1. Mâlikîler'e göre bunlar yolmak suretiyle değil de kesmek ve kırmak suretiyle alındığı takdirde temiz sayılır. Eti yen­meyen hayvan ister diri, ister ölü iken kesilen yünü, kılı ve tüyü te­miz sayılır. Hattâ köpek ve domuzun kılı da olsa hüküm aynidir. Etiyenmeyen herhangi bir hayvanın kılı, yünü veya tüyü yolmak sure­tiyle alınırsa, bunların deri tarafında olan uclan necis ve pistir, di­ğer kısmı temiz sayılır.

2. Hanefî   ve   Hanbeli   mezheb âlimleri de   Mâliki-ler   gibi hükmetmişlerdir. Şu farkla ki domuzun kılları necistir, pis­tir, îster yolmak suretiyle, ister kırpmak suretiyle almcin. Keza ister domuz diri iken kılları alınsın, ister ölü iken alınsın hüküm aynidir. Hanbeliler'e   göre köpek de domuz gibidir.

3. Ş â f i i 1 e r' e   göre yün, kıl ve tüy, murdar bir hayvandan alınma veya eti yenmeyen diri bir hayvandan alınma olduğu zaman ister yolmak suretiyle, ister kesmek suretiyle elde edilsin mutlaka ne­cis ve pistir. Onlara göre köpek ve domuz ile bunlardan doğma hay­vanlar necistir.[22][22]

İzahı

t b n-i Ömer (RadıyaHâhü anh)'ın hadisi Zevâid nevinden olup Darekutnî ve Ahmed tarafından da rivayet edil­miştir. Onların rivayet ettikleri metin biraz uzun olup meali şöyle­dir-

dir:

"Biz (mü'minler)e İki ölü hayvanın ve iki kanın yenilmesi helal kılındı: (Bunlar) Balık, çekirge, karaciğer ve dalak (tır)."

Selmân (RadıyaHâhü anh)'ın hadisini Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir.

Bu hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selam), çekirge­lerin Allah'ın askerlerinin ekseriyetini teşkil ettiğini buyurmuştur. Avnü'I-Mabûd yazarının e 1 - K a r i' den naklen beyânına göre maksad, Allah'ın kuşlardan olan askerlerinin ekserisinin çekirge ol­duğunu belirtmektir. Çünkü bilindiği gibi melekler bütün yaratıklar­dan fazladır. Allah Teâlâ bir kavme gazab ettiği zaman onların başına çekirgeleri musallat eder. Çekirgeler onların ekinlerini, sebze ve meyvelerini yiyip kıtlık meydana getirir. O kavim böylece hak et­tiği cezayı bulur.

Bu hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm). "Çekirge­yi yemem, haram da etmem" buyurmuştur. Bu ifâde Onun çekirge etinden tiksindiğini ifâde eder. Lâkin Ebû Davud'un bir ri­vayetinde bu hadis mürseldir. Diğer taraftan Buhârî, Müs­lim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâî' nin rivayet ettikleri bir hadîste; "Abdullah bin Ebî Efvâ (RadıyaHâhü anhümâ) meâlen şöyle der: Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde altı veya yedi savaşta bulunduk, O'nunla beraber çekir­ge yedik."

îbn-i Ebi E v f a' nın hadîsi ve benzeri hadîsler daha kuvvetli bulunduğundan dolayı çekirgenin balık gibi yenmesinin he­lâlliği hususunda icmâ vardır.

N e v e v i: Müslümanlar çekirgenin yenilmesinin helâlliği hak­kında icmâ etmişlerdir. Ebû Hanîfe, Şafiî, Ahmed ve Cumhur demişler ki: Çekirge kim tarafından tutulursa tutulsun, kendi kendine ölsün veya boğazlanmak suretiyle öldürülsün veya baş­ka şekilde öldürülsün mutlaka helâldir. Ahmed bir rivayetin­de ve Mâlik meşhur kavlinde demişler ki: Çekirge kendi ken­dine ölürse veya bir kab içinde ölürse yenmez. Fakat herhangi bir şekilde öldürülürse yenir, diye bilgi vermiştir.

îbn-i Ömer (RadıyaHâhü anhî'ın hadîsinden çıkan diğer bir hüküm de ölü balığın helâl olduğudur. Balık ve diğer deniz hay­vanları ile ilgili geniş bilgi 386 - 388 nolu hadislerin izahı bölümünde verildiği için bunu tekrarlamaya gerek yoktur.

3221) Câbir ve Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anhümâ )'âa.n rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çekirge aleyhinde bed­dua ettiği zaman:

A11 ah im! Çekirgenin büyüklerini helak et, küçüklerini öldür, yu­murtalarını boz, sonunu kes (yâni hepsini yok et) ve ağızlarım mai­şetlerimizden ve rızıklarımızdan tutup bağla. Şüphesiz sen duayı işi-ticisin, buyururdu. Bir adam i

Yâ Resûlallah! Allah'ın askerlerinden biri (olan çekirge) aley­hinde sonunun kesilmesi (yâni türünün yok edilmesi) için nasıl duâ edersin? diye (bunun hikmetini) sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Çekirge, balığın denizde saçtığı bir yaratıktır, buyurdu. (Râvî)  Hâşim demiş ki:   (Râvî)  Ziyâd dedi ki: Balığın çekirge­yi saçtığım gören bir adam bana durumu anlattı."

Not : Ed-Dümeyrî demiş ki : Zevâid yazan bu hadisi Zevâid hadisler arasın­da anmamış ise de bu hadis, yalnız İbn-1 Mâceh'in rivayet ettiği hadîslerdendir,[24][24]

İzahı

Bu hadisi T i r m i z i de rivayet etmiş ve : Ebü'l-Mühez-z i m ' in adı Yezid bin Süf yân' dır. Ş u ' b e onun aleyhinde konuşmuştur, tlim ehlinin bâzısı hirâmh kimsenin çekirgeyi avlamasına ve yemesine ruhsat vermiştir. Bâzı âlimlere göre ise ihrâmh kimse çekirgeyi avladığı veya yediği zaman bir sadaka öde­mesi gerekir, demiştir.

Allah Teâlâ M â i d e sûresinin 96. âyetinde deniz avını avla­mayı ve yemeyi ihrâmlı olan ve olmayan her müslümana helâl kıl­mış ve kara avını ihrâmlı kimselere haram kılmıştır. Âyet-i Kerîme'-nin meali şöyledir:

"Deniz avı ve taamı size de yolculara da geçimlik olarak helâl kılındı. İhrâmlı bulunduğunuz sürece kara avı da size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan sakının."

Çekirge deniz avmdan sayıldığında ihrâmlı kişinin bunu avlama­sı ve yemesi helâl sayılır. Kara avından sayıldığında ise ihrâmh kim­senin onu avlaması veya yemesi haram sayılır.

Bu hadîse göre çekirge deniz avından sayılır. E b û D â -vûd'un başka bir senedle rivayet ettiği bir hadiste, Ebû H ü -r e y r e    (Radıyallâhü anh) :

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : 'Çekirge deniz avın-dandır* buyurdu," demiştir. Fakat ordaki hadîsin senedinde bulunan râvî   Meymûn   bin   Câbân   da zayıf sayılmıştır.[26][26]

Çekirgenin Deniz Avı Mı, Kara Avı Mı Sayıldığına Dâir İlmî Görüşler:

Urve bin Zübeyr (Radıyallâhü anh) ile Ebû S a î d-i H u d r i (Radıyallâhü anh) *a göre çekirge deniz avından sayılır. Do­layısıyla ihrâmlı kimsenin onu avladığı veya yediği zaman herhangi bir cezaya müstehak olması da söz konusu değildir.

Ömer, Osman, îbn-i Abbâs, Mâlik, Hane-filer, Ahmed ve Şafiî (Radıyallâhü anhüm) 'a göre çe­kirge kara avından sayılır ve ihrâmlı kimse avladığı veya yediği za­man cezaya çarpılır. Hanefîler'e göre bu ceza bir çekirge­ye karşılık bir sadakadır. Mâlik, Şafii ve Ahmed'e göre ise ceza, çekirgenin değeri kadardır. îhrâmlının öldürdüğü veya yediği çekirge kaç para değerinde ise bu takdir edilir ve bedelinin beher fitre mikdan bir fakire verilir veya beher fitre yerine bir gün oruç tutulur.[28][28]

İzahı

Bu babın ilk hadisi Zevâid nevindendir. îkinci hadîsi Ebû Dâ-v û d da rivayet etmiştir. Bu iki hadîs, göçegen kuşu, kurbağa, ka­rınca, çavuş kuşu ve bal arısını öldürmenin yasak olduğuna delâlet eder,

Avnü'l-Mabûd yazan tbn-i Abbâs (Radiyallâhü anh) *ın hadîsinin izahı bölümünde özetle şu bilgiyi verir:

"Ed-Dümeyri: Maksad S ü 1 e y m â n İ diye tanınan büyük karıncalardır. Nitekim el-Hattâbî ve el-Bağavî de böyle demişlerdir. Küçük tip karıncaların ise Öldürülmesi caizdir. M â 1 i k ' e göre karıncayı öldürmek mekruhtur. Ancak zarar verir ve öldürmekten başka hiç bir çâre bulunmazsa o zaman mekruh de­ğildir. İbn-i Ebi Zeyd'e göre ise zarar verdikten sonra ka­rıncayı öldürmekte kerahat yoktur, diye bilgi vermiştir.

H a t t â b î de : Karıncayı öldürme yasağı sadece iri yapılı ve uzun ayaklı nevine mahsustur. Çünkü bu nevî karıncanın zararı az­dır ve pek eziyet etmez. Bal arısını öldürme yasağı sebebi ise ondaki yarardır. Göçegen kuşu ile çavuş kuşunu öldürme yasağının sebebine gelince, bu iki kuşun etini haram kılmak içindir. Çünkü bir hayvanı öldürmek yasaklandığı ve bu yasaklama ondaki zarar veya yararla ilgili olmadığı zaman, etini yemenin haram kılınması için olur. Ayrı­ca çavuş kuşu etinin fena kokulu olduğu da söyleniyor. Göçegen ku­şunu ve sesini de Araplar uğursuz sayarlar, diye bilgi vermiştir." (Avnü'l-Mabûd'dan naklen verilen bilgi burada bitti.)

İlk hadîs, kurbağayı öldürmenin de yasak olduğuna delâlet eder. Bu hadîsin senedi zayıf ise de Ebû D â v û d ve N e s â î ile başkasının rivayet ettikleri Abdurrahman bin Osman (Radıyallâhü anh)'m bir hadîsine göre bir tabîb kurbağayı bir ilâç­ta kullanmak için Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'den izin istemiş. Fakat Resûl-İ Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) o tabibi kurbağayı öldürmekten men etmiştir. Bu iki hadis, kurbağanın eti­nin helâl olmadığına ve kurbağanın deniz avından sayılmadığına de­lâlet eder.

Bu babın son hadîsini Buharı, Müslim, Ebû D â -vûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Avnü'l-Mabûd yazan bu hadîsin izahı bölümünde şu bilgiyi verir:

"Kurtubî hadîste sözü edilen peygamber'in M û s â (Aley-hisselâm) olduğunu söylemiştir. Diğer bir kavle göre D â v û d (Aleyhisselâm) 'dır.

N e v e v î de: Bu hadis, sözü edilen peygamberin şeriatında kanncayı öldürmenin ve ateşte yakmanın câizliği anlamında yorum­lanır. Buna göre Allah Teâlâ o peygamber'! kendisini ısıran karıncayı öldürmesi ve ateşte yakması nedeniyle değil de diğer karıncalan öl­dürüp yakmasından dolayı kınamıştır, der.Kurtubi:   Hadîste sözü edilen peygamber,   M û s â   bin İ m r â n    (Aleyhisselânı) 'dır.   M û s â   bir kere : Allahım! Sen köy halkım işledikleri günahlar nedeniyle tazîb ve helak ediyorsun. Hal­buki aralarında sana itaat eden kulların da vardır, itaatkâr olanları bu meyanda helak ediyorsun, demiş. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle),   M û s â' ya   bir örnek göstermeyi dilemiş olacak ki,   M û -s â' nın   başına bir sıcak havayı musallat etmiş, nihayet   M û s â bir ağacın gölgesinde serinlenmek istemiş. Ağacın yanında da karın­ca yuvası bulunuyormuş.   M û s â   tatlı bir uykuya daldıktan son­ra bir karınca onu ısırmış. Bunun üzerine   M û s â   da karıncaları öldürüp yuvalarını ateşe vermiş. Allah böylece, ilâhî azabın günah' kâr kullar ile itaatkâr kullara şümullü olmasının bir örneğini ona göstermiştir. Bir toplumu kaplayan ilâhî azap itaatkâr kullar için rahmet, mağfiret, bereket ve hatâlardan arınma, ve ilâhî mükâfata vesîle olurken, günahkâr kullar için ceza, hüsran ve felâket olur.

Durum bu olunca bu hadîs, kanncayı öldürmenin yasaklığına de-lîl sayılmaz. Çünkü sana zarar veren kimsenin zararını defetmek se­nin meşru hakkındır. Bu nedenle zaran dokunan hayvanı öldürmek­te bir sakınca yoktur, der.

Hadîsin bâzı rivayetlerinde; "Niçin yalnız bir karıncayı (yâni seni ısıran karıncayı) öldürmekle yet inmedin" bu-yurulmuştur. Bu cümle eziyet eden hayvanı öldürmenin câizliğine de­lâlet eder.

Eziyet eden hayvanı ateşte yakmak suretiyle cezalandırmak o peygamber'in şeriatında var ise de bizim Peygamberimizin şeriatin-de yoktur. Çünkü bir hadiste;  "Allah'tan baş­ka hiç kimse ateşle tazîb yetkisine sâhib değildir"   buyurulmuştur Bu itibarla herhangi bir hayvanı ateşte yakmak caiz değildir.

Yukardaki bilgi     ed-Dümeyrî' den   naklen verilmiştir.[30][30]

İzahı

Müellifimizin iki senedle rivayet ettiği Abdullah (Radı-yallâhü anh) 'in bu hadislerini Buharı, Müslim ve Ebû D â v û d da rivayet etmişlerdir. Müellifimizin 17 nolu hadisi de bu babın ilk hadîsine benzer. Hadîsin mânâsı ile ilgili gerekli bilgi ora­da verilmiştir.

Nevevi, bu hadîsin izahı bölümünde : Bu hadîs, şehâdet par­maklan veya bir şehâdet parmağı ile bir büyük parmak arasında taş tutup fırlatmanın yasaklısına delâlet eder. Çünkü böyle taş atmak­ta hiç bir yarar yoktur, bilâkis zararı olabilir. Yararının olmayışı ve zararlı oluşu bakımından buna benzer durumunda olan diğer işler de böyledir, ayni hükme tâbidir.

Hadîsten çıkan diğer bir hüküm: Düşmanla savaşmakta veya av avlamakta işimize gelen, faydalı şeyler meşrudur, caizdir. Bü­yük kuşları saçmayla avlamak buna örnek gösterilebilir. Av tüfe­ğiyle ateş edildiğinde genellikle öldürülmeyip yaralı olarak ele geçi­rilmesi kuvvetle muhtemel olan dayanıklı büyük kuşları bu şekilde avlamak caizdir. Avcı kuşa yetişip yaralı olarak ele geçirip henüz ölmemiş iken boğazlarsa o av helâldir. Fakat saçmaların değmesiyle can veren küçük kuşları bu şekilde avlamak haramdır. Çünkü eti yenemez ve dolayısıyla yararsız bir iş yapılmış olur.

Abdullah1 m: Artık ebedî olarak seninle konuşmayacağım, sözü bile bile Resül-i Ekrem CAleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yolunu bırakan, fâsık ve bid'at düşkünü kimselerle ilişkiyi kesmenin onlar­la konuşmamanın câizliğine delâlet eder. Üç günden fazla bir süremüslümana küs durmanın yasaklığma dâir hadis, kişisel mes'eleler ve dünya işleri yüzünden küs kalan kimseler hakkındadır. Bid'at eh­lini ve benzerlerini terketmek ve onlarla konuşmamak yasak değildir, diye bilgi verir.[32][32] — Öldürme (Hükmünün Beyânı)  Babı

3228) Ümmü Şerîk (Radıyallâhü anhâ)'düTi rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  alaca kelerleri öldür­meyi kendisine emretmiştir."

3229) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlîulah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kim bir alaca keleri ilk darbede (vuruşta) öldürürse o kimse için şu kadar sevab vardır. Kim bir alaca keleri ikinci darbede öldürürseo kimse için (birincisinden az) şu kadar cevab vardır. Ve kim bir alaca keleri üçüncü darbede öldürürse o kimse için (ikinci defada-kinde anlattığı sevabtan az) şu kadar sevab vardır."

3230) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  alaca kelere fâsıkcık buyurdu."

3231) Fâkih bin el-Müğîre'nin âzadh  cariyesi  Sâİbe  (Radıyallâhü ankâ) 'dan rivayet edildiğine göre :

Kendisi bir kere Âişe (Radıyallâhü anhâ)'mn yanına girmiş ve odasında bir tarafa konulmuş bir mizrâk görmüş. Bunun üzerine (Hz. Âişe'ye) :

Ey mü'minlerin anası! Sen bu mizrakla ne yapıyorsun? diye sor­muş. Âişe (Radıyallâhü anhâ) da t

Biz bununla şu alaca kelerleri öldürüyoruz. Çünkü İbrahim (Pey­gamber) ateşe atıldığı zaman alaca kelerler hâriç, yer yüzünde olan bütün hayvanların o ateşi söndürdüklerini, fakat alaca kelerlerin İb­rahim aleyhine (ateşe) üfürdüğünü Allah'ın Peygamberi (Hz. Mu-hammed) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize haber verdi. Sonra Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) alaca keleri öldürmeyi em­retti."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Âişe (R.A.)'nın hadîsinin senedi sahih ve râvileri sıka zâtlardır.[34][34]

13- Azı Dişi Olan Yırtıcı Hayvanları Yemek Babı

Sibâ: Sebü'ün çoğuludur. Sebü: Dört ayaklı, yırtıcı hayvandır. Kamus sahibi böyle tarif etmiştir.

Nâb: Azı dişi manasınadır. Bunun çoğulu ise Enyâb'dır. Mıhleb : Kuş ve yırtıcı hayvanların pençesi  manasınadır.

Bu bâbta rivayet edilen hadisler, azı dişi bulunan yırtıcı hayvan­lar ile tırnaklı ve pençeli kuşları yemenin haramhğını beyân eder.

3232) Ebû Salebe el-Huşenî (RadtyaUâhü anlı)'âen rivayet edildiği­ne güre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) azı dişi olan yırtıcı hay­vanları yemeyi yasaklamıştır.

(Râvi) Zühri: Ben Şam'a girinceye kadar bu hadîsi (Hicaz âlim­lerinden) işitmemiştim, demiştir."

3233) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)y(\en rivayet edildiğine göre, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Azı dişi olan yırtıcı hayvanların hepsinin etini yemek haramdır, buyurmuştur."

3234) İbn-İ Abbâs (Radtyallâhü anhüntâ)'dan;  Şöyle demiştir:

Resuluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yırtıcı hayvanlardan azı dişi olanların hepsini yemeyi ve kuşlardan tırnaklan, pençeleri olan­ların hepsini (yemeyi) Haybertin fethi) günü yasak kıldı."[36][36]

14- Kurt Ve Tilki (Etini Yemenin Hükmünün Beyânı) Babı

3235) Huzeyme bin Cez' (Radtyallâhü ank)'âen; Şöyle demiştir: Ben (bir kere) :

Yâ Resûlallah! Ben kara hayvanların hükmünü sormak üzere hu­zura geldim. Tilki hakkında ne buyurursunuz? dedim. Resûl-i Ekrem

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Tilkiyi kim yiyer? buyurdu. Ben t

Yâ Resûlallah! Kurt hakkında ne buyurursunuz? dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Kendisinde hayır (takva) bulunan bir kimse kurt yiyer (mi)? bu­yurdu."

Tirmlzl'nin anlattığı gibi bu hadls'In senedi zayıflıktan boş değildir. Zevâİd'de de bunun zayıflığına işaret edilmiştir.[38][38]

15- Sırtlan (İn Etinin Yenip Yenmeyeceğine Dâir Hadîsler) Babı

3236) Abdurrahman bin Ebî Ammâr (Radtyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:

Ben, Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ) 'ya sırtlanın hük­münü sorarak: Sırtlan bir av mıdır? dedim. Câbir; evet, dedi. Ben: Onu yiyebilir miyim? dedim. Câbir; evet, diye cevab verdi. Ben: Bu, Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den işittiğin bir şey mi? diye sordum. Câbir; evet, dedi."

3237) Huzeyme bin Cez' (Radtyallâhü anhyûçn; Şöyle demiştir: Ben (bir kere) :

Yâ Resülallah! Sırtlan hakkında ne buyurursunuz? dedim. Re-sûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Sırtlanı kim yiyer? buyurdu."[40][40]

Âlimlerin Görüşleri:

Avnü'l-Mabûd yazan bu babın ilk hadisinin izahı bölümünde özetle şöyle der:

"Bu hadis, sırtlanın etini yemenin helâl olduğuna delâlet eder. Şafiî   ve   Ahmed   bu hadisle amel etmişlerdir.   Şafiî:   Halköteden beri Safa ile M e r v e arasında sırtlan etini satagel-mişler ve yemişlerdir. Kimse onlara itiraz etmemiştir. A r a b 1 a r da onun etini güzel kabul edip övmüşlerdir, der.

Alimlerin ekserisi ise sırtlanın etini haram sayarak: Sırtlan Se-bu\ yani azı dişi olup et yiyen yırtıcı hayvanlardandır. Resûl-i Ek­rem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) de azı dişi olan Sebu\ yâni yırtıcı hayvanların etini yemeyi yasak kılmıştır, diye delil göstermişlerdir. Ayrıca Huzeyme bin Cez' (Radıyallâhü anh) 'in (3237 no-lu) hadisini delil göstermişlerdir.

Şâfİİ ve A h m e d ise bu delillere karşı: Bu hadîs, yâni İbn-i Ebî Ammâr (Radıyalâhü anh) 'm hadîsi, azı dişi olup yırtıcı olan hayvanların etinin yasaklığına dâir hadîslerin hükmünü husûsîleştirmiştir. Esasen sırtlan saldırgan hayvanlardan olmadığı için Sebu* nevinden sayılmaz. Huzeyme (Radıyallâhü anh) 'in hadisi ise zayıftır, demişlerdir.

H a 11 â b i de: Sırtlanın etini yemek hususunda âlimler ihti­lâf etmişlerdir. Sa'd bin Ebi Vakkas (Radıyallâhü anh) 'm sırtlanın etini yediği ve İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'm sırtlanın etini helâl saydığı rivayet olunmuştur. A t â , Şa­fii, Ahmed, îshâk ve Ebû Sevr, sırtlanın etini helâl sayan âlimlerdendir. Re'y ehli ile Mâlik ve S e v r İ bun­dan kerâhat edenlerdendir. Said bin el-Müseyyeb (Ra­dıyallâhü anh) 'den de bu hüküm rivayet olunmuştur, der."

Hanefiler'in re'y ehli olduğunu belirtmeyi uygun buldum. Yâni Hanefi mezhebine göre sırtlanın eti yenmez. Çünkü, et yiyen ve azı dişi bulunan hayvanlardandır, kurt ve arslan gibi sa­yılır.

Müellifimizin 3085 nolu hadisi ile 3236 nolu hadîsi arasında bir ilgi vardır. Oraya da bakılmalıdır.[42][42]

İzahı

Sabit (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Ebû Dâvûd ve N e s â î de rivayet etmişlerdir. C â b i r {Radıyallâhü anh)'in ha­disi Zevâid nevindendir. Fakat Mü s 1 i m de bunun bir benzeri­ni rivayet etmiştir.   Müslim' deki   rivayet meâlen şöyledir:

"... Câbir (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Ömer bin el-Hattâb {Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:

Şüphesiz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Dabb (ke­ler)! haram etmedi. Allah (Azze ve Celle) bâzı kimseleri kelerden yararlandırıyor. Hakikaten çobanların tümünün yiyeceği bundandır. Ve eğer benim yanımda olsaydı yiyerdim."

Ebû S a i d (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Müslim ve Ahmed   de rivayet etmişlerdir.   Hâlid   bin   el-Velîd

(Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd   ve   Nesâî   de rivayet etmişlerdir.   Ibn-1   Ömer

(Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ise T i r m i z i tarafından da rivayet olunmuştur.

Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Dabb'ın, yâni bir nevi kelerin etini yemenin helâl olduğuna delâlet eder. Nevevi Müslim'in şerhinde: Müslümanlar, Dabb denilen keler nevinin etini yemeninhelâl olduğu ve bunda bir mekruhluğun bulunmadığı hususunda it­tifak etmişlerdir. Ancak Ebû Hanîfe' nin arkadaşlarına gö­re bunun etini yemek mekruhtur. Kadı İyâz'ın naklen be­yânına göre bâzıları da bunun haram olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşün sıhhatli bir kaynağa dayandığım sanmıyorum. Dayansa bile bu nasslara karşı zayıf kalır. Ve daha önceki ilim ehlinin icmâına muhalif olur, der.

El-Hâfız da Nevevi' nin yukardaki sözlerini naklet­tikten sonra : İbnü'l-Münzir bunun etini yemenin haram-lığı hükmünü A 1 i (Radıyallâhü anhVden nakletmiştir. A 1 i (Radıyallâhü anh) muhalif olunca onsuz icmâ oluşur mu? der.

Hanefî âlimlerden imâm T a h â v i de Maânı'l-Âsâr'da: Bu hadîsler, Dabb'ın etini yemekte bir sakınca bulunmadığına delâ­let eder. Ben de bununla hükmederim, demiştir.

Kelerin meshedilmiş israil oğullarının neslinden olması ihtimâline dâir hadis ile ilgili olarak Îzzü'd-Dîn bin Ab-disselâm   şöyle der:

Meshedilen bir topluluğun üç günden fazla yaşamadığı ve neslini devam ettiremediği yolunda vârid olan hadis ile bu hadîs arasında görülen ihtilâfa cevaben şöyle denilir: Resûl-i Ekrem   (Aleyhi's-sa-lâtü ve's-selâm) bazen bir konu hakkında özlü haber verirdi. Sonra da bunu açıklığa kavuştururdu. Nitekim   D e c c â 1   hakkında önce "Ben aranızda iken Deccâl çıkarsa onu ben mağlûp ederim" buyur­muş. Sonra   D e c c â 1' in   son zamanlarda çıkacağını haber ver­miştir. Bu mesele de böyledir. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) önce mesih durumunu bildirmiş; o sıralarda meshedilmiş ümmetin üç günden fazla yaşıyamadığını ve neslini devam ettiremediğini bile­memiş. O'nun kelerle ilgili buyruğundaki zannı böyle idi. Sonra mes­hedilmiş ümmetin üç günden fazla yaşamadığı ve neslini devam et­tiremediği bilgisi Allah tarafından O'na verilmiştir.

Bir Hâl Tercemesi

İlk hadisin râvisi Sabit bin Yezid (R.A.), bâzı rivayetlerde Sabit bin Vedia, diğer bâzı rivayetlerde Sabit bin Yezid bin Vedia şeklinde geçmektedir. Tirmizî; Vedia, Sâbit'in anasıdır, Yezîd de onun babasıdır. Hazreç kabilesinden olup künye­si Ebû Said'dir. Büyük sahâbîlerdendir. İki tane hadisi vardır. Râvileri de Berâ ve Zeyd bin Veheb'tir. Ebû Dâvüd, Nesâl ve îbn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa, 57)[44][44]

İzahı

E n e s (Radıyallâhü anh)'ın hadisi Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir. Muhammed bin Safvân (Radıyal­lâhü anh) 'in hadîsi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi, îbn-i Hibbân ve Hâkim tarafmdan da rivayet edilmiş-tir. Huzeyme (Radıyallâhü anh)'m hadîsine başka yerde ras-lamadım.

E n e s (Radıyallâhü anh) 'm hadîsinde geçen "Merrü'z-Zahrân" Nevevi' nin beyânına göre Mekke-i Mükerreme'ye yakın bir semtin ismidir.

"Verik" oyluğun üst tarafıdır. "Acüz" da bir şeyin arkası, sonu ve kalçası mânâlarına gelir. Burada tavşanın budlannın üst tarafı mânâsı kasdedilmiştir.

Bu babın ilk iki hadisi tavşan etini yemenin helâllığına delâlet eder. Son hadise göre Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) «Ben tavşan etini yemem» buyurmuştur. Fakat bu hadisin senedi za­yıftır. Çünkü râvî Abdülkerim bin Ebi'l-Maharik kuvvetli değildir. Bu durum 3235. hadîs bölümünde anlatılmıştır. Bu itibarla bu hadis sabit sayılamaz.

E 1 - H â f ı z : Âlimler tavşan etini yemenin câizliği üzerinde ittifak etmişlerdir. Ancak sahâbîlerden Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhî, tabiîlerden tkrime ve fıkıhçılardan M u-hammed bin Ebl Leylâ' dan naklen beyân edildiğine göre bu üç zât tavşan etini yemeyi mekruh görmüşlerdir, der.[46][46]

18- Deniz Avından Bir Sebep Olmaksızın Ölüp Su Yüzünde Duran   (Kısım Hakkında  Gelen Hadîsler) Babı

Tâfi: Su yüzüne çıkıp da batmayan şey manasınadır. Tâfî balık ise, bir sebep olmaksızın denizde ölen balığa denilir. N e v e v İ böyle tarif etmiştir. El-Menhel yazarı "Deniz suyu ile abdest almak" babında rivayet edilen (3246) nolu Ebû Hüreyre (Radıyal-lâhü anhJ'ın hadisinin izahı bölümünde Tâfi balık ile ilgili olarak özetle şöyle der: Hanefi âlimlere göre bir sebep olmaksızın ölüp su yüzünde duran ve karın kısmı yukarda kalan balık helâl de­ğildir. Buna Tâfî balık denilir. Bir sebep olmaksızın ölüp su yüzüne çıkan, fakat sırt kısmı yukarda duran balık tâfî sayılmaz ve suyun soğukluğu veya sıcaklığı gibi bir sebeple ölen balık gibi yenir. Bu hükmün dayanağı ise C â b i r (Radıyallâhü anh) 'in — 3247 nolu — hadisidir. Ölen balık şişmiş vaziyette olup da zararlı hâle gelmiş ise tüm âlimlere göre haramdır, eti yenmez.

Bir sebep olmaksızın, yâni kendiliğinden ölüp de su yüzünde du­ran ve tâfî diye isim verilen balığın etinin yenip yenmeyeceği hak­kındaki ilmi görüşleri bu bâbta rivayet edilen hadîslerin izahı bölü­münde verilecektir.

3246) Ebû Hüreyre (Radıyaliâhü anft/den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S eli em) :

Denizin suyu temizleyici (yâni abdestsizliği ve pisliği giderici) -dir, meytesi (yâni boğazlanmadan ölen avı) helâldir, buyurmuştur.

(Müellifimiz) Ebû Abdillah dedi ki: Ebû Ubeyde el Cevâd'dan bana ulaştığına göre kendisi şöyle dedi: Bu hadîs ilmin yarısıdır. Çünkü dünya kara ve denizdir. Bu hadîs, sana deniz hakkında fetva verdi. Kara (ya âit fetva) kaldı

3247) Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Deniz suyunun sahile attığı ve geri çekilmekle sahilde bıraktığı avı yeyiniz. Denizde ölüp de su yüzüne çıkan (av)ı yemeyiniz."

Not: Ed-Dümeyrî şöyle demiştir: Bu hadis, hafızların ittifakı ile zayıftır, delil olmaz, çünkü Yahya bin Süleym et-Tâifî'nin rivâyetindendir.[48][48]

Câbir (Radıyallâhü Anh)'İn Hadîsinden Çıkan Hükümler:

1. Deniz suyunun sahile attığı ve sahilde ölen deniz avı helâl­dir, murdar sayılmaz.

2. Deniz suyunun geri çekilmesi suretiyle sahilde susuz kalıp ölen deniz avı helâldir, murdar sayılmaz.

3. Tâfi balık, yâni suda sebebsiz olarak ölüp su yüzünde kalan balık helâl değildir. Bu hükümle ilgili bilgi ve ilim ehlinin görüşleri yukarda anlatıldı.[50][50]

İzahı

Bu babın iki hadisi de Zevâid nevindendir, karganın etini yeme­nin haramlığına delâlet eder. Müellifimizin 3087 ve 3088. hadîslerin­de öldürülmesi emrolunan hayvanlardan birisi de kargadır. Karga'ya ve hadîste anılan hayvanlara fâsık denilmesi sebebi ve karga'mn öl­dürülmesi hükmü ile ilgili bilgi orada verildiği için burada tekrarlan­masına gerek görmüyorum.

tik hadîste Ömer (Radıyallâhü anh) 'in: "Allah'a and olsun ki karga temiz yiyeceklerden değildir" sözü M ü' m i n û n sûre­sinin 51. âyetine işarettir. Bu âyette Allah Teâlâ;"£y Resuller temiz (yiyecek) lerden yeyiniz...*' buyurmuştur. Ümmetler de peygamberlerinin izlerini takip etmek durumundadır. Dolayısıyla temiz sayılmayan yiyeceklerden yi­yemezler.[52][52]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizî ve Beyhakî de rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd ve Nesâi de bunun benzerini rivayet etmiş­lerdir. Bu hadîs kedi etini yemenin haramhğına ve kediyi satmanın yasakhğına delâlet eder. Kedi etinin yasaklığı hükmü hususunda ilim ehlinin ittifakı vardır. Kedinin satışı konusu ise müellifimizin 2161. hadîsinin izahı bölümünde işlenmiştir. Oraya bakılmalıdır.

[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/548-550

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/552-553

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/554-556

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/558-562

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/563-565

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/566

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/567-568

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/569-570

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/572

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/574-575

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/576-578

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/579-580

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/580-581

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/582-584

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/586-587

[32][32] 16. babın girişine bakılsın.

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/590-592

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/593

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/594-595

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/595-596

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/601-602

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/605

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/606-607

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/609

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/611

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/611-612

[53][53] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/612

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

28 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk