Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceCenazeler Hadisleri

Cenazeler Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

CENÂİZ (CENAZELER) KİTABI 6

1 - Hasta Ziyareti Hakkında Gelen Hadîsler Babı 6

2 - Bir Hastayı Ziyaret Edenin Sevabı Hakkında Gelen Hadisler Babı 8

3 - Ölüye (Ölüm Döşeğinde Olana) Tevhîd Kelimesini Telkin Etmek Hakkında Gelen Hadîslee Babı 9

Definden Sonraki Telkînin Hükmü. 10

4 - Hasta Ölüm  Döşeğine Düştüğü Zaman Onun Yanında Ne Konuşulacağı Hakkında Gelen Hadisler Babı 10

Okunan Kurandan Ölü Yararlanır Mı? 12

İzahı 13

5 - Mü'min Can Çekişirken Ecir Kazanır Hakkında Gelen Hadisler Babı 14

6 - Ölünün Gözlerinı Kapatmak Hakkında Gelen Hadisler Bâbi 15

7 - Ölüyü Öpmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 15

8 - Ölüyü Yıkamak Hakkında Gelen Hadisler Babı 16

9 - Erkeğin Kendi Hanımını Ve Kadının Kendi Kocasını Yıkaması Hakkında Gelen Hadisler Babı 19

10 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem)'În (Cenazesini)   Yıkamak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 20

11 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem'in Kefeni Hakkında Gelen Hadîsler Babı 21

Kadının Kefeni 22

12 - Müstehab Olan Kefen Hakkında Gelen Hadîsler Babı 23

13 - Ölüye Kefenlerine Dâhil Edildiği Zaman Bakmak Hakkinda Gelen Hadis Babı 24

14 - Nai  (Ölümü Câhiliyyet Devrine Göre İlân Etmekjden Nehiy Hakkında Gelen Hadis Babı 24

15 - Cenazelerde Hazır Bulunmak Hakkında Gelen Hadisler Babı 25

16 - Cenazenin Önünde Yaya Yürümek Hakkında Gelen Hadisler Babı 27

17 - Cenazeye  Katılmak Üzere  Bâzı Elbiseleri Soymaktan Nehiy Hakkında  Gelen Hadis Babı 28

18 - Cenaze Hazırlandığı Zaman Tehir Edilmemesi Ve Arkasında Ateş Götürülmemesi Hakkında Gelen Hadîsler Babı 28

19 - Üzerinde Müslümanlardan Bir Cemâatin   Namaz  Kıldığı  Cenaze Hakkında Gelen Hadisler Babı 29

20 - Ölüyü  Övmek  Hakkında Gelen Hadisler Babı 30

21  - İmâmın Cenaze Namazını Kıldıracağı Zaman Nerede Duracağı Hakkında Gelen Hadisler Babı 32

22 - Cenaze Namazındaki Kıraat Hakkında Gelen Hadisler Babı 33

Âlimlerin, Cenaze Namazında Fatiha Okumak Hakkında Görüşleri 33

23 - Cenaze Namazındaki Duâ Hakkında Gelen Hadisler Bâb1. 34

24 - Cenaze  Üzerinde   (Kılınan   Namazda) Dört Tekbir Almak  Hakkında Gelen Hadîsler Babı 36

25 -  (Cenaze Namazında)   Eeş Defa Tekbîr Alan Hakkında Gelen Hadîsler Babı 37

Tekbirlerde Eller Kaldırılır Mı ? 38

26 - Çocuk Üzerinde Cenaze Namazı Kılmak Hakkında Gelen  Hadisler Babı 38

27 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellemj'in Oğlu Üzerinde Cenaze Namazını Kılmak Ve Ölümünü Anlatmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 39

28 - Şehitler Üzerinde Namaz Kılmak Ve Onları Defnetmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 40

Şehidlerin Yıkatılması Ve Namazlarının Kılınması Hakkında Âlimlerin Görüşleri 42

Diğer Cenazelerin Bir Şehirden Başka Bir Şehre Nakledilmeleri 43

29 - Mescidde Cenazeler Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadisler Babı 43

Cenaze Namazının Mescidde Kılınması Hakkında Âlimlerin Görüşleri 44

30 - Ölü Üzerinde Namaz Kılmanın Ve Ölüyü Defnetmenin Yasak Olduğu Vakitler Hakkında Gelen Hadisler Babı 45

31 - Kıble Ehli Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Bir Bâb. 46

32 - Kabir Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadisler Babı 49

33 - Necâşî  (Radıyallâhü Anh) Üzerinde (Kılınan) Namaz Hakkında Gelen Hadîsler Babı 51

34 - Cenaze Namazını Kılanın Ve Defnini (N Sonuna Kadar) Beküyenin Sevabı Hakkında Gelen Hadîsler Babı 53

35 - Cenaze İçin Ayağa Kalkmak Hakkında Gelen Hadisler Babı 54

Cenaze Mezarlığa Götürülünce Cemâat Ne Zaman Oturur ? 56

36 - Mezarlığa Girildiği Zaman Ne Söyleneceği Hakkında Gelen Hadîsler Babı 56

37 - Mezarlıkta Oturmak Hakkında Gelen Hadisler Babı 58

38 - Ölüyü Kabre Sokmak Hakkında Gelen Hadisler Babı 58

39 - Lahdin Müstehablıg1 Hakkında Gelen Hadîsler Babı 60

40 - Şak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 61

41 - Kabri Kazmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 62

42 - Mezarda İşaretin Bulunması Hakkında Gelen Hadis Babı 62

43 - Kabirler Üzerinde Bina Yapmak, Kabirleri Kireç İle Yapmak Ve Kabirler Üzerinde Yazı Yazmaktan Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı 63

44 - Defin Esnasınua Kabre Toprak Atmak Hakkında Gelen Hadîs Babı 64

45 - Kabirler Üzerinde Yürümek Ve Oturmanın Nehiyi Hakkında Gelen Hadisler Babı 65

46 - Mezarlıkta Ayakkabıları Soymak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 66

47 - Kabirlerin Ziyareti  Hakkında Gelen Hadîsler Babı 66

48 - Müşriklerin Kabirlerini Ziyaret Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Bâb1. 67

49 - Kadınları, Mezarları Ziyaret Etmekten Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı 70

50 - Kadınların Cenazeleri Takip Etmeleri Hakkında Gelen Hadisler Babı 71

51 - Niyâhat (= Ölü İçin  Yüksek Sesle Ağlamak) Tan Nehiy Hakkında Bir Bâb. 72

52 - Yanakları Dövmek Ve Yakaları Yırtmaktan Nehiy Hakkinda Gelen Hadîsler Babı 73

53 - Ölü Üzerinde Ağlamak Hakkında Gelen Hadisler Babı 75

54 - Üzerinde Edilen Niyâhatla Ta'zib Edilen Ölü Hakkında Gelen Hadisler Babı 77

55 - Musîbet Üzerinde Sabretmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 79

56 - Başına Musibet Gelene Ta'ziyette Bulunanın Sevabı Hakkında Gelen Hadisler Babı 81

Ta'ziyet Zamanı Hususunda Alimlerin Görüşleri 82

57 - Evlâdının Ölümü Musibetini Görenin Sevabı Hakkında Gelen Hadîsler Babı 82

58 - Sıkt (= Düşük Çocuk) Musibeti Başına (Gelen Hakkındaki Hadisler Babı 84

59 - Ölünün Ev Halkına Gönderilen Yemek Hakkında Gelen Hadisler Babı 84

60 - Ölünün Ev Halkının Yanında Toplanmaktan Ve   (Ölünün Ev  Halkı Tarafından)   Toplanan Halka Yemek Yapmaktan Nehîy  Hakkında Gelen Hadîs  Bâki 85

61 - Gurbette Ölen Kimse Hakkında Gelen  (Hadîsler)   Babı 86

62 - Hasta İken Ölen Kimse Hakkında Gelen Hadisler Babı 87

63 - Ölünün Kemiklerini Kırmaktan Nehiy Hakkında Bir Bâb. 87

64 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) İn (Son) Hastalığının Anlatılması Hakkında Gelen Hadîsler Babı

CENÂİZ (CENAZELER) KİTABI

Cenâiz: Cenazenin veya cînâzenin çoğuludur. Ölü demektir. Yâ hut ciriâze ölüye denir. Cenaze de na'şa denir. Bunun tersi de olabi­lir. Ölü ile tabut ve benzerinin toplamına da denilir. Kamus sahibi bu mânâların tümünü bildirmiştir.[2][2]

İzahı

T i r m i z i    ve    A h m e d    de bunu rivayet etmişlerdir.

Ma'ruf : Şer'an ve dînen güzel sayılan şeydir   Bâzıları buradaki "Ma'ruf'u öyle yorumlamışlardır. Câmiü's-Sağîr sârini el-Azîzî, böy

le yorumlayanlardandır. Hadîste zikredilen altı hak bu mânâda ma' ruftur  Yâni şer'an ve aklen güzel şeylerdir

S i n d î    ise ma'rufu örf ve âdet veçhiyle yerine getirilmesi bek lenen şeydir, diye yoi nmlamıştır.

Hadisin zahirine göre bu haklan ifâ etmek vâcibtir" Fakat âlim­ler bunu vâcib ve menduba şümullü, geniş kapsamlı bir mânâya yo rumlamışlardır. Hadîsin ifâde tarzı, bu altı şeyin, müslümanlığın ve­cîbelerinden olduğuna delâlet eder.  Bunun içindir ki  bu haklar ba kımından sâlihiyle, fâsıkıyla  tüm müslümanlar eşittir.   Ancak sâlih kimselere fazla saygı duymak ve ikram etmek gerekir. Müslümanh ğın gereği olan hakların sayısı rivayetlerde muhteliftir.  Nitekim  bu hadiste altı hak, bunu ta'kip eden hadîste dört hak. ondan sonra ge len hadîste beş haktan bahsedilir. Şu halde belirtilen sayı, tahdit için değildir. Yâni haklar bu kadardır. Başka hak yoktur demek değil dir.                                        

Birinci hak, müslümanm müslümana selâm vermesidir. Bu konu 33. kitabın 11 - 14'üncü bâblarında rivayet olunacak 3692-3701 nolu hadîsler bahsinde inşâallah izah edilecektir.

İkinci hak, müslümanm dâvetine icabet etmektir. Bu davet, ziya­fet, yardıma davet ve evlenme münâsabetiyle verilen ve velîme de­nilen yemeğe davet olabilir. Dîne aykırı bir hareket, meselâ içki, saz, kadın oynatmak gibi bir münker yok ise velîme dâvetine icabet et­mek vâcibtir. Diğer davetlerin hükmü, genellikle sünnettir. Önemine göre icâbında vâcib olabilir.

Üçüncü hak, aksıran ve aksınrken "Elhamdülillah" diyen müslü-mânâ Teşmît etmek, yâni ona "Yerhamükellah = Allah sana rahmet eylesin." demektir. Bu husus, 33. kitabın 20'nci babında zikredilecek 3713-3715 nolu hadîsler bahsinde anlatılacaktır.

Dördüncü hak, hastalanan, müslümam ziyârel etmektir.    Hasta ziyareti, Cumhura göre sünneti müekkededir. Ancak ziyaret etme m ek;  hastanın tehlikeye düşmesine ve zaruri ihtiyaçlarının ihmâli ne yol açacak olursa ziyaret ve bakım- vâcib olur.

Beşinci hak, müslüman öldüğü zaman onun cenazesine gitmek­tir   Bu, cenaze namazına katılmak veya mezarlığa kadar cenazeylegitmekle gerçekleşir. Cenaze namazı Ve ölüyü defnetmek, bilindiği gibi farzı kifâyedir. Bir köy veya belde halkının bir kısmı bunu ifâ edince sorumluluk diğerlerinden kalkar Aksi takdirde bütün mükel­lefler mes'ul kalır.

Altıncı hak, kendi şahsı için dilediği hayırlı şeyleri müslüman için de dilemektir. Kendi nefsi için dilediği belirli bir hayrın aynısı­nı her müslüman için dilemek mânâsı kastedilmemiştir. Çünkü o iş: başkası için hayır olmayabilir Maksad, herkes için hayır ârzulamak.

1434) Ebû Mes'ud (Radıyuliâkü anh)'den rivayet edildiğine ^üre: Peygamber (SaUullahü Aleyhi ve Sel/en?) şöyle buyurdu, demiştir:

«Müslüman için müslüman üzerinde dört haslet vardır: Aksır-dığı (ve Elhamdülillah dediği) zaman onu Teşmît eder. (Yerhamü-kellah der.) Davet ettiği zaman dâvetine icabet eder. Öldüğü zaman cenazesinde hazır bulunur. Hastalandığı zaman onu ziyaret eder.Zevâid'de şöyle denmiştir : Ebû Mes'ud (R.A.)'ın hadisinin isnadı sa­hihtir "Hadîsin aslı Buhârî, Müslim ve başka kitablarda Ebû Mes'ud (R.A.)'dan başka sahâbilerden rivayet olunmuş olarak vardır.

1435) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh )'c\en rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurdu, demiştir :

«(Şu) beş şey müslümamn müslüman üzerindeki hakkındandır •. Selâmı reddetmek (= Selâmı selâmla karşılamak), davete icabet et­mek, cenazede hazır bulunmak, hastayı ziyaret etmek, aksıranı Al­lah'a hamd ettiği zaman teşmît etmek  (ona rahmet dilemek).Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricah sıka zâtlar­dır. Hadîs, Buhâri ve Müslim'de mevcuttur. Lâkin ifâdesi değişiktir.[4][4]

İzahı

Buhâri, Tırmizi, Ebû Dâvûd ve Hâkim bu­nun benzerini rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivayetini ı zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) defâlarjr yaya olarak C â b i r (Radıyallâhü anh)'in ziyaretine siniştir. Bu ziyaretin hasta ziyareti kabilinden olması haseb yle. haste ziyareti­ne yaya olarak gitmenin efdâliyeti anlaşılıyor.

1437) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh )'den; Şöyle demiştir :

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)   (hastalık üzerinden) üç gün geçmeden hiç bir hastayı ziyaret etmezdi.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Mesleme bin Üleyy bu­lunur. Buhâri, Ebû Hatim ve Ebû Zur'a : Mesleme'nin hadisleri münkerdir. Onun münker hadislerinden birisi bu hadistir, demişlerdir. Ebû Hatim : Bu hadis, mün-ker ve bâtıldır, demiştir. İbn-i Adiyy de : Mesleme'nin hadisleri mahfuz değildir. Âlimler onu zayıf saymak üzere ittifak etmişlerdir, demiştir.

Sindi: Ben derim ki; Ama Mesleme' nin hadisleri e s - Sehâvi, "el-Mekâsıdü'1-Hasene" adlı kitabında zikretmiş ve : Bu hadîsler birbiriyle kuvvetlenir, demiştir. Bâzı tabiîler de bu hadîs­le hükmetmiştir, demiştir.[6][6]

İzahı

Tirmizi    ve    B ey haki    de bunu rivayet etmişlerdir.

Tenfis: Gam ve kederi gidermektir. Burada bu mânâ kastedil­mekle beraber ecel hususunda umutlandırmak mânası da düşünü­lebilir. Yâni ziyaret edilen hasta için şifâ dilenir. İyileşeceği, çok ya­şayacağı umudu verilir. Bu sözler, eceli gelmiş ise geciktirmeye yara­maz. Ama hastanın kederini gidermeye ve gönlünün hoş olmasına ve­sile olur.

1439) (Abdullah) -İbn-i Ahi kıs (Ra/hyallâhü anhümâ /dan ; Şöyle demiştir :   

.Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hasta bir adamı ziyaret ederek:                                                                    

«Canın ne çeker?» diye sordu. Adam : Buğday ekmeğine iştahım var dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Kimin yanında buğday ekmeği varsa, kardeşine göndersin» bu­yurdu. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Birinizin hastasının canı bir şey çektiği zaman, hastasına onu yedirsin» buyurdu."

Not : Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun senedinde Safvârı bin Hubsyre var­dır. İbn-i Hibbân onu sikalardan saymıştır. En~NufeyIi de : Onun hadîsini te'yid eden mütâba yoktur, denmiştir. Ben diyorum ki : Takribü't-Tehzîb'te yazar : Onun hadisi gevşektir, demiştir.[8][8]

2 - Bir Hastayı Ziyaret Edenin Sevabı Hakkında Gelen Hadisler Babı

1442) Alî (bin Ebt Tâlİb)  (RadıyaUâhü anh)'den: Şöyle demiştir: Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim.    Bu­yurdu ki:

«Hasta ziyaretçisi olarak müslüman kardeşinin yanına varan bir kimse, hastanın yanında oturuncaya kadar Cennet meyvelerini ko­para kopara (veya Cennet meyveleri içinde) yürümüş olur. Oturdu­ğu zaman rahmet onu kaplar. Eğer ziyareti sabahleyin olursa gece-leyinceye kadar yetmiş bin melek ona duâ ve istiğfar eder. Ziyareti akşam olursa sabahlayıncaya kadar yetmiş bin melek ona duâ ve is­tiğfar eder.»"[10][10]

İzahı

Tirmizî ve İbn-i Hibbân da bunu rivayet etmiş­lerdir.

Sindi' nin beyânına göre T ı y b î hadîsteki cümleleri şöy­le yorumlamıştır:

cümlesi ziyaretçinin dünya hayatında mes'ud olması için bir duadır. Yâni dünyada mes'ud yaşayasın.

cümlesi yapılan yürüyüşün Cennet yolunda yapılanyürüyüşten olduğuna kinayedir.  Yâni yaptığı yürüyüş Cennete gö­türücü hayırlı bir yolculuktur cümlesi âhiret hayatında mes'ud olması için bir duadır. Yâni: Âhirette mes'ud yaşayasın.Bu duaların kabul buyurulması yolunda duyulan büyük ümid ve beslenen kuvvetli hırs dolayısıyla bu duâ bâzı fiilleriyle yapılmıştır.[12][12]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini M aslim de rivayet etmiştir.

Ebû S a î d (RadıyaUâhü anh) 'in hadîsini Ahmed, Müs­lim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir.

Telkin: Hatırlatmaktır. Hadîsteki mevta kelimesi ölüm döşeğin­de olanlar diye yorumlanmıştır. Kelimenin asıl mânâsının ölüler ol­duğu ma'lumdur. Bu kelime, meyyit'in çoğuludur.

El-Menhel yazan hadisin açıklamasında şöyle der: "Yâni ölüm döşeğine giren hastalarınıza tevhîd kelimesini ha­tırlatın. Bu kelimeleri söylemeleri için emir vermeyin, açıkça isteme­yin ve İsrarda bulunmayın. Çünkü o saat sıkıntı ve keder saatidir. Bu hususta yapılacak ısrar Allah korusun ölünün durumunun değiş­mesine sebebiyet verebilir."

Yâni hastalığın şiddeti ve sıkıntının ızdırabı yanında tevhîd ke­limesi için ısrar yapılırsa icâbında hasta : Benden ne istiyorsunuz, veyâ : Söylediğinizi söylemem gibi sakat bir lâf edebilir ki, bunun îman bakımından tehlikesi büyüktür.

Telkin ve hatırlatma şöyle olur: Hastanın başında bulunanlar­dan bir münâsibi açık sesle kendi kendine tevhid kelimesini okur. Hasta onun sesini işitince bu kelimeyi getirir. Böylece maksad hâ­sıl olmuş olur.

Yukarıda belirtildiği gibi mevtadan maksad, ölüm döşeğine gi­renlerdir. İbn-i Hibbân ve başkaları bu bâbta rivayet edi­len hadisleri delil göstererek böyle yorum yapmışlardır. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet edilen şu me­aldeki hadis de bu yorumu te'yid eder:

«Ölülerinize tevhîd kelimesini telkin ediniz. Çünkü öleceği zaman bunu söyleyen hiç bir müslüman yoktur ki, Allah onu cehennem ate­şinden kurtarmasın.»

Bütün imamlar ölüm döşeğindekîne bu telkinin yapılmasına hük­metmişlerdir. Nevevî, Müslim'in şerhinde : Bu telkine âit emir mendubluk içindir. Âlimler bu telkinin meşruluğu üzerinde ittifak etmişlerdir ve hastaya bu kelimeyi çokça ve ardarda söylet­mekten kerahet duymuşlardır. Çünkü hastalığın şiddeti dolayısıyla hasta yapılan ısrardan hoşlanmayabilir. Veya uygunsuz bir söz ağ­zından çıkabilir. Alimler demişler ki : Hasta bu kelimeyi söyledikten sonra başka bir konuşma yapmadıkça ikinci kez tekrarlaması için telkin yapılmamalıdır, demiştir.

T i r m i z i ' de beyân edildiğine göre Abdullah bin Mübârek (RadıyaUâhü anh.) sekerata girdiği zaman bir adam ona tevhid kelimesini telkin etmiş ve telkini defalarca tekrar­lamıştır. Bunun üzerine Abdullah bin el-Mübârek (RadıyaUâhü anh) : Ben tevhid kelimesini bir defa söyleyince konuş­madığım müddetçe tevhid kelimesi  üzerindeyim, demiştir.

Cumhura göre bu telkin mendubtur. Hadisin zahiri telkinin vâ-cibliğini gerektirir. Âlimlerden küçük bir cemâat vücûbuna hükmet­mişlerdir. El-Kâari' nin dediğine göre bâzı M â 1 i k i 1 e r bu telkinin  vücûbu  hususunda âlimlerin ittifakını nakletmiştir.[14][14]

4 - Hasta Ölüm  Döşeğine Düştüğü Zaman Onun Yanında Ne Konuşulacağı Hakkında Gelen Hadisler Babı

1447) (Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Seilem)"m "eşi) t'nımü St*-leme (Radıyallâhü an hû /dan rivayet edildiğine ^öre; Kesûlullah (Sulial/ahii Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu, demiştir :  

«Hasta veya ölünün yanında hazır bulunduğunuz zaman hayır söyleyiniz. Çünkü şüphesiz melekler söylediklerinize : Âmîn! derler.»

Ebû Seleme (Radıyallâhü anh) vefat ettiği zaman ben. Peygamber

(Sallailahü Aleyhi ve SellemTin yanına vararak:

Yâ Resûlallah! Ebû Seleme (Radıyallâh'ü anh) öldü, dedim. Buyurdu ki:

— <De ki-. Allah'ım! Bana ve ona mağfiret eyle. Ve onun ar­kasından bana sâlih bir halef ver.» Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)  demiştir ki: Ben  (bunu)  yaptım. Allah bana ondan hayırlı bir eş verdi,  (ki) Allah'ın Resulü Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sel lemJ'dir.-"[16][16] Ümmü   Seleme    (Rachyallâhü anhâ) yaptığı duanın makbul olduğunu ve bu şerefin kendisine nasib olduğunu dile getirmiştir.[18][18]

İzahı

Ebû Dâvüd, Beyhakî, İbn-i Hibbân ve Hâ­kim de bunu rivayet etmişlerdir. Ahmed ve Nesâi de bu­nu daha uzun bir metin hâlinde rivayet etmişlerdir.

Mevta : Meyyit'in çoğuludur. Burada ölüm döşeğine düşen ağır hastalar kastedilmiştir. Çünkü D e y 1 e m i ve başkalarının Ebü'd-Derd â1 dan merfu' olarak rivayet ettikleri bir hadîste meâlen :

-Ölüm döşeğinde olan hiç bir hasta yoktur ki üzerinde Yâsîn okunsun da Allah onun sekerâtını hafifletmesin» buyuruluyor.

El-Menhel yazarı, sekerâte giren hastanın yanında Yâsîn sûresi­nin okunmasındaki hikmet ile ilgili olarak şöyle der: Hasta, o esna­da kuvvetten düşer, gönlü Allah'a yönelir. Yâsîn sûresi onun yanın­da okununca kalbi kuvvetlenir. Dîne inancı şiddetlenir. Ve o sûrede anlatılan kıyamet hallerini duymaktan hoşlanır. T ı y b î bu ko­nuda şöyle der: 'Yâsîn sûresinde îman esasları, din temelleri, îmana davet, geçmiş ümmetlerin halleri, kaderin isbatı, kulların fiillerinin Allah'a dayandığı, Allah'ın varlığı ve birliğinin isbatı, kıyametin alâ­metleri, öldükten sonra dirilme, âhiretteki hesap, ceza gibi gerçekler beyan edilmektedir. Bu nedenle hastanın başında okunması meşru kı­lınmıştır.'

Müteahhirînin bâzı âlimleri,' hadîsin zahirini tutarak ; Yasin sü­resi cenaze üzerinde definden önce okunur, demişlerdir. Bâzdan da : Definden önce de sonra da okunur diyerek İbn-i Adiyy'in Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl'den rivayet ettiği şu mealdeki hadimi de­lil göstermişlerdir:

*Kim haba.sının ve annesinin veya bunlardan birisinin kabrini Cuma günü ziyaret ederek orada Yasin sûresini okursa. Allan kabir sahibini mağfiret eder.»[20][20]  ayetinde baba ve anneye duâ etmeyi emretmiş ve :[22][22]   âyeti Hameie-i Arş Meleklerinin  müminlere istiğfar ettiklerini bildirir.

Bir kısmı yukarıya alınan deliller, başkasının amelinden yarar sağlanabildiğini kesinlikle bildirirler.

«Ve şüphesiz insan ancak çalıştığınaerişir.[24][24]

Okunan Kurandan Ölü Yararlanır Mı?

El-Menhel yazarı, yukarıdaki bilgileri verdikten sonra bu husus­ta şöyle der:

"Okunan Kuranın sevabının ölüye ulaşması hakkında âlimler arasında ihtilâf olmuştur. Şöyle ki :

1 - Eğer ücretsiz olarak okunursa îmam Ebû Hanîfe, arkadaşları ve A h m e d ' e göre ölü yararlanır. Z e y 1 â î, el-Kenz'in şerhinde 'başkasının yerine hac yapmak' babında: Ehl-i Sünnet mezhebine göre namaz, oruç, hac, sadaka, Kur'an oku­mak, zikirler gibi her türlü nafile hayırların sevabının başkasına ba­ğışlanması caizdir. Bu sevap ölüye ulaşır ve ölü ondan yararlanır, de­miştir.

M u ' t e z i 1 e mezhebine göre kişi, amelinin sevabını başkası­na bağışlayamaz. Bağışlasa bile ilgiliye ulaşmaz. Ve menfaat sağla­maz. Delilleri de : âyetidir. Bu âyetin delil olmadığı yukarda belirtildi.

Mâlik ve Şafii1 den meşhur rivayete göre Kur'an oku­manın sevabı ölüye ulaşmaz. Fakat Mâlik ve Şafii' nin bâ­zı arkadaşlarının seçtikleri kavle göre kıraatin sevabı ölüye ulaşır. Ancak okuyucunun kıraatini bir duâ ile ölüye bağışlaması gerekir. N e v e v i de el-Ezkâr'da: Âlimler duanın ölülere yararlı olduğuna ve sevabının onlara ulaştığına icmâ' etmişlerdir. Bunların delilleri, bu hükmü ifâde eden meşhur âyetler ve meşhur hadislerdir. Bunlar­dan birisi :

= «Ve onlardan sonra gelenler: Ey Rabbimiz! Bize ve bizden ön­ce îman eden kardeşlerimize mağfiret eyle, derler.» âyetidir.[26][26]

İzahı

Bu hadisin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e âit met­ninin bir benzerini Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmiş­lerdir.

Sindi: Benim gördüğüm müellifin sünen nüshalarının tü­münde hadisin ilk râvisi Ka'b (Radıyallâhü anh)'dır. Hadîs Ka'b (Radıyallâhü anh)'in ölüm döşeğinde iken olan bir durumdan bah­settiğine göre ilk râvinin Ka'b (Radıyallâhü anh) değil, onun oğlu Abdurrahman (Radıyallâhü anh) olması zahirdir. Ve olay Abdurrahman (Radıyallâhü anh> tarafından anlatılmış gibidir. Çünkü olaya şahit olan odur. Rivayet eden de odur. Halbuki ilk râvi Ka'b (Radıyallâhü anh) olunca olayı anlatan Ka'b (Radıyallâhü anh) olmuş olur. Oğlu Abdurrahman (Radı­yallâhü anh) da kendisinden rivayet etmiş olur. Bu da mümkündür.

Şöyle ki: Muhtemelen : Abdurrahman (Radıyallâhü anh), Ümmü Bişr {Radıyallâhü anhâ) ile K a'b (Radıyallâhü anh) arasında cereyan eden konuşmada hazır bulunmamış, bilâhere gelince babası yapılan konuşmayı kendisine nakletmiştir, demiştir.

T i r m i z i' nın    rivayetinde Peygamber (Sailallahü Aleyhi vu Sellem)'e âit hadis metninin baş kısmi:      «Şehitlerin ruhları yeşil kuşlardadır...» şeklindedir.

Ümmü Bişr (Radıyallâhü anhâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in o hadisini rivayet etmekle mü'minlerin ölümden sonra Allah katında yaşamaya devam ettiklerini ve dolayısıyla on­lara selâm göndermenin mümkün olduğunu anlatmak istemiştir.

Müellifin rivayetinin zahirine göre bütün mü'minlerin ruhları, anılan durumdadır. Ka'b (Hadiyallâhü anh) şehit olmadığı hal­de Ü mm ü Bişr (Radıyallâhü anhâi'nin bu hadîsi ona da şü­mullü olduğu mânâda zikretmesi, ilâhî mağfirete mazhar olan tüm mü'minlerin ruhlarının böyle olduğuna delâlet eder. T i r m i z î' nin rivayetine bakılırsa müellifin rivâyetindeki mü'minler kelimesi, şehit­ler mânâsına yorumlanır.

Müslim1 in İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'den olan rivayetinde :

«Şehitlerin ruhları, yeşil kuşların içlerindedir. Onlar için arşa ası­lı kandiller vardır. Onlar cennetten diledikeri yerlerde serbestçe do­laşırlar. Sonra o kandillere dönerler," mealinde bir hadîs vardır.

Tuhfe yazarı el-Mirkat'ta şöyle demiştir: 'Ruhların tenâsuhuna ve ruhların ceset değiştirdiğine inanan bâzı kimseler, bu hadisi delil göstermeye çalışmışlardır. Bu sapık akidede olanlara göre ruhlar gü­zel cesetlere girerek nimetlenir. Ve müreffeh yaşar. Çirkin cesetle­re sokulmakla ta'zib edilirler. Mükâfat ve ceza bundan ibarettir. Yâ­ni hakikî cennet ve cehennem yoktur. Ruhlar iyi cesetlere yerleştiril­mekle Cennete kavuşturulmuş olur. Çirkin cesetlere yerleştirilmekle Cehenneme sevk edilmiş olur. Bu akide bâtıldır. Çünkü şer'î Şerifin getirmiş olduğu ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, Cennet ve Cehennemin varlığı gibi etinin esaslarına ters düşer. Şerhü'1-Akâ-id'in bâzı haşiyelerinde deniliyor ki: Tenasüh akidesinde olanlara göre tenasüh, ruhların âhirette değil, yaşadığımız âlem içinde bâzı bedenlerden çıkıp başka bedenlere geçmesidir. Çünkü onlar âhireti.

Cenneti ve Cehennemi inkâr ederler. Bunun için de kâfir olmuşlardır.'

Tuhfe yazarı: Tenasühün bâtıl olduğuna apaçık delâlet eden bir çok âyet ve hadis vardır. Onlardan birisi, Allah Teâlâ'nın buyurduğu şu âyettir:

= «Onlardan birine ölüm gelince "Rabbim! Beni geri çevir, uma­rım ki geride bıraktığım (dünya) da iyi iş işlerim." der. Hayır, bu söz sadece kendi lâfıdır. Tekrar diriltecekleri güne kadar arkalarında ge­riye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.[28][28] den; Şöy­le demiştir :

Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anh} ölüm döşeğinde iken ya­nma girdim ve ona: Hesülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e se­lâm söyle dedim.Bunun senedinin sahih ve ricalinin sıka oldukları, fakat mevkuf olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.[30][30]'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Mümin, alın teriyle ölür.»"[32][32]

6 - Ölünün Gözlerinı Kapatmak Hakkında Gelen Hadisler Bâbi

1454) t'mnıü Seleme  (Radıyatlâhü anhâ)'frd\\:  Şöyle demişiir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   Ebû Seieme  (Radıyal-lâhü anh)'ın   (cenazesinin)   yanına girdi. Ebû Seleme   (Radıyaliânü anh)ın gözü açık (kalmış) idi. Efendimiz Onun gözünü kapadı. Son­ra buyurdu ki j

-Şüphesiz ruh alındığı zaman göz onu tâkib eder.»'[34][34]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisi Ahmed ve Hâkim de rivayet etmişlerdir.

Hadîs, ölünün gözlerini kapatmayı ve onun hakkında iyi konuş­mayı emreder. Veya ölüye hayırla dua etmeyi emreder.

ölünün gözlerini kapatma ile İlgili emrin ve gösterilen gerekçe­nin izahı bundan önceki hadîs bahsinde geçmiştir.

Hadîsin «Ve hayır söyleyiniz.» cümlesi ile ilgili gerekli bilgi ise 1447 nolu hadis bahsinde geçmiştir.[36][36]

İzahı

Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de bunu riva­yet etmişlerdir.

Hadîs, ölüyü öpmenin meşruluğuna ve sessizce ağlamanın caiz ligine delâlet eder. Âişe    (Radıyallâhü anhâ)'nin:

"Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) in yanakları üzerine akan, göz yaşlarına..." sözü Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sel­lem)'in Osman (Radıyallâhü anh) üzerine çok ağladığından ki­nayedir.

Osman bin Maz'ûn bin Habîb, onüç adamdan sonra müslümanhğı kabul etmiş ve oğlu S â i b ile birlikte H a -b e ş i s t a n ' a ilk hicret eden kafile içinde oraya göç etmiştir. K u r e y ş' in müslümanhğı kabul ettiği haberini alınca geri gel­miştir. Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem)'in süt kardeşidir. Bedir savaşına katıldıktan sonra M e d İ n e' de vefat etmiş­tir. Muhâcirîn-i Kirâm'dan M e d i n e ' de vefat eden ve B a k î' a defnedilen ilk zâttır. Hicretten otuz ay sonra Şa'ban ayında vs-fât etmiştir.  (El-Menhel : C. 8, Sah. 325)

1457) İbn-i Abbâs ve Aişe (Radıyallâhü anküm)'âen rivayet edildiği­ne göre :

Peygamber (Sallaiiahü Aleyhi ve Sellem) vefat etmiş iken Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) onu öptü."[38][38]

8 - Ölüyü Yıkamak Hakkında Gelen Hadisler Babı

1458) İ'nınıü Atiyye (RadıyaUâhü anh<j)\hın: Şöyle demiştir: Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), biz onun kızı Ümmü Gülsüm  (RadıyaUâhü anhâVyı yıkarken yanımıza girdi ve:

«Onu su ve sidr ile üç veya beş (defa) hattâ gerekirse daha faz­la yıkayınız. Son defasında Kâfur yahut Kâfur nevinden bir koku kullanınız. Yıkama işini bitirdiğiniz zaman bana bildiriniz.» buyurdu. Biz yıkamayı bitirince Ona haber verdik. Resûlullah (Sallallahü (Aley­hi ve Sellem) bize 'Hakv' denilen kendi izârını verdi ve :

«Bunu kızıma iç gömleği yapınız.-  buyurdu.[40][40]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - ölüyü yıkamak vâcibtir.

2 - Yıkama sayısını tekleştirmek müstehabtır.

3 - Ölüyü yıkarken suya Sidr veya benzeri temizleyici ve temiz bir maddeyi karıştırmak müstehabtır.

4 - Son yıkamada suya bir parça Kâfur veya benzeri güzel ko­kuyu karıştırmak müstehabtır.

5 - Sâlihlerin elbiselerinden teberrük için ölüye kefen yapmak meşrudur.  Nitekim  hadiste belirtildiği gibi  Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  kendi izarını vererek kızına iç kefen yapılmasını emretmiştir. Bunu iç kefen yapmanın hikmeti, mübarek izarın doğ­rudan doğruya cesede sarılmasıdır.

1459) Muhamnıed bin Şîrîn Ümmü Atiyye (Radıyallâkü anhâ)'ûan rivayet ettiği hadîsin mislini Hafsa rivayet etmiştir. Hafsa'nın hadisinde Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e âit :

-Onu (kızımı, çift değil) tek yıkayınız.» buyruğu vardır. Yine Hafsa'nın hadîsinde:

-Onu üç veya beş defa yıkayınız.» buyruğu bulunur. (Keza) Hafsa'nın hadîsinde:

-Onu yıkamaya sağ tarafından ve abdest uzuvlarından başlayı­nız.» buyruğu vardır. Yine Hafsa'nın hadisinde Ümmü Atiyye (Radı-yallâhü anhâ) şöyle demiştir: Ve biz Ümmü Gülsüm (Radıyallâhü anhâ)'nın saçını taradık, üç örgü yaptık.''[42][42]

İzahı

Ahmed, Ebû Dâvüd, Tahavî ve Beyhakî de bunu rivayet etmişlerdir. Bilindiği gibi diz kapağından göbeğe kadar olan erkeğin vücûdu avrettir. Örtülmesi gerekir. Erkeğin eşinden başkasının buralara bakması haramdır. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) A 1 î (Radıyallâhü anh)'a uyluk kısmının avret ol­duğunu, örtülmesinin gerekliliğini bildirmek istemiş ve helâlından başkasının yanında burayı açmamasını emretmiştir. Keza ölü olsun diri olsun her hangi bir kimsenin buralarına bakmasını menetmiştir. Avret mahalline bakması helâl olan eşler, bu yasaktan müstesna­dır.

Hadîs, ölünün avret mahalline bakmanın, dirinin avret mahalli­ne bakmak gibi haram olduğuna delâlet eder.

Ebû Hanife, Mâlik, Şafii ve Ahmed, bu­nunla hükmetmişlerdir

1461) Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'ûa.n rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Ölülerinizi güvendiğiniz kimseler yıkasın.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Râvi Bakiyye tedlisçidir. Ve bunu an'ane ile rivayet etmiştir. Diğer râvi Mübeşşir bin Ubeyd hakkında Ahmed : Onun hadîsleri yalan ve mevzu' hadislerdir, demiştir. Buhârî de : Hadîsleri münkerdir, demiş; Dârekutni de : O. uydurma hadîs rivayet eder, yalan söyler, demiştir:   [44][44]

İzahı

Ebû    Dâvûd    ve    Beyhakî    de bunu rivayet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd'un rivayetinde : «... Ve ölüyü taşıyan kimse, sonra abdest alsın.» ilâvesi vardır.

El-Menhel yazarı, bu hadîsin açıklamasında şöyle der: Hadîsin zahirine göre ölüyü yıkamaktan dolayı gusletmek ve onu taşımak­tan dolayı abdest almak vâcibtir. Ali ve Ebû Hürey "t "e (Radıyallâhû anhümâ)'mn böyle hükmettikleri rivayet edilmiştir.

Mâlik, Ahmed ve Şafii âlimleri mezkûr gusül ve abdestin müstehablıgına hükmederek, bu hadisteki emri müstehab-lık mânâsına yorumlamışlardır. Delilleri, Dârekutnî ve Hâ­kim'in Ibn-i Abbâs (Radıyallâhû anh)'dan rivayet ettik­leri şu mealdeki hadistir:

«Ölünüzü yıkadığınız zaman bundan dolayı size gusletmek ge­rekli değildir. Sizin ölünüz necis değildir. (Gusülden sonra) ellerinizi yıkamanız kâfidir.»

El-Menhel yazarı bu arada guslün vâcib olmadığına âit bir kaç hadîsi zikrettikten sonra H a t t â b i' nin : 'Ben, ölüyü yıkamaktan dolayı guslün ve ölüyü taşımaktan dolayı abdest almanın vâcibliği-ne hükmeden bir fıkıhçı bilmiyorum. Hadîsteki emir müstehablık için olmaya benzer. Hadisin mânâsı şu olabilir: Ölüyü yıkayan kim­senin vücûduna ve elbisesine yerden su sıçramasından veya ölünün bedeni üzerinde bulunabilen bir necasete su dökülürken ve yıkayı­cının üstüne başına pis suyun sıçramasından emin olunamaz. Piş su­yun nereye sıçradığını tesbit etmek mümkün olmayabilir. Bu durum­da yıkayıcı bütün vücûdunu yıkamak ve böylece pislenen yeri temiz­lemiş olmak zorunda kalır. Abdest alma emri de cenaze namazını kılmak için hazırlıklı olmak amacını taşımış olabilir.' dediğini nak­leder.

El-Menhel yazarı: H a t t â b i yukardaki sözünde: Guslün vücûbuna hükmeden bir fıkıhçıyı bilmiyorum, demiş ise de guslün vücûbuna hükmedenleri yukarıda zikrettim, demiştir.[46][46]

İzahı

Ahmed, Ebü Dâvûd, Beyhakî, İbn-i Hibbân ve Hâkim bunu uzun bir metin hâlinde Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet etmişlerdir.

Âişe (Radiyalîâhü anhâ) galiba Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve SellemJ'in mübarek cenazesi yıkandıktan sonra, ölen erkeğin eşlerinin iddet süresince nikâh hükmü bakımından kocalarına bağ­lılıklarını bilmiş ve bu bilgisi daha önce ©lmuş olsaydı kendisi ve ar­kadaşlarından başkasının Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellemî'i yıkamayacaklarını söylemek istemiştir. Veyahut bu hükmü bundan sonra gelecek hadîsten kıyas, yoluyla çıkarmıştır.

Hadis, kadının vefat eden kocasını yıkamasının ve bunun aksinin câizliğine delâlet eder.        

Âlimler bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1 - Mâlik,    Şafiî    ve arkadaşları, eşlerin birbirinin cena­zesini yıkamalarını caiz görmüşlerdir.    A h m e d' in    meşhur kavli de budur. Erkeğin, hanımının cenazesini yıkamasının delili, bundan sonra gelen hadîstir. Kadının, eşinin cenazesini yıkamasının delili de bu hadîstir.

Beyhaki ve Dârekutni' nin Esma bint Umeys (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet ettiklerine göre Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Selleml'in kızı F â t ı m a (Radıyallâhü anhâ) va­siyet ederek; kocası A I i (RadıyaJlâhü anh) tarafından yıkatılma-sını istemiş ve Alî (Radıyallâhü anh) ile Esma (Radıyallâhü anhâ) onu yıkamışlardır.

Keza Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet edildiğine göre Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) vefat edeceği zaman hanımı Esma binti Umeys (Radıyallâhü anhâ) tarafından yıka-tılmasını vasiyet etmiş, Esma (Radıyallâhü anhâ) zayıf olduğu için    Abdurrahraan    (Radıyallâhü anh) ona yardım etmiştir.

2 - Ahmed'den    bir rivayete göre eşlerin, birbirlerinin ce­nazelerini yıkamaları yasaktır. Kendisinden yapılan diğer bir riva­yete göre kadının eşinin cenazesini yıkaması caizdir. Fakat erkeğin, hanımının cenazesini yıkaması caiz değildir.    Ebû    Hanîfe    ve S e v r i' nin    kavli de budur. Onların gösterdikleri gerekçe şudur: Kadının ölümü, kız kardeşi ile evlenmeyi mubah kılan bir ayrılıktır. Keza, ölümü ile kocası,  ondan başka dört kadınla evlenebilir.  Bal­dız ile veya dört kadınla evlenmesi için erkeğin, eşinin ölümünden sonra bir süre beklemesi mecburiyeti yoktur. Bütün bu durumlar, er­keğin, ölen hanımıyla irtibatının kesildiğini gösterir. Artık erkeğin ölen eşine bakması ve elini dokundurması haramdır.    Fakat kocası ölen kadının iddeti bitmedikçe, kocası ile olan evlilik bağı tamamen kopmuş sayılmaz. Bunun için yıkayabilir.

Bu âlimler, bundan sonra gelen Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e mahsus olarak yorumlamışlar veyahut Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Âişe (Radıyallâhü anhâ)'yi bizzat yıkamayı kasdetmemiş, yıka­ma tedbirini yüklenmesini kastetmiştir.

A 1 î (Radıyallâhü anh)'nin F â t ı m a (Radıyallâhü anhâ)'yi yıkamasına gelince, İbn-i M e s' u d (Radıyallâhü anh) buna karşı çıkmıştır.

1465) Âişe (Radtyallâhü anhâ)'âan; Şöyle demiştir:

Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Baki'den döndü, beni basımdaki ağrıdan hasta olarak buldu. Ben o esnada: Vay başım! diyordum. O:

«Yâ Âişe! Bil'akis ben vay başım demeliyim.» buyurdu. Sonra : *(Yâ Âişe!) Eğer sen benden önce ölmüş olsan da senin başında durup seni yıkasam, seni kefenlesem ve senin cenaze namazını kıl­dırıp seni defnetsem, sana hiç bir şey zarar vermez.» buyurdu.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Seneddeki râviler sıkadır. Buhârî bunu başka bir şekilde kısaca rivayet etmiştir.[48][48]

10 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem)'În (Cenazesini)   Yıkamak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1466) Büreyde  (Radıyallâhü anh)'den:   Şöyle demiştir: (Vefat eden)   Peygamber   (Sallallahü  Aleyhi ve  Sellem)'i yıka­maya başlamak istedikleri zaman, dâhilden seslenen  birisi onlara: Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)'in  gömleğini soymayınız! diye seslendi.[50][50]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vücûdu yıkatılırken avret mahallinde bir necasete rastlan­madığına delâlet eder. Hadîs, ölü yıkatılırken avret mahallinde bir necasetin bulunup bulunmadığının araştırılmasının ve varsa gideril­mesinin gerekliliğine delâlet eder.

1468) Alî (bin Ebt Tâlib) (Radıyallâhü anh)Wen rivayet edildiğine göre;  Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Öldüğün zaman beni Ğars adlı kuyumdan yedi kırba suyla yı­kayınız.»"Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu isnad zayıftır. Çünkü İbn-i Hibbân : Râvi Abbad bin Yâkub açık râfiziydî. Bununla beraber meşhur râvilerden mün-ker hadisleri rivayet ederdi. Bu sebeple terkedilmeyi haketmiş, demiştir. İbn-i Tâ-hir de : O, râfizüerin aşırılanndandır. Terkedilmeye müsthaktır. Çünkü münker hadisleri meşhur hadîsler arasında zikreder. Buhârî ondan tek bir hadîs rivayet etmiş ise de muasırı olan imamlar onun bu rivayetine karşı çıkmışlardır. Hadis hafızlarından bir cemâat, ondan rivayeti terketmişlerdir, demiştir. Zehebi de : Bu­hârî ondan yaptığı rivayeti başkasından olan bir rivayetle birlikte almıştır, demiş­tir. Abbâd'ın şeyhi (Hüseyin bin ZeydVin sıkalığı ihtilaflıdır.[52][52]

11 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem'in Kefeni Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1469) Aişe (radiyallahu anha)dan :şöyle demiştir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Yemen ma'mulü be­yaz üç parça bez içinde kefenlendi. Bunlar içinde gömlek ve sarık yoktu.* Âişe (Radıyallâhü anhâ)ya: Diyorlar ki: Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) hibere (çizgili hırka) içinde kefenlenmiş, denildi. Bunun üzerine Âişe (Radıyallâhü anhâ) : Hibere hırkasını ge­lirdiler de onu kefen yapmadılar, dedi."[54][54]

Kadının Kefeni

Erkeğin müstehab olan kefçni hakkındaki âlimlerin görüşünü yukarda zikrettik. Burada kadınların kefen durumuna da bir göz ata­lım :

1 - Hanefiler'e göre müstehab olan kadın kefeni beş parçadan ibarettir: İzâr, gömlek, baş örtüsü, bir sargı ve memeleri üzerine bağlanan bir parça.

2 - Şafiî   ve   Hanbelî   mezheblerine göre de müste­hab olan beş parçadır : İzâr, baş örtüsü ve iki sargı. Sargıların, bü­tün vücûdu örtecek durumda olması ma'lumdur.

3 - Mâlikiler'e   göre müstehab olan kefen yedi parça­dır : İzâr, gömlek, baş örtüsü ve dört sargı.

1470) Abdullah bin Ömer (Radtyallâkü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sehuliyye (denilen) üç parça beyaz ve ince bez içinde kefenlenmiştir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadîsin aslı Buharı ve Müslim'de Âİşe (R.A.) ve îbn-i Abbas (R.A.)'dan rivayet olunmuş olarak vardır. İbn-i Ömer (R.A.)'in hadîsinin senedi hasendir. Çünkü râvilerinden Süleyman bin Musa ve Hafs bin öaylan, hıfz, zapt ve itkan ehlinin derecesinden aşağıdır

Sehuliyye: Y e m e n ' de bez dokunan bir köyün adıdır. Bu köyde dokunan beze de denilir. Bu kelime Suhûliyye diye de okuna­bilir. E z h e r î' nin dediğine göre Sehûliyye köyün adıdır. Suhû­liyye ise bu köyde dokunan bezdir.

Riyâd Ritâ'nın çoğuludur. Ritâ, tek parçadan ibaret çarşaftır. Bir kavle göre ince ve yumuşak bezdir. Burada iki mânâya da yo­rumlanabilir.

Notta belirtildiği gibi hadîsin aslı Buhârî ve Müslim'de  i ş e (Radıyallâhü anhâ) ve îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'den rivayet edilmiştir. Buhârî'de Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet edilen hadîs, meâlen şöyledir:

"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) pamuktan (ma'mul) sehâliyye (denilen) üç parça beyaz Yemen bezi içinde kefenlendi. Bun­lar içinde gömlek ve sarık yoktu.'

Bu hadîs de erkeğin müstehab olan kefeninin üç sargı olduğuna ve bunların beyaz olmasının müstehablığına delâlet eder.

1471) îbn-i Abbâs (Raâıyallûhü anhiimâ)'dan: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (şu) üç parçada kefen­lenmiştir : İçinde vefat ettiği gömlek ve Necrân ma'mulü hülle."

Not : Nevevî : Bu hadîs zayıftır. Delil sayılması sahih değildir. Çünkü râ-visi Yezîd bin Ebî Ziyâd'ın zayıflığı hususunda ittifak vardır. Bilhassa onun bu rivayeti sıka zararın rivayetine muhaliftir, demiştir.[56][56]         

12 - Müstehab Olan Kefen Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1472) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine gö­re: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Elbiselerinizin en hayırlısı beyaz olanıdır. Bunun için ölülerinizi beyaz elbise içinde kefenleyiniz ve beyaz elbise giyiniz.»"[58][58]

İzahı

Ebü Dâvûd ve Beyhakî de bunu rivayet etmişler­dir. T i r m i z î ise bunu Ebû Ümâme (Radiyallâhü anhâ)'-den rivayet etmiştir.

.   EI-Menhel yazarı şöyle der:

"Yâni hülle kefenin hayırlı kısmından sayılır. Hülle, Yemen nıa'mulü elbisedir. Aynı maldan iki parçadan ibaret takıma denilir. Hülle, iki parçadan ibaret olduğu için bir parçadan ibaret kefenden hayırlı sayılır. Şu halde hüllenin hayırlı oluşu, bir parçadan ibaret kefene nazarandır. Çünkü üç parçalık kefenin hülleden efdal oldu­ğu ma'lumdur. Hadîsten şu mânânın kastedildiği umulur: Zaruret olmadıkça bir parçalık kefenle yetinmek uygun değildir.

Bâzı âlimler bu hadîsi delil göstererek : Yemen ma'mulü hırkaları kefen yapmak efdaldır, demişler ise de yukarıda belirtildi­ği gibi efdal olan kefen beyaz bezdir. Muhtemelen o gün için halkın temini kolay olan kefenlik hülle olduğu için Peygamber îSallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle buyurmuştur.

1474) Ebû Katâde  (Radtyallâhü  an k)'den  rivayet  edildiğine  göre; KfsûUıllah (Salt al I ahit Aleyhi ve Seİtem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Sizden birisi (ölen) din kardeşinin teçhiz ve tekfini işini üzeri­ne aldığı zaman onun tekfinini güzelce yapsın.[60][60]

13 - Ölüye Kefenlerine Dâhil Edildiği Zaman Bakmak Hakkinda Gelen Hadis Babı

1475) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in  oğlu vefat edince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilere:

«Ben ona (oğluma) bakmadıkça onu kefenlerinin içine dâhil et­meyiniz» buyurdu. (Yıkama işi bitip kefenlerine sarılacağı zaman) Efendimiz onun yanına geldi ve üzerine eğilip durdu ve ağladı.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi zayıftır, îbn-i Hibbân : Se-neddeki râvi Ebû Şeybe Enes (R.A.)'in hadisinden olmıyan şeyleri ondan rivayet et-mistir. Ebû Şeybe'den rivayet etmek helâl değildir, demiştir. Buhârî de ; O. aeâip sahâbldir, demiştir Ebû Hatim de ; Onun hadisleri zayıftır, münkerdir, ondan acâip şeyler rivayet edilmiş, demiştir.[62][62]

14 - Nai  (Ölümü Câhiliyyet Devrine Göre İlân Etmekjden Nehiy Hakkında Gelen Hadis Babı

1476) Hilâl hin Yahya (RadıyaUâhü atıh)'âen; Şöyle demiştir   :

Huzeyfe (bin el Yernân) (Radıyallâhü anh), bir cenazesi olduğu zaman şöyle derdi: Ölümünü kimseye ilân etmeyiniz. Bunun nai ol­masından cidden korkarım. Ben şu iki kulağımla Resûlullah (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) den işittim. Naiden nehiy etti."[64][64]     

15 - Cenazelerde Hazır Bulunmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

1477) Ebû Hüreyre (Radıyallâkü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Saiallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Cenazeyi sür'atle naklediniz. Eğer ölü iyi bir kimse ise Önünde hayır vardır, onu bir an önce o hayra ulaştırmış olursunuz. Eğer cenaze iyi bir kişi değilse bu bir serdir, (Bir an önce) omuzlarınız­dan indirmiş olursunuz.»"[66][66]

Hadisin Fıkıh Yönü

Ölünün kaldırılması için acele etmek ve mezara götürülürken bir sakıncaya yol açmıyacak ölçüde hızlı yürümek müstehabtır. Bu emrin müstehabhk için olduğu hususunda âlimler arasında bir ih­tilâf yoktur. Yalnız İ b n - i H a z m , bu emrin vücûbuna hük-mekmekle âlimlerden ayrılmıştır.

1478) Abdullah bin Mes'ud (Radıyallâhü an/t)'den: Şöyle demiştir:

Cenazeyi takip eden kimse, na'şın bütün taraflarını (sırayla) tu­tarak taşısın. Çünkü böyle yapmak sünnettendir. Sonra dilerse (tek­rar taşımakla) nafile yapsın. Dilerse taşımayı bıraksın.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Senedin râvileri sıka zâtlardır. Lâkin ha­dis mevkuf olup merfu" hükmündedir. Keza sened munkatı'dır. Çünkü râvi Ebû Ubeyde'nin babasından hadis işitmediğini Ebû Hatim, Ebû Zur'a ve başkaları söy­lemiştir.[68][68]

İzahı

Notta belirtildiği gibi Zevâid türünden olan bu hadisin zahiri, Kütüb-i Sitte'nin tümünde mevcut 1477 nolu hadise muhaliftir. Çün­kü cenazenin sür'atle nakledilmesi o hadîste emredilmiştir. Bu ha­dîs aşın hızla götürme mânâsına yorumlansa ve Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem)'in yasaklaması aşırı hıza âit olsa diğer hadise

muhalif olmaz. Çünkü diğer hadîsin açıklamasında belirtildiği gibi ölü veya cenazeye katılanlar için sakınca doğuracak tarzda hızlı git­mek meşru değildir

1480) Resûluilah (Sallnllahü Aleyhi ve Setlem)"m mevlâsı Sevbân (Radtyallâhü an/r)\]en; Şöyle demiştir:

Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bâzı kimselerin binek hayvanlarına binerek bir cenazeye katıldıklarını gördü ve (onlara) :

«Sizler binici olduğunuz halde Allah'ın meleklerinin ayakları üze­rinde yürümelerinden haya etmiyor musunuz?» buyurdu."[70][70]

İzahı

Ti rnnzi, Ahmed, E bu D â v û d , N e s â i, İbn i Hibbân, Hâkim ve Bey haki de bunu rivayet etmiş­lerdir.

El-Menhel yazarı, bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der:

Bu hadis, cenazeyi uğurlarken binmenin câizliğine delâlet eder. Ancak bu hüküm, binmeye ihtiyaç duyulması hâline mahsustur. Ha­dis, böyle yorumlanınca Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi, T i r m i z i ve başkalarının S e v b â n (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet ettikleri ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir ce­nazede binek hayvanı getirilerek binmesi arzulanmış. Fakat binmek­ten imtina' etmiş. Ancak kabristandan dönüşte binmiş olduğunu bil­diren hadise muhalif olmaz.

Mâlikiler, Şâfiiler ve Hanijeiiler: Cenaze götürülürken özür olmaksızın binmek mekruhtur, yaya yürümek müstehabtır, demişlerdir.

Hanefi âlimleri: Cenazenin önünde binerek gitmek mekruh­tur. Arkasında mekruh değildir, demişlerdir

Bu hadîs, binicinin cenazenin arkasında gitmesinin efdal oldu­ğuna delâlet eder. Mâ likîler, Hanefîler, Hanbelîler ve âlimlerin cumhuru böyle hükmetmiştir.

Ş â f i i 1 e r, binicinin yaya gibi cenazenin önünde gitmesinin efdal olduğunu söylemişlerdir. Lâkin bu hadisin zahiri, onların gö­rüşünü reddeder.

Hadis, yayaların cenazenin her tarafında gitmelerinin meşrulu­ğuna delâlet eder. Sevri, bunun zahirini tutarak böyle hükmet­miştir.

Yayaların cenazenin hangi tarafında gitmelerinin müstehablığı hakkındaki âlimlerin görüşlerini bundan sonraki bâbta zikredeceğiz.[72][72]

İzahı

î b n-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsini A h m e d, Ebû Dâvûd, Tirmizi, Nesâî, Dârekutnî, îbn-i Hibbân,    Beyhaki   ve   Hâkim   de rivayet etmişlerdir.

Enes (Radıyallâhü anh)'in hadisini Tirmizi de rivayet etmiştir.

Bu hadisler, yayaların cenazenin önünde gitmelerinin müstehab-lığına delâlet ederler. İbn-i Ömer, Hasan bin Alî, Ebü Katâde, Ebû Hüreyre, İbn-i Zübeyr, Kasım bin Muhammed, Salim, İbn-i Ebi Ley­lâ, Zühri, Şafii, Mâlik ve Ahmed (Radıyallâhü anhüm) böyle hükmetmişlerdir. Delilleri bu hadîslerdir. Bir de: Ce­nazeye katılan şefaatçidir. Şefaatçi kendisine şefaat edeceği kimse: nin önünde gider, demişlerdir.

Ebû Hanîfe, arkadaşları, Evzâî ve İshak, ya­yaların, cenazenin arkasında gitmelerinin efdal olduğunu söylemiş­lerdir. A 1 i (Radıyallâhü anhKden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Cenazenin arkasında yürüyenin, cenazenin önünde yürü­yene üstünlüğü, farz namazın nafileye üstünlüğü gibidir.' Bu âlim­ler, bu bâbta rivayet edilen hadisleri, cenazenin önünde yürümenin câizliğini açıklamak ve halka kolaylık göstermek mânâsına yorum­lamışlardır.

T a h a v i' nin rivayet ettiğine göre A 1 İ (Radıyallâhü anh) cenazenin arkasında yürüdü. Kendisine Ebû Bekir (Radıyal­lâhü anh) ve Ömer (Radıyallâhü anh) in cenazenin önünde yü­rüdükleri söylenmiş, bunun üzerine şöyle cevap vermiştir: Onlar, ce­nazenin arkasında yürümenin, önünde yürümeden efdal olduğunu bilirler. Bu üstünlük cemaatla kılınan namazın tek başına kılınan namaza üstünlüğü gibidir. Lâkin bunlar, halka kolaylık gösterirler.

1484) Abdullah hin Mes'ûd (Radıyallûkü anhj'den rivayet edildiği­ne göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Cenaze, metbû (uyulan)dur. Tabi (uyan) değildir. Cenazenin önünde gidenler cenazeye katılmış olmazlar.»"

Not : Sindi şöyle demiştir : Tirmizî ve başkaları bu hadîsi râvi Ebû Mâeide'-nin hâlinden dolayı zayıf saymışlardır. Ebû Davud'un bâzı nüshalarında bu hadî­sin aynı sebeple zayıf gösterildiği kaydedilmiştir.

Tirmizî : Ben Muhammed bin İsmail'den bu Ebû Mâcide'yi zayıf saydığını işit­tim. Muhammed'de el-Humeydi'nin şöyle dediğini söylemiştir : îbn-i Uyeyne bu Ebû Mâcide'nin kim olduğunu Yahya'ya sormuş? Yahya da : Bir kuştur. Uçtu da bize hadîs rivayet etti, diye cevap vermiş, diye bilçi vermiştir.[74][74]

17 - Cenazeye  Katılmak Üzere  Bâzı Elbiseleri Soymaktan Nehiy Hakkında  Gelen Hadis Babı

1485) İnırân bin el-Hıısayn ve Ebû Herze (RadıyaİlıVtii anhümâ)'-tlan ; Şöyle demişlerdir :

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in beraberinde bir cenazeyi teşyie çıktık. Efendimiz ridâlarım atıp gömlekle yürüyen bâzı kimseleri gördü. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (onlara) :

«Sizler câhiHyyet devrinin fiilini mi tutuyorsunuz? Yoksa câhi-liyyet devrinin işinin benzerim yapmakla onlara benzemeye mi çalı­şıyorsunuz? Şu suretinizden başka bir surette (kabristandan) dön­meniz için aleyhinizde beddua etmeyi cidden arzuladım.» buyurdu. Bunun üzerine adamlar ridâlarım aldılar ve bir daha böyle yapma­dılar.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu sened zayıftır. Râvi Nüfey' bin el-Kâ-ris Ebû Dâvûd el-A'ma'yı terkedenlsr bir değildir. Yahya bin Muin ve başkaları onun hadîs uydurduğunu söylemişlerdir. Diğer râvi Alî bin el-Hazevver'in de ha­dîsleri mekruhtur. Buhâri : Onun hadisi münkerdir. Yanında acâip şeyler vardır, demiştir.[76][76]

18 - Cenaze Hazırlandığı Zaman Tehir Edilmemesi Ve Arkasında Ateş Götürülmemesi Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1486) Alî bin Kbî Tâlib (RadıyaUâhü anh)'den rivayet edildiğine ffö-re. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, (lemistir:

«Cenaze hazırlandığı zaman onu te'hir etmeyiniz.»"[78][78]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîs, cenazenin arkasında ateş götür menin yasaklığına delâlet eder.

Micmer: Asıl mânâsı ateş konan buhurdanlık ve benzeri şeyıer-dir. Burada ateş mânâsı kastedilmiştir.

Notta sö£ konusu edilen Ebû    Hüreyre     (Radıyallâhü anh)'in hadisi,    Ebû    Davud'un    süneninde şu lafızlarla rivayetedilmiştir:    

= «Cenazenin arkasında ses yükseltilmez ve ateş götürülmez.»

El-Menhel'in beyânına göre Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) : Cenazenin beraberinde micmeri taşımayın diye vasiyet et­miştir.

Bunun hikmeti, ehl-i Kitabın böyle yapmasıdır.    Onlara  benze mek mekruhtur. Diğer taraftan ateş bulundurmanın bir faydası yok­tur. Bilâkis kötü ycruma yol açabilir. Sanki ölü ateşliktir. Daha bil mediğimiz hikmetler de bulunabilir. Hâsılı ateşperestlerin ve gayri müslimlerin âdetlerine uymamak ve onlara benzememek için cenâ zenin arkasında ateş götürmenin meşru olmadığı anlaşılıyor. Halef ve selef âlimleri bu hususta müttefiktirler.[80][80]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadis, yüz kişilik müslüman cemâatin namazını kıldığı mü'min cenazenin ilâhî mağfirete mazhar olacağını müjdeler.

Notta işaret edilen Âişe (Radıyallâhü anhâJ'nin Tirmizî' deki merfu' hadisi meâlen şöyledir : "Müslümanlardan bir kim­se ölüp üzerinde sayıları yüz kişiyi bulan bir müslüman cemâat na­maz kılıp ölüye şefaat ederse (dua ederse) behemehal Allah Teâlâ onların ölü hakkındaki şefaatini kabul eder "

1489) Abdullah bin Abbâs'ın mevlâsı Küreyb (Radtyallâhü anbüm)'-den; Şöyle demiştir :

Abdullah bin Abbâs  (Radıyaljâhü anhümâ)'nın bir oğlu öldü. Sonra Abdullah (Radıyallâhü anh) bana:

Yâ. Küreyb! Kalk da bak, oğlum (un cenazesi) için kimse toplan­mış mı? dedi.

Ben de (baktım ve) Evet, dedim. Bunun üzerine:

Vah sana! Toplananları kaç kişi sanıyorsun? Kırk (kişi var) mı? diye sordu. Ben:

Hayır, onlar daha fazladır, dedim. Bunun üzerine dedi ki:

O halde oğlumun cenazesini çıkarın. Ben şehadet ederim ki Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyururken işittim :

«Allah Teâlâ bir mü'mine şefaat eden kırk kişilik mü'min cemâa­tin şefaatim behemehal kabul buyurur.»"[82][82]eş-Şâmî (Radıyallâhü anh)'a—Bu zât sahâ-bî idi. — bir cenaze getirildiği zaman cenazeyle gelenleri az gördü­ğünde onları üç saffa ayırırdı. Sonra cenaze namazını kıldırırdı. Ve şöyle derdi: Şüphesiz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî bu­yurdu ki:

«Müslümanlar üç saf hâlinde dizilip bir cenaze üzerinde namaz kıldığında onların dizilişi, behemahal (ölünün mağfiretini veya Cen­netlik olmasını) vâcib (= sabit) kılar.»[84][84]

20 - Ölüyü  Övmek  Hakkında Gelen Hadisler Babı

1491) Enes hin Mâlik  (Radtyallâhü tw//)\\en:  Şİnle (lemistir: (Bir defa) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (ile bâzı sa­hâbiler) in yanından bir cenaze geçirildi.   (Orada bulunan sahâbiler tarafından) cenaze hayır ile anıldı. Efendimiz:

«Vâcib (sabit) oldu.» buyurdu. Sonra başka bir cenaze oradan geçirildi. Orada bulunan sahâbiler tarafından o cenaze şer ile anıl­dı. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  de  (yine) :

«Vâcib (sabit) oldu.» buyurdu. Bunun üzerine Ömer bin el-Hat tâb (Radıyallâhü anh) tarafından: Yâ Resûlallah! O (ilk) cenaze için : "Vâcib oldu." buyurdun. Bu (son) cenaze için de : "Vâcib oldu.' buyurdun. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Kavmin şahitliği veya gereği   (vâcib ve sabit oldu )  Mü'minleı yeryüzünde Allah'ın şahitleridir.» buyurdu.»"

1492) Ebû Hüreyre (Radiyallâhü anh)'den;  Şöyle demiştir:

(Bir defa) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ile bâzı sa-hâbîlerHn yanından bir cenaze geçirildi. (Orada bulunan sahâbiler tarafından) cenaze hayır hasletlerinden sayılan bir iyilik ile anıldı. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

* Vâcib (= Sabit) oldu» buyurdu. Sonra Onun yanından başka bir cenaze geçirdiler. (Oradaki sahâbiler tarafından) bu cenaze şer fiillerden sayılan bir kötülükle anıldı. Efendimiz:

«Vâcib (= sabit) oldu. Şüphesiz sizler yeryüzünde Allah'ın şa­hitlerisiniz» buyurdu.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Nesâi :kelimeleri hâriç  bu hadîsi  rivayet etmiştir.     Hadîsin aslıBuhâri ve Müslim'de Enes (R.A.)'den rivayet olunmuştur. Tirmizi ve Nesâi'nin ri­vayet ettikleri Ömer (R.A.)'in hadisine de muvafıktır. İbn-i Mâceh'in senedi sahîh olup ricali de Buhâri ve Müslim'in ricalidir.[86][86]

Hadisin Fıkıh Yönü

1 - Ölüyü, taşıdığı iyilik •eyâ kötülükle anmak caizdir. Bu ko­nudaki ayrıntılı bilgi yukarıda geçti.

2 - Takva sahibi sâlihlerin hayırla andığı ölü cennetliktir. Bu hüküm kesin bilgiye dayanılarak ve ölünün durumunun zahirine gö­re şahitlik edilmesi şartına bağlıdır. Bizim zamanımızdaki bilir bil­mez insanlar tarafından cenaze namazı münâsebetiyle birisi tarafın­dan yöneltilen cenazeyle ilgili soruya cevap olmak üzere yapılan tez­kiye bu hükme dâhil değildir.

3 - Salâhat ve takva sahiplerinin kötülükle andığı bir cenazenin cehennemlik olduğu sanılır. Ölünün kötülükle anılması, haram olan gıybete girmez. Bilâkis halkın kötü yollardan sakındınlması için ölü­nün kötülüklerini anlatmak mubahtır. Bu hususta geniş bilgi yuka­rıda verilmiştir.[88][88]

İzahı

Semûre (Radıyallâhü anhâl'nin hadîsini Kütüb-i Sîtte sa­hipleri ve Beyhaki rivayet etmişler; T i r m i z î hadîsin ha-sen - sahih olduğunu söylemiştir. Kadının isminin Ü m m ü K a ' b olduğu   N e s â i' de   belirtilmiştir.

Hadis, lohusaljk hâlinde ölen kadının cenaze namazının kıldırıl-masının meşruluğuna ve cenaze namazında imamın kadının tam or­tasının, yâni kalçasının hizasına doğru na,maza durmasının müsto-habhğma delâlet ediyor.

Ebû Galip (Radıyallâhü anh)'in hadîsini A İr ra.ed, Tirmizî, Ebû Dâvûd, T a h a v i ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Ti r m izi hadîsin hasen olduğunu söylenıiş-tir. Ebû Dâvûd ve Beyhaki' nin rivâyetlerindeki hadîs metni çok uzundur.

Ölen erkeğin AbdulUh bin Umeyr (Radıyallâhü anh) olduğu ve ölen kadının Ensâr'dan olduğu Ebû Dâvûd'un rivayetinde belirtilmiştir. T i r_m i z i 'nin rivayetinde kadının K u -r e y ş ' ten   olduğu bildirilmiştir.

El-Menhel yazarının dediği gibi bu iki rivayet arasında ihtilâf yoktur. Çünkü kadının aslen Kur'ey ş" ten olup, Ensâr'dan bi­risiyle evli olması muhtemeldir.

Ebû   Hamza,   Enes    (Radıyallâhü anh) 'in künyesidir.

Sıka tabiîlerin meşhur âbidlerinden olan Basra'h el-Alâ' bin Ziyâd, Enes (Radıyallâhü anh)'in erkek cenazenin başının hizasına ve kadın cenazenin kalçasının hizasına doğru dur­duğunu görünce Peygamber (Sallallahü Aleyhive SellemJ'in mi böy­le yaptığını Enes (Radıyallâhü anh)'e sormuş. Enes. ^Radı­yallâhü anh) de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in böyle yaptığım gördüğünü bildirmiştir.[90][90] 

22 - Cenaze Namazındaki Kıraat Hakkında Gelen Hadisler Babı

1495) İbn-i Abbâs (Radıyallahü anhümâyâan; Şöyle demiştir.

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  cenaze üzerinde   (na­maz kıldırırken) Kur'an-ı Kerîmin Fatiha  (sûre)sini okudu."

1496) Ümmü  Şerîk   el-Knsûriyr   (Rtidıytitlahii  unhâ)'dan:   Şöyle   de­miştir :

Resûlullah (SallaJlahü Aleyhi ve Sellem) cenaze üzerinde (na­maz kıldığımızda) Kuranı Kerîm'in Fatiha (sûre) sini okumamızı em­retti.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Senedindeki râvi Şehr bin Havşeb'i Ah-med, İbn-i Muin ve başkaları sıka saymışlar, İbn-i Avf onu bırakmış, Beyhakî onu zayıf saymış, Nesâi, Hammâd ve başkaları  onu gevsek  görmüşlerdir.[92][92]

Âlimlerin, Cenaze Namazında Fatiha Okumak Hakkında Görüşleri

1 - Şafii    âlimleri : Cenaze namazında Fatiha okumak farz­dır. Efdal elanı, ilk tekbirden sonra okunmasıdır, demişlerdir.    Bun­lara göre ikinci tekbirden  sonra  Peygamber   (Sallallahü  Aleyhi ve Sellem)'e salavâl getirmek ve üçüncü tekbirden sonra ölüye dua et­mek de farzdır. Dördüncü lekbirden sonra kısa bir duâ yapılıp se Jâm verilir.

2 - Hanbe1iler  de  Şâfiî1er gibi söylemişlerdir. Şu farkla ki :    Hanbel İlor'e    göre-, Fatihanın ilk tekbirden son­ra okunması farzdır.

İbn-i M u s' u d , İbn-i Zübeyr, Ubeyd bin Omeyr, İshak ve Dâvûd (Radıyallâhü anhüm) ile M i s -ved bin Mahreme' nin de Fâtiha'yı okumanın farziyetine hükmettikleri rivayet olunmuştur

Ebü Hüreyre, Ebü Derdâ, İbn-i Mes'ud ve E n e s (Radıyallahü anhüm) dan rivayet edildiğine göre kendile­ri cenaze namazının ilk üç tekbirinden sonra Fatiha okurlar, duâ ve istiğfer ederlerdi. Dördüncü lekbirden sonra bir şey okumadan se­lâm verirlerdi.

3 - Tâvûs,    A t â ' ,    İbn-i    Şîrîn,    İbn-i    Cüboyr, Şa'bi,    Mücâhi d,    Hammâd    ve    Sevri,    cenaze na mazında Fatiha okumanın olmadığını söylemişler,    î b n - i    Ömer (Radıyallahü anhJ'den de bu hüküm rivayet edilmiştir.Hanefî1er' in    mezhebi de budur. Bunlara göre cenâ?.e namazı dört tekbirdir. Birinci tekbirden sonra Allah'a sena edilir. İkinci tekbirden sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e salavât getirilir. Üçüncü tekbirden sonra duâ edilir. Dördüncü tekbirden sonra iki tarafa selâm verilir. Fatiha okunmaz. Ancak sena niyetiyle Fatiha okunabilir.

4 - Mâlikil er'e göre cenaze namazında Fatiha okumak mekruhtur. Bunlara göre her tekbirden sonra Allah'a sena etmek. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e salavât getirmek müste-habtır. Ve duâ etmek vâcibtir.

Bunların delili, Mâli k ' in el-Muvatta'da N â f i, (Radı-yallâhü anhJ'den rivayetle İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhl'in, cenaze namazında Fatiha okumadığına dâir verdiği bilgidir.

Cenaze namazında Fatiha okumanın vâcibliğine hükmeden âlim­lerin görüşlerine muhalif kalmamak niyetiyle Fatiha okumakta ke­rahet yoktur. Bilâkis bu niyetle okunması menduptur. Hattâ diğer âlimlerin de görüşlerine hürmeten her tekbirden sonra biraz duâ oku­mak ve birinci tekbirden sonra Fatiha okumak daha evlâdır. Çünkü böyle yapılınca bütün âlimlerin görüşlerine riâyet edilmiş olur.

Mâliki ler'in yukarıdaki görüşünden sonraki bilgiler, Mâliki mezhebine âit e t - T a r r â z ' dan naklen el-Menhel'-de verilen ma'lumattan özetlenerek alınmıştır.

Cenaze namazında Fatiha gizli okunur.[94][94]

İzahı

Ebü Dâvûd. Beyhakı ve İbn-i H i b ban da bunu rivayet etmişlerdir. El-Menhel yazan,  hadisi  şöyle açıklar :

Yâni ölü iyi olsun, tenâ olsun, siz Allah rızâsı için ve halisane ona duâ ediniz. Çünkü günahkâr Ölü. müslüman kardeşlerinin duâ ve şefâatına daha çok muhtaçtır. Bunun içindir ki müslümanlar duâ etsin diye ölü onların önüne konulur. Halisane duâ, dünya meşga­lelerini hatırdan çıkarmakla ve gönül alçaklığıyle huşu içinde Allah'a yalvarmakla gerçekleşebilir.

Hadîsin mânâsı şöyle de olabilir : Duanızı ölüye tahsis ediniz. Yâni ölünün şahsına özellikle duâ ediniz. Ş âf ii I e r'in cumhû ru böyle hükmetmişlerdir. Fakat fıkıhçıların ekserisi, duanın umu­mî yapılmasının câizliğine hükmetmiştir. Bu hadîs, Ş â f i î 1 e r'in görüşünü kesin olarak yansıtmaz. Bu sebeple, bu hadîs onlar için lam delil sayılamaz.

1498) Khû  Hüreyre  (Radıyallâhü  anh)\\ca\   Söyle elemiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerinde na­maz kıldığı zaman şu duayı okurdu :

«Allah'ım! Dirimizi ve ölümüzü burada hazır olanlarımızı ve olmayanlarımızı, küçüğümüzü ve büyüğümüzü, erkeğimizi ve kadı­nımızı mağfiret eyleî

Allah'ım! Bizden yaşattığın kimseleri İslâm dînî üzere yaşat! Biz­den öldüreceklerim de îman üzere öldür!

Allah'ım! Bu cenazenin ecrinden bizi mahrum etme ve ondan son­ra bizi dalâlete götürme.»"[96][96]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - Cenaze namazında duâ etmek meşrudur.

2 - Yapılacak duayı umumîleştirmek caizdir.

3 - Cenaze namazında açıktan duâ etmek caizdir. Çünkü eğer Peygamber  (Sallallahü Aleyhi v6 Sellem)   duayı açıktan yapmamış olsaydı    Ebû    Hüreyre    (Radiyallâhü anh) işitmiyecekti. Cum­hura göre duayı gizli yapmak müstehabtır. Çünkü    A h m e d ' in rivayetine göre    C â b i r    tRadıyallâhü anh) : Cenaze duasını ne ResuM Ekrem   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ne      Ebû    Bekir (Radıyallâhü anh) ne    Ömer    (Radıyallâhü cnh) bize açıktan okumadılar, demiştir. Cumhura göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in açıktan duâ okuduğuna dâir bu ve benzeri hadîsler şöy­le yorumlanmıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) öğret­mek için bazen açıktan okumuştur.

1499) Vasile bin el-Eskâ'[98][98]

İzahı

Bu hadîsi    Ebû    Dâvûd    da rivayet etmiştir.

Hadîsteki "Zimmet" kelimesi emniyet, hıfz ve himaye anlamına yorumlanmıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hadiste belirtildiği gibi cenazeye duâ ederken şunu demek istemiştir : Al­lah'ım! Falan oğlu falan Sana iman ettiği için Senin himâyendedir.

Habl'den maksad Kur'ân-ı Kerîmdir Çünkü H â k i m ' in ri­vayet ettiği  bir hadiste :

"Kuran, Allah'ın sağlam habli  lipi)dir." buyurulmuştur.

Civar : Emniyet ve selâmet demektir. Bu kelimelerle kasdedilen mânâ şudur : Bu ölü senin o kitabına yapışmıştır. Ki ona yapışan em niyet ve selâmette olur.

Bâzılarına göre Habl' kelimesi 'ahit' mânâsına istiare yoluyla kul­lanılmıştır.

"Civar" kelimesi komşuluk demektir. Mübalağa için "Habl" ke­limesi "Civar" kelimesine izafe edilmiştir. Asıl mânâ : "Falan oğlu fa­lan senin ahdindedir " olur. Bu kavle fiöre bu kelimeler bir önceki kelimenin açıklaması durumundadır.

Nihâye'de şöyle denilmiştir; 'Arap kabilesi arasında düşmanlık, savaş ve tehlike eksik olmazdı   Bir kabile reisinden ahitname alma dan o kabile hudutları içerisinde yolculuk etmek tehlikeli idi. Adam yolculuğa  çıkmak   istediği zaman  kabile  reisinden  kendisine doku nulmaması için ahitname alırdı. Bu belgeyi üzerinde taşıdıktan son­ra güven içerisinde o kabilenin mıntıkasında    serbestçe    dolaşırdı. Başka bir kabilenin mıntıkasına varınca, onun reisinden de benzer belge alır ve böylece yolculuğunu güven içinde sürdürürdü.   İşte bu­na "Hablül Civar" denilirdi "

Burada bu mânâ kastedilmiş olabilir Yâni bu mıi'min kulun, se nın  -İman ahitnameni" laşıyor.

"Sen (ahde)  vefa edicisin" cümlesinden maksad şudur; Sen ver d ğin sözü yorine t^eriı inisin   Sözünden caymazsın.[100][100] (Radıyailâhü titıfı)'<\en; Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in Ensârdan (ölen) bir adam üzerinde cenaze namazını kıldığına şahit oldum. Ve (cenaze namazında)  şu duayı okuduğunu (kulağımla)  işittim:

= «Allah'ım! Ona selat Onu mağfiret eyle. Ona rahm eyle. Onu belâlardan koru. Onu afv eyle. Su, kar ve dolu me-sâbesindeki rahmet çeşitleriyle onu (günahlardan) pak eyle. Beyaz elbisesinin kirden temizletildiği gibi onu günahlardan ve hatâlardan teiniz eyle. (Dünyada bıraktığı) evine karşılık olmak üzere (ona) evinden daha hayırlı bir ev ver, (Ona) ailesinden daha hayırlı bir aile ver, onu kabir fitnesinden ve ateş azabından koru.»

Avf (Radıyalâhü anh) demiştir ki: Andolsun ki ben orada du­rurken kendimi (vefat eden) o adamm yerinde olmamı temenni eder durumda gördüm."

1501) Câbİr (Radtyallâhü ank)'âen; Şöyle demiştir: Ne Rcsûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ne Ebü Bekir ve ne de Ömer (Radıyallâhü anhümâ) cenaze namazı hakkında cevaz ver­dikleri kadar hiç bir şey hakkında bize cevaz vermediler. Yâni (cena­ze namazını)  bir vakte bağlamadılar.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Râvi Haccâc bin Ertât çok tedlisçi idi. Tedlisçilikle meşhurdu. Bu hadîsi de an'ane ile rivayet etmiştir.[102][102]

24 - Cenaze  Üzerinde   (Kılınan   Namazda) Dört Tekbir Almak  Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1502) Osman bin Attan[104][104]'den: Şöyle demiştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ashabından Ab­dullah bin Ebi Evfâ el-Eslemi (Radıyallâhü anh) ile beraber kızının cenaze namazını kıldım. Abdullah (Radıyallâhü anh) onun cenaze­si üzerinde (namazda) dört defa tekbir aldı. Dördüncü tekbirden sonra (hemen selâm vermeyip) biraz durdu. Ben safların müteaddit yerlerinden cemâatin imamı uyarmak için 'Sübhânallah' seslerini işittim. Sonra selâm verdi. Daha sonra : Siz benim beş defa tekbir alacağımı mı sanıyordunuz? dedi. Cemâat: Bundan endişelendik, de­diler. Kendisi: Ben (beş defa tekbir) alacak değilim. Lâkin Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dört defa tekbir alırdı, sonra bir süre durup demesini Allah'ın dilediği (kelimeleri) söyledikten sonra selâm verirdi."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. Senedindeki râvi el-Heceri'nin adı ibrahim

bin  Müsilm  el-Kûfi'dir. Süfyân  bin   Uyeyne,   Yahya bin   Muin. Nesai   ve başkaları Onu zayıf  saymışlardır.

1504) Abdullah bin Abbas (R<ı<hynllâhU ıivhüuw)\ldn:     Şiıyk1  du-ıniştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cenaze namazında dön defa tekbir aldı."[106][106]

25 -  (Cenaze Namazında)   Eeş Defa Tekbîr Alan Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1505) Abdurrahman bin Ebî Leylâ (Radıyallâhü anh)}den; Şöyle de­miştir :

Zeyd bin Er kam (Radıyallâhü anh) cenazelerimiz üzerinde dört defa tekbir alırdı. (Bir defa) bir cenaze üzerinde beş defa tekbir aldı. Bunu kendisine sordum. Dedi ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beş defa tekbir alırdı."[108][108]

Tekbirlerde Eller Kaldırılır Mı ?

Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır. El-Menhel yazarı bu konuda özetle şöyle der:

Îbnüi-Münzir:    İlk tekbirde ellerin kaldırılması husû sunda âlimler icmâ' etmişlerdir, demiştir. Diğer tekbirlere gelince :

1 - İbn-i    Ömer,    Ömer    bin    Abdülaziz,    Ata', Evzâi,    Şafiî,    Ahmed,    İshak    ve    İbnü'l-Münzir (Radıyallâhü anhüm) : Her tekbirde elJer kaldırılır, demişlerdir.

2 - Ebû Hanife, Sevri, Salim, Zühri    ve Kays    bin    Ebi    Hazım: Eller yalnız ilk tekbirle kaldırılır, demişlerdir

3 - Mâli k' ten,    her tekbirde ellerin kaldırılması ve yainız ilk tekbirde kaldırılması diye iki rivayet vardır. Mezhebinin meşhur rivayetine göre yalnız ilk tekbirde kaldırılır.

1506) Kesir bin   Abdillah'ın   dedesi   (Amr bin   Avf   el Yeşkuri)[110][110]

26 - Çocuk Üzerinde Cenaze Namazı Kılmak Hakkında Gelen  Hadisler Babı

1507) El-Muğîre bin Şu'be (Raâtyailâhü anh)\\en:  Şöyle demiştir: Ben,  Resülullah   (Sallallahü   Aleyhi  ve  Sellernl'den  işittim.  Bu­yurdu ki :

-Tıfıl üzerinde cenaze namazı kılınır.

1508) Câbir bin Abdİllah (Radıyallıihiı onhümâ)'(\an rivayet edildi­ğine yöre;   Resûhıllah (Suttal/ahü Aleyhi  ve Sr/lenı)  şöyle buyurdu, demiştir'

«Çocuk doğarken istihlal ettiği (- hayat belirtisi gösterdiği) /a man üzerinde cenaze namazı kılınır. Ve mirasçı olur »"[112][112]

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan el-Buhterî bin Ubeyd hakkında Ebû Naîm el-Isbahânî, Hâkim ve Nakkaş : O, babasından mevzu' hadîsler rivayet etmiş, demişlerdir. E'oü Hatim, tbn-i Adiyy, İbn-i Hibbân ve Dâ-rekutnî onu zayıf görmüşler. El-Ezdi de onu yalanlamıştır. Yâkub bin Şeybe de : O meçhuldür, demiştir.[114][114]

İzahı

İlk hadîs,    Buharî' de    rivayet edilmiştir.    Sindi,    bunun izahında şöyle der:

"Eğer efendimizden sonra bir peygamberin olmasma ilâhi hüküm olmuş olsaydı..." cümlesi, muhtemelen İ b r â h i m ' in ölüm se­bebini açıklamak içindir. Cümlenin dönüm noktası şu olur : İbra­him'in nebi olması, yaşamasına bağlanmıştır. Bu yorum, mezkûr yorumun efendimiz tarafından bilinmesi esasına bağlıdır. Bunun ben /.erleri, bâzı zayıf yollarla Peygamber (Sallallahü Aleyhi vh Setlem)'den rivayet edildiği gibi, sahâbîlerden de bunun misli gelmiştir. Bu­na göre hadîsin mânâsı şöyle olur:

"Eğer efendimizden sonra Peygamberliğin herhangi bir kimseye verilmesi takdir edilmiş olsaydı İ b r â h i m ' in yaşaması mümkün olurdu." Lâkin yaşadığı takdirde İ b r â h i m ' in nebi olması tak­dir edildiği halde bir peygamberin gelmesi hükmü olmayınca İbrâ-h i m ' in    yaşamaması gerekir.

Hadîsteki mezkûr cümlenin, İ b r â h i m ' in faziletini beyan için olması muhtemeldir. Buna göre şöyle yorum yapılır : Eğer efen­dimizden sonra bir nebinin gelmesi mukadder olsaydı, buna en lâ­yık olanı İbrahim olacaktı. Ve nebi olmak üzere yaşıyacaktı. Lâkin bir nebinin gelmesi mukadder değildir. Dolayısıyla yaşaması gereği yoktur.

Her iki ihtimâle göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in erkek çocuğunun nebî olması lüzumu, hadîsten çıkarılamaz. Dolayı­sıyla şöyle bir soru yöneltilemez: Peygamberlerin çocuklarının pey­gamber olması gerekmez. Eğer gerekseydi tüm insanların peygam­ber olması gerekirdi. Çünkü bütün insanlar, Âdem (Sallall&hü Aleyhi ve Sellem)  ve    N û h    (Aleyhisselâm)'un çocuklarıdır.

Zevâid türünden olan ikinci hadîse göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), vefat eden oğlu İ b r â h i m ' in cenaze nama­zını kılmıştır. İ b r â h i m ' in 16 veya 18 aylık iken vefat ettiği rivayetleri vardır. Ebû Davud'un Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den olan bir rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in, İ b r â h i m ' in cenaze namazını kılmadığı bildirilmiştir. El-Menhel yazarı: Bundan maksadın, cemaata kıldırmamış olması muhtemeldir, demiştir. Ebû Davud'un A tâ' (Radıyallâ­hü anh)'dan olan mürsel bir rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) in, İ b r â h i m ' in cenaze namazını kıldırdığı belir­tilmiştir.

Bu hadîsteki «Cennet'te onu emziren vardır.» cümlesi, İ b r â -h i m ' in şeref ve değerini beyan etmek içindir. Sindi böyle demiştir. Çünkü Cennet, herhangi bir şeye ihtiyaç duyma yeri de­ğildir.

İ b r â h i m ' in annesi M â r i y e (Radıyallâhü anhâ) kıp-tîlerden olduğu için, hadîste; kiptiler, İ b r â h i m ' in dayıları olarak gösterilmiştir. Tüm kıptı kölelerin âzât edilmesi ve köle edi­nilmemesi ile ilgili cümle de î b r â h i m ' in Allah katındaki kıy­met ve yüceliğini açıklamak içindir.

Son hadîs de Zevâid türündendir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in oğlu Kasım, Hatice (Radıyallâhü anhâ)'den doğmadır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in en büyük ço­cuğudur. Onun ismine izafeten Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'e Ebü'l-Kâsım künyesi verilmiştir. Kaç yaşında iken ve­fat ettiği hususunda kesin bilgi edinilemedi. Bir kavle göre iki yıl, başka bir kavle göre ayakta yürüyebilecek yaşa kadar yaşamıştır. Di­ğer bir kavle göre, bineğe binebilecek yaşa kadar yaşamıştır. Onun, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e risâlet gelmeden önce ve­fat ettiğini söyliyenler olduğu gibi, daha sonra vefat ettiğini söyli-yenler de vardır. Bu hadîs, efendimize risâlet görevi verildikten son­ra    K â s ı m ' in    vefat ettiğine delâlet eder.

K â s ı m ' in Cennette sütünü tamamlaması ile ilgili cümle, bir önceki hadisteki cümleye benzer ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in çocuğunun yüceliğini beyan içindir.

Hatice (Radıyallâhü anhâ)'nin ölen K â s ı m ' in sesini işitmesi için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in teklifine verdiği karşılığın, Hatice (Radıyallâhü anhât'nin yüksek ze­kâ ve üstün îmanını yansıttığının e s - S ü h e y 1 î tarafından belirtildiği S i n d î' de anlatılmıştır. Şöyle ki : Hatice (Ra­dıyallâhü anhâ) berzahla ilgili bu olayı müşâhade etmekle inanmak­tan hoşlanmayıp gaybe îman sevabını almayı tercih etmiştir.[116][116] (Radıyallâhü anhJ'ın cenazesi olduğu gibiydi.   Diğer cenazeler (namaz bitiminde)   kaldırılıyor  (ve yerlerine başka cenâ zeler konuluyordu ) Hamza (Radıyallâhü anh)'ın cenazesi, konuldu ğu gibiydi.Sindi   demiştir  ki :   Bunun  senedinin  hasen  olduğu   Zevâid'den  anla­şılıyor.[118][118]

Hadisin Fıkıh Yönü

1 - Bu hadîse göre şehidler üzerinde cenaze namazını kılmak meşrudur. Bu husustaki âlimlerin görüşleri, bundan sonra gelecek ha­disin izahı bölümünde anlatılacaktır.

2 - Bir cenaze üzerinde bir kaç defa namaz kılınabilir.

3 - Birkaç cenaze üzerinde bir defa namaz kılmak meşrudur.

1514) Câbir bin Abdillah (Radıyaflâhü anhümâ) 'dan ; Şöyle demiştir: Resûhıllah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Uhud   (savaşı)  şehid-lerinden ikişer ve üçer kişiyi bir kabirde yerleştiriyordu. Ve (bize) :

«Eunlarin hangisi Kuranı daha çok öğrenip hıfzetmiş?» diye so­ruyordu.

Bu ikişer ve üçer şehidlerden birisine işaret edilince, onu kabre önce  (ve kıble tarafına)  koyuyordu ve :

- (Kıyamet günü) Ben bunların hayatlarım feda ettiklerinin şa­hidiyim.» buyuruyordu. Ve şehitlerin yıkatılmadan, üzerlerinde na­maz kılmadan kanları içinde defnedilmelerini emrediyordu."[120][120]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - Zaruret hâlinde iki veya üç cenazeyi bir kabre defnetmek caizdir.

2 - Yine zaruret hâlinde iki cenazeyi bir kefene koymak caiz­dir. Zaruret olmadıkça caiz değildir.

3 - Şehidler, yıkatılmadan defnedilirler.

4 - Şehidler üzerinde cenaze namazı kılınmaz.[122][122]

İzahı

Ebû Dâvûd ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. Şehidlerin üzerlerinde bulunan demir aksamından maksad, silâh vezırh gibi kısımlardır. Derilerden maksad, soğuktan korunmak veya savaş için giyilen eşyadır.

Hadîs, şehidin elbiseleriyle ve kanlarıyla defnedilmesinin, dola­yısıyla yıkatılmamasının meşruluğuna delâlet eder. Demir ve deri aksamı, diğer elbise gibi kefen cinsinden olmadığı için soyulmuştur.

1516) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anhümâ)'da.n; Şöyle demiştir: Uhud şehitleri, Medine'ye nakledilmiş oldukları halde Reaûlul-lah (Sallalahü Aleyhi ve Sellem), onların şehid edildikleri yerlere geri götürülmelerini emretti."[124][124]

Diğer Cenazelerin Bir Şehirden Başka Bir Şehre Nakledilmeleri

1 - M âl iki 1 e r'e    göre cenaze, definden önce bir beldeden başka bir beldeye nekledilebilir.    Ancak bozulması veya kanamasıkorkusu varsa nakledilemez. Definden sonra ise; cesedin yırtıcı hay­vanlar tarafından çıkarılması, suların cesedi alıp götürmesi, nakle­dileceği yerin bereketinden ölünün yararlanması ve yakınlarının zi­yaretine imkân verilmesi gibi bir maslahat için nakil caizdir. Ancak bozulmuş olması gibi bir sakınca endişesi varsa caiz değildir. M â -1 i k' in delili Sa'd bin Ebi Vakkâs (Radıyallâhü anh} 'in ve S a i d b. Z e y d (Radıyallâhü anh) 'in el-Aklk1-te ölmeleri ve oradan M e d. i n e' ye nakledilip burada defnedil­meleridir.

2 - Hanefiler'e   göre definden önce nakilde beis yok­tur. Bir kavle göre namazın kısaltılması için gerekli mesafeden da­ha az bir mesafeye nakledilmesi kaydı vardır. Bu mesafe doksan ki­lometre civarındadır. Diğer bir kavle göre daha uzak mesafelere de götürülebilir. Definden sonra nakil caiz değildir. Ancak ölünün def­nedildiği yerin gasp edilmiş bir yer olması veya o yerin Şuf'a hak­kıyla alınmak istenmesi, yahut defin esnasında para, elbise ve ben­zeri malların kabirde unutulması gibi bir mazeret dolayısıyla kabrin

açılması caizdir.

3 - Ş afi i 1 e r'e    göre definden önce cenazenin başka bir beldeye nakledilmesi caiz değildir. Çünkü nakil, defnin gecikmesine sebep olur, bir kavle göre mekruhtur. Ancak    Mekke,    Medine ve    Mescid-i    Aksa    yakınında ölenin buralara nakledilmesi caizdir.   Bâzı   Şafiî   âlimleri : Büyük zâtların yâni velî ve âlim­lerin bulunduğu  yerin  yakınına  defnedilmek  üzere  ölülerin nakli caizdir, demişlerdir. Definden sonra nakil haramdır.

4 - Hanbeliler'e    göre bir sâlihin yanına defnedilmek ve­ya mübarek bir mıntıkaya götürülmek gibi meşru bir gaye için ölü­nün definden önce ve sonra naklinde beis yoktur. Ancak cenazenin bozulmaması emniyeti şarttır. Kokma, bozulma gibi sakınca korku­su varsa, nakil caiz değildir.[126][126]

İzahı

Ebu Davud, Beyhaki  ve    İbni E b i    Şeybe ' de bunu rivayet etmişlerdir.

Ebü    Davud'un    rivayetinde :  «Ona bir şey yoktur.» ifâdesi bulunur.

El-Menhel yazarının dediğine göre  Ebü  Davud'un    su-neninin nüshalarının ekserisi böyledir.    H a t i b   bu ifâdenin mah tuz olduğunu söylemiştir.

İbn   ı    Kbi    Ş e y b c ' nin    ı ivîiyrlinde nıo/kür ifâde yorıno :

-Ona namaz yoktur.* ifâdesi vardır.

Bu uç ifâdeye göre hadisten çıkarılan hüküm, o adama sevab-tan bir şey olmamasıdır. Ve hadis, cenaze namazının mescidde kılın­masının mekruhluğuna hükmeden âlimlerin delillerinden olur.

Ebû Dâvud un süneninin bâzı nüshalarında bu ifâde yerine :  «O adam üzerinde bir şey yoktur." ifâdesi bu lunur. Iîun« roi c hadisin mânası, cunâ/.c namazını nıescidde kılan Kimse aleyhinde hiç bir günahın bulunmaması demektir. Bu takdir de hadis, cenaze namazının mescidde kılınmasında kerahet olmadı­ğını hükmeden âlimler için delil olur.

Nevevi : Ebü Dâvûd'un süneninden tahkik edilerek râviler tarafından dinlenmiş olan meşhur nüshalanndaki ifâde, bu son ifâdedir. Ve hadis, cenaze namazının mescidde kılınmasının meş­ruluğuna hükmeden âlimlerin* delillerindendir. Hadislerin tümünün işlerliğini muhafaza için diğer nüshalardaki; İJ kelimesini; <uU. kelimesine yorumlamak gerekir. Yâni ehlinin ma'lumu olduğu üze­re cer harfi olan "Lâm"ı, yine. cer harfi olan "Alâ" mânâsına almak gerekir, demiştir.

Ei-Ayni'de    izah edildiğine göre bu hadîsin senedindeki râ-vi    S a 1 i h ' in    zayıflığı, müteaddit âlimierce ifâde edilmiştir.

1518) Âişe (Rıuiıynttîhü anhâ)'(\nn: Şöyle demiştir :

Vallahi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Süheyl bin Bey-da (RadıyaUâhü anh) üzerinde mescidden başka hiç bir yerde namaz kılmadı.

İbn-i Mâceh demiştir ki: Âişe (Radıyallâhü anhâJ'mn hadîsi da­ha kuvvetlidir."[128][128]

Cenaze Namazının Mescidde Kılınması Hakkında Âlimlerin Görüşleri

l - Ebü Hanîfe, meşhur rivayete göre Mâlik ve İbn-i Ebî Zi'b'e göre cenaze namazını mescidde kılmak mekruhtur. Bunların delili 1517 nolu Ebû Hüreyre (Radı­yallâhü anhJ 'in hadîsidir. Bu hadîs hakkında gerekli bilgi yukarı­da verilmiştir. İkinci delilleri şudur: Mescid; Farz namazlar, bunla­ra bağlı nafileler, zikir ve ilim öğretmek için yapılmıştır. Cenazenin mescidin içine sokulması, mescidin cenazeden çıkacak kan ve ben­zerî pislikle kirletilmesine yol açabilir.

Bunlar    i ş e   (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsine şöyle cevap ve­rirler:  Peygamber   (Sallallahü Aleyhi  ve  Sellem)'in,    Süheyl (Radıyallâhü anh)'in cenaze namazını mescidde kılması,    özel bir olaydır. Umumî hüküm ifâde etmez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, o esnada itikâfta olması veya bunun câizliğini beyan için böyle yapmış olması muhtemeldir. Bunun câizliği, kera­heti gidermez. Eğer mescidde kılmak, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in âdeti olmuş olsaydı durum sahâbilerce bilinecekti ve  i ş e    (Radıyalâhü anhâ)'nin,    S a'd    (Radıyallâhü anh)'in ce­nazesini mescide almasına karşı çıkmıyacaklardı.     i ş e (Radı­yallâhü anhâ) de karşı çıkanlara cevap verirken hadîsteki ifâde ye­rine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in cenazeler üzerinde namaz kıldığını söyliyecekti.

Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ve Ömer (Radıyallâhü anh)'in cenazeleri üzerinde mescidde namaz kılındığına dâir rivayet­lere de şöyle cevap vermişlerdir: Bu iki zâtın cenazelerinin mescidin içine alındıkları serâhaten bildirilmemiştir. Bu itibarla cenazelerin mescidin dışına konulması ve cemâatin mescidin içinde namaza dur­muş olmaları muhtemeldir.-Yahut    S â'd     (Radıyallâhü anh)'in cenâzesinde olduğu gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hanımları cenaze namazını kılsınlar diye bu iki halîfenin cenazele­rinin mescide alınmış olmaları muhtemeldir.

2 - Şafiî, Ahmed, îshak, bir rivayete göre M â -1 i k ve başkalarına göre cenaze namazının mescidde kılınmasına kerahet yoktur. İbnü'l-Münzir, Bu kavli Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ve Ömer (Radıyallâhü anh)'den nakletmiştir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in diğer hanımlarının mezhebi ile Fukahadan çok zâtların mezhebi budur.

Bunların delilleri, Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin mezkûr ha­dîsidir. Ayrıca Saîd bin Mansur'un kendi süneninde Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ve Ömer (Radıyallâhü anh)'in cenaze namazlarının mescidde kılındığına dâir rivayetler­dir. Üçüncü delil, Ömer (Radıyallâhü anh)'in Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) üzerinde ve S u h a y b (Radıyallâhü anh)'in Ömer (Radıyallâhü anh) üzerinde mescidde namaz kıldıklarına dâir    İbn-i    Ebî    Şeybe' nin    rivayet ettiği hadîstir.

1517 nolu hadîsin izahında belirttiğim gibi N e v e v i bu ha­disi de bu gruptaki âlimlerin delillerinden saymıştır.

î b n - i R ü ş d : Sahâbîlerin Â İ ş e (Radıyallâhü anhâl'yş itiraz etmeleri, cenaze namazının mescid dışında kılınmasının yay­gınlığına delâlet eder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, N e c â ş i (Radıyallâhü anh)'nin gıyabî cenaze namazını kıldır­mak üzere musallaya çıkması bunun şahididir.[130][130]  gölgesinin   (görünüşte)   durduğu  zaman (dan),  gü neş batıya kayıncaya kadar ve güneş batmaya eğildiği zaman (dan) hatun ay a. kadardır."[132][132]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - Mezkûr vakitlerde cenaze namazı kılmak yasaktır. Bu hu­sustaki âlimlerin görüşleri 1486 nolu hadisin izahında geçmiştir.

2 - Hadîsin  zahirine göre  bu vakitlerde ölüyü defnetmek  ya­saktır. Yukarıda da işaret edildiği gibi, mezkûr vakitlerde ölüyü def­netmek,    H an beli 1 er'e    göre mekruhtur.

Hanefî ve Şafiî âlimlerine göre bu vakitlerde Ölüyü defnetmek mekruh değildir. Ancak mahsus bu vakitleri defin işi için seçmek mekruhtur.

Gerek cenaze namazını kılmak ve gerekse ölüleri defnetmek ile ilgili âlimler arasında bulunan ihtilâf, cesedin değişmesi korkusunun bulunmaması hâline mahsustur. Böyle bir korku varsa, anılan vakit­lerde de namaz kılmakta ve ölüyü gömmekte hiç bir sakınca yoktur.

1520) İbn-i Abbâs   (Radıyallâhü  antrii mâ )'dnn;  Şöyle demiştir: Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ölen bir adamı gecele­yin kabre bizzat dâhil etti ve kabirde   (defin işinde aydınlık olsun diye)   lâmba yakıldı."[134][134]

İzahı

N e s â i   de bunu benzer lâfızlarla rivayet etmiştir.

Hadîs, geceleyin defnetmenin caiz olmadığına delâlet eder. Câiz­liğine hükmeden âlimler bu hadîsi şöyle yorumlamışlardır: Peygam­ber fSallallahü Aleyhi ve Sellem) bütün müslümanların ölüleri üze­rinde namaz kılmak istediği için, sahâbîlerini geceleyin ölüleri def­netmekten men etmiştir. Bir kavle göre bâzı kimseler, gecenin ka­ranlığından faydalanarak Ölülerini iyi olmıyan kefenlerin içine ko­yuyorlardı. Bunun önlenmesi için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gece defin işini nehyetti.

1522) Câbir bin Abdillah (Radtyailâhü anhümâ)'dan rivayet edildi­ğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Gece ve gündüz Ölüleriniz üzerinde namaz kılınız (kılabilirsi­niz.)Râvi İbn-i Lahia'nın zayıf olduğu ve el-Velîd'in tedlisçi olduğu ZevâicT-de bildirilmiştir.[136][136] bu­yurdu. Bunun üzerine Allah Sübhâneh :

-O münafıklardan ölenlerin hiç birisinin üzerinde namaz kılma. Mezarı üstünde de durma.[138][138]

İzahı

İbn-i    Ömer     (Radıyallâhü anh)'in hadisini     Buharı, Müslim    ve    N e s a i    de rivayet etmişlerdir.

Buhâri    ve    Müslim'in    İ b n-i    Ömer    (Radıyallâ­hü anh)'den olan rivayetleri meâlen şöyledir

"Abdullah bin Übeyy öldüğü zaman oğlu (Abdullah) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanına gelerek : Yâ Resûlalİah! Göm­leğini bana ver. Babamı onunla kefenliyeyim. Onun üzerine namaz kıl ve ona istiğfar et, diye ricada bulundu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  gömleğini verdi ve :

«(Cenaze hazırlanınca)   bana haber ver.  Üzerinde namaz kıla­yım.»  Buyurdu. Abdullah  (Radıyallâhü anh)   efendimize haber verdi. Efendimiz cenaze namazını kılmak üzere iken Ömer  (Radıyallâ­hü anh) efendimiz (in arkasından ridâsınlı çekti ve:

Yâ ResûlaHah! Allah sizi münafıklar üzerinde namaz kılmaktan menetmedi mi? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ben istiğfar etmekte ve etmemekte muhayyer kılındım. Allah Teâlâ: 'Bu münafıklara sen ister istiğfar et, ister istiğfar etme (far-ketmez.) Bunlar için yetmiş defa istiğfar etsen Allah asla onları mağ­firet etmiyecektir.' buyurmuştur.» diye cevap verdi. Ve Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) İbn-i Übeyy'in cenazesini kıldı. Bunun üzerine:

«Bu münafıklardan ölenlerin hiç birisinin üzerinde namaz kıl­ma...» âyeti indi."

Bâzı rivayetlerde Peygamber    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Ve ben yetmiş defadan daha fazla münafık­lar için istiğfar edeceğim.» buyurduğu ilâvesi vardır.

Ömer (Radıyallâhü anh)'in ilk hadîste söylediği: "Onun namazını kılmaman gerekir." sözüne gelince; Ömer (Radıyallâhü anh)'in maksadı, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'e itiraz etmek değil, münafıklar hakkında gelen ve meali yuka­rıda geçen Tevbe sûresinin 80 .âyetinden münafıkların üzerin­de namaz kılmamanın gerektiğini anladığını sövlemektir, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu âyetin hükmünü Ömer (Ra­dıyallâhü anh)'e açıklayarak, münafıklar için istiğfar edip etmemfek hususunda serbest bırakıldığını bildirmiştir. Hattâ yukarda işaret et­tiğim gibi bâzı rivâyetlerdeki ilâveyi de göz önünde bulundurduğu­muzda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ömer (Ra­dıyallâhü anh)'e cevâbı ve âyettin hükmünü açıklaması şöyle olur: Allah Teâlâ buyurmuş ki:

"Sen ister münafıklara istiğfar et, ister istiğfar etme. Eğer on­lar için yetmiş defa istiğfar etsen, Allah onları mağfiret etmiyecek­tir." Ben istiğfar sayısını yetmişden fazla yapmakla onların mağfi­retini dileyeceğim.

Hulâsa Ömer (Radıyaliâhü anh) mezkûr sözüyle durumun hakikatinin açıklamasını ve âyetten anladıklarının doğru olup olma­dığını öğrenmek istemiştir. Ömer (Radıyallâhü anh)'in niyeti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hâşa hatalı hareket et­tiğini söylemek değildir. Çünkü   Ömer    (Radıyallâhü anh) 'in böyle bir şey söylemeye hak ve yetkisi yoktur. Çünkü Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'in fiil ve hareketleri teşri mahiyetindedir. Ancak şöyle denilebilir: Ömer (Radıyallâhü anh). Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mezkûr âyeti o an için hatırlama­dığı ihtimâli üzerine âyeti hatırlatmak istemiş olabilir. Hatırlatma, itiraz demek değildir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de verdiği cevapta bu âyetin hükmünü belirtmiş namaz kılmaya mâni olmadığını bildirmiş ve münafıklara istiğfar etmek hususunda mu­hayyer olduğunu belirtmiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendi gömleğini ver­mesi mes'elesine gelince; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) îbn-i Übeyy'in münafık olduğunu, yâni zahiren müslüman görünmekle beraber kalben kâfir olduğunu bilmekle beraber göm­leğini vermiştir. Çünkü İslâm'ın hükümleri dış görünüşe göre icra edilir. Bir de İbn-i Übeyy'in oğlu, samîmi bir müslüman idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Onun dileğini yerine getirmekle ona ikramda bulunmak istemiştir. Ölen münafık, kavmi­nin reisi olduğu için kavminden bir çok kimse hakiki müslüman du­rumunda idi. Bu kavmin arasında bir kargaşılığın çıkmaması da önemli idi. Münafık adama Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in gömleğinin bir yarar sağlıyamıyacağı bilinmekle beraber, yu­karıdaki nedenle Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gömleği­ni vermiştir.

Bâzıları demişler ki : Bedir savaşında esir düşen Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in amcası Abbâ.s (Radıyallâ­hü anh)'ın üzerinde elbise yoktu. İbn-i Übeyy o gün göm­leğini A b b â s (Radıyalâhü anh)'a vermişti. Onun bu iyiliğine karşılık olmak üzere öldüğünde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de kendi gömleğini ona kefen yaptırmıştır.

Abdullah bin Übeyy bin Selûl ve oğlu Abdullah (R.A.)'m Hâl Tercemeleri :

Abdullah bin Übeyy bin Selûl, Medine münafıklarının reisidir. Selûl, Huzâa kabilesinden bir kadındır. Abdullah, câhiliyyet devrinde Hazreç kabilesinin reisi idi. Hicretten sonra zahiren müslüman olmuş, fakat kalben kâfirdi. Kurduğu mü­nafık bir grubu idare ederek gizli ve açık bozgunculuktan geri kalmazdı. Müslü­manların kritik zamanlarını fırsat bilerek her defasında bozgunculuktan kaçın-mazdı. Onun bozgunculuğunun iki üç örneğini vermekle yetmeyim :

Uhud savaşma sözde Peygamber (S.A.V.)'in maiyetinde katıldığı halde sa­vaşın en şiddetli bir ânında ordunun üçte birini teşkil eden Önemli bir kuvveti iğfal ederek savaştan çekmiş ve.bu kuvvetle birlikte Medine'ye geri çekilmişti. Benî Mustalik savaşından dönüldüğünde bir su başında izdiham vuku' bulu­yor ve su yüzünden muhacirlerden bir zât ile ensâr'dan bir zât arasında kavga çıkıyor. Muhacirden olan zât, muhacirlerden yardım istiyor. Ensârdan olan da ensârîlerden yardım istiyor. Muhacirlerin fakirlerinden birisi kavga eden muha­cirden yana çıkarak ensâri'ye bir tokat atıyor. Olay büyümeden yatıştırılıyor. Fa­kat münafıkların reisi İbn-i Übeyy fitne ve fesadını sürdürerek ensârîlsri tah­rikten geri kalmıyarak : Biz Muhammed'e ancak yüzlerimize yumruklar indirilsin, diye arkadaşlık ettik. Vallahi bizim durumumuzla muhacirlerin durumu; 'köpeğini besle ki seni yesin* sözünü söyliyen adamın dediğine benzer. Vallahi biz Medine'ye dönecek olursak en azizler (bu sözle münafıkları kastediyor.) hakirleri (bu sözle muhacirleri kastediyor) Medine'den dışarı atacaklar, dedikten sonra kavmine hi­taben : Sizler kendinize ne yaptınız? Bu Mekkelileri memleketinize yerleştirdiniz, mallarınızı onlarla bölüştünüz. Vallahi eğer yiyecek maddelerinin ihtiyaç fazlasını tutup onlara vermezseniz yanınızdan dağılıp gidecekler. Bu itibarla onlara yiye­cek maddelerini vermeyiniz ki, Muhammed'in etrafından dağılıp gitsinler, diyerek kötü hezeyanları savurmuştur. Zeyd bin Erkâm (R.A.) bu sözleri işitmiş ve du­rumu Peygamber (S.A.V.)'e ulaştırmıştır. Peygamber (S.A.V.) orduya Medine'ye hareket etme emri vermiştir, Ömer bin el-Hattâb (R.A.) İbn-i Übeyy'in bu sözlerini işitince :

—  Yâ Resûlaüah!  Müsâade et de bu herifin boynunu vurayım, demiş. Fakat Peygamber (S.A.V.) müsâade etmemiş ve :

—  «Hayır, olmaz, bu defa da mes'elenin mâhiyetini bilmiyen halk, Peygamber (S.A.V.)  arkadaşlarını öldürmeye başladı,  der.»  buyurmuştur.   İbn-i   Übeyy'in ve münafık arkadaşlarının olumsuz tutumlarının bir nebzesinin anlatıldığı Münâfİkûn sûresinin 7, ve 8. âyetlerinde İbn-i Übeyy'in bu sözlerinden haber veriliyor :

«Bu münafıklar : Allah'ın Resûlü'nün yanında bulunanlar için bir şey sarfet-meyin de dağılıp gitsinler diyen kimselerdir. Halbuki göklerin ve yerin hazîneleri Allah'ındır. Ama münafıklar bu gerçeği anlamazlar. Eğer bu savaştan Medine'ye dönersek şerefli kimseler alçakları and olsun kî oradan çıkaracaktır, diyorlardı. Oysa şeref ve izzet, Allah'ın, Peygamberinin ve inananlarındır. Fakat münafıklar bu gerçeği bilmezler.»[140][140]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadise göre, kıble ehlinden olan, yâni zahiren tevhid kelimesini söyliyen herkesin üzerinde cenaze nama­zını kılmak meşrudur. Hadîsteki ölüden maksad, müslüman ölüşü­dür. Bundan şehidler müstesnadır. Şehitler üstünde de cenaze na­mazının kılındığını söyliyen âlimlere göre şehidler müstesna değildir. Hadisten maksad, cenaze namazı yalnız ibâdetine bağlı ölülere mah­sus değildir. İbâdet bakımından kusurlu olan mü'minlerin de cenaze namazı kılınır.

tbn-i Tbeyy'in oçlu Abdullah (tt.A.)'ın  Hâl Tercemesi :

Abdullah bin Übeyy, münafıkların reisi olmasına rağmen oğlu Abdullah, sa­mimi ve ihlâslı bir müslüman idi. Sahâbilerin en hayırlı ve çok faziletli simaların­dan birisi idi. Önceden adı Hübâb idi. Peygamber (S.A.V.) Ona Abdullah ismini taktı. Abdullah (R.A.) bütün savaşlara katılarak Peygamber (S.A.V.)'in yanından hiç ayrılmamıştır. Ebû Bekir (R.A.)'in hilâfetinde Yemâme savaşına katılmış ve orada şehid olmuştur. Abdullah (R.A.) babasının münafıkça hareketlerinden hiç memnun değildi. Hattâ yukarıda bir parçasını anlattığım babasının bozgunculuğu olayını duymuş, buna çok üzülmüş ve babasına çok kızmış, Peygamber (S.A.V.)'e müracaatla babasının kendisi tarafından Öldürülmesi için müsâade istemiş, fakat Peygamber (S.A.V.) buna müsâade etmemiştir.

1526) Câbir bin Semûre (Radtyallâkü ank)'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) in ashabından bir adam yaralandı. Yara ona eziyet verdi. Bunun üzerine yaralı, okların de­mir kısımlarının bulunduğu yere yavaş yavaş giderek bunlarla ken­dini boğazladı. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Seilem) onun üze­rinde namaz kılmadı. Câbir (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)'in namaz kılmayışı bir te/dib idi."[142][142]

32 - Kabir Üzerinde Namaz Kılmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

1527) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Siyah bir kadın Mescidi Nebevî'yi süpürüyordu. Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) onu geremedi. Bir kaç gün sonra kadını sordu. Denildi ki: O kadın öldü. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem} :

«Neden bana haber vermediniz?» buyurdu. Sonra Onun kabri­ne giderek üzerinde namaz kıldı."

1528) Zeyd bin Sâbit'in büyük kardeşi Yezîd bin Sabit[144][144]

İzahı

Bu bâbta rivayet edilen Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, İbn-i Hibbân, Hâkim ve Beyhakİ de rivayet etmişlerdir. Bu hadîste siyah kadın diye tâbir edilen kadının ismi, Beyhaki'-nin rivayet ettiği Büreyde (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde Ümmü Mihcen olarak geçmiştir. İbn-i Mende sa-hâbileri anlatırken : Harkaa' isminde bir kadın Mescid-i Nebevi ' yi süpürüyordu, demiştir. Bu itibarla kadının adının Harkaa' olması ve Ümmü Mihcen'in de onun künyesi olması mümkündür. Kadının öldüğünü Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in sorusuna cevaben söyliyen zâtın Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) olduğu, B e y h a k î' nin rivayetinde belirtil­miştir.

Y e z î d (Radıyalâhü anh)'in hadîsini Ahmed, Nesaî ve    İ b n - i    H i b b â n    da rivayet etmişlerdir.

Âmir bin Rabîa (Radıyallâhü anh), B ü r e y d e (Ra-dıyallâhü anh) ve E b û S a î d (Radıyallâhü anh)'in hadîsleri Zevâid türündendir.

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadîsinin benzerini Buharı    ve    T i r m i zî    de rivayet etmişlerdir.

E n e s (Radıyallâhü anh)'in hadîsini B e z z â r da rivayet etmiştir. Diğer Kütüb-i Sitte'de rastlamadım.[146][146]

33 - Necâşî  (Radıyallâhü Anh) Üzerinde (Kılınan) Namaz Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1534) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Resûlüllah (SaUaUahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz Necâşî Öldü» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve ashabı Bakî'a çıktılar. Efendimiz bizi arkasın­da saf dizdi ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) önümüze geçerek  (namaza durdu)  dört tekbir aldı."[148][148]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - ölüm haberini vermek meşrudur. Ancak haber verilişinin teçhiz, namaz, duâ, defin ve vasiyetleri yerine getirmek için olması gerekir. Ölüm ilanıyla ilgili geniş ma'lumat 1476 nolu hadîs bahsin­de verilmiştir. Hangi ilânın haram, hangisinin caiz olduğunu öğren­mek için oraya müracaat edilmesi tavsiye olunur.

2  - Gıyabî cenaze namazını kılmak meşrudur. Bu hususta âlim­lerin görüşleri yukarıda anlatıldı.

3 - Cenaze namazını mescidin dışında kılmak efdaldir.

4 - Cenaze namazını dört tekbirle kılmak meşrudur. Bu husus­taki geniş bilgi 1502 -1504 nolu hadîsler bahsinde geçmiştir.

Necâşî (R.A.) Hakkında Bir Kaç Söz

îsmi Ashama bin Ebhâr olan Necâşî, tabiilerin ileri gelenlerindendir. Efendi­mizi görmeden müslüman olmuştur. Mekke'deki müslümanlar Habeşistan'a onun yanma iki defa hicret etmişlerdir. Habeşistan kralı olan Necâşî, henüz müslüman-hğı kabul etmemiş olmasına rağmen muhacir müslümanlara karşı çok iyi davran­mış ve himaye etmiştir. Peygamber (S.A.V.) Amr bin Ümeyye (R.A.)'i iki mek­tupla ona göndermiştir. Birinci mektupta onu İslama davet etmiş, ikinci mektupla Ümmü Habibe (R.A,) ile evlenmek istediğini bildirerek Necâşî (R.A.)'in yar­dımcı olmasını teklif etmiştir. Necâşi (R.A.), Peygamber (S.A.V.)'in mektubunu alınca başına koyarak müslüman olmuş ve Peygamber (S.A.V.) Ümmü Habibe (R.A.) ile evlendirmiştir. Amr bin el-Âs (R.A.). Peygamber (S.A.V.)'i görmeden önce Necâşî (R.A.) aracılığıyla müslüman olmuştur. Bir bilmece mâhiyetinde : Ha­dîsi çok olan bir sahâbî, bir tâbiîn'in eli üzerinde müslüman olmuş diye sorulur.

Tuhfe yazarının dediğine göre İran kralına Kisrâ, Roma kralına Kaysar de­nildiği gibi Habeşistan kralına da Necâşî denilir.

Necâşi (R.A.), yukarıda da işaret edildiği gibi hicretin 9. yılı Receb ayında vefat etmiş ve Peygamber (S.A.V.) Medine'de aynı anda bir mucize mâhiyetinde ölümünü sahâbilere duyurmuş ve gıyabi cenaze namazını kıldırmıştır. (Tuhfe : Cild 2. Sah. 149)

1535) İmrân bin el-Husayn (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir:

«Şüphesiz kardeşiniz Necâşî öldü. Üzerinde namaz kılınız.» İm­rân (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Efendimiz namaza kalktı. Biz de Onun arkasında namaz kıldık. Ben ikinci safta idim. İki saf hâlinde Onun namazını kıldırdı."

1536) Mücemmi'   bin  Câriye  el-Ensârî[150][150] (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiği ne göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbîleri (dışarı) çıkararak :

«Yerinizden başka bir yerde ölen bir kardeşinizin üzerinde na­maz kılınız.» buyurdu. Sahâbîler: Kim O? diye sordular. Efendimiz: «Necâşî!» buyurdu."

1538) İbn-i Ömer  (Radtyallâhü anhümâ)'âan;   Şöyle demiştir: Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Necâşî   (Radıyallâhü anh) üzerinde (gıyabî) cenaze namazı kıldı da (namazda) dört tek­bir aldı.İsnadının sahih ve ricalinin sika oldukları Zevâid'de bildirilmiştir.[152][152]

34 - Cenaze Namazını Kılanın Ve Defnini (N Sonuna Kadar) Beküyenin Sevabı Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1539) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim bir cenaze namazını kılarsa Ona bir kırat (sevap) vardır. Kim cenazenin defin işi bitinceye kadar beklerse Ona iki kırat (se­vap) vardır.» Sahâbîler: İki kırat nedir? diye sordular. Buyurdu ki:

•İki dağ mislidir.»"

1540) Sevbân (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resû-lullah (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Bir cenaze üzerinde namaz kılana bir kırat (sevap) vardır ve cenazenin defninde (de)  bulunana iki kırat  (sevap)  vardır.»

Sevbân (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Peygamber (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) e kıratın ne olduğu soruldu. Buyurdu ki:«Uhud  (dağı)  mislidir.»"

1541) Übey bip Ka'b (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; ResûluJIah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) ş'öyle buyurdu, demiştir:

«Bir cenaze üzerinde namaz kılana bir kırat (sevap) vardır. De­fin işi bitinceye kadar cenazede hazır bulunana iki kırat (sevap) var­dır. Muhammed'in nefsi kudret elinde olan (Allah) a yemin ederim ki kırat, şu Uhud dağından büyüktür.Bunun senedindeki râvi Haccâc bin Ertât'm tedlisçiliği nedeniyle se­nedin zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir.[154][154]

Hadisin Fıkıh Yönü

1 - Müslümamn  cenazesinin  şanı  yücedir.   Bunun  hizmeti ile meşgul olana veya cenazeye iştirak edene bol sevab verilir.

2 - Cenazeye iştirak etmeye, namazında bulunmaya ve defni­nin sonuna kadar ayrılmamaya teşvik vardır.[156][156]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahipleri ve  Beyhakî    bunu rivayet etmişler­dir.   T i r m i z i,   hadîsin hasen - sahih olduğunu söylemiştir. EI-Menhel yazarı, hadîsi şöyle açıklar:

Yâni; cenazeyi bulunduğunuz yerden geçerken gördüğünüz za­man cenaze için ayağa kalkınız ve uzaklaşıp sizi arkasında bırakın-caya kadar veya sizi arkasında bırakmadan önce omuzlardan yere indirilinceye kadar, ayakta bekleyiniz.

Cenazenin geçmesi ve sizi arkasında bırakması ifâdeleri meca­zîdir. Gaye cenazeyi taşıyanlardır.

Hadîs, otururken yakınından cenaze geçirilen adamın ayağa kalk­masının meşruluğuna delâlet ediyor. Ayağa kalkış; ölüye saygı için değil, ölüm olayının dehşetli ve korkunç oluşu içindir.

Cenaze geçirilirken ayağa .kalkmanın meşruluğuna hükmeden âlimlerin başında îbn-i Ömer, İbn-i Meş'ud, Ebû Musa el-Eş'âri, Ebû Mes'ud el-Bedrî, Kays bin    Sa'd,    Seni    bin    Huneyf,    Misver   bin    Mahreme, Hasan bin Ali. K a t â d e , İbn-i Şîrîn, Nehaî, Şa'bi, Salim bin Abdillah ve Mâli­ki 1 er' den İbn-i Habîb ile İbnü'l-Mâcişûn (Ra-dıyallâhü anhüm'dür.

>»'. Hadisin «Veya indirilinceye kadar...»   cümlesi  ile,

omuzlardan yere indirilmesinin mi, mezara indirilmesi mi kastedil­diği hususuna gelince; Ebû Davud'un zikrettiği senedlerden S e v r i' nin   Süheyl   aracılığıyla   Ebû   Hüreyre    (Radı-

yallâhü anhî'den ettiği rivayette:  «Yere indirilinceye kadar...» buyurmustur.Ebû Muâviye' nin  Sühey1   aracılığıyla   Ebû   Hüreyre    (Radıyallâhü anh)'de

ettiği rivayette :  = «Kabre indirilinceye kadar...» buyurulmuştur.

Ebû Dâvûd; Süfyân-ı Sevri' nin, hıfzetmek yö­nünden    Ebû    Muâviye' den    kuvvetli olduğunu belirtmiştir.

El-Hâfız: Buhâri, yere indirmenin kastedildiği mâ­nâsını tercih etmiştir, demiştir. Gerekçe de S ü h e y 1' in şeyhi Ebû S â 1 i h' in tatbikatıdır. Çünkü B e y h a k i' nin rivaye­tinde Süheyl demiştir ki: Ben, Ebû Salih'i cenaze omuzlardan indirilinceye kadar oturmaz olarak gördüm.

1543) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'detı;   Şöyle demiştir: Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanından bir cena­ze geçirildi. Kendisi ayağa kalktı ve (bize) :

«Ayağa kalkınız. Çünkü şüphesiz ölüm için korku ve dehşet var­dır.» buyurdu.Bunun isnadının sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirilimistir.[158][158]

İzahı

Buhârî müstesna diğer Kütüb-i Sitte sahipleri, A h m e d, İbn-i Ebî Şeybe ve Beyhaki de bunu rivayet etmiş­lerdir.

Âlimlerin çoğu, bu hadîsi terceme ettiğim şekilde açıklamıştır. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ilk zamanlarda cena­ze için ayağa kalkardı. Sahâbîler de ona uyarak kalkarlardı. Bilâ-here cenazelerin geçişinde ayağa kalkmayı terketti. Sahâbîler de ter-kettiler. Hadîs böyle yorumlanınca, cenaze için ayağa kalkmanın mensuh olduğuna hükmeden âlimler için delîl olur. Ancak hadîsin bu şekilden başka bir tarzda mânâlandırılması mümkündür. Hadîsin zahirine göre mânâsı şöyledir:

"Resûlulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze için ayağa kalktı. Biz de ayağa kalktık. Nihayet O oturdu. Biz de oturduk." Bun­dan maksad; 'Cenaze geçince O oturdu, biz de oturduk' olabilir. Böy­le bir ihtimâl bulunduğu için, hadîs kalkmanın neshine kesin bir de­lil değildir. Lâkin Tahavî nin A 1 i (Radıyallâhü anh)'den olan rivayeti kesindir.

El-Menhel'de zikredilen o hadîs meâlen şöyledir : "Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Ssllem) cenaze ile beraber iken ayağa kalkardı. Cenaze indirilinceye kadar ayakta dururdu. Cemâatda Onunla beraber ayağa kalkardı. Bundan sonra efendimiz oturdu. Ve cemaata oturmayı emretti."

Şafii: Bu bâbta en sahih hadîs budur. Ve bu hadîs, ilk ha­dîsi (1542 nolu) neshedicidir. A 1 î (Radiyallâhü anh)'in maksadı şudur.- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cenazeyi gördüğü zaman kalkardı, sonra kalkmayı terkettı. Artık cenazeyi gördüğü za­man kalkmazdı, demiştir.

Cenaze için ayağa kalkmanın mensuh olduğuna hükmeden âlim­lerin başında; Ebû Hanîfe, Mâlik ve Şafiî gelir. Bunların delilleri, A 1 i (Radıyallâhü anh)'in mezkûr hadîsi ile Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh) 'in T i r m i z i, T a h a v i, Müellifimiz, Ebû Dâvûd ve başkaları tarafın­dan rivayet edilen ve Yahûdiler'e muhalefet etmek üzere cenaze için ayağa kalkmamayı ve oturmayı emreden hadisidir.

El-Menhel yazarı ayağa kalkmanın meşruluğuna taraftar çıkmış ve Nevevî' nin de kalkmanın mensuh olmaması şıkkını tercih ettiğini söylemiştir.

îbn-i Abdi'1-Berr ve İbn-i Hazm de aynı gö­rüştedirler. Bunlara göre A 1 i (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde bil­dirilen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kalkmayışının sebebi, kalkmanın mendubluğunu ve oturmanın câizliğini beyan et­mektir.

İbn-i Abbâs {Radıyallâhü anh), Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ve İbnü'l-Müseyyeb de kalkmayanlar­dandırlar. Ahmed bin Hanbel'e göre kişi dilerse kal­kar, dilerse kalkmaz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) önce kalkmış, sonra oturmuştur.

1545) Ubâde bin es-Sâmit (Radtyailâhü anh)'der\ Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze ile gittiği za­man; cenaze kabre indirilinceye kadar oturmazdı. Sonra bir Yahudi âlimi Ona uğrayıp:

Yâ Muhammedi Biz böyle yaparız, dedi. Bundan sonra Resûlullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oturdu ve (bize) :

«Yahudilere muhalefet ediniz. (Oturunuz.)» buyurdu.Sindî :Bunun senedinin zayıf olduğu söylenmiş, demiştir.[160][160]

Cenaze Mezarlığa Götürülünce Cemâat Ne Zaman Oturur ?

El-Menhel yazarı bu hususta şöyle der :

1 - İbn-i Ömer, Ebû Hüreyre, İbn-i Zübeyr, Ebû Said-i Hudrî, Ebû Musa el-Eş'âri, Ev-zâi, Ebû Hanîfe, arkadaşları, Ahmed ve İ. shak (Radıyallâhü anhümJ'e göre cenaze mezarlığa götürülünce omuz­lardan indirilmedikçe veya kabre indirilmedikçe cemâat oturamaz.

2 - Urve    bin    Zübeyr,    Saİd    bin    el-Müsey-yeb,    el-Esved,    Mâlik    ve    Şafiî' nin    dâhil olduğu bir cemaata göre cenazeyi teşyi' edenler, cenazenin omuzlardan in dirilmesinden önce oturmak caizdir.[162][162] ve biz muhakkak size iltihak edicileriz. Allah'ım! Bizi onların sevabından mahrum etme. Ve bizi onlardan sonra hak yoldan saptırma.»

1547) Büreyde (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Rcsûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilerine, kabristana çıkacakları zaman (ne söyleyeceklerini) öğretirdi. (Onlardan mezar­lığa gideni)  şöyle derdi:

= «Selâm sizlere ey bu diyarın mü'min ve müslüman halkı! Biz de inşâallah sizlere iltihak edicileriz. Allah'tan kendimize ve sizlere afiyet dileriz.»"[164][164]

37 - Mezarlıkta Oturmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

1548) Berâ bin Âzib (Radtyailâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bir cenazeye çıktık. Efendimiz mezarlıkta kıbleye doğru oturdu."

1549) Berâ' bin Âzib (Radtyailâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bir cenazeye çıktık da kabrin yanma vardık. Efendimiz oturdu. Biz de sanki başlarımızın üstünde kuşlar konmuş gibi oturduk."[166][166]

38 - Ölüyü Kabre Sokmak Hakkında Gelen Hadisler Babı

1550) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâydan: Şöyle de­miştir :

Ölü kabre dâhil edildiği zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :buyururdu. Râvi Ebû HâHd bir defa

demiştir ki: İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)  şöyle demiştir: Ölü, kabrine indirildiği zaman efendimiz:     buyurdu. Hâvi Hişâm, kendi hadîsinde:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şu kelimeleri buyur­duğunu söylemiştir .[168][168]

İzahı

Bu iki hadis de Zevâid türündendir. İlk hadiste geçen "Selle" fii­linin masdarı olan "Sell"in mânâsı, yavaş yavaş ve tedricen bir şeyi çekip çıkarmaktır. Cenaze hakkında kullanıldığı zaman âlimler şöy­le ta'rif etmişlerdir: Na'ş mezarlığa götürüldüğünde kabrin ayak ucu­na ve kabrin hizasına konulur. Sonra cesed na'şın üstünden yavaşça çekilip çıkarılır ve önce baş kısmı kabre konulur. Sonra ayak kısmıkabre indirilir. Veyahut önce ayaklar kabre indirilir, sonra baş kıs­mı kabre indirilir. İşte buna 'Seli" adı verilir. Bazen Seli ve İstilâl lügat, manâsıyla hadîslerde gelir. Nitekim müellifin süneninin bâzı nüshalarında buradaki ikinci hadîste mevcud İstilâl; yavaşça çekip çıkarma mânâsına gelmiştir.

E b û R â f i' (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından defnedildiği ye kabrine su sçr-pildiğı bildirilen S a'd (Radıyallâhü ann)'ın hangi S a'd ol­duğu hususunda sarih bir şeye rastlamadım. Ancak Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'in Sa'd bin Muâz (Radıyallâhü anh) in cenazesine katıldığı sabittir. Hadîsteki Sa'd ile bu zâtın kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Onun hâl terçemesi, 407 nolu hadîs bahsinde geçmiştir.[170][170]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîs, ölü kabre indirildiğinde 1550 nolu hadîste H i ş â m ' in rivayetinde mevcut olan duanın okunması­nın müstehablığma delâlet eder. Ayrıca cesed, lahde konulup, üstü kerpiçlerle örtüldüğü zaman, hadiste geçen duanın okunmasının meş­ruluğuna delâlet eder.

Hadis, şer'i bir mes'eleyi bilmiyenin bilenlere sormasının ve bi­lenin, bildiğini sorana nakletmesinin meşruluğuna delâlet ediyor.[172][172]  (Radtyallahâ tınh)'<\en ; Şöy­le demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcııı) buyurdu ki:

-Lahd (usûlü) bizedir, şak (usûlü) başkalarinadır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi zayıftır. Çünkü âlimler Ebü'l-Yakzan künyeli Osman bin Umeyr'in zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Bu hadis, İbn-i Abbâs (R.A.)'m rivayetinden olmak üzere dört sünende vardır. Ve Sa'd bin Ebi Vakkâs (R.A.)'ın rivayetinden olarek Müslim'de ve başka kitablarda vardır.

1556) Âmir bin Sa'd[174][174]

İzahı

İbn-i Abbâs (Radıyailâhü anhümâ)'nın hadîsini Ti r-mizi,    Ebû   Dâvûd   ve   Nesâî   de rivayet etmişlerdir.

C e r i r    (Radıyailâhü anh)'in hadîsi Zevâid türündendir. Amir    (Radıyailâhü anh)'in hadîsini    Müslim   ve   Ne-s a î    de rivayet etmişlerdir.

Bu bâbta rivayet edilen hadîsler, mezarın lahid usûlü ile yapıl­masının efdaliyetine delâlet eder.

İlk iki hadiste -Lahit bizedir, şak başkalarmadır.» buyurulmuş-tur. Bu cümleler, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. EI-Menhel yazarı bu şekillen şöyle sıralamıştır:

Yâni lahit usûlü biz müslümanların ölülerine mahsustur. Şak usûlü de bizden olmıyan Ehl-i kitaba mahsustur. A h m e d ' in bir rivayetinde bu mânâ açıkça belirtilmiştir.

İbn-i Teymiye: Bu hadiste, Ehl-i kitabın şiarı olan tüm işlerde onlara muhalefet etmemiz için bir uyarı vardır. Öyle ki, ölü­yü mezarın dibine indirmekte bile muhalefet etmemiz emredilmiş, demiştir.

Bir kavle göre hadisin mânâsı: 'Lahit usûlü, Peygamber (Sallal­îahü Aleyhi ve Sellem)'in ümmetine mahsustur. Şak usûlü, geçmiş ümmetlere mahsustur.' Veyahut 'Lahit usûlü, Peygamberlere mah­sustur. Şak usûlü peygamber olmıyanlara mahsustur.' olabilir.

Bu hadîsler, lahit usûlünün şak usûlünden daha faziletli olduğu­na delâlet ederler. Şak usûlünün caiz olmadığı kastedilmemiştir. Bu­na delil ise, 1557 nolu E n e s (Radıyailâhü anh)'in hadîsidir. Bun­dan sonra o hadîse geçilecektir.

N e v e v î, -el-Mühezzeb şerhinde : Âlimler, lahit ve şak usul­leri ile kazılan mezarlara ölüleri defnetmenin câizliği üzerinde icmâ' etmişlerdir, demiştir.

Toprak sert ve sık olduğu yerlerde lahit usulü efdaldır. Toprağı gevşek olan yerlerde ise şak usûlü efdaldır. Fıkıhçılarm ekserisinin kavli budur.[176][176]

İzahı

Zevâid türünden olan bu iki hadîsin birincisi A h m e d de ri­vayet etmiştir.

Hadîsler; Özellikle birinci hadîs; lahitin şak'tan hayırlı olduğu­na delâlet eder. Çünkü Peygamberi için Allah Teâlâ lahiti seçmiştir. Hadisler, şak usûlünün de câizliğine delâlet ederler. Çünkü M e d i -n e' de şak usûlü ile mezar kazıcısının bulunduğu hadîsten anla­şılıyor. Eğer onun yaptığı usul caiz olmasaydı kendisi men edile­cekti.

İkinci hadîsteki:fiili yerine bâzı nüshalarda :5   fiili bulunur. Yüksek sesle konuşmayınız demektir.[178][178] (Radtyallâkü anh)'den ; Şöyle demiştir: Bir gece Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için nöbet tut­maya gittim. Baktım ki bir adam yüksek sesle Kur'an okuyor. Biraz sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dışarı çıktı. Ben :

Yâ Resülallah! Bu adam riyakârdır, dedim. Edrâ' (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Sonra o adam Medine'de vefat etti. Teçhiz işi bit­tikten sonra na'şım taşıyıp götürdüler. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)   (oradakilere)

«Onu yavaş götürünüz. Allah onunla iyi muamele etti. Şüphesiz o, Allah'ı ve Resulünü seviyordu.» buyurdu.

Edrâ' (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Efendimiz onun kabrini kazdırdı ve buyurdu ki:

«Kabrini geniş tutun. Allah ona bolluk verdi.» Bunun üzerine ashabından bâzısı:

«Yâ Resûlallah! Sen cidden ona üzüldün, dediler. Efendimiz (Sal-Jallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Evet. Çünkü şüphesiz o, Allah'ı ve Resulünü seviyordu.» bu­yurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Kütüb-i Sitte'de Edrâ' es-Sülemi (R.A.)'ın bundan başka hadîsi yoktur. Bunun senedindeki râvi Musa bin Ubeyde hakkında : Hadisleri münker veya zayıftır, denilmiştir. Sıka olduğunu söyliyenler dz vardır. Hüccet değildir.

1560) Hişâm[180][180]

İzahı

İlk hadîs Zevâid türündendir.

Ebû Dâvûd, Bey haki ve Nesaî de Hişâm (Radıyallâhü anh)'m hadîsini rivayet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd ve Nesaî' nin rivayetlerinden anlaşıldı­ğına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu hadîsi, U h u d savaşında şehid olan sahâbîlerin defni ile ilgili olarak buyurmuştur.

Beyhaki ve Nesâî' nin bir rivayetine göre Hişâm (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:

"Biz Uhud günü müşkül durumumuzu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve* Sellem)'e arzederek :

Yâ Resûlallah! Her şehid için bir mezar kazmak bize güç gelir dedik. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-(Mezarları) Kazınız, derinleştiriniz, iyi yapın ve iki üç kişiyi bir kabre defnediniz.» buyurdu.

Sahâbîler: (Aynı kabre defnedeceğimiz şehidlerden) hangisini kabrin ön tarafına defnedeceğiz? diye sordular. Buyurdu ki:

«Kur'an'ı daha çok hıfzedeni.»

Hişâm (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Babam (Âmir) (Radıyal­lâhü anh) bir kabre defnedilen üç şehidin üçüncüsü idi."

Bu bâbtaki hadisler, kabrin geniş ve derin kazılmasını emredi­yorlar. Kabrin derinliğinin miktarı hakkında âlimler ihtilâf etmiş­lerdir. Şöyle ki:

1 - Mâlikiler'e    göre en azı, ölünün kokusuna mâni ola­cak ve yırtıcı hayvanlardan koruyabilecek derinliktir. Derinliğin âza­misi için bir sınır yoktur. Bâzı    Hanbeliler    de böyle demiş­lerdir.

2 - Şâfiîler'e   ve   Hanbelîler'in    ekserisine göre derinliğin sınırı orta boylu bir adam kabirde ayakta durup kollarını havaya kaldırdığı zaman parmak uçları yer seviyesine denk gelecek miktardır.    Ömer   bin   el-Hattâb    (Radıyallâhü anh)'den de bu kavil rivayet edilmiştir.

3 - Hanefî    âlimleri ihtilâf etmişlerdir. Bâzılarına göre en az derinlik yarım boy kadardır. Bir kısmına göre ise göğüs hizasına kadardır. Daha derin olursa daha iyidir.

Kabrin uzunluğu, ölünün boyuna göre olmalıdır.    Genişliği ise, uzunluğunun yansı kadar olmalıdır.[182][182]

İzahı

Bu hadîs Zevâid türündendir. Notta belirtildiği gibi bunun şahidi durumunda olan bir hadîsi Ebû Dâvûd el-Muttalib (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiş. Ayrıca B e y h a k i ve İbn-i Ebî Şeybe'de el-Muttalib (Radıyallâhü anh) '-den rivayette bulunmuşlardır. Ebû Dâvûd'un rivayeti uzun­dur. O rivayette :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn; Büyükçe bir taşı Osman  (Radıyallâhü anh) in baş ucuna koyarak:

«Bu taşla kardeşimin kabrini tanırım. Ve ev halkımdan ölenleri onun yanına defnederim.- buyurduğu belirtilmiştir. Hâl tercemesi 1456 nolu hadîs bahsinde geçen, muhacirlerden M e d i n e' de ve­fat eden ve Bakİ'a defnedilen ilk zât olan Osman bin M a z ' û n (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in süt kardeşi olduğu için veya onu şereflendirmek için Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona: «Kardeşim...» demiştir. Osman (Radıyallâhü anh)'dan sonra Peygamber (Sallallahü Aiey-hi ve Sellem)'in ev halkından vefat eden ilk zât, oğlu İbrahim'­dir.    Osman     (Radıyallâhü anh)'in yanına defnedilmiştir.[184][184]

43 - Kabirler Üzerinde Bina Yapmak, Kabirleri Kireç İle Yapmak Ve Kabirler Üzerinde Yazı Yazmaktan Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1562) C'âbir (Radıyallâhit anh)\\vn;  Şöyle demiştir : Resûluüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabirleri kireç ile yap­maktan nehiy etti."[186][186]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsi notta da belirtildiği gibi H âkim   de rivayet etmiştir.

Hadisin zahirine göre kabir üzerinde yazı yazmak haramdır. Sindi, Tirmizi' nin şerhinde : Yasağın umumî olması muh­temeldir. Kabir sahibinin adı, ölüm târihi veya Kur'an-ı Kerim ile Al­lah'ın isimlerinden bir şeyin yazılmasının, bu yasağa girmesi muhte­meldir. Çünkü bu yazıların yere düşmesi ve ayaklar altında kalması muhtemeldir, demiş; daha sonra nottaki Hâkim ve Zehebi'-nin sözlerini nakletmiştir.

Ş e v k â n i "en-Neyl"de : Kabirler üzerinde yazı yazmanın ya-saklığına dâir hadîsin zahirine göre ölünün ismini yazmak ile baş­ka şeyleri yazmak arasında bir fark yoktur. Bâzı âlimler, süsleme olmaksızın ölünün isminin yazılmasını caiz görmüşlerdir. Bunu, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Osman bin Maz'ün (Radıyallâhü anh)'ın kabrine (1561 nolu hadîste belirtildiği gibi) işa­ret olarak taş koymasına kıyaslamışlardır. Bu fetva, nassın hükmü­nün kıyasla hususîleştirilmesi ile hâsıl olur. Cumhur nassın böyle husûsîleştirilmesine hükmetmiştir Bu fetva, nass karşısında kıyas yapmak değildir. Ancak bu kıyâsın sıhhatli olup olmaması mes'ele-si vardır, demiştir.

El-Menhel yazarı da şöyle demiştir : Dört mezheb imamı: Qlünün adı, ölüm târihi dâhil herhangi bir şeyin mezar üzerinde yazılması yasaktır, demişlerdir.

Bâzı Hanefî âlimleri: Kabrin tanınması için ölünün ismi­nin yazılmasında bir beis yoktur, demişlerdir. Bu kavlin delili  dePeygamber (Sallallahü Aleyhi.ve Sellem)'in (Osman bin M a z' û n (Radıyallâhü anh)'ın kabrine işaret olsun diye baş ucu­na taş bırakmış olmasıdır.

Ha ne fi 1 e r ' in bâzı Fıkıh âlimleri ise : Kabre ihtiyaç duyul­duğunda uygun yazıların yazılmasında beis yoktur, demişlerdir. Îbnü'l-Âbidîn: Kabre yazı yazılması nehiy edilmiş ise de ame­lî icmâ' yazı yazılmasının câizliği hakkındadır, diyerek; e 1 - H â -k i m 'in notta yazılı sözünü nakletmiş ve bunun, (1561 nolu) E n e s b in Mâlik (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi ile kuvvet bulduğunu belirtmiştir. İhtiyaç yokken yazı yazılması câîz görülmemiştir.

İhtiyaç hâlinde yazı yazılmasını caiz gören âlimlere göre hadis­teki yasaklama, ihtiyaç duyulmayan hallere mahsustur.

1564) Ebû Saîd  (Radıyallâhü arjh)\\en:  Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabir üzerinde bina ya­pılmasını men etmiştir.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricali sıka 2âtlardır.[188][188]

44 - Defin Esnasınua Kabre Toprak Atmak Hakkında Gelen Hadîs Babı

1565) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü a«A->'den; Şöyle demiştir :Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir cenaze üzerinde na­maz kıldı. Sonra ölünün kabrinin yanına vararak ölünün baş tara­fından kabre üç avuç toprak attı"[190][190]

nazm-ı Celillerini okuması müstehabtır. Sonra kabir toprakla doldu­rulur Mâliki ve Hanbeli âlimlerine göre avuçla toprak atılırken Kur'an'dan bir şey okunmaz, demiştir.[192][192]

İzahı

Ahmed, Müslim; Ebû Dâvûd, Nesai ve B e y h a k i    de bunu rivayet etmişlerdir.

Ebû    Davud'un    rivâyetindeki hadis, meâlen şöyledir: -Andolsun ki sizden birisinin elbisesini yakıp derisine bir ateşparçası üzerinde oturması; bir kabir üzerinde oturmasından kendi için daha iyidir.»

Kabir üzerinde oturmakları uzaklaştırmanın hikmeti, oturman ölü müslümanm hakkını hafife almak ve ona eziyet etmektir. Nit kim tbn-i Mes 'ud (Radıyallâhü anh)'a kabre basmanın hü mü sorulmuş, kendisi : Ben hayatta olan bir mü'mine eziyet etme ten nefret ettiğim gibi ölümünden sonra da ona eziyet etmekten ne ret duyarım, diye cevap vermiştir.

Bir kavle göre kabir üzerinde oturmaktan maksad, kabrin b şından uzun süre ayrıimayıp matem tutmak için olan oturmaktır.

Hadiste kabir umumi olarak zikredilmiştir. El-Menhel yazarın, dediğine göre gayri müslimlerin kabirleri de bu hükme girer. Ger müellifimizin bundan sonra gelen hadisinde «Müslümanın kabri» d ye kayıtlama var ise de o kayıt, müslümanın şerefinin yüceliğini b lirtmek içindir. Asıl ihtiram da onadır.

Hadisin zahirine göre kabir üzerinde oturmak haramdır. Fak; Fıkıhçıların cumhuru, hadisteki tehdidi, kerahet anlamına yoruml; mışlardır. Tabiidir ki küçük su dökmek veya büyük abdest bozma için kabir üzerinde oturmak haramdır. Âlimler bu hususta müttefi] tir. Bundan sonra gelecek hadiste belirtileceği gibi kabir üzerinde yi rümek de oturmak gibidir. Hattâ kabre dayanmak da oturmak gib dir. Çünkü A h m e d ' in rivayetine göre Peygamber efendimi Amr    bin    Hazm     (Radıyallâhü  anht'ı  bir kabre yaslanmolarak görmüş ve Ona :  «Bu kabrin sahibin eziyet etme.» buyurmuştur.

Zaruret hâlinde kabir üzerinde oturmakta sakınca yoktur.

Mâlikiler'e göre kabir üzerinde oturmak mekruiı değildi Çünkü M â 1 i k ' in rivayet ettiğine göre Alî bin E b i Tâ 1 i b (Radıyallâhü anhümâ) kabirlerin üzerine başını koyardı v üzerlerinde uzanırdı. T a h a v i de ricali sıka bir senedle bun rivayet etmiştir. Buhâri de Nâfi' (Radıyallâhü anh)'de rivayet ettiğine göre İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) kabirle üzerinde otururdu.

Bu grubtaki âlimlere göre yasaklanan oturmaktan maksad, abdeî bozmak için olan oturmaktır. El-Menhel yazarı bu yoruma mesne olan Muhammed bin Ka'b el-Karazi (Radıyallâh anhümâ) ile Ebû Ümâme (Radıyallâhü anhJ'in hadislerir zikretmiştir. Konunun uzamaması için buraya aktarmaktan vazgeç tim.                                                                               

1567) Ukbe bin Amir [194][194]

46 - Mezarlıkta Ayakkabıları Soymak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1568) Beşîr bin el-Hasâsiyye (Radtyallâhü anh)'âen ; Şöyle demiştir :

Ben, bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in berabe­rinde yürüdüğüm esnada Kendisi:

—  «Yâ Îbne'l-Hasâsiyye! Hangi şey sebebiyle Allah'tan razı de­ğilsin? Sen Allah'ın Resulü ile birlikte yürümek nimetine kavuştun:» buyurdu. Ben s

—  Yâ Resûlallah! Allah'tan hiç bir şikâyetim yok. O, her hayrı bana vermiştir, dedim. Biraz sonra müslümanların mezarlığından geç­ti ve (oradaki ölülere işaret ederek) :                                              ,

—  «Bunlar, çok hayra kavuştular.» buyurdu. Sonra müşriklerin mezarlığının yanından geçti ve (oradaki ölülere işaret ederek) :

—  -Bunlar çok hayra sırt çevirip geçtiler.» buyurdu- Sonra dön­dü de mezarlar arasında ayakkabı ile yürüyen bir adam gördü ve Ona:

—  «Ey Sibt (~ tabaklanmış, sığır köselesin) den ma'mul ayakka­bılar sahibi! Ayakkabılarını at.» buyurdu.

Müellif demiştir ki; Muhammed bin Beşşâr bize tahdis etti. (De­di ki:) Bize Abdurrahman bin Mehdi tahdis etti. (Dedi ki:) Abdullah bin Osman : Bu hadîs iyidir. Râvisi, sıka bir adamdır, diyordu."[196][196]

47 - Kabirlerin Ziyareti  Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1569) Elıû Hüreyre (Radtyallahü arık)'fan  rivayet edildiğine göre: Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir   :

«Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü size âhireti hatırlatır.

1570) Aişe (Radtyallahü anhâ)'üan:  Şöyle demiştir : Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirlerin ziyareti hak­kında ruhsat vermiştir.Zevâid'de söyle denilmiştir : Bunun senedinin râvileri sıkadır. Çünkü râvi Bistam bin Müslim'i İbn-i Muin, Ebü Zur'a, Ebû Dâvûd ve başkaları sıka saymışlardır. Senedin kalan râvileri, Müslim'in şartı üzerindedirler.

Beşir bin El-Basâsİyye (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Câhiüyyet devrinde bu zâtın adı Zahm bin MaT>ed idi. Peygamber (A.S.) Ona : «Adın nedir?» diye sorunca : Adım Zahm bin Ma'bed'dir, diye cevap vermiş; Pey­gamber (S.A.V.) ona: «Sen Beşîr'sin» buyurmuştur. Peygamber (S.A.V.)'in âzad-lısı olan Beşîr (R.A.), İbnü'l-Hasâsiyye künyesiyle meşnur olmuştur. Hasâsiyye Onun büyük dedesi Dabbâb'ın annesinin adıdır. Bu zât. Peygamber (S.A.V.)'den hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Beşîr bin Nehİk, Cerir bin Küleyb ve el-Ceh-deme adıyla bilinen karısı Leylâ rivayette bulunmuşlardır. Ebû Dâvûd. Nesaİ ve îbn-i Mâceh. onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel Cild : 9, Sahife : 86)

1571) İbn-i Mes'ud (Radtyallâhü anh) den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir :

«Ben, sizleri kabirleri ziyaret etmekten men etmiştim. Bundan sonra kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü şüphesiz kabirlerin ziyareti, dünyayı küçümsetir ve âhireti hatırlatır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı hasendir. Ibn-i Muin, bura­daki râvi Eyyûb bin Hâni'İ zayıf görmüş; İbn-i Hatim ise işe yarar görmüştür. Ve lbn:İ Hibbân onu sikalar arasında zikretmiştir.[198][198]

48 - Müşriklerin Kabirlerini Ziyaret Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Bâb1

1572) Ebû Hüreyre (RadıvallâhÜ anh)'c\et\: '^öyİe demiştir

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) annesinin kabrini ziya­ret etti. Ve ağladı. Etrafındakiler! de ağlattı. Sonra :

-Annem için istiğfar etmem hakkında Rabbimden izin istedim de bana izin vermedi. Onun kabrini ziyaret etmem için Rabbimden izin istedim. Bana izin verdi. Siz kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü ka­birlerin ziyareti, size Ölümü hatırlatır.» buyurdu."[200][200] buyurmuştur. Usûl âlimlerinden E ş ' â r i y e mez­hebinin ileri gelen âlimleri ve Fıkıhçılardan Şafii âlimleri, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gönderilişi kendisine ulaş­madan ölen kimse ehl-i necattır. Yâni azabtan kurtulmuş olanların-dandır, demiştir.

S ü y û t î : Bu görüş Şafiî Fıkıhçıları ve Eş'âriyye mezhebine mensub usûl âlimlerinin ittifakla kabul ettikleri mezhep­tir, demiştir.

Diğer taraftan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemTin baba ve annesinin mü'min olduklarına ve    İbrahim     (Aleyhisselâm)'in dînini kabul ettiklerine, keza    Muhammed     (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Peygamber olarak gönderileceğine inandıklarına dâir kesin bilgi vardır. Bu inanç ise, îmanın ta kendisidir. Nitekim    E b û N a î m .    Delâilü'n-Nübüvve'de    Z ü h r î    tarîkinden    Esma bin t-i    Rehra    aracılığıyla    Esma' nın    annesinden şöyle de­diğini rivayet etmiştir :    Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) 'in annesi    A m i n e ' yi    son hastalığında gördüm.    Muham­med     (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ  beş yaşında idi. Annesinin baş uçundaydı. Annesi,    Muhammed    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i övücü şiirler söyledi. Bu şiirlerde ez cümle : Sen, hillde ve haremds bulunan beşeriyete gönderilmiş olacaksın. Sen, baban    İbrahim (Sallallahü Aleyhi ve SellemTin dini olan İslâmiyet'le gönderilecek­sin. Allah seni putlardan uzak tutmuştur, demiştir. Daha sonra şöy­le demiştir: 'Her diri ölmeye mahkûmdur, her yeni eskir. Her büyük, yokluğa gider. Ben de öleceğim. İsmim baki kalacak. Çünkü ben, ha­yırlı bir halef ve tertemiz bir evlâd bıraktım.'

Celâl-i  Süyûtî' den   şunu nakletmiştir : Âmi-ne'nin bu sözleri, onun tevhid ehli olduğuna kesinlikle delâlet eder. Çünkü   İbrahim   (Aleyhisselâm) 'in dînini ve kendi oğlunun Allah tarafından Peygamber olarak gönderildiğini, putlara karşı olduğunu anlatmıştır. Tevhid, bundan başka bir şey midir? Evet; Tevhîd Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, putların bâtıl olduğunu bilmek gibi mefhumlardan ibarettir. Câhiliyyet devrinde küfürden uzak kalmak için bu kadar kâfidir. Bunun ilerisi, ancak Peygamberlik görevi ve rildikten sonra şarttır. Câhiliyyet devrinde bulunan herkesi kâfir san mamak gerekir.Çünkü câhiliyyet devrinde Hanifler vardı. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in annesi Haniflerden ol­muş ise ne lâzım gelir. Zâten Haniflerin, Hanif dînini seçmeleri­nin  sebebi,     yakında  haremden  bir Peygamberin     gönderileceğinedâir Ehl-i kitâb ve kâhinlerden duydukları bilgilerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in annesi, efendimiz ile hâmile iken ve doğumundan öyle apaçık alâmetler müşahede etti ki, bunların her bi­risi, Onu Hanif dinine ve tevhide yöneltmeye kâfidir. Onun gör­düğü ve duyduğu gerçekleri hiç bir Hanif görmemiş ve duymamış­tır. Kendisi anlatıyor: Ben kendimden öyle bir nurun çıktığım gör­düm ki; Ş a m 'in saraylarını aydınlatıp bana gösterdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in süt annesi Halime, Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve SellemKin göğsünün melekler tarafından yarıl­ması olayından sonra çocuğa bir şey olur korkusu ile Onu annesine geri getirdiği zaman annesi    Ha1ime ' ye :

"Sen Şeytanın Ona bir şey yapacağından mı korktun? Hayır. Val­lahi şeytan için Ona doğru hiç bir yol yoktur. Benim şu oğlum için yüce bir şan ve şeref mutlaka olacaktır" demiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babasından da îma­nına ve tevhid akidesini taşıdığına delâlet eden sözler nakledilmiştir. Târih kitablarında bu konuda geniş malumat vardır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in dedesi A bdü 1-m u t t a 1 i b de tevhid ve Hanif dini üzerinde idi. M u h a m -m e d (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in Peygamberliğine delâlet eden delilleri müşâhade ettiği için, Onun bu yüce küçük torununun Pey­gamber olacağını önceden anlamış ve tasdik etmişti. E s - S ü h e y -li: Abdülmuttalib'e bir Peygamberin daveti ulaşmadığı halde, bir çok delil onun Hanif ve Tevhid dini üzerinde olduğunu is­patlar, demiştir.

El-Menhel yazarı; Ebü Davud'un sünenindeki "Kabirle­rin ziyareti" babında, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babası, annesi ve dedesi Abdülmutalib'in iman ehlinden olduklarına dâir zikrettiği yedi büyük sahîfeyi tutar. Bu sebeple bu­nu terceme etmekten vazgeçtim. El-Menhel yazan, bu izahın bir bö­lümünde özetle şöyle der:

Yukarıda verilen bilgiyi edindiğin zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in babalarının ve annesinin necat (= kurtuluş) eh­linden olduklarını anlıyacaksın. Çünkü Onlar İbrahim (Aley-hisselâm)'in dînine bağlıydılar. Onlara Hanîf dîni mensupları denili­yordu. Şöyle de denilebilir: Onlar, her hangi bir hak dini değiştir-miyen Fetret ehlinden idiler. Çünkü Fetret ehli şu üç kısma ayrılır:

Birinci Kısım : Basireti ve aklıyla Allah'ı tanıyıp Ona inanan ve putlara tapmıyanlardır.

İkinci Kısım : Allah'a ortak koşmayan ve aklıyla Allah'ı tanıya-miyan, her hangi bir Peygamberin dînine girmiyen, kendi kendine bir din ve şeriat ihdas etmiyen kimselerdir. Bunlar, ömürleri boyunca gaflet içinde kalmışlardır.

Fetret ehlinin bu iki kısmı, ta'zib edilmiyenlerdir.

Üçüncü kısım : Bir peygamberin dînini değiştirerek Allah'a ortak koşan ve kendi kendine bir şeriat icad edip bâzı şeyleri helâl, bâzı şeyleri de haram kılan kimselerdir. Cehennem'de ta'zib edilenler bun­lardır. B u h â r i ve M ü s 1 i m ' de rivayet edilen ve Fetret eh­linin bir kısmının ta'zih edildiğine delâlet eden hadîsler, bu üçüncü kısma yorumlanmışlardır.

Maliki âlimlerinden İmam Ebü Bekir bin e 1 - A r a b i ' ye : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ba­bası Cehennemliktir, diyen adamın durumu sorulmuş; şöyle cevap vermiştir: Böyle söyliyen kişi melundur. Çünkü Allah Teâlâ :

-Şüphesiz Allah'ave Resulüne eziyel edenlere, Allah dünyada ve âhirette lanet eder [202][202] âyeti bahsinde şöyle demiştir :    Muhammed    (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in rızâsı cümlesinden birisi de Onun ev halkından hiç kim senin Cehenneırfe girmemesidir.

tbıı   i    S a ' d    tahriç ettiği bir hadise göre Peygamber (Sallal lahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ben, evimin halkından hic bir kimsenin Cehennem'e girmemesi­ni Rabbim'den diledim Babhim de bu dileğimi bana verdi.» buyur muştur

1573) Salim "in babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyailâhü anhiimâ)'-dan rİvâyel edildiğine göre şöyle demiştir :

Bir a'râbî. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek: Yâ Resûlallah! Babam gerçekten yakınlarıyla gerektiği gibi ilgi­lenirdi. Şöyle idi, böyle idi (diyerek babasını övdü ve :) Babam nere­dedir? diye sordu. Efendimiz:

«Ateştedir.» buyurdu. Abdullah (Radıyallâhü anh) demiştir ki t

Bana Öyle geliyor kij Adam bu cevabtan dolayı içerlenerek ı Yâ Resûlallah! Senin baban nerededir? diye sordu. Resûllullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Sen nerede bir müşrikin kabrine uğrarsan onu ateşle müjdele.» buyurdu. Abdullah (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Bu a'râbî. bilâ-here müslüman oldu ve dedi ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) bana cidden yorucu bir görev yükledi. Ben yanından geçip de Onu Cehennemle müjdelemediğim hiç bir kâfirin kabri yoktur."

Not :   Bu hadîsin isnadının sahih olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.[204][204] buyurmuştur.    Hafız

îbn-i Hacer, el-İsâbe'de : Bunak fetret devrinde ölen, dilsiz, sağır ve kör doğan, bir de deli olarak doğan veya henüz erginlik ça­ğına gelmeden deliren ve ölünceye kadar delilik hâli devam eden kimseler hakkında müteaddit yollardan rivayet edildiğine göre anı­lan bu kişilerin her birisi, âhirette kendisine bir mazeret gösterip, kendisini savunacak ve: Aklım olsaydı, bana tebliğ edilseydi... iman edecektim, diyecektir. Bunun üzerine bunlar için ateş yükseltilecek ve bunlara : Şu ateşe giriniz! denilecektir. Verilen emre itaat ede­rek girenlere, ateş serin ve selâmetlik olacak. Kmre karşı gelenler, zorla ithal edileceklerdir. Biz umuyoruz ki; Abdiilmuttalib ve ev halkı, verilen emre itaatla ateşe girenler cümlesinden olurlar. Yalnız Ebû Tâ1ib  için bir umudumuz yoktur, demiştir.

Sindi, müellifimizin bu hadîsi bu bâbta zikretmesi ile ilgili olarak şöyle der: Kanımca; müellif, hadîsteki : «Nerede bir müşri­kin kabrine uğrarsan...» cümlesini dikkate alarak bu babı : "Müşrik­lerin kabirlerini ziyaret" başlığıyla açmıştır. Çünkü müşriklerin ka­birlerinin yanından geçmek de bir nevî ziyarettir. Ama babın baş­lığını böyle seçmesi tartışılabilir.[206][206] (Radıyallâhü anh)'âen: Şöyle demiştir Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirleri ziyaret edeı kadınları lânetlemiştir.Hassan bin Sabit (R.A.)'in hadisine âit isnadın sahih ve ricalinin sık oldukları Zevâid'de bildirilmiştir.

1575) İbn-i  Abbas   (Radıyatlâkü anhünui)'ı\ıın\   Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirleri ziyaret eder kadınları lanetlemistir."

1576) Kbû Hüreyre (Radıyallâhii anh)\Wn;  Şöyle demiştir:

Resul ullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kabirleri ziyaret eden kadınları lânetlemiştir."[208][208]

50 - Kadınların Cenazeleri Takip Etmeleri Hakkında Gelen Hadisler Babı

1577) Ümmü Atiyye  (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

Biz (kadınlar, Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ta­rafından) cenazeyi tâkîb etmekten men edildik. Bu yasak (a uymak) üzerimize vâcib kılınmadı (veya cenazeyi tâkib etmek bize vâcib kı­lınmadı.) "[210][210]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisi    Beyhaki   de rivayet etmiş tir. Hadîsin zahirine göre cenazeyi takip eden kadınlar günah işle­miş olurlar. Bir önceki hadisin izahında belirttiğim gibi    Hanefi âlimleri bu hadisi delil göstererek : Kadınların cenazeleri takip etme­leri tahrimen mekruhtur, demişlerdir.

Hadisteki me'zûraat kelimesi, hadisteki me'cûraat kelimesine uyumlu olması için böyle gelmiştir. Gramere göre mevzûraat olması gerekir. Vizr kökünden gelmedir. 'Vizr': Günah demektir. Bunun ism-i mef'ulü : 'Mevzür' (= Günahkâr) dur. Kadın için 'Mevzûre'dir. Mevzûrenin çoğulu mevzûraattır.[212][212]

İzahı

Hadiste geçen nazmı celil,   Mümtehine   sûresinin 12'nci âyetindedir. Bu âyet-i kerîmenin tamamının meali şöyledir:

«Ey Peygamber! Mümin kadınlar sana gelip; Allah'a hiçbir şe­yi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zinada bulunmamala­rı, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayaklan arasında uyduracak­ları bir iftirayla gelmemeleri ve ma'ruf olan hiç bir hususta sana âsi olmamaları üzerine sana biatta bulunacakları zaman sen de onlarla bîatta bulun ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.»

Ümmü Seleme (Radıyallahü anh); âyetin mezkûr cüm­lesindeki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e âsi olmanın; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından nevh ile. yâni ölü için yüksek sesle ağlamakla tefsir edildiğini ifâde etmiştir.

Şöyle de denilebilir: Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) âyetteki ma'ruf kelimesini nevhi yasaklamakla tefsir etmiştir.

Nevh ve Niyâhat: ölü için yüksek sesle ağlamak şeklinde yorum­lanmıştır. Bâzıları: Ağlamakla birlikte ölünün iyiliklerini saymaktır, demişlerdir. Niyâhat ve Nevh, dünya malının kaçırılması üzerine yüksek sesle ağlamaya da denilir, Nâiha : Anlatılan tarzda ağlıyan ka­dın demektir. Hâl böyle olunca ölü için veya dünya malını kaybet­mekten dolayı yüksek sesle ağlamak haramdır. Günah işlemekten dolayı yüksek sesle ağlamak ise ibâdettir.

Müslim'in Ümmü Atiyye (Radıyallâhü anh) 'den ri­vayet ettiğine göre yukarıdaki âyet indiği zaman Ümmü Atiy ye (Radıyallâhü anh) bir ma'ruf hususunda : Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve SellemJ 'e isyan çeşitlerinden birisi de niyâhattır, de­miştir.

1580) Cerir Mevlâ Muâviye (Radiyallâhü anhümâj'âan;   Şöyle de­miştir   :

Muâviye (Radıyallâhü anh) Humusta hutbe okudu. Hutbede Re-sülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in nevhten nehiy buyurduğu­nu anlattı.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Cerir vardır. Ona Ebû Cerir de denilir. Ben ne Onu cerh edeni, ne de sıka göstereni görmedim. Seneddeki Abdullah bin Dinar da Humus'Iu olandır. Ebû Hatim Onun hakkında : O, kuvvetli değildir, demiştir, İbn-i Muin de Onun zayıf olduğunu söylemiştir. Ebû Alî el-Hâfız da : O benim yanımda sıkadır, demiştir. İbn-i Hibbân da Onu sikalar arasında zik­retmiştir.

1581) Ebû Mâlik el-Eş'arî[214][214]

52 - Yanakları Dövmek Ve Yakaları Yırtmaktan Nehiy Hakkinda Gelen Hadîsler Babı

1584) Abdullah (bin Mes'ıul) (Radıyallâhü aw*,)'den; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) «Öyle buyurdu, demiştir:

-Ölüler için (eliyle) yanaklarını (yüzünü) döven, yakalarını yır­tan ve câhiliyyet âdeti üzere (münasebetsiz) duâ eden kimse biz (im ehli sünetimiz)den delildir.» buyurdu."[216][216]

İzahı

Buhâri ve Ebû Müslim de bunu rivayet etmişler­dir. Ebû Dâvûd ve Nesai de bunun benzerini rivayet etmişlerdir.

Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anhJ'ın hanımı Ümmü Ab­dullah (Radıyallâhü anhâJ'nin, Ebü Devme ' nin kızı olduğu, Nesai' nin süneninde belirtilmiştir. Ömer bin Şebbe ise Basra târihinde Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh)'m hanımının isminin S a f i y y e olduğunu, E b ü M ü s â (Radıyallâhü anhl'ın oğlu Ebû Bürd e ' nin annesi olduğunu ve bu hastalık olayının Ebû M ü s â (Radıyallâhü anh) B a s -r a  da    vali iken vuku' bulduğunu bildirmiştir

N e v e v i Aşağıdaki câhiliyyet devri âdetleri, sahâbilerin it­tifakıyla haram sayılmıştır :

1 - Nüdbe : Ölünün iyiliklerini sayarak ağlamak.

2 - Niyâhat: Yüksek sesle ağlamak.

3 - Darb-ı Had = Yanaklarını, yüzünü, başını, dizlerini dövmek.

4 - Şakk-ı Oyb : Yaka ve elbiselerini yırtmak.

5 - Hamş-ı Vech . Yüzünü tırmalamak, yüz derisini yırtmak.

6 - Veyl ve Sübûr duası: Azâb ve helak ile duâ etmek, demiştir

El Fetih yazarı; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: («Ben... uzağım.» diye terceme ettiğimiz) «Beriyim» ifâdesinin asıl mânâsı : Ayrıyım, demektir. Çünkü Beraatın asıl mânâsı, bir şeyden ayrılmaktır. Bana öyle geliyor ki, Peygamber  (Sallallahü Aleyhi veSellem)  böyle yapan kimsenin, onun şefâattna dâhil olmıyacağı gibi bir mânâyla tehdit etmiştir, demiştir.

Bâzı rivayetlerde kadına âit ifâdeler kullanıldığı için terceme ederken böyie hareket eden kadınlar dedim. Aslında gerek müellifin rivâyetindeki ve gerekse Ebû Dâvûd ile Nesaî' nin ri-vâyetlerindeki ifâdeler umumidir. Bu ifâdeler, kadını ve erkeği kap­sar. Bu tür hareketler ekseriyetle kadınlarda görüldüğü için bâzı ri­vayetlerde «Kadın» ifâdesi kullanılmıştır. Yasakhk bakımından ha­dîsin hükmü erkeklere de şümullüdür.[218][218]

İzahı

Nesai ve İbn-i Şeybe de bu hadîsi rivayet etmişler­dir.    N e s a i' nin    rivâyetindeki hadîs meâlen şöyledir :

"Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir : Resülullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)*in yakınlarından birisi öldü. Kadınlar top­lanıp onun üzerinde ağladılar. Ömer (Radıyallâhü anh) kalkıp onla­rı men etmeye ve kovmaya başladı. Bunun üzerine Resülullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onları bırak yâ Ömer! Çünkü göz, yaş dökücüdür, kalbe musi­bet gelmiştir. Ve ölüm vukuatı yakında olmuştur.» buyurdu."

Sindi: Hadîsteki «Çünkü göz, yaş dökücüdür.» cümlesi, anı­lan kadının ağlamasının yüksek sesle olmayıp, göz yaşı dökmekle ol­duğuna delâlet eder. Bunun içindir ki, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadının o ağlayışına ruhsat vermiştir. Hadisin böyle yo-rumlanmasıyla ölü için ağlamak hakkında gelen hadîslerin arası böy­le bulunmuş olur. Doğru olanını Allah bilir, demiştir.

Müellifimiz bu hadîsi iki senedle Ebû Hüreyre (Radı­yallâhü anh)'den rivayet etmiştir

1588) Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anhümâ)'dan:  Şöyle demiştir:

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in kızlarından birisinin oğlu Ölmek üzere idi. Oğlanın annesi. Efendimize haber göndererekyanına uğramasını  istedi. Resülullah   (Sallallahü Aleyhi  ve Seflem) de ona :

«Allah'ın aldığı her şey Allah'a aittir. Ve verdiği her şey de Al­lah'a aittir. Ve Allah'ın ilminde her şey belirli bir anda son bulur. Artık kızım sabretsin ve bu sabrın Allah indindeki sevabını bekle­sin.» diye cevap yolladı. Bu cevaptan sonra oğlanın annesi Efendi­mize and vererek yanına uğramasını istedi. Bunun üzerine Resülul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kızının evine gitmek üzere) aya­ğa kalktı. Ben de Onunla beraber kalktım. Ve beraberinde Muaz bin Cebel, Übeyy bin Ka'b ve Ubâde bin es-Sâmıt (Radıyallâhü anhüm) vardı. (Çocuğun bulunduğu odaya) girdiğimiz zaman çocuğu Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e verdiler. Çocuğun ruhu göğsü­ne gelmiş vaziyette ızdırapta idi. Râvı demiştir ki: Üsâme (Radıyal lâhü anh) in :

Çocuk (zayıflıktan dolayı)  eski bir kırbaya benziyordu, dediğim zannediyorum. Üsâme (Radıyallâhü anh)  demiştir ki :

Resülullah (Sallatlahü Aicyhi ve Sellrm) akladı. Ubâde bin f.s-Sâ mit  (Radıyallâhü anh Ona)

Nedir bu  (ağlama)  yâ Resûlallah? dedi. efendimiz : «Âdem oğullarına Allah'ın verdiği rahmet (escri)dir. Allah, kul­larından ancak merhametli olanlara rahmet eder.» buyurdu."[220][220]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - Ölüm döşeğine girenlerin yanına fazilet sahiplerinin gitme­si meşrudur. Çünkü dualarının bereketi umulur.

2 - Fazilet sahiplerinin gitmesini sağlamak için yemin vermek caizdir. Bu yemine riâyet etmek de müstehabtır.

3 - Hasta sahiplerini ölüm vukuatından önce teselli etmek, on­lara sabır vermek meşrudur.

4 - Hasta küçük çocuk bile olsa, ziyaret edilmesi meşrudur.

5 - Sessiz ağlamak caizdir.

6 - Şer'İ hükümlere zahiren aykırı görülen büyüklerin hareket­lerinin sebebinin küçükler tarafından sorulması meşrudur.

7 - Allah Teâlâ'nın yaratıklarına karşı şefkatli ve merhametli olmaya, katı yürekli olmamaya hadiste teşvik vardır.

1589) Esnıâ binti Yezîd[222][222]

İzahı

Buhâri ve Ebû Dâvûd1 un Enes (Radıyallâhü anh) "den olan rivayetlerinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in ağlamasını ifâde eden cümle:

"ResûluHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in gözleri yaşardı." şeklindedir. Gerek bu cümle ve gerekse Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) e âit metin cümleleri, Onun sesli ağlamadığını, sadece gözlerinden yaş aktığını belirtirler.

Mâriye-i Kıbtiye (Radıyallâhü anhâ)'den doğma olan İbrahim, hicretin sekizinci yılı Zilhicce ayında doğmuş, onuncu yıl Re biü'l-E w e 1 ayının onuncu gecesinde vefat etmiş ve    B a k i' a    detnedilmiştir.

îbn-i Battal: Bu hadîs, mubah ağlamayı ve caiz olan üzüntüyü açıklar. O da Allah Teâlâ'mn rızâsına aykırı davranmak-sızın gözünün yaşarması ve kalbin mahzun olmasıyla olan ağlama ve üzülmedir, demiştir.

1590)  Hamne bint-i Cahş[224][224]

İzahı

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) -Hamza için ağlayıcı kadınlar yoktur.» sözünü, yüksek sesle ağlamanın yasaklanmasın­dan önce buyurmuştur. Abdü'l-Eşhel kadınlarının ve En-sâr kadınlarının yüksek sesle ağladıkları, hadîsin sonundan anlaşı­lıyor. Çünkü hadîsin sonunda kadınların ağlaması yasaklanmıştır. Yasaklanan ağlamanın sesli ağlamak olduğu ve sessiz ağlamanın ya­sak olmadığı, müteaddit hadîslerle sabittir. Şu halde bu hadisle ya­saklanan ağlama, sesli ağlamadır.

1592) ibn-i Ebi Evfâ (Radıyallâkü an/r,)'den; Şöyle demiştir ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mersiyeler (ölünün iyi taraflarını sayıp dökerek ağlamak) dan men etmiştir. Zevâid'de şöyle denilmiştir :  Bunun senedinde el-Heceri vardır ki, o, cidden zayıftır. Onu zayıf sayanlar bir kişi değildir.[226][226]

54 - Üzerinde Edilen Niyâhatla Ta'zib Edilen Ölü Hakkında Gelen Hadisler Babı

1593) Ömer bin El-Hattâb (Radtyallâkü anhj'den rivayet edildiğine göre: Peygamber (SaUallahü Aleyhi ve Seilenı) şöyle buyurdu, demiştir:

-Ölü, üzerinde edilen niyâhat (sesli ağlamak) ile ta'zib edilir.»"[228][228]  buyur­muştur.

2 - Dâvûd-u    Zahiri    ve âlimlerden bir grup; bu hadisi, ölünün ölmeden önce yakınlarını ağlamaktan men etmeyi ihmal et­mesi hâline yorumlamışlardır. En-Neyl'den    İbnü'l-Murâbît'in şöyle dediği nakledilmiştir: Kişi, sesli ağlamanın yasaklığım bildiği, yakınlarının ağlıyacaklarını anladığı halde bunun haramlığını öğret­mediği ve onları men etmediği zaman yakınlarının ağlamasıyla ta'­zib edilince kendi fiilinden dolayı ta'zib edilir. Başkasının fiilinden do­layı ta'zib edilmez.

3 - İbn-i    Hazm    ve bir cemâat, hadîsi şöyle yorumlamış­lardır : Ölü, yakınları ağlarken dile getirdikleri vasıflarından dolayı ta'zib edilir. Zulüm ve haksızlıkla geçirdiği mevkii, görevi; Allah'a is­yan etmek yolunda kullandığı cesareti ve yerli yerince kullanmadığı cömertliği gibi.

4 - Bâzı âlimlere göre hadîsteki ta'zib'ten murad, dirilerin ses­li ağlaması sebebiyle meleklerin ölüyü kınamalarıdır.

5 - Mütekaddim âlimlerden Ebû    Câ'fer   Taberi, I y â z   ve müteahhirden bir cemâat, şu yorumu tercih etmişlerdir: Hadisteki ta'zibten maksad, dirilerin niyâhatından dolayı, ölünün elem duymasıdır.

El-Fetih yazarı: Bütün bu yorumları ölülerin durumlarına göre toplamak mümkündür. Meselâ âdeti niyâhat olan ölü, bu âdetinden dolayı azâb görür. Yakınlarının ağlaması için vasiyyet eden kişi, va-siyyetinden dolayı ta'zib edilir. Zâlim bir kimse ölünce, dile getirilen ef âli nedeniyle ta'zib edilir. Yakınlarının niyâhat edeceklerini bilip de onları men etmeyi ihmal eden kişi, eğer ağlamalarına razı değil­se niçin ihmal etti diye kınanmakla ta'zib edilir. Eğer buna razı ise, rızâsından dolayı ta'zib edilir. Bütün bu durumlardan selâmette olup, ihtiyatan yakınlarını ağlamaktan men ettiği halde ölümünden sonra yakınları muhalefet ederek niyâhat ederlerse bu ölünün ta'zibi, on­ların muhalefetinden ve Allah'a isyan etmelerinden dolayı duyduğu elem ve üzüntüden ibarettir, demiştir.

1594) Ebû Musa el-Kşari (Radtyalidhü un/t)'(len rivayet edildiğine jiöre;  Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir:

«Ölü, kabilesinin ve yakınlarının sesli ağlaması ile ta'zib edilir. (Ağlıyanlar:) Ey koruyucu! Ey giydirici! Ey yardımcı! Ey sığınak! ve bunların benzerini söyledikleri zaman. Ölü kıskıvrak tutulup çekilir ve (ona):

Sen böyle (mi)sin, sen şöyle (mi)sin? denilir.» Râvi  Esid demiştir ki:   (Bunu  Ebû  Mûsâ   (Radıyallâhü  anh)'ın oğlu Musa'dan dinlediğim zaman) :    Sübhânallah!    Şüphesiz    Allah

Teâlâ: «Hiç bir günahkâr, başkasının güna hım yüklenmez.[230][230]

İzahı

Hadîs, Zevâid türündendir. Hadîsteki bâzı kelimeleri açıklayalım : Hayy = Kabile ve kişinin yakınları demektir. Bu kelimeden sonra gelen ve buna râci olan "Kaâlû" zamiri, çoğul için olduğundan dola­yı Hayy kelimesini ölünün kabilesi ve yakınları diye terceme ettim. Bu kelime ile, diri mânâsı kastedilmiş olabilir.

Adud : Pazı demektir. Burada "Koruyucu" mânâsı kastedilmiştir. Çünkü kollar insanı korur. Ve : Falan adam kolumdur" denilirken; "Beni korur"' mânâsı kastedilebilir.

Kâsî: Giydirici demektir.

Cebel: Dağ demektir. Burada melce' ve sığınak mânâsı kastedil­miştir.

Bu kelimelerin başında gelen "Vaa" harfleri nüdbe ve çağrı eda­tıdır.

Dirilerin ağlaması ile Ölünün ta'zibi hakkında gereken bilgi, bun­dan Önceki hadîs izahında geçmiştir

1595) Âişe (RudiyaUûhiİ anhâ)\\'A\\\  Şöyle demiştir:

Yahudi bir kadın ölmüştü. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel lem) yahûdilerinonun üzerinde ağlama seslerini işitti. Ve şöyle bu­yurdu r

-O kadının yakınları onun üzerinde ağlıyorlar. O da kabrinde ta'­zib ediliyor.»"[232][232]

55 - Musîbet Üzerinde Sabretmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1596) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Sabrın kemâli, musibetin ilk darbesi sırasında (tahammül ede bilmek)dir.»"[234][234]

İzahı

Bu hadisi benzer lafızlarla Müslim de müteaddit senedlerle rivayet etmiştir. Hadîs bir müslümanın başına bir musibet geldiği za-rnan, hadîsteki duayı derhal okumasını tavsiye ediyor. Ve bunu ih-lâslı olarak okuduğu zaman Allah Teâlâ'nın Ona o musibetin ecrini vereceğini ve o musibet dolayısıyla kaçırdığı nimet yerine daha iyi­sini vereceğini müjdeler. Ümmü Seleme (Radıyallâhü an­hâ), Ebû Seleme (Radıyallâhü anh)'nin eşiydi. Ebû Seleme    (Radıyallâhü anh)'in vefatından sonra yaptığı bu duâ bereketiyle Allah Teâlâ Ona Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) ile evlenme şerefini nasîp eyledi. 1447 nolu hadiste bu konu ile ilgili kısa bilgi vardır.

Hadîsteki;   cümlesi,    Bakara   sûresinin156. âyetine işarettir. Aynı cümle bu âyette geçmektedir. Tam âye­tin ve ondan önceki âyet ile onu takip eden âyetlerin meali şöyledir: «Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, nefislerden, ürünlerden biraz eksiltmek ile deneriz. Sabredenleri müjdele. Onlar ki, başlarına bir musibet geldiği zaman :

"Biz Allah'ın mülküyüz ve şüphesiz ancak Ona dönücüleriz." der­ler. Rabblerinin mağfiret ve rahmeti onlaradır. Hidâyete erenler de onlardır.[236][236]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsin açıklaması bahsinde   Sindi şöyle der: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatıyla il­gili bâzı hadislerde belirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edeceği gün   Âişe    (Radıyallâhü anhâ)'nin odası ile mescid arasındaki kapıyı açmış veya aradaki perdeyi açmış ve ce­maata bakmış. Cemâat,    Ebû   Bekir    (Radıyallâhü anhJ'ın ar­kasında namaza durmuştu. Cemâatin imamla beraber toplu halde namaza duruşlarından hoşlanan Peygamber    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hemcemâtın bu iyi hâlinden dolayı Allah'a hamd etmiş hem de ölümünden sonra ümmetinin bu iyi hâlinin devamı iÇin Allah'u Teâlâ'mn Onun yerine yardımcı olacağını umduğundan hamd etmiş­tir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisinden sonra üm­metinin başına gelecek musibetlerden dolayı dağılmalarından kork­tuğu için, gelecek musibetlere karşı sabırlı olmalarını tavsiye etmiş ve ümmetin başına gelen en büyük musibetin, Allah'ın Resulünün ve­fat etmesi musibeti olduğunu hatırlatmış, mü'minlerin başına bun­dan daha çetin bir musibetin gelmiyeceğini bildirmiş ve en çetin olan bu  musibetin hatırlanması için mü'minin başına  gelen her hangi bir musibetin hafifletilmesi yolunu göstermiştir. Zira küçük musibet, büyük musibet yanında yok olmaya mahkûmdur. Büyük musibete karşı sabreden mü'minin, küçük musibet karşısında sabırsızlık et­mesi yakışmaz."

Gerçek mânâda Allah'ın Resulünü tanıyan ve seven bir mü'min, sahih hadîslerle sabit olduğu gibi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i babasından, annesinden, evlâdından, malından ve kendi ca­nından daha fazla sever. Hâl böyle olunca Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatı musibetini en büyük musibet olarak gö­rür ve tüm musibetler, bu musibet yanında onun gözünde küçülür. Allah bizi ve okuyucularımı gerçek mânâda Resûl-i Ekrem (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem)'i seven ve şefâatma kavuşanlardan eylesin.

1600) Kl-Hüseyin hin Alî bin Ebî Talih ( Raıiıyallâhü t/ııJıünitİ)\\ıın rivayet edildi&iıu' yöre; I'eyt^ımber (Satlaltuhii M< xhi ve Sellrm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Başına bir musibet gelen bir kimse, büâhere o musibeti hatırla­yıp da 'İnnâ Lİllâh ve innâ ileyhi râciûn1 sözünü yenilerse, o musibet eskimiş olsa bile Allah Teâlâ ona başına o musibetin geldiği günkü ecrin bir mislini yazar,""

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. Bunun senedinde zayıflık vardır. Çünkü râ-vi Hişâm bin Ziyâd zayıftır. Bunu babasından mı, annesinden mi rivayet ettiği hususunda da ihtilaf vardır. Babasının ve annesinin hâli bilinmemektedir. Denil­diğine göre İmam Ahmed, Hişam'ı zayıf saymıştır İbr,-i Hibbân da : O, mevzu1 hadîsleri sıka zâtlardan  rivayet  etmiş, demiştir.[238][238] (Rutltyallâhİi anhiiın)''den rivâ\el edildiğine f^üre: IVyı^umber f.S«;/-faliahîi Alrvfti vr Srlituı) ijöylt1 Ijuyurdu. demiştir:

-Bir musibet nedeniyle tün kardeşine ta'ziyette bulunan hiç bir mümin yoktur ki, Allah Sübhânehu Kıyamet günü Ona keramet el­biselerinden bir takım elbise giydirmesin.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Kays Ebû Ümâre vardır. Ibn-i Hibbân onu sikalar arasında zikretmiştir. Zehcb' de el-Kâşif'îe sıka o'.duğunu söylemiştir Buhârİ : Durumuna bakılmalıdır, demiştir. Kalan rûviler Müslim'in şartı üzerinedir

1602) Abdullah (bin Mo-'ud) (Rnılıyallnlıu <nı//)'t\vn n\âyet alilcii-ğine jföre:  Kesûlulhdı (SalluUnhü Aleyhi vr Silleni) şöyle buyurdu, demiştir:

«Başına musibet gelen kimseye ta'ziyette bulunana musibet sahi­binin sevabının misli vardır.-"[240][240]

Ta'ziyet Zamanı Hususunda Alimlerin Görüşleri

Hanefîler, Mâlikîl er, Şâfiîler'in cumhuru ye A h m e d' e göre ta'ziyet definden önce ve definden sonra üç güne kadar müstehabtır. Daha sonra ta'ziyet mekruhtur. Çünkü ta'-ziyetten gaye, musibet sahibini teskin etmektir. Üç gün sonra ekse­riyetle acı ve keder hızını kesmiş okur. Ta'ziyet, üzüntüyü yeniletir.

Âlimler, ta'ziyet edenin veya ta'ziyet edilenin hazır olmadığı za­manı üç günlük süreden istisna etmişlerdir .Ne zaman hazır olursa, o zaman ta'ziyet işi yapılır, demişlerdir. Taberî: Hazır olma­yan için geldiği andan itibaren üç günlük süre vardır. Hastalık ve ölüm haberini duymamak mazeretleri de hazır olmamak özürü gi­bidir. Ş â f i î 1 e r' in bir kısmına göre ta'ziyet için sınırlı bir süre yoktur.

Âlimler, ta'ziyet için oturup beklemek hususunda ihtilâf etmiş­lerdir. Âlimlerin bu husustaki görüşleri özetle şöyledir:

1 - Hanef iler'e   göre erkeklerin mescidden başka bir yerde ta'ziyet için üç gün oturmaları caizdir. Kadınların oturması caiz değildir.   Hanefîler' den   bir cemaata göre ta'ziyeti için oturmak mekruhtur.

2 - Şâfiîler ile Hanbeliler'e   göre gerek erkekle­rin ve gerekse kadınların ta'ziyet için oturmaları mekruhtur. Makbul olanı,ölü yakınlarının işlerine gitmeleri ve onlara rastlıyanm, rast­ladıkları yerde ta'ziyette bulunmalarıdır.

3 - Mâlikiler'e göre ta'ziyet için oturmak caizdir.Fakat kaç güne kadar oturulacağı hususunda bir bilgi edinilememiştir.

Yukarıdaki ihtilâf, oturulan yerde münker, yâni dînen yasak olan bir şeyin bulunmaması ve yapılmaması hâline mahsustur. Bu­rada dîne aykırı bir şey yapıldığı takdirde oturmak ve ta'ziyet et­mek haram olur.[242][242]

İzahı

Buhâri,    Müslim,    Tirmizi    ve    Nesai    de bunu rivayet etmişlerdir.

Bâzı rivayetlerde «Cehennem ateşine girmez.» cümlesi yerine «Ce­hennem ateşi ona dokunmaz.» cümlesi bulunur

Hadisteki «...adam...» tâbirinden maksad, yalnız erkeklerin bu musibetten yararlanıp, kadınların yararlanmaması değildir. Hüküm umumidir. Nitekim Buhâri ve Tirmizî' nin rivayetlerin­de bu kelime yerine: «Müslümanlardan her hangi bir kimse...» ifâ­desi bulunur. Kadınların üzüntüsü daha çok ve kalbleri daha zayıf olduğuna göre erkekler mezkûr mükâfata kavuşurken kadınların mü­kâfatının daha az olması düşünülmez.

Hadisin metnindeki:   «Yeminin çözülmesi.» ifâde siyle;Vallahi)  Sizden hiç kimse yoktur ki illâ Cehennem ateşine uğrayacaktır. Bu, Rab bin tarafından hüküm ve kaza buyurulmuş bir şeydir.[244][244] (Radıyallâhü anft)'<\çn rivayet edildiğine göre; Hen. Resûlullah (SalUıllahü Aleyhi vr Setfem/den şöyle buyu­rurken işittim, demiştir :

«Günah işleme çağma ulaşmayan üç çocuğu ölen hiç bir müslü-man yoktur ki, o çocuklar onu Cennet'in sekiz kapısından karşılama­sınlar. O, bu kapılardan dilediğinden Cennet'e girer.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Şurahbil bin Şuf'a bulu­nur, tbn-i Hibbân, onu sikalar arasında zikretmiştir. Ebû Dâvûd : Şurahbil ve Cerîr sikadırlar, demiştir. Kalan râviler, Buhârî'nin şartı üzerine sened adamları­dırlar.

1605) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)yden rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Henüz günah işleme çağına gelmiyen üç çocuğu ölen müslüman her hangi bir baba ve anne yoktur ki, Allah Teâlâ o çocuklara olan rahmetinin fadlı ile hepisini Cennet'e dâhil etmez.»"[246][246]           

İzahı

Tirmizi  de bu hadisi rivayet etmiştir.Tirmizi' nin    ri vayetinde hadisin sonunda şu ilâve vardır:

«Lâkin bu mükâfat ancak mu­sibetin ilk darbesi anında sabretmekle hâsı) olur.»

Hadis, erginlik çağına henüz varmamış olan üç çocuğu ölen bir baba veya anne, çocuklarının ölümleri musibetinin ilk darbesinde sabrettikleri takdirde bu çocukların kendisini Cehennem ateşinden bir kale gibi koruyacaklarını müjdeliyor. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bu hadisi buyururken E b û Z e r r (Radıyallâhü anh) küçük yaşta iki çocuğunun öldüğünü haber vererek bunun se­vabını öğrenmek istemiş, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) iki çocuğu ölenin de bu mükâfata kavuşacağını bildirmiştir. Bu defa Übeyy bin Ka'b (Radıyallâhü anh) bir çocuğunun öldü­ğünü bildirmiş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir çocu ğu ölene de bu mükâfatın verileceğini belirtmiştir. Ti rm izi1 nin yukarıdaki ilâvesinde belirtildiği gibi bu sevaba erişebilmek için ço cuklarının ölüm musibetinin ilk darbesinde sabretmek şartı mevcut­tur. Hadîste Übeyy bin Ka'b (Radıyallâhü anh) için; "Kur'an okuyucularının büyüğü'1 vasfı  verilmiştir.  Çünkü  Peygam-

ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);  «En iyi okuyanınız Übeyy'dir,» buyurmuştur.Bu bâbta rivayet edilen hadisler, Müslümanların küçük yaşta ölen çocuklarının Cennetlik olduklarına delâlet ediyorlar. Bu husus­ta icma1 vardır.

Müşriklerin küçük yaşta ölen çocuklarına gelince; bunlar hak­kında ihtilâf vardır:

Ebû Hanife bunların Cennetlik veya Cehennemlik olduk­larına hükme t mey ip, bu hususta bir şey söylememeyi seçmiştir. îbnü'l'Mübârek, Ammâr ve îshak bin Raha-v e y h ' in    mezhebleri de bu'dur.

Nevevi : Sahih olanı, bunların Cennetlik olmalarıdır, de­miştir.

Bunların Cennet ehlinin hizmetçisi oldukları hakkında rivayet vardır.

Celâleddi n-i Devvâni ise, bunların Cehennemlik olduklarını söylemiştir.[248][248]

İzahı

Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Zevâid türündendirler.

Sıkt: Düşük çocuk, demektir. Asgarî doğum süresi olan altı ayı doldurmadan doğan çocuğa sıkt denilir. Hadîs, bu durumda doğan çocukların baba ve annelerinin başlarına gelen bu musibete sabret­tikleri takdirde sıkt'ın onlara şefaatçi olacağını bildiriyor.

Serer: Doğumdan sonra ebenin göbekten kestiği parçadır. Mürağama : Mücâdele ve münâkaşa demektir.    Ebû    Alî' nin beyânına göre çekişme ve kızışma denir. Sıkt'ın Allah ile çekişmesi,kızışması ve mücâdele etmesinden maksad, baba ve annesinin cehen­nemden kurtarılarak cennetlik olmaları için Allah katında İsrarla şefaat etmesidir.

Sıkt'ın baba ve annesini göbeğinden kesilen parça ile çekip gö­türmesi mecâzîdL1. Manevî bir bağ ile aralarında kurulacak irtibat­la ve sıkt'ın öncülüğünde baba ve annesinin cennete götürülmesi kastedilmiş olabilir. Veyahut Allah Teâlâ, serere başka bir şekil ve­rir ve yeni şekil alacak serer ile sıkt, baba ve annesini Cennet'e gö tiîrür.[250][250]  (Radtyallâhü  anhü-mâ)'dan; Şöyle demiştir:

Câ'fer (bin Ebî Tâlib)   (Radıyailâhü anh)'ın şehâdet haberi ge­lince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

«Câ'fer'in ev halkı için yemek yapınız. Çünkü onları meşgul eden bir şey onların başına gelmiştir.»"

1611)Esma' hinti I'ıım'vs [252][252]

İzahı

Abdullah     (Radıyallâhü anh) 'in hadisini    Şafiî,    A h -med,    Ebû    Dâvûd,    Tirmizi,    Nesaî    ve    Beyhaki de rivayet etmişlerdir.    Tirmizi,    hadisin hasen olduğunu;    İ h n üs   S e k ü n    de sahih olduğunu söylemiştir.

Esma' (Radıyallâhü anhâJ'nin hadisi Zevâid türünden olup, Ahmed    ve    Tabarâni    tarafından rivayet edilmiştir.

Ebû T â 1 i b ' in oğlu ve Uz. Ali (Radıyallâhü anh) in kardeşi C a'f o r (Radıyallâhü anh) M u t e savaşında hicre­tin 8. yılı Abdullah bin Ravûha ve Zeyd bin Harise (Radıyallâhü anhümâ) ile beraber şehid edilince bir mıı-cize olarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Medine ' deynı anda durumu sahâbîlere duyurmuştur. Bu hadisi de o sırada emretmiştir.

Hadîs; ölünün ev halkının ölüm üzüntüsü ile meşgul oldukları için onlara yemek yapılmasının matlub olduğuna delâlet ediyor. Dört mezhebin bu husustaki görüşlerini el-Menhel'den özetliyerek buraya alıyorum :

1 - Hanefi    Fıkıh kitaplarından Fethü'I-Kadir'de : Ölünün ev halkı komşularının ve ölünün uzak akrabalarının; ölünün ev hal­kı için bir gün ve bir gece yetecek kadar yemek hazırlamaları müs-tehaptır.  (Bu arada bu hadis zikredilmiştir.)  Ölünün ev halkının zi­yafet vermeleri mekruhtur. Çünkü ziyafet, sevinç hâlinde meşrudur. Bu gibi hallerde meşru değildir, çirkin bir bid'attır. Buna delil,C e -r i r    (Radıyallâhü anh)'in  (1612 nolu)  hadîsidir, denilmiştir.

2 - Mâlikîler'e   göre ölünün ev halkına yemek hediye etmek mendubtur. Çünkü yemek yapmakla meşgul olamazlar.    An­cak ölünün ev halkı yüksek sesle ağlamak veya çirkin bir söz söyle­mekle meşgul olurlarsa onlara yemek göndermek haramdır.    Çün­kü sürdürdükleri haram hareketlerine yardım edilmiş olur.

3 - Şâfiiler'e    göre ölünün ev halkının komşuları ve ak-rablarmın onlara bir gün ve bir gece yetecek kadar yemek yapma­ları ve yemek yemeleri için onlara İsrar etmeleri müstehabtır.   Niyâ-hat edenlere yemek yapmak haramdır. Çünkü günah işlemeye yar­dım etmektir. Ölünün ev halkının yemek yapıp, halkı yemeğe çağır­maları mekruhtur. Bunların delili de  Cerir  (Radıyallâhü anh)'in 1612 nolu hadisidir.Şâfii1er' den   Zekeriyya   el-Ensâ-r i :   Cerir  (Radıyallâhü anh)'in hadîsi kerahetin ötesinde ha-ramlığa delâlet eder, demiştir.

4 - Hanbelîler'e   göre üç güne kadar ölünün ev halkı­na yemek yapıp göndermek sünnettir. Onların yanında toplanan halk için yemek yapılmaz. Hattâ mekruhtur. Çünkü halkın orada toplan­ması mekruhtur. Onlara yemek yedirmek, mekruh bir işe yardımcı olmak demektir.Ahmed:   Toplanan halka yemek yapmak câ-hiliyyet devrinin işidir, demiş ve şiddetle buna karşı çıkmıştır.[254][254]

60 - Ölünün Ev Halkının Yanında Toplanmaktan Ve   (Ölünün Ev  Halkı Tarafından)   Toplanan Halka Yemek Yapmaktan Nehîy  Hakkında Gelen Hadîs  Bâki

1612) Cerîr bin Abdillah el-Iîeceli (Rudıyallâhü anh)'den, Şöyle de­miştir :

Biz ölünün ev halkının yanında toplanmayı ve onların (toplanan lar için) yemek yapmalarını niyâhattan  (bir çeşit)   görürdük.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir. İlk tarîkin râvi-leri, Buhârî'nin şartı üzerinedirler. îkinci tarîkin râvileri, Müslim'in şartı üzerine-dirler.[256][256]

61 - Gurbette Ölen Kimse Hakkında Gelen  (Hadîsler)   Babı

1613) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah  (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Gurbet ölümü şehidliktir.»

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu isnadda el-Hüzeyl bin el-Hakem bulu­nur. Buharı Onun hadîsinin münker olduğunu, İbn-i Adiyy Onun hadisinin doğru olmadığını. İbn-i Hibbân da Onun hadisini cidden münker olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Muin de : Bu hadîs münker olup bir şey değildir. Ben el-Hüzeyl'den hadîs yazmışımdır. Onun hadîsinde beis yoktur, demiştir.[258][258]

İzahı

Nesai de bunu rivayet etmiştir. Hadîs, gurbet diyarında öl­menin faziletine delâlet eder.  Hadisin zahirine göre gurbette ölenadama, Öldüğü yer ile memleketi arasındaki mesafe kadar cennet te yer verilir. Bu yer, gurbette öldüğü için verilir. Başka iyiliklerden dolayı fazla yer verilmesine bu hadîs mâni değildir. Sindi' nin beyânına göre bâzı âlimler: Bu hadîs, gurbette ölen kimsenin kab­rinin bu kadar genişletileceğine dâirdir, demişler ise de hadîs bu mâ­nâya pek delâlet etmez.

Medîne ' de ölmenin fazileti hakkında hadisler varken Medîne' de ölen adam için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'in :

«Keşke doğduğu yerden başka bir yerde ölseydi.» temennisinden maksad, M e d i n e ' de ölmemesini dilemek değildir. S i n d i' -nin dediği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in maksa­dı şu olabilir: Keşke bu adam M e d î n e ' ye hicret etmiş bir yabancı olsaydı. Veya buna benzer bir temenni olabilir. Zâten ha­dîsteki ifâdeye dikkat edilirse gayenin; Medine' den başka bir yerde ölmesi değil, doğduğu yerden başka bir yerde ölmek temenni­si olduğu görülür.[260][260]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisin isnadı zayıftır. Sindi: Bu hadis sahih olduğu takdirde ishal ve siroz hastalığı gibi özel bir has-talığa yorumlamak gerekir, demiştir. Çünkü bâzı hastalıklarla ölen kimselerin âhiret sevabı bakımından şehid gibi olduklarına dâir ha­disler vardır. Müellifin 2804 nolu hadisinde şehid hükmünde olanlar­dan birisi de karın hastalığı ile ölen kimsedir. Yâni ishal veya kar­nında su birikmesi hastalığı ile ölenler şehid hükmündedir. Eğer bu hadis sahih ise; bundan maksad, bu nevi hastalıklardır. Yoksa her hangi bir hastalıkla ölen kimsenin şehid hükmünde olduğu kas-tedilmemiştir. Sindi' nin beyânına göre hadisteki kabir fitne­sinden maksad, meleklerin sorularıdır. Çünkü bu sorular, bir nevi imtihandır. Fitne kelimesinin asıl mânâsı imtihandır.

Sindi,    bu hadisin isnadı hakkında aşağıdaki bilgiyi vermiştir:

Suyuti: İbnü'1-Ce vzi bu hadîsi mevzu' hadîsler ara­sında zikrederek nedeninin de râvi İbrahim bin Muham-med bin Ebî Yahya el-Eslemi olduğunu belirtmiş­tir. Çünkü bu râvi terkedilmiş bir kimsedir. Ahmed    bin    Hanbe1    demiştir ki: Hadisin asli;   «Düşmana karşınöbet beklerken ölen bir kimse...» dır. Dârekutni' nin İbra­him bin Ebi Yahya1 dan senedle naklettiğine göre î b -rahim şöyle demiştir: Ben,  îbn-i Cüreyc'e; hadisini anlattım. Fakat kendisi benden;   hadisini rivâyet etti. Halbuki ben Ona böyle hadis rivayetinde bulunamadım, demiştir.

Zevâid'de şöyle denilmiştir: Ben derim ki: Ebü'l-Hasan ed-Dârekutni şöyle demiştir: Bize Muhammed tah­dis etti, Dedi ki : Bize Ahmed bin Âlî tahdis etti. O da dedi ki: Bize   îbn-i    Ebi   Sekine   el-Halebî   tahdisetti ve dedi ki: Ben İbrahim bin Ebî Yahya' dan işit­tim. Dedi ki: Allah, benim ile Mâlik arasında hükmedecektir. Mâlik beni Kaderiyye mezhebine mensub olarak isimlen­dirmiştir. İbn-i Cüreyc'e gelince; Ben Ona Musa bin V e r d â n' dan tahdis ettim. Dedim ki: M û s â' mn İbra-h i m' den, Onun da Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den

rivayet ettiğine göre Düşmana karşı nöbet beklerken ölen kimse (âluret sevabı bakımından) şehid olarak ölmüş olur." buyurulmuştur. Fakat İbn-i Cüreyc beni annem ta­rafımdan dedeme nisbet ederek benden, «Hasta iken ölen kimse şehid olarak ölmüş olur.» hadisini rivayet etti. Halbuki ben Ona böyle hadiste bulunmadım.

Zevâid y-Az.ni), yukarıdaki nakilleri yaptıktan sonra şöyle der: Bu hadisin isnadında bulunan İbrahim bin Muhammed'i Mâlik, Yahya bin Said el-Kattan ve îbn-i Muin yalanlamışlardır. İmam Ahmed bin Hanbel de: O, kadercidir. Mu'tezilİ'dir, cehmî'dir, her belâ onda vardır, de­ Buhâri de O, cehmî'dir. İbnü'l-Mübârek ve herkes Onu terketmiştir.[262][262]

İzahı

Ahmed, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de bunu riva­yet etmişlerdir. El-Menhel yazan, bu hadîsin izahında şöyle der : Ha­dîsten maksad; kişinin hayatta iken eziyet duyduğu şeylerden ölü iken de eziyet duyduğunu beyan etmektir. Şu halde diri iken ona ihanet edilmediği gibi. Ölü iken de ihanet edemez. Nitekim İ b n - i E b i Ş e y b e ' nin tahriç ettiğine göre tbn-i M e s ' u d (Radıyal-lâhü anh) :

'Mü mine ölü iken eziyet etmek hayatta iken eziyet etmek gibi­dir" demiştir. İbn-i Hacer de: Bu duruma göre dirinin lez­zet duyduğu şeylerden ölü de lezzet duyar, demiştir.

Hadisten maksad, dirinin kemiğini kırmak haram olduğu gibi ölü­nün kemiğini kırmak 4a haramdır.

Suyu ti, Ebû Dâvûd1 un haşiyesinde bu hadisin se­bebini şöyle zikreder : C â b i r (Radıyallâhü anh)'den rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir: "Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) ile beraber, bir cenazeye çıktık. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabrin kenarında oturdu. Biz de beraberinde oturduk. Me­zar kazıcısı toprak altından bir bacak veya kol kemiğini çıkardı. Onu kırmak istedi. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Onu kırma! Senin onu ölü iken kırman, onu diri iken kırman gibidir. Lâkin onu kabrin kenarında toprağa göm.» buyurdu."[264][264]

64 - Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) İn (Son) Hastalığının Anlatılması Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Bilindiği gibi Veda haccında inen   M â i d e   sûresinin üçüncü âyetiyle İslâm dininin kemâle erdiği bildirilmişti. Gerek bu âyet ge­rekse   N a s r   sûresinin inişi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in vefatı zamanının yaklaşmış olduğuna birer işaret idi.    1621 nolu hadîste ifâde edildiği gibi her yıl   Ramazan    ayında   C i b -r i (Aleyhisselâm), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe ge­lerek bir defa Kur1 an mukabelesi edilirken bu yıl iki defa muka­bele okunması da Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefatı­nın yaklaştığına bir işaretti. Yine her yıl    Ramazan   ayında Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   10 gün itikafta kalırken bu yıl yirmi gün itikafta kalmıştı. Zâten Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) meşhur Veda haccı hutbesinde vefatı zamanının yaklaş­tığını cemaata hissettirmişti.   M e d î n e' ye   dönüşünde   U h u d şehidlerini ziyaret ederek onların cenaze namazını kılmış veya on­lara dua etmişti. Son hastalığından bir gün önce    Baki1    mezar­lığına gidip orada defnedilmiş mü'minler için istiğfar etmişti. Efendi­miz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) âdeta dirilere ve ölülere veda edi­yordu.

Baki' mezarlığından döndüğü gece M e y m û n e (Radı-yallâhü anhâ)'nin odasında idi. Ve o gece hastalandı. Vâki di1-nin anlattığına göre hastalığı Zeyneb b int-i Cahş (Ra-dıyallâhü anhâ)'nin odasında şiddetlendi.

Hadis  ve Siyer âlimleri  Peygamber   (Sallallahü  Aleyhi  ve  Sel­lem)'in hastalığının başlangıcı, süresi ve vefat târihi hususunda mü-teaddid rivayetler nakletmelerdir. Bu rivayetleri buraya özelle nak iedelim :

Ahmüd  bin    Hanbelin  ı ^u    (KadıyaJlâlıu anhâ)' don olan rivayetine göre Peygamber  (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem) bir    Pazartesi    günü vefat edip    Çarşam ba    günü def-nedilmiştir.

U r v e (Kadıyallâhü aııhJ'den olan rivayete göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Rebiü'1-Ev vel ayının ilk gü­nüne rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra güneş batmaya yöneldiği sırada vefat etmiştir.

V a k i d I' nin Ebû M a ' ş e r ' den rivayet ettiğine göre hicretin 11. yılı S a f e r ayının 19. Çarşamba günü Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hastalığı şiddetlenmiş, has­talığı 13 gün sürmüş ve Rebiülevvel'in Pazartesi'ye rastlayan ikinci günü vefat etmiştir. Eğer S a f e r ayı 30 gün çekmiş ise, hastalığı 13 gün sürdüğüne göre vefatın, Rebiüle v-v e 1' in 1. gününe rastlaması gerekir. Rivayetleri inceleyenler, ve­fatın ayın ilk gününe rastladığını bildiren rivayeti kuvvetli bulmuş­lardır.

M ü s 1 i m ' in  i ş e (HacuyaJâJıü anhâ) dan olan rivayetine göre hastalık M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında başlamış, sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhte­rem eşlerinin muvâfakatıyla  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin odası­na götürülmüştür.

Hastalığın S a f e r' in 23'inci günü başladığı ve Rebİ ü I-evvel'in 12. Pazartesi günü vefatın vuku' bulduğu V â -k i d i' de rivayet edilmiştir.* Fakat bu rivayetler, ilk rivayet kadar kuvvetli görülmemiştir.

Hulâsa, kuvvetli rivayete göre Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hicretin 11. yılı S a f e r ayının 19. günü M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında hastalanmış, beş gün sonra  Pazartesi günü Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasına geçmiş, 8 gün de burada yatmıştır. Rebiülevvel ayının Pazartesiye rastlayan birinci günü öğleden sonra ve güneş batmadan önce vefat etmiş,    Çarşamba    günü defnedilmiştir.

1618) Ubeydullah bin Abdillah (bin Utbe bin Mes'ud) (Radtyullâhü anhümâ)[266][266]

İzahı

B u h â r i    de bu iki hadîsi rivayet etmiştir.

İlk hadîste Peygamber   (Sallajlahü Aleyhi ve Sellem)'in hasta lığındaki üflemesi,    kuru  üzüm yiyenin üflemesine    benzetilmiştir. Sindi:    Yâni çekirdekli kuru üzüm yiyen kişinin, çekirdeği ağ­zından atarken üflemesine benzetilmiş, diyor.

Miftâhü'1-Hâce yazarı da : Kuru üzüm yiyen kişinin, kuru üzü­mün üstündeki hafif tozu ve toprağı gidermek için hafifçe üflediği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hastalığın ve zayıflı­ğın şiddetinden dolayı mübarek vücûduna üflerdi, diyor. Bu arada Sindi' nin    yukarıdaki benzetme şeklini de tekrarlıyor.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sağlığında muhterem eşlerinin odalarında sırayla gecelerdi. Son hastalığının ilk günlerin­de nöbet işini aynen tatbik ettiği; ağırlaşınca bütün eşlerinin muvâ-fakatıyla Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında devamlı kal­dığı ve eşlerinin sırayla Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasında Onun yanında kaldıkları, bu hadîsten anlaşılıyor.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ağırlaştığında Abbâs (Radıyallâhü anh) ile Alî bin Ebî Tâlib (Radıyal­lâhü anh) Onun koltuklarına girmişler ve kendisi onlara dayanarak Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin odasına götürülmüş; hastalık nede­niyle ayakta tutunamadığı için mübarek ayaklan yerde çizgi çizer-cesine sürtüne sürtüne götürülmüştür.

İkinci hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selıem) : «Al­lah'ım! Bana mağfiret eyle. Ve heni refiki a'lâ'ya eriştir.» buyur muştur.

Refiki a'ladan kasdedilen mânâ hususunda müteaddit beyanlar vardır.

İbni    İshak    ve    Cevheri'ye    göre -Refiki A'lâ» Cen net'tir.    Hattâbi:    «Refik-i A'lâ- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek ruhu, yüksek makamlara yükselirken kendi sine refakat eden meleklerdir, demiştir.

Sarih    K i r m â n î :    Refik-i A'lâ,    Nisa    sûresi âyetinde : «Güzel refik» diye vasıflandırılan Peygamberler, sâdık kullar, şehidler ve sâlih insanlardır, demiştir. Bu yorum, bundan sonra gelecek hadise daha uygundur. İbn-i Hanbel'in rivayetine göre bu yorum    Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ)'den da nakledilmiştir.

K a s ta 1 â n î :    Refîk-i A'Iâ ile yüksek makamdaki Peygamber Inr cenuU'.tı kastedilmiş olabilir,

1620) Aişe (Radıyallâhü anhâ)\\An\ Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyu­rurken işittim :

-Hastalanıp da dünya (da kalmak) ile âhirette göçmek) arasın da muhayyer kılınmayan hiç bir Peygamber yoktur.»

Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığa tutulunca boğazı kısılıp se­si değişerek kalınlaştı. Sonra:[268][268]

İzahı

B u h â r i de bu hadîsi rivayet etmiştir. Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem)'in sekerât hâlinde okuduğu bildirilen âyet, N i -s â sûresinin 69'uncu âyetinin bir parçasıdır. Âyetin tamamının meali şöyledir:

«Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, onlar Allah'ın kendile rine nimet verdiği Peygamberler, siddıklar, şehidler ve sâlihlerle be raberdirler. Bunlar ne güzel arkadaşlardır.»

1621) Aişe (R ad t yuh ahit imhaydım; Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in eşleri Onun yanın­da toplandı. Oraya gelmeyen kalmadı. Biraz sonra (Peygamber (Sal lallahü Aleyhi ve Sellem)'in kızı)  Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) geldi. Onun yürüyüşü, sanki Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)'in

yürüyüşü idi.

(Hasta yatan) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Merhaba kızım.-   buyurdu.  Sonra Onu soluna oturttu.     Daha sonra Ona gizli bir şey söyledi Fâtıma   (Radıyallâhü anhâ)   ağladı. Daha sonra (yine) Onunla gizli bir şey konuştu. Bu defa Fâtıma (Ra­dıyallâhü anhâ)  güldü. Ben Fâtıma  (Radıyallâhü  anhâ) 'ya:

—  Seni ağlatan nedir? diye sordum. O:

—  Ben Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)'in sırrını İfşa edemem diye cevap verdi. Ben :

— Bugün  (gördüğüm) gibi hiç bir zaman bir üzüntüye çok ya­kın bir sevinci görmedim, dedim. FâtımatRadıyallâhıı anhâ) ağladığı zaman ben Ona:

—  Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   bizden ayrı olarak sana özel bir şey mi söyledi ki bunun üzerine ağlıyorsun? dedim. Ve ne söylediğini Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'ya sordum. Fâtıma  (Radı

yallâhü anhâ) :

—  Ben Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sırrını ifşa edecek değilim, dedi. Nihayet Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)   vefat edince ve ne söylediğini Fâtıma   (Radıyallâhü  anhâ) ya sordum. Dedi ki:

—  O, her yıl Cebrail'in kendisiyle  bir defa Kur'an'ı mukabele ettiğini bu yıl iki defa mukabele ettiğini bana anlatıyordu. Ve :

—« (Ey kızım!) Ecelimin yaklaştığını sanıyorum. Benim ev hal­kımdan bana iltihak edecek ilk kişi sensin. Ben senin için ne güzel selefim.» buyurdu. Bunun üzerine ağladım. Sonra bana gizli olarak:

—  «Sen mü'minlerin kadınlarının veya bu ümmetin kadınlarının büyüğü olmana razı olmaz mısın?» buyurdu.    Ben bunun İçin gül düm."

1622) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den fazla hastalığı şid detli olan hiç bir kimse görmedim."

1623) Aişe (Radtyallahü attftâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i gördüm. Vefat ediyordu. Yanında bir kab su vardı. Elini kaba sokup yüzünü suyla meshediyordu. Sonra:

«Allah'ım! Ölümün şiddetleri karşısında bana yardımcı ol.» buyuruyordu."

1624) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anhy&en: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e baktığım son bakış, (vefat edeceği) Pazartesi günü (mescid ile Âişe (Radıyallâhü anhâ)'-nin odası arasındaki kapının üstündeki) perdenin kaldırılması (ile) oldu. Perde kaldırılınca mübarek yüzüne baktım. Sanki mushaf'ın yaprağıydı. Cemâat da Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl'ın arkasında namazdaydı. Ebû Bekir (Radıyallâhü ahn) Onun geleceğini sanarak çekilmek istedi. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona:

«Yerinde dur.» diye işaret buyurdu. Ve perdeyi indirdi. O günün sonunda vefat etti."[270][270]

İzahı

Bu hadîsin Zevâid türünden olduğu notta belirtilmiştir.

«Eymân» kelimesi "Yemin"in çoğuludur. Yemin; Sağ el demektir. Eşya genellikle sağ elle mubayaa edildiği için hadiste: «... sağ elleri­nizin mâlik olduğu    ifâdesi  kullanılmıştır   Aslında mâlik, kişininsağ eli değil, kendisidir. Burada bu ifâde ile mallar kastedilmiş ola­bilir. Buna göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Sahip olduğunuz mallara Önem veriniz.» buyurmuş olur. Yâni malların ze­kâtına önem veriniz, hakkıyla ve usûlüne uygun olarak ödenmesin­de gevşeklik etmeyiniz. Hadîste bu ifâde namazla beraber zikredildi-ği için namaza en muvafık yorum budur. Çünkü genellikle şer'i Şe-rîf örfünde namaz ile zekât beraber zikredilir. Kur'an-ı Kerimde yir­miden fazla yerde beraber zikredilmiştir.

«... Ellerinizin mâlik olduğu...» ifadesiyle köleler ve cariyeler kas­tedilmiş olabilir. Bu yoruma göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunların haklarının ödenmesini, onlara karşı iyi davranılma-sını ve onlara şefkatle bakılmasını tavsiye etmiş olur. Kur'an-ı Kerim örfünde bu ifâde ile kölelerin ve cariyelerin kastedilmesi öncelikle hatıra gelir. Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in son hastalığında devamlı olarak bu tavsiyeyi tekrarladığını ve mübarek dili bu kelimeleri sö\ leyrmiyecek hâle gelinceye kadar, yâni son anlarına kadar bu tavsiyeyi tekrar­ladığını söylemiştir.

1626) Eİ-Esved (bin Yezîd) (Radıyallâhü anh)[272][272]

İzahı

Buhâri, Müslim ve Nesaî de bu hadîsi rivayet et­mişlerdir.

Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)'in A 1 î (Ra-dıyallâhü anh) veya başkasını vasî tâyin etmediğine delâlet ediyor.

M ü s 1 i m ' in    bir rivayetinde    Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ) : "Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ne altın ne dirhem, ne koyun, keçi, ne de deve bıraktı. Ve nede bir şey vasiyyet etti.»

demiştir. Yine   Müslim'in   Talha   bin   Masrif ten olan rivayetine göre şöyle demiştir :

Ben, Abdullah bin Ebî Evfâ (Radıyallâhü anh) a Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) vasiyyet etti mi? diye sordum. Hayır, dedi. Ben : O halde müslümanlara niçin vasiyyet yazıldı. Veyahut müslü-manlar niçin vasiyyet etmekle emrolundular? dedim. Dedi ki: Allah İAz7.e ve CelleJ'nin kitabıyla tavsiye edilmiştir.

Nevevî şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in vasiyyet etmemesinden maksat, malın üçte biriyle veya baş­ka bir şeyle vasiyyette bulunmamış olmasıdır. Çünkü malı yoktu. İkin­ci maksat, ne Alî (Radıyallâhü anh)'i ne de başkasını vasî tâ­yin etmemiş olmasıdır. Bilindiği gibi Şiîler, Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in A 1 i (Radıyallâhü anh)'ı vasi tâyin ettiğini iddia ediyorlar. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Hayber ve Fed ek' teki arazisine gelince; Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken onları müslümanlara tahsis ederek gelirini müslümanlara sadaka olarak dağıtmıştır. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Allah'ın kitabına sarılmayı, Ehl i Beyti ni sevmeyi ve müşrikleri Arap yarımadasından çıkarmayı va­siyyet ettiğine dâir olan sahih hadîslere gelince; O hadîslerdeki va-siyyetler burada kastedilmemiştir. Kastedilen noktalar, yukardaki noktalardır. Soru sahibinin- sormak istediği şey de bu noktalarda­dır. Bu itibarla hadisler arasında bir çelişki söz konusu değildir.

1627) Âişe (Ratltyallâhû anhây(\an, Şöyle demişin : Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), AvâlHnin Sunh köyün)de oturan eşi bint-i Hârice   (Radıyallâhü anhâVmn yanında iken Resûlullah k (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)    vefat edince sahâbüer:   Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ölmemiş, ancak vahiy geldiği zaman Onu tutan hâlin bir parçası onu tutmuş, demeye başladılar. Ebû Be­kir (Radıyallâhü anh) biraz sonra geldi. (Mesciddeki kalabalığa bak-mıyarak ve kimseye bir şey söylemeden doğruca Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in odasına girdi, Peygamber   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek yüzünü açtı, iki gözünün arasını hür­metle Öptü ve:

Yâ Resul ali ah! Babam, anam sana kurban olsun. Vallahi Allah senin üzerinde iki ölüm birleştirmiyecektir. Vallahi Resûlullah (Sallallahi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ölmemiştir, mü­nafıklardan çok insanların ellerini ve ayaklarını kesmedikçe öl m i-yecektir, diyordu. Biraz sonra Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) minbere çıkarak :

Kim Allah'a ibâdet ediyor idiyse şüphesiz Allah diridir, ölmemiş­tir. Ve kim Muhammed'e ibâdet ediyor idiyse şüphesiz Muhammed ölmüştür, dedi. Ve :

= -Muhammed ancak bir Peygamber'dir. Ondan önce nice pey gamberler geçti. Eğer O ölürse yahut öldürülürse (küfre) geri mi döneceksiniz? Her kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar vermiş olamaz ve Allah şükredenlere mükâfat verecektir. âye­tini okudu.

Ömer (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Ben, o âyeti sanki o güne kadar hiç okumamıştım."[274][274]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Ölünün yüzünü açıp bakmak ve öpmek meşrudur.[276][276]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîste zikredilen lahit ve şak şeklin­de kazılan mezarla ilgili geniş bilgi 39 ve 40'ncı bâblarda geçen 1554 -1557 nolu hadîsler bahsinde anlatılmıştır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'iri vefatından hemen sonra halife seçilmemiş olduğundan dolayı cenaze namazı cemaatla kılınmamış, herkes kendi kendine kılmıştır.

Defin işinin gecikmesi nedeni hakkında Si n d i şöyle der : Bâ­zıları : Sahâbîler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefat ettiği 'hususunda ittifak etmedikleri için defin işi gecikmiştir .demiş­lerdir. Muhtemelen defnedileceği yeri bilmedikleri için bu gecikme ol­muştur. NiHâyet Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sal?allahü Aleyhi ve SellemVden işittiği hadîsi zikredince mezar kazılmıştır. Gecikme şundan da olabilir: Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in vefatım fırsat bilerek düşmanların   M e d İn e' yekarşı saldırmaları endişesinden dolayı Sahâbiler   hilâfet meselesini çözümlemek ve halîfeyi seçmekle meşgul idiler.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mevlâsı Şükran (Radıyallâhü anh) hadiste sözü geçen hırkayı kendi kendine mezara koymuş ve hiç bir sahâbî ona muhalefet etmemiş, hattâ haberleri bi­le olmamıştır. Meşhur olan rivayet böyledir. Sindi' nin dediği­ne göre Şükran (Radıyallâhü anh), Peygamber -(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den sonra herhangi bir adamın bu elbiseyi giyme­sinden hoşlanmadığı için bu işi yapmıştır, t b n-i A b d i'1-B e r r' den nakledildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Cenazenin üstüne kerpiçlerin konulması işi bitince Şükran (Radıyallâhü anh)'m koyduğu elbise kabirden çıkarılmıştır.

Zevâid yazan: Bâzı şeyhlerimiz, Şükran (Radıyallâhü anh) m koyduğu elbisenin kabirden çıkarıldığına dâir rivayeti sıh­hatli görmüşlerdir. Ama bu hadisteki:

"O elbise Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber defnedildi." cümlesi buna mânidir, demiştir.

Süyûtî de Nesai' nin haşiyesinde anlattığına göre İbn-i S a ' d Tabakat ta rivayet ettiğine göre Veki': Elbise­nin kabre defnedilmesi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e mahsus bir hükümdür, demiştir. E 1 - H a s a n ' dan olan rivaye­tine göre de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in giydiği kır­mızı ve tüylü bir hırkanın mezarda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in altına serildiği ve kabrin içinin rutubetli olduğu belirtilmiş­tir. Ibn-i S a'd'ın e 1 - H a s a n' dan olan diğer bir riva­yetine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Benim mezarımda benim için hırkamı seriniz. Çünkü yer, Peygamberlerin cesedlerine te’sir edemez.» buyurmuştur. Enes bin Mâlik (Radtyallâkü att/r/den; Şöyle demiştir : Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)   (vefat edeceği  gün) ölüm ızdırabını duyunca (kızı) Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) : Vay ba­bamın ızdırabına! dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Bu günden sonra babanın üzerinde hiç ızdırap olmayacaktır. Kı­yamete kadar hiç bir canlıyı bırakmıyacak olan ölüm şüphesiz, ba­bana yaklaşmıştır.» buyurdu."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında Abdullah bin Zubeyr el-Bâhilİ Ebü'z-Zübeyr bulunur. Ona Ebû Ma'bed el-Mısri de denilir. İbn-i Hibbân Onu sikalar arasında zikretmiş; Ebû Hatim ise : O meçhuldür, demiş; Dârekutnİ de; Salih t ir, demiştir, isnadın kalan ricali, Buhar! ve Müslim'in şartı üzerine­dir ler.[278][278]

İzahı

B u h â r i,    Dârekutni    ve   T a b e r â n i   de bunu rivayet etmişlerdir.

Enes    (Radıyallâhü anh)    Fâtıma    (Radıyallâhü anhâ)1 ya hürmeten ve teeddüben cevab vermeyip susmuştur. Ama hâl lisa­nı ile   Enes    (Radıyallâhü anh) şöyle diyordu : Bizim gönlümüz buna razı değildi. Ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin emrine uymak üzere bunu yapmak zorundaydık.

Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'nın; 'Ey babam...* sözü niyâhat-tan sayılmaz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) he­nüz vefat etmemiş iken de; 'Vay babamın ıstırabına, demişti. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Onun bu söyleyişine karşı çık­mamış idi. Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den sonra altı ay yaşamış, bu süre içinde hiç gül­memiştir. Gülmemek Onun hakkı idi. K a s t a 1 â n i' nin nakline göre aşağıdaki beyitler Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'mn Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında söylediği mersiye-dendir.

Mânâsı: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in vefat etti­ği gün gök yüzünün ufukları âdeta toz içinde kaldı. Gündüzün or­tasında güneşin ışığı köreldi. Öğle ve ikindi zamanında kâinat ka­ranlık içinde kaldı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in vefa­tından sonra yer küresi üzüntüsünden ve şiddetli ıztırabından bir kum yığını oldu. Artık memleketlerin doğusu ve batısı ve tüm bel­deler Onun için ağlasın. Mudar ve Yemen'in tüm kabi­leleri Onun için ağlasın.

F â t ı m a (Radıyallâhü anhâJ'nm mersiyesinden olan şu iki beyit de meşhurdur:

Mânâsı: Benim üstüme Öyle musibetler döküldü ki bu musibetler gündüzler üzerine dökülseydi gündüzler kapkaranlık geceler olurdu.

Ahmed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in türbesini koklayan kimseye hayatı boyunca güzel kokulan koklamama.sından dolayı ne lâzım gelir?

1631) Enes bin .Mâlik (RadtyaUâhii anh)'ı\en; Şöyle demiştir ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Medine'ye girdiği gün Medine'nin her şeyi parladı. Sonra Onun vefat ettiği gün olunca Me­dine'nin her şeyi kapkaranlık oldu. Ve biz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin defin işini henüz bitirmemiş iken gönüllerimizi eski durum üzerinde bulmadık."

1632) Abdullah bin Ömer (Radtyallâkii ankümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken hakkı­mızda Kur'an (âyeti) nin indirileceği korkusuyla biz, hanımlarımıza açılmaktan ve konuşmaktan sakınırdık. Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) vefat edince (onlarla serbestçe) konuştuk/'

1633) Übey bin Ka'b (RıuhyaUâhü unh)'ı\en; Şöyle demiştir : Biz, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)  ile beraber iken hedef ve gayemiz tek idi. O, vefat edince biz şöyle baktık, böyle bak­tık.  (Hedeflerimiz ayrıldı.)"

Zevâid'de şöyle denmiştir : Bunun isnadı Müslim'in şartı üzerine sa­hihtir, Ancak el-Hasan ile Ubey bin Ka'b (R.A.)'nın arasında inkıta (kopukluk) vardır. Bunlar arasına Yahya bin Damre girer.[280][280]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsin açıklaması bahsinde Sindi şöyle diyor:

Ümmü Se1eme (Radıyallâhü anhaJ'nin: «Hiç birisinin gözü kendi ayaklarının olduğu yerden Öteye geçmezdi.» sözünden maksad, sahâbüerin o devirde son derece huşu içinde olduklarını ifâ­de etmektir. Bu cümleye göre namaza duran kimsenin ayaklarının ilerisine bakmaması efdaldir. Lâkin fıkıhçıların çoğunun seçtikleri görüşe göre namaza duran kişi secde yerine bakar.

Ümmü    Seleme    (Ratüyallâhü unhâl'nin : "Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)   vefat edince insanlardan  birisi..." fıkra sından ve  bunu  takip eden diğer fıkralarından maksad, insanların üstün huşu hâlinin yuva* yavaş gitmeye başladığını belirtmektir.

1635) Enes (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Resûlullah    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in    vefatından sonra Ebû Bekir (Radıyalâhü anh), Ömer (Radıyallâhü anh)'a:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nasıl Ümmü Eymen[282][282]

1637) Ebü'd-Derdâ' (Radıyallâhü ınıh)\ier\ rivayet edildiğine göre: Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi vı: StUem)  şöyle buyurdu, demiştir :

-Cuma günü benim üzerime bol salavât getiriniz. Çünkü o sala-vatta melekler hazır buiunur. Ve şüphesiz, her hangi (mümin) bir kimse benim üzerime salavât getireceği zaman behemehal onun sa-lavâtı bitinceye kadar (aynı anda) bana sunulur.» Ebü'd-Derdâ* (Ra-dıyallâhü anh) demiştir ki: Ve ölümünüzden sonra da (böyle mi)? dedim. Efendimiz

-Ölümümden sonra da. Şüphesiz Allah Teâlâ, Peygamberlerin cesedlerini yemesini yere yasak etmiştir. Allah'ın peygamberi diridir, rızıklanır.» buyurdu.Zevâİd'de şöyle denilmiştir : Bu hadis sahihtir. Ancak iki yerde mun-katl'dir. Çünkü Ubâde'nin Ebü'd-Derdâ (R.A.)'den rivayeti mürseldir. El-Alâ' böy­le demiştir. Zeyd bin Eymen'in Ubâde'den rivayeti de mürseldir. Bunu Buharı söy­lemiştir.

[2][2] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/257

[4][4] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/260

[6][6] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/261-262

[8][8] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/263-265

[10][10] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/265-267

[12][12] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/267-268

[14][14] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/269-271

[16][16] Ebû Seleme (R.A.)'nin hâl tercemesi 1328, Ümmü Seleme ıra ı-ni« >,öi tercemesi 600 nolu hadîslerde geçmiştir.         

[18][18] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/273

[20][20] İsrâ : 24

[22][22] Mü'min : 7

[24][24] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/274-276

[26][26] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/276-278

[28][28] Muhammed bin el-Münkedîr bin Abdillah et-Teymî Ebü Abdillah el-Me-deni, âlim imamlardandır. Âişe, Ebû Hüreyre, Ebû Katâde, Câbir (R.A.) ve bir cemaattan rivayet etmiş, kendisinden de Zeyd bin Eşlem, Yahya el-Ensârî, Zühri ve bir cemâat rivayet etmişlerdir. İbnü'l-Medini'nin dediğine göre ikiyüz kadar hadîsi vardır. Hadis okuduğu zaman kendisini tutamayıp ağladğıını İbn-i Hibbân söylemiştir. Sıkadır. 130. yılı vefat ettiğini Vakidî söylemiştir. (Hulâsa :  360)

[30][30] Hâl tercemesi 149 nolu hadiste geçmiştir.

[32][32] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/281-282

[34][34] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/283-284

[36][36] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/284-285

[38][38] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/285-286

[40][40] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/286-288

[42][42] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/289-291

[44][44] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/292

[46][46] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/294

[48][48] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/296-297

[50][50] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/298-299

[52][52] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/300

[54][54] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/301-302

[56][56] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/303-304

[58][58] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/305

[60][60] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/306-307

[62][62] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/308

[64][64] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/309-310

[66][66] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/311-312

[68][68] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/312-313

[70][70] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/314-315

[72][72] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/316-317

[74][74] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/318

[76][76] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/320

[78][78] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/320-322

[80][80] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/323

[82][82]Mâlik bin Hubeyre (R.A.)'in Hâl Tercemesi

Mâlik bin Hubeyre bin Halici bin Müslim bin ei-Haris el-Kindl Ebû Saîd'dir. Ona es-Sükûni diyenler de vardır. Peygamber (S.A.V.)'den rivayet etmiş. Kendi­sinden de Mersed bin Abdillah el-Yezeni ve Humus ehlinden çok kişi rivayette bulunmuşlardır. Ebû Yûnus'un dediğine göre Muâviye (R.A.> devrinde Humus valiliğini yapmıştır. İbn-i Hibbân- ve Muhammed bin er-Rebip onu sahâbiler ara­sında zikretmişler. BuhârI de et-Târih'te sahâbl olduğunu söylemiştir. Mervân bin el-Hakem'in devrinde vefat etmiştir. Ebû Pûvûd, Tirmizi ve tbn-i Mâceh onun ha­dislerini rivayet etmişlerdir. <El-Menhel,Cild 8, Sah. 338)

[84][84] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/325-326

[86][86] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/328-330

[88][88] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/331-332

[90][90] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/333

[92][92] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/334-335

[94][94] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/336

[96][96] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/338

[98][98] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/338-339

[100][100] Avf bin Mâlik el-Eşcâi el-öatafâni, Mekke Fetih günü Eşca" kabilesinin bayraktarlığını yapmış olup 67 hadîsi vardır. Buhâri ve Müslim müttefiken bir hadisini rivayet etmişler, ayrıca Buhâri bir hadîsini, Müslim de beş hadisini ri­vayet etmişlerdir. Râvileri Cübeyr bin Nüfeyr ve Kesir bin Mürre'dir. Vâkıdî, Hayber savaşına katıldığını söylemiştir. Hicri 73. yılı vefat etmiştir. (Hulâsa :  298)

[102][102] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/342-343

[104][104] İbrahim bin Müslim el-Abdi el-Heceri Ebû İshak el-Kûfî, Abdullah bin Ebi Evfâ (R.A.)'dan ve Ebü'l-Ahvâz Avf bin Mâlik (R.A.)'den rivayet etmiş; ken­disinden de Şu"be ve her iki Süfyân rivayet etmişlerdir. Nesai ve başkaları onu zayıf görmüşlerdir. İbn-i Adiyy : Âlimler kendisinin Ebü'l-Ahvaz iR.A.) aracılı­ğıyla Abdullah < R.A. >'den olan rivayetinin çokluğuna karşı çıkmışlardır. Halbuki o rivayetlerin tümü doğrudur, demiştir.  (Hulâsa Sahife :   22>

[106][106] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/345-346

[108][108] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/347

[110][110] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/347-348

[112][112] Efrat : «Faratsın çoğuludur. Farat, yolculuk edecek kavmin önünde gi­dip, onlar için su ve benzeri ihtiyaçları önceden sağhy&n ve sonradan gelecekler için gerekli hazırlığı yapandır.

[114][114] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/351-353

[116][116]Hamza (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Hamza bin Abdülmuttalib bin Hâşim <R.A 1. Peygamber (S.A.V.)'in amcası ve süt kardeşidir. Efendimiz Peygamberlikle görevlendirildikten iki yıl sonra müs-lümanhğı kabul etmiş ve bundan sonra dâima Efendimize yardımcı olmuştur. Me­dine'ye hicret edenlerden olup Bedir savaşına katılmış ve Tuayme bin Adiyy'i kat­letmiştir. Efendimiz kendisini kumandan olarak bir savaşa göndermiş ve bayra­ğı ona teslim etmiştir. İslâm tarihinde ilk bayraktar O'dur. Hicretin üçüncü yılı vuku' bulan Uhud savaşında henüz müslümanlığı kabul etmemiş olan Vahşî (R.A.) tarafından şehit edilmiştir. Şehâdetiyle ilgili olay, Buhâri'nin tahriç ettiği Ca'fer bin Amr bin Ümeyye (R-A.)'in eserinde anlatılmıştır.

El-Menhel yazarı, Hz. Hamza (R.A.)'m şehâdeti hakkında bu eseri nakletmiş ise de buraya aktarılmamıştır. (El-Menhel: Cild 8, Sah. 296)

[118][118] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/357

[120][120] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/358-359

[122][122] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/359-361

[124][124] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/362

[126][126] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/363-364

[128][128] El-Menhel :   Cild 9. Sah. 22

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/365-366

[130][130] Güneş'in semânın tam ortasına vardığı âna denilir

[132][132] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/368-369

[134][134] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/369-370

[136][136]  Tevbe :   80

[138][138] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/371-372

[140][140] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/375-376

[142][142] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/377-378

[144][144] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/378-381

[146][146] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/382-383

[148][148] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/384-386

[150][150] Huzeyfe bin Esid el-Gıfârî Ebû Serîne, sahâbldir. Hudeybiye'de ve Şam fethinde bulunmuş, dört hadisi vardır. Müslim iki hadisini rivayet etmiştir, Râvi-leri Ebu't-Tufeyl ve Şa'd'dir. (Hulâsa : 73)

[152][152] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/388-389

[154][154] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/390-392

[156][156] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/393

[158][158] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/395

[160][160] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/397

[162][162]  Farat: Yola çıkacak bir kavmin varacağı yerde gerekli hazırlığı yapmak üzere oraya gidecek öncülere denilir.                                                          

[164][164] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/399-401

[166][166] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/402-403

[168][168] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/404-405

[170][170] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/406-408

[172][172] Fazileti 159 nolu hadîste geçmiştir.

[174][174] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/409-411

[176][176] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/412-413

[178][178] Sahâbi'dir. Yalnız bu hadîsi vardır. Râvisi Saîd bin Ebî Saîd'dir   (Hu­lâsa : 44 >

[180][180] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/413-415

[182][182] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/416

[184][184] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/417

[186][186] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/418-419

[188][188] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/420-421

[190][190]  Tâ Hâ sûresi, âyet : 55

[192][192] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/422

[194][194] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/422-424

[196][196] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/425-426

[198][198] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/428-429

[200][200]  İsra : 15

[202][202]  Duha :   Ayet :   5

[204][204] İsra :   15

[206][206] Bin el-Münzir el-Ensâri en-Neccâri Peygamber (S.A.V.)'in şâiridir. Kavis oğlu Abdurrahman ve İbnü'l-Müseyyeb'dir. Peygamber (S.A.V.) : «Hassan, Allah'ıi Resulünü müdâfaa ettiği müddetçe Ruhü'l-Kudüs onunla beraberdir.» buyurmuştur Ebû Ubeyd'in dediğine göre H. 54. yılı vefat etmiş, ttini İshâfc'ın dediğine gört 120 yıl yaşamıştır. (Hulâsa: 75)                              

[208][208] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/438-439

[210][210] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/440-442

[212][212] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/443

[214][214] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/443-446

[216][216] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/447-449

[218][218] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/450

[220][220] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/452-453

[222][222] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/453-455

[224][224] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/455-456

[226][226] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/457

[228][228] Fatır süresi :  18

[230][230] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/458-460

[232][232] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/461-462

[234][234] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/463-465

[236][236] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/465-467

[238][238] Abdullah (R.A.Cın dedesinin Muhammed bin Amr bin Hazm olduğu Muhammed'İn babasının adının da Amr bin Hazm olduğu senedden anlaşılıyor. Burada hadisin ilk râvisinin Abdullah'ın dedesi olduğu bildiriliyor. Ama hangi dedesinin olduğu belirtilmiyor. Hulûsa'dan anlaşıldığına göre Amr bin Hazm sa-hâbidir. Ensâr'm Hazreç kabi'.rsim' nifnsubtur. Künyesi Ebü'd-Dahhâk'tır. Hendek savaşına katılmış ve Yemen'in bâzı işlerini tedvir ile görevlendirilmiştir. Bir kaç hadisi vardır. Râvisi oğlu Muhammed ile Ziyâd bin Naim'di Nesai, el-Merâsil'de Ebû Dâvûd ve İbn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. El-Medâini'nin dediğine göre Hicri 51. yılı vefat etmiştir Oğlu Muhammed ise kendisinin râvisidir. Sıkadır. Muhammed'İn râvisi de oğlu Ebû Bekir'dir. Sıkadır. İbn-i Sa'd'ın dediğine göre Harre günü katledilmiştir. Ebû Davûd kendi süneninde ve el-Merâsil'İnde onun rivayetlerini almıştır. (Hulâsa: 208-253) Hulâsa'dan alınan yukarıdaki bil­giden anlaşıldığına göre İbn-i Mâceh Muhammed'İn rivayetini almamıştır. Keza Muhammed'İn Peygamber (S.A.V.)'den rivayet etmediği anlaşılıyor. Abdullah'ın dedesinden maksadın Amr bin Hazm olduğu kanaati fc&sıl olmuştur.

[240][240] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/469-470

[242][242] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/471-472

[244][244] Utben bin Abd es-Sülemi Ebü'l-Velid, sahâbidir. Humus'ta yerleşmiştir. 28 hadisi vardır. Râvileri Râşid bin Sa'd ve Hâlid bin Ma'dan'dır. Kendisi şöyle demiştir • Peygamber (S.A.V.) Kurayza savaşı günü : «Kim bu kaleye bir ok so­karsa, cennet Ona sabit olur.» buyurdu. Ben kalenin içine üç ok soktum. Vâkidi : Hicretin 87. yılı vefat etmiş, demiştir. îbn-i Mâceh ve Ebû Dâvûd Onun rivayetlerini almışlardır. (Hulâsa: 258)

[246][246] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/474-475

[248][248] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/477-478

[250][250] Abdullah bin Ca'fer bin Ebî Tâlib el-Haşimî Habeşistan'a hicret edenle­rin orada doğan ilk çocuklarıdır. Cömertliğinin fazlalığı nedeniyle ona «Derya» denilirdi. 25 hadisi vardır. Buhârİ ve Müslim iki hadîsini ittiafkla rivayet etmiş­lerdir  Hicretin 8O.nci yih vefat etmiştir. (Hulâsa : 193)

[252][252] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/479-480

[254][254] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/481

[256][256] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/482-483

[258][258] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/483-484

[260][260] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/485-486

[262][262] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/487

[264][264] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/488-489

[266][266] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/489-493

[268][268] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/493-494

[270][270] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/497-498

[272][272] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/498-500

[274][274] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/501-502

[276][276] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/504-506

[278][278] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/509-509

[280][280] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/511-513

[282][282] Bu hadisin metni. 1085 nolu hadis metninin aynıdır. Senedler de aynı­dır. Şu farkla H: Oranın ilk râvisi Şeddâd bin Evs (R-A.)'dır. izah ıgın oraya bakalabilir.

[283][283] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/513-516

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

9 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk