Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceDiyetler Hadisleri

Diyetler Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

DİYETLER (TAZMİNATLAR) KİTABI 4

1- Bir Müslümanı Zulmen Öldürmenin Ağır Vebal Olduğunu Beyân Eden Hadîsler Babı 4

2- Bir Mü'mîn'i  (Kasden Ve Bîle Bile)  Öldüren Kimse İçin Tevbe   (Kabulü)   Var Mı? Babı 6

3- Bir Yakını Öldürülen  (Mirasçı Durumundaki) Kimse Üç Şeyden Birisini Seçmekte Serbesttir, Babı 8

4- Katil Kasden Öldürülür De Maktulün Mirasçıları Diyete Razı Olurlar, Babı 8

Hadîsin Râvîleri 9

Diyet Açısından Öldürme Çeşitleri 10

Kasden Öldürme Ve Buna Benzeyen Öldürme Nasıldır ?. 10

Kasden Öldürme Diyeti Nedir, Başka Bir Meblâğ Üzerine Barış Ve Katili Bağışlama Caiz Mi ?. 11

5- Şibh-İ Amd  (Yâni Kasıtlı Gibi Olan Öldürme) Diyeti, Muğallaza (Yâni Ağırlaştırmış) Tır, Babı 11

Âlimlerin Bu Diyet Develeri Yaşları Hakkındaki Görüşleri 12

6- (Bîr Mü'mînî)   Hatâen   (Yanlışlıkla) Öldürme Diyeti, Babı 13

Dört Mezheb  Âlimlerinin Hatâen Öldürme Diyetine Dâir Görüşleri 14

Diyet Deveden  Başka  Mallardan  Da Ödenir Mi?. 14

7- Diyet,  Âkile   (Katilin  Yakınları)   Üzerine  (Vâcib)Dir. Eğer Âkile Yok İse Diyet Beytü'l-Mal (Devlet Hazînesi)  İçinde(N Ödenmesi Lâzımıdır, Bâbî 15

8- Maktulün Velisi İle Kîsâs Veya Diyet Arasına Giren  (Yânî Ona Manî Olan)  Kimse (Hakkında Gelen Hadis) Babı 16

9- Hakkında Kısas (Misilleme) Olmayan (Yaralamalar) Babı 17

Elin Diyeti Nedir?. 18

10-  (Başkasını)  Yaralayan Kişi Kısas  (Misilleme)  Olması Cezasi Yerine Fidye (Tazminat) Verir, Babı 18

11- Ceninin Diyeti Babı 19

12- Diyete Vâris Olmak Babı 21

13- Kâfirîn Diyeti (Kan Bahası)  Babı 22

14- Katil  (Maktula)  Vâris Olmaz, Babı 23

Evlâdını Öldüren Baba Kısas, Misilleme Olarak Öldürülür Mü ?. 23

15- Kadının   (Cinayet İşlemesinden Dolayı Ödenecek)  Diyeti Onun Asabası  (Baba) Tarafından Olan Erkek Yakınları)   Üzerindedir Ve Kadının Mirası Evlâdınadır, Babı 23

16- Diş Hakkında Kısas  (Mîsîlleme) Babı 24

17- Dişlerin Diyeti Babı 25

18- Parmakların Diyetinin Babı 26

19- Mudıha  (Yâni Kemiğe Varan Baş Ve Yüzdeki Yaranın Diyeti)  Babı 26

20- Bir Kimse Bir Adamı(n Elini)  Isırır, Âdâm Da: Elini (Onun Ağzından Hızla) Çeker Ve (Bu Isırır Ön Dişleri Düşer. Bâbî 27

21- Hiç Bir Müslüman Her Hangi Bir Kâfir (i Öldürmesi)   Karşılığı  Olarak   (Yâni  Kısas 27

Olarak)  Öldürülmez, Babı 27

22- Baba, Oğlunu Öldürmesi Sebebiyle Kısas Edilmez. Bâbî 29

23- Hür Kimse, Köle (Yi Öldürmesi)  Sebebiyle (Kısas Olarak)  Öldürülür Mü, Babı?  30

24- Katil (Maktulü)  Ne Şekilde Öldürmüş İse Ayni Şekilde Kısas Edilir, Babı 31

25- Kısas (Cezası) Yalnız Kılıçla Înfaz Edilir, Babı 32

26- Hiç Kimse Hiç Bir Kimsenin Günahından Dolayı Muahaza Edilmez, Babı 32

27- Cübâr (Yâni Kimseye Ödettirilemeyen Zarar) Babı 33

28- Kasâmet  (Denilen Yeminler) Babı 34

29- Kim Kölesinin Bir Organını Kesmek Suretiyle İşkence Ederse O Köle Hürdür, Babı 37

30- Öldürme Tarzı Yönünden En İffetli (Merhametli) İnsanlar İmanlılardır, Babı 38

31- Müslümanların Kanları  (Ktsâs Ve Dîyet Hususunda)   Eşittir, Babı 38

32- Bir   Muâhed   (Kendisine Teminat  Verilen Zîmmîy)i Öldüren Kimse   (Hakkinda Gelen Hadisler)  Babı 39

33- Bir Adama Can Teminatı Verip Sonra Onu Öldüren Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 39

34- (Bîr Müslümanı Teammüden, Kasden) Öldüren Kişiyi Bağışlamak  (Kısas Olarak Öldürmekten Vazgeçmek) Babı 41

35- Kısas (Dâvasın) Da Bağışlama Babı 42

36- Kısas Olarak Öldürülmesi Gerekli Hâmile Kadın (Hakkinda Gelen Hadîs) Babı 43

21- DİYETLER (TAZMİNATLAR) KİTABI

Diyât: Diyet'in çoğuludur. Diyet, bir insanı öldürmek veya vü­cûdunun bir uzvunu yararsız hâle getirmek, ya da yaralamak kar­şılığında ödenen tazminattır. Hangi hallerde ne gibi tazminat öde­neceğine dâir bilgiler bu kitabın ilgili bâblarında rivayet olunan ha­dîslerde ve bunların izahında beyân edilecektir. En büyük diyet adam öldürme olayında gerektiği için müellifimiz bu kitabın birinci babında zulmen insan öldürme günâhının büyüklüğüne dâir hadîs­leri rivayet etmiş, bunu takip eden ikinci bâbta bir mü'mini kasden öl­düren kimsenin tevbesinin kabul olunup olunmayacağına dâir ha­disleri rivayet etmiştir. Daha sonra gelen bâblarda diyetlere âit ha­disleri zikretmiştir.[2][2]

İzahı

Müellifimizin Abdullah bin Mes'ûd (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği ilk ve üçüncü hadis metni aynidir, senedleri muhteliftir. Bu hadis Kütüb-ı Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur.

Bu hadis adam öldürmenin ağır günah olduğunu ifâde eder. Çünkü kıyamet günü ilk hükme bağlanacak suçun adam öldürme suçu olduğu ifâde edilmektedir. Ebû Hüreyre (Radıyallâ-hü anh)'den gelen bir hadîste ise kıyamet günü kulun ilk görüle­cek hesabının namaza âit olacağı bildirilmektedir. îki hadis arasın­da çelişki yoktur. Çünkü adam öldürme suçu kul hakkına aittir. Na­maz kılmama suçu ise Allah hakkıdır. $u halde kul hakları arasın­da en büyük günah insanın canına kıymaktır. Allah haklarının en önemlisi de beş vakit namazdır.

Bu babın ikinci hadîsini Buhâri ve Müslim de riva­yet etmişlerdir.

Bu hadîs, yer yüzünde işlenen bütün cinayetlerin günahında Adem (Aleyhisselâm)'m ilk oğlunun bir payının bulunduğunu ifâ­de eder. Âdem (Aleyhisselâm)'ın oğlunun kendi kardeşini çe-kemeyerek öldürmesi olayı M â i d e sûresinin 27 ilâ 31'inci âyet­lerinde beyân buyurulmaktadır. Bâzı rivayetlere göre Âdem Peygamber'in katil olan oğlunun ismi Kabil ve maktul olan oğlunun ismi de   H â b i 1' dir. Bu âyetlerin meali şöyledir:

"Yâ Muhammedi Kureyş müşriklerine Âdem'in iki oğlunun ola­yını iyice anlat: İkisi birer kurban sunmuşlardı. Birinin (Hâbil'in) kurbanı kabul edilmiş, diğerinin ki edilmemişti. Kurbanı kabul olun­mayan (Kabil), "And olsun seni öldüreceğim" deyince, diğeri:

"Allah ancak takva sahibi olanların kurbanını kabul eder. Eğer beni öldürmek üzere elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için eli­mi uzatıcı değilim. Çünkü ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. Ben, hem benim (kan) günahımla hem de senin (geçmişteki) günahınla dönüp cehennemliklerden olmanı isterim. Zâlimlerin ce­zası budur, demişti. Bunun üzerine (Kâbiî), kardeşini öldürmek hu­susunda nefsine uydu ve onu öldürerek hüsrana uğrayanlardan ol­du. Sonra Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğim ona göstermek üzere yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Kabil karganın bu hareke­tini görünce) ;

Bana yazıklar olsun kardeşimin Ölüsünü gömmek için şu karga kadar olmaktan âciz kaldım, dedi ve ettiğine pişman olanlardan oldu."

Yukarda mealleri bulunan âyetlerin izahı için tefsir kitablanna müracaat edilmelidir.

Yeryüzünde işlenen ilk cinayet K â b i 1' in kendi kardeşim öldürmesi cinayetidir. Kabil, yeryüzünde cinayet işleme çığın açtığı için kıyamete kadar işlenen cinayetlerin günahında onun bir payı' vardır. Hadîs bunu ifâde eder. Bu hadîs, yüce İslâmiyet'in ge­nel kaidelerinden birisini teşkil eder. İyi bir çığır açan bir kimse, o çığırda yürüyen insanların elde ettikleri sevapların bir mislini ka­zandığı gibi kötü bir çığır açan da o çığırda giden insanların işle­dikleri günahların bir misli o kimseye aittir. Bu konuda vârid olan hadîslerin bir kısmı Sürtenimizin Mukaddime'sinin 14. babında geç­miştir. 203 - 208 nolu hadîslere bakılabilir.

Zevâid türünden olan U k b e (Radıyallâhü anh)'ın hadîsin­de ise haram kana bulaşmak, yâni haksız yere insan öldürme ola­yına bulaşmak suçu, Allah'a ortak koşma suçuyla birlikte anılarak bu iki suçu işlemeden ölen bir mü'min'in cennetlik olduğu müjdelenmektedir.

Bundan sonra gelen hadisler de adam öldürmenin nasıl ağır gü­nah olduğunu ifâde ederler.

Ukbe bin Âmir (Radıyallâhü anhl'ın hâl tercemesi 558 nolu hadîs bölümünde geçti. îbn-i Mes'ûd (Radıyallâ­hü anh) 'in hâl tercemesi ise 137 -139 nolu hadîslerde geçmiştir.

2619) el-Berâ bin Âzib (Radtyaltâhü anhyden rivayet edildiğine gö­re: Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Şüphesin dünyanın yok olması Allah katında, haksız yere bir mü'mini öldürmekten daha ehvendir.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih ve râvîleri sıka zât­lardır. Râvi el-Velîd, bu hadisi Mervân'dan işittiğini belirttiği için tedlîs etme şüp­hesi gitmiştir. -Müellifimizden başkası da bu hadîsi el-Berâ (.R.AJ'den başka sahâ-bîden rivayet etmiştir.[4][4]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsin mislini Beyhakî, îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir. Bu hadis, bir mü'-mini öldürmeye en ufak bir işaretle olsun yardım etmenin büyük günah olduğuna işarettir. Cinayete bir işaret ile veya yarım sözle değil de bir takım tahrik ve teşvikle veya maddî yardımla karışan ve maktulün kanına bulaşan kimselerin hâli ne olacak?

Bu hadis sahih ise katil suçuna yardım eden kimsenin alnında y'azılacak «Allah'ın rahmetinden ümitsizdir» ibaresinin mânâsı şöy­ledir : "Bu adam Allah'ın rahmetinden ümitsiz olmaya müstehaktır." Bu ibareyi böyle yorumlamanın sebebi ise şudur: Zerre mikdarı iman ile ölen bir kimse günahlarının cezasını çekse bile netice itibariyle cennetliktir ve Allah'ın rahmetine kavuşacaktır. Allah'ın rahmeti olmadıkça hiç kimse kurtulamaz. Şu halde bir mü'mini öldürmekte

dahli ve yardımı bulunan kimse zerre mikdarı imanlı ise Allah'ın rahmetinden ümitsiz olmaz. Fakat ümitsiz olmaya müstehak olabi­lir. Hadîs, mü'mini öldürmeye yardım etmeyi mubah telâkki eden ve bunun haramlığını kabul etmeyenler hakkında olabilir. Bu itikad-da bulunan kimse mü'min sayılmaz ve haliyle Allah'ın rahmetinden ümitvâr olması söz konusu değildir.[6][6]

İzahı

EI-Münziri' nin beyânına göre Tirmizi ve el-Ev-s&t'mda Taberânî de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Bu hadîsin zahirine göre kasden ve taammüden bir müslümam öl­düren kimsenin tevbesi kabul olunmaz. İbn-i Abbâs (Ra-dıyallâhü anh) bu ictihadda idi. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'm da bu görüşte olduğu rivayet olunmuştur. İbn-i Ab-b â s' m hadîste işaret ettiği ve kendi görüşüne mesned saydığı âyet   Nisa   sûresinin 93. âyetidir, meali şöyledir:

«Kim bir mü'mini kasden Öldürürse cezası, içinde ebedî kala­cağı cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, lanetlemiş ve büyük azab hazırlamıştır.»

Âlimlerin cumhuruna göre ise bir mü'mini kasden öldüren kim­senin tevbesi sahihtir. Yâni tevbe kapısı ona kapah değildir. Âlim­lerin hepsi bu hükümde ittifak halindedir. N e v e v i bu hususta icmâ bulunduğunu kaydeder ve yalnız İbn-i Abbâs'm mu­halif kaldığını ifâde eder. İbn-i Abbâs'm mesnedi olup yu­karda meali yazılı Nisa sûresinin 93. âyeti âlimlerce çeşitli şe­killerde yorumlanmıştır: N e v e v i: Bu âyetin isabetli mânâsı şöyledir; Bir mü'mini kasden öldüren kimsenin cezası cehennem­dir, bu ceza ile cezalandırılır veya başka ceza ile cezalandırılır, ya da hiç cezalandırılmaz da Allah tarafından bağışlanır. Eğer bir mü'­mini kasden ve katli şer'an helâl olmadığı halde bunun helâl oldu­ğunu iddia ederek ve herhangi bir tevil yoluna da girmeden öldü­rürse katil, şüphesiz mürted ve kâfir olur ve ebedî olarak cehen­nemde kalır. Bu hüküm üzerine âlimler icmâ etmişlerdir. Şayet ka­til mü'mini öldürmenin haramhğım kabul edip bunun helâlliğini id­dia etmeksizin öldürürse, fâsık ve âsi olur, büyük bir günah işle­miş sayılır. Cezası, da cehennemde ebedî kalmaktır. Ama imanla ölen hiç bir kimsenin cehennemde ebedî olarak kalmayacağı ve Allah'ın ikramıyla netice itibariyle cennetlik olacağı bildirilmiştir. Bu genel emre göre durumu anlatılan katil de ebedî olarak cehennemde kal-mıyacaktır. Bu katil, Allah tarafından bağışlanırsa hiç cehenneme girmez. Bu olabilir. Diğer günahkâr mü'minler gibi günahına karşı­lık cehennemde azab görmesi de muhtemeldir. Azabı bitince diğer mü'minler gibi cennete girer ve ebedî olarak cehennemde kalmaz. Bu âyetin doğru mânâsı budur. Mü'mini kasden öldüren katilin be­lirli bir cezaya müstahak olması, onun behemehal bu cezaya çarp­tırılmasını gerektirmez. Bu âyette, katilin ebedî olarak cehennemde

kalacağı bildir ilmiyor. Âyetin verdiği haber onun ebedî olarak ce­hennemde kalmaya müstahak olduğudur.

Bu âyet başka şekillerde de yorumlanmıştır:- Bir kavle göre bu âyet, bir mü'mini kasden öldürmenin helâl olduğuna inanarak öl­düren katil hakkındadır. Diğer bir kavle göre bu âyet belirli bir ki­şi hakkında nazil olmuştur. Bir başka kavle göre âyette geçen Hulûd sözcüğü ebedî ve devamlı kalmak mânâsına olmayıp uzun süre kal­mak anlammadır. Dördüncü bir kavle göre âyetin mânâsı şöyledir: Durumu anlatılan katil cezâlandırılırsa cezası budur. Fakat bu ka­villerin hepsi âyetteki kelimelerin hakîki mânâlarına aykırı olduğu için ya zayıftır, ya da fâsiddir. Doğrusu yukarda verdiğim mânâdır, diye bilgi verir.

Salim bin Ebi'1-Ca'd Râfi el-Eşcaî el-Kû-fi, Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'dan ve bir cemaattan mürsel ola­rak hadîs rivayetinde bulunmuştur. Kendisinden de A m r bin Mürre, Katâde, el-Hakem bin Uteybe ve bir cemâat rivayet etmiştir. Ebû Nuaynı'in dediğine göre hic­retin doksan yedinci yılı vefat etmiştir. Diğer bir kavle doksan se­kizinci yılı vefat etmiştir. Onun hicretin 100. yılı vefat ettiği de ri­vayet olunmuştur. Bu râvî hakkında bu bilgiyi veren Hülâsa yazan Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anh)'m hicretin 68. yık vefat ettiğini yine Ebû Nuaym' den naklen beyân etmektedir. Bu bilgilere göre Salim bin Ebi'l-Ca'd'm İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'den olan rivayeti mürsel ola­bilir. Çünkü üçüncü tabakadan olan bu râvî'nin çok mürsel riva­yetlerde bulunduğu ifâde edilmektedir. Bâzı hadîsleri de Küreyb vasıtasıyla   İbn-i   Abbâs' dan   rivayet etmiştir.

2622) Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

(Ey mü'minler) dikkat ediniz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Cmübârek) ağzından işittiğim (şu) şeyi size haber vere­ceğim hadîsi kulaklarım işitti ve kalbim hıfzetti:

*(îsrâil oğullarından) bir adam doksan dokuz insan öldürdük­ten sonra tevbe etmek istedi. Yer yüzünün en bilgin adamını soruş­turdu. Bunun üzerine kendisine (rahip) bir kimse gösterildi. O da kalkıp ona gitti ve:

—  Ben doksan dokuz insan Öldürdüm. Acaba benim için tevbe-(den yararlanma ihtimâli) var mı? diye sordu. (Râhib) adam:

—  Doksan dokuz insan (m katlin) den sonra   (mi? Yâni yarar­lanman ihtimâli yoktur), diye cevâb verdi. Râvi demiştir ki, katil

(bu olumsuz cevab üzerine) kılıcını kınından çekip rahibi (de) öl­dürdü ve böylece öldürdüğü insan sayısını bununla yüze çıkardı. Sonra (yine) tevbe etme arzusu belirdi. Bunun üzerine yer yüzü­nün en bilgin adamım soruşturdu. Kendisine bir (âlim) adam gös­terildi. (Bu kere) ona giderek;

Ben yüz insan öldürdüm, acaba benim için tevbe (den istifâde et­mem ihtimâli) var mı? diye sordu. Adam  •.

Yazıklar olsun sana! Kim senin ile tevbe arasına girebilir (tev-beden yararlanamazsın diyebilir)? Oturduğun (Kefre isimli) kötü köyden çıkıp iyi olan falan köye (Nasra köyüne) git ve orada Rab-bine ibâdet et, dedi. Bunun üzerine (tevbekâr) katil, tavsiye edilen iyi köye gitmek üzere yola çıktı ve yolda eceli geldi. Rahmet melek­leri ile azab melekleri onun hakkında münâkaşa etmeye başladılar : Şeytân! Bu adama ben herkesten fazla yakınım, çünkü hiç bir an bana isyan etmedi (dâima bana uydu) dedi. Rahmet melekleri de: Bu adam tevbe ederek yola çıktı, dediler.»

(Râvi) Hammâm demiştir ki: Humeyd et-Tavil, Bekr bin Abdil-lah aracılığıyla Ebû Râfi (Radıyallâhü anh)'den bana rivayet ettiği­ne göre Ebû Râfi' şöyle demiştir: (Rahmet melekleri ile azab melek­lerinin ihtilâfa düşmeleri üzerine) Allah Azze ve Celle (ihtilâfın hal­li için) bir melek gönderdi. Melekler ihtilâfın Ijalli için buna baş vu­rup döndüler. Hakem olan melek: Bakınız. îki köy (yâni ölünün çık­tığı kötü köy ile gitmek istediği iyi köy) den hangisi ölünün bulun­duğu yere daha yakın ise ölüyü o köy halkının hükmüne tabi tutu­nuz, diye hüküm verdi.

(Râvi) Katâde demiştir ki: El-Hâsan (el-Basrî) bize şu hadîsi rivayet etti: Bu adama (yolun yarısında) Ölüm erişince, adam ken­dini (iyi köye doğru) itti ve böylece iyi köye yaklaştı .ve kötü köyü kendisinden uzaklaştırdı. Melekler de kendisini iyi köy halkının hük­müne tabi tuttular (yâni iyi insanlardan saydılar).

Müellifimiz demiştir ki: Ebü'l-Abbâs bin Abdillah bin İsmail el-Bağdadî (de) Affân aracılığıyla Hammâm'dan naklen bu hadîsin benzerini bize rivayet etti."[8][8]

Hadîsten Şu Hükümler Çıkarılır

1. Müslümanı öldürmek suçu dâhil bütün büyük günahlardan tevbe etmek meşrudur. Allah Teâlâ katil adamı bağışladığı zaman maktulü ve diğer hak sahiplerini kendi hazînesinden razı eder. Ha­dîs böyle yorumlanır.

2. İnsanların işlerine bakmakla görevli meleklerin insanlar hak­kındaki ictihadları değişik olabilir. Şöyle ki, meleklerin bir kısmı bir insanın âsilerden sayılması görüşünde iken diğer bir kısmı o insa­nın Allah'a itaat edenlerden sayılması kanâatma varabilirler.    Bu yüzden de melekler arasında bir ihtilâf çıkabilir. Allah yine bir me­lek vasıtasıyla bu ihtilâfı giderir.

3. İnsanın günah işlemesine çeşitli nedenlerle sebep olan çev­reyi ve muhiti değiştirmek ve iyiliklerin hâkim olduğu muhite geç­mek uygundur.

4. Hadîs, âlim adamın âlim olmayıp ibâdete düşkün adamdan üstün olduğunu ifâde eder.    Çünkü katilin ilk baş vurduğu râhib âlim olmadığı için tevbe etmenin bir yarar sağlıyamıyacağını söyle­di. İkinci adam ise âlim olduğu için katile, kimsenin onun tevbe et­mesine engel olamıyacağım ve tevbe etmenin yararlı olduğunu ifâ­de etti.

Kadı Iy âz: Hadîs, tevbenin diğer günahlar için yararlı olduğu gibi katil günahına da yararlı olduğuna delâlet eder. Bu ha­dîs bizden önceki ümmetlerin şeriatını beyân etmekte ve bu kabîl delillere dayanmanın câizliği ihtilâf konusu ise de bu hüküm ihti­lâf konusu meselelerin dışında kalır. Çünkü bu hüküm hakkında şe­riatımızda da deliller mevcuttur. Bizim şeriatımızda da delü bulu-"nunca artık ihtilâfa mahal kalmaz.    Dînimizdeki delillerden birisi;

«Şüphesiz, Allah zâtına ortak koşma günahım bağışlamaz ve bundan başka günahları dilediği kimseler için bağışlar.» âyetidir, de­miştir."[10][10]

İzahı

Ebû Şurayh (Radıyallâhü anh) 'm hadîsini E b û D â -vûd ve Dârimî de rivayet etmişlerdir. T i r m i z i de bu­nun bir benzerini yine Ebû Şurayh' tan rivayet etmiştir. Bu hadîste geçen Habl, yara olarak mânâlandırılmıştır. Bu kelimenin bu mânâya olduğuna dâir olup hadîs metni arasında görülen cümlenin kime âit olduğuna dâir bir kayda rastlamadım. Bu cümle Ebû D â v û d ' un rivayetinde yoktur. E 1 - K a r î de bu kelimeyi böy­le açıklamıştır. En-Nihâye'de ise bu kelime bir organın bozulması, yâni yararlı halden çıkması mânâsına açıklanmıştır. Sindi de böyle açıklamıştır, Bir organın yararlı halden çıkması o uzvun sa­kat kalması veya kesilmesi suretiyle olabilir. Böyle bir zarara uğra­tılan kimseye verilecek tazminat veya suçluya uygulanacak kısas konusu ilerdeki bâblarda izah edilecektir.

Hadîs, maktulün mirasçısı katili öldürmek veya onu afıv etmek ya da tazminat almak hususunda muhayyer olduğuna delâlet eder. Keza, maktulün velîsinin bu üç şeyden ayrı dördüncü bir şey iste­yemeyeceğini ve istediği takdirde ona engel olunmasını ifâde ve em­reder.

Hadîsin son fırkasından kasdedilen mânâ da şudur: Maktulün velîsi, katili afıv ettikten veya tazminat aldıktan sonra onu öldür­meye dönüş yaparsa veya tazminatsız olarak katili afıv ettikten son­ra tazminat istemeye dönüş yaparsa cehennem ateşine    müstahak olur.    Ebû   Davud'un   rivayetinde ise «Böyle davranan için ebedî cehennem ateşi vardır» buyurulmuştur. daha önce defalarca anlattığım gibi zerre mikdarı îmanı olan kimsenin ebedî olarak ce­hennemde kalmıyacağı ve netice itibariyle cennetlik olacağı Kur'an-ı Kerim âyetleriyle ve hadîsi şeriflerle sabittir. Bu itibarla bu hadîs, benzerî hadîsler gibi tevil edilir. Bu tevillerden birisi, böyle davran­mayı mubah telâkki eden,  yâni meselâ katili öldürmekten vaz ge-"çip tazminat aldıktan sonra onu öldürmeye dönüş yapıp bu dönüşü helâl sayan maktulün velîsi hakkındadır.  Bu velî haram olan bir şeyi helâl telâkki ettiği için küfre gitmiş olur ve bu yüzden ebedî olarak cehennemde kalır. Diğer bir yorum, ebedî olarak cehennem­de kalmaktan maksad uzun süre kalmaktır, sonsuzluğa dek kalmak değildir.

Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadisi ise Kütübi Sit-te'nin hepsinde rivayet olunmuştur. Bu iki hadis, katili öldürmek veya diyet almak hususunda maktulün velilerinin serbest oldukla­rına delâlet ederler. Kısas ile diyetten birisini tercih etme yetkisinin maktulün velilerine âit olduğu görüşü cumhur tarafından da kuv­vetli görülen görüştür. Fakat, Ebû Hanîfe, Mâlik ve Sev-r i ' ye   göre kısas veya diyet hususundaki tercih hakkı katile aittir.

Maktulün velîleri kasden mü'mini öldüren kimseyi öldürmekten vazgeçip diyet istedikleri ve bunu almayı katili öldürmeye tercih et­tikleri takdirde ödenecek diyet miktarı ile ilgili gerekli bilgi bundan sonra gelen bâbtaki hadislerin izahı bölümünde verilecektir.[12][12]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd daha uzun bir metin hâlinde ri­vayet etmiştir. Hadis, Huneyn savaşı günü buyurulduğu İ b n - i I s h â k ' m el-Mağazî'deki rivayetinde belirtilmiştir. Huneyn, Mekke ile Tâif arasında ve M e k k e' ye üç mil mesa­fede bir derenin ismidir. Bu savaşın hicretin 8. yılı Şevval ayı­nın 5'inci günü vuku bulmuştur.

Hadîste isimleri geçenler hakkında özlü bilgi verelim:

Katil olan Muhallim bin Cessâme el-Leysi, H i n d i f kabüesindendir. Bu kabilenin isminin H i n d e f oldu­ğu da söylenmiştir. El-Akra' bin Habis (Radıyallâhü anh) da bu kabilenin başkanıdır. Onun hâl tercemesi 2475 nolu ha­dis bölümünde geçti. Muhallim, onun kabilesinden olduğu için e 1 - A k r a müdafaada bulunmuştur. Muhallim tara­fından öldürülen Âmir bin el-Edbat'ın mensup olduğu E ş c a' kabilesi ise Ğ a t f â n isimli büyük bir kabilenin bir ko­ludur. Â m i r' in katili olan M u h a 1 1 i m ' in öldürülmesini isteyen ve bunda isrâr eden Uyeyne bi.n Hısn (Radıyal-lâhü anh) dâ    G a t f â n    kabüesindendir.

Beni Leys kabilesine mensup Mükeytil isimli zâtın bu olayla koyun sürüsü arasında yaptığı benzetmeden kasdettiği mânâ şudur:

İslâmiyet'in ilk günlerinde çıkan kasden öldürme olayında ka­tile verilecek ceza ibret verici olmalıdır. Bunun için katil öldürülme­lidir ki herkes adam öldürmekten sakınsın. Nasıl ki sulanmaya ge­len koyun sürüsünün başı taşlandığı zaman arkası da korkudan ka­çar.

Maktulün yakınları önce tazminata razı olmayıp katilin öldürül­mesinde İsrar etmişler. Sonra Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se-Iâm) onlara ellisi peşin ve ellisi de M e d i n e' ye dönüşte veril­mek üzere yüz deveyi tazminat olarak ödemeyi teklif edince kabul etmişlerdir.[14][14]

Hadîsin Râvîleri

Müellifimizin rivayetinde bu hadîsi Z e y d, babası Sa'd ile amcasından,     bunlar da Resûl-i Ekrem   (Aleyhi's-salâtü ve's-selâml'den rivayet etmişlerdir. D u m e y r e (Radıyallâhü anh) ise Z e y d ' in baba babasıdır. Z e y d ' in amcasının ismi hakkında bir bilgi edinemedim. Et-Takrîb'de ; Z e y d ' e Ziyâd da denil­mektedir. S a' d , onun babasıdır, D u m a y r e ise onun baba babasıdır. Bu durumda Zeyd bin Sa'd bin Dumayra, denilir. Bir de Zeyd bin Dumayra bin Sa'd denil­mektedir. Yâni Z e y d ' in babası Dumayra' dır, D u m a y -r a ' nın    babası da    S a ' d ' dır,    diye bilgi verilmiştir.

Ebû Davud'un rivayetinde ise Ziyâd bin Du­mayra ed-Dumarî ve Ziyâd bin Sa'd bin Du­mayra es-Sülemi, şeklinde iki tür rivayet vardır. Keza, Ebû Davud'un rivayetine göre bu hadisi Zeyd, kendi babasından ve dedesinden rivayet etmiş ve babası ile dedesinin H u -n e y n savaşına katıldıklarını ifâde etmiştir. Bu rivayete göre hadî­sin ilk râvîleri    Dumayra    ile oğlu    Sa'd' dır.

Bu zâtlar hakkında Hülâsa'da verilen bilgiyi aktarmakla yetine-lim. Çünkü sahâbî olan râvînin isminin meçhul olması bile hadisin sıhhatini haleldar etmez.

Dumayra ed-Dumarî veya e s - S ü 1 e m i (Radı­yallâhü anh) H u n e y n savaşına katılan sahâbilerdendir. Ravi-si, oğlu Sa'd (Radıyallâhü anhî'dır. Torunu Ziyâd bin S a ' d ' m da kendisinden rivayette bulunduğu söylenmiştir. Ebû Dâvûd ile I bn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmiş­lerdir,[16][16]

Ziyâd bin Sa'd bin Dumayra es-Sülemî, babasından rivayette bulunmuştur. Râvisi, Muhammed bin Ca'fer bin ez-Zübeyr' dir. el-Mizân'da beyân edildiği­ne göre tam tanınmamaktadır. Ebû Dâvûd ile İbn-i Mâ­ceh    onun rivayetlerini almışlardır.[18][18]

İzahı

Tirmizi ve Ebû Dâvûd da bu hadîsi rivayet etmiş­lerdir. T i r m i z i bu hadisin hasen - garîb olduğunu söylemiştir. Bu hadis de bir mü'mini kasten öldüren kimsenin maktulün velile­rine teslim edileceğine, maktulün velilerinin katili öldürmek veya kan bahasını almak hususunda muhayyer kılındıklarına ve bir mü'­mini kasden öldürme diyetinin belirli yaşlardaki yüz deve olduğuna delâlet eder. Terceme esnasında belirttiğim gibi bu diyet, dört yaşın­da 30 ve beş yaşında 30 dişi deve ile 40 tane hâmile devedir. Mak­tulün velîleri bundan fazla bir meblâğ üzerine sulh olurlarsa bu meblâğ onlara verilir. Anılan diyet, ağır diyettir.

Hadiste geçen Akl, diyet manasınadır. Hıkka, Cezaa ve Hahfa kelimelerinin anlamlarını tercemede parantez içi ifâde ile belirttim,[20][20]

Kasden Öldürme Ve Buna Benzeyen Öldürme Nasıldır ?

Hanefî mezhebine âit Fıkıh kitablanndan el-Hidâye'de şöy­le denilmektedir:

"Kasden öldürme, silâhla veya bilenmiş sopa gibi silâha benze­yen bir cisimle olan öldürmedir. Silâh veya benzerî olmayan bir cisimle olan öldürmeye Ebû Hanîfe Şibh-i Amd, yâni kas­den olana benzeyen öldürme demiştir. Ebû Yûsuf, Muham-m e d ve Şafiî ise; Katil büyük bir taş veya büyük bir ağaç vurmak suretiyle öldürürse, bu öldürme kasden öldürme sayılır. Ge­nellikle öldürücü olmayan bir cisimle dövmek niyetiyle vururken öl­dürürse bu öldürme Şibh-i Amd, yâni kasden olana benzeyen Öldür­me çeşitidir, demişlerdir.[22][22]

5- Şibh-İ Amd  (Yâni Kasıtlı Gibi Olan Öldürme) Diyeti, Muğallaza (Yâni Ağırlaştırmış) Tır, Babı

Bu bâbta rivayet olunan hadislerin tercemesine geçmeden önce ğu hususu belirtmekte fayda görüyorum:

Bundan önceki babın hadîslerinin izahım yaparken diyet duru­mu bakımından öldürme çeşitlerinin üç olduğunu ve bunlara Amden öldürme yâni kasden öldürme, Şibh-i Amd öldürme, yâni kasden ola­na benzeyen öldürme, Hatâen öldürme, yâni kasıd olmadığı gibi bu­na benzer sayılan çeşitin dışında kalan, öldürme isimlerinin verildi­ğini belirtmiştim. Ayrıca bu çeşitlerin âlimlerce yapılan tariflerine de işaret etmiştim.

Bu üç çeşidin özlü tarifini tekrarlayayım : Amden öldürme, silâh­la olan veya bilenmiş sopa gibi silâh hükmünde görülen bir cisimle işlenen katil olayıdır. Ebû H a n î fe. böyle tarif etmiştir. Ebû Yûsuf, Muhammed ve Şafii ise: Büyük taş veya bü­yük bir ağaç parçası vurmak suretiyle olan öldürme olayı da Amden öldürme türüne girer, demişlerdir.

Şibh-i amd Öldürme ise bu üç imama göre, genellikle öldürücü olmayan bir cisimle dövmek isterken bu dövmeden meydana gelen öldürme olayıdır.   Ebû   Hanîfe   ise:   Silâh ve bunun hükmün-

de görülen cisimler dışında kalan bir cisimle olan Öldürme olayıdır, demiştir.

Bu nevi öldürme Amden öldürme ile hatâen Öldürme arasında kalan üçüncü bir nevî sayılır. Mâlik bu nevi kabul etmiyor. Amden öldürme ile hatâen öldürme dışında bir öldürme çeşidi yok­tur, diyor.

Bu üçüncü nevi öldürmenin varlığına hükmeden âlimler buna şu ismi de verirler: Şibh-i amd olan hatâen öldürme (yâni kasden öldürmeye benzeyen ve fakat hatâen olan öldürme).

Hatâen öldürme nevi ile ilgili bilgi bundan sonra gelen bâbta verilecektir. Amden öldürme diyeti hakkındaki bilgi ise bundan ön­ceki bâbta verilmiştir. Şimdi burada bu iki nevin bir nevi karışımı gibi olan Şibh-i amd öldürmenin diyetini beyân eden hadisleri terce-me edelim.

2627) Abdullah bin Amr {bin el-Âs) (Rodtyallâhü anhümâ)\\m\ ri­vayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeHcrn) şöyle buyur­muştur:

«Kasden öldürmeye benzeyen hatâen (yanlışlıkla) Öldürme ola­yının maktulü, kamçı ve sopa ile öldürülen kimsedir. (Bunun diyeti), kırk tanesi hâmile olan yüz devedir.»

Müellifimiz bu hadisin bir mislini ikinci bir senedle de Abdullah bin Amr'den merfû olarak rivayet etmiştir."

2628) (Abdullah) bin Ömer (Radiyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke fetih günü Ka­be merdiveni üzerinde ayağa kalkarak Allah'a hamu" ve sena ettik­ten sonra şöyle buyurdu;

«Hamd (Mekke'nin fethine dâir) va'dini yerine getiren, kuluna — Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e— yardım eden ve düşman topluluklarım yenilgiye yalnızca uğratan Allah'a mahsus­tur. Bilmiş olunuz ki: (Kasden işlenene benzeyen) hatâen öldürme olayı maktulü, kamçı ve sopa ile öldürülen kimsedir. Bunun diyeti yüz devedir. Develerin kırk tanesi karınlarında yavruları bulunan haîifa (hâmile) develerdir. Bilmiş olunuz ki ı Câhüiyet devrinde if­tihar vesilesi edilen her şey ve bütün kan dâvaları şu iki ayağımın altındadır, (yâni bâtıldır, düşmüştür). Ancak olagelen Kâ'be siçtâne-si (hizmet ve bakımı) ve hacı sıkayesi (sulaması) bu hükmün dışın­dadır. Bilmiş olunuz ki: Bu iki işi evvelce olduğu gibi ellerinde bu­lunanlara vermeyi onaylıyorum.»"[24][24]

Hadîsten Çıkarılan Hükümler

1. Öldürme çeşitlerinden birisi de Şibh-i amd, yâni taammüden ve kasden öldürmeye benzeyen bir öldürme nevidir. Yukarda da işa­ret ettiğim gibi Mâlik, bu nevî öldürme çeşi iinin Kur*an-i Ke-rîm'de bulunmadığım, bu nedenle öldürmenin taammüden ve hatâen olmak üzere iki türden ibaret olduğunu söylemiştir.

2. Kamçı ve sopa ile meydâna gelen öldürme olayı Şibh-i amd nevindendir. Bu hükümle ilgili ilmî görüşlerin özetleri şunlardır:

a) Hanefiler'e göre, silâh ve onun hükmünde olan ci­simler dışında kalan bir şeyle döverken ve öldürme niyeti değil de dövme niyeti taşırken meydana gelen öldürme olayıdır. Vurulan ci­sim, ister ekseriyetle tehlike arz eden büyük taş ve büyük sopa gibi bir şey olsun, ister ekseriyetle tehlike arz etmeyen küçük taş ve küçücük sopa gibi bir şey olsun fark etmez.

b) Şâfiîler, Hanbelîler ve Hanefîler' den Ebû Yûsuf ile Muhammed'e göre ekseriyetle, tehlike arz etmeyen küçük taş gibi bir cisimle dövmek isterken ve ard arda darbeler olmaksızın meydana gelen öldürmedir. Ama derbeler ard arda olursa, bu şekilde meydana gelen öldürme teammüden ve kas­den öldürme nevine girer. Zayıf bir kavle göre yine Şibh-i amd sa­yılır.

c) Bu nevi öldürme kısmının, varlığını kabul etmeyen Mâli-kiler ise: Küçük taş ve küçük sopa ile meydana gelen öldürme teammüden olan öldürme nevine girer, demişlerdir.

3. Şibh-i amd, yâni kasden olan öldürmeye benzeyen öldürme diyeti Muğallaza, yâni ağırlaştırılmış diyettir. Çünkü ödenen 100 de­venin 40 adedinin hâmile olması şartı koşulmuştur.[26][26]

6- (Bîr Mü'mînî)   Hatâen   (Yanlışlıkla) Öldürme Diyeti, Babı[28][28] buyruğu, bunun hakkındadır. İbn-i Abbâs dedi ki: Âyette sözü edi­lenler diyet almakla (zenginleştiler.)"[30][30]

Dört Mezheb  Âlimlerinin Hatâen Öldürme Diyetine Dâir Görüşleri

1. Hanefiler    ile    Han be li ler'e    göre hatâen, yâ­ni yanlışlıkla öldürme diyeti yüz devedir. Develerin yaş ve cinsiye­ti şöyledir : İki, üç, dört ve beş yaşlarına basmış yirmişer adet dişi ve   iki   yaşına   basmış   yirmi   adet  erkek  devedir.   Delilleri   ise  2631 nolu    İbn-i    Mes'ud     (Radıyallâhü anh)'m hadisidir.    İ b n-i M e s'û d ' un    görüşü de böyledir.

2. Şâfiiler    ile    M â 1 i k i 1 e r'e    göre bu diyet birinci grubun belirttiği develerdir. Şu farkla ki, ödenecek yirmi erkek de­venin iki yaş değil de üç yaşma girmiş olması gereklidir.    E 1 - L e y s bin    S a ' d ' m    görüşü de budur.    Sindi,    Nesâi' nin    ha­şiyesinde Şerhü's-Sünne'den naklen şu bilgiyi verir :    Şafii1 nin iki yaşındaki erkek deve yerine üç yaşındaki erkek devenin öden­mesine hükmetmesinin sebebi şudur:    İbn-i    Mes'ûd'un    bu hadîsinin râvilerinden    Hışf    bin    Mâlik    meçhuldür. Bun­dan başka hadisi yoktur.    H a y b e r    maktulleri için Resûl-i Ek­rem   (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in  zekât develerinden  diyet  ödedi­ği rivayet olunmuştur. Zekât olarak ödenen deve yaşlan içinde iki yaşma basmış erkek deve yoktur, iki yaşma girmiş dişi deve bulun­madığı zaman, onun yerine üç yaşma basmış erkek- devenin zekât olarak ödenmesi caizdir.

İbn-i    Mes'ûd'un    bu hadisine âit senedde    H a c c â c bin    E r t â t    isminde zayıf râvi de mevcuttur.

Dört  mezheb âlimlerinin  görüşüne  göre  hatâen öldürme  diye­ti katilin yakınları tarafından ödenir ve bu diyet hafif bir diyettir.[32][32]

7- Diyet,  Âkile   (Katilin  Yakınları)   Üzerine  (Vâcib)Dir. Eğer Âkile Yok İse Diyet Beytü'l-Mal (Devlet Hazînesi)  İçinde(N Ödenmesi Lâzımıdır, Bâbî

Âkile: Âkil'in çoğuludur. Âkil, diyeti ödeyene denilir. Akl da diyet manasınadır. Diyet kelimesini daha önce açıklamıştım.Tekrar söyleyeyim: Diyet ise kan bahası olarak ödenen tazminata deni­lir. Akl kelimesinin lügat mânâsı deveyi bağlamaktır. Diyet deve­lerini ödeyenler bu develeri maktulün mirasçılarının evleri önüne getirip bağladıkları için diyete Akl denilmiş ve bunu ödeyene Âkil denilmiştir. Ödeyenler birden fazla kişiler olduğu için de bunlara çoğul mânâsını ifâde eden Âkile ismi verilmiştir. Diyetin aslı deve­lerden ödenir. Şayet develerin değeri olan altın veya gümüş olarak ödenirse buna da Akl denilmiştir, ödeyenlere de Âkile denilmiştir. Âkile katilin baba tarafından olan yakınlarıdır. Ayrıntılı bilgi bu bâbtaki hadîslerin izahı esnasında verilecektir. Hadîsleri terceme ederken diyeti ödeyenleri Âkile ismi ile ifâde edeceğim.

2633) El-Muğîre bin Şu'be[34][34] (Radtyallâhü anh)'-den. rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurdu, demiştir :

-Mirasçısı olamayan (nıüslüman)ın mirasçısı benim. (Yâni ma­lım beytü'1-mala korum). Onun diyetini Öderim ve ona mirasçı olurum. Dayı, mirasçısı olmayan (yeğenin) in mîrasçısıdır. Onun yerine diyet öder ve onun mirasını alır.»"[36][36]

8- Maktulün Velisi İle Kîsâs Veya Diyet Arasına Giren  (Yânî Ona Manî Olan)  Kimse (Hakkında Gelen Hadis) Babı

2635) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre; Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurmuştur:

«Kim nasıl olduğu belirsiz bir karışıklık içinde veya yakutlarını savunma esnasında bir taş veya bir kamçı ya da bir sopa ile (öldürme kasdı olmaksızın) öldürürse o kimse üzerine hatâen (yanlışlıkla) öl­dürme diyeti (vâcib) dir. Kim (bu ortamda) kasden öldürürse bu (öldürme) kısasta sebebidir. Kim de katil ile kısas araşma girer (yâ­ni katilin öldürülmesine engel olur) ise, Allah'ın, meleklerin ve bü­tün insanların laneti o kimse üzerine olsun (veya üzerinedir). O kimseden ne tevbe kabul olunur, ne de fidye (veya o kimsenin ne nafile ibâdeti ne de farz ibâdeti kabul olunur.»)"[38][38]

9- Hakkında Kısas (Misilleme) Olmayan (Yaralamalar) Babı

2636) Câriye (bin Zafar)[40][40]

İzahı

Bu babın iki hadisi de Zevâid türündendir.

Bu kitâbm 3. babında rivayet olunan 2623 ve 2624 nolu hadis­lerin terceme ve izahında belirtildiği gibi bir mü'mini kasden öldüren kimsenin kısas olarak, yâni misilleme olarak öldürülmesi gerekir. Ancak maktulün velileri katili bağışlayabilirler veya maktulü diyet1: karşılığı serbest bırakabilirler. Keza bir mü'minin el, göz ve diş gibi  organlarım yok eden, kesen, koparan kimse de bir cinayet işlemişolur ve misilleme olmak üzere bu organının kesilmesi, koparılmasımeşru kılınmıştır. Ancak bu cezanın uygulanabilmesi için fıkıh kitablarında belirtilen bâzı şartların gerçekleşmesi aranır. Bu nevî zulüme uğrayan kimse dilerse hasmını diyet karşılığı veya karşılıksızbağışlayabilir.

Gerek bir organı kesmek ve gerekse yaralamak suçlarının cezâ-, sı bazen kısas, yâni misilleme olmaz da tazminat olur. Çünkü her v yaralama veya organ kesmeye karşılık verilecek kısas cezasının su-:. ça tıpa tıp uyması güç olabilir. Örneğin bu babın hadislerinde sözü ,   edilen ve Me'mûme ismi verilen kafa yarası. Böyle yaralamada kafa ;. kırılarak yara beyin zarına ulaşmıştır.    Bu suçu işleyene misilleme yapmak onun kafasını ayni şekil ve ölçüler içinde yaralamaktır. Bu­nun güçlüğü apaçıktır, îşte bu gibi yaralamalarda kısas cezası yok­tur. Ancak diyet ve hükümet ismi verilen tazminat cezası uygulanır. Hangi durumda kısas ve hangi durumda diyet veya hükümet deni­len tazminat cezası verileceği hadîslerde ve fıkıh kitablannda an­latılmıştır. Biz bunlardan sadece sünenimizde rivayet olunan hadîs­lerde beyân edilen yaralamalar ve organ kesmelerle ilgili hüküm­leri açıklamakla yetineceğiz. Çünkü bütün yaralamalarla ilgili bil­gi çok uzun sürer.

Bu babın ilk hadisinde geçen Saîd, insan kolunun parmak uçla-rından dirseğe kadar olan kısmına denilir. Hadîste sözü edilen ada­mın kolu bilek ile dirsek arasında kalan bir yerinden kılıçla kesil-1 diği için kendisi hasmının kolunun da ayni şekilde kesilmesini ve ' böylece kısas hükmünün uygulanmasını istemiş. Fakat Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)  bu isteği kabul etmeyerek diyet öden­mesine hükmetmiştir.    S i n d î' nin   dediği gibi    Resûl-i Ekrem ,  (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in burda kısas hükmünü uygulamama­sının sebebi hakkında şöyle denilmiştir: Kemik mafsaldan başka bir yerinden kesildiği zaman buna karşılık, kısas olarak hasmın kemi­ğini ayni Ölçüde kesmek mümkün değildir.[42][42]

10-  (Başkasını)  Yaralayan Kişi Kısas  (Misilleme)  Olması Cezasi Yerine Fidye (Tazminat) Verir, Babı

2638) Âîşe (Radıyallâhü anhây'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Cehm bin Huzey-fe[44][44]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiş­lerdir.   H a t t â b i,   el-Maâlim'de şöyle demiştir:[46][46]

11- Ceninin Diyeti Babı

Cenin: Kadının rahminde bulunan haml'e denilir. Hamil, kadı­nın karnında gizli olduğu için ona Arap dilinde gizlenmiş şey mânâ­sını ifâde eden Cenin ismi verilmiştir. Kadının rahminden diri ola­rak çıkan cenine Veled ismi verilir. Şayet ölü olarak çıkarsa ona Sıkt ismi verilir. Türkçemizde Sıkt'in karşılığı Düşük'tür. Sıkt'a cenin de denilir.

2639) Ebû Htüreyre (Radıyallâhü atıfı)'(\er\ rivayet edildiğine göre; Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cenin Cin tazminatı) hakkında bir ğurre ile hükmetti. Ğurre, köle veya câriyedir. Aley­hinde (yâni ğurre ödemesine) hüküm verilen adam (kafiyeli, seci'lî cümlelerle : Yâ Resûlallah) Henüz içmeyen, yemeyen, bağırmayan, doğarken ses vermeyen cenîn için diyet verecek miyiz. Halbuki bu­nun misli hederdir (öcü alınmaz)? dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem} :

Şüphesiz bu adam (kafiyeli cümleler sıralayarak) bir şâirin sö-ZÜ ile hükmediyor. Cenîn (in diyeti) bir ğurredir; Bir köle veya bir câriye- buyurdu."

2640) El-Misver bin Mahrama (Radıyallâhü anhyden: Şöyle de­miştir :

Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh), kadının karnından dar­be yemekle Ölü cenîn düşürmesi (tazminatı) hakkında sahâbîlere danıştı. Bunun üzerine el-Müğîre bin Şu'be  (Radıyallâhü anh) :

Ben, Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem}'in bunun hakkın­da bir ğurre (yâni) bir köle veya bir câriye (tazminat) ile hükmet­tiğine şah id oldum, dedi. Ömer (el-Müğîre'ye) :

Seninle beraber (bu hükme) şâhidlik edecek bir sahâbî getir, dedi. Sonra Muhammed bin Mesleme (Radıyallâhü anh) de el-Mü­ğîre ile beraber (bu hükme) şâhid olduğunu söyledi."

2641) Ömer bin el-Hattâb (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Kendisi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu mesele­de, yâni cenin (in diyeti) hakkındaki hükmünü sahâbîlere sordu. Bu­nun üzerine Hami bin Mâlik bin en-Nâbiğa ayağa kalkarak : Ben iki  karımın arasında idim. Bunlardan birisi diğerini bir çadır direğiy-le dövüp öldürdü ve ceninini (yâni karnındaki bebeğini) de öldür-cjü. Eesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cenîn (in tazminatı) hakkında ğurre olan bir kölenin ödenmesine ve Öldürülen kadına karşılık katile kadının öldürülmesine hükmetti."[48][48]

Hadîslerin Fıkıh Yönü

1. Bir kimse, gebe bir kadının karnına bir şey vurmak sure­tiyle veya başka bir şekilde kadının çocuk düşürmesine sebebiyetverirse ceninin diyeti olarak mirasçılarına bir köle veya bir câriye verilmesi gereklidir. Katil veya yakınları köle ve cariyeden birisini seçmekte serbesttir. Hangisini arzu ederlerse onu verirler.

2. Bir kimse gebe bir kadını dövüp onu ve karnındaki bebeği öldürdüğü takdirde bebek diyeti olarak mirasçılarına bir köle veya bir câriye verilir. Katil kısas olarak öldürülür.

Ömer (Radıyallâhü anh)'in M ü ğ î r e (Radıyallâhü anh)1-den ikinci bir şâhid istemesiyle ilgili olarak şöyle denilmiştir : Ö m e r , bir şahsın hadis rivâyetiyle yetinmiyordu, bir dini mes'elenin halledil­mesine esâs olacak bir hadîsin en az iki sahâbi tarafından rivayet edil­mesini araştırıyordu. Diğer bir kavle göre. Ömer (Radıyalîâhü anh) ceninin diyetinin bir köle veya bir câriye olduğuna dâir hük­mü M ü ğ î r e' den duyunca bu hüküm diyetler hakkındaki bil­gilerine uymadığı için Ömer hükmün pekişmesi için başka şâ­hid istemiştir. Yoksa sanıldığı gibi Ömer, bir sahâbinin riva­yetini red etmek için böyle dememiştir.[50][50]

12- Diyete Vâris Olmak Babı

îki   Râvînin  Hâl Tercemesi

İkinci hadisin râvlsi Misver bin Mahrama (R.A.), Abdurrahman bin Avf (R.A.)'m kız kardeşinin oğludur. 22 aded hadîsi vardır. Buhârî İle Müslim onun İki hadîsini ittifakla, Buhârî dört hadisini ve Müslim bir hadisini münferiden ri­vayet etmişlerdir. Râvleri Ali bin el-Hüseyn, Urve ve bir cemaattır. (Hülâsa : 377)

2642) Saîd bin el-Müseyyeb'den rivayet edildiğine yöre:  Ömer  (hin eî-Hattâb) (RadıyaUâhü anlı) :

Diyet âkile'nin (yâni maktulün baba tarafından olan yakınları­nın) hakkıdır ve kadın (öldürülen) kocasının diyeti (kan bahası) n-dan hiç bir şeye vâris olmaz, diyordu. Nihayet ed-Dahhâk bin Süf-yân (Radıyallâhü anh) :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SelIemVin, Eşyem ed-Dıbâbi'-nin karısını kocasının diyetine mirasçı kıldığını Ömer'e yazdı. (Bunun üzerine Ömer görüşünden dönüş yaptı.)"

2643) Ubâde bin es-Sâmıt (Radıyallâhü anh)'<\en rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hami bin Mâlik el-Hü-aselî el-Lihyânî'yi kuması tarafından öldürülen karısına mirasçı kıldı."[52][52]

Hadiste ismi geçen E ş y e m (Radıyallâhü anh)'in hatâen, yâni yanlışlıkla öldürüldüğü M â 1 i k' in rivayetinde î b n - i Ş i h â b tarafından belirtilmiştir. Bu sahâbinin mensup olduğu Dı-bab ,   K û f e ' de   bir kalenin ismidir.

Ubâde (Radıyaîlâhü anh)'m hadîsinde ismi geçen Hami bin M â-1 i k (Radıyallâhü anh)'in bir karısının diğer karısını öldürdüğü 2641 nolu hadîste de belirtilmişti. Bu kadınlardan birisinin isminin M ü 1 e y k e , diğerinin Ümmü Gutayf olduğu îbn-i Abbâs tarafından belirtilmiştir. Bu ilâve î b n - i Ab-bâs'ın    Ebû    Davud'un    ettiği rivayette mevcuttur.[54][54]

İzahı

Zevâid sahibi bu hadisi Zevâid türünden saymıştır. N e s â i de bu hadisin benzerini yine Amr bin Şuayb'in dedesin­den ve merfû olarak rivayet etmiştir.

Bu hadîse göre bir hristiyan veya bir yahûdînin kan bahası ve­ya bir organın diyeti bir müslümamn kan bahasının yarısı kadardır. Bir müslümamn kan bahasının ne kadar olduğu bu kitabın 4, 5 ve 6. bâblannda beyân edilmiştir.

Vücûd organlarının diyetine dâir bilgiler de bunun akabinde ge­len bâblarda beyân edilmektedir.[56][56]

14- Katil  (Maktula)  Vâris Olmaz, Babı

2645) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den  rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Selîem) :

«Kati! (öldürdüğü yakınının malına) vâris olmaz» buyurmuştur."

2646) Amr bin Şuayb'den rivayet edildiğine göre :

Müdlic oğullarından Ebû Katâde denilen bir adam oğlunu öldür­dü. Ömer (Radıyallâhü anh) kendisinden otuz hikka (beş yaşına basmış dişi deve), otuz cezaa (dört yaşına basmış dişi deve) ve kırk hahfa (hâmile deve) olmak üzere yüz deve aldı. Sonra:

Maktulün erkek kardeşi nerdedir? Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim buyurdu ki:

«Kâtü'e   (maktulün malına)   vâris olma hakkı yoktur,» dedi."

Not :    Bu hadîsin seneaınin hasen olduğu  Zevâid'de belirtilmiştir.[58][58]

Evlâdını Öldüren Baba Kısas, Misilleme Olarak Öldürülür Mü ?

1. Hanefiler,    Şâfiiler    ve    Hanbeiiler:    Adam, oğlunu öldürdüğü gerekçesiyle kısas edilmez. Çünkü Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem : «Baba, veledini (çocuğunu) öldürdüğü ge­rekçesiyle kısas edilmez» buyurmuştur. Bu, meşhur bir hadistir. İs­lâm ümmeti bu hadisle amel etmiştir. Şu halde bu hadis kısas âye­tinin hükmünü hususîleştirmiş olur.    Ömer    (Radıyallâhü anh) da  oğlunu  öldüren kimse aleyhinde diyetle hükmetmiş  ve  hiç  bir sahâbi bu hükme karşı çıkmamıştır, derler.

2. M â 1 i k İ 1 e r    ise : Baba oğlunu öldürdüğü için kısas edil­mez. Ancak oğlunu yere yatırıp boğazlarsa veya aç ve susuz olarak bir yere hapsedip ölümüne sebebiyet verirse, o zaman kısas edilir. Yâni öldürülür. Şayet baba öldürme kasdı olmaksızın oğluna büyük bir taş atsa veya sopa ile dövse ve oğlu bu darbelerden ölse, baba kısas edilmez. Hülâsa baba öldürme kasdını taşıyor idi ise teammü-den öldürdüğünde kısas edilir. Öldürme kasdı yok ise kısas edilmez, demişlerdir.[60][60]

İzahı

Bu babın ilk hadîsini Ebû Dav û d ve Nesâi de ri­vayet etmişlerdir. Câbir (Radıyallâhü anh) in hadîsi ise yine Ebû    Dâvûd    tarafından da rivayet edilmiştir.

Bu hadislerde geçen Asaba kelimesini biraz daha açıklayalım :

Farâiz kitabında görüleceği üzere mirasçılar asaba ve Zevi'l-Furûd, diye iki kısma ayrılır. Kur'ân-i Kerim'de belirli bir payı takdir ve tâyin edilmiş bulunan mirasçılara Zevi'l-Furûd denilir. Böyle be­lirli bir payı olmayıp da paylardan artanı alan ve Zevi'I-Furüd'dan kimse bulunmadığı takdirde ölünün terekesinin tamamını alan mi­rasçılara da Asaba denilir.

Âkile kelimesi bu bâblarda sık sık geçmektedir. Bu kelime ile il­gili geniş bilgi bu kitabın 7. babında verilmiştir. Orada beyân edil­diği gibi âlimler kişinin usûl ve furûunu, yâni babasını, baba baba­sını, oğullarını ve torunlarını Âkilesi kavramının dışında tutmuş­lardır. Burdaki iki hadis de kişinin babası ile dedesi, evlâdı ve eşi­nin Âkile'den sayılmıyacağına delâlet ederler.[62][62]

16- Diş Hakkında Kısas  (Mîsîlleme) Babı

2649) Enes (bin Mâlik) (Radtyallâhü anh)'den; .Şöyle demiştir: Enes'in (yâni kendisinin) halası er-Rubeyyi'  (Radıyallâhü anhâ) (bir kere) bir cariyenin ön dişini kırdı. Rubeyyi'in yakınları   (karşı taraftan)  afıv dilediler.  Fakat cariyenin  adamları   (afıv etmekten) imtina ettiler. Bunun üzerine Rubeyyi'in yakınları dişin tazminatını ödemeyi onlara teklif ettiler.   Onlar bunu da kabul etmeyerek Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e vardılar. Resûl-i Ekrem (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) de kısasın uygulanmasını emretti.  (Rubey­yi'in kardeşi) Enes bin en-Nadr  (Radıyallâhü anh) :

Yâ Resûlallah er-Rubeyyi'in ön dişi (misilleme olarak) kırılacak (mı?) Seni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim (ve Al­lah'ın yardımını umarak derim) ki er-Rubeyyi'in dişi kınlmıyacakür, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de :

«Yâ Enes (bin en-Nadr) Allah'ın farz kıldığı hüküm kısastır,» buyurdu.

Hâvi demiştir ki: (Enes'in umutlu yemininden) sonra cariyenin adamları (diyete) razı oldular ve (er-Rubeyyi'i kısas cezasından) afıv ettiler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz, Allah'ın kullarından öyle kişi vardır ki, Allah'a ye­min etse Allah onun yeminini yerine getirir» buyurdu."[64][64]

17- Dişlerin Diyeti Babı

2650) (Abdullah) hin Abbâs (RadiyaUâhü an hü mâ y dan rivayet edil­diğine göre:   Resûlullah (Sallalhıhü Aleyhi ve Sellenı)  şöyle buyurmuştur:

«Dişler (diyet mikdan bakımından) eşittir. Seniyye  (denilen ön) diş ve dırs  (denilen diğer dişler)  eşittir.»"

2651) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhii atıhünıâ)\\nn rivayet edil­diğine göre :                                                                                   

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dişin diyetinin beş de­ve olduğuna hükmetti."

Not:    Bu hadisin senedinin sahih olduğu,  Zevâid'de belirtilmiştir.[66][66]

18- Parmakların Diyetinin Babı

2652) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dax\ rivayet edil­diğine s«re :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Şu ve şu» yâni küçük parmak, yüzük parmağı ve baş parmak (diyet mikdarı bakımından) «eşittir» buyurmuştur."

2653) Amr bin Şuayb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As) (Ra-dıyaltâhü atthüın)'(\en rivayet edildiğine £Öre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi vr Sellem)  şöyir buyurmuştur :

«Parmakların hepsi (diyet mikdarı bakımından) eşittir. Bunlar­da onar deve  (diyeti) vardır.»"

Not :    Bunun senedinin hasen olduğu, Zevâid'de bildirilmiştir.

2654) Ebû Mûs;ı el-Eş'arî (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine fîöre;  Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Parmaklar (diyet mikdarı bakımından)  eşittir» buyurmuştur."[68][68]

19- Mudıha  (Yâni Kemiğe Varan Baş Ve Yüzdeki Yaranın Diyeti)  Babı

2655) Anır hin Şııayb'in dedesi  (Abdullah bin Amr bin el-Âs)   (Radtvaltâhü (whünı)'(\en rivayet edildiğine <*Öre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi vr Selimi)  şöyle buyurmuştur :

«Mevâdih (kemiğe dayanan baş ve yüzdeki yaralar) da beşer de­ve  (diyet)  vardır.»"  [70][70]                                            

20- Bir Kimse Bir Adamı(n Elini)  Isırır, Âdâm Da: Elini (Onun Ağzından Hızla) Çeker Ve (Bu Isırır Ön Dişleri Düşer. Bâbî

2656) tlmeyye oğulları Ya'lâ ve Seleme (Radıyaltâhü anlıümu )\hın rivayet edildiğine göre şöyle demişlerdir :

Biz Tebûk savaşında Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber yola çıktık. Bizim beraberimizde bir arkadaşımız da var­dı. Biz yolda iken arkadaşımız ile diğer bir adam döğüştüler. Ya'lâ demiştir ki: Adam, (döğüştüğü) arkadaşının elini ısırdı. Arkadaşı da elini onun ağzından (hızla) çekti ve adamın Ön dişini düşürdü. Adam, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'in yanına vararak (düşürülen) ön dişinin diyetini istedi. Bunun üzerine Resulullah (Sal-lalîâhü Aleyhi ve Sellem) :

«Biriniz (din) kardeşine yönelerek erkek devenin ısırması gibi onu ısırır, sonra gelip (düşen dişine) diyet ister. Düşürülen dişe di­yet yoktur,» buyurdu. Ya'lâ demiştir ki: Resulullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) (dâvayı red ederek) dişin diyetinin bâtıl olduğuna hük­metti."

2657) İmrân bin  Husayn   (RadıyaUâhü  anfı)'(\en rivayet  edildiğine

Bir adam (başka) bir adamın kolunu ısırdı. Işınlan adam da ko­lunu (hızla) çekti de ısıranın ön dişi düştü. Dâva Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'e intikal ettirildi. Peygamber (Sallallahü ASeyhi ve Sellem) dişin diyetinin bâtıl olduğuna hükmetti ve:

-Biriniz erkek devenin dişleriyle sert yem yediği gibi (din kar­deşinin kolunu) çatır çatır yiyer (ısırır), (ısıranın düşen dişinin di­yeti yoktur), buyurdu."[72][72]

21- Hiç Bir Müslüman Her Hangi Bir Kâfir (i Öldürmesi)   Karşılığı  Olarak   (Yâni  Kısas

Olarak)  Öldürülmez, Babı

2658) Ebû Cühayfe (Veheb bin Abdillah es-Suvâî)[74][74]

İzahı

Ebû Cühayfe (Radıyaîlâhü anh) 'm hadisini B u h â r i, Tirmizî, Nesâî ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Amr   bin    Şuayb'in    dedesinin hadisini    T i r m i z i,    Ebû

Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. ! b n-i Ab­bâs (Radıyaîlâhü anh}'in hadisinin başkaca kim tarafından riva­yet edildiğini tesbit edemedim.

İlk hadiste Ebû Cühayfe (Radıyaîlâhü anh), A 1 i (Radıyaîlâhü anh)'a soru tevcih ederken «Sizin yanınızda» diye hi­tap etmekle çoğul zamirini kullanmıştır. Çoğul zamirini saygı mak­sadıyla kullandığı muhtemel olduğu gibi bununla Ehl-i Beyti kasdet-miş olması ihtimali de vardır. Yâni sahâbilerin bilmediği ve yalnız Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in Ehl-i Beyti olan A 1 i (Radıyalîâhü anh) ile Fatma ve çocuklarının bildiği vahya da­yalı yazılı bir bilginin bulunup bulunmadığı sorulmuş olur. H z. A1İ, Ehl-i Beyt'in reisi olduğu için bu soru kendisine yö­neltilmiştir.

Ebû Cühayfe (Radıyaîlâhü anh)'m bu soruyu sorması­nın sebebine gelince, Tuhfe yazarı bu hususta şöyle der:

"Şiiler1 den bir cemaat : Ehl-i Beyt'in ve özellikle A 1 i' -nin yanında vahye dayalı bâzı bilgiler vardır ki Resûl-i Ekrem (Aley­hi's-salâtü ve's-selâml'in bu bilgileri birer sır olarak onlara vermiş ve onlardan başkası bu bilgilerden haberdar olmamıştır, diye iddia­da bulunuyorlardı. Bu iddiada gerçek payının bulunup bulunmadı­ğını Öğrenmek için Kays bin Ubâde ve el-Eşter e n - N a h a i' nin de H z . A 1 i' ye bu soruyu sorduklarını ve burdaki cevâbın benzerini aldıklarını Nesâi ve Ebû Dâ­vûd    rivayet etmişlerdir."

Hz, Ali (Radıyaîlâhü anh), verdiği cevapta bu iddiayı red­deder ve şunu demek ister: Herkesin yanında yazılı olarak bulu­nan Kur'an-ı Kerim'den başka bizim yanımızda gizli bir şey yoktur. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) irşâd ve tebliğ hizmetini umuma açık olarak yapmıştır. Sahâbiler arasında ilmi açıdan bulu­nan farklılık Kur'an-ı Kerim'den hükümler çıkarma istidad ve kabi­liyet derecesinin değişikliğinden ibarettir. Kur'an-ı Kerim'in âyetleri­ni mütalâa ve mânâlarım düşünme kudreti verilen kişilere ilimlerin kapılan açılır ve Allah'ın yardım ve lütfü ile başkalarının elde ede­mediği bilgileri edinirler. A 1 i (Radıyaîlâhü anh), yanındaki sa-hifeye işaretle bundaki bilgilerin başka sahâbilerin yanında bulun­mayabildiğim belirtmek ister. Yanındaki sahifede diyetlere âit hü­kümlerin ve bir kâfiri öldüren müslüman hakkında kısas hükmü­nün uygulanmayacağı emrinin bulunduğunu   beyân eder.

Hadîsin : «Bir kâfiri öldüren müslüman hakkında kısas hükmü­nün uygulanmamasına» âit cümlenin izahı bölümünde   Kadı   I y â zözetle: Bu hüküm umûmidir. Kâfir kişi, harbî yâni mal ve can em­niyeti verilmemiş ve düşman görülen gayri müslim olsun, ister zim-mî yâni mal ve can emniyeti verilmiş elçi ve vatandaşlık hakkı ta­nınmış gayri müslim olsun bunu öldüren bir mü'min hakkında kı­sas hükmü uygulanmaz. Ömer, Osman, Ali ve Zeyd bin Sabit (Allah cümlesinden razı olsun) böyle hükmetmiş­lerdir. Ata, İkrime, el-Hasan, Ömer bin A b -dilazîz, Sevri, Evzâî, Mâlik, Şafiî, Ahmed ve   İ s h â k   da böyle demişlerdir.

Nahaî, Sabi ve Ebû Hanîfe' nin arkadaşları ise: Bir mü'min zimmî (Cizye vergisini ödemek karşılığı vatandaşlık hakkı verilen) olan bir gayri müslimi kasden öldürürse kısas hük­mü uygulanır. Bu mesele hadîsin umumî hükmünün dışında tutu­lur, demişler ve dayanakları olan bir hadîsi delil göstermişlerdir. An­cak bunların gösterdikleri delil münkati bir hadîstir, diye bilgi vermiştir.    Kadı   Iyâz'ın    sözü burada bitti.

H a t t â b i ve Avnü'I-Mabûd yazarının konuya ilişkin ver­dikleri bilgiyi aktarmadan önce kâfirlerin nevileri olan Zimmî, Har­bi ve Müstemen ile Zû Ahd hakkında kısa bilgi verip izahta bu te­rimleri kullanmayı uygun buldum.

Zimmî: Cizye ismi verilen vergiyi ödemeyi kabullenen ve İslâm memleketinde oturup yerleşmesine izin verilen gayri müslimlere de­nilir. Başka bir deyimle vatandaşlık hakkı verilen gayri müslimler-dir, denilebilir. Bugün memleketimizde oturan hristiyanlar gibi.

Müstemen: Mal ve can emniyeti verilen ve vatandaş olamayan yabancı gayri müslimlere denilir. Elçiler bu neviden sayılır.

Zû Ahd = Ahid sahibi: ise müslümanlarla kendileri arasında andlaşma yapılan ve andlaşmaya aykırı harekette bulunmayan ya­bancı gayri müsîimlerdir.

Harbî j Yukarda saydığımızın dışında kalan gayri müslimlere de­nilir. Bunlara bu ismin verilmesinin sebebi ise müslümanlar ya bun­larla savaş halindedir veya savaşmak için hazırlanmaktadır.

Bu bâbta geçen hadîslerde meâlen:

"Hiç bir mü'min hiç bir kâfiri öldürmesi sebebiyle Ckısâs olarak) öldürülmez" buyuru 1 muştur.

H a 11 â b î : Bu cümle apaçık delâlet ediyor ki, müslüman ki­şi hiç bir kâfire bedel olarak öldürülmez.    Müslümanın öldürdüğükâfir zimmî olsun müstemen olsun başka neviden olsun fark etmez, demiştir.

Avnü'I-Mabûd yazan da özetle şu bilgiyi verir:

"Bu hadîs, bir kâfiri öldürdüğü için bir müslümanın kısas edil­meyeceğine delildir. Öldürülen kâfir harbi ise bu hüküm hakkında ittifak ve icmâ vardır. Öldürülen kâfir şayet zimmî ise cumhura göre hüküm aynıdır. Fakat, Ebû Hanîfe, onun arkadaşla­rı, N a h a i ve Ş a' b i' ye göre öldürülen kâfir zimmî ise onu öldüren müslüman hakkında kısas hükmü uygulanır."

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadisinin son cümle­si Ali (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinin bâzı rivayetlerinde de mev­cuttur.

Müslüman kişi, zimmî dâhil her hangi bir kâfiri öldürdüğü za­man onun hakkında kısas hükmü uygulanmaz diyen âlimler î b n - i A b b â s' m hadisini ve onun hadîsinin benzeri olan Ali* nin hadîsinin son kısmını tercemede beyân ettiğim şekilde açıklamış­lardır. Onlara göre hadisten kasdedilen mânâ şudur: Hiç bir mü'­min her hangi bir kâfiri öldürdüğünden dolayı kısas olarak öldü­rülmez ve ahid sahibi, yâni güvence verilen bir gayri müsiim öldü­rülmez. Yâni böylesine can ve mal emniyeti verildiği için, hıyanet et­medikçe veya güven süresi bitmedikçe dokunulmamalıdır, öldürül­mesi haramdır.

Zimmi kâfiri öldüren mü'min kısas edilir, diyen Ebû Ha­nîfe, onun arkadaşları, Nahaî ve Şa'bi ise bu hadisi şöyle yorumlamışlardır:

Hadisteki kâfirden maksad harbî olan kâfirdir ve hadisin mâ­nâsı şöyledir: "Bir mü'min harbî olan bir kâfiri öldürdüğünden do­layı kısas edilmez ve ahid sahibi (yâni güvence verilen - andlaşma yapan) kâfir ahdi (süresesi) içinde (veya ahdine sadakat gösterdiği sürece), harbî olan bir kâfiri öldürdüğünden dolayı kısas olarak öl­dürülmez."

Bunlara göre hadîsten çıkan hükümler şunlardır i

1. Bir mü'min harbi bir kâfiri öldürdüğünden dolayı kısas edil­mez.

2. Zimmî veya müstemen bir kâfir, harbî bir kâfiri öldürdüğün­den dolayı kısas edilmez.

3. Hadisteki kâfir harbî kâfir anlamına yorumlandığından do­layı bir mü'min harbî olmayan bir kâfiri (meselâ bir zimmî'yi veya bir müstemeni) öldürdüğünden dolayı kısas edilir.

Birinci grubtaki âlimlere göre hadîsteki kâfir umûmi mânâda kullanılmıştır. O kâfir ister harbi olsun ister zimmî veya müstemen olsun öldürüldüğü zaman onu öldüren mü'min kısas edilmez. Ahid sahibinden maksad ise zimmi ve müstemen gibi can ve mal emni­yeti verilen kâfirlerdir. Hadis böyle güvence verilmiş bir kâfiri öl­dürmenin  yasaklığmı  ifâde eder.[76][76]

İzahı

I b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini T i r m i z i, A h m e d ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Ömer (Ra-dıyaliâhü anh)'m hadisini T i r m i z i de rivayet etmiştir. Bu iki hadisten  çıkarılan   hüküm  şudur:  Bir  baba  oğlunu  kasden  öldürmüş olsa bile onun hakkında kısas hükmü uygulanmaz. Şu halde baba, kısasa ait hükümlerin dışında tutulmuştur. B e y h a k i bu hadislerin senedlerinin zayıf olduğunu söylemiştir.' T i r m i z î de ilk hadîsin senedinde bulunan râvi İsmail bin M ü s -1 i m ' in hafızası aleyhinde bâzı âlimlerin konuştuklarını beyân et­miştir. Şafiî de : Babanın evlâdını öldürmesinden dolayı kısas edilmeyeceği hükmünü müteaddid âlimlerden işittim. Ben de bunun­la hükmediyorum, demiştir.[78][78]

23- Hür Kimse, Köle (Yi Öldürmesi)  Sebebiyle (Kısas Olarak)  Öldürülür Mü, Babı?

2663) Semüre bin Cündeb (Radıyallâhü ank)'Aen rivayet edildiğine ; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Scllevi) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim kölesini öldürürse biz (deJ o kimseyi öldürürüz ve kim kö­lesinin burnunu keserse biz  (de)   o kimsenin burnunu keseriz.»"

2664) Amr bîn Şuayb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra-dıyallâhü anhüm)\\en\ Şöyle demiştir:

Bir adam kölesini kasden ve teammüden öldürdü. Bunun üzeri­ne Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (de) o adama yüz sopa attırdı, onu bir yıl süreyle sürgün etti ve müslümanlann (hisseleri­nin) içinden onun hissesini sildi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İshâk bin Abdillah bin Ebî Ferve bulunur. Bu râvi zayıftır. Senedde İsmail bin Ayyaş da vardır.[80][80]

24- Katil (Maktulü)  Ne Şekilde Öldürmüş İse Ayni Şekilde Kısas Edilir, Babı

2665) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)\\ew rivayet edildiğine göre:

Yahudi bir adam (Ensâr'dan) bir kadının başım iki taş arasın­da ezerek onu öldürmüştü. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yahûdînin başını iki taş arasında ezdirdi (yâni bu şekilde kısas edilmesini emretti.)"

2666) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'ûen rivayet edildiğine göre:

Yahudi bir adam (Ensârdan) genç bir kadını üzerindeki gümüş ziynet eşyasına temaen (başını iki taş arasında ezmek suretiyle) öl­dürdü. (Kadın henüz can vermemiş iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna getirildi.) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kadına:

—  «Falan kişi mi seni öldürdü?» diye sordu. Kadın i

—  Hayır, diye başıyla işaret etti. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)   (başka adamın ismini söyleyerek : «Falan adam mı se­ni öldürdü,» diye) ikinci kez sordu. Kadın:

(Yine) hayır, diye başıyla işaret etti. Sonra Resûl-i Ekrem (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) (bir başka adamın ismini söyleyerek : «Fa­lan adam mı seni öldürdü,» diye) üçüncü defa kadına soru sordu. Kadm t

Evet, diye başıyla işaret etti. (Kadının işaret ettiği yahûdî adam yakalanarak huzura getirildi. Adam suçunu itiraf etti.) Bunun üze­rine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emriyle katil (in ba­şı)  iki taş arasında  (ezilerek)  öldürüldü."[82][82]

25- Kısas (Cezası) Yalnız Kılıçla Înfaz Edilir, Babı

2667) Numân bin   Beşîr   (Radıyallâhü a»A)'den  rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaltakü Aleyhi ze ScUem) şöyle buyurmuştur :

«Kısas  (cezası)  ancak kılıçla yerine getiılllr.»"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Câbir el-Ca'fi bulunur. Bu r&vî kezzâb <çok yalan sözlü dür.

2668) Ebû Eekre (Radıyallâhü anh)'(\en rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kılıçtan başka bir şeyle kısas  (cezasının)  infazı yoktur.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Mübarek bin el-Füdâla tedlisçidir ve bu hadisi an'ane ile rivayet etmiştir. Râvi el-Hasan da böyledir.[84][84]

26- Hiç Kimse Hiç Bir Kimsenin Günahından Dolayı Muahaza Edilmez, Babı

2669) Amr bin el-Ahvas[86][86]  (Radıyallâhü au/ı)\\en Şöyle demiştir:

Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i koltuk altlan be­yazlığını gördüğüm derecede ellerini havaya kaldırarak şöyle buyu­rurken gördüm :

«Bilmiş olunuz ki hiç bir anne oğlunun günahından sorumlu tu­tulamaz. Bilmiş oîunuz ki hiç bir anne oğlunun günahından sorumlu tutulamaz.»"

Not : Bunun senedinin sahih ve râvilerinin sıka oldukları, Zevâid'de bildi­rilmiştir.

2671) El-Haşhâş  el-Anbarî  (Radıynllâhii  anh)\\er\;   Şöyle  demiştir:

Beraberimde oğlum bulunduğu halde ben Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Selleml'in yanına vardım. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Seîlem) :

«Sen oğlunun günahından sorumlu tutulamazsın, o da senin gü­nahından sorumlu tutulamaz,» buyurdu.

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki râvîlerin hepsi sıka zâtlardır. Fakat Hüşeym tedlisçi idi. El-Haşhâş'm bundan başka hadisi yoktur. Kütüb-i Sitte'nin kalanlarında onun hadisi yoktur.

2672) Üsâme bin Şerik (Radıyallâhii an/;)'den rivayet edildiğine gö­re : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Scllcm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Hiç bir şahıs, başka bir şahsın günahından sorumlu tutulamaz.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir. Râvi Muhammed bin Abdillah'ı İbn-i Hibbân sıka (güveniliri zâtlar arasında anmıştır. Nesâî de onun rivayetinde bir beis olmadığını söylemiştir. Ebü'l-Avvâm el-Kattân'ın adı trnrân bin Dâvûd'dur. Cumhur onun sıka olduğunu söylemiştir. Senedin kalan râvileri de Buhâri ile Müslim'in şartları üzerinedirler.[88][88]

27- Cübâr (Yâni Kimseye Ödettirilemeyen Zarar) Babı

Bu bâbtaki hadîslerde geçen Cübâr kelimesinin mânâsım yu­karda verdiğim gibi burda da biraz daha açıklayayım

Cübâr: Heder, boşa giden ve karşılığında kimseden diyet veya tazminat alınmayan zarar manasınadır.  "Bu cinayet cübârdır" denildiği zaman o cinayetin zararı kimseye öd ettirilemez, anlamı kas-dedilir. Bu bâbta geçen hadislerde sahipli ve yırtıcı olmayan hay­vanların verdikleri zararların, maden ocaklarında ve kuyularda uğ­ranılan can zayiatının veya başka zararların ilgililerden tazmin et­tirilemeyeceği bildirilmektedir. Bu hadisleri terceme ederken "Cü­bâr" kelimesi karşılığı olarak "Heder" kelimesini kullanacağım. Bu-nunla yukarda anlattığım mânâyı kasdetmiş oluyorum.

Üsâme bin Şerîk (R-A.)'ın Hâl Tercemesi

Üsârae bin Şerîk es-Su'lebî sahâbilerdendir. Sekiz aded hadîsi vardır. Râvîleri ise Ziyâd bin İlâka ve Alî bin el-Akmar'dır. Sünen sahipleri onun hadîslerini riva­yet etmişlerdir. (Hülâsa: 26)

2673) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Acmâ (yâni yırtıcı olmayan dört ayaklı hayvanın verdiği za­rar) hederdir, maden ocağı (nda uğranılan zarar) hederdir. Kuyu (da uğranılan zarar) hederdir. (Yâni bu zararlar kimseye ödettirüe-mez.)»"

2674) Amr bin Avf (el-Müzenî) (Radıyattâkü anh)'den; Şöyle de­miştir :

Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemTden şöyle buyu­rurken işittim:

*Acmâ (yâni dilsiz behîme)nin verdiği zarar hederdir. Maden ocağı(nda uğranılan zarar)  da hederdir.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Kesir bin Ab-dîllah'ı Ahmed ve İbn-i Muin zayıf saymışlardır. Ebû Dâvûd da : O kezzâbtır. de­miştir. İmâm Şafiî de : O. yalan sözlülüğün temellerinden biridir, demiştir. İbn-i Abdillah da :  Onun zayıflığı üzerinde İcmâ vardır, demiştir.

2675) Ubâde bin es-Sâmıt  (Radıyallâhü anhyden;  Şöyle demiştir:

Resûlullah (Saîîallahü Aleyhi ve Sellem), maden ocağı (nda uğ­ranılan zararın) hederliğine, kuyu (da uğranılan zararın) hederliği-ne ve acmâ (yâni dilsiz benime) nin verdiği zararın hederliğine hük­metti.

Acmâ: Deve, sığır ve koyun - keçi ve başka behime manasınadır. Cübâr da:   (Kimseye)  ödettirilemeyen heder manasınadır."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. Bunun senedindeki râviler sıka zâtlardır. Ancak Tirmizî ve başkası İshâk bin Yahya'nın Ubâde (R.A.)'ya yetişmediğini söy­lemişlerdir.

2676) Ebû Hüreyre  (Radtyallâhü anh)'den  rivayet edildiğine göre; Resûîullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Ateşün yaptığı zarar) hederdir. Kuyu  (zararı)  da hederdir.»"[90][90]

28- Kasâmet  (Denilen Yeminler) Babı

Kasâmet: Ekseme fiilinin masdarıdır. Ekseme: Yemin etti, de­mektir. Yeminlere genellikle kasem ismi verilirken katili meçhul maktul ile ilgili edilen yeminlere Kasâmet ismi verilmiştir.

Kasâmet: Maktulün velileri katil zanlılarından kan bahasını talep ettikleri zaman kendilerine veya katil zanlılarına taksim edi­len yeminlere denilir. Îmâmü'l-Haremeyn'in anlattığı­na göre fıkıhçıîar: Kasâmet, yeminlerin ismidir, demişlerdir. Lü­gat âlimlerine göre ise Kasâmet, yemin edenlere verilen bir isimdir.

Nevevî' nin naklen beyânına göre Kadı Iyâz: Ka­sâmet hadisi Şerîât'ın temellerinden biri ve Dîn'in hükümlerine âid bir kaidedir. Sahâbîlerin, Tabiîlerin ve onlardan sonra gelen âlim­lerin hepsi Kasâmetle hükmetme keyfiyetinde ihtilâf etmekle bera­ber bununla amel etmişlerdir.

Bir cemaatın kasâmetie hükmetmedikleri de rivayet olunmuştur.

Kasâmetle amel edilir, diyen âlimler öldürme olayı kasden işlen­diğinde kasâmet işlemi neticesinde katil zanlısının kısas olarak öl­dürülüp öldürülmeyeceği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

Âlimlerden bir cemaata göre kısas vâcib olur. Mâlik, Ah-med, îshâk ve kadîm kavlinde Şafiî böyle hükmetmiş­lerdir.

Küfe âlimleri ve en sahih kavlinde Şafiî: Kısas vâcib olmaz, diyet, yâni kan bahasının ödenmesi vâcib olur, demişlerdir.

Kasâmet işleminde hangi tarafın yemin edeceği hususunda da ihtilâf vardır. Şöyle ki:

Mâlik, Şafiî ve cumhura göre maktulün mirasçıları ye­min ederler ve yeminleri sonucunda haklan gerçekleşmiş olur. Bu da yukarda anlatıldığı gibi bâzılanna göre katil zanlısının kısas edil­mesidir. Bir kısmına göre ise kan bahasının ödenmesidir.

Ebû Hanîfü' nin arkadaşlanna göre ise cinayetin işlen­diği şehir veya kasaba, ve köy halkından maktulün velîlerinin seç­tikleri kimselerden elli kişi "Allah'a yemin ederiz ki biz bunu öldür­medik ve katilinin kim olduğunu bilmiyoruz" diye yemin ederler. Bu yeminlerden sonra yemin edenlerle beraber o yer sakinlerine ve akılalarına (yakınlarına) diyet ödeme cezasına hükmedilir. Bunlardan alman diyet maktulün mirasçılarına teslim edilir, demiştir. (Kadı Iy âz'ın    sözü bitti.)

2677) Sehl bin Ebî Hasme (Radtyallâkü anh)\n kendi kavminin ile­ri gelen adamlarından rivayetine göre :

Abdullah   bin   Schl    (bin   Zcyd)    ve   Muhayyısa    (bin   Mes'ûd bin    Zeyd)     (Rathyallâhü    anhiımâ)     başlarına    gelen    fakirliktendolayı (bir hurma mevsiminde hurması bol olan) Hayber'e (dostları yanında hurma toplamaya) gittiler. (Ve Hayber'e vardıklarında ken­di işlerine bakmak üzere birbirinden ayrıldılar. Bir süre) sonra Mu-hayyis'a gelinip, Abdullah bin Sehl'in öldürülüp bir kuyuya veya bir pınara atılmış olduğu haberi verildi. Bunun üzerine Muhayyısa Hayber yahûdîlerîne giderek:

—  Allah'a yemin ederim ki onu siz öldürdünüz, deyince yahû-dîler:

—  Allah'a and olsun ki onu biz öldürmedik, dediler. Sonra Mu­hayyısa ordan  (Medine'ye)  dönüp kavminin yanma varıyor ve du­rumu onlara anlatıyor. Daha sonra kendisi, ağabeyisi Muhayyısa ve Abdurrahmân bin Sehl kalkıp    (Peygamber)     (Sallallahü Aleyhi ve Sellem'e)   gittiler.   (Önce)   Muhayyısa söze başladı,   (maktul ile be­raber) Hayber'de olan kendisi idi. Fakat Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) Muhayyısa'ya yaşça büyüklüğü kasdederek:

«İlk sözü büyüğe bırak, ilk sözü büyüğe bırak», uyarısında bu­lundu. Bunun üzerine (Muhayyısa sustu ve ağabeyisi) Huvayyısa olayı anlattı. Ondan sonra da Muhayyısa konuştu. Neticede Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara:

«Hayber yahûdîleri ya (öldürülen) arkadaşınızın diyetini (kan bahasmı) öderler, veya onlara (karşı Allah ve Resulü tarafından) bir savaş ilân edilir,» buyurdu. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu konu hakkında (Hayber yahûdüerine) yazı yazdırdı. (Bu yazıya cevaben) onlar:

Allah'a yemin ederiz ki onu katiyyen biz öldürmedik, diye yazı gönderdiler. Bu cevab üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lum), Huvayyısa. Muhayyısa ve Abdurrahmân'a:

«Bu cinayetin Hayber yahûdîleri tarafından işlendiğine yemin eder (mi) siniz ve (bu takdirde) arkadaşınızın kan bedeline müsta­hak olursunuz?» buyurdu. Bunlar:

Hayır, (yanında) bulunmadığımız ve görmediğimiz bir cinayet hakkında nasıl yemin ederiz? dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) :

«Şu halde yahûdîler (bu cinayetten habersiz olduklarına dâir) size yemin ederler,» buyurdu. Bunlar:

Onlar müslüman değiller, (nasıl onların yeminlerine itibar ede­riz), dediler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

maktulün diyetini kendi yanından verdi. Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) maktulün yakınlarına yüz adet dişi deve gönderip ta evin içinde onlara teslim ettirdi.

Râvî Sehl  (bin Ebi Hasme)  demiştir ki: O sürüden kırmızı bir dişi deve bana tekme attı."

2678) Amr bin Şuayb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As) (Ra-(fıyallâhü an/tüm /den; Şöyle demiştir :

Mes'üd'un oğullan Huvayyısa ve Muhayyısa ile Sehl'in oğullan Abdullah ve Abdurrahmân (Radıyallâhü anhüm), Hayber'de yiyecek temini maksadıyla, (Medîne-i Münevvere'den) çıkıp gittiler. (Hay-ber'de) Abdullah'a zulüm edilip öldürüldü. Sonra durum Hesülullah(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlatıldı. Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (maktulün arkadaşlarına) =

—  «(Abdullah'ın Hayber yahûdîleri  tarafından öldürüldüğüne) yemin edersiniz ve  (kan bedeline)  müstahak olursunuz»? buyurdu. Onlar:

—  Yâ HesûlaHah yanında bulunmadığımız bir cinayet hakkında nasıl yemin ederiz? dediler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) :

—  «Şu halde yahûdiler  (yemin etmekle) isnad ettiğiniz suçtan beraet ederler.» buyurdu. Onlar;

— Yâ Resûlallah! Yahudiler yemin etmekle beraet edebilince bi­zi öldürürler, dediler. Râvî demiştir ki: Bunun sonucunda Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) maktulün diyetini kendi yanından verdi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Haccâc bin Ertât var­dır, O tedlîsçidir (ve an'ane ile rivayet etmiştir.)[92][92]

29- Kim Kölesinin Bir Organını Kesmek Suretiyle İşkence Ederse O Köle Hürdür, Babı

Sehl bin Ebî Hasme (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

İlk hadîs râvisi Sehl'in babası Ebû Hasme'nin ismi Âmir bin Sâide'dir. Bir kavle göre ismi Abdullah bin Sâide bin Âmir'dir. Sehl Ensâr'm Hars kabilesinden yaşça küçük sahâbîlerdendir. 25 aded hadisi vardır. Buhâri ile Müslim onun üç hadisini ittifakla rivayet etmişlerdir. Râvîleri Salih bin Havvât, Urve bin Zübeyr ve Zühri'dir.Bir kavle göre mürsel hadîsler rivayet etmiştir. Ebü Hatim: O rıd-vân biahnda bulunan sahâbîlerdendir, demiştir. Hafız Zehebî: Zanrumca o, Muâ-viye (R.A.)'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir, der. Kütüb-i Sitte'nin hepsinde onun hadisleri vardır. (Hülâsa : 157)

2679) Zinbâ (Ebû Ravh)   (Radtyallâhü ank)'âtn rivayet edildiğineKendisi bir kölesinin yumurtalarım çekip çıkarmış (veya erkek­lik organım kesmiş) oüarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in huzuruna vardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu işkenceye karşı köleyi azadladı  (azadlığma hükmetti)."

Not: Râvî İshâk bin Ebi Ferve'nia zayıflığı nedeniyle bu senedin zayıflığı, Zevâid'de belirtilmiştir.

2680) Amr bin Şuayb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra­dtyallâhü anhüm)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

(Köle) bir adam imdâd, diye bağırarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Bellem) ona:

-Neyin var?» buyurdu. Köle:

Efendim beni bir cariyesini öptüğüm esnada gördü, bu nedenle benim erkeklik organımı kesti, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (sahâbilere) :

«O herifi bana getiriniz,» buyurdu. Adam arandı. Fakat buluna­madı. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Git. Sen hürsün,» buyurdu.

(Râvî) demiştir ki -. Köle ı

Yâ Resülallah! Efendim beni köleleştirmek isterse bana yardım­cı olmanın kimin üzerine (vâcib) olduğunu söyler misin? diye sordu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«Her mü'min veya her müslüman üzerine" (vâcib) dir,» buyurdu."[94][94]

30- Öldürme Tarzı Yönünden En İffetli (Merhametli) İnsanlar İmanlılardır, Babı

2681) Abdullah  (bin Mes'ûd)   (Radıyallâhü tm/rj'den rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

-Ehli îman, öldürme tana yönünden insanların en iffetli   (mer­hametli) lerindendir.»"

2682) Abdullah (bin Mes'ûd) (Radıyallâhü onA/den rivayet edildi­ğine göre; Resûluîlah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellcnı) şöyle buyurdu, demiştir :

«Öldürme tarzı yönünden insanların en iffetlisi (merhametlisi) îman ehlidir.»"[96][96]

31- Müslümanların Kanları  (Ktsâs Ve Dîyet Hususunda)   Eşittir, Babı

2683) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Müslümanların kanlan (kısas ve diyet hususunda) eşittir. Ve onlar, başkalarına (yâni düşmanlarına) karşı tek el (gibi olmalı) dır. Onların (kâfirlere verebilecekleri mal, can ve namus) teminatım (mertebece) en düşük olanı akdedebilir (verebilir). Ve (savaşta alı­nan ganimet düşman saflanna en yakın olanlar tarafından) en uzak olana iade edilir  (yâni hissesi verilir),»"

2684) Ma'kil bin Yesâr[98][98]

İzahı

Bu babın ilk hadisi ile ikinci hadîsi Kütüb-i Sitte'nin kalanların­da göremedim. İlk hadîsin mislini Ebû Dâvûd ile Nesâî (Radıyallâhü anhKden merfû olarak rivayet etmişlerdir. Son hadis ise Ebû Dâvûd ve Tirmizî tarafından da rivayet edil­miştir. T i r m i z î bunu ta'likan, yâni senedini anmadan rivayet etmiştir.

Müslümanların kanlarının eşitliğine dâir olup üç hadîste de ge­çen cümlenin açıklaması ile ilgili olarak Avnü'l-Mabûd yazan, Şer-hü's-Sünne'den naklen şöyle der:

Müslümanların kanlarının eşitliğinden maksad şudur: Müslü­manların kanları kısas yönünden eşittir. Yâni öldürülen müslümaneşraftan veya âlimlerden olsa ve katil de eşraftan olmasa veya câ­hil olsa bile yapılacak iş yalnız katili öldürmektir. Katilden başka­sını öldürmek söz konusu değildir. Câhiliyet devrinde durum böyîe değildi. Eşraftan birisi öldürüldüğü zaman buna karşılık yalnız eş­raftan olamayan katili öldürmekle yetinilmiyordu, katil ile beraber onun kabilesinden bir kaç kişi öldürülüyordu. İslâmiyet bu kötü âde­ti kaldırdı. Eşraftan olan ile olmayan, büyük iîe küçük, âlim ile câ­hil ve erkek ile kadın kısas bakımından eşit kılındı. Kısas bakımın­dan hiç bir ayrıcalık bırakılmadı. Yukardaki cümle bunu belirtiyor. Yine hadîslerin «Müslümanlar başkalarına karşı tek el (hükmün­de) dir.» cümlesinin mânâsı ile ilgili olarak Ebû Ubeyd: Yâ­ni müslümanlar birbirlerini düşmanlarına ezdirmemelidir. Hepsi bir­lik ve beraberlik içinde yardımlaşma ve dayanışma içinde olmalıdır, demiştir.

Hadîslerin «Müslümanlarm (kâfirlere verecekleri) teminatı (mer­tebece) en düşük olanı akdedebilir» cümlesinin mânâsı şudur: Müs­lümanlardan herhangi bir kimse, hattâ bir köle veya bir kadın bir veya birden fazla kâfire teminat verirse, yâni malı, canı ve namu­sunun garanti altında olduğunu söylerse bu teminat geçerlidir, di­ğer müslümanlar buna uymak zorundadır. Kâfire böyle bir teminat vermek için müslümanm eşraftan veya devlet yetkilisi ve etiketlisi olması şartı yoktur.

Hadislerin «(Ganimet malı) en uzak olana iade edilir» cümlesin­den kasdedilen mânâyı tercemede parantez içi ilâvelerle açıklamak istedim. Yâni savaşa katılanların zayıfları ile kuvvetlileri, düşma­na en yakın saflarda çarpışanlar ile geri saflarda ve düşmana uzak olanları ganimetten hisse almak bakımından eşittirler. Küfür diyarı­na giren gazilerin hepsinin ganimet malına istihkakları vardır.[100][100]

İzahı

îlk hadisi Buhâri de ve son hadîsi T i r m i z i de ri­vayet etmişlerdir.

Muâhed ve Muâhid zimmi manasınadır. Zimmî, bilindiği gibi cizye ismi verilen vergiyi devlete vermek üzere kendisine vatandaş­lık hakkı, yâni can, mal ve namus teminatı verilen gayri müslim-Iere verilen bir isimdir.

Tuhfe'de beyân edildiğine göre el-Mecma'de : Zimmet ve zimâm; ahid, teminat, garanti, dokunmazlık ve hak manasınadır. İslâm mem­leketlerinde oturan gayri müslimlere zimmiler isminin verilmesinin sebebi bunların müslümanların teminatı ve taahhüdü altında bulun­malarıdır, denilmiştir.

Birinci hadîste Cennet kokusunun kırk yıllık, ikinci hadîste yet­miş yıllık mesafede duyulduğu bildirilmektedir. Cennet kokusununyüz yıllık ve bin yıllık mesafeden duyulduğuna dâir rivayetler de vardır. S u y û t î bu rivayetleri belirttikten sonra : Bu rivayet­lerin birleştirilmesi şöyle olur: Bu durum, müslümanlann mertebe­lerine ve amellerinin çokluğu veya azlığına göredir. Allah'ın diledi­ği kimseler bu kokuyu daha uzak mesafeden veya nisbeten yakm mesafeden duyarlar, demiştir. E 1 - K â r i bunu naklettikten son­ra : Bu rivayetlerden maksad Cennet kokusunun uzak mesafelerden duyulabüdiğini bildirmek olabilir. El-Fetih'te bu hususta daha geniş bilgi vardır.

Bir zimmî'yi haksız yere katleden müslümanm Cennet kokusu­nu kokmaması meselesine gelince bunun benzeri daha önce defalar­ca geçti. Oralarda açıkladığım gibi bundan maksad, bu suçu işleyen kimselerin, ilk zamanlarda Cennete girecek müslümanlarla birlikte girmeye hak kazanmamış olmasıdır. Böyle bir hakkı bulunmamakla beraber Allah Teâlâ dilerse onu bağışlar. Dilemezse bu suça karşı cezasını çektikten sonra Cennete girer. Çünkü müteaddid kesin nass-lar, zerre mikdarı îmanı bulunan kimselerin sonuç itibariyle cen­netlik olduklarına delâlet eder.

Cümlenin mânâsı şöyle de olabilir : Bu suçu işleyen müslüman Cennete girse de onun kokusunu duymaktan mahrum kılınır-.[102][102]

İzahı

İlk hadîs Zevâid türündendir. Zevâid sahibi ikinci hadîsi Zevâid türünden saymadığı ve R i f â a ' nin hadisleri N e s â i tarafın­dan da rivayet edildiği için bu hadisin    N e s a i    tarafından da rivayet edilmiş olması muhtemeldir. Fakat ben    N e s  â i' nin    sü-neninde bu hadîse rastlamadım. Gözümden kaçmış olabilir.

Hadîs, bir kimseye can güvenliği veren müslümamn bu güven­ceye sadakat göstermesinin gerekliliğine ve aksine hareket etmesi­nin bir zulüm ve haksızlık sayıldığına delâlet "eder. Çünkü verdiği te­minata aykırı hareket etmekle emânete hiyânet etmiş sayılır. Emâ­nete hiyânet etmenin haramlığı müteaddid âyetler ve hadîslerle ha­ram kılınmıştır.

Son hadiste sözü edilen Muhtar ile kimin kasdedildiğine dâir bir kayda rastlamadım. Bununla Muhtâr-i Sak af i' nin kas-dedilmiş olması muhtemeldir. Muhtâr-i Sak afi, Hic-ret-i Nebeviyye esnasında doğmuş, fakat Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'i görme şerefine erişemediği gibi hadîs rivayetinde de bulunmamıştır. H i c â z' da hilâfetini ilân eden Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh)'ın taraftarı iken hicretin 64. yılı O'ndan ayrılarak î r â k ' a geldi ve Küf e'-de Ş i î 1 e r' le iş birliği yaparak K e r b e 1 â olayının intika­mını almak üzere Ehl-i Beyt'ten (yâni Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâ-tü ve's-selâm)'in torunlarından) Mehdi Muhammed bin el-Hanefiyye tarafından görevlendirildiğini iddia etti. E! al­tından yaptığı faaliyetler neticesinde 12 bin kadar taraftar topladı ve hicretin 65. yılı Kûf e'yi eline geçirdi. K e r b e 1 â olayın­da bulunan veya oiayı tertipleyen bir çok kimseyi öldürten Muh­tar bir buçuk yıl Kûf e'de hükümdarlık ettikten sonra hic­retin 67. yılı Mus'ab bin Zübeyr'in gönderdiği askeri kuvvet tarafından katledildi.

Üç Zâtın Hâl Tercemesi

Birinci hadisin râvisi Amr bin el-Hamık bin Habîb bin Amr ei-Huzâî (R.A.) Hudeybiye andlaşmasından sonra Mekke'den Medîne-i Münevvere'ye hicret etmek şerefine erişen sahâbilerdendir. Hz, Osman (R.A.)'ın şehid edilmesi olayında O'nun evine girenlerdendir. Daha sonra Hz. Ali'ye taraftar çıkıp O'nunla birlikte Cemel, Sıffîn ve Nehrevân olaylarına katılmıştır. Râvîleri Cübeyr bin Nüfeyr ve Rıfâa bin Şeddâd'dır. Hicretin 51. yılı Abdurrahman bin Osman es-Sakafi tarafından öldü­rülerek başı Muâviye'ye gönderilmiştir. İslâm tarihinde hediye edilen ilk baş bu zâtın başıdır. Nesâi ve İbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Hülâ­sa : 288)

Yine birinci hadisin senedinde ismi geçen Rifâa bin Şeddâd el-Pityânî'nin bağlı bulunduğu Fityân, Büceyle'nin bir koludur. Bu zatın künyesi Ebû Âsim el-Kûfi'dir. (Sünenimizin elde mevcûd nüshalarında el-Kıtbânî, diye yazılı ise tiv Hülâsa'da bu kelime el-Fİtyânî diye beyân edildiği için bu beyânı esas  tuttum.) Bu zât, Amr bin el-Hamik'dan hadîs rivayetinde bulunmuştur. Kavileri ise Abdü'l-Melik bin Umeyr ve Beyân bin Bişr'dir. Nesâî onun sıka olduğunu söylemiştir. Hicretin altmış küsur yılında vefat etmiştir, (Hülâsa :  118)

İkinci hadîsin râvîsi Süleyman bin Sured el-Huzâî Ebû Mutarrif el-Kûfî (R.A.), sahâbidlr. 15 aded hadisi vardır. Buhâri ile Müslim onun bir hadîsini it­tifakla rivayet etmişlerdir. Buhâri ayrıca bir hadîsini rivayet etmiştir. Râvîleri ise Yahya bin Ya'mur ve Adî bin Sâbiftir. îbn-i Abdi'1-Berr : O, Ali (R.A.) ile beraber Sıffîn olayına katılmış, sonra da Hz. Hüseyin (R.A.)'ın intikamını almak için uğraşmış ve hicretin 65. yılı el-Cezîre'nin Aynü'1-Verd denilen yerinde öldürül­müştür. Bu zâ,t, âlim, sâlih ve kavminin eşrafından idi. Kütüb-i Sitte sahipleri onun hadîslerini rivayet etmişlerdir,  (Hülâsa :   152)[104][104]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadisini Tirmi-zî; Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiştir. Enes (Radıyallâhü anh)'in hadîsini    Nesâî    de rivayet etmiştir.

Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî bu hadislerin bir benzerini de Vâil bin H ü c r (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişlerdir.

Hadîslerde geçen "Nis'a" deve ve benzeri hayvanların yuların­da kullanılan bir nevî kayış manasınadır.

Hadîslerde söz konusu cinayet zahiren kasden işlendiği için Pey­gamber (Aleyhi's-saîâtü ve's-selâm) katili maktulün velîsine kısas için teslim etmiştir. Katil kasden öldürmediğine yemin edince, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) maktulün velîsini uyarmıştır. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in «Eğer katil doğru söylü­yor ise» emri, şu hükmü ifâde eder: Zahirine göre kasden işlenmiş bir cinayetin kasden olmadığına dâir katilin yaptığı savunma mu­teber değildir. Ama maktulün velîsine uygun ve ihtiyatlı olanı o ka­tili öldürmekten vazgeçmesidir. Çünkü katil bu savunmasında sa­mîmi ve doğru sözlü ise maktulün velîsi onu öldürmekle günaha gir­miş olur.

İkinci hadîste sözü edilen cinayet olayında Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) katilin bağışlanmasını, sonra diyetin alınmasını maktulün velîsine teklif etmiş ise de velî bu iki teklife rızâ göster-meyince katil, kısas edilmek üzere kendisine teslim edilmiş ve bu ara­da Peygamber  (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :

«Katili öldür sen de (katili öldürürsen) onun mislisin» buyur­muştur. Parantez içi ifâde diğer rivayetlerden yararlanılarak ilâve edilmiştir. Bu cümle ile ilgili olarak şöyle bir soru hatıra gelir .

Bir müslümanı kasden öldürmek büyük bir günahtır. Bu cina­yeti işleyen kişiyi öldürmek ve kısas hükmünü tatbik etmek meşru­dur. Maktulün velîsi bunu öldürmekle günah" işlemiş olmaz. Halbu­ki bu hadîste Resûl-i Ekrem maktulün velîsine.- «Sen katili Öldürür­sen sen de onun misli olursun» buyurmuştur. Bu nasıl olur?

Buna cevaben Sindi : Yâni adam öldürme bakımından ikisi aynidir. İkisi de adam öldürmüş olur. Ama birisi haksız ve zulüm olarak cinayet işlemiş oîur. Diğeri ise haklı olarak öldürmüş olur. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) arayı bulmak ve bağışla­maya teşvik için bu ayırımı yapmadan bu buyruğu söylemiştir. Bu gibi hallerde tarizde bulunmak caizdir. Kasdedilen mânâ şu olabilir : Katil, maktulü kasden öldürmediğine yemin ediyor. Eğer bu sözünde doğru ise katili öldürmek caiz değildir. Yâni mânevi yönden mes'û-Hyetli bir iştir, demiştir.

N e v e v î de bu cümlenin yorumu hakkında: Sıhhatli yorum şudur : Sen katili öldürürsen, bir tarafın diğer tarafa bir üstünlüğü ve bir ikram ile iyiliği yoktur. Çünkü maktulün velisi katili öldür­mekle hakkını tam olarak almış olur. Fakat katili bağışlarsa, üstün­lük, minnet, iyilik, bol sevab ve dünyada bol takdir kazanmış olur. Bir kavle göre bundan maksad şudur: Katili öldürmekle maktulün velîsi de adam öldürmüş olur. Fakat birinci cinayet haram olan bir cinayettir. İkincisi ise helâl olan bir cinayettir. Bununla beraber iki­si de öfkeye uymak, nefsi arzuyu gerçekleştirmek hususunda eşit­tir. Özellikle Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), katili bağış­lamayı talep ettiğine rağmen maktulün velîsi bu taleb'e rızâ gös-termeyip katili öldürme yolunu tercih ederse ne değeri kalmış olur, diye bilgi vermiştir,[106][106]

35- Kısas (Dâvasın) Da Bağışlama Babı

2692) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü ank)'âer\ rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e arzedilen kısasla il­gili her dâvada O, bağışlamayı emir  (yâni teşvik)  ederdi."

2693) Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anhyden;  Şöyle demiştir:

Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim, buyur­dular ki;

«Vücûdundan bir şey (yâni yaralanma veya bir tarafının kesil­mesi) ile başına bir musibet gelip de bunu sadaka eden (yâni has­mını bağışlayıp misillemeden vazgeçen) hiç bir (müslüman) adam yoktur ki, bu (bağışlaması) ndan dolayı Allah onu bir derece yükselt­mesin veya bundan dolayı onun bir günahını bağışlamasın.»

(Ebü'd-Derdâ demiştir ki) : Bu hadîsi iki kulağım işitti ve kalbim iyice hıfzetti."[108][108]

36- Kısas Olarak Öldürülmesi Gerekli Hâmile Kadın (Hakkinda Gelen Hadîs) Babı

2694) Muâz bin Cebel, Ebû übeyde bin el-Cerrâh, Ubâde bin es-Sâ-mit ve Şeddâd bin Evs (Radıyalîâhü anhümyden rivayet edildiğine göre; Re-sûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Scllcm) şöyle buyurmuştur :

«Kadın teammüden (bir kimseyi) öldürdüğü zaman, hâmile olur­sa, hamlini bırakıp bebeğini bir bakıcıya teslim edinceye kadar öl­dürülmez ve hâmile kadın zina ederse, doğum yapıp bebeğini bir ba­kıcıya teslim edinceye kadar recmedilmez.»"

Not : Zevâid'de şöyJe denilmiştir : Bu hadîsin senedinde İbn-i En'üm bulu­nur. Bunun adı Abdurrahmân bin Ziyâd bin Enlim olup zayıftır. Kendisinden rivayet eden Abdullah bin Lehia da böyledir.[110][110]




[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/255-257

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/259-260

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/261

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/265-266

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/267-268

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/269-270

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/271

[16][16] Hülasa:134

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/271-273

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/273-274

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/274-275

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/277-278

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/279

[28][28] Tevbe: 74

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/282-284

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/285

[34][34] Bu sahâbi'nin hâl tercemesi 442 nolu hadîs bölümünde geçti.

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/287-288

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/289-291

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/291-292

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/293-295

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/295-297

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/297-298

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/300

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/301-302

[52][52] Hülâsa: 178

[54][54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/305-306

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/306-307

[58][58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/308-309

[60][60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/310-311

[62][62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/311-312

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/313-314

[66][66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/315

[68][68] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/316-317

[70][70] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/318

[72][72] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/320-321

[74][74] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/321-322

[76][76] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/326

[78][78] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/327

[80][80] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/328-329

[82][82] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/331

[84][84] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/332-333

[86][86] Bu sahâbinin hâl tercemesi 1021 nolu hadîs bölümünde geçti.

[88][88] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/333-335

[90][90] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/336-338

[92][92] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/345-347

[94][94] Üsdü'l-Ğabe C. 2, Sah. 189 ve 206

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/349

[96][96] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/350-351

[98][98] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/351-352

[100][100] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/353-354

[102][102] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/355-356

[104][104] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/358-360

[106][106] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/361-362

[108][108] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/363-364

[110][110] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/364-365

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

31 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk