Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceEdeb Hadisleri

Edeb Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 1
En KötüEn İyi 

EDEB KİTABI 5

1- Baba ve Ananın Haklarına Riayet Ktmkt ve Onlara Karşı Görevi Yapmak Babı 5

2- Babanın İlgilenip Üzerine Düşen İyiliği Yapmış Olduğu Kimse İle Sen De İlgilen, Ona Karşı Üzerine Düşen İyiliği Yap, Babı 7

3- Babanın Çocuklarına İyi Davranması, İyilik Etmesi Ve Kız Çocuklarına İhsan'da Bulunmak Babı 8

4- Komşuluk Hakkı Babı 9

5- Dayf (Misafir) Hakkı Babı 10

Cumhurun Ukbe Bin. Âmir (Radıyallâhü Anhj'ın Hadîsine Verdiği Yorumlar 12

6- Yetim Hakkı  (İle İlgili Hadîsler)  Babı 12

7- (Gelen Gidene) Eziyet Veren Şeyi Yoldan Gidermek Babı 13

8- Suyu Sadaka Etmenin Faziletinin Beyânı Babı 13

9- Rıfk (Yumuşaklıkla Muamele Etmek, Arkadaşlarla Îyi Geçinmek Ve Mutedil Davranmak) Babı 14

10- Kölelere (Ve Cariyelere) İyilik Etmek, Onlara İyi Davranmak Babı 14

11- Selâm Vermeyi İfşa Etmek (Yâni Tanıdık Olsun Olmasın Her Müslümana Açıktan Selâm Vermek Suretiyle Bunu Yaygınlaştırmak)   Babı 15

12- Selâm Almak  (Yâni Verilen Selâmı Cevablamak)   Babı 16

3- İslâm Memleketinde Oturmalarına İzin Verilen Andlaşmalı Ehl İ Kitâb Olan Gayri Müslimlerin Selâmını Cevablamak Babı 17

Ehli Kitaba Selâm Verilir Mi? 18

14- Çocuklara Ve Kadınlara Selâm Vermek Babı 18

15- Tokalaşmak Babı 19

Sabah ve İkindi Namazından Sonra Cemâatin Tokalaşması Hükmü. 20

16- Erkek. Erkeğin Elini Öper, Babı 20

17- (Başkasının Evine Girmek İçin) İzin İstemek Babı 21

18- Nasıl Sabahladın? Diye Hâli Sorulan Adam (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 23

19- Bîr Kavmin Ulusu Size Geldiği Zaman Ona İkram Ediniz, Babı 24

20- Aksıran  (Müslüman) A Teşmit (Yâni Hayır Ve Bereketle Duâ Etmek) Babı 24

21- Adamın, Yanında Oturana İkram Etmesi (Kıymet Vermesi) Babı 26

22- Kim Dönerse Oturduğu Yerden Kalkıp Sonba Geri Dönerse O Yere Öncelikle Hak Sahibidir, Bâbı 26

23- Mâzeretlerün Kabulü)   Babı 26

24- Mizah  (Şaka Etmek)  Babı 27

25- Saç Ve Sakaldan Ağaran Telleri Yolmanın Yaşarlığı Babı 28

26- Gölge Ve Güneş Arasında (Yâni Bedenîn Bîr Kısmı Gölgede -Diğer Kısmı Güneşte Olduğu Halde) Oturma (Nın Yasaklığı) Babı 28

27- Yüzükoyun Yatmanın Yaşarlığı Babı 29

28- Yıldızlar İlmini Öğrenmek Babı 29

29- Rüzgârı Sövmenin Yas Aklığı Bâb1. 30

30- Adlardan Müstahab Olanlar Babı 30

31- Mekruh Adlar Babı 30

32- (Uygun Görülmeyen)   Adları Degiştihmek Babı 31

33- Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) İn Adını Ve Künyesi  (Soyadı) Nı Beraber Takmak (Yânî Bir Kimseye Ad Olarak Vermek)  Babı 32

34- Bir Adamın Çocuğu Olmadan Önce Künye (Yânî Falanın Babası Soyadını) Alması Babı 33

35- Lâkablar Babı 34

36- Bir Kimsenin Başka Bir Kimseyi Övmesi Babı 34

37- Müsteşar  (Yâni Kendisine Danışılan)   Kişi Emin   (Güvenilir)  Bir Kimsedir, Babı 35

38- Hamama Girmek Babı 36

39- Vücudun Hamam Otu İle Sıvanması Babı 37

40- Halka Kıssa - Hikâye Anlatmak Babı 37

41- Şîir (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 38

42- Kerahat Edilen (Yâni Câîz Sayılmayan) Şîir (Çeşidinin Beyânı) Babı 39

43- Tavla Oynamak Babı 40

44- Güvercin İle Oynamak Babı 41

45- Bir Kimsenin Yalnız Başına Kalmasının Mekruhluğu Babı 41

46- Yatma Zamanında Ateşi Söndürmek Bâb1. 42

47- Yol Üzerinde Konaklamanın Yasaklığı Babı 42

48- Bir Binek Hayvanına Üç Kişinin Binmesi Babı 43

49- Kitabın Tetribi   (Mürekkeple Yazılan Sahîfelerîn Mürekkebini Kurutmak İçîn Üzerîne Toprak Serpmek)  Babı 43

50- Üç Kîşî Bîr Arada Îken Bunlardan) İkisi Üçuncu (Arkadaş) Tan Ayrı Gizli Konuşmasınlar, Babı 44

51- Kimin Beraberinde Oklar Var İse (Bir Müslümanı Yaralamaması İçin) Okların Temrenlerinden Tutsun, Babı 44

52- Kur'ân-I Kerîmi Okumanın Sevabı Babı 45

53- Zikîr (Yâni Allah'ı Anma)  Fazileti Babı 49

54- "Lâ İlâha İllallah = Allah'tan Başka Lâyık Hiç Bir İlâh Yoktur" Zikrinin Fazileti Babı 51

55- Allah'a Hamdedenlerin Fazileti Babı 52

56- Tesbîh (Yâni Sübhânallah Zikrinin) Fazîleti Babı 54

57- İstiğfar (Günahların Bağışlanmasını Allah'tan Dilemek)  Babı 56

58- Amel (Yânî Farz, Vâcib ve Sünnet Olan Her Türlü İbâdet ve Hayır İşlemen) İn Fazîleti Babı 57

59- "Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billahi" Zikri Hakkında Gelen Hadîsler Babı 59

 EDEB KİTABI

Edeb: Övgüye lâyık söz ve fiilleri kullanmak, diye tarif edilmiş­tir. Edeb'in güzel ahlâkı tutmak, büyüklere saygı, küçüklere şetimt etmek gibi tarifleri de vardır.[2][2]

İzahı

Bu iki hadis de Zevâid nevindendir. Ancak ikinci hadisin benze ri notta belirtildiği gibi   Buhâri   ve   Müslim* de   de mev­cuttur.   Tirmizi   ve   Ebü   Davud'un   Muâviye   bin Hayda   (Hadıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri hadis metni de buradakinin mislidir.

Bu babın başlığında ve ikinci hadiste geçen "Birr" kelimesi ih­sanda bulunmak, iyilik etmek ve güzel davranmak manalarını ifade eder.

En-Nihaye'de: Birr, ihsanda bulunmaktır. Bu kelime baba ve ana hakkında kullanıldığı zaman onlara isyan etmemek, haklarına riayet etmek ve onlara karşı görevde kusur etmemek manasınadır. Akrabalar hakkında kullanıldığı zaman da bu mânâ kasdedilir, diye bilgi verilmiştir.

Nevevl de Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) in ha­disinin izahı bölümünde şöyle der:

Bu hadis, bütün akrabalara karşı ihsan ve iyilikte bulunmayı teşvik eder ve akrabalar içinde ihsan ve iyiliğe en liyakatli ve ön­celikle hak sahibi olanın ana olduğuna, ondan sonra sıranın baba­ya geldiğine, bundan sonra da diğer akrabaların yakınlık sırasına gö­re hak sahibi olduğuna delâlet eder. Âlimler demişler ki: Ananın herkesten önce hak sahibi olmasının sebebi, onun fazla zahmet ve sıkıntı çekmesi, şefkatinin fazlalığı ve hizmetidir, diye bilgi vermiş­tir.

İlk hadisin râvisi İbn-i Selâme es-Sülemi (Ra­dıyallâhü anhümâ) 'nın adı H ı d â ş' tır. Bu zât sahâbidir. Yalnız İbn-i   Mâceh   yanında bir hadisi vardır. O da budur.

3659) ,.. Ebû Hüreyre (Kadtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahii Aleyhi ve Seli em) şöyle buyurdu, demiştir:

Hiç bir çocuk babasının iyiliğine denk bir iyilikte bulunmuş ol­maz. Ancak babasını köle olarak bulup da onu satın aldığı ve (böy­lece) nrınHndığpı zamut (babasının iyiliğine denk iyilikte bulunmuş olur).»"[4][4]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadis iki fıkradan ibarettir. Câmiü's-Sağîr şerhinde belirtildiğine göre birinci fıkra İbn-i Hibb&n ve ikinci fıkra Ahmed ve Beyhaki tarafından da rivayet edilmiştir.

E 1 - A z î z i * nin naklen beyânına göre hayır ve hasenat'tan herbirinin karşılığında on kıntâr mükâfat verileceği    Duyurulunca,kıntâr'ın ne kadar olduğu sorulmuş ve bunun üzerine kıntâr mikda-nnı açıklayıcı bu hadîs buyurulmuştur.

Sindi de kmtâr ile ilgili fıkranın izahı bölümünde: Yâni ya­pılan hayırlı bir iş, bir ibâdet karşılığında âhiret'te şu kadar kmtâr verileceği buyurulduğu zaman kıntâr'ın mikdarı bu hadiste belirtil­diği kadardır, der.

El-Münâvi de Âl-i îmrân süresinin 14. âyetinde ge­çen; îjaüll _/J?UiÜI nın açıklaması bölümünde: Ebû Ubeyd demiş ki, Araplar kıntâr'ın gerçek ağırlık mikdânnı bilmezler, der.

Tefsir kitablarında yukardaki âyetin açıklaması bölümünde Kın­târ'ın ağırlık mikdarı hakkındaki değişik görüşler beyân edilmiştir. Arzu edenler Hâzin tefsirine bakabilirler. Oradaki görüşleri buraya aktarmaya gerek görmüyorum. Çünkü bu hadîs âhiret günü mü'-min'e işlediği beher amel karşılığında verilen sevabın değerini ifâde eder. Bu sevabın bir okkası yer ile gök arasında bulunan bütün ni­metlerden, başka bir deyimle bütün varlık ve servetten üstündür.

Hadîsin son fıkrasında da mü'min kişinin geride bıraktığı çocu­ğunun istiğfarı sayesinde Cennet'teki makamının yükseldiği ifâde edilir. Demek ki istiğfar günahların bağışlanmasına ve cennet'teki makamın yükselmesine vesile olur. Keza mü'min baba ve ananın ge­ride bıraktıkları çocuğun istiğfarı onların istiğfarı gibi kendilerine yararlıdır. Çünkü çocuk baba ve anasının bir kazana ve eseridir. Bu itibarla baba ve ana, evlâdının hayırlarından ve ibâdetlerinden sevab kazanırlar.

İstiğfar: Günahın bağışlanmasını dilemektir.

3661) "... M ikdam bin Ma'dîkerib (Radtyallâhü a«A/den rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) şöyle buyurmuştur:

«Allah size analarınız (a iyi davranmanızı, hakkına riâyet etme­niz) i cidden tavsiye eder (Bu cümleyi üç kez tekrarladı). Allah sîze, babalarınızla iyi davranmanızı, hakkına riâyet etmeniz)i cidden tav­siye eder. Allah size en yakın akrabanızı, sonra yakınlık derecesine göre diğer akrabalarınızla iyi davranmanızı ve hukuklarına riâyet etmeniz)i cidden tavsiye eder.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İsmail bulunur. Onun burada olduğu gibi Hicâz'Ulardan olan rivayeti zayıftır.

3662) ' ... Ebû İ/mâme (Radtyallâhü atîh)'den rivayet edildiğine göre bir adam :

Yâ Resûlallah! Çocuğu üzerine baba ve ananın hakkı nedir? diye sordu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onlar (yâni baban ve anan) senin Cennet*in ve Cehennem'in-dir», buyurdu.'*

Not: ZevAid'de şöyle denilmiştir : İbn-i Muin : «Ali bin Yezid, el-Kâsım'dan o da Ebû Ümâme'den» biçimindeki sened tamamen zayıftır, demiştir. Es-Sâcİ de: Nakil ehli, Ali bin Yezidin zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir, der.

3663) "... Ebü'd-Derdâ (RadıyallÛhü ankydtn rivayet edildiğine güre kendisi Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu İşitmiştir:

«Baba, Cennet kapılarının en hayırlısı (ndan girmeye vesile) dir. Artık (ya baba hakkını ihmal etmekle) o kapıyı yitir veya fonun hak­kına riâyetle) o kapıyı koru (elde etmeye çalış).»"[6][6]

2- Babanın İlgilenip Üzerine Düşen İyiliği Yapmış Olduğu Kimse İle Sen De İlgilen, Ona Karşı Üzerine Düşen İyiliği Yap, Babı

3664) "... Ebû Üseyd Mâlik bin Rebîa (RadtyaUâhü anhyden; Şöyle de­miştir:

Biz, Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında bulun­duğumuz esnada Benî Selime'den bir adam O'nun yanına gelerek t

Yâ Resûlallah, babam ve anama karşı yükümlü olduğum ödev­lerden ölümlerinden sonra yapacağım bir şey kaldı mı? diye sordu. Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) :

«Evet. Onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar (yâni günahla­rının bağışlanması için duâ) etmek, ahidlerini (vasiyetlerini) ölümle­rinden sonra yerine getirmek, dostlarına ikram-hürmet etmek ve yakınlığı ancak onlar vasıtasıyla olan akrabalarla ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak», buyurdu."[8][8]

3- Babanın Çocuklarına İyi Davranması, İyilik Etmesi Ve Kız Çocuklarına İhsan'da Bulunmak Babı

3665) "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Bir kere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e bedevilerden birkaç adam gelerek:

Siz çocuklarınızı öper (sever) misiniz? dediler. (Mecliste bulu­nan) sahâbileri

Evet, dediler. Bunun üzerine bedeviler:

Lâkin biz, vallahi (çocuklarımızı) öpüp okşamayız, dediler. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bedevilere) :

«Allah siz (in gönülleriniz) den merhamet ve şefkati çekip çıkar­mış olduktan sonra ben sizin gönüllerinize merhamet koymaya ma­lik (ve muktedir) değilim», buyurdu."

3666) "... Ya'lâ bin Mürre (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

(Ali'nin oğullan) Hasan ve Hüseyin koşarak Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) 'e geldiler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onları bağrına bastı ve:

«Çocuk, cimriliğe ve korkaklığa bir nevî sebep teşkil eder», bu­yurdu."

Not: Bunun senedinin sahih ve rftvüerinin güvenilir z&tlar olduğu Zevftld'de belirtilmiştir.[10][10]

İzahı

S a's a a (Radıyallâhü anh) ile S ü r a k a (Radıyallâhü anh)'in hadîsleri Zevâid nevindendir. S ü r â k a (Radıyallâhü anh) 'm hadîsine göre, boşanma veya kocasının ölümü gibi bir sebep­le babasının evine geri dönen bir kız çocuğunun babasından başka çalışanı olmadığı, yâni geçim kaynağı olmadığı takdirde babasının ona harcadığı nafaka sadakanın en faziletlisi sayılır.

S a' s a a (Radıyallâhü anh) 'in hadisi de kız çocuklarının na­fakasını temine çalışmanın ve onlara şefkat etmenin cennet'e girme­ye vesile olduğuna, gelen fakire mümkün olan yardımı yapmanın fa­ziletine delâlet eder.

 i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın bu hadisinin benzeri notta belir­tildiği gibi Buharı ve Müslim tarafından Edeb bölümün­de ve   T i r m i z İ   tarafından Birr bölümünde rivayet edilmiştir.

Süraka (Radıyallâhü anh)'in hâl tercemesi 91. hadîs bölümünde geçti.

işittim:

3669) "... Ukbe bin Amir (Radıyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu im •

•Kim ki üç tane kız çocuğu olur da buna sabreder (yâni çocuk­larının kız olduğundan şikâyetçi olmaz), varlığından onları yedirir,

Sa'saa (RA.)'m Hâl Tercemesi:

Sa'saa bin Mu&viye et-Teym! es-Sa'dl (R.A.) sahabl olup, el-Annef bin Kays (.R.A.) isimli sahâblnin amcasidır. îbn-i Mâceh, Nesâİ ve el-Edebül-MÜfred'de Buhârİ onun hadisini rivayet etmişlerdir. Kavileri Hasan-i Bssrl ve kendi oğlu Ab­dullah'tır. Haccâc, Irak'ta hükümdar iken bu zat vefat etmiştir. (Hulâsa, 174)içirir ve giydirirse kıyamet günü o kız çocukları onun için cehennem ateşine perde (engel) olurlar.»"

3670) "... İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim ki iki kız çocuğu erginlik çağma vardıktan sonra yanında kaldıkları veya o kimse onların yanında kaldığı sürece onlara iyi davramp ihsanda bulunursa kızları onu cennet'e dâhil ederler (yâni o kimse kızlarına ettiği iyilik sayesinde cennetlik olur).»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ebû Said var, adı Şa> rahbll'dir. Bu râviyi İbn-i Hibbân, güvenilir râviler arasında zikretmiş İse de mü-teaddid âlimler onu zayıf saymışlardır. İbn-i Ebl Zi*b de : Bunun doğruluğundan şüphe edilirdi, demiştir. El-Hâkim de bu hadisi rivayet ederek senedinin sahih olduğunu söylemiştir.

3671) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

-Evlâdınıza gereken ikramı yapınız ve güzelce te'dîb ediniz.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde el-Haris bin en-Numan vardır. Bu râviyi îbn-i Hfbbân güvenilir râviler arasında anmış ise de Ebû Hfitem gevşek saymıştır.[12][12]

İzahı

Ebû Şürayh (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Buhâri, Müslim, Nesâî ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadîsi ise Buhârî, Müslim, T i r -mizi ve Ebû Dâvüd tarafından da rivayet olunmuştur. Zevâid nevinden olan son hadis tbn-i Hibbân tarafından da rivayet edilmiştir.

Ebû Şürayh (Radıyallâhü anh)'ın hadisinde komşuya iyi­lik etmenin, misafire ikramda bulunmanın ve ağızdan çıkan sözlerin hayırlı olmasının önemi belirtilmektedir. Bu hadiste geçen imân'dan maksad kâmil ve olgun imândır.

Hadiste belirtilen ve teşvik edilen hasletlerin kökleştirilmesi için insanın yaratılışına ve âkibetine işaret edilmek üzere Allah'a âhiret gününe imân kaydı konulmuştur. Yâni kendisini yoktan var eden Allah'a ve işlediği amellere göre mükâfat veya ceza göreceğine imân eden olgun ve kâmil mü'min bu güzel hasletleri kaçırmasın.

Hadîsin ilk cümlesinde komşuya iyilik edilmesi tavsiye olunmuş­tur.

B u h â r i' nin "Kim Allah'a ve âhiret gününe imân ediyorsa komşusuna eziyet etmesin" başlıklı babında rivayet olunan hadîsle­rin izahı bölümünde e 1 - H â f ı z, el-Fetih'te bir kaç yolla riva­yet olunan hadîsleri derleyip sonunda şöyle der:

Bu hadîslere göre sahâbiler:

Yâ Resûlallah! Komşunun komşu üzerindeki hakkı nedir? diye sordular. Resul i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Komşu senden bir şey ödünç isterse, ödünç olarak vereceksin, senden yardım dilerse ona yardım edeceksin, hastalanırsa ziyaret edersin, ihtiyacı olursa yardım edersin, hayırlı bir işi olursa tebrik edersin, başına bir musibet gelirse tâziyet ve tesellide bulunursun, öldüğü zaman cenazesine iştirak edersin, meskeni hava alamayacak biçimde bitişiğinde ondan izin almadan meskeninden yüksek bina yapmazsın, tencerenin yemek kokusuyla ona eziyet etmezsin meğer ki yemekten ona da sunsan, meyve alırsan ona da hediye et. Şayet hediye etmeyeceksen meyveyi (ona göstermeden) gizlice eve götür de senin çocuğun meyveyi dışarı çıkarmasın ki komşunun çocuğu gör­mesin.»

E I - H â f ı z müteaddid hadîslerden derlediği ve mealleri yu­karda yazılı metinleri naklettikten sonra: Bu hadîslerin senedleri za­yıf ise de muhtelif yollarla rivayet olunmuş olmaları bunun bir aslı­nın bulunduğunu kanıtlar. Komşuya ikram ve iyilik etmek şahıs­lara ve durumlara göre değişir. Bâzan farz-ı ayn olur, bâzan farz-ı kifâye olur. Bâzan da müstehap olur. Hülâsa komşuya iyilik etmek, iyi davranmak İslâm'ın fazilet-i ahlâkiyesindendir, der.

Hadisin ikinci cümlesinde misafire ikramda bulunma tavsiye edil­mektedir. Bununla ilgili gerekli izah bundan sonra gelen bâbtaki ha­dîslerin açıklaması bölümünde verilecektir.

Hadisin son cümlesinde ise mü'min kişinin ya hayır söylemesi ve­ya susması tavsiye buyurulmuştur. Nevevi bu buyruğun izahı ile ilgili olarak aşağıdaki bilgiyi vermiştir:

Bu buyruğun mânâsı şudur: Mü'min kişi konuşmak istediği za­man düşünmelidir. Şayet konuşacağı şey vâcib veya mendub olup mu­hakkak hayır ve sevaba vesile olacaksa konuşsun. Eğer konuşacağışeyde bir sevap ve hayır görmüyorsa konuşmasın. Konuşacağı şey haram veya mekruh olduğu zaman konuşmaktan kaçınacağı gibi mu­bah şeyleri konuşmaktan da çekinmelidir. Şu halde hadîs ne mekruh ne de mendub olan konuşmayı bırakmanın müstehablığına delâlet eder. Çünkü mubah bir konuşmaya başlandıktan sonra çoğu zaman mekruh veya haram lâflara dalınabilir. Halbuki Allah Teâlâ;

= «İnsan ne söylerse (onu yazmak­la görevli) hazır bir murakıp onun üzerinde vardır[14][14]

5- Dayf (Misafir) Hakkı Babı

Dayf; ikâmetgâhında bulunan kimseye gelen yolcu demektir. Şu halde aynı köy veya şehirde oturan kimseler biribirlerinin evlerine ziyarete gittikleri zaman onlara Dayf denmez. Yâni bu bâbta rivâyet olunan hadîslerin şümulüne girmezler. Terceme ve izahta Dayf kelimesi yerine misafir kelimesini kullanıp yukarıda anılan mânâyı kasd edeceğiz.

Dayf kelimesi bir ve birden fazla misafir hakkında kullanılır. Yâ­ni misafir sayısı iki üç veya daha fazla olduğu zaman da aynı keli­meyi kullanmak mümkündür. Bununla beraber bu kelimenin çoğu­lu da vardır ki Duyûf, Adyaf'tır. Daha geniş bilgi için lügat kitabla-nna bakılabilir.

3675) -.., Ebû Şürayh el-Huzâî (Radıyallâhü atık)'den rivayet edildiğine ; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm) şöyle buyurmuştur :

•Kim Allah'a ve âh ire t gününe inanıyorsa misafirine ikram etsin. Misafirin caizesi (yâni ailenin mutad yemeğinden farklı, özel ikram­la ağırlanması) bir gün bir gecedir. (Misafirlik süresini üç günden fazla uzatıp) ev sahibini sıkıntıya düşürünceye kadar yanında ikâ­met etmek misafire helâl değildir. Misafirlik süresi üç gündür. Ev sa­hibi üç günden sonra misafire ne harcarsa o bir sadakadır.»"

3676) "... Ukbe bin Âmir (Radtyallâhü anA/den; Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e: (Yâ Resûlallah!) Sen bizi (bir hey'et olarak elçiliğe veya bir as­kerî müfreze hâlinde savaşa) gönderiyorsun. Biz (bâzan) bir kavme misafir oluyoruz - konaklıyoruz da onlar bizi ağırlamıyorlar. Bu husus­ta ne buyurursun? dedik. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize şöyle buyurdu:

«Siz bir kavmin yanma inerseniz de onlar misafire lâyık ikramı size gösterirlerse, kabul ediniz. Eğer (gereken misafirperverliği) yap­mazlarsa misafirlere lâyık olan hakkı onlardan alınız.»"

3677) \.. Mıkdâm Ebû Kerîme (Radtyallâhü anA/den rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Misafir gecesi (her müslüman'a) vâcibtir. Bu itibarla eğer mi­safir bir kimsenin evinin çevresine inerse misafirlik hakkı ev sahi­binin üzerinde bir borçtur. Artık misafir dilerse hakkını ister ve di­lerse hakkını terkeder.»"[16][16]

Cumhurun Ukbe Bin. Âmir (Radıyallâhü Anhj'ın Hadîsine Verdiği Yorumlar

N e v e v i   bu konuda şu bilgiyi verir:

"Ahmed ve ei-Leys bu hadisi zahirine göre yorum!*1 mışlardır. Yâni misafiri ağırlamak vâcibtir. Ev sahibi bu hakka ria­yet etmezse misafir bunu isteyip alır.                                  

Cumhur ise bu hadisi aşağıda beyân edilen şekillen» yorvmla-mıştır:

1. Bu hadis muztar durumda olan olculara mahsustur. Çün­kü muztar olan yâni aç, susuz kalan misafiri ağırlamak vâcibtir.

2. Hadîsten maksad şudur: Siz misafirperverlikten imtina eden­ler aleyhinde konuşup onları kınayabilirsiniz, cimriliklerini halka an­latabilirsiniz. — Avnü'I-Mâbûd yazarının dediği gibi bu yorum, isa­betli olmaktan çok uzaktır —

3. Bu hüküm İslâmiyet'in ilk zamanlarına mahsustu. Çünkü o günlerde yardımlaşmak vâcibti. Büâhere İslâmiyet her tarafa yayılın­ca bu hüküm iptal edildi. Bu yorum bâtıldır.   Çünkü yorumcunun iddia ettiği hususun sahibi meçhuldür. Yâni bu hükmün sonradan iptal edildiğini söyleyen kimdir, kaynak sayılacak bir delil ve mes-ned var mı?

4. Bu hüküm, müslüman yolcuları ağırlamaları hususunda ken­dileri ile sözleşme yapılmış durumda olan zimmilere misafir olanlara mahsustur. Bu yorum da zayıftır. Çünkü zimmilerle böyle bir söz­leşme ancak Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh) 'm hilâfeti döneminde yapılmıştır.

Misafiri ağırlamanın vâcibliğine hükmedenlerin delilleri Avnü'l-Mâbûd'da beyân edilmiştir. Oraya bakılabilir.[18][18]

7- (Gelen Gidene) Eziyet Veren Şeyi Yoldan Gidermek Babı

3681) "... Ebû Berze el-Eslemî (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Ben, Yâ Resûlallah bana yararlanacağım (yâni sevab kazanma­ma vesile olacak) bir iş göster, dedim. O:

•Müslümanların yolundan zararlı şeyi uzaklaştır,» buyurdu.1'

3682) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Yol Üstünde halka zarar veren bir ağaç dalı vardı. Bir adam o dah yoldan uzaklaştırdı ve bundan dolayı cennet'e dâhil edildi.»*1

3683) "... Ebû Zerr (Radtyallâhü an A)'den rivayet edildiğine göre; Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ümmetim, amellerinin iyisi ve kötüsüyle beraber bana arzolun-du. İyi amelleri içinde yoldan uzaklaştırılan eziyet verici şey gör­düm. Kötü amelleri içinde de gömülmeyip mescidde olan balgamı gördüm.*"[20][20]

8- Suyu Sadaka Etmenin Faziletinin Beyânı Babı

3684) "... Sa'd bin Ubâde (Radtyattâhü anhyâen; Şöyle detnİ$tir:

Ben: Yâ Resûlallah! Hangi nevi sadaka daha faziletlidir (Yâni sevabı daha çoktur) ? dedim. O ı

«Suvarmak  (yâni canlı veya bitkiye su vermek),» buyurdu."[22][22]

9- Rıfk (Yumuşaklıkla Muamele Etmek, Arkadaşlarla Îyi Geçinmek Ve Mutedil Davranmak) Babı

Rıfk* Arkadaşlarla iyi geçinmek, halkla münâsebetlerde iyi ha­reket etmek, yumuşak davranmak ve günâha girmemek kaydı ile dâi­ma her işte en kolay olanı seçmek, demektir. Şu tarife göre özetle­yecek olursak, Rıfk; halkla ilişkilerde güzel huylu olmaktır denilebi­lir. Tercemede bu kelimeyi yumuşaklıkla muamele etmek biçiminde yorumlamayı uygun buldum.

3687) "... Cerîr bin AbdiIIah el-Becelî (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

•Kim yumuşaklıkla muamele etmekten mahrum olursa hayırdan mahrum olur.»"

3688) u... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Allah şüphesiz refîk'tir (yâni kullarına lütuf edip kolaylık ih­san eder, güçleri dışında kalan görevleri yüklemez), kullarının (da) yumuşaklıkla muamele etmelerini sever ve sert davranmakla verme­diği (muvaffâkiyet ve sevabı) yumuşaklıkla davranma ile (kulu­na) verir.»"

3689) "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'daa rivayet edildiğine göre; Peygam­ber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Allah, şüphesiz refîk'tir (yâni kullarına kolaylık diler, güçlük dilemez, takatlan yetmeyen işleri yüklemez), kullarının (da) her hu­susta yumuşaklıkla muamele etmelerini sever.»"[24][24]

10- Kölelere (Ve Cariyelere) İyilik Etmek, Onlara İyi Davranmak Babı

3690) "... Ebû Zerrft- Gifârî) (Radtyallâhü anhyüen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«(Onlar, yâni köleler ve cariyeler) sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin elleriniz (yâni tasarruflarınız) m altına koymuştur. Artık yediğinizden onlara yediriniz, giydiğinizden onlara giydiriniz ve güç­lerini aşan İşleri onlara teklif etmeyiniz. Şayet (güçleri yetmeyecek iş­leri) onlara yüklerseniz onlara şahsen veya (başka kimselerle) yar­dım ediniz.»"

3691) ''... Ebû Bekr-İ Sıddîk  (RadtyaUâhü anh)'den rivayet edildiğine jjöre: Resûlullah (SalhUahü Aleyhi ve Sellem) :

«Mülkiyet altındaki (kölelere-câriye)lere kötü davranan -kimse cennet*e girmeyecek» buyurdu. Sahâbîler s

Yâ Resûlallah! Memluk (yâni köle ve câriye) olanları ve yetim­leri en çok bulunan ümmetin bu ümmet (yâni senin ümmetin) oldu­ğunu sen bize haber vermedin mi? dediler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Evet. Artık evlâdınıza değer verdiğiniz gibi onlara da ikramda bulununuz ve yediğiniz yemeklerden onlara de yediriniz», buyurdu. Sahâbîler;

Peki, memluk (yâni köle - câriye) bize dünyada ne menfaat sağ­lar? dediler. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bağlayıp beslediğin bir at üstünde Allah yolunda savaşırsın. Se­nin memlukün (de) senin ihtiyacını giderir. Namaz kıldığı zaman ar­tık o senin kardeşindir», buyurdu.'*

Not: Zevâid'de şöyle söylenmiştir : Bunun senedinde Ferkad es-Sebehi var­dır. İbn-İ Muin onu bir rivayette güvenilir saymış İse de, diğer bir rivayette onu zayıf saymıştır. Buhâri ve başkası da onu zayıf saymışlardır.[26][26]

11- Selâm Vermeyi İfşa Etmek (Yâni Tanıdık Olsun Olmasın Her Müslümana Açıktan Selâm Vermek Suretiyle Bunu Yaygınlaştırmak)   Babı

İfşa kelimesinin asıl mânâsı bir şeyi açığa vurmak, açıktan yap­maktır. Selâm vermenin ifşasından maksad selamlaşmayı yaygınlaş­tırmak, tanıdık olsun olmasın her m üs 1 uman a selâm vermek, bunu hiç bir müslümandan esirgememek ve selâm verilen kişinin duya­bileceği bir ses tonu ile selâm vermektir.

Selam, selâmette olmak, her türlü kaza ve belâlardan salim ol­mak ve esenlik içinde yaşamak, demektir. 3u itibarla selâm, bir duâ ve iyi dilekte bulunmak olup sevgi ve saygı belirtisidir. Müslümanlararasında birlik, beraberlik, sevgi, saygı, iyi duygu ve güzel dileklerde bulunmaya özen gösteren yüce dinimiz selamlaşmaya büyük önem vermiş, selâm vermeyi sünnet ve bunu almayı, »yâni selâm verilen tarafın selâm verene selâmla karşılık vermesini farz kılmıştır.

3692) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)'<\en rivayet edildiğine güre; Resûlullah (Salhlfahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Nefsim (canım) kudret elinde bulunan (Allah) a yemin ederim ki siz imân etmedikçe cennet'e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam) imân etmiş olmazsınız. Size bir şey göstermiyeyim mi; Onu yaptığınız zaman bir birinizi seversiniz? Selâm vermeyi aranızda yay gınlaştınnız (yâni tamdık olsun olmasın her müslümana açıktan se­lâm veriniz).»"[28][28]

İzahı

E b ü Ümâme (Radıyallâhü anh)'ın hadisi Zevâid nevin-dendir. Abdullah (Radıyallâhü anh) 'm hadisini T i r m i z i de "Atıma = Yiyecekler" bölümünde rivayet etmiştir. T i r m i z i' -nin rivayet ettiği metin uzunca olup şöyledir:

-risC illi \js-x

«Rahman'a ibâdet ediniz, yemek yediliniz ve selâmı ifşa ediniz. Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz.-"

T i r m i z i   bu hadîsin hasen - sahih olduğunu söylemiştir.

Bu bâbta rivayet olunan hadisler müslümanın tanıdığı veya ta­nımadığı her müslümana selâm vermesinin faziletine delâlet eder. Bu hadislerdeki emir müstehabhk içindir. Yâni selâm vermek sün­nettir.

Birkaç müslüman beraber olduğu zaman karşılaştıkları müslü-manlara hepsinin selâm vermesi daha faziletlidir. Bununla beraber onlardan yalnız bir kişinin selâm vermesiyle de sünnet ifâ edilmiş olur. Selâm "Es-Selâmü aleyküm" cümlesiyle verilir. "Selâmün aley-küm" demekle de selâm verilmiş oluyor ise de en faziletlisi "Es-Selâ­mü aleyküm"dür.

İki müslüman karşılaştıkları zaman önce selâmlaşmak, ondan sonra konuşmaya başlamalıdır. Selâm, muhatabın duyabileceği bir ses tonu ile verilir. Aksi takdirde selâm sünneti İfa edilmiş olmaz. Aile reisi ev halkının yanma girdiği zaman onlara selâm vermesi sünnettir.

Küçüğün büyüğe, süvarinin yayaya, ayakta olanın oturana ve azın çoğa selâm vermesi sünnettir. Bunun aksi yapıldığı zaman yine sünnet yerine gelmiş olur.

Erkeğin yabancı kadına, yâni mahremi olmayan kadına selâm vermesi mekruhtur. Ancak çok yaşlı veya çirkinliğinden dolayı şeh­vet duyulmayan kadına selâm verebilir. Erkeğin; teyzesi, halası, ana­sı, nenesi, kız kardeşi gibi mahremi olan kadına selâm vermesi sün­nettir.

Daha geniş bilgi için fıkıh kitablarına müracaat edilmelidir.[30][30]

İzahı

Bu babın hadisleri   Buhâri,   Müslim   ve   Tirmizî tarafından da rivayet olunmuştur.   Ebû   Hüreyre    (Radıyal-

lâhü anh) 'in hadisini Ebû Dâvûd, Nesâi, Dârekutni ve T a h a v i de rivayet etmişlerdir. Bu hadis daha uzun bir me­tin hâlinde sünenimizin 1060 numarasında geçti.[32][32]

3- İslâm Memleketinde Oturmalarına İzin Verilen Andlaşmalı Ehl İ Kitâb Olan Gayri Müslimlerin Selâmını Cevablamak Babı

3697) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Ehl-i Kitâb (olan gayri müslimler) den biri size selâm verdiği za­man "ve aleyküm = üzerinize de" diye cevab veriniz."

3698) Âİşe (Radtyallâhü a»Aâ)'dan rivayet edildiğine göre: Yahudilerden bir kaç adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in yanma gelerek selâm yerine "Es-Sâm aleyke = ölüm sanaM Yâ Ebel-Kâsım! dediler. Bunun üzerine O da: «Ve aleyküm = Size de- diye cevab verdi."[34][34]

Ehli Kitaba Selâm Verilir Mi?

Müellifimiz bu konuya âit hadîsleri rivayet etmemiştir.   Müs­lim,   Ebû   Dâvûd   ve   Tirmizi1 nin   Ebû   Hüreyre(Radıyaîlâhü anh)'den rivayet ettikleri; 

"Yahudilere ve hıristiyanlara selâm vermeyiniz..." hadisinde onlara müslümanların selâm vermesi yasaklanmıştır. Tirraizi bu ha­dîsin hasen-sahih olduğunu ifâde etmiştir.

N e v e v i : Bâzı arkadaşlarımız Ehl-i Kitâb'a selâm vermenin mekruh olduğunu söylemişler ise de bu görüş zayıftır. Çün­kü yasaklama haramlık içindir. Bu itibarla doğrusu, onlara selâm vermenin haramlığıdır. Kadı Iyâz, zaruret ve ihtiyaç hâlin­de onlara selâm verilebileceğini bir guruptan nakletmiş t ir. AI ka m a ve N a h a î böyle söylemişlerdir. E v z â î de demiş ki: Eğer ben onlara selâm verirsem, dayanağım bâzı takva sahihlerinin on­lara selâm vermiş olmalarıdır. Şayet onlara selâm vermezsem yine dayanağım bâzı takva sahihlerinin onlara selâm vermemiş olmasıdır. Bid'at ehline gelince seçkin olan görüş bir fitne ve mazeret olmadık­ça onlara selâm veriimemesidir, diye bilgi vermiştir.

Hülâsa: Âlimlerin büyük çoğunluğuna ve tüm selef âlimlerine göre hıristiyanlara ve yahûdîlere selâm verilmez. Onlar selâm ver­dikleri zaman, "aleyküm" biçiminde veya "ve aleyküm" şeklinde ce­vab verilir.

3699) "... Ebû Abdirrahmân el-Cühenl  (Radtyaüâhü «ffAJ'den rivayetedildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu, de­miştir :

Ben yarın binip yahûd ilere gideceğim. Siz onlara selâm verme­yiniz. Onlar size selâm verdikleri zaman siz "ve aleyküm" diye ce-vab veriniz."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde îbn-i İshâk var. Bu zât tedlisçidir. Bundan başka hadisi müellifin Etmeninde yoktur. Kütüb-i Sitte'nin kalanlarında ise onun hiç bir hadisi yoktur.[36][36]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. B u h â r i de Enes    (Radıyallâhü anh) 'den şu mealde bir hadîs rivayet etmiştir:

"Enes (Radıyallâhü anh), bir gün çocukların yanından geçmiş ve onlara selâm verip •. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ço­cuklara böylece selâm verirdi, demiştir.'*

Bu konuda Buhâri, Müslim, Tirmizİ ve Ne-s â î' de   başka hadîs vardır.

Bu ve benzeri hadisler, çocuklara selâm vermenin müstehablığı-na ve Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in üstün tevâzuuna delâlet eder.edildiğine göre; Resûlullah' (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

Ben yann binip yahûdîlere gideceğim. Siz onlara selâm verme­yiniz. Onlar size selâm verdikleri zaman siz "ve aleyküm" diye ce-vab veriniz."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde İbn-i îshâk var. Bu zât tedlisçidir. Bundan başka hadisi müellifin süneninde yoktur. Kütüb-İ Sltte'nin kalanlarında ise onun hiç bir hadisi yoktur.[38][38]

15- Tokalaşmak Babı

3702) «... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü mAJ'den; Şöyle demiştir:

Biz i Ya Besûlallahl Bâzımız bâzımız için (saygı mâhiyetinde) eği­lebilir (yâni başım ve belini eğebilir) mi? dedik. Ot

«Hayır*, diye cevab verdi. Biz» Bâzımız bâzımızla kucaklaşabİUr mi? diye sorduk. O: Hayır ve lâkin tokalaşımz., buyurdu."

3703) "... Berâ bin Âzib (Radtyallâhü anAJ'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Birbirine rastlayıp da tokalaşan hiç İki mü si uman yoktur ki, bir­birinden ayrılmadan önce ikisinin günahları bağışlanmasın.-"[40][40]

Hadîslerden Çıkan Hükümler

1. Birbirine rastlayan iki müslümanın tokalaşması sünnettir. N e v e v î   bu hususta icmâ bulunduğunu söylemiştir.   E 1 - H â f ı zda; Yabancı kadınla, yâni mahrem olmayan kadınla ve yetişkin gü­zel oğlan çocuğu ile tokalaşmak bu umûmi hükümden müstesnadır, demiştir.[42][42]

16- Erkek. Erkeğin Elini Öper, Babı

3704) İbn-i Ömer (Radtyaİiâhü anhümâ) dan: Şöyle demiştir:

Biz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in elini öptük.

3705) .. Safvân bin Assâl  (Radtyatfâftü atth)'rivayet     edildiğine

Yahudilerden bir gurup. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in elini ve ayaklarını öptüler."[44][44]

17- (Başkasının Evine Girmek İçin) İzin İstemek Babı

3706) "... EbÛ Saîd-i Hudrî (Rodtyallâhü <mh)\\en; Şöyle demiştir:

Ebû Müsâ (el-Eş'arî) (Radıyallâhü anhJ, (halife) Ömer (Radı-yaliâhü anh)'ın yanına (evine) girmek için üç defa izin istedi ve ken­disine izin verilmedi. O da geri döndü. Sonra Ömer (Radıyallâhü anh), niçin geri döndün? diye ona haber gönderdi (ve gelmesini is­tedi. Bunun üzerine gelen) Ebü Mûsâ (Radıyallâhü anh) ;

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in bize emrettiği üç kez izin isteme usûlü ile izin istedim, (üç defa izin istedikten) Sonra bize izin verilirse gireriz ve bize izin verilmezse geri döneriz, dedi. Ebû Said demiştir ki: Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh)

(Ebû Musa'ya) :

And olsun ki ya sen bu hadîsin sübûtuna dâir bana bir şâhid ge­tireceksin veya ben (sana yapacağımı) yaparım, dedi. Bunun üzerine Ebû Müsâ kavminin meclisine (yâni Ensâr-i Kirâm'ın toplu halde bulunduğu yere) varıp onların bu hadisin sübûtuna şâhidlik etme­lerini istedi. Onlar(dan bâzısı) da onun için şâhidlik ettiler de (hali­fe) Ömer, onu serbest bıraktı."[46][46]

İzahı

Bu hadisi N e s â î namaz bölümünde rivayet etmiştir. N e -s â i' nin bâzı rivayetlerinde "Tenahnuh = Öksürüp boğazı temizle­me" ifâdesi yerine "Sebbeha = Sübhânallah derdi" ifâdesi mevcut­tur. T i r m i z i de namaz bölümünde A 1 i (Radıyallâhü anh)'in bu hadisini ta'likan, yâni senedini anlatmadan rivayet etmiştir. Ora­daki metin meâlen şöyledir:

"Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yamna girmek için izin istediğimde O namazda iken öksürüp boğazını temizler (gibi olur)du."

Tuhfe yazarı T i r m i z i' deki hadisin izahı bölümünde şöyle der:

Bu hadîsi   A h m e d,    İbn-i   Mâceh   ve   Nesâî   de rivayet etmişler ve   Îbnü's-Seken    bunun sahih olduğunu söylemiştir.   Beyhaki   de; Bu hadis gerek sened gerekse metin bakımından ihtilaflıdır.  Çünkü  metninde "Sebbaha  =   Teşbih etti" rivayeti var. Bâzı rivayetlerde bunun yerine "Tenahnaha = Öksürdü" ifâdesi var. Hadisin senedinin dönüm noktası ise   Abdullah bin   Nücey' dir.   E 1 - H â f ı z   demiş ki: Bir rivayette   A b -dullah   bin   Nücey,   Ali    (Radiyallâhü anh)'den rivayet etmiş. Diğer bir rivayete göre   Abdullah    bin   Nücey, babasından, babası da   Ali    (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiş­tir.   Buhâri,   Abdullah    bin   Nü c e y y' in   riva­yetine itiraz etmiştir.   B u' h â r î' den   başka zâtlar da onu zayıf saymışlardır.   Nesâi    ve   İbn-i   Hibbân    ise onu sıka, yâ­ni güvenilir saymışlardır.   Yahya    bin   Muin   ise   Abdul­lah   bin   Nüceyy'in    Ali    (Radiyallâhü anh) 'den hadis işit­mediğini   ve   Ali   ile kendisi arasında babasının bulunduğunu söy­lemiştir.

Bu hadîs sahih ise; namazda bulunan bir kimsenin, namazda ol­duğunu başkasına sezdirmek üzere öksürüp boğazını temizler gibi olmasıyla namazının bozulmadığına delâlet eder.

3709) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyattâhü anhümâyâan; Şöyle de­miştir:

(Babamın bir borcundan dolayı) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma girmek için (kapıyı çalmak suretiyle) izin iste­dim. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Kim o?» buyurdu. Ben de: Ene (= Benim), dedim. Bunun üze­rine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (böyle cevab vermem­den hoşlanmamış olacak ki) :

«Ene ene (= Benim benim-, buyurdu."[48][48]

18- Nasıl Sabahladın? Diye Hâli Sorulan Adam (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3710) "... Câbir (RadtyaUâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben: (Bu gece) nasıl sabahladın? Yâ Resûlallah, diyerek hâlini sordum. O (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

• (Nafile) oruç tutamayan ve hiç bir hastayı ziyaret edemeyen bir adam olarak hayır ile (bu gece) sabahladım», buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir; Bunun senedinde Abdullah bin Müslim bulunur. Bu râvi, Mü'min el-Mekkİtafet oğludur. Ahmed, tbn-i Muin ve başkası onu zayıf saymışlardır.

3711) "... Ebû İ'seycl es-.Sâirlî (HadtyaUâhü anh)'(\en rivayet edildiğine jjöre $öyle demiştir :

Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)   (bir gün amcası) Ab-bâs bin Abdilmuttalibin evine girerken Abbâs (Radıyallâhü anh)'a: «Es'Selâmü Aleyküm», buyurmuş. Onlar da:

Ve aleyke's Selâmü ve rahmetullahi ve berekâtuhu (= Selâm, Allah'ın rahmeti ve bereketleri sana da), diyerek selâmım almışlar. (Sonra) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

-Nasıl sabahladınız (yâni nasılsınız?) - diyerek onların hâlini sor­muş. Onlar da:

Hayır İle sabahladık (Yâni iyiyiz). Allah'a hamdederiz. Babamu ve anamız sana feda olsun, sen nasıl sabahladın (yâni nasılsın) ye Resûlallah, diye karşılık vermişler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (de) :

«Hayır ile sabahladım (yâni iyiyim). Allah'a hamdederim,» bu­yurmuştur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Buhâri demiş ki: Mâlik bin Hamza, baba­sından, babası da dedesinden rivayetle Peygamber (S.A.V.), el-Abbâs'ı çağırdı ...senediyle naklolunan hadîs, başka yolla teyid edilmemiş durumdadır. Ebû Ha-tem de: Abdullah bin Osman, karışık-şüphe götüren bir takım hadisler rivayet eden bir râvidir. demiştir.[50][50]

19- Bîr Kavmin Ulusu Size Geldiği Zaman Ona İkram Ediniz, Babı

3712) "... İbn-i Ömer (Radtyallâkü ankümâ)'âan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Size bir kavmin büyüğü geldiği zaman ona ikram ediniz.*"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Saîd bin Mesleme bu­lunur. Bu râvi zayıftır.[52][52]

20- Aksıran  (Müslüman) A Teşmit (Yâni Hayır Ve Bereketle Duâ Etmek) Babı

3713) ... Enes bin .Mâlik (Radıyallâhü ank)'ûex\\ Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yanında iki kişi (ay­rı ayrı) aksırdı da O, bunlardan birisine teşmît etti (hayır ve bere­ketle duâ etti) ve diğerine etmedi. Bunun üzerine:

Yâ Resûlailah! Senin yanında iki adam aksırdı da sen birisine teşmit ettin (hayır ve bereketle duâ ettin) ve diğerine etmedin? diye bunun sebebi soruldu. O buyurdu ki:

«Bu (yâni kendisi için duâ ettiğim adam)  Allah'a hamdetti. Şu

3714) "... Seleme bin el-Ekva" (RtulıyaUâhii </«//)"den rivayet edildiğin? jjöre Kesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Se/fcm) şöyle buyurdu, demiştir   :

«Üç defa (yâni bir iki ve üç defaya kadar) ak sıran (müslüman)a teşmît edilir (hayır ve bereketle duâ edilir). Daha fazla aksıran kimse ise nezleye yakalanmıştır (yâni ona teşmit edilme/) 

3715) "... Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)\\e\\:  Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında iki kişi (ay­rı ayn) aksırdı da O, bunlardan birisine teşmit etti (hayır ve bere­ketle dua etti) ve diğerine etmedi. Bunun üzerine:

Yâ Resûlallah! Senin yanında iki adam aksırdı da sen birisine teşmit ettin (hayır ve bereketle dua ettin) ve diğerine etmedin? diye bunun sebebi soruldu. O buyurdu ki:

-Bu (yâni kendisi için dua ettiğim adam) Allah'a hamdetti. Şu fyâni diğeri) Allah'a hamdetmedi.»"

3715) "... Ali (bin Ebî Tâlib) (RadtyaUâhü anh)'<\çx\ rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Srllem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Biriniz aksırdığı zaman "el-Hamdü lillâh = Hamd Allah'a mah­sustur" desin ve etrafındakiler de ona "Yerhamükâllah = Allah sana rahmet eylesin" diye karşılık versinler. Kendisi de etrafındakilere "Yehdîkümullahü ve yüslihu bâleküm = Allah sizi hidâyet eylesin ve hâlinizi düzgün eylesin" duâsıyla karşılasın.-"

Not: Zev&id'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İton-i Ebi Leylâ bulunur. Adı Muhammed bin Abdirrahman'dır, Bu râvi zayıftır.[54][54]

21- Adamın, Yanında Oturana İkram Etmesi (Kıymet Vermesi) Babı

3716) '... Enes bin Mâlik (Radıyalîâhü ö«/r)'den;  Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (yolda) bir adama rast­layıp da onunla konuştuğu zaman, adam gidinceye kadar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), mübarek yüzünü ondan çevirmezdi ve adamla tokalaştığı zaman, adam elini çekinceye kadar O. mübarek elini adamın elinden çekmezdi. Hiç bir zaman Onun mübarek dizle­ri de yanında oturan adamın dizlerinden ileri görülmemiştir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin sıhhatinin dönüm noktası ra-vi Zeyd el-Araml üzerindedir. Bu r&vi İse zayıftır.[56][56]

İzahı

Bu hadîsi Müslim ve Ebû Dâvûd da rivayet etmiş­lerdir. N e v e v i bu hadisin izahı ile ilgili olarak özetle şöyle der:

Bu hadis, mescid - cami veya başka bir yerde namaz gibi bir ga­ye ile oturan, sonra abdest almak veya kısa süreli bir işini görüp geri dönmek üzere o yerden ayrılıp geri gelen kimse hakkındadır. Böyle bir durumda o yer öncelikle onun hakkıdır. Ancak bu hak o namaza mahsustur. Adam geri geldiği zaman o yerde oturan  bir kimse varsa onu kaldırabilir. Adam yerinden bu maksadla ayrıldı­ğında ister namazlık gibi bir şey  bırakmış olsun ister bırakmamış olsun hüküm aynıdır Fakat başka bir namaz vakti için onun hakkı kalıcı değildir.[58][58]

İzahı

Hadiste geçen "Meks sahibi" Câmiü's-Sağir şerhinde el-Azi-z i tarafından şöyle açıklanır: Meks sahibi o kimsedir ki, yanından geçen tüccar kervanından öşür adı altında bir miktar para - mal alır. Allah'ın zenginlere farz kıldığı öşürü usûlüne uygun olarak alanlara gelince, bu işlem güzel ve iyi bir şeydir. Bu mesele fıkıh kitablann-da anlatılmıştır.

Meks denilen çıkar sağlayana, mâkis ve âşir de denilir. Bu tür kazanç haram olduğu gibi din kardeşinin samimi ve meşru mazere­tini kabul etmek mümkün iken reddetmek de bu hadise göre günah­tır.

Sindi: Bu hadis, beyân edilen mazeretin yalan olduğunun bilinmemesi ve ortada bir hıyanetin bulunmaması hâline mahsûs olabilir. Böyle bir durumda mümkün ise müslümanm mazeretini ka­bul etmek uygun olanıdır, der. Şu halde ileri sürülen mazeretin uy­durma olduğu ve bir hıyanetin yapıldığı bilindiği zaman ileri sürü­len mazereti kabui etmemekte bir sakınca yoktur.[60][60]

İzahı

Bu babın ilk hadisi Zevâid nevindendir. İkinci hadîsi B u h â r i, Müslim   ve   T i r m i z i    de rivayet etmişlerdir.

Ebû Umeyr, Enes'in ana bir kardeşi idi. Babası ise Ebû Talha Zeyd bin Sehl el-Ensâri'dir. Ebû U m e y r' in sütten yeni kesilmiş çocuk olduğuna B u h â r i' de işaret vardır. Yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), küçük çocuklarla şakalaşırdı. Nügayr, gagası kırmızı olup serçe ku­şuna benzer bir kuştur. Medin e ' lilerin buna bülbül dedikleri rivayet olunmuştur.

Bâzıları N ü ğ a y r ' in serçe kuşu olduğunu söylemişlerdir. Ebû Umeyr isimli küçük çocuğun böyle bir kuşu ölmüştü. Pey­gamber (Aleyhi's-salâtü vesselam), Ebü Umeyr'e teselli vermek için onunla şakalaşıp : "Nügayr ne oldu?" buyururdu.

E n e s ' in "Peygamber bize katılırdı" sözünden maksadı T ı y -b i şöyle yorumlar: Yâni Peygamber {Aleyhi's-salâtü ve's-selAm), Ehes'in ev halkının hepsi ile ilgilenirdi, aralarına karışırdı, hat­tâ çocukların arasına katılıp çok küçük yaştaki çocukla oynaşıp, kuş-cağızının ne olduğunu sorardı.

E I - H â f ı z, el-Fetih'te şunu söyler: Şafiî fıkıhçılarından tbnü'l-Kâsım Ahmed bin Ebi Ahmed et-Ta-bari, kitabının başında: Bâzı insanlar hadisçileri tenkid ederek faydasız şeyleri rivayet ettiklerini ileri sürer ve bu hadîsi örnek gös­terirler. Halbuki bu hadîsten fıkıh ve adaba âit 60 kadar hüküm çı­kar. Onlar bu durumdan habersizdir, dedikten sonra bu hadisten çı­kan hükümleri sıralamıştır. E 1 - H â f ı z da bu hükümleri el-Fe­tih'te naklen beyân ettikten sonra, başkaca hükümleri de çıkarmış­tır. Arzu edenler Buhâri' nin Edeb kitabının "Babü'l-Künye Ii's-SabiyyT bölümünde rivayet olunan Enes {Radıyallâhü anh)'in bu hadisinin şerhine dâir el-Fetih'in 10. cildinin 480 ve bunu takip eden s ah ifel erine baksınlar.

Bu hadis, kimseyi kırıcı veya gücendirici olmayan şakanın meşru olduğuna delâlet eder.    Nevevi   bu konuda şöyle der:

Yasak olan şaka ve mizah, ifrata kaçan ve sürekli yapılanıdır. Çünkü böyle bir şaka, gülmeye ve kalbin katılaşmasına, gafletine sebebiyet verebilir. Ayrıca müslümanı, Allah'ı anmaktan ve dininin önemli hizmetlerinden alıkoyabilir, tefekküre engel olabilir. Çoğu za­man başkasının kırılıp gücenmesine ve kin ile husûmetin doğması­na yol açabilir. Ayrıca ağırbaşlılığı ve vakarı kırıcı olabilir. Yukarda anılan sakıncaları taşımayan şakalaşma ise, mubah sayılanıdır. Pey­gamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'ın da nadiren yaptığı şaka bu türden olanıdır. Arkadaşın veya muhatabın gönlünü hoşetmek ve sevindirmek için böyle ölçülü şaka meşrudur. Çünkü meşru yolla bir müslümanın gönlünü hoşetmek, müstehab sünnetlerdendir. Bu izahatı iyi bilmelisin. Çünkü bu bilgiye geniş çapta ihtiyaç duyulur.[62][62]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.

Hadîste geçen "Şeyb" kelimesi saç ve sakaldan ağaran kıllar mâ-nâsuıa yorumlanmıştır. Ağaran kıllar mü'min'in kibir ve gururdan uzaklaşmasını sağlamaya yanyan olgunluk alâmetidir, nefsi arzula­rın, şehvet duygusunun kırılmasının belirtisidir. Saç ve sakalında be­yaz kılların meydana gelmesi ile mü'min kişi ibâdetlere ve hayırlı

hizmetlere daha çok yönelir. Böylece işlediği bol hayratın nuru onun kabrini aydınlatır ve mahşer günü onu nurlandınr.

Tuhfe yazarının beyânına göre İbnü'l-Arabi şöyle de­miştir: Ağaran saç ve sakalı kına ile boyamanın caiz kılınması, fa­kat ağaran kılları yolmanın yasaklanması sebebi şudur: Ağaran kıl­ları yolmak, saç ve sakalın tabii hâlini kökünden değiştirir. Kına ile boyamak ise tabii şeklini değiştirmez. Bakan bir kimse saç ve sa­kalın boyandığını sezer.

Âlimlerin bir kısmı saç ve sakaldan ağaran kulan yolmanın mek-ruhluğuna hükmetmişlerdir. Müslim de Katâde yoluyla rivayet ettiği bir hadiste   E n e s    (Radıyallâhü anh)  şöyle demişdir:

"Biz, erkeğin başından ve sakalından beyaz kılı yolmasından ke-râhat ederdik."

Hanefi mezhebine göre saç ve sakaldan ağaran teli yolmak­ta bir sakınca görülmemiştir. İbn-i Âbidîn'de el-Bez-z â z i y e' den naklen verilen bilgiye göre saç ve sakaldan ağaran telleri yolmanın süslenmek maksadıyla olmaması gerekir. Yani süs­lenme maksadıyla yolmak caiz değildir.[64][64]

İzahı

Bu hadîs Zevâid nevindendir. Bu hadis, bedenin bir kısmı gölgede ve bir kısmı güneşte olduğu halde oturmanın yasakligına delâlet eder,

Sindi bu hadîsin izahı bölümünde şöyle der; B e y h a k i demiş ki, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edi­len bir hadîste   Ebû   Hüreyre   şöyle demiştir:

"Ben Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i, Ka'be'nin duva­rı dibinde bedeninin bir kısmı gölgede ve bir kısmı güneşte olduğu halde oturmuş iken gördüm."

İbn-i Büreyde yoluyla yine Ebû Hüreyre (Ra­dıyallâhü anh) 'den rivayet edilen bir hadîse göre :

«Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Biriniz gölgede olup da gölge kalktığı (ve bedeninin bir kısmı güneş­te, diğer kısmı gölgede olduğu) zaman kalksın. Çünkü Öyle yer, şey­tanın oturduğu yerdir.» Bu rivayet diğer iki hadîs arasında görülen çelişkiyi giderir.

Avnü'l-Mâbûd yazan da Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in son hadîsinin izahı bölümünde şöyle der: Bedenin bir kısmı gölgede bir kısmı da güneşte olduğu halde oturmanın sağlık açısın­dan zararlı olduğu söylenmiştir. Fakat en iyisi, Şâr-i Ha­ki m'in, yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in beyân et­tiği gerekçeyi belirtmektedir: -Öyle yer şeytanın meclisidir.»[66][66]

İzahı

Bu babın ilk hadisi Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbn-i Hibbân tarafından da rivayet edilmiştir. Fakat râvi K a y s ' in babasının ismi hakkında çok ihtilâf vardır: Tıhfe, Tığfe, Tıkfe ve Tihfe diyenler vardır. Bu zâtın râvisinin ismi hakkında da ihtilâf vardır: K a y s bin Tıhfe biçiminde rivayet bulunduğu gibi Yalş bin Tıhfe diyenler de vardır. Bir rivayette de Abdullah bin Tıhfe bu hadisi Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'den rivayet etmiştir.

Bu babın hadîsleri, mazereti olmayan kimsenin yüzükoyun yat­masının caiz olmadığına delâlet eder .[68][68]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmiş­lerdir.

Bu hadiste yasak kılınan yıldızlar ilmi, yıldızların hareket ve du­rumlarından ilerde vuku bulacak olayları bildiğini iddia edenlerin meşgul oldukları şeylerdir. Çünkü bir takım adamlar yıldızların ha­reket ve durumlarından ilerde falan ve filân olayların meydana ge­leceğini, eşya fiatlannın yükseleceğini, kıtlık olacağını, savaş yapıla­cağını ve yapılmayacağını bildiklerini iddia ederler. Oysa ilerde vu­ku bulacak şeyleri ve olayları ancak Allah bilir. Gayıbtan haber ver­mek, kehânette bulunmak ve kâhinleri doğrulamak küfürdür.

Rasathane uzmanlarının bir takım gözlem ve hesaplamaları ne­ticesinde kameri ayların başlangıcını, hilâl'ın görülmesini tesbit et­meleri ve ay veya güneşin tutulması zamanını tâyin etmeleri, mete­orolojik âletler ve hesaplamalar neticesinde hava durumu hakkında

Tıhfe (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Tıhfe bin Kays el-Gıfâri (R.A.)'ın ismi hakkında ihtilâf vardır. Bu zât sahâ-bkUr. EbÛ Dâvûd, Nesâi ve İbn-i Mâceh onun bir hadisini (ki bu hadistir) riva­yet etmişlerdir. Hadisinin senedinde ıztırap vardır. (Hulâsa, 181)

talimin veya biîgi vermeleri yasaklanan yıldız ilminin şümulüne gir­mez. Keza astronomi ilmi bu yasağın dışındadır.

E I-H a f n İ. Câmiü's-Sagir in şerhinde* bu hadisi izah eder­ken şöyle eter: Yani bir kimse yıldızların dünyada olup biten şeyleri meydana getirdiğine inanırsa veya yıldızlar vasıtasıyla gaybt bildiği­ni iddia ederse, meselâ falan yıldız görüldüğü zaman şöyle bir olayın meydana geleceğini bilirim derse, bu iddia ve inanış bâtıl olup bir sihir dalıdır. Ama yıldızlara bakmak suretiyle vakit ve zamanı tes-bit etmek ve bu alanda bil^i sahibi olmak arzulanan bir ilim dalı­dır.

Hadisin sonundaki; SljU *\j cümlesinin râvinin sözü olması da muhtemeldir. Bu takdirde mânâ m şöyledir: "Peygamber (Salla İlah ü Aleyhi ve Sellem) yıldızlardan ilim çıkarmayı daha da takbih etti,"[70][70]

İzahı

Bu hadisi   Ebû   Dâvûd   ve   Nesâi   de rivayet etmiş­lerdir. Hadîste geçen "Ravh" rahmet demektir. Hadis, rüzgârın aleyhinde konuşmanın yasak olduğuna delâlet eder. Çünkü rüzgâr Al­lah'ın emriyle esen bir memurdur. O mü'minlere rahmet, zâlimlere de bir azabtır. Rüzgâr bâzan müslümanlara da zarar verir. Bu za­rar onlara bir uyarıdır, bir tedîbtir. Tedib olunca güzeldir ve günah­larına kefarettir. Bu itibarla rüzgâr estiği zaman Allah'a duâ edilme­lidir. Hayrı dilenmeli ve şerrinden, yâni zarar vermesinden Allah'a sığınıl malidir[72][72]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Tirmizi ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Bu iki adın en faziletli olmasının sebebi şöyle an­latılmıştır : Abdullah, Allah'ın kulu anlamındadır. Abdur-rahman da Rahman (olan Allah) in kulu mânâsını ifâde eder. Bu iki isimde, sahibinin kulluğu itirafı ve Allah'ı ta'zim ve yücelt­mesi vardır. Adım her söyleyişinde ve her çağırılışında bu iki mezi­yet ve fazileti anar ve andırır. Allah Kur'ân-ı Kerim'de Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'i Abdullah ismiyle ve "Abduhu = Allah'ın kulu" ifadesiyle anmıştir. Bu da Allah'a kulluk anlamını ifâ­de eden isimlerin diğer isimlerden faziletli olduğuna delâlet eder. Sindi' nin beyânına göre: Bu hadîsten maksad peygamberlerin isimlerinden sonra en sevimli isimler Abdullah ve Abdur-rahman' dır,   diye yorum yapanlar vardır.

KurtubJ ve Sindi, Allah'ın kulu anlamını ifâde eden Abdurrahim. Abdülmelik ve A b d u s s a m e d gibi isimler de bu hükme dâhildir. Yâni Allah katında en sevimli isim-îerdendır.[74][74]

İzahı

Bu babın ilk hadisi T i r m i z i tarafından da rivayet edilmiş­tir. Fakat oradaki rivayette takılması yasaklanan isimler R â f i, Bereket ve Yesâr' dır. Müslim de bunun benzerini direk C â b i r (Radıyallâhü anh)'den, yâni Ömer (Radıyal­lâhü anh) araya girmeden merfû olarak rivayet etmiştir. M ü s -1 i m' in rivâyetindeki isimler ise Ya'Ii. Bereket, Eflah, Yesâr ve Nâfi' dir. Bu isimlerin mekruh sayılması sebebini aşağıda anlatacağım.

Semûre (Radıyallâhü anh)'in hadîsi Müslim, Ti r mizi ve Ebû Dâvûd tarafından da rivayet olunmuştur. Mesrûk (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Ebû Davûd da rivayet etmiştir.

Birinci hadîsin zahirine göre Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's* selâm) anılan adlan takmayı yasaklamamıştır. Halbuki ikinci hadis ile yasakladığı anlaşılıyor. N e v e v İ, birinci hadisteki yasakla­madan maksad haram kılmaktır. İkinci hadisteki yasaklama ise ten-zihen mekruhluk manasınadır, der. Şu halde anılan isimleri takmak haram değildir. Fakat tenzihen mekruhtur.

Anılan isimlerin mânâsı ve takılması mekruhluğunun sebebi: Rebâh: Kâr etmektir. Necin •. Dileğine kavuşan demektir. Eflah da aynı mânâyı ifâde eder. Nâfi: Yararlı olan demektir. Yesâr, kolay­lıktan isimdir.

Bu ve benzeri adları takmanın mekruhluğu sebebi Semûre (Radıyallâhü anhî'ın hadîsinin bâzı rivayetlerinde beyân buyurul-muştur:   T i r m i z i' nin   rivayetinde;

«Oğlan çocuğuna (veya kölene) Rebâh, Eflah, Yesâr ve Necin adla­rından hiç birisini takma. Çünkü O, orda mı? diye sorulur ve yok.diye cevab verilir.» buyurulmuştur Yâni bu isimlerden birisini çocu­ğa veya köleye takmanın mekruhluğu sebebi şudur.    Bir kimse bu isimlerden birisi ile sorulduğu zaman, meselâ evde olup olmadığı so rulduğu zaman o ismin lügat mânâsı ister istemez hatıra gelir. So­ruyu cevablamak durumunda olan kimse burada yoktur, diye cevab verdiği zaman adın lügat mânâsı da hatıra geleceği için cevab hoşa gitmez ve uygunsuz olur. Bu nedenle hoşa gitmeyen bir cevaba yol açan isimlendirme de hoş sayılmayıp mekruh görülmüştür. Meselâ bir kimsenin adı    Y e s â r' dır.    Y e s â r ' m    lügat mânâsı kolay­lıktır.    Y e s â r    evde mi? diyen bir adama verilecek cevabta "Ye-sâr burda yok" denilince   Yesâr'ın   lügat mânâsı itibariyle ce­vab şu anlamı ifâde eder: "Kolaylık burada yok." Bu cümlenin anla­mının hoş olmayışı açıktır. Diğer isimler de böyledir.

Şerhu's-Sünne'de de şöyle denilmiştir: Anılan adların takılma-ması gerekçesi olarak hadiste buyurulan cümlenin mânâsı şöyledir: Halk bu isimlerin lâfızlarının ve mânâlarının güzelliğinden tefâül, yâni iyiye yorumlamayı kasdeder. Bu maksadla bu adlan taktırır. Sonra meselâ Y e s â r orda mı? diye sorulduğu zaman Y e s â r burada yok, diye cevab verilebilir. Y e s â r kelimesinin lügat mâ­nası kolaylıktır, dolayısıyla kolaylık burada yoktur gibi bir mânâ çıkabilir ki, bu anlam fena bir yoruma yol açmış sayılır. Bu itibarla böyle bir isim takılırken düşünülen iyi yorum yerine bazen kötü yo­rum ile karşılaşılabilir[76][76]

İzahı

Bü hadisi B u h â r i ve Müslim de rivayet etmişler­dir.

Berre adı hem Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selam)'in zev­celerinden C a h ş kızı Zeyneb'in, hem de Peygamber (Aley­hi's-salâtü ve's-selâm)'in üvey kızı Zeyneb bin t-i Ebi Selem e ' nin adı idi. Sonra Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm) bu iki kadının   Berre   adını   Zeyneb   adiyle değiştirdi.

Berre: Hayratı ve iyilikleri bol olan kadın demektir. Zeyneb kelimesi Zeneb kökünden alınma olabilir. Ezneb, semiz demektir. Zeyneb de bundan yapılmış olabilir. Zeyneb kelimesinin Zeyb kökünden alınması da muhtemeldir. Zeyb, manzarası güzel ve kokusu hoş bir ağaç türüdür. Zeyneb kelimesi; Zcyn-Eb keli­melerinin bileşimi de olabilir. Zeyn-Eb, baba ziyneti anlamım ifade eder.

3733) '... İbn-i Ömer (RadtyaUâhü anhümâ)'frdn rivayet edildiğine göre :

Ömer (bin el-Hattâb) (Radıyallâhü anh)'in Âsiye denilen bir kızı vardı. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona Cemile adı­nı verdi."[78][78]

33- Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) İn Adını Ve Künyesi  (Soyadı) Nı Beraber Takmak (Yânî Bir Kimseye Ad Olarak Vermek)  Babı

Arap dili âlimleri özel isimleri üç kısma ayırmışlardır: Bir kim­seye verilen ad; lügat mânası itibariyle övmeyi veya yermeyi ifâdeediyorsa lâkab denilir. Zeynüddin = Dinin süsü, gibi. Şayet; E b û Bekir. Ümmü Gülsüm ve İbn-i Abbâs örnek­lerinde görüldüğü gibi falanın babası, filânın anası veya falanın oğ­lu biçiminde verilen ad ise, başka bir deyimle verilen adın başında Eb, Üm veya İbn kelimesi varsa ona "Künye" denilir. Hadisleri terce-me ederken künye yerine soyadı tâbirini kullanacağım. Lâkab ve künye dışında kalan özel isimlere Arap dilinde isim denilir.

Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in adı Muhammed ve A h m e d ' dir. Lâkabı Resûlullah ve Nebiyyullah'dır. Künyesi ise Ebü'l-Kâsım' dır.

3735) ... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anAJ'clen rivayet edildiğine göre: EbÜ'l-Kâsım (Muhammed) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Benim adımla adlanınız. Fakat soyadım (olan Ebü'l-Kâsım) İle

soyadılanmayımz.»"

3736) "... Câbir (Radtyallâhü anhyûen rivayet edildiğine göre Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sdlan) şöyle buyurdu, demiştir:

•Benim adımda adlanınız. Fakat soyadın la   soyadılanmayımz.-"

3737) "... Enes (Radıyallâhü anh)'dea rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bakî'de idi. (Orada) bir adam, bir adamı Yâ E be'I-Kasım diye çağırdı. Bunun üzerine Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Zâtı Nebevilerinin çağırıldı­ğını sanarak) seslenen adama dönüp baktı. Adam da: Ben, Zâtınızı kasdetmedim (şu adamı çağırdım), dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

Benim adımla adlanınız. Fakat soyadımla soyadlanmayınız.»"[80][80]

34- Bir Adamın Çocuğu Olmadan Önce Künye (Yânî Falanın Babası Soyadını) Alması Babı

3738) "... Hamza bin Suhayb (Radtyallâkü anhümâ)x\an rivayet edildi­ğine göre bir defa Ömer (RadtyaUâhü anh), Suhayb'a :

Senin oğlan çocuğun olmadığı halde niçin Ebû Yahya = Yahya'­nın babası künyesi (soyadı ile) künyeleniyorsun? dedi. Suhayb t

Ebû Yahya künyesini bana ResüluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) verdi, dedi."

Not:    Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi hasen'dir. Çünkü rftvl Ab­dullah bin Muhammed hakkında ihtilâf vardır.

3739) "... Aişe (RadtyaUâhü ü«Aü)dan rivayet edildiğine göre kendisi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Scllcmye :

Sen bütün zevcelerine künye verdin. Yalnız bana vermedin, de­miş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de  (ona) :

«O halde sen de Ümmü Abdillah'sm- (yâni künyen Ümmü Ab-dillah olsun), buyurmuştur."

3740) "... Enes (Radtyallâkü aıAJ'den; Şöyle demiştir

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize (yâni evimize) gelirdi ve benim bir erkek kardeşime :

«Yâ Ebâ Umeyr.» buyurdu. Kardeşim küçük yaşta bir çocuk idi."[82][82]

35- Lâkablar Babı

Elkab: Lâkab'ın çoğuludur. Lâkab, bundan Önceki bâbta belirtil­diği gibi bir kimseye verilen ve lügat mânâsı itibariyle övme veya yermeyi ifâde eden özel isimdir. Şemsüddin ve Nuruddin adları gibi. Şemsüddin bir kimseye takılan özel isim olup, lügat mânâsı din'in güneşi, demektir. Nuruddin de din'in nuru demektir.

3741) "... Ebû Cebire bin ed-Dahhâk (Radıyallâhü a»A>'den; Şöyle de­miştir :

= "ve birbirinizi kötü lâkablarla çağırmayınız"âyeti biz Ensâr cemaatı hakkında indi. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bize (yâni Mekke'den Medine-i Münevvere'ye) teşrif etti. O zaman bizden olan adamın iki üç adı bulunuyordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bazen adamlara bu adların birisiyle seslenirdi de:

Yâ Resûlallah! O bu ad (ile çağırılmakJdan kızıyor, deniliyordu. Bunun üzerine! vüİVl (,££- Vj = "ve biribirinizi kötü Iâkablar-Ia çağırmayınız*' ayeti indi."[84][84]

36- Bir Kimsenin Başka Bir Kimseyi Övmesi Babı

3742) "... El-Mıkdâd bin Amr (Radıyallâhü atıhyden; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) bize, meddah (yâni dal­kavuk -çığırtkan)ların yüzlerine toprak saçmamızı emretti."

Ebü Cebire (R.A.)ın Hâl Tercemesi:

Ebû Cebire bin ed-Dahhâk el-Ensâri el-Medeni (R.A.) sahâbl olup dört hadi­si vardır. Sünen sâhibleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Râvileri ise oğlu Mahmûd ve Kays bin Ebi Hâzimdir. Ebû Cebire'nin adı bilinmiyor. Bâzı ilim adam­ları onun sahâbi olmadığını söylemişlerdir. Bu zat Sabit bin ed-Dahnate (R A )'ın kardeşidir. (Hulâsa, 446; Avnü'l-Mâbûd, C. 13, Sah. 302

3743) '... Muâviye (Radtyallâhü atth)'den\ Şöyle demiştir:

Ben, ResûluUah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu işittim:

-Biribirinizi (dalkavukça) medhetmekten sakınınız. Çünkü bu, boğazlamak (yâni medhedileni bir nevi öldürmek) dir.»"

Not: Zevâİd'de şöyle denilmiştir : Muâviye bin' Ebi Süfyân'ın bu hadisinin senedi hasen'dir. Çünkü râvi Ma'bed el-Cühenî hakkında ihtilâf vardır. Senedin kalan râvileri güvenilir zâtlardır.

3744) "... Ebû Bekre (Nufey' bin el-Hâris) (Radtyallâhü an//>'den; Şöy­le demiştir:

Bir adam ResûluUah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında başka bir adamı  (aşın derecede)   övdü. Bunun üzerine Resûlullah

(Salîallahü Aleyhi ve Sellem)   (öven kişiye) :

-Vay sana yazıklar olsun! Sen dostunun boynunu kestin (öldür­dün),» buyurdu. Bu buyruğu defalarca tekrarladı. Daha sonra şöyle buyurdu:

«Biriniz (din) kardeşini övecek olursa: Onu (şöyle iyi) sanırım ve Allah'a karşı hiç kimseyi tezkiye edemem,» desin."[86][86]

37- Müsteşar  (Yâni Kendisine Danışılan)   Kişi Emin   (Güvenilir)  Bir Kimsedir, Babı

3745) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhyĞtn rivayet edildiğine göre Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Müsteşar (yâni bir hususta kendisine danışılan) kişi güvenilen bir kimsedir.»"

3746) '... Ebû Mes'ûd (Radtyallâkü anhyden rivayet edildiğine göre Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kendisiyle istişare edilen kişi, güvenilen bir kimsedir.»"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir : Ebû Mes'ûd (RA.)'ın hadisine dâir sened sahih olup râvileri güvenilir zâtlardır.

3747) '... Câbir (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlul-lah (Saltallahu Aleyhi ve Selletn) şöyle buyurdu, demiştir:

«Biriniz (din) kardeşine danıştığı zaman, danışılan adam ona (ya­rarlı gördüğü) görüşünü belirtsin.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İbn-i Ebİ Leylâ bulunur. Adı Muhammed bin Abdirrahman bin Ebİ Leylâ'dır. Babası da Abdurrahman el-Ensârî el-Kadı'dır. Muhammed zayıf bir râvidir.[88][88]

38- Hamama Girmek Babı

3748) "... Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildi­ğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm) şöyle buyurdu, demiştir:

-Acemlerin memleketi sizin için fethedilecek ve siz orada hamam­lar denilen evler bulacaksınız. Erkekler hamamlara peştemalsız gir­mesin ve kadınları oralara girmekten menediniz. Meğer ki hasta ve­ya lohusa ola.»"

3749) u Aişe (Radtyallâhü anhâ)'ı\an rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) erkekleri ve kadınları hamamlardan menetti. Sonra erkeklere [göbek ile diz kapağı arasını örten) peştemaller içinde oralara girmelerine ruhsat (izin) verdi ve kadınlara İzin vermedi.**

3750) ;...  Ebül-.Melih el-Hüzelî (Radtyatfâhü anft)'c\en; Şöyle demiştir: Humus halkından birkaç kadın Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nın ya­nına girmek için izin istedi.   (İzin verilip odaya alındıktan)   sonra Âişe (Radıyallâhü anhâ)   (onlara) :

Galiba siz hamamlara giren kadınlardansınız.    Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şu buyruğu işittim, dedi:

«Hangi kadın kocasının evinden başka bir evde elbisesini bırakır (soyunur) sa o kadın kendisi ile Allah arasındaki (haya ve edebe dâir) perdeyi yırtmış olur.»"[90][90]

39- Vücudun Hamam Otu İle Sıvanması Babı

3751) "... İ'nıınü Seleme (Rudıyailâhü ankâ)'&dn rivayet edildiğine »öre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (vücudundaki kılları gidermek için) hamam otu ile sıvanmak istediği zaman avret mahal­linden başlayarak, orayı hamam otu ile sıvardı. Bedeninin diğer kıs­mını zevcesi sıvardı."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu, râvileri güvenilir zâtlar olan bir ha­dîstir. Fakat munkati (yâni senedi kesik)dir. çünkü Habib bin Ebî Sabit Ümmü Seleme <R.A.)'dan hadis işitmemistir. Bu durumu Ebû Zur'a söylemiştir.

3752) "... Unımii Seleme (RadtyaUâhü a«//ö/dan rivayet edildiğine »Öre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (vücudundaki kılları gidermek için) hamam otu ile sıvanmış ve kasığını sıvama işini biz­zat kendi eliyle yapmıştır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu. râvİİeri güvenilir bir hadistir. Fakat senedi kesiktir. Çünkü Habîb bin Ebl Sâbifin Ümmü Seleme <R..A)'den hadis işitmediğini Ebü Zur'a söylemiştir.[92][92]

40- Halka Kıssa - Hikâye Anlatmak Babı

3753) '... Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As) (Ra-dtyallâkü ankümyâen rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Emir, (görevli) memur ve riyakâr kişiden başka kimseler halka kıssa-hikâye anlatmaz (veya hutbe okumaz) .>

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Âmir el-Esleml bulunur. Bu ravi zayıftır.

3754) "... Ibn-i Ömer (Radıyallâhü ankümâydzn; Şöyle demigtir:

Ne Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında, ne Ebû Bekir zamanında ne de Ömer (Radıyallâhü anhümâ) zamanında (top­luma) kıssa - hikâye anlatmak olmadı.[94][94]

41- Şîir (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3755) "... übey bin Ka'b (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Seüem) jöyle buyurmuştur :

«Şiirin bir kısmı gerçekten bir hikmet (doğru söz - öğüt ve ibret verici tablo) dur.»"[96][96]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmiştir. Amr (Radıyal­lâhü anh)'in hadîsi ise Müslim tarafından da rivayet olunmuş­tur.

Birinci hadiste sözü edilen Lebid bin Rebîa (Radı­yallâhü anh), Arablann en büyük şâirlerinden ve MuaUakat-ı Seb'asâhiblerindendir. Bir mısraı hadiste anılan şiiri on beyittir. Bu mısra şiirinin ilk beytinin birinci mısrâıdır. îkinci mısraı da şöyledir:

= "ve her nimet şüphesiz gidicidir.' *

Lebid (Radıyallâhü anh), muhadramûn'dandır. Yâni hem câ-hiliyet devrini hem de îslâm hayatını yaşamış olup her iki dönemde de eşraftan sayılmış bir şahsiyettir. L e b i d' in kavmini temsilen Benu Ca'fer bin Kilâb hey'eti Medins-i Münev­ver e' ye gelip müslümanlığı kabul ettiği yıl Lebid de müslü­man olmuş ve sahâbîlik şerefine mazhar olmuştur. Bilâhare K û -t e'ye yerleşerek hicretin 41. yılı 140 yaşında iken bir rivayete gö­re 157 yaşında iken vefat etmiştir. Onun faziletlerinden birisi; Müs­lümanlığı kabul ettikten sonra şiir söylemeyi bırakarak; Kur'ân bana kâfidir, demesidir.

Ümeyye bin Ebi's-Salt da câhiliyet devrinin meş­hur şairlerindendir. Allah'ın birliğine, âhiret gününe inananlardan idi. V â k ı d î' nin beyânına göre bu şâir hayatının gençlik döne­minde bir ara Allah'ın birliğine inanarak imânını şiirlerinde dile ge­tirmiş. Sonra peygamberlik iddiasında bulunmuş ve son zamanla­rında imânını da bırakarak tamamen dalalete sapmıştır. Hattâ bir rivayete göre A' r â f sûresinin 175. âyeti onun hakkında İnmiş­tir.

İkinci hadiste geçen "HUbi" konuşmacının sözüne devam etmesi­ni istemek anlamında kullanılan bir kelimedir. Hadîsten maksad şu­dur : Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), Ümeyye' nin şii­rini beğenmiş ve okunmasına devam edilmesini eş-Şerid (Ra­dıyallâhü anh)'den istemiştir. Çünkü N e v e v i' nin de beyân et­tiği gibi o şiirde Allah'ın varlığı ve ölümden sonra dirilme gerçeği di­le getirilmişti.[98][98]

42- Kerahat Edilen (Yâni Câîz Sayılmayan) Şîir (Çeşidinin Beyânı) Babı

3759) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sdltallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Şüphesiz, adamın İçinin irin ile dolup nihayet çürütmesi - yemesi onun için şiir ile dolmasından hayırlıdır.»

Lakin râvi Hafs; ±j,  cümlesini söylememiştir."

3760) "... Sa'd bin Ebi Vakkas (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

•Şüphesiz, birinizin içinin irin tfe dolup, nihayet çürütmesi onun için şür İle dolmasından hayırlıdır.-"

3761) '... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'â&n rivayet edildiğine göre: Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

•Şüphesiz en büyük iftiracı insan; (şiiriyle) bir adamı hiciv (ye­rip) edip de bu meyanda adamın mensup olduğu kabilenin tümünü (şiiriyle) hiciv eden kişi ve babasından olmadığını ileri sürerek ana­sını zina ile itham eden adamdır.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih olup r&viieri güve­nilir zâtlardır. Râvi Ubeydullah, Îbn-İ Musa el-Kaysl Ebû Muhammed'dir. R&vt Şeybân da, îbn-i Abdirrahman en-Nahavi Ebû Muâviye el-Müeddeb'dir. R&vİ el-A'meş ise Süleyman bin Mihran'dır. Senedde biribirinden rivayet eden dört tabii bulunur.[100][100]

43- Tavla Oynamak Babı

3762) "... Ebû Mûsâ (el-Eş'ari) ( Radtyallâhü anhyden rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (Sallallûhü Aleyhi ve Setten) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim zar ile oynarsa şüphesiz Allah'a ve Resulüne isyan etmiş olur.»"

3763) '... Süleyman bin Büreyde'nin babası (Büreyde) (Radıyallâhü an-an rivayet edildiğine göre:  Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurmuştur:

«Kim zar ile oynarsa elini domuzun etine ve kanına (domuz etini yerken) batırmış gibidir.»"[102][102]

44- Güvercin İle Oynamak Babı

3764) "... Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir kuşu izleyen (onun­la oynayan) bir insana baktı ve «(Şu herif) bir şeytanı İzleyen bir şeytandır,» buyurdu."

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Âişe (R.A,)'nm bu hadisinin senedi sa­hih olup ravilerf güvenilir Batlardır.

3765) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir güvercin arkasında giden (onunla oynayan) bir adamı gördü ve t

- (Şu herif) bir şeytanı tâkibeden bir şeytandır,- buyurdu."

3766) "... Osman bin Affân (Radtyallâhü a«Â)'den rivayet edildiğine göre:

Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir güvercinin peşine takılan bir adam gördü ve t

(Şu adam) -Bir şeytanı tâkibeden bir şeytandır,, buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu senedin râvileri güvenilir »Atlardır. Fakat sened kesiktir. Çünkü Ebû Zur'a, demiş ki: El-Hasan, Osman bin Attan (R.A.)'den hadis işUmemlştir.

3767) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü an/t/den rivayet edildiğine göre :

Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir güvercinin arkasın­da giden (onunla oynayan) bir adam gördü ve:

«(Şu adam) bir şeytanı izleyen bir şeytandır.» buyurdu."

Not:   Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Revv&d bin eKferrah zayıf bir ravidir.[104][104]

45- Bir Kimsenin Yalnız Başına Kalmasının Mekruhluğu Babı

3768) "... İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine güre; Kesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Eğer herkes yalnız başına yolculuk etmekteki sakıncaları bilsey­di hiç kimse yalnız başına gece yolculuğu etmezdi.»"[106][106]

46- Yatma Zamanında Ateşi Söndürmek Bâb1

3769) ... İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâj'dan rivayet edildiğine gö­re; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Yutacağınız zaman evlerinizde ateş (i yanar halde) bırakmayı­nız.»"

3770) "... Ebû Mûsâ (el-Eş'arî) (Radtyaüâhü anh)'den rivayet edildiği­ne göre:

Medine (-i Münevvere)'de bir ev, içinde oturanların başında ge­ce yandı. Sonra durumları Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlatıldı. Bunun üzerine:

«Bu ateş şüphesiz sizin düşmamnızdır. Bu itibarla uyumak iste­diğiniz zaman söndürünüz,- buyurdu."

3771) "... Câbir (Radtyalâhü a»AJ'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize (bâzı şeyleri) em­retti ve (bazı şeyleri) yasakladı. Bu meyanda (uyumak istediğimiz zaman) lambamızı söndürmemizi emretti,[108][108]

47- Yol Üzerinde Konaklamanın Yasaklığı Babı

3772) "... Câbir (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

İşlek yol üzerinde konaklamayınız ve üzerinde ihtiyaçlarınızı gi-dermeyiniz (yâni abdest bozmayınız).»"[110][110]

48- Bir Binek Hayvanına Üç Kişinin Binmesi Babı

3773) "... Abdullah bin CVfer (bin Ebî Tâlib) (RadtyaUâkü ankümâ)'-dan; Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir yolculuktan geldiği zaman biz Onu karşılamaya götürü İtiyorduk. (Bir defa) ben ve Ha­san veya Hüseyin (O'nu) karşılamaya götürüldük. Abdullah bin Ca­fer demiştir ki: O, birimizi önüne, diğerini de terkisine aldı ve niha­yet böylece Medine'ye vardık."[112][112]

49- Kitabın Tetribi   (Mürekkeple Yazılan Sahîfelerîn Mürekkebini Kurutmak İçîn Üzerîne Toprak Serpmek)  Babı

3774) "... Câbir (Radtyallâhü anh)\]en rivayet edildiğine güre; Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

(Mürekkeple yazdığınız) sahifelerinizin üzerine toprak serpiniz. SahifçlerUn mürekkebinin dağılmaması) için en verimli yöntem bu­dur. Çünkü toprak mübarektir."

Not:   Bu hadîs Zevâid nevindendir.[114][114]

Hadisin Sıhhat Durumu

T i r m i z î,   yukardaki metni rivayet ettikten sonra:    RâviH a m z a,   Amr   en-Nasibî' nin   oğludur ve zayıf tu*, demiş­tir.

Müellifimizin rivayetinde bu râvi yoktur. Fakat Tuhfe yazarı müellifimizin senedindeki Ebû Ahmed ed-Dımışkî' nin meçhul olduğunu söylemiştir.

Sindi' nin beyânına göre Sirâcü'd-Dîn el Kaz-v i n İ bu hadisin mevzu olduğunu söylemiştir. Daha geniş bilgi için   Sindi   veya Tuhfe'ye bakılabilir.[116][116]

İzahı

Bu bâbm ilk hadisi; Buharı, Müslim, Tirmizl, Ebû Dâvûd ve Ahmed tarafından da rivayet olunmuştur. İkinci hadis ise Buharı, Müslim ve Ebû Dâvûd tarafından da rivayet olunmuştur.

Bu hadîsler bir arada bulunan üç kişiden ikisinin üçüncü arka­daşlarından ayrı, gizli konuşmalarının onun üzülmesine sebebiyet ver­diğinden yasak olduğuna delâlet eder.

Ebû Davud'un rivayetinde şu ilâve vardır: Râvi Ebû Salih şöyle demiştir: Ben îbn-i Ömer'e: Bir arada bu­lunanlar dört kişi olursa hüküm nedir? dedim. İbn-i Ömer: O zaman sana zarar vermez (yâni iki kişinin diğer iki arkadaşların­dan ayrı gizli konuşmalarında sakınca yoktur), diye cevab verdi.

N e v e v i: Bu hadisler, üçüncü bir arkadaşın huzurunda iki kişinin kendi aralarında ve ondan ayrı olarak gizli konuşmalarınınyasak olduğuna delâlet eder. Üç veya daha fazla kişilerin kendi ara­larında aynı yerde bulunan bir kimseden gizli konuşmaları hükmü de böyledir. Bu yasak haramlık içindir. Şu halde bir cemaatın aynı yerde bulunan bir kişiden ayrı gizli konuşması da haramdır. Meğer ki o kişi bunların gizli konuşmalarına müsade etse, o zaman haram değildir.

îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'mn, M â 1 i k ' in ve âlimlerin cumhurunun mezhebi şudur:

Bu yasak umûmîdir. Yâni yolculuk hâli olsun, ikâmet hâli olsun her zaman böyle yapmak haramdır. Şayet bir arada bulunanlar dört kişi ise bunlardan ikisinin diğer iki arkadaşlarından gizli konuşma­larında bir sakınca yoktur. Bu hususta icmâ vardır.

Bâzı âlimler bu yasağın yolculuk hâline mahsus olduğunu, çün­kü yolculuk hâlinde üç arkadaştan ikisinin diğer arkadaştan ayrı gizli konuşmalarının şüphe ve endişeye sebeb olabileceğini, ikâmet yerinde ise endişeye mahal olmadığını söylemişlerdir, diye bilgi ver­miştir.[118][118]

İzahı

Bu babın hadisleri; Buhâri, Müslim ve Ebû Di-v û d   tarafından da rivayet edilmiştir.

Sîhâm: Sehm'in çoğuludur, oklar demektir. Nısâl: Nasl'ın çoğuludur. Nasl, okun ucundaki demirdir.   Buna temren deriz.

Nebi de Sihâm-i Arabiyye denilen Arap oklarıdır.

Mescid-i Nebevi' den oklarla geçen zâtın bunu sadaka olarak müslümanlara dağıttığı Ebû Davud'un rivayetinde belirtilmiştir. Bu rivayet sadakanın mescidde verilmesinin câizliğine delâlet eder.

Hadîste geçen «Bizim mescidimiz veya çarşımız» ifâdesinden mak-sad, müslümanlann mescidleri ve çarşılarıdır. Yâni sâdece Medi­ne -i Münevvere1 de bulunan Mescid-i Nebevi ve oranın çarşısı kasdedilmemiştir. Bu cümlenin mânâsı açıktır. G«rek mescidden gerekse çarşıdan geçen bir kimsenin yanında oklar varsa herhangi bir müslümanı yaralamaması, incitmemesi için okla­rın demir aksamından tutması veya ellerini bunun üzerine koyması emredilmiştir.[120][120]

İzahı

Bu hadîs Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur.

Mahir, maharetli olan demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de maharetli ol­maktan maksad, hafızlıkta pişkinlik veya yüzünden okumakta piş­kinlik mânâsıdır. Maharet ifadesiyle daha umûmî bir mânânın kas-dedilmiş olması da muhtemeldir. Yâni ister yüzünden okumakta, is­ter ezbere okumakta pişkin olan bir müslüman anılan mertebeye liya­katlidir.

Sefere t Sâfir'in çoğuludur. Safir, elçi demektir. Burada melekler kasdedilmiştir. Çünkü melekler Allah.ile kullar arasında elçilik görevini yaparlar. Burada,   Abese   sûresinin 15 ve 16. âyetlerinde geçen yazıcı meleklerin kasdedilmiş olması da muhtemeldir.

Kiram: Kerim'in çoğuludur, saygınlar demektir. Berere de Barr'ın çoğuludur. Allah'a itaatkâr olanlar manasınadır.

Kur'ân-ı Kerîmi pişkin olanların meleklerle beraber olmasının mânâsı hakkmda   Kadı   şöyle demiştir:

Anılan beraberlikten maksad şöyle olabilir: Böyle olan bir müs­lüman cennette öyle yüce mertebelere ve mevkilere yücelecek ki el­çilik yapan meleklere arkadaş olacak. Çünkü o da bu nevi melekler gibi Allah'ın Kitabını kalbinde taşımıştır. Maksad şu da olabilir: Bu durumda olan müslüman, elçilik görevini ifâ eden meleklerin ameli­ni işler ve onların meslekdaşı sayılır.

Kur'ân-ı Kerîm okuyuşunda pişkin olmayan müslümana iki se­vab verilmesi sebebi şudur: O, Kur'ân okumakla bir sevab kazanır. Okurken, okuyuşta çektiği güçlükten dolayı da ayn bir sevab ka­zanır.

Kadı Iyâz ve başka âlimler demişler ki: Hadisten maksad, Kur'ân-ı Kerim okuyuşu pişkin olmayan müslümanın sevabının oku­yuşu pişkin olanın sevabından fazla olduğu mânâsı değildir. Bilâ­kis maharetli olanın derecesi daha üstün ve sevabı daha çoktur. O, Sefere meleklerle beraberdir ve sevablan çoktur. Onun için bildiri­len makam ve mevki başkası için bildirilmemiştir. Onun kadar Kur'ân-ı Kerîm'i ezberlemeye önem ve özen göstermemiş olan bir kim­se nasıl onun kadar sevab kazanır?

Şu noktayı da belirteyim: Hadîste anılan sevab Ve mertebeler, Kur'ân-ı Kerim ile amel eden müslümanlara mahsustur. Yâni Kur'ân-i Kerîm'i okuduğu gibi durum ve davranışlarını da o kutsal kitaba gö­re ayarlayan mü'minler anılan sevab ve makamlara Allah'ın yardı­mıyla erişirler. Fakat Kur'ân-ı Kerîm'i pişkin olmasına rağmen; du­rum ve davranışları, başka bir deyimle yaşantısı Kur'ân'a ters düşen bir kimse makbul bir müslüman sayılamaz. Bu şart buna benzer ha­dîslerde vaad edilen mükâfatlara erişebilmek için de mevcuttur.

3780) "... Ebû Saîd-i  Hudrî   (Radtyallâhü  anhyden  rivayet edildiğine göre; Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur;

«Kur'ân ehli (yâni O'nu devamlı okuyup O'nunla amel ede) ne, cennete gireceği zaman -. Oku ve (cennetin mertebelerine) yüksel, denilecektir. Bunun üzerine okumaya başlayacak ve Kur'ân'dan bil­diğini bitirinceye kadar beher âyete karşılık bir derece yükselecek­tir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Atiyye el-Avfl zayıftır.[122][122]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîsin izahı bölümünde   S ü y û t i şöyle der:

Şâhıb adam; hastalık veya yolculuk gibi bir nedenle rengi ve be­deni değişmiş olan kimsedir. Kur'ân-ı Kerim'in âhirette bu şekilde gel­mesinin sebebi, okuyucusunun dünyadaki durumuna benzemesi için olabilir veya şundan dolayı olabilir: Kur'ân ehli olan bir kimse, dün­yada iken Kur'ân-ı Kerim i okumaya, ezberlemeye ve O'nunla amel etmeye enerjisini harcamasından dolayı rengi değiştiği ve benzi git­tiği gibi âhirette Kur'ân-ı Kerim'de ona şefaat etmekle yüce merte­belere erişmesi için mesâi harcadığını ona sezdirmek için böyle bir adam şeklinde görülür.

Allah (Azze ve Celle) biz günahkâr kullarını da Kur'ân-ı Kerim ehlinden saysın.

3782) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü awA)'den rivayet edildiğine göre; Resuluİlah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)

«Biriniz aile ferdlerinin yanına döndüğü zaman yanlarında iri ya­pılı ve semiz üç aded hâmile deve bulmayı sever mi?* buyurdu. Biz t Evet dedik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «O halde birinizin namazında okuduğu üç âyet onun İçin İri ya­pılı ve semiz üç Aded hâmile deveden-hj|yırhdxr,- buyurdu."

3783) "... İbn-î Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«(Ezberlenen) Kur'ân'ın durumu, bağlı devenin durumuna ben­zer. Eğer deve sahibi devesini bağlamak suretiyle muhafaza ederse onu tutar ve şayet bağlarını salıverirse deve gider.»"[124][124]

İzahı

Bu hadîsi Müslim, Tirmizi ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Tuhfe yazarı bunun Ebû Dâvûd tarafından da rivayet edildiğini söylemiştir.

Âlimler hadisteki; i^dJI kelimesinin Fatiha sûresi mânâ­sında kullanıldığını söylemişlerdir. Zâten hadîsin metni de bunu gös­teriyor. Bilindiği gibi Salât kelimesi daha çok namaz anlamında kul­lanılır. Burada Fatiha sûresine Salât denilmesinin sebebine ge­lince, namaz F â t i h a ' sız olmaz ve F â t i h a ' sız kılınması ge? çerli değildir. Bu itibarla   Fatiha   sûresi namazın en önemli par-

çasıdır. Bu da; = -Hac, arafa*dır, yâni Arafat dağında vak­fe etmektir» hadîsi gibidir. Halbuki belirli bir zamanda Arafat dağında bir süre beklemek hacc'ın bir parçasıdır ve hac bundan iba­ret değildir.

Fatiha sûresini okumak namazın farzlarındandır, diyen âlim­ler bu hadisi de delil sayarlar.

Bu sûrenin Allah tarafından Zâtı Sübhâni'si ile kulu arasında taksim edilmesi sûrenin mânâsı açısındandır. Söyle ki:     

Sûrenin ilk yarısı Allah'a hamd, sena ve ta'zimi ifâde eder. Diğer yansı da kulun dileğini, yakanşını ve muhtaçlığını belirtir.âyetinin Allah ile kulu arasında ikiye taksim

edildiğine dâir buyruğunu açıklaması bölümünde   Kurtubî   şöy­le demiştir:

Allah Teâlâ'nın bu buyruğu buyurmasımn sebebi şudur: Bu âyet­te kulun Allah'a karşı zilletini itiraf etmesi ve O'ndan yardım dile­mesi var. Bu itiraf ve dilek, Allah'ı ta'zim etmeyi ve dilenen yardı­ma muktedir olduğunu içerir. Yâni bu âyette hem dilek, hem de Al­lah'ın kudret ve azametini itiraf vardır.

Bu hadîs, besmelenin   Fatiha' dan   olmadığı görüşündeki âlimler için bir delil sayılmıştır. Çünkü bu hadîste Allah   Fatiha sûresini kendi zâtı ile kulu arasında iki eşit parçaya taksim eyledi­ğini,   E 1 - H a m d   âyetinden Mâlik-i yevmiddîn âyetine kadar olan üç âyetlik bölümün Zat-i Bârı'ye hamd, sena ve ta'zim ifâde ettiğini, İyâke âyetini Zât-i Bârı ile kulu arasında ikiye böldüğünü ve îhdînâ'-dan sonuna kadar olan kısmın kuluna âit olduğunu beyân buyur­muştur.   Fatiha   sûresinin yedi âyetten ibaret olduğuna dâir ic-mâ vardır. Yâni bütün âlimler bu hususta ittifak halindedir. Şu hal­de İhdinâ'dan itibaren sûrenin sonuna kadar olan bölüm de üç âyet­tir ve böylece 3,5 âyet Allah'a, diğer 3,5 âyet de kula âit olmuş olur. Eğer besmele,   Fatiha' dan   bir âyet olsaydı hadîste besmelenin durumu da ifâde edilirdi.

Besmele, Fatiha' dan bir âyettir, diyenlere göre Sıratallezi-ne'den itibaren sûrenin sonuna kadar olan bölüm bir âyettir ve böy­lece   Fatiha   yine yedi âyetten ibaret olur.

Besmele, Fatiha' dan sayılır diyen âlimlerin bu hadisi de­lil sayanlara karşı verdikleri cevabları Nevevî, Müslim'in şerhinde bu hadîsin izahı bölümünde açıklamıştır. Arzu edenler ora­ya bakabilirler.

3785) "... Ebû Saîd bin el-Muallâ (Radıyaüâhü anh)'dexı; Şöyle demiştir:

Bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana hitaben: Bilmiş ol ki ben Mescid(-i Nebevi) den çıkmadan önce sana Kur'-ân'daki (sevab yönünden) en büyük sûreyi muhakkak öğreteceğim (yâni en büyük sûrenin hangi sûre olduğunu bildireceğim), buyur­du. Ebû Saîd bin el-Muallâ demiştir ki:

Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Mescid'den) çıkmak için gitti. Bunun üzerine ben O'na (sözünü) hatırlattım. O da buyurdu ki:

«(O sûre); dir (yâni Fatiha süresidir). O sûre es-Sebü'1-Mesânî (adlı) dır ve bana verilen Kur'ân-ı Azîm'dir.»"[126][126]

İzahı

Mülk sûresinin faziletine dâir Ebû Hüreyre (Radı­yallâhü anh)'mhadîsini; Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî, Hâkim ve îbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. Bu ha­dîs, Besmele'nin sûre'den müstakil bir âyet olmadığına delildir. Çün­kü Besmele hâriç, sûrenin âyet sayısı 30'dur. Ebû Hanife, Mâlik ve âlimlerin çoğunun görüşü budur. Yâni sûrelerin başın­daki besmele sûrenin bir âyeti sayılmaz. Şafiî' nin mûtemed kavline göre ise Besmele her sûrenin birinci âyetidir. Şafiî mez­hebinin diğer bir rivayetine göre sûrelerin başlarındaki besmele o sûrenin birinci âyetinden bir parçadır.

Bu hadîs. Mülk süresinin okuyucusu için kabirde veya âhi-ret günü şefaatçi olduğuna delâlet eder. Özellikle her gün yatsı na­mazından sonra ve yatmadan önce bu sûreyi okumayı itiyad hâline getiren müslümana inşâallah şefaatçi olacaktır.

thlâs sûresinin faziletine dâir Ebû Hüreyre (Radı­yallâhü anh) 'm hadîsini Buhârî, Müslim ve Tirmizî de rivayet etmişlerdir. E n e s (Radıyallâhü anh)'m hadîsi ise Tirmizî   tarafından da rivayet olunmuştur.

Zevâid nevinden olan Ebû Mes'ûd (Radıyallâhü anh) 'm hadîsinde; «Allahu ahed, el-Vâhıdu's-Samed Kur'ân'ın üçte birisine (sevab bakımından) eşittir» buyurulmuştur.

Bilindiği gibi thlâs sûresinin başında; ji *Ji "Kul huve" kelimeleri mevcuttur ve sûrenin ikinci âyeti;   alLj| Â\  "Allahu' Samed"dir. Halbuki bu hadîste "el-Vahıdu's-Samed" ifâdesi bulunur, bu durumda hadîsteki ifâde tarzı sûrenin ilgili âyetlerinin taşıdığı mânâ itibariyledir veya bu ifâde sûrenin bir ismidir.

thlâs süresinin Kur'ân-ı Kerim'in üçte birisine denk olması, sûreyi okumanın yüce faziletini ifâde eder. Yâni bir kimse bu sûreyi okuduğu zaman Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birisini okumuşcasma sevab kazanır. Bilindiği gibi her âyetin ve her sûrenin sevabı en az on kat ve en çok yediyüz kat veya daha fazla artırılarak okuyucusuna ihsan edilir. Bâzı ilim adamları bu hadisin mânâsını şöyle yorumlamışlar­dır : î h 1 â s sûresini okuyan bir kimsenin katlanan sevabı, Kurf-ân-ı Kerim'in üçte birisini okuyan bir kimsenin sevabının aslı, yâni katlanmamış mikdan denktir. Fakat KurTân-ı Kerîmin üçte birisini okuyan bir kimsenin anılan ölçüye göre katlanan sevabı kadar de­ğildir. Fakat bu yorumun bir dayanağı yoktur,-

Bâzı âlimler ise hadîsleri şöyle yorumlamışlardır: Kur'ân-ı Ke­rimde bulunan mânâlar üç bölümde mütalâa edilebilir: Hükümler, haberler ve tevhîd. î h 1 â s sûresi Tevhîd'i ifâde ettiği için Kur'ân-ı Kerim'in üçte birine denk sayılmıştır. Yâni bu itibarla üçte biri sa­yılır.

Bir kısım ilim adamları da şöyle demişlerdir: Yâni thlâs sû­resinin ifâde ettiği ihlâs ve tevhid sistemine sarılan bir kimse Kur'an-ı Kerim'in üçte birisini okumuşcasma sevab kazanır.

Tirmizî'nin îhlâs sûresi babında rivayet ettiği hadîs­lerin izahı bölümünde Tuhfe yazan yukardaki yorumları naklettik­ten sonra şöyle der:

Ben derim ki   Ebû   Eyyûb'un;

Kim kul huvallahu ahedlokursa şüphesiz Kur'ân'ın üçte birini okumuştur» hadîsi îhlâs sûresini okumanın Kur'ân'ın üçte birisini okumaya, denk olduğunu açıkça ifâde eder. Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh) 'in ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadisleri de böyledir. Bu itibar­la diğer hadîsler de böyle yorumlanmalıdır.[128][128]

İzahı

Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh) 'in hadisini; Tirmizi, Hâkim, Ahmed, Mâlik, Beyhakî ve Tabarâni de rivayet etmişlerdir. Bu hadîsin sonunda bulunan M u â z bin Cebel (Radıyallâhü anh)'in sözü hadîsin senedine bağlıdır. Râ-visi Ziyâd bin Ebî Ziyâd' dır. Tuhfe yazarının beyâ­nına göre bu durum M â 1 i k ' in rivayetinde belirtilmiştir. Bura­daki rivayete göre M u â z (Radıyallâhü anh) 'in rivayet ettiği par­ça onun sözüdür, yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in buy­ruğundan değildir. Fakat Ahmed, Beyhaki ve îbn-i Abdilberr bu parçayı merfû olarak, yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'dan rivayet edilmiş şekilde nakletmişlerdir. Bu hadîs Allah'ı anmanın, kişinin kendi malını ve canını Allah uğrunda feda etmesinden daha çok sevab olduğuna delâlet eder.

Ebû Hûreyre (Radıyallâhü anh) ile Ebû Saîd (Ra­dıyallâhü anh) 'den rivayet edilen ikinci hadisi; Müslim, T i r -mizî ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. Bu hadîste geçen "Se­kînet** sükûnet, vakar ve rahmet mânâlarına yorumlanmıştır.

Bu hadis, birkaç müslümanın bir araya gelerek Kur*ân-i Kerim, hadisler, fıkıh kitablan ve benzeri dini eserleri okumaları, dinî soh­betlerde bulunmaları veya yukarda bir kısmı anılan zikir ve teşbih­lerde bulunmalarının meşru ve çok sevab olduğuna delâlet eder.

3792) "... Ebû Hüreyre (Radıyallâhü afth)'dtn rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) şöyie buyurmuştur:

«Allah (Azze ve Celle) buyuruyor ki -.

Kulum beni andığı ve dudakları benim zikrimle teprendiği za­man ben onunla beraberim.»"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Muhammed bin Mus'ab el-Karkasani bulunur. Salih bin Muhammed bunun zayıf olduğunu söylemiştir. La-kin îbn-i Hibban bunu Eyyub bin Süveyd yoluyla' yine Evzal'den rivftyet etmiştir. O da zayıftır.

3793) "... Abdullah bin Büsr (Radtyallâhü ankümâ)'dan; Şöyle demiştir:

(Bir gün) bir bedevi, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e t İslâm şeriatleri (yâni nafile ibâdetler) cidden bana çok geldi (yâ­ni zayıflığım nedeniyle hepsini yapamam). Onun için bana onlardan sarılıp yapışacağım bir şeyi bildir (tavsiye buyur), dedi. Resûl-i Ek­rem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (de ona) :

«Senin dilin devamlı surette Allah  (Azze ve Celle)'nin zikri ile meşgul olsun,» buyurdu.[130][130]

54- "Lâ İlâha İllallah = Allah'tan Başka Lâyık Hiç Bir İlâh Yoktur" Zikrinin Fazileti Babı

3794) "... Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radtyallâhü anhümâ)'-dan rivayet edildiğine göre :

Bu iki zât Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in şu hadisi buyurduğuna şâhid olmuşlardır (yâni bizzat O'ndan işi t mislerdir) :

«Kul; "Lâ ilahe illâllahu vellahu ekber = Allah'tan başka (ibâ­dete lâyık) hiç bir ilâh yoktur ve Allah herşeyden büyüktür» dediği zaman, Allah (Azze ve Celle) :

Kulum doğru söyledi. Benden başka (ibâdete lâyık) hiç bir ilâh yoktur ve ben en uluyum, buyurur. Kul ;"Lâ ilahe illâllahu vahdehu = Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O yalnızdır, birdir dediği zaman AUah:

Kulum doğru söyledi. Benden başka ilâh yoktur, ben yalnızım, birim, buyurur. Kul; "Lâ ilahe illâllahu lâ şerike lehu = Allah'tan başka ilâh yoktur, ortağı yoktur" dediği zaman Allah:

Kulum doğru söyledi. Benden başka ilâh yoktur ve ortağım yo -tur, buyurur. Kul; "Lâ ilahe illâllahu Lehü'l-mülkü ve lehu'I-hamdu = Allah'tan başka ilâh yoktur. Mülk (hâkimiyet) O'nundur, hamd O'nundur" dediği zaman, Allah:

Kulum doğru söyledi. Benden başka ilâh yoktur. Mülk (hâkimi­yet) benimdir, hamd benimdir, buyurur. Kul; "Lâ ilahe illâllahu ve lâ havle ve lâ kuvvetei illâ billahi = Allah'tan başka ilâh yoktur ve günahlardan dönüş, ibâdete kuvvet ancak Allah'ın yardımıyladır" dediği zaman, Allah =

Kulum doğru söyledi. Benden başka ilâh yok, günahlardan dö­nüş ve ibâdete kuvvet ancak benim yardımımladır, buyurur.»

Râvi Ebû îshâk demiştir ki: Sonra (şeyhim) el-Ağarr, anlamadı­ğım bir şey söyledi. Bunun üzerine ben Ebû Ca'fer'e ı O (yâni el-Ağarr) ne dedi? diye sordum. Ebû Cater dedi ki: (senin anlamadı­ğın şey, hadîsin şu cümlesidir) :

«Bu zikirler kime ölüm döşeğinde nasip edilirse o kimseye ateş dokunmayacak (yâni cehennem ateşi onu yakmayacak) tır.»"

3795) "... Su'dâ el-Mürriyye (Radtyallâhü anhâydm; Şöyle demiştir:

Ömer (Radıyallâhü anh), Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in vefatından sonra bir gün (kocam) Talha (bin Ubeydillah) (Radıyallâhü anh) 'a uğradı da (onu üzgün görünce) :

Niçin üzgünsün? Amcan oğlunun (Ebû Bekir es-Sıddik)'ın halîfe oluşu mu seni üzdü? dedi. Talha: Hayır. Lâkin Ben, Resûlullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den:

«Şüphesiz ben bir kelimeyi çok iyi bilirim ki herhangi bir kimse ölüm döşeğinde o kelimeyi söylediği takdirde, mutlaka o kelime o kimsenin sahifesine (yâni amel defterine) bir nur olur ve muhakkak o kimsenin cesedi ve ruhu ölüm döşeğinde o kelime sayesinde behe­mehal bir ravh (yâni rahmet, rızâ-ı Bari ve rahatlık) bulacaklardır,» buyruğunu kulağımla işittim de o kelimenin ne olduğunu O'na vefat edinceye kadar sormadım (üzüntüm bundandır), dedi. (Bunun üze­rine) Ömer (Radıyallâhü anh) :

Ben o kelimeyi bilirim. O, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'in amcasına (yâni Ebû Tâlib'e ölüm döşeğinde) teklif ettiği (söy­lemesini istediği tevhîd) kelimesidir. Eğer Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), amcası (Ebû Tâlib) için tevhîd kelimesinden daha fazla kurtarıcı bir şey bilseydi o şeyi emredecekti, dedi.'*

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin senedinde râvi Satıl üzerinde çok ihtilâf olmuştur. Şöyle ki: Müellifin senedinde olduğu gibi Şa*bl'den rivftyet olunmuştur. Başka bir rivayette «... Şati'den o da Ebû Talha"dan o da babanından» şeklinde bir sened söylenmiştir. Başka bir rivayette «... Şattİ'den o da Yahya'dan o da anası Su'dâ'dan o da Talha'dan» biçiminde bir sened söylenmiştir. Diğer bir rivayette «... Şa'bi'den o da Talha'dan mürsel olarak» şeklinde bir sened vardır.[132][132]

55- Allah'a Hamdedenlerin Fazileti Babı

3800) "... Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyden şu buyruğu işittim, de­miştir :

«Zikrin (yâni Allah'ı anmanın) en faziletlisi "Lâ ilahe illallah = Allah'tan başka ilâh yoktur" kelimesidir ve duanın en faziletlisi "El-hamdu lillâh = Hamd Allah'adır" sözüdür (veya "El-hamdu lillah" sûresi, yâni Fatiha süresidir).»"[134][134]

İzahı

Yukarda tercemesini verdiğim hadîsler Zevâid nevindendir. Yal­nız 3802. hadis   N e s â i   tarafından da rivayet olunmuştur. Hadîsler çeşitli ifâdelerle hamdetmenin üstün faziletini beyân eder. Ha­dîslerin anlamı açık olduğu için başkaca bir şey söylemeye gerek gör­müyorum.[136][136]

İzahı

Bu hadis;   Buhâri,   Müslim,   Tirmizî,   Nesâi,Ahmed   ve   Ibn-i   Hibbân   tarafından d» rivayet edilmiş­tir.

Hadiste anılan teşbih zikri iki bağımsız cümledir. Bu itibarla bun­lara iki kelime denilmiş ise de, burada kelime bağımsız cümle mânâ­sında kullanılmıştır. Arap dilinde bazen bağımsız ve müstakil bir ve­ya daha fazla cümleye kelime denilir. Kelime-i Şehâdet bunun bir misalidir. Bilindiği gibi Kelime-i Şehâdet iki müstakil cümleden iba­rettir.

El-Hâfız bu hadîsin şerhinde özetle şöyle der: Hadiste tes-bîh zikri hafiflik ve ağırlık sıfatlan ile nitelendirilmiştir. Bundan maksad buna harcanın emeğin azlığım ve sevâbm çokluğunu ifâde et­mektir. T ı y b i : demiş ki: Hafiflik, kolaylık mânâsında kullanıl­mıştır. Ağırlık ifâdesi ise hakîkî mânâsında kullanılmıştır. Çünkü âhirette ameller tartıhrken cisim şekline döndürülecektir, demiştir. Bâzıları demişler ki; âhirette amellerin defterleri tartılacaktır. El-Hâfız sözüne devamla: Sıhhatli olan görüş budur ki; âhirette amellerin kendileri tartılacaktır. Selef âlimlerinden birisine iyi ame­lin ağırlığı ve fena amelin hafifliği hikmeti sorulmuş ve şöyle cevab verilmiştir: Dünyâ hayatında iyi amelin tatlılığı gizlenmiş olup ağır­lığı duyulur. Kötü amelin ise bunun tersine tatlı görülüp acılığı gö­rülmemektedir. Şu halde; iyi amelin görünüşteki ağırlığı seni. onu terketmeye sevketmesin ve kötü amelin görünüşteki tatlılığı seni onu işlemeye sevketmesin.

3807) "... Ebû Hüreyre (RadtyeUâkü a»AJ'den rivayet edildiğine göre:

Bir defa kendisi bir fidan dikmekle meşgul iken Resulullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) oradan geçmiş ve ona:

-Yâ Ebâ Hüreyre! Dikdiğin nedir?» diye sormuş. (Ebû Hüreyre dem iş ki) Ben (de) :

Kendim için bir fidan dikiyorum, dedim. Resül-î Ekrem (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) :

«Senin için daha hayırlı bir dikilecek fidanı göster miyeyim mi?, buyurmuş. Ebû Hüreyre (de) :

Göster Yâ Resûlallah, demiş. (Bunun üzerine) Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi vo Sellem) :

«Sübhânallahİ ve'1-hamdu lillahi ve la ilahe illallahü vellahu ek-ber = Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim, hamd Allah'adır, Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah en büyük olandır» de. Böyle söylersen beher kelimeye karşılık cennette senin için bir ağaç dikilir,» buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi hasendir. Râvi Ebû Sinan'ın adı İsâ bin Sinan el-Haneö'dir. Bu zâtın güvenilirliği hususunda ihtilâf vardır.

3808) "... (Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Cüveyriye (Radtyaîlâhü anhâ)'dm rivayet edildiğine göreKendisi Allah'ın zikri ile meşgul iken Resûiullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) sabah namazını kılmak İstediği zaman veya sabah namazını kıldıktan sonra ona uğramış. Sonra Resûlullah (Sallallahi Aleyhi ve Sellem), güneş yükseldiği (veya râvi demiş ki gün yanlan dığı) zaman onun yanma dönmüş. Cüveyriye hâlâ o vaziyette (yân zikir ile meşgul) idi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyh; ve Sellem)  (ona) :

«(And olsun ki:) Ben senin yanından kalktığım zamandan be­ri dört kelime (cümle) yi üç defa söyledim. Halbuki o kelimeler (se vab bakımından) senin (bu sürece) söylediğinden daha çok, daha ağır (veya daha fazla tartıya gelen) zikirdir: "Sübhânallahİ adede halkım. Sübhânallahİ rıdâ nefsihi. Sübhânallahİ zinete arşını. Süb hânallahi midâde kelimâtihi = Ben yaratıkları sayısınca Allah'ı ten­zih ederim. Ben rızâsı olacak kadar Allah'ı tenzih ederim. Ben, Arşının ağırlığınca Allah'ı teşbih ederim. Ben kelimelerinin sayısı kadar Allah'ı tenzih ederim.*"[138][138]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîste geçen "Teşbih" Sübhanallah de­mektir.

Tehül ı Lâ ilahe illallah, demektir. Tahmid de, elhamdü HUah, de­mektir. Devî ise, bal ansının uğultusu demektir.

Hadis, bu üç zikir çeşitinin üstün faziletini ifâde eder. Ayrıca bu zikirlerin şekillenerek yüce Arş'm etrafında dönüp dolaşacaklarına ve bu güzel fikri ifâ eden mü'mini sitayişle hatırlatarak, bal arısının uğultusu gibi bir uğultu yayacaklarına delâlet eder. Bu uğultu, ka­nımca, o mü'mini övgü ile anmaları uğultusudur.

3810) "... Ümmü Hâni (Radtyallâhü anhâyâtuı; Şöyle demiştir: Ben, HesûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına giderek:

Yâ Resûlallah, bana (yapabileceğim nafile) bir amel göster (tav­siye buyur). Çünkü ben gerçekten yaşlandım, güç bakımından zayıf­ladım ve şişmanladım, dedim. Bunun üzerine O, şöyle buyurdu t

* (Günde) yüz defa 'AHahü ekber" de, yüz defa "Elhamdü lillah" de ve yüz defa "Sübhânallah" de. (Bu zikir sevab bakımından) Al­lah yolunda (savaş için) gemlenmiş, eğer vurulmuş yüz attan, (kur­ban edilen) yüz deveden ve (azâdlanan) yüz köleden hayırlıdır.-"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Zekeriyya İsim­li r&vi zayıftır.

3811) "... Semûre bin Cündüb (Radtyallâhü anA)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Dört cümle vardır ki (zikir olarak) sözlerin en fariletltaidir. Bu dört cümleden hangisinden başlasan zarar etmez t "SÛbbanallatıl ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilahe illallahü vellahü ekber = Allah'ı teşbih ede­rim, hamd Allah'adır, Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah en büyük olandır.»"

3812) "... Ebû Hüreyre (RadtyaUâkm a«*)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Settallah* Aleyhi ve Sellem) förb buyurdu, demiştir :

«Kim (günde) yüz defa "Sübhânallahi ve bi hamdihi = Allah'ı teşbih ve Ona hamdederim" derse o kimsenin (kul hakkı dışında ka­lan) günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile mağfiret olunur.»"

3813) "... Ebü'd-Derdâ (Radtyallâhü a«A/den; Şöyle demiştir: Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana buyurdu ki: «Sen "Sübhânallah'i vel-hamdü lillah'i ve lâ ilahe illallah'u vel-lah'u ekber = Ben Allah'ı teşbih ederim, hamd Allah'adır, Allah'tan başka ilâh yoktur ve Allah en büyük olandır" zikrine devam et Çün­kü ağaç yapraklarını düşürdüğü gibi bunlar (da küçük) günahları düşürür (giderir).»"

Not: Zevâİd'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Ömer bin Eâşid bulu­nur. Bu râvi hakkında Buhârî: Onun îbn-i Kesîr'den olan rivayeti muztarib ne-vindendir, dürüst değildir, demiştir. İbn-i Hibbân da : O, hadis uydurur, yermekten başka bîr maksadla ondan söz etmek helâl değildir, demiştir.[140][140]

57- İstiğfar (Günahların Bağışlanmasını Allah'tan Dilemek)  Babı

3814) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demiştir: Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in -Rabb'i-ğfir Iî ve tüb aleyye, inneke ente't-Tevvâbü'r-Râhîm = Ey Rabbim! Bana mağfiret eyle ve tevbemi kabul buyur, çünkü Tevvâb (yâni tevbeleri çokça kabul eden), sensin; Rahim (yâni mü'minlere merhamet eden), sensin» istiğfarını bir oturumda yüz defa tekrarladığını sayı ile tesbit ederdik."

3815) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anAJ'den rivayet edildiğine göre; Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

3816) ... Ebû Musa (Radıyallâhü anh)>dtn rivayet edildiğine güre; Re-sûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurmuştur :

«Ben günde muhakkak yetmiş defa Allah'tan mağfiret taleb ede­rek O'ndan tevbemin kabulünü dilerim.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Nesâi bu hadisi; «Amelü'1-Yevm ve'l-Leyls'de İbrahim bin Yakûb'dan, o da Ebû Naîm'den. o da Muğire'den bu senedle rivayet etmiştir.[142][142] âyetinin gereğini yapmak ve yüce Rabbimizin;-Şüphesiz Allah, dâima tevbe edenleri se­ver»[144][144]

İzahı

Yukardaki hadisler Zevâid nevindendir. Yalnız 3819. hadis; E b û Dâvûd, Nesâi, îbn-i Hibbân ve Beyhaki ta­rafından da rivayet olunmuştur. 3818. hadis B e y h a k î tarafın­dan ve son hadis îbn-i Hibbân tarafından da rivayet edil­miştir.

3817.  hadîste geçen "Zereb" ölçüsüz ve kırıcı veya acı söz söyle­mektir.

3818.  hadiste geçen "Tûbâ" cennet, cennetteki bir ağaç anlam­larına geldiği gibi mutluluk ve saadet mânâsına da gelir. Burada her üç mânâya da yorumlanabilir. Tabii mutluluktan maksad âhiret mutluluğudur.

Son hadisteki İhsan: Sırf Allah rızâsı için güzel amel işlemektir. Burada bu mânâ kasdedilmiştir. îhsân kelimesinin başka mânâları da vardır.

Son hadîs, ümmet için bir irşâd ve talimattır. Yâni müslüman-Iar böyle duâ etmeli ve istiğfar etmeyi elden bırakmamalıdır. Çün­kü istiğfar günahları giderici olup ilâhî mağfirete vesile olur. Bu ha­disteki duâ Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in Zât-i Ne­bevileri için değildir. Çünkü Allah Teâlâ O'na cennetin en yüksek makamını lütuf etmiş ve O'nu her nevî günahtan korumuştur.[146][146]

İzahı

Bu babın ilk hadîsi Müslim tarafmdan da rivayet edilmiştir. İkinci hadis; Buhâri, Müslim, Tirmizi ve Nesâl tarafından da rivayet edilmiştir. Son hadis ise 1638 numarada geçti.

Birinci hadîs Müslim'in rivayetinde; iu-*- Aji ^ Jj «Allah buyurur ki: Kim bir hasene İşlerse» diye başlar.

Bu hadisin baş kısmında mü'min bir kimsenin işlediği ibâdet ve hayırlı işlerin sevabının en az on kat arttırıldığı, Allah Teâlâ'nın di­lediği kullarının sevabını daha da arttırdığı ve mü'min bir kimsenin işlediği kötülüğün cezasının ancak o kötülük kadar olduğu veya Al­lah tarafmdan bağışlandığı belirtilmektedir. Hadisin bundan sonraki bölümünde:

Kulun Allah'a bir karış, bir zira ve bir kulaç kadar yaklaşması ve kulun yürüyerek Allah'a gitmesi ifâdeleri bulunur. Bu ifâdelerden maksad, mecazi mânâlardır. Keza Allah'ın kuluna bir zira, bir kulaç yaklaşması ve koşarak kuluna gitmesi ifâdeleri de mecazi mâ­nâlarda kullanılmıştır.

N e v e v i   bu hadîsin şerhinde şöyle der:

Bu hadis, Sıfât-ı İlâhiyye'ye âit hadislerdendir. Bunun zahiri mâ­nâsının kasdedilmesi muhal ve imkânsızdır. Kasdedilen mânâ şöyle­dir : Kim ibâdet ve hayır işlemekle bana yaklaşırsa ben de rahmet, desteklemek, yardımcı olmak ve başarılı kılmakla ona yaklaşırım. Ku­lum ibâdet ve hayratım arttırırsa ben de bu ikramımı arttırırım. Şa­yet kulum ibâdet ve tâatıma hız verirse ben de bol rahmetimi ona yağdırmakla yaptığının fazlasını veririm ve maksadına ulaşması için fazla yorulmasını şart koşmam. Yâni kul Allah'a kulluk görevini ifâ etmek hususunda gösterdiği gayret derecesine göre ilâhi lûtfa kavu­şur.

Hadisin son kısmında da Allah'ın mü'min kuluna olan hesapsız lütuf ve mağfireti belirtilir.

Hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayayım t

Şibr t Karış demektir. Zira ise parmak uçlarından dirseğe kadar olan kısma denilir. Bir de uzunluk ölçüsü olan arşın manâsına da ge­lir.

Bâ1 da bir kulaç demektir. Nevevi der ki: Bâ, iki kolun ve kollar arasında kalan beden kısmının uzunluğu kadar bir uzunluk demektir .

Meşiy: Yürümektir. Hervele ise hızlı yürümektir.

Kırab ve Kurâb: Bir boşluğun dolusuna yakın mikdan demektir. Yer küresinin Kırab'ı veya Kurâb'i; onun dolusuna yakın mikdan de­mektir. Hadîsin son kısmında bir mü'minin günahları yer küresini dolduracak mikdara yalan bir meblâğda olsa bile, Allah Teâlâ'nın o kuluna o kadar mağfiret lütfedeceği müjdelenir. Tabii bu müjde Allah'ın irâde ve dilemesine bağlıdır. Bir mü'min buna güvenerek hatâ işlemeye cür'et etmemelidir. Çünkü Allah Teâlâ   Nisa   sûresının 116. âyetinde; ,

 «Allah kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar» buyurmaktadır. Bu itibarla hadîsin son bölümünü bu şekilde yorumlamak gerekir.

Ebû   Hüreyre    (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinin izahına gelince :

Bu hadiste geçen Allah'ın «Ben (mü'min) kulumun benim hak­kımdaki zanni (kanaati) yanındayım» buyruğu iki şekilde yorumlan­mıştır:

Birincisi: Yâni mü'min kulum, benim onu bağışlıyacağımı uma­rak cezalandırmama daha az ihtimal verirse, umduğu gibi muamele ederim. Şayet cezalandırmam ihtimalini daha kuvvetli görürse yine umduğu gibi muamele ederim, yâni bu kere cezalandırırım. Şu halde mü'min bir kimse ilâhî mağfirete kavuşma ihtimâline ağırlık verme­li ve cezalandırma ihtimâline ağırlık vermemelidir.

fi Hâiız, Buharı' nin şerhinde bu hadisi izah ederken bu yorum hakkında: Bu yorum şekli, mü'minin ölüm döşeğine girdi­ği zamana mahsustur. Muhakkik âlimler böyle demişlerdir. Başka zamanlara gelince bu hususta bir kaç görüş vardır. Bâzılarına göre mü'min korku ile ümit içinde olmalıdır ve cezalandırılma ihtimâli ile bağışlanma ihtimâlini dengede tutmalı, eşit bilmelidir. Bir kısım âlim­lere göre cezalandırılma ihtimâline ağırlık vermelidir. Bir başka gö­rüşe göre bağışlanma ihtimâline ağırlık vermelidir, der.

İkincisi: Buyruktan maksad şudur: Mü'min kul işlediği günah­tan dolayı mağfiret dilediği zaman, bağışlanma, tevbe ettiği zaman tevbesinin kabul edilmesi ve duâ ettiği zaman duasının geçerliliği ihtimâline ağırlık vermelidir. Kul böyle ümit beslerse Allah da onun günahını bağışlar, tevbesini ve duasını kabul buyurur.

Hadisin «Kulum beni andığı zaman muhakkak onunla beraberim» buyruğundan maksad şudur: Kulum beni andığı zaman benim rah­metim, hidâyetim, yardımım ve tevfîkim onunla beraberdir.

Hadîsin «Kulum beni gizli anarsa ben de onu gizli anarım» buy­ruğundan maksad şudur: Kulum beni gizli olarak takdis ve tenzih ederse, ben de gizli olarak onu bağışlayıp sevablandırırım, melekler bile bundan haberdar olmazlar.

El-Hâf ız'uı beyânına göre İbn-i Ebi Cemre: Bu zikirden maksad yalnız dil ile veya yalnız kalb ile ya da hem dil hem de kalb ile yapılan zikir olabilir, bunların hepsi muhtemeldir. Bundan maksat ilâhi emirlere itaat ve yasaklardan sakınmak da ola­bilir, demiştir.                                    ;

Hadisin «Kulum beni bir cemâat içinde anarsa ben de onu o ce­maattan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım- buyruğundan mak­sad şudur: Kulum açıktan beni anar, zikrederse ben de onu yüce melekler topluluğunun haberdar olacağı bir sevab ile mükâfatlan­dırırım.

N e v e v i bu fıkranın izahı bölümünde özetle şöyle der: Hadi­sin bu bölümü, meleklerin peygamberlerden üstün olduğunu iddia eden Mutezile mezhebi mensubları ile onların görüşüne katı­lanlar için bir delil olarak gösterilir. Bizim arkadaşlarımızın ve baş­ka âlimlerin görüşlerine göre ise peygamberler meleklerden üstün­dür. (Ehl~i Sünnet mezhebinin cumhurunun malum görüşü de böyledir. Bu hadîsin Mutezile için delil sayılamayacağı şöy­le izah edilir: Cemâat hâlinde zikredenler arasında genellikle bir pey­gamber bulunmaz. Bu itibarla yüce Allah, bu kullan melekler cemaa­tında andığı zaman melekler cemâati o insanlar cemaatından üstün olmuş olur. Durum bu olunca meleklerin peygamberlerden üstünlüğü hükmü çıkmaz.

El-Hâf iz şu cevâbı da beyân eder: Melekler cemâatinin üstünlüğü şu sebebîedir, denilebilir: Yüce Allah melekler toplulu­ğuna O'nu anan kuluna verdiği sevabı ilân buyurur. Bu itibarla me­lekler topluluğunda kulu anan yüce Allah'tır. Elbette yüce Allah'ın, kulunu andığı topluluk başka topluluktan üstün olur.

Hadisin bundan sonraki bölümü Ebû Zerr (Radıyallâhü anh) 'in hadîsindeki bölüme benzediği için bununla ilgili izah orada verilmiştir, artık burada tekrarlamaya gerek yoktur.

Hadisin «Kulum beni bir cemâat içinde anarsa ben de onu o ce­maattan daha hayırlı bir topluluk içinde anarım» buyruğundan mak-sad şudur: Kulum açıktan beni anar, zikrederse ben de onu yüce melekler topluluğunun haberdar olacağı bir sevab ile mükâfatlan­dırırım.

N e v e v i bu fıkranın izahı bölümünde özetle şöyle der: Hadi­sin bu bölümü, meleklerin peygamberlerden üstün olduğunu iddia eden Mutezile mezhebi mensubları ile onların görüşüne katı­lanlar için bir delil olarak gösterilir. Bizim arkadaşlarımızın ve baş­ka âlimlerin görüşlerine göre ise peygamberler meleklerden üstün­dür. (Ehl-i Sünnet mezhebinin cumhurunun malum görüşü de böyledir. Bu hadisin Mutezile için delil sayılamayacağı şöy­le izah edilir: Cemâat hâlinde zikredenler arasında genellikle bir pey­gamber bulunmaz. Bu itibarla yüce Allah, bu kulları melekler cemaa­tında andığı zaman melekler cemâati o insanlar cemaatından üstün olmuş olur. Durum bu olunca meleklerin peygamberlerden üstünlüğühükmü çıkmaz.

E 1 - H â f ı z şu cevâbı da beyân eder: Melekler cemaatının üstünlüğü şu sebebledir, denilebilir -. Yüce Allah melekler toplulu­ğuna O'nu anan kuluna verdiği sevabı ilân buyurur. Bu itibarla me­lekler topluluğunda kulu anan yüce Allah'tır. Elbette yüce Allah'ın, kulunu andığı topluluk başka topluluktan üstün olur.

Hadisin bundan sonraki bölümü E b û Zerr (Radıyallâhü anh)'ın hadîsindeki bölüme benzediği için bununla ilgili izah orada verilmiştir, artık burada tekrarlamaya gerek yoktur.[148][148]

İzahı

Bu babın ilk hadisi Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir. Diğer iki hadis Zevâid nevindendir. Bunlardan Ebû Zerr (Ra-dıyallâhü anh) 'uı hadîsi İbn-i Hibbân tarafından da riva­yet edilmiştir.

Bu hadîslerde «Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah'i» zikrinin cen­netin hazinelerinden olduğu bildiriliyor. Bundan maksad, bu zikri söyleyen mü'min'in bu sayede cennetin bir hazinesini kazanmasıdır. En-Nihâye'de, yâni bu zikir, sahibi için bir azıktır, denilmiştir.

N e v e v i de: Âlimler şöyle demişlerdir: Bu zikrin cennetin hazinelerinden biri sayılması sebebi şudur: Bu cümle, Allah'a tam teslim olmayı, O'na dayanmayı ve boyun eğmeyi ifâde eder. Keza O'ndan başka yaratıcı olmadığını, hiç bir kuvvetin O'nun dilediğine engel olamayacağını ve kulun elinde hiç bir şeyin hâkimiyetinin söz-konusu olmadığım beyân eder.

Lügat âlimleri demişler ki; Havi: Hareket, davranış ve çâre de­mektir. Şu halde cümlenin mânâsı şöyle olur: Hiç bir hareket, dav­ranış ve kuvvet Allah'ın dilemesi olmaksızın olamaz, her şey O'nun dilemesiyledir.

Bir kavle göre mânâ şöyledir: Her nevî şerrin defi ve her çeşit hayrın kazanılması ancak Allah'ın yardımıyla olur.

Diğer bir kavle göre mânâ şöyledir: Günahlardan dönüş ancak O'nun korunmasıyla olur, O'na itaat da ancak O'nun yardımıyla müm­kündür. Bu son yorum şekli îbn-i Mes'ûd (Radıyallâhü anh) 'den rivayet olunmuştur, der.

Hâzim bin Harmele (Radıyallâhü anh) G ı f â r ka­bilesinden olup sahâbîdir. Onun îbn-i Mâceh tarafından ri­vayet edilen bir tek hadisi vardır. Râvisi de azâdlı kölesi E b ü Z e y n e b' tir.

[2][2]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/445-447.

[4][4]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/448-449.

[6][6]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/452.

[8][8]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/453-454.

[10][10]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/456-457.

[12][12]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/460-461.

[14][14]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/461-463.

[16][16]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/465-467.

[18][18]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/468-470.

[20][20]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/471.

[22][22]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/472-474.

[24][24]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/476-477.

[26][26]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/478-479.

[28][28]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/480-481.

[30][30]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/483.

[32][32]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/484-485.

[34][34]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/486.

[36][36]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/488.

[38][38]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/489-490.

[40][40]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/491.

[42][42]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/492-493.

[44][44]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/494-495.

[46][46]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/496-499.

[48][48]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/501.

[50][50]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/503-504.

[52][52]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/504-505.

[54][54]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/507-509.

[56][56]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/510.

[58][58]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/510-511.

[60][60]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/512-514.

[62][62]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/516.

[64][64]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/517-518.

[66][66]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/518-520.

[68][68]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/521.

[70][70]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/522.

[72][72]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/523.

[74][74]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/524-525.

[76][76]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/526-527.

[78][78]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/527-528.

[80][80]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/530-532.

[82][82] Hulâsa, 93 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/534.

[84][84]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/536.

[86][86]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/537-539.

[88][88]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/540.

[90][90]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/542-543.

[92][92]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/545.

[94][94]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/546-548.

[96][96]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/549-550.

[98][98]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/551.

[100][100]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/553-554.

[102][102]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/555.

[104][104]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/557.

[106][106]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/558.

[108][108]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/560.

[110][110]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/561.

[112][112]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/562.

[114][114]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/563-564.

[116][116]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/564-565.

[118][118]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/566-567.

[120][120]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/568.

[122][122]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/570-572.

[124][124]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/573-575.

[126][126]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/577-580.

[128][128]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/582-584.

[130][130]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/585-586.

[132][132]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/589-593.

[134][134]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/593-597.

[136][136]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/598.

[138][138]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/601-602.

[140][140]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/604-605.

[142][142] Nasr sûresinin son ayeti

[144][144]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/606-609.

[146][146]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/610-912.

[148][148]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/615-617.

[149][149] Hulasa, 97 ünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/617-618.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

48 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk