Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceElbise Hadisleri

Elbise Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

ELBİSE KİTABI 4

1 — Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemîn Elbisesi Babı 4

2- Adamın Yenî Bir Etbise Giydiği Zaman Söyleyeceği (Hamd) Bâb1. 6

3- Yasak Kılınan Elbise Babı 7

4- Yün Elbise Giymek Babı 7

5- Beyaz Elbise Babı 8

6- Kibirden Dolayı Elbisesini (Yerde) Sürükleyen Babı 9

7- İzâr (Yânî Belden Aşağı Gîyîlen Elbise) Nereye Kadar Uzatılır? Babı 10

8- Kamiş (Uzun Gömlek) Giymek Babı 11

9- Kamîsin Uzunluğu Ne Kadar Olmalıdır? Babı 11

10- Gömlek - Entari Kolu Ne Kadar (Uzun) Olur, Babı 12

11- (Gömlek - Entarinin Yaka) Düğmelerini Çözmek (Yani İliklememek) Babı 12

12- İçdon Giymek Babı 13

13- Kadının Eteğî Ne Kadar Uzun Olur? Babı 13

14- Siyah Sarık Babı 14

15- Sarığın Ucunu Omuzlar Arasına Sarkıtmak Babı 14

16- İpek Giymenin Yasaklığı Babı 15

17- İpek Elbise Giymek Hususunda Kendisine Ruhsat (İzin)  Verilenin Babı 16

18- Elbisedeki Alem (Yâni İpekten Olan Nakış, Dikiş, Kenara Gecîrîlen Parça Ve Çubuk) Hakkında Verilen Müsaade Babı 16

Dört Mezheb Âlimlerinin Bu Husustaki Görüşlerinin Özeti: 17

19- Kadınların İpek Elbise Giymeleri ve Altın (Ziynet) Takınmaları Babı 17

20- Erkeklerin Kırmızı Elbise Giymeleri Babı 18

21- Aspur (Denilen Bitki) Île Boyanmış Elbisenin Erkeklere Mekruhluğu Babı 19

22- Sarı Boya İle Boyanmış Elbisenin Erkekler İçin Caiz Olduğuna Dâir Hadis Babı 21

23- Îsraf Ve Kibir Senden Vazgeçtiği Sürece (Mubah Giyeceklerden) Dilediğini Giy, Babı 21

24- (Halk Arastnda) Meşhur Olmaya Vesile Olan Elbiseyi Giyen  (Hakkında Gelen Hadisler) Babı 21

25- Murdar Hayvan Derileri Tabaklanınca Giyme Babı 22

26- Ölü Hayvanın Ne Derisinden Ne De Sinir Tellerinden İstifâde Edilemez Diyenlerin (Dayandıkları Hadîs)  Babı 23

27- Ayakkabıların Biçimi Babı 24

28- ayakkabıları giyme ve soyma  (âdabı)  babı 24

29- Bir Ayakkabı İle Yürüme (Nin Yaşarlığı) Babı 25

30- Ayakkabıyı Ayakta Giyme Babı 25

31- Siyah Mestler Babı 25

32- (Saç Ve Sakalı) Kına İle Boyamak Babı 26

Saç Ve Sakalın Boyanması İle İlgili Dört Mezhebin Görüşleri 26

33- Saç Ve Sakalı Siyaha Boyamak Babı 28

34- (Ak Saç Ve Sakalı)  Sarıya Boyama Babı 29

35- Saç Ve Sakalı Boyamayı Terkedenin Babı 29

36- Erkeğin Saçını Omuzlarına Kadar Salıvermesi Ve Örgüler Hâlinde Edinmesi Babı 30

37- Saçın Çokluğunun   (Yâni Fazla Uzatılmasının) Mekruhluğu Babı 32

38- Kaza' (Yâni Başın Bîr Yerinin Saçını Kazıyıp Başka Bir Yerinkinî Bırakma) Yasaklığı Babı 32

39- Yüzük Üzerine Yazı Nakşetmek Babı 33

40- Altın Yüzükten Nehiy Babı 34

41- Yüzüğün Kaşını Avucunun İç Tarafına Koyanın Babı 36

42- Yüzüğü Sağ El (İn Parmaklarının En Küçüğün) E Takma Babı 37

43- Yüzüğü Elin Başparmağına Takmak Babı 37

44- Evde Bulunan Suret (Resim - Heykel)Leb Babı 38

45- Üzerine Basılan Bir Şeydeki Suretler Babı 39

46- (Eyer Ve Palan Üzerine Konulan) Kırmızı Meyâsir  (Yânî Minder Ve Yastık)  Babı 39

47- Kaplanlar (In Derilerini Eyer Ve Semer Üstüne Atmak Veya Başka Türlü Binek Hayvanının Sırtına Atıp Ona)  Binmek Babı 40

ELBİSE KİTABI

1 — Resûlullah (Sallallahü Aleyhî Ve Sellemkîn Elbisesi Babı

3550) "... Âi§e (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nakışlı bir siyah abâ içinde namaz kıldı. Sonra buyurdu ki:

Bu abanın nakışları beni meşgul etti (yâni dikkatimi çekecek gibi oldu). Bunu Ebû Cehm'e (geri) götürün ve bana onun enbicâ-niye (nakışsız kaim abâ) sim getirin."[2][2]

İzahı

Bu hadîsi; Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve T i r m i z î   de rivayet etmişlerdir.

İz&r: Bedenin belden aşağısına sarılan car ve ihram gibi elbi­seye denilir. Kisa: Elbise demektir. Eksiye de bunun çoğuludur. Bu­rada bedenin üst kısmını örten elbise mânâsı kasdedilmiştir.

Mülebbede t Keçelenmiş demektir. Burada çok yamalanmakla ke-çelenmiş gibi kalmlaşan elbise mânâsı kasdedilmiştir. N e v e v i ve Nİhâye sahipleri böyle yorumlamışlardır.

N e v e v i: Bu gibi hadisler, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in dünya nimetlerine nasıl sırt çevirdiğine ve dünya lezzetle­rine iltifat etmediğine delâlet eder. Ümmeti de hâl ve hareketlerin­de O'na uymalı ve O'nun izini takip etmelidir, der.

Hadisin râvisi Ebü Bürde (Radıyallâhü anh) 'in hâl ter-cemesi 2282. hadîs bölümünde geçmiştir. Bu künye'yi taşıyan başka sahâbiler de vardır. E 1 - H â f ı z, el-Fetih'te bu hadisin râvisi olan Ebû Bürde' nin E b û M û s â (Radıyallâhü anh) 'in oğlu olan zât olduğunu söylemiştir.

3552) ... Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü anh)yden; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir semle (car - ihram) içinde namaz kıldı, (carın küçüklüğü dolayısıyla düşmemesi için) onu bağlamıştı."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Râvî Hâlid'in Ubâde bin es-Sâmit (Ra­dıyallâhü anh)'den hadis işitmesi sabit değildir. Ebû Naim de demiş ki: Hâlid, Ubâde İle görüşmemiş ve ondan hadîs işitmemiştir. Râvi el-Ahvas bin Hakim de zayıftır.[4][4]

İzahı

Bu hadîsi Buhârî ve Ebû Dâvûd da rivayet et­mişlerdir.

Necrân; Yemen tarafında bir şehrin ismidir. Ridâ: Bedenin üst kısmını örten ve ihrama benzeyen dikişsiz bir çeşit elbisedir. Ha­şiye elbisenin saçağı ve kenarı demektir.

3554) "... Âişe (Radtyallâhü <mAö,)'dan rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in herhangi bir kimseyi sövdüğünü ve O'nun için bir elbisenin durulduğunu görme­dim."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Lehîa vardır. Bu râvt zayıftır.[6][6]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Nesâî ve Taberâni de riva­yet etmişlerdir.

Bürde nedir? sorusunu soran zâtın Sehl (Radıyallâhü anh) olduğu,  Buhâri'nin  Kitâbül-Edeb'teki rivayetinde;

"Sonra Sehl, orada bulunanlara dedi ki..." biçiminde belirtilmiştir. Buharı1 nin rivayetinde «Orada bulunanlar: Bürde semledir, de­diler. Sehl de evet, diye onları doğruladı» mealinde ifâde edilmiştir. Müellifimizin rivayetinde ise cevab verene âit fiil zamiri tekil oldu­ğu için Sohl'in kendi sorusunu cevabladığı biçiminde terceme ettim. Muhtemelen orada bulunanlardan biri cevablamıştır.

B ü r d e' yi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e hediye eden hanımın ismi hakkında aydınlatıcı bir bilgi edinemedim. Ay­nî   ile   H â f ı z :   Bu kadının ismi bilinemedi, derler.

Sehl (Radıyallâhü anh), Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm'in hediye edilen   B ü r d e ' ye   ihtiyacı olduğunu söylemiştir.

El-Hâfız: Bu durum ya Peygamber (Aleyhi 's-salâtü ve's-selâm) 'in daha önce geçmiş bir konuşmasından ya da O'nun hediye edilen bür-deyi hemen giymesi gibi bir belirtiden anlaşılmış, der.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'den bürdeyi isteyen zâtın kimliği hakkmda ihtilâf vardır: Bâzı rivayetlere göre o zât Sa'd   bin   Ebî   Vakkâs    (Radıyallâhü anh) 'dır. Diğer bir

kısım rivayetlere göre ise Abdurrahman bin Avf CRa-dıyallâhü anh) 'dır. Bu rivayetler El-Fetih'te nakledilmiştir.[8][8]

2- Adamın Yenî Bir Etbise Giydiği Zaman Söyleyeceği (Hamd) Bâb1

3557) "... Ebû Ümâme (el-Bâhilî)    (Radtyallâhü a«A)'den;    Şöyle de­miştir :

Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anh) yeni bir elbise giydi ve ı

Avretimi örten ve kıyafetimi iyi düzenleyen, elbiseyi bana giydiren Allah'a haradolsun, dedikten sonra; ben Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve S eli e m) 'den şöyle buyururken işittim: «Kim yeni bir elbise giyip; der, sonra eskittiği veya (bedeninden) attığı elbiseye gidip onu sada­ka ederse; diri ve ölü iken (yâni dünyada ve âhirette) Allah'ın hima­yesinde, Allah'ın muhafazasında (korumasında) ve Allah'ın sitrinde (örtüsünde) olur.

Bunu üç defa tekrarlardı.'*

3558) "... İbn-i Ömer (Radtyattâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre: Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bir gün) Ömer (binel-Hattâb) 'm üzerinde beyaz bir entari gördü ve (ona) :

Senin bu elbisen yıkanmış  (mı), yoksa yeni midir? buyurdu.

Ömer de ı

Hayır (yeni değil). Fakat yıkanmıştır, dedi. Resûl-i Ekrem (ona) : «Yeni bir elbise giy (giyesin), hamdedici olarak (veya memnun bir yaşantı ile) yaşa    (yaşıyasın) ve şehid olarak öl    (ölesin), bu­yurdu.»"

Not: Zer&İd'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir. Râvt Hüseyin bin Mehdi el-Eyll'yi îbn-İ Hlbb&n sıka, yâni güvenilir râvller arasında anmıştır. tbn-l Huzeyzne de kendi Sahlh'inde ondan rivayette bulunmuştur. Senedin kalan ravî-lerln rivayetleri BuhArt ve Müslim'de mevcuttur.[10][10]

İzahı

E b û S a İ d (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Buhârİ ve N e s â î de rivayet etmişlerdir. Ebû Hüreyre (Badıyallâhü anh) fın hadîsini Tirmizî de rivayet etmiştir. Ayrıca Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd bunun benzerini rivayet etmiş­lerdir.

Bu hadislerde iki çeşit giyiniş yasaklanmıştır: Bunlardan birisi İştimâl-ı Sammâ denilen giyiniştir. Bu çeşit giyinişi lügat âlimleri şöyle yorumlamışlardır: Adam tek bir elbiseye sarınır (yâni âdeta kefen gibi), herhangi bir kenarını kaldırmaz ve ellerini de bürünü-len elbisenin altında kaldığı için dışarı çıkaramaz. Böyle kefen gibi bir elbiseye sarınmanın yasak kılınması hikmeti ise N e v e v İ' nin dediği gibi, adamın kollarını oynatmasının güçlüğü, ellerini çalıştır­masının zorluğu ve bu yüzden zarara uğramasıdır. İştimâl-i Sammâ giyinişi böyle tarif edilince hadisteki yasaklama mekruhluk için yo­rumlanır. Yâni bu şekilde bir kıyafet mekruhtur.

Fıkıhçılar ise İştimâl-İ Sammâ yi şöyle açıklamışlardır: Adam tek bir elbiseye sarınır. Sonra onun bir tarafını kaldırıp omuzları­nın üstüne atar ve bu yüzden avret yeri açılır. Iştimâl-i Sammâ böyle açıklanınca hadîsteki yasaklama haramhk anlamını taşır. Çünkü böyle bir kıyafet avret yerinin açık kalmasına yol açar.

B u h â r i' nin bir rivayetinde Sammâ'nın şöyle tefsiri yapıl­mıştır :

"Sammâ, adamın elbisesini omuzlarından birisinin üstüne atması ve bu yüzden bedeninin bir tarafının örtüsüz kalıp açılmasıdır."

B u h â r î' nin bu açıklaması, fıkıhçıların yorumunu teyid eder. El-Hâfız: Buharı' nin ifâde tarzının zahiri bu tefsir kıs­mının merfû, yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in sözü olduğunu gösterir. Bu tefsir ile fıkıhçıların yorumu arasında muva­fakat vardır. Söz konusu tefsir, merfû olmayıp mevkuf olsa bile sağ­lıklı görüşe göre sammâ tâbirinden neyin kasdedildiğine bir delil sayılır. Çünkü, râvi tarafından beyân edilen bir yorumdur ve hadi­sin metnine aykırılığı yoktur, der.

Ebû Hüreyre (Badıyallâhü anh)'in Ebû Dâvûd tarafından rivayet edilen hadisinde yukardaki tefsir merfû olarak ri­vayet edilmiştir. Yâni İştimâl-i Sammâ denilen kıyafet, fıkıhçılarm anlattığı kıyafet şeklidir. Kuvvetli olan budur.

Sammâ: Bu kelimenin asıl lügat manâsı ise sağır dişi demektir. İstimal t İhram gibi bir elbiseye sarınmak demektir.

İhtibâ: Kabalar üzerinde oturup bacakları dikerek ihram gibi bir elbiseye sarınmaktır. Böyle bir sarınma hâlinde bacakların ara­sı açılabilir ve avret yeri görülebilir. Onun için böyle bir giyiniş ya­sak kılınmıştır.[12][12]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî ile Taberânî de rivayet etmişlerdir. T i r m i zi hadisin sahih olduğunu da söy­lemiştir. Ebû Mûsâ (Radıyallâhü anh), yağmurdan ıslandık­ları zaman kokularının koyun kokusuna benzediğini söylemekle el­biselerinin yün olduğunu ifâde etmek istemiştir. Hadis, yünden ma­mul elbiseyi giyinenin câizliğine delâlet eder.

Avnü'l-Mâbud yazarının bu hadîsin şerhinde naklen beyân etti­ğine göre el-Hâfız şöyle demiştir: îbn-i Battal de­miş ki; İmâm Mâlik'e göre başka elbise bulan kimsenin yün elbise giymesi mekruhtur. Çünkü yün elbise zühd ve takva, yâni bir nevi dervişlik belirtisi olarak bilinmektedir. Bu itibarla böyle bir el­bise giymek bir nevî sofuluk gösterişi sayılır. Halbuki iyi amel ve takva işini gizli tutmak daha iyidir. Kaldı ki tevazu ve gönül alçak­lığı yün elbiseye inhisar etmez. Bilâkis daha ucuz olan pamuklu gi­bi elbise gönül alçaklığına daha münâsiptir.

3563) "... Ubâde bin es-Sâmit (Radıyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) kolları dar, yünden ma­mul bir Rûmî cübbeyi giymiş olarak bir gün (evden) yanımıza çık­tı ve o cübbeyle bize namaz kıldırdı. Üzerinde o cübbeden başka (elbiseden) bir şey yoktu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Ben derim ki: El-HMız Ebû Nalm; Ha-lid'In Ubâde'ye rastlamadığını ve ondan hadis işitmediğini söylemiştir. Ebû Ha­tim de aynı şeyi söylemiştir. Ravl el-Ahvas da zayıftır.

3564) "... Selmân-i Fârisî (Radtyattâhü ön A)'den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahû Aleyhi ve Sellem) bir defa) abdest almış ve sonra üstündeki yün cübbeyi çevirip onunla yüzünü kurulamış-tır."

Kot: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Mahfuz bin Alkarna, Sehnân'dan rivayet etmiştir. Tenzihte belirtildiği gibi bu rivayetin mürsel olduğu söylenmiştir. Senedin kalan rarllerl sıka, yani güvenilir zâtlardır.[14][14]

5- Beyaz Elbise Babı

3566) "... îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydm rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Elbisenizin en hayırlısı beyaz renkli olanıdır. Bu itibarla beyaz elbise giyiniz ve ölülerinizi beyaz renkli kefenle tekfin ediniz."[16][16]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizi, Nesâî, Ahmed ve Hâkim de rivayet etmişlerdir.

Tuhfe yazan bu hadisin şerhinde özetle şöyle der: Yâni beyaz elbise kirlendiği zaman kirliliği hemen görülür ve yıkanır. Diğer renkli elbiselerde kir bu kadar bârız görülmez. Dola­yısıyla beyaz kadar sık sık yıkanmaz. Beyaz elbisenin güzelliğine ge­lince, bu güzellik dîni açıdandır. însan tabiatı bakımından olabilir. Bunun tevazu ve alçak gönüllülük açısından daha güzel ve iyi ol-duğu anlamının kasdedildiği de söylenmiştir.

Avnü'l-Mâbûd yazan da: Beyaz elbise giymeye âit hadislerdeki emir müstehablık içindir. Ölüleri beyaz kefenlere sarma emri de müs-tehabhk içindir. En-Neyl yazan: Hadîsteki emir vâciblik için değildir. Çünkü ResûM Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in ve sahâbilerden

bir gurubun beyaz olmayan elbiseleri de giydikleri ve beyaz olmayan elbiseleri giyen sahâbiler'e Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se­lâm) 'in müdâhale etmediği sabittir. Beyaz olmayan kefenin kullanıla­bileceği de Ebû Dâvûd'un Câbir (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettiği bir hadisten anlaşılır, demiştir. (Avnü'l-Mâbûd yazan bu arada Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini nakletmiştir. Bu­raya aktarmaya gerek görmedim.)

3568) "... Ebü'd-Derdâ (Radtyaliâhü a»*;'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kabirlerinizde ve mescidlerinizde Allah'ı ziyaret etmenize en gü­zel elbise —kefen— şüphesiz beyaz olanıdır.»'*

Not: Zevâld'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü Şürayh bin übeyd, Ebü'd-Derdâ'dan nadis İşitmemistir, Bu durumu et-Tehzlb yazan bu kita­bında açıklamıştır.[18][18]

6- Kibirden Dolayı Elbisesini (Yerde) Sürükleyen Babı

3569) "... îbn-i Ömer (Radtyaliâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«(Giydiği) elbiseyi kibirden dolayı (yerde) sürükleyen kimseye Allah kıyamet günü (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet et­mez).»"

3570) "... Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyaliâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim izânnı (belden aşağı giydiği elbiseyi) kibirden dolayı (yer­de) sürûklerse Allah ona kıyamet günü (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»"

Râvî Atiyye demiştir ki t Sonra ben el-Belat (denilen semtJte İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'ya rastladım ve ona Ebû Saîd'in Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet ettiği bu hadî­si anlattım. Bunun üzerine İbn-i Ömer kulaklarına (elleriyle) işaret ederek: Bu hadîsi kulaklarım İşitti ve kalbim belledi, dedi."

Not: Zev&İd'de şöyle denilmiştir: İbn-i Ömer (RJU'nm hadisi Buhar! ve Müslim'de mevcuttur (yani müellifimizin 3569. hadisi), Lakin Ebû Sald (R-A.)'m hadisini yalnız îbn-i M&ceh rivayet etmiştir. Bunun senedinde Atiyye bin Sa'd el-Avfl Ebül-Hasan bulunur. Bu rftvt zayıftır.

3571) "... Ebü Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Kureyş'ten bir genç topuklarından aşağıya sarkık (vaziyette giy­diği) elbisesini (yerde) sürükleyerek Ebû Hüreyre'nin yanından geçti. Bunun üzerine Ebû Hüreyre:

Ey kardeşimin oğlu, ben, Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sel-lem) 'den şu hadîsi buyururken işittim t

«Kim kibirden dolayı elbisesini (yerde) sürûklerse Allah ona kı­yamet günü (rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»"[20][20]

7- İzâr (Yânî Belden Aşağı Gîyîlen Elbise) Nereye Kadar Uzatılır? Babı

3572) "... Huzeyfe (Radtyaîlâhü a«A>'den; Şöyle demiştir:

Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benim baldırımın veya onun baldırının adalesi (yâni çok etli kaba kısmı) nın aşağısını tu­tarak i

İzânn yeri (yâni uzatılacağı yer) burasıdır. Eğer (bundan imti­na) edersen (yâni daha da uzatmak istersen) bunun aşağısına in, şa­yet (bundan) imtina edersen onun da aşağısına in. Eğer (bu kadar­dan) imtina edersen (yâni daha da uzatmak istersen), İzânn topuk­larda hakkı yoktur (yâni izar topukları örtmemelidir).

Huzeyfe'nin. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den riva­yet ettiği bu hadîsin mislini ... senediyle AU bin Muhammed (de) bi­ze rivayet etmiştir."

3573) "... El-Aİâ bin Abdirrahman'm babası (Abdurrahmân bin Yâkûb el-Cühenî)  (Radtyaîlâhü anhümâ)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Ebü Saîd(-i Hudri)  (Radıyallâhü anh)'a:

Sen izar (denilen elbisenin uzunluğu) hakkında Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) 'den bir şey işittin mi? diye sordum. Ebû Saidt

Evet. Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle bu­yururken işittim t

«Mü'minin izânnin uzunluğu baldırlarının ortalarına Kadardır. Bununla topuklar arasında olan izârd giymek) te ona günah yoktur. Topuklardan aşağı olan (izar kısmının hizasındaki beden) ateştedir. O üç kez (de) şöyle buyurdu:

Allah (giydiği), izânnı kibirlenerek (yerde) sürükleyen kimseye

(rahmet bakışıyla) bakmaz (veya rahmet etmez).»"

3574) "... El-Müğîre bin Şu'be (Radtyaîlâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Yâ Süfyân bin Sehl İzânnı (topuklardan aşağıya) sarkıtma. Çünkü Allah İzânnı (topuklardan aşağıya) şarlatanları kesinlikle sev­mez.»"

Not: Zev&id'de şöyle denUmlçtir: Bunun senedi sahih olup râvüeri güve. nfflr «âtlardır.[22][22]

Bu Çâbta Rivayet Olunan Hadîslerden Çıkan Hükümler :

1. Mü'minin elbisesi baldırının ortalarına kadar olmalıdır. Mü&-tehab olanı budur.

2. Elbiseyi topuklara kadar uzatmak caizdir, bunda bir mek-ruhluk yoktur.

3. Topukları örtecek kadar sarkıtmak ise yasak ve haramdır.

Hadîslerin zahirinden bu üçüncü hüküm çıkar. Yâni elbiseyi to­pukları örtecek biçimde sarkıtmak ister kibirlenme maksadı ile olsun ister böyle bir kasıt olmasın haramdır. Oysa bundan Önceki bâbta rivayet olunan hadîslerdeki tehdid kibirlenerek elbisesini yerde sü­rükleyenler hakkında idi. Yâni kibirlenme kaydı vardı. Bu itibarla bâzı ilim adamlarına göre kibirlenme maksadı olmadığı takdirde el­biseyi topuklardan aşağıya sarkıtmak haram değil, mekruhtur, de­mişlerdir. Bunlara göre elbiseyi topuklardan aşağıya sarkıtmanın ya-saklıgına dâir hadîslerden maksad bu işin kibirden dolayı yapılmasının yasaklığıdır ve kibirlenme kaydı olmayan hadîsler bu kaydın bulunduğu hadîsler gibi yorumlanır.

Îbnü'l-Arabî gibi bâzı ilim adamlarına göre elbiseyi to­puklardan aşağıya sarkıtmak kasıtlı olduktan sonra haramdır. Delil­leri de bu bâbta rivayet edilen hadîsler ile benzeri hadîslerdir.

Bu konuya ilişkin bilgi kısmen bundan önceki bâbta rivayet olu­nan hadîslerin izahı bölümünde verildi.[24][24]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd, Tirmizİ, Nesâi ve Hâ­kim de benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Hadîste geçen "Ka-mîs"i uzun gömlek diye terceme ettim.

Tuhfe yazarının beyânına göre el-Cezerî ve başkaları: Kamîs, dikişli, iki kollu bir elbise nevidir. Önü tamamen açık değil­dir, elbiselerin altında giyilir, demişlerdir. Bu tarife göre Kamîs, ba­şın rahat geçebileceği yaka kısmının aşağısı tamamen kapalı uzun gömlek veya erkek entârisidir. Kamus yazan da Kamîs yalnız pamuktan mamul olana denir, demiştir. Kamus yazan galiba en çok kulla­nılanı kasdetmiştir. Lakin hadîste pamuktan mamul olanının kasde-dilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü yünden mamul kamis bedene eziyet verir, kokusu da hoş olmaz. Dimyâti Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in karnisinin pamuktan mamul, kollan ve eteği pek uzun olmadığına dâir bir hadîs rivayet etmiştir.

Yukardaki bilgiden anlaşılıyor ki Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in karnisinin altında fanilya ve atlet gibi bir iç çamaşır yoktu. Kamis iç çamaşır görevini yapıyordu.

Tuhfe yazan: Karnisin Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se­lâm)'e daha sevimli olmasının sebebi hakkında şöyle denilmiştir: Çünkü kamîs, omuzlara atılan dikişsiz ridâ ve bedenin belden aşağı­sını örten dikişsiz izâra nazaran vücûdu daha iyi örter, masrafı da­ha azdır, daha hafiftir ve tevazua - gönül alçakhğuıa daha uygun dü­şer, der.

Şevkâni de en-Neyl'de : Bu hadis kamîs giyinenin müstehab-lığına delâlet eder. Karnisin Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm)'a daha sevimli olmasının sebebi, bedeni izâr ve ridâ'dan da­ha.iyi örtmesidir. Çünkü izâr ve ridâ'nın beden üzerinde tutulması için bağlanması gerekir. Kamis böyle değildir. Karnisin O'na daha sevimli olmasının sebebi şu olabilir: Kamîs O'nun avret yerini örter­di, bedeni ile kamîs arasında başka bir iç çamaşır yoktu, demiştir.[26][26]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiş­lerdir.

İzar, yâni belden aşağısını örten elbisenin uzunluk durumu 7. bâbta geçen 3572 - 3574. hadîslerde ve izahlarında geçti. İzâr'ı topuk­ları örtecek derecede uzatıp sarkıtmanın yasakuğı ve vebali orada anlatıldı.

îzâr denilen elbiseyi topuklan örtecek derecede sarkıtmaya İübÂl denilir.

Bu hadîs, isbâl'm kamiste yâni uzun gömlek ve entaride de ya­sak olduğunu bildirir. Ibn-i Reslân demiş ki: îsbâl, üstte ve altta giyilen ridâ, abâ, kaftan ve car ile ihram gibi giyilen elbisede de yasaktır.

Hulâsa giyilen her nevî elbisenin topuklan örtecek kadar uzun tutulması İsbâl sayılır. Ibn-i Reslân bunu demek istemiş­tir.

Hadîs, sarıkta da isbâl'm yasaklığını bildirir.

Avnü'l-Mâbûd yazarının beyânına göre îbn-i Battal: Sa­rıkta isbâl'den maksad sarığının ucunu mutad olan mikdardan faz­la sarkıtmaktır, demiştir. Bu husus 15. bâbta rivayet olunan 3587. hadîsin izahı bölümünde tekrar ele alınıp anlatılacaktır.

Gömlek ve entari gibi elbisenin kollarını âdetten fazla uzatmak da îsbâl sayılır. En-Neyl'de beyân edildiğine göre   Kadı   I y â z :

Elbisenin örf ve âdetten fazla uzun veya geniş tutmanın mekruhlu-ğunu ilim erbabından nakletmiştir.

Müellifimizin şeyhi Ebû Bekir bin Ebî Şeybe, senedin râvilerinden İbn-i Ebi Revvâd'ı tanımadığını söylemiştir. Miftahül-Hâce yazan bu hususla ilgili olarak şöyle der : Ibn-i Ebi Revvâd Abdülaziz hakkında müteaddid zâtlar konuşmuştur. El-Hâfız Saf iyy üddin, Tehzi-bü'1-Kemâl'de: Abdülazîz bin Ebi Revvâd'in ismi Meymûn el-Atki*dir. Yahya el-Kattân, îbn-i Muin ve Ebû Hâtem onu sıka yâni güvenilir saymışlardır, der. îbn-i Adî ise: Bu râvinin bâzı hadisleri başka hadislerle teyid edilmemiştir, der.[28][28]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadisin senedinin zayıflığı notta belir­tilmiştir. Notta işaret edilen Esma bint-i es-Seken (Ra-dıyallâhü anhâ) 'nın hadîsi şöyledir:

"Esma bint-i Yezîd bin es-Seken (Radıyallâhü anhâ) 'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'in (karnisinin) kolu bilek kemiğine kadar idi."

Tuhfe yazarı bu hadîsin izahında özetle şu bilgiyi verir: El-Cezerî:   Bu hadis, gömleğin - entarinin kolunun bilek kemiğini geçmemesinin sünnet olduğuna delâlet eder. Cübbe- palto gibi üstte giyilen elbiseye gelince âlimler demişler ki: Bunların kol­larının parmak uçlarını geçmemesi sünnettir, diye bilgi vermiştir.

Tuhfe yazan bu arada Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm)'in karnisinin etek kısmının topukların üst kısmına kadar uzun olduğu ve kollarının da parmak uçları hizasına kadar olduğu yolun­daki hadîsleri, naklettikten sonra; bu hadisler karnisin kollarının par­mak uçlarına kadar uzun olabileceğine delâlet eder. Bu rivayetler ile Esma (Radıyallâhü anhâ) 'nın rivayetlerini birleştirmek için O'nun kamislerinin müteaddid olduğunu, yâni her sahâbînin gördüğünü ri­vayet ettiğini söylemek ve böyle yorum yapmak mümkündür. Ya da Esma (Radıyallâhü anhâ) kol uzunluğunu yaklaşık ve tahmini olarak söylemiş. Şöyle de söylenebilir: En faziletli olanı bilek hiza­sında olanıdır, parmaklar hizâsma kadar uzatmak da caizdir, der ve bu bilgiyi el-Mirkat'tan naklettiğini ifâde eder.[30][30]

İzahı

Bu hadisi E b û Dâvûd da rivayet etmiştir. T i r m i z I de Şemailde rivayet etmiştir.

Ezrâr t Zırr'ın çoğuludur, düğmeler demektir. Burada gömlek ve entarinin yakasındaki düğmeler anlamı kasdedilmiştir. E b û D â -v û d' un rivayetinde Kurre (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: "Ben MÜzeyne (kabilesin) den bir grup içinde Resûlullah (Sallalla-hü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım ve (grup olarak) biz O'na bey'at ettik (yâni müslümanlığı kabul ettik). O esnada O'nun karni­sinin düğmeleri açıktı (yâni iliklenme misti). Biz O'na bey'at ettikten sonra ben elimi onun karnisinin yakasının içine soktum ve peygam­berlik mührünü elledim..."

Kurre (Radıyallâhü anh) 'm bu sözü, yâni elini gömleğin ya­kasının içine sokması yakasının açık olduğunu gösterir. Şu halde yaka düğmeleri açıktı.

Hâvilerden Muâviye bin Kurre ile oğlunun yaz kış-dâima düğmelerini açık tutmaları hâl ve hareketlerinde dâima Re-sûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e uymak istemelerindendir.

Bezzâr'ın rivayetine göre îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) de gömleğinin düğmelerini açık tutardı ve: Ben, Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)'in düğmelerini açık gördüm, demiştir.

Kurre    (Radıyallâhü anh) 'm Hâl Tercemesi 6. hadis bölümün­de geçti.[32][32]

İzahı

Bu hadis daha uzun bir metin hâlinde 2220 numarada geçti ve gerekli bilgi orada verildi. Bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in bir içdon satın aldığına delâlet eder. Orada izah bölü­münde belirttiğim gibi Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den rivayet edilen bir hadiste Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e içdon giyip giymediğini sormuş ve; evet, seferde hazerde gece ve gündüz (giyerim). Çün­kü ben örtünme ile emrolundum. İçdondan daha iyi (avret yerimi) örtücü bir giyecek bulamadım, cevâbım almıştır.

E 1 - H â f ı z' m el-Fetih'te dediği gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in içdon salın aldığı sabittir. Bunu boşuna almış değildir. Şu halde O'nun içdon giydiği kanaati hâkimdir.[34][34]

İzahı

Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisini Ebû D&vûd ve Nesâl de rivayet etmişler. îbn-i Ömer (Ra­dıyallâhü anhümâ) 'nın hadisi Ebû Dâvûd tarafından da ri­vayet edilmiştir. Diğer iki hadis Zevaid nevindendir.

AvnÜ'l-Mâbûdyazan îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'-nuı hadisinin şerhi bölümünde şu bilgiyi verir:

El-Hâfız: İbn-i Ömer'in EbûDâvûd tara­fından rivayet edilen hadisi, kadınlar için izin verilen bir zirâ'in mutedil bir elin iki karışı kadar olduğuna delâlet eder, demiştir.

Ibn-i Reslân da; açık olan şudur ki; Kadınlar için izin verilen bir karış ve bir zira, onların erkeklerin eteklerinden fazla olarak sarkıtacakları mikdardır. Yoksa onların yerde sürükleyecek­leri mikdar değildir, demiştir.

E 1 - H â f ı z, el-Fetih'te şöyle demiştir. Erkeklerin eteklerini uzatmaları için iki durum var: Müstehab olan, eteklerinin baldırın yanlarına kadar uzatmalarıdır. Eteklerini topukların hizasına ka­dar uzatmalau ise caizdir. Kadınlar için de iki hâl vardır: Erkekler için caiz olan mikdardan bir kanş uzatmak kadınlar için müstehab olan şekildir. İki kanş uzatmaları da caizdir, demiştir.[36][36]

İzahı

Bu bâbm ilk iki hadisi Müslim, Tirmizl, Ebû Da-v û d ve Kesâî tarafından da rivayet edilmiştir. Bu hadisler, siyah sank giymenin müstehabhğına delalet eder. Bu müstehabhk hem hutbe ve namaz ibâdeti yapılırken hem de şâir zamanlara şü­mullüdür. 2.ci hadîs 2822 numarada da geçti. Oraya bakılmalıdır.[38][38]

İzahı

Bu hadis 2821 numarada geçmiştir. Oraya bakılmalıdır.

Bunda Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in sangının uçlarını omuzları arasına sarkıttığı ilâvesi vardır. Tuhfe yazarının beyânına göre Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizi ve N e s â i bunu benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Buradaki riva­yette sarığın iki ucunun aşağıya sarkıtıîdığı ifâde edilmiştir. Ebû Davud'un bir rivayeti de böyledir. Bâzı nüshalarında ise "san­gın ucu" tâbiri kullanılmıştır.

Bu hadis, sangın uçlarını omuzlar araşma sarkıtmanın müstehab-lığına delâlet eder. Diğer bâzı nüshalar ve rivayetlere göre ise san­gın bir ucunu sarkıtmak müstehabtır.

Sangın ucunu omuzlar araşma sarkıtmaya dâir başka rivayetler de vardır. Aynca bunun sağ tarafa sarkıtma, hem arkaya hem öne sarkıtmaya dâir hadîsler de vardır. Tirmizi' nin "Sangın ucunu omuzlar araşma sarkıtma" babında İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edilen bir hadisin şerhi bölümünde Tuhfe ya­zan bu konuda rivayet edilen hadisleri nakletmiş ve bu arada: Bu hususlarda rivayet edilen hadîslerin en sıhhatlisi ve en kuvvetlisi sa­rığın ucunu iki omuz arasına sarkıtmaya dâir Amr bin Hü­re y s (Radıyallâhü anh) 'in hadîsidir, der. Daha sonra sarkıtılan ucun uzunluk mikdarı hakkındaki rivayetleri nakleder. Bu rivayetle­rin bâzısına göre takriben dört parmak kadar, diğer bâzı rivayetlere göre iki kanş kadar olabilir. Daha sonra şu nakilleri yapar  :

Es-Sübül'de denilmiş ki: Sangın ucunu az sarkıtmak, sarığın adâbındandır. Bu itibarla aşırı uzatılamaz.

N e v e v i de el-Mühezzeb'in şerhinde : Sarığın ucunu fazla sar­kıtmak, kibirlenme maksadıyla olursa, elbiseyi kibirlenmek maksa­dıyla fazla sarkıtmak gibi haramdır. Kibirlenme maksadı yoksa mek­ruhtur. Sarığı, ucunu sarkıtmadan veya usûlü dâiresine sarkıtmaksuretiyle giymek caizdir. Bunlann hiç birisinde mekruhluk yoktur. Sarığın ucunu sarkıtmamanın yasaklığı hakkında sıhhatli bir şey vâ-rid değildir, demiştir.

Es-Sübül yazan da; Sangın ucunu omuzlar arasına sarkıtmak sa­ngın adâbındandır. Bununla beraber ucunu sarkıtmayı terketmek de caizdir, demiştir.[40][40]

İzahı

E n e s (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Müslim ve Nesâl de; B e r â (Radıyallâhü anh) 'm hadisi ile Hu­zeyfe    (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Tuhfe yazarının beyânına göre Kütüb-i Sitte yazarlarının hepsi rivayet etmişlerdir. Huzeyfe (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi 3414 numarada daha geniş bir metin hâ­linde geçti. Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ) "-nın hadisi ise Buhârî ve Nesâi tarafından da rivayet edil­miştir.

Harir i îpek demektir. Dîbac i Argacı ve erişi ipek olan kumaştır. Buna dilimizde diba ve atlas denilir. Dibâc, Farsçadan Arapçaya geç­me bir kelimedir. İstebrak: Dîbâc'ın, yâni atlas ve dibanın kalın kıs­mıdır, argacı ve erişi tamamen ipektir.

Hülle: Katlık elbise demektir, biri bedenin üst kısmını, diğeri de bedenin aşağı kısmını örter.

Siyerâ: Çubuklu alaca kumaştır. Genellikle ipekli olur ve ipeği; karışımı olan keten, yün ve pamuktan fazla olur. Fakat hadis sarih­lerinin beyân ettikleri gibi burada hâlis ipekten mamul kumaş an­lamı kas dedi I m iş tir.

Vefd î Bir kavim veya millet tarafından bir hükümdara veya dev­let adamlarından bir zât ile görüşmek üzere gönderilen elçiler ve hey'et anlamını ifâde eder. Çoğul olan bu kelimenin tekili Vâfid'dif.

Birinci hadîste, dünyada ipek elbise giyen kimsenin âhirette onu giyemeyeceği bildirilmektedir. Bu hüküm erkeklere mahsustur. Çün­kü kadınların ipek elbise giymelerinin câizliği 19. bâbta rivayet olu­nan hadîslerle sabittir. îpek elbisenin yasaklığına dâir diğer hadis­ler de aynı şekilde erkeklere mahsustur. Ayrıca uyuz hastalığına tu­tulan kimsenin de ipek elbise giymesine izin verilmiştir. Bu da 17. bâbta gelen hadîsle sabittir.

Şu halde kendisine izin verilmeyen bir erkek ipek elbise giyerse âhirette cennetlik olsa bile cennet ehlinin elbisesi olan ipekten ceza olarak mahrum bırakılacaktır. El-Hâfız, Buhâri' nin "Er­keklerin ipek elbise giymesi ve ipekten caiz olan mikdar" başlıklı ba­bında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde; îpek elbise giyen erkek için âhirette ipekten nasip yoktur. Bu onun için bir ceza ma­hiyetindedir. Ama adamın tevbe etmesi, o günaha ağırlık edecek bir takım hayrat işlemesi, günahlara kefaret olan bir takım musibetlere mâruz kalıp sabretmesi, geride bıraktığı salâhatlı evlâdının ona duftetmesi ve şefaati makbul zâtların ona şefaat etmesi gibi bir takım nedenlerle, o cezadan kurtulması mümkündür, biçimindeki yorum en mutedil yorumdur, der.

Bu babın son hadîsi de aynı şekilde yorumlanabilir.

3590. hadiste altının dünyada kâfirlere olduğu bildirilmektedir. Bundan maksad altının kâfirlere helâl ve caiz olduğu mânâsı kasde-dilmemiştir. Maksad kâfirlerin bunu kullanmakta olduğunu ifâde et­mektir. Bu hususla ilgili gerekli bilgi 3413. hadîsin izahı bölümünde verildi. Bu hadiste geçen zamiri, altına râci olarak terceme ettim. Fa­kat zamir altın ve ipeğe bir tevil ile şümullü biçimde terceme etmek de mümkündür. Yâni: "İpek ve altın dünyada kâfirleredir ve âhiret-te biz müslümanlaradır" diye terceme etmek de mümkündür.

Bu bâbta rivayet olunan hadîsler, sırf ipekten mamul elbiselerin her çeşidinin ve altının erkeklere haram olduğuna delâlet eder. Altın ve gümüş ile ilgili bilgi Eşribe kitabının 17. babında verilmiştir. Tek­rarlamaya gerek yoktur. Hâlis ipek de erkeklere haramdır. îpek ile yün, pamuk, keten gibi başka maddenin karışımından mamul elbise veya bâzı yerlerine ipek parçalar geçirilmiş elbise hükmü ve bunun­la ilgili bilgi bu kitabın 18. babında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde verilecektir.[42][42]

İzahı

Bu hadis Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur. Hadîste geçen Hikke uyuz hastalığı demektir.

Avnü'l-Mâbûd yazarı bu hadisin şerhinde: Bu hadis, uyuz hasta­lığına tutulan erkeğin ipek elbise giymesinin câizliğine delâlet eder. Bitlerin rahatsız etmesi dolayısıylada ipek elbise giymek erkekler için caizdir. Çünkü M ü s 1 i m' in rivayetinde bu iki zâtın bitten şi­kâyetleri üzerine Resûl-i Ekrem (Aleyhi 's-salâtü ve's-selâm)'in onlara ipek elbise giymeleri için izin verdiği belirtilmektedir.

Cumhurun mezhebi bu hadise göredir. Mâlik bu hususta cumhura muhalefet etmiş ise de bu hadîs onun görüşünü reddeder. Başka mazeretler de uyuz hastalığı ve bitlerden dolayı duyulan ra­hatsızlığa kıyaslanır.[44][44]

İzahı

Ebû Osman (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişler­dir. Ebû Ömer (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi ise Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından benzer lâfızlarla riva­yet edilmiştir. Hadisin sonlarındaki Esma' nm sözü M ü s -1 i m' in   rivayetinden alınmadır.

Son hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım: Celemeyn: Makas gibi bir âlettir, yün kesme işinde kullanılır. Kümm: Elbise kolu ve yen'i anlamında kullanılır. Burada yen mânâsı kasdedilmiştir. Ceyb de yakadır. Fere ise elbise yırtmacı mâ­nâsında kullanılmıştır. Burada iki yırtmaç tabiriyle cübbenin ön ve arka kısmındaki yırtmaçlar kasdedilmiştir. Dibac daha önce belirtti­ğim gibi argacı ve erişi ipek olan atlas demektir,

Ebû Osman (Radıyallâhü anh)'m hadisi, bir elbisede dört parmak eninde olan ipeğin haram olmadığına delâlet eder. Bu mik-dar ister nakış ve işleme biçiminde olsun, ister elbisenin yaka, yen ve etek gibi kenarlarına geçirilmiş olsun fark etmez. Keza keten, yün ve pamuk gibi bir maddede anılan mikdardaki ipekden dokunan elbise de aynı hükme tâbidir. Yâni dokunan elbisedeki ipek mikdan-nın toplamı dört parmak mikdardan fazla değilse erkekler için he­lâldir, kullanılabilir. Fakat dört parmak mikdarından fazla ise erkek­lere haramdır. Cumhurun görüşü budur. Ancak Şafiî mezhebi­ne göre ipek ile yün, pamuk, keten gibi maddelerden dokunan elbi­sedeki ipek mikdarı tartı bakımından diğer maddeden az ise erkek­ler için helâldir, fazla ise haramdır.

Mâliki mezhebine mensup bâzı ilim adamları: Elbisedeki ipek âlem, yâni nakış, yama, kenara geçirilen parça, dört parmaktan faz­la da olsa erkeklere helâldir, diyerek garip bir görüş beyân etmiş­lerdir. Bu hadis onların bu görüşünü reddeder. Bu hadîste anılan dört parmak veya daha az mikdar ipek bulunan elbisenin erkeklere haram olduğuna dâir bir görüş Mâlik' den rivayet edilmiş ise de Şevkâni bunun sıhhatli bir rivayetle M â 1 i k ' e âit ola­cağını sanmadığını söylemiştir.

Ebû Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi de yenleri, yakası, yırtmaçları ve eteğine ipek geçirilmiş olan bir elbisenin erkekler için helâl olduğuna delâlet eder. Ancak ipek mikdarının toplamının Ebû Osman (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinde belirtilen mikdardan, yâ­ni dört parmak eninden fazla olmaması gerekir. Aksi takdirde er­keklere haramdır. Cumhurun ve   Şafii' nin   görüşü budur.

îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın görüşü ise 3591. hadis muvacehesinde en ufak bir nakış veya iplik hâlinde de olsaipek bulunan elbiseyi giymemektir. Nitekim M ü s 1 i m' in rivayetin­de belirtildiği gibi Esma (Radıyallâhü anhâ) 3594. hadîste sö­zü edilen cübbeyi delil gösterince îbn-i Ömer 3591. hadîsi rivayet ederek: Ben âlem'in de bunun şümulüne girmesinden kork­tum, demiştir.[46][46]

19- Kadınların İpek Elbise Giymeleri ve Altın (Ziynet) Takınmaları Babı

3595) "... Alî bin Ebî Tâlib (RadtyaUâhü <m*j'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir ipek kumaşı sol eline ve bir parça altını sağ eline aldı, sonra bunları elleriyle havaya kaldırarak (halka göstererek) :

«Şu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helaldir,» buyurdu."

3596) "... Alî (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü onAJ'den; Şöyle demiştir:

Erişi veya argacı ipekten olan bir kat elbise Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve SellemJ'e hediye edildi. O da bana gönderdi. Bunun üzerine ben Onun yanına vararak:

Yâ Resûlallah! O elbiseyi ne yapayım? Onu giyeyim (mi) ? dedim. O: «Hayır (giyme) ve lâkin onu (parçalayıp) baş Örtüleri yap ve Fâtimeler arasında Ctaksim et)», buyurdu. (Ben de öyle yaptım)."[48][48]

İzahı

Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anhümâ) 'nuı hadî­si notta belirtildiği gibi Zevâid nevinden olup senedi zayıftır. Ancak hadîsin metni, 3595. hadisin metninin bir benzeridir.

Enes (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi Buhâri, Ebû D â -vûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiştir. Şu farkla ki bâzı rivayetlerde Zeyneb yerine Ümmü Gülsüm ismi geçer.

Siyerâ t îpekli bir nevi elbisedir, kumaşın enli çubukları ipekten­dir. Hadîsçiler, Asmai ve el-HaMl'în böyle dedikleri N e v e v î tarafından ifâde edilmektedir. Ebû Davud'un rivayetinde râvi: Siyerâ, geniş çubukları ipekten olan kumaştır, de­miştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), kızı Zeyneb ve­ya Rukiyye üzerinde sözü edilen elbiseyi görüp itiraz etmemiş ise bu hadîs de kadınların ipekli elbise giymelerinin câizliği için bir delil sayılır.[50][50] Ben bunları gördüm de sabredemedim, buyurdu. Son­ra hutbesine devam etti."[52][52]

21- Aspur (Denilen Bitki) Île Boyanmış Elbisenin Erkeklere Mekruhluğu Babı

3601) "... İbn-i Ömer (Radtyaîlâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre:

Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin müfeddem elbiseyi yasakladığını söylemiştir.

Râvî Yezîd demiş ki t Ben el-Hasan'a t Müfeddem nedir? diye sordum. EI-Hasan dedi ki i Müfeddem, aspur ile doyasıya boyanmış olan (kumaş elbise) dir."

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvileri sıka, güvenilir z&tlardır.

3602) "... AH (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni aspurla boyanmış olan (kumaş, elbise) den menetti. Ben O'nun sizi menettiğini söyle­mem."[54][54]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmişler­dir. Hadiste geçen Seniyye dağ yolu demektir. Seniyyet-i Ezahır, Mekke   ile   Medine   arasında bir dağ yolunun ismidir.

Reyta: Tek desenle dokunmuş çarşaf, örtü ve ihram gibi bürü-nülen dikişsiz ve bir parçadan ibaret libasa denir. Yumuşak ve in­ce elbiseye de Reyta denilir.

Usfur, aspurdur. Boyadığı elbiseyi kırmızılaştırır.

Bu hadîs aspurla boyanmış elbisenin erkeklere caiz olmadığına ve kadınlara caiz olduğuna delâlet eder. Bundan önceki hadisler de bu boya ile boyanmış elbisenin erkeklere yasak olduğuna delâlet eder.

T i r m i z i' nin "Aspurla boyanmış elbisenin erkeklere kerâhi-yeti" babında rivayet olunan A 1 i (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinin şerhi bölümünde Tuhf e yazan Özetle şöyle der:

Muasfar, aspurla boyanmış şeydir. Lügat kitablan ve hadis şerh­leri bunu belirtmişlerdir. Aspur da kırmızı boya ile boyar. Bu hadîs, aspurla boyanmış elbisenin erkeklere haram olduğuna delâlet eder. Çünkü yasaklamada asıl olan, haram hükmüdür. Ş e v k â n I, en-Neyl'de: Tercihe şayan görüş aspurla boyanmış elbisenin haram-lığıdır. Bu hadîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in kır­mızı elbise giydiğine dâir hadis ile çelişkili değildir. Çünkü aspur kır­mızı boya veriyor ise de bunun hakkmda özel bir hüküm konulmuş olur. Bunun yasaklığı, kırmızı olan her elbisenin yasaklığını gerektir­mez, demiştir.

Nevevi de Müslim'in şerhinde aynı konuda özetle şöyle der:

Aspurla boyanmış elbise hakkmda ihtilâf olmuştur. Sahâbilerin, tabiîlerin ve onlardan sonra gelenlerin cumhuru, bunun mübahhğına hükmetmişler. Ebû Hanîfe, Şafii ve Mâlik de böy­le hükmetmişlerdir. Lâkin bir rivayete göre Mâlik; başka elbise tercih edilmelidir, demiştir. Diğer bir rivayete göre evlerde ve ev çev­resinde bunu giymeyi caiz görmüş, fakat çarşıda ve toplantılarda giymeyi mekruh saymıştır.

Âlimlerden bir cemaata göre bu nevi elbise giymek tenzihen mek­ruhtur. Onlar bu hadislerdeki yasağı böyle yorumlamışlardır. Delil­leri ise Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in kırmızı bir kat elbise giydiğinin sabit olmasıdır. Ayrıca O'nun san boya ile boyan­dığı îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) tarafından rivayet edilmiştir.

Beyhaki bu meseleyi iyice tetkik etmiş olup bu arada ko­nu hakkında rivayet olunan hadisleri nakleder ve : Eğer Ş â f i I bu hadîslerden haberdar olsaydı bunlarla hükmederdi. Yâni aspurla bo­yanmış elbisenin yasaklığına hükmederdi. Çünkü O; Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in hadîsi benim söylediğim hükmün hilâfına hükmettiği zaman hadîsle amel ediniz ve benim fetvamı bıra­kınız, demiştir, der.

Fıkıh âlimlerinin çoğu aspurla boyanmış elbisenin mekruhîuğu görüşündedir. Abdurrahman el-Cezeri dört mezheb fıkhına âit kitabında; Şafii, Mâliki ve Hanbelî mez-heblerine göre bunun mekruh olduğunu belirtmiştir. Hanefi fi-kıhçıların bir kısmı da aynı görüştedir.

Daha geniş bilgi için hadis şerhlerine ve fıkıh kitablanna bakıl­malıdır.[56][56]

İzahı

Bu hadîs sünenimizin 466 numarasında geçti. Orada gerekli bilgi verilmiştir. Bu hadîs, vers yani Yemen za'faranı bitkisi ile boyanmış elbiseyi giymenin erkekler için caiz olduğuna delâlet eder.[58][58]

İzahı

Bu hadisi Nesâİ. Ahmed ve Hâkim de rivayet et­mişlerdir. Sindi: "İsraf veya kibir karışmama" kaydı; hadiste anılan yeme, içme, sadaka ve giyme işlerinin hepsine şümullüdür. Bu kaydın yalnız giymeye âit olması da muhtemeldir, der.

Hadiste geçen "İsraf", haddi tecâvüz etmek ve aşırı gitmektir.

Mahîle de kibirlenme ve böbürlenmedir.

Hadis, kişinin kendi nefsi, bedeni, dünyası ve âhireti için gerek­li tedbiri alması faziletlerini kaplar.[60][60]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği 1 b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadisini Nesâi ve Ebû D â v û d   da rivayet etmiştir.

Îbnü'1-Esîr: Meşhur olmaya vesile olan elbise şöyle olur: Herkesin giydiği elbisenin renginden değişik bir renk taşıyan elbise giyen kimse bu hareketiyle halkın dikkatini üzerine çeker ve böy­lece herkes ona bakmaya başlar. Kendisi de halka karşı kibirlenip kendi nefsini üstün görür, demiştir.

îbn-i Reslân da: Dünya'da kibirlenmeye vesile olan ve herkesin dikkatini çeken elbiseyi giyen kimse, beslediği kibir ve gu­rurundan dolayı âhirette zillet ve hakaret içine düşer. Çünkü ceza, işlenen suça uygun olur, demiştir.

Hadîs, meşhur olmaya sebebiyet veren elbiseyi giymenin haram-lığına delâlet eder. Bu durum, nefis ve üstün kaliteli elbise giymeye münhasır değildir. Bunun aksine, halkın giysisinden farklı pejmür­de bir kıyafetle halkın nazarında derviş gibi görünüp de mânevi bir saygınlık kazanmak yoluyla meşhur olma sevdasına kapılanlar da hadîsteki tehdîdlere mâruzdur. Bir kimsenin böyle ard düşünceyle perişan bir kılıkla dolaşması da bir açıdan meşhur olmaya vesile ol­duğu için haramdır. Nitekim İbn-i Reslân da bu duruma işaret etmiştir.[62][62]

İzahı

tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'nın hadisini Müs­lim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi ile Ahmed de rivayet etmişlerdir. Bâzı rivâyetlerdeki hadîs metni şöyledir:

= «Deri tabaklandığı zaman (şer'an) temiz-lenmiş olur.»

Bu ve bundan sonraki hadîslerde geçen "Ihftb" kelimesinin anla­mı hakkuıda lügat âlimleri ihtilâf etmişlerdir. Nevevî: Lügat âlimlerinin bâzısına göre deri henüz tabaklanmamış iken ona Ihâb denilir ve tabaklandıktan sonra ise ona İhâb denmez. Bâzılarına göre ise İhâb, tabaklanmış veya tabaklanmamış olan deri demektir, der.

H a 11 â b i de: Bir gurup demiş ki, eti yenmeyen hayvan deri­sine İhâb denmez ve dolayısıyla eti yenmeyen hayvan derisi tabak­lanmakla şer'an teiniz sayılmaz. Tabaklanma yalnız eti yenen ölü hayvan derisini temizler. Halbuki bu gurubun dediği şey yanlıştır. ihâb kelimesi eti yenen hayvan derisine şümullü olduğu gibi, eti yen­meyen hayvan derisine de şümullüdür, der ve buna dâir delilleri an­latır.

Avnü'I-Mâbûd yazan bu hadîsin izahı bölümünde: Hadîsin ifâ­de tarzı ve İhâb kelimesi; tabaklamanın her nevî ölü hayvan derisi­ni şer'an temizlediğine delâlet eder. Eti yenmeyen hayvan derisi de hadîsin kapsamı içine girer, der.

Âlimlerin bu konudaki görüşlerini, aşağıda beyân edeceğim.

M e y m û n e (Radıyallâhü anhâ) 'nm hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Buhârî de bunun bir benzerini İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) '-nm hadîsi olarak rivayet etmiştir.

Bu hadîs eti yenen hayvan ölüsünün, yalnız etinin yenmesinin haram olduğuna ve derisinin tabaklanmak suretiyle şer'an teiniz hâ­le getirilmesinin mümkün olduğuna delâlet eder. Bilindiği gibi mur­dar hayvanın haramlığı   M â i d e   sûresinin üçüncü âyetindeki;

— «Size murdar hayvan haram kılındı» cümlesiyle

sabittir. Bu ilâhî ferman murdar hayvanın her şeyine şümullüdür. Bu hadîs ise onun hükmünü husûsil eştiriyor, açıklama yapıyor ve bun­dan maksad murdar hayvanın yenmesidir, diyor. Bundan şu hüküm de çıkar: Sünnet, yâni sabit ve sahih hadîs, Kitâb'ın, yâni Kur*ân-i Kerîm'in hükmünü husûsîleştirebilir.

S e 1 m â n (Radıyallâhü anh)'m hadîsi Zevâid nevindendir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nm hadîsi ise Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiştir. A i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nm hadîsi de eti yenen ve yenmeyen murdar hayvan derisinin tabaklanmakla şer'an temiz ve kullanılır hâle getirilmesinin müm­kün olduğuna delâlet ediyor.

Ölü hayvan derisinin tabaklanmakla temizlenmesi meselesi hak­kında müteaddid görüşler bulunur. Avnü'l-Mâbûd yazan bu görüş­leri özlü olarak şöyle anlatıyor :

1. Ebû   Hanîfe'ye   göre her nevî ölü hayvan derisi ta­baklanmakla temiz olur. Yalnız domuz derisi bu hükmün dışındadır.

2. Ş â f i i' ye   göre bütün hayvanlann ölüsünün derisi tabak­lanmakla temizlenmiş olur. Ancak köpek, domuz ve bunlardan birisi ile başka hayvanın birleşmesinden doğan hayvan derileri tabaklan­makla da temizlenmez. Yukanda belirtilen hüküm, eti yenen veyayenmeyen hayvanlara şümullüdür. Bu görüş Ali bin Ebî Tâ­li b (Radıyallâhü anhümâ.) ile îbn-i Mes'ûd (Radıyallâhü anhümâ) 'den de rivayet edilmiştir.

3. Eti yenen ölü hayvan derisi tabaklanmakla temiz olur. Fakat eti yenmeyen hayvan derisi tabaklanmakla da temizlenmez.  E v z â i, Îbnü'l-Mübârek,   Ebû   Sevr   ve   İshâk   bin   Râ-h e v e y h * in   mezhebi budur.

4. Ölü hiç bir hayvan derisi tabaklanmakla temiz olmaz.    Bu görüş   Ömer   bin   el-Hattâb,   oğlu   Abdullah   ve  i ş e    (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet olunmuştur.   A h m e d bin   Hanbel' den   rivayet olunan meşhur görüşü de budur. Mâlik* den   yapılan iki rivayetten birisi de böyledir.

5. Bütün ölü hayvanların derisi tabaklanmakla temiz olur. An­cak şu var ki, derinin dış kısmı temizlenmiş olur, fakat iç kısmı te­mizlenmiş sayılmaz. Bu itibarla böyle bir deri kuru işlerde kullanılır da yaş ve sıvı işlerde kullanılmaz. Keza üzerinde namaz kılınır. Fa­kat içinde, yâni meselâ böyle bir deri giyilmiş olduğu halde namaz kılınmaz.   Mâlik' den   yapılan meşhur rivayet de böyledir.

6. Köpek ve domuz dâhil tüm ölü hayvanların derileri tabak­lanmakla temizlenmiş olur.   Zahiriye   mezhebi imamı   D â -v û d' un   görüşü böyledir. Bu görüş   Ebû   Yûsuf tan   da ri­vayet edilmiştir.

7. Ölü  hayvan derileri  tabaklanmasa  bile  kullanılabilir.   Bu, Z ü h r i' nin   görüşüdür. Fakat geçerli bir görüş sayılamaz.[64][64]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.

Ölü hayvan derisi tabaklanmış olsun veya olmasın hiç bir suret­te ondan yararlanılmaz, diyenler bu hadisi delil göstermişlerdir. Bu görüş sâhibleri bundan önceki bâbta nakledilen dördüncü görüşte olanlardır. Bu guruba göre, bu hadîs, Ölü hayvan derisinin tabaklan­makla temizlenmiş olduğuna dâir hadîslerin hükmünü neshetmiş, yâ­ni yürürlükten kaldırmıştır. Fakat diğer âlimler onlara müteaddid cevablar vermişlerdir.

Ş e v k â n î, verilen cevablan ayrıntılı olarak anlattıktan son­ra şöyle der: Bu hadise karşı verilen cevablann hülâsası şudur; bu hadis mürsel'dir. Çünkü Abdullah bin Ükeym CRadı-yallâhü anh), Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'den hadis işit-memiştir. Keza hadîsin senedi munkati'dir. Çünkü Abdurrah-man bin Ebî Leylâ, Abdullah bin Ükeym'-den hadîs işitmemiştir. Ayrıca gerek hadîsin senedinde, gerekse met­ninde ıztırâb, yâni değişik ifâdeler vardır. (Şevkânî bu ara­da mevcut ıztırabı örnekler vermek suretiyle açıklar. Bunu aktarma­ya gerek görmüyorum.) Diğer taraftan bu hadis diğer hadîslerle kar­şılaştırılınca, diğer hadîsler sıhhat ve kuvvet bakımından üstün gelir. Bütün bu durumlara rağmen bu hadîsin hükmü tutulursa şöyle de­nilir : İhâb, henüz tabaklanmamış olan deri demektir. Hadîsten nıak-sad ise tabaklanmamış derinin kullanılmamasıdır. Deri tabaklandık­tan sonra ona İhâb denmez. îbn-i Abdilber, Beyhakİ ve başkası bu hadîsi böyle yorumlamışlardır.

Avnü'l-Mâbûd yazan Ş e v k â n i ' nin yukardaki sözlerini naklettikten sonra bunu teyid eder mâhiyette e 1 - H â f ı z' dan naklen bilgi vermektedir.[66][66]

İzahı

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadîsi Zevâid ne­viden olup Tirmizî tarafından da Şemâil'de rivayet edilmiş­tir. E n e s (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ise B u h â r î, Tirmi­zî, Ebû Dâvûd ve Nesâi tarafından da rivayet edilmiş­tir.

Hadîslerde geçen Kıbâl ve Şirâk kelimelerini açıklayalım: Kibâl ve Şirâk kelimelerinin ikisi de ayakkabının tasmasıdır. An­cak âlimler hadîslerdeki Kıbâle'yi ayak parmakları arasına geçirilen tasma, Şirâk'ı da ayağın tarağının üst kısmı hizasındaki tasma mâ­nâsına yorumlamışlardır.

Avnü'l-Mâbûd yazarı E n e s (Radıyallâhü anh)'m hadisinin izahı bölümünde şöyle der: Yâni Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in ayakkabısının iki tasmacığı vardı, ayak parmakları arası­na geçirilirdi. Tasmacıklann geçirildiği parmaklar da orta parmak ile yanındaki parmaktır. E 1 - C e z e r i şöyle demiştir: Peygam­ber (Aleyhi's-salâtü ve's~selâm)'in ayakkabısının iki tasmacığı vardı. Bunlardan birisini ayağının başparmağı ile yanındaki parmağın ara­lığına, diğer tasmacığı da orta parmağı ile ondan sonra gelen par­mağı aralığına geçirirdi. Bu iki tasmacık O'nun ayağının yüzündeki tasma ile bağlantılı idi.

Sindi ve Cevheri: Ayakkabının kıbâlesi, ayağın orta parmağı ile ondan sonra gelen parmak aralığına geçirilen tasmadır, demişlerdir.

lbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadisine göre Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in ayağının yüzündeki tasma da çift idi.[68][68]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim, Tirmizi ve Ebû Dâvûd   da rivayet etmişlerdir.

H a 11 â b î hadisteki emrin hikmeti ile ilgili olarak: Ayakkabı, ayaklan eziyetten koruduğu için bir nimettir. Sağ taraf sol taraftan üstün olduğundan Önce sağ tarafın bu nimetten yararlanması için sağ ayakla başlama emri verilmiştir. Keza, ayakkabı soyulacağı za­man da sağ ayağın bu nimetten yararlanmasının tam olması için son anda soyulması istenmiştir, der.

Kadı Iyâz ve başkası hadisteki emrin müstehablık için olduğu hususunda icmâ bulunduğunu nakletmişlerdir.[70][70]

İzahı

Bu hadîsi Buhâri, Müslim, Tirmizl ve Ebû D â v û d da rivayet etmişlerdir. Ancak notta belirtildiği gibi on­lar mestle ilgili kısmı rivayet etmemişler.

Hadisteki yasaklama hikmeti ile ilgili olarak Avnü'l-Mâbûd ya­zan şu nakilleri yapmıştır:

BeyhakS; tek bir ayakkabı ile yürümenin mekruhluğunun sebebi böyle bir yürüyüşün dikkat çekici olması ve halk arasında şöhrete sebebiyet vermesidir. Oysa şöhrete vesile olacak kılık, kıya­fet yasak kılınmıştır (24. bâb'a bakılabilir). Bu itibarla sahibini meş­hur kılacak her şeyden kaçınmak gerekir, demiştir.

H a t t â b i' nin dediği gibi böyle tek ayakkabı ile herkesin gözü önünde dolaşan kimsenin akli dengesinin bozukluğu sanılır ve mürüvveti rencide olur. Diğer taraftan yürürken dengesiz gider.[72][72]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Tirmizî de rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd bunun benzerini C â b i r (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir.

Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadîsi Zevâid ne-vindendir. Tuhfe yazarı bunun senedinin sahih olduğunu söylemiştir. Bu arada Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in senedindeki râvilerin hepsinin güvenilir zâtlar olduğunu belirtmiştir.

H a t t â b i : Ayakkabıyı ayakta giymenin yasaklanması se­bebi, oturarak ayakkabıyı giymenin kolaylığı ve rahatlığıdır. Adam ayakta ayakkabı giydiği zaman bazen devrilebilir. Bu itibarla ayak­kabıyı oturarak giymek emredilmiş ki böyle bir endişeye mahal ol­masın ve gerekirse elle de yardım edilsin, demiştir.

El-Mazhar da: Bu hadîs, mest gibi ve bağcıkları, tasma­ları bağlamak gereken ayakkabılar hakkındadır. Yâni ayakta giyil­mesi zor olan ayakkabılar hakkındadır, demiştir,[74][74]

32- (Saç Ve Sakalı) Kına İle Boyamak Babı

3621) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâkü ankyâen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Yahudiler ve Hiristiyanlar (ak sakallarım) boyamazlar. Siz on­lara muhalefet ediniz (yâni ak sakallarınızı boyayınız)."

3622) "... Ebû Zer (RadtyaUâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Saç ve sakalın beyazlığını değiştirmek için kullandığınız en gü­zel şey kına ve ketem (denilen ot) dır.»"[76][76]

Saç Ve Sakalın Boyanması İle İlgili Dört Mezhebin Görüşleri

Abdurrahman el-Cezeri. dört mezheb'in fıkhına âit kitabında bu konuda özetle şöyle der:'

1. Hanefiler demişler ki: Erkeğin saç ve sakalım kınaya boyaması müstehabtır. Fakat ellerini ve ayaklarını kına ile boyamasımekruhtur. Çünkü böyle yapmakla kendisini kadınlara benzetmiş olur. Saç ve sakalını siyah boya ile boyaması ise mekruhtur. Ancak savaşta düşmana karşı genç görünmek ve onları korkutmak gibi şer'î bir amaçla siyaha boyaması meşrudur ve tasvip edilir. Şayet helâli olan karısına karşı süslenmek için ise bir kavle göre mekruh­tur. Diğer bir kavle göre mekruh değildir. Ebû Yûsuf: Zev­cem nasıl beğenirse onun için öyle süslenirim, demiştir.

2. Şafiî   mezhebine göre saç ve sakalı siyaha boyamak mekruhtur. Fakat sarı veya kırmızıya boyamak mekruh değildir. Çün­kü düşmana karşı genç görünmek gibi şer'i bir maksadla siyaha bo­yamak caizdir. Keza yaşlı görünüp saygınlık ve itibar kazanmak için saç ve sakalı beyaza boyamak da mekruhtur.

3. H a n b e 1 î   mezhebine göre saç ve sakalı kına ve za'feran gibi bir şeyle boyamak sünnettir. Fakat siyaha boyamak mekruhtur. Ancak şer'i bir maksadla olursa mekruh değildir.    Şayet bâtıl bir amaçla, meselâ evlenmek istediği bir kadına karşı genç görünüp de bu şekilde kadını aldatmak için böyle yaparsa haramdır.

4. Mâlikîler   demişler ki:   Siyah veya buna benzeyen bir renkle saç ve sakalı boyamak mekruhtur. Ancak düşmanı kor­kutmak gibi şer'î bir amaçla olursa mekruh değil, bilâkis sevabtır. Bâtıl bir amaçla olursa haramdır. Üçüncü maddede gösterilen Örnek­te olduğu gibi. Kına gibi sarı renk veren bir şeyle saç ve sakalı bo­yamak ise caizdir. Tedâvî gibi bir zaruret olmadıkça erkeğin ellerini ve ayaklarını kına gibi bir şeyle boyaması caiz değildir. Çünkü ka­dınlar süs için böyle yaparlar. Erkeklerin kendilerini kadınlara ben­zetmeleri caiz değildir.

3623) "... Osman   (bin Abdillah)   bin Mevhib  (Radtyallâhü anh)'âtn; Şöyle demiştir:

Ben, (Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zevcesi) Üm-mü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'nin huzuruna çıktım. Osman demiş­tir ki t Ümmü Seleme, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (saç- sakal) kıllarından kına ve ketem ile boyanmış bir kılı (sak­ladığı yerden) çıkarıp bana gösterdi."[78][78]

33- Saç Ve Sakalı Siyaha Boyamak Babı

3624) "... Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

(Ebû Bekr-i Sıddîk'in babası) Mekke'nin fetih günü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in huzuruna getirildi. Onun başı — ve sakalı — da (saçlarının bembeyaz oluşu dolayısıyla) bir sağâme (bitki­si) gibiydi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bunu kadınlarından birisine götürün de kadın bunun saçının ren­gini (bir boya ile) değiştirsin ve bunu siyah boyadan uzak tutunuz,» buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadîsin asimi Müslim de rivayet et­miştir. Fakat musannifin rivayetine ait senedde Leys bin Selim bulunur. Bu râvlyi cumhur zayıf saymıştır.

3625) "... Suhaybü'1-Hayr (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah.(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Ak saç ve sakalınızın rengini değiştirmekte kullandığınız en gü­zel renk şüphesiz şu siyah olanıdır. (Çünkü siyah boya) kadınlarınızı size (diğer boyalara nazaran) daha fazla rağbet ettiricidir ve düş­manınızın kalbi eri ne sizin için daha çok heybet - korku sahadır.»"

Not: Bu hadîs, siyah boyanın yasaklığına dâir hadise, ters düşer. O hadis, sened bakımından daha kuvvetlidir. Keza, iki hadis arasında muhalefet olduğunda yasaklayıcı olanı öncelik alır. Zevâid'de bunun senedinin hasen olduğu belirtil­miştir.[80][80]

34- (Ak Saç Ve Sakalı)  Sarıya Boyama Babı

3626) "... (Medîne'li tabiîlerden) Saîd bin Ebî Saîd'den rivayet edildi­ğine göre, (gene Medîne'li tabiîlerden) Ubey bin Cüreyc (Radıyallâhü anhümâ), îbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)yya :

Sakalını vers (yâni Yemen za'ferânı) ile sanya boyamış olarak seni görüyorum? diyerek bunun hükmünü sormuş, tbn-i Ömer de t

Sakalımı sanya boyamama gelince, sebebi şudur i Ben, Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sakalım sarıya boyadığını kesin­likle gördüm, diye cevab vermiştir.*'

3627) "... îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydsn; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ak saç ve sakalını kına

İle boyamış bir adamın yanından geçti ve t

«Bu ne güzeldir», buyurdu. Sonra, saç ve sakalını lana ve ketem(denilen bitki) ile boyamış başka bir adamın yanından geçti ve t

«Bu, ondan (yâni demin gördüğümden) daha güzeldir», buyurdu. Daha sonra saç ve sakalını sarıya boyamış bir başka adamın yanın­dan geçti ve t

«Bu, onun hepsinden (yâni daha önce gördüğüm ikisinden de) daha güzeldir», buyurdu.

Râvi demiştir ki * Tavus, (saç ve sakalını) sarıya boyuyordu."[82][82]

35- Saç Ve Sakalı Boyamayı Terkedenin Babı

3628) "... Ebû Cuhayfa (Radtyallâhü ankyden; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i gördüm. O'nun (sakalının) şurası beyazlaşmıştL Yâni anfak&sı (alt dudağı veya bu­ra ile alt çenesi arası ağarmıştı)."

3629) "... Humeyd (Radıyalîâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Enes bin Mâlik'e; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (saç -Çakalını) boyadı mı? diye soruldu. Enes: Sakalının ön kısmında on yedi veya yirmi kadar saç telinden başka O, saç - sakal ağarmasını görmedi, diye cevab verdi."

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu isnad sahih olup râvilerl güvenilir zâtlardır.

3630) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü ankümâ)'dan;  Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (başında ve sakalın­da) beyazlaşan saç teli sayısı yirmi kadar oldu."

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup râvileri güveni­lir zâtlardır.[84][84]

36- Erkeğin Saçını Omuzlarına Kadar Salıvermesi Ve Örgüler Hâlinde Edinmesi Babı

Bu babın başlığında ve hadîslerinde geçen bâzı kelimeleri açık­layalım t

Cümme: Omuzlara kadar uzatılıp salman saç, demektir. Zevâib: Züâbe'nin çoğuludur, saç örgüleri demektir. Ibnü'1-Esîr,   en-Nihâye'de şöyle demiştir: Cümme: Omuzlara sarkan saçtır. Lümme, bundan biraz kısa olan saçtır. Vefre de kulak yumuşağına ulaşan saç demektir, der.

Gadâir: Gadîre'nin çoğuludur. Saç örgüleri demektir. Dafair de dafire'nin çoğulu olup aynı mânâyı ifâde eder.

Yâfuh: Kafatasının ön kemiği ile arka kemiğinin birleştiği yer­dir.

Recil saç: Ne kıvırcık ne de düz olan, hafifçe olup taranmakla düzelebilen saç telidir.

3631) "... (Ebû Talibin kızı)   Ümmü Hâni'  (Radtyaüâhü anhâydsn; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Mekke'ye dört gadîresi olduğu halde girdi. Ümmü Hâni, (gadire ile) saç örgülerini kasdeder."[86][86]

İzahı

Bu hadîs Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in hakkında müsbet veya menfi bir emir gelmeyen hallerde Ehl-i Kitâb'a uy­gunluğu, müşriklere uygunluğa tercih sebebi, Ehl-i Kitâb'ın yapageldikleri işlerinin ilâhi bir emre dayanmış olmasının muhte­mel olmasından idi. Veya Hicret edinceye kadar Ehl-i Kitâb ile iyi geçinme prensibinden dolayı idi. Yahut bilmediğimiz bir hik­mete dayalıydı.

Avnü'l-Mâbûd yazarının beyânına göre el-Hâzimi; Saçın alın üzerine salınması hükmü saçı ikiye bölüp sağ ve sol tarafa sa­lıvermek hükmü ile yürürlükten kaldırılmış, demiştir. N e v e v İ ise her iki şeklin câizliğine hükmetmiştir.

Putperestlik rejimi tamamen yıkıldıktan sonra artık onlara ben­zeme diye bir şey kalmamış ve Hiristiyanlar ile Yahudilerden de umu­lan bir anlayış ve yaklaşım görülmemiştir. Belki bu nedenle Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) saçını iki tarafa salıvermeyi ter­cih etmiş veya bu mesele hakkında ilâhî bir emir almıştı. Allah en iyi bilendir.

3633) "... Âişe (Radtyallâhü ankâ)ydan; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (saçını taradı­ğımda) başının ortasından itibaren saçını ikiye bölerek sağ ve sol tarafa salıverir, sonra perçimini alnının üstüne bırakırdım (veya per-çimini de alnının sağ ve sol tarafından aşağıya salıverirdim)."[88][88]

İzahı

Enes (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Buhârî ve Müs­lim de, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisini Ebû Dâ­vûd   ve   Tirmizî   de rivayet etmişlerdir.

Bu iki hadise göre Resûlullah (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in ba­şının saçı kulaklarının yumuşaklığının hizasından aşağıya kadar uzun olup omuzlarına ulaşmıyordu.

Bu hadîslerde geçen Recil, Cümme ve Vefre kelimelerinin açık­lamasını babın girişinde yaptığım için tekrarlamaya gerek yoktur.[90][90]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişler. Hadiste geçen "Zübâb" uğursuzluk ve dâimi şer mânâlarına yorum­lanmıştır. Hattâbî ve Nihâye yazarları uğursuzluk mânâsını tercih etmişler ve bunun dâimi şer mânâsına da yorumlandığını bil­dirmişlerdir.

Bu hadîs; saç kestirmenin saçı fazla uzatmaktan daha iyi oldu­ğuna delâlet eder.

Vâil    (Radıyallâhü anhVın hâl tercemesi 659. hadiste geçti.[92][92]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği t b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadîsini Buhârî, Müs­lim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir.

Bu babın başlığında ve hadîste geçen Kaza' kelimesi Kuz'a'nın çoğuludur, asıl mânâsı dağınık halde gök yüzünde şurada burada görülen bulut parçalarıdır. Başın bir yerindeki saç tıraş edilip diğer bir yerindeki bırakıldığı zaman bırakılan saç, dağınık bulut parça­sına benzediği için Kaza' ismini almıştır.

İlk hadisin sonunda Kaza'ın açıklaması vardır. Bu açıklamayı ya­pan râvi, N â f i' dir. M ü s 1 i m ' in rivayetinden bu anlaşılıyor. N e v e v i   de:

Kaza'ın en sağlıklı açıklaması, N â f i' in yaptığı açıklama­dır. Bâzıları; kaza, çocuğun başının dağınık yerlerindeki saçı kazı­maktır, demiş ise de, sağlıklı olan tefsir N â f i' inkidir. Çünkü o tef­sir, hadîsi rivayet eden râviye aittir ve hadisin zahirine de muhalif değildir. O hâlde o tefsirle amel etmek gerekir, demiştir.

El-Hâfız da: Ancak şu var ki, kaza'ı çocuğa tahsis etmek, yâni yetişkin kimseleri bu hüküm dışında tutmak söz konusu değil­dir, demiştir.

N e v e v i de: Başın dağınık yerlerini bu biçimde tıraş etme­nin mekruhluğu hususunda icmâ vardır. Bu, tenzihen mekruhluktur. Ancak tedavi gibi bir mazeret varsa mekruh değildir. Mâlik bu nevi tıraşın oğlan çocuğu için de kız çocuğu için de mekruhluğuna hükmetmiştir. Lâkin bâzı arkadaşlarına göre oğlan çocuğunun per­çemini veya kafasının orta kısmındaki saçı bırakıp diğerini kesmek­te bir beis görmemişlerdir. Bizim mezhebimiz ise bunun herkes için mekruh olmasıdır, bu hususta erkek ve kadın ayırımı, çocuk ve yetiş­kin farkı yoktur. Çünkü hadîs umumîdir, demiştir.

Saçın bir kısmını ustura gibi bir âletle kazıyıp diğer bir kısmını bırakmanın yasaklığı sebebi hakkında ihtilâf olmuştur: Bir kavle göre böyle bir tıraş çirkin olduğu için mekruh sayılmıştır. Bunun yahûdîlerin âdeti olduğundan dolayı mekruh sayıldığını söyleyenler de vardır.

Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi' nin rivayet et­tikleri İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâVnın bir hadisine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir gün) başındaki sacın bir kısmı kazınıp diğer bir kısmı bırakılan bir çocuk görmüş ve bunun üzerine çocuğun sahiplerini bundan menederek:

= «Yâ bunun saçının tamamım kazıyın veya tamamını bırakın» buyurmuştur.

E 1 - K a r i de bu hadisin şerhinde : Bu hadis, hac ve umre dı­şında da saçın ustura gibi bir âletle tıraş edilmesinin câizliğine ve erkeğin, saçının tamamını kazımak veya tamamını bırakmak husu­sunda serbest olduğuna delâlet eder. Lâkin en faziletlisi hac veya umre dışındaki vakitlerde saçın bırakılmasıdır. Nitekim Resûl-İ Ek­rem CAleyhi's-salâtü ve's-selâm) ve sahâbîleri böyle yapmışlar. Yal­nız A 1 i (Radıyallâhü anh) onlardan ayrılmıştır. Yâni anılan me-nâsik zamanı dışında da saçını tıraş etmiştir, diye bilgi vermiştir.

jrltl ja vl. (r\)[94][94]

İzahı

Bu bâbta rivayet olunan îbn-i Ömer ve Enes (Ra-dıyallâhü anhüm) 'ün hadîsleri Kütüb-i Sitte'ndn kalanlarında da ben­zer lafızlarla rivayet olunmuştur. Ancak îbn-i Ömer (Ra-dıyallâhü anhümâ) 'nm B u h â r î' deki hadîsinin bir rivayeti kı­sadır.

Ebû Davud'un bir rivayetinde "Enes (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Arap olmayan bâzı dev­letlere (Müslim'deki rivayette Kisrâ, Kaysar ve Necâşî'ye denilmiş­tir) mektup yazmak istedi. Fakat kendisine denildi ki t Onlar mühür­süz mektup okumazlar. Bunun üzerine gümüşten bir yüzük (ki mü­hür görevini yapar) edindi ve ona "Muhammed'ün Resûlullah" iba­resini nakşettirdi. O, vefat edinceye kadar yüzük O'nun elinde (par­mağında) idi. Sonra Ebû Bekr Vefat edinceye kadar yüzüğü parma­ğında bulundurdu. Ondan sonra Ömer'in elinde idi. Ömer de vefat edince yüzük Osman'ın elinde idi. Bir gün Osman bir kuyu (ki Erişkuyusudur) nun yanında iken (her nasılsa) yüzük kuyuya düştü. Bu­nun üzerine Osman'ın emriyle kuyunun suyu çekildi (ve üç gün aran­dı) ise de yüzük bulunamadı.»

Buhârî ve Tirmizi' deki bir rivayette "Enes (Ra­dıyallâhü anh) :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yüzüğündeki yazı üç satır idi. Muhammed bir satır, Resul bir satır ve Allah bir satırdı»,demiştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), yüzüğünü mühür ola­rak kullandığı için taklid edilmesini yasaklamıştır. Çünkü aksi halde bir karışıklık ve sakınca doğabilirdi.

Hadîslerdeki taklid yasağı Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'m zamanına mahsustu. Tercemede buna işaret edildi. Nite­kim Ebû Dâvûd ile Nesâî' nin bir rivayetinde "tbn-i Ömer   (Radıyallâhü anhümâ) şöyle demiştir:

Bu yüzük Eriş kuyusunda kaybolunca aradılar. Fakat bulamadı­lar. Bunun üzerine Osman {Radıyallâhü anh) bir yüzük edindi ve ona "Muhammed'ün Resûlullah" yazısını nakşettirdi. Artık onu mü­hür olarak kullanıyordu."

Bu rivayet anılan yasağın geçici olduğuna delâlet eder. Fakat bâ­zı fıkıhçılar bu hükmün devamlılığı görüşündedir.

Bu hadîslerin sonuncusunda yüzüğün kaşının "Habeşî** olduğu ifâde edilmiştir. Habeşî sözcüğü çeşitli şekillerde yorumlanmıştır: Ka­şın, Habeşistan tarafından gelme bir taş veya akik olduğu muhtemel olduğu gibi yapan ustanın Habeşî olması veya mo­delinin   Habeşistan   modeli olması da muhtemeldir.

Nevevi, Enes (Radıyallâhü anh) 'in hadisinin izahı bö­lümünde özetle şöyle der:

Bu hadis, yüzüğe bir yazıyı nakşetmenin ve ettirmenin caizliği-ne delâlet eder. Bu yazı Allah'ın ismi de olabilir. Cumhurun mezhebi budur. Mâlik ve S a i d bin el-Müseyyeb'in mez-hebleri de böyledir. Bizim mezhebimiz de budur. Ancak îbn-i S i r î n ve bâzı ilim adamları yüzüğün üzerine Allah'ın ismini yaz­mayı mekruh görmüşlerdir. Fakat bu görüş zayıftır,

Alimler: Kişinin kendi ismini veya hikmetli bir sözü yüzüğüne yazması da caizdir, demişler.

Gümüş yüzük takınmak caizdir. Hanefî mezhebine âit el-Ihtiyâr'da; lüzumsuz yere yüzük kullanmamak daha faziletli ve ev­ladır. Buna bir ihtiyaç duyulursa kullanmak sünnettir, denilmekte­dir.

Şafiî   mezhebine göre de gümüş yüzük kullanmak sünnettir. Abdurrahman   el-Cezerî   de mezheblerin görüşleri hakkında özetle şöyle der:

1. Hanefî   mezhebine göre, erkeğin gümüş yüzük kullan­ması caizdir.   Ancak yüzüğün modelinin erkeklerin kullanmakta ol­dukları yüzüklerin biçimine uygunluğu esastır. Bu itibarla kadınla­rın yüzüklerine benzeyen yüzük kullanmak erkekler için caiz değil­dir, tahrimen mekruhtur. Erkek yüzüğünün bir miskalden ağır ol­ması caiz değildir.   Kadı   ve   Hâkim   gibi yüzüğünü mühür olarak kullanmak durumunda olan kimselerin gümüş yüzük edinme­leri ise sünnettir. Böyle bir yüzük bulundurma ihtiyacını duyan kim­seler de böyledir.

2. Şafiî   mezhebine göre, örf ve âdete göre israf sayılmaya­cak ağırlıkta gümüş yüzük kullanmak erkekler için sünnettir.   Aksi takdirde haramdır.

3. Mâliki   âlimler: İki dirhemden ağır olmayan gümüş yü­zük kullanmak erkekler için caizdir. Çünkü Peygamber (Aleyhi's-sa-lâtü ve's-selâm)  iki dirhem ağırlığında gümüş yüzük kullanmıştır. Biz de O'na uymak maksadıyla böyle bir yüzük kullanabiliriz.   Bir­den fazla yüzük kullanmak ise caiz değildir. îki dirhemden ağır olan gümüş yüzüğü kullanmak haramdır, demişlerdir.[96][96]

İzahı

Bu babın ilk hadîsi Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve N e s â î tarafından da rivayet edilmiştir. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadîsi ise Buhârî, Müslim, Nesâî ve Ahmed tarafından da rivayet edilmiştir. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nm hadîsini Ebû Dâvûd da rivayet et­miştir.

İlk iki hadîsteki yasaklık erkeklere mahsustur. Üçüncü hadîs bu­nun delilidir. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) N e -c â ş İ tarafmdan hediye edilen altın yüzüğü torunu Ü m â m e {Radıyallâhü anhâ) 'ya vererek: Bununla ziynetten buyurmuştur. Sü-nenimizin 3595 nolu A 1 i (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi ve 3597 no-lu Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anhümâ) 'nın hadîsi de altının erkeklere haram ve kadınlara helâl olduğuna delâlet eder.

Altın yüzüğün erkeklere haram olduğuna delâlet eden başka ha­dîsler de Buhârî, Müslim ve sünelilerde mevcuttur. Bu itibarla bâzı ilim adamları bu hususta icmâ bulunduğunu nakletmek­tedir.

E 1 - H â f i z, el-Fetih'te bu konuya geniş yer vererek muhte­lif kitablardan bilgi aktarmıştır. Bâzı paragraflarını buraya aktar­mayı uygun buldum.

Ibn-i Da kiki'1-îy d : Yasaklamanın zahiri, haram kıl­maktır, îmâmlar bu hadislerdeki nehiy ve yasaklamayı haram kılmak mânâsına almışlardır. Hüküm böylece karar kılmıştır. Kadı I y â z demiş ki: Ebû Bekr bin Muhammed bin Amr bin H a z m' m altın yüzük kullandığına dâir nakil, bir şüzûz ve Sünnet'e muhalefettir. Bu hususta söylenecek en isabetli söz, bu meseleye âit Sünnet'in, yâni hadîslerin kendisine ulaşmadığını söy­lemektir. Çünkü ondan sonra da müslümanlar bu mesele hakkında icmâ etmişlerdir. H a b b â b hakkında rivayet olunan haber de böyledir. Çünkü tbn-i Mes'ûd (Radıyallâhü anhümâ), Habbâb'a; şu parmağındaki yüzüğü atma zamanı gelmedi mi? deyince, Habbâb: Bu günden sonra sen bu yüzüğü üzerimde gönniyeceksin, demiştir. Bana öyle geliyor ki, meseledişler ve yasaklama hükmü Habbâb'a ulaşmamıştı. Yasak durumu kendisine ulaşınca hemen bırakıverdi. Bâzıları, altın yüzü­ğün erkeklere mekruhluğu görüşüne gitmiş. Nasıl ki ipek elbise me­selesinde de böyle demiştir. îbn-i Dakiki'1-lyd, Kadı I y â z' in sözünü bitirdikten sonra sözüne devamla: Kadı Iyâz'ın anlattığı husus, yasaklama noktasında İcmâ bulunduğu­na dâir nakillere ters düşer, diye bilgi vermiştir.

El-Hâfız: Yasaklama hususunda İcmâ bulunduğuna dâir nakil ile Kadı Iyâz'ın naklettiği mekruhluk görüşü şöyle bir­leştirilebilir : Yasaklamanın tenzihen mekruhluğu görüşünü savunan kişinin inkıraz etmesiyle bunun akabinde İcmâ'ın oluşmuş olması mümkündür.

İşin en garîb tarafı, yasaklama hadislerinden birisinin râvisi du­rumundaki Berâ bin Âzib (Radıyallâhü anh) 'm altın yü­zük kullandığına dâir rivayettir. Fakat el-Hâzimi bu rivaye­tin senedinin kuvvetli olmadığını söylemiştir. Bu rivayete şöyle cevab verilir: Berâ (Radıyallâhü anh) anılan yasaklamayı tenzihen mek­ruhluk anlamına yorumlamış veya Peygamber (Aleyhi-s-şalâtü ve'sselâm)  ona yüzük verirken buyurduğu:

«Allah ve Resûl'ünün sana giydirdiğini giy» buyruğunu şahsına özgü bir ruhsat telâkki etmiştir. A h m e d' in şu rivayeti de ikinci ihti­mâli teyid eder:

Halk B e r â ' a: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzük kullanmayı yasakladığı halde niçin sen altın yüzük kullanıyor­sun, diyordu. Kendisi de onlara yukardaki hadîsi naklederek: Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) 'in: «Allah ve Resûl'ünün sana giydirdiğini giy» buyurduğu şeyi bırakmamı nasıl bana emrediyorsu­nuz, derdi.

E1 - H â f ı z daha sonra altın yüzük kullanmanın erkeklere ha­ram olduğuna dâir nakilleri aktarıyor.

Nevevî de, Müslim'in şerhinde; müslümanlar altın yüzüğün kadınlara helâl ve erkeklere haramlığı hususunda İcmâ et­mişlerdir. Ancak Ebû Bekr bin Amr bin Hazm'ın bunun erkeklere helâl olduğunu söylediğine dair olan nakil ve bununmekruh olup haram olmadığını savunan bâzısının sözü müstesna. Bu iki nakil bâtıldır ve M ü s 1 i m' in rivayet ettiği bunca hadîslerle merduddur, geçersizdir. Kaldı ki bu iki söz sahibinden Önceki âlim­ler bunun haramlığı hususunda îcmâ etmişlerdir. Bir de Resûlullah (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in altın ve ipek hakkında buyurduğu «Bu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir» mealin­de sabit ve sahih buyruğu vardır, demiştir.

Burada bir noktayı da belirtmek isterim:

Sahih-i Buharı mütercimi merhum Kâmil Miras 619. nolu B e r â (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinin izahı bölümünde bir yanılgıya düşerek altın nişan yüzüğünün helâl olduğunu söylemek cesaretini göstermiş ve dört maddelik bir gerekçe göstermiştir.

Mütercim birinci maddede B e r â (Radıyallâhü anh)'in yuka­rıda işaret edilen hadîsini delil göstererek fıkıhçılarm bir kısmının bununla amel ettiğini söylemiş ise de amel edenlerin kimler oldu­ğunu belirtmemiştir. Halbuki yukarıda açıkladığım nedenlerle Be-r â (Radıyallâhü anh) 'm bu hadîsi delil sayılamaz. Çünkü aynı râvi daha kuvvetli başka bir hadîsinde altın yüzüğün yasaklandığını ifâ­de eder. Ayrıca yasaklığa dâir sıhhatli ve sabit müteaddid hadis var­dır. B e r â (Radıyallâhü anh)'m altın yüzük kullandığına dâir hadîsi hakkında ilim ehli tarafından beyân edilen görüşler yukarıda anlatıldı. Gene yukarıda naklen aktardığım gibi altın yüzük kullan­manın mübahlığı yalnız İ b n - i H a z m' dan nakledilmiş ve bu naklin bâtıl olduğu, N e v e v î tarafmdan belirtilmiş olup bu gö­rüşün tutarsızlığı ve geçersizliği vurgulanmıştır.

Mütercim ikinci maddede: "İmâm Muhammed: Te-fâhur, yâni başkalarına üstünlük taslamaksızın altın ve gümüş evâni ile tezeyyün caizdir", demiş. Nişan yüzüğü de teberrük için ve hâtıra olarak takılır. Şafiî de yasaklama hadîsindeki nehyi Kavl-i Kadîminde, yâni ilk zamanlarda beyân ettiği fetvalarda tenzihen mekruhluk anlamına yorumlanmıştır, der.

Bu gerekçe de tutarsızdır. Çünkü Evâni, inâ'ın çoğuludur. înâ: İçmekte ve yemekte kullanılan mutfak eşyasıdır. Yüzük evânî an­lamı dışındadır. Evet Hanefi mezhebinde kullanılmamak kay­dı ile ve sırf süs için altın ve gümüşten mamul evânî, yâni; çay, kahve takımı, kaşık, çatal ve tabak gibi eşyayı bulundurmak için ruhsat verilmiştir. Ama, doğrudan doğruya bunlardan bir şey yemeye veya içmeye izin verilmemiştir. Hele parmağa takılan altın yüzüğün bun­lar gibi düşünülmesi kesinlikle Hanefi mezhebine ters düşer. Ne İmâm Muhammed, ne de bir başka fıkıhçı altın yüzük nişan için olursa erkekler tarafmdan kullanılabilir, dememiştir. Şa­fiî1 nin Kavl-i Kadîm'ine gelince, evvelâ şunu belirteyim; Şafiî'-nin Kavl-i Kadîm'i Şafii fıkıh kitablarmda tesbit edilmiş durum­da olan bir kaç mesele hâriç, zayıftır. Muteber olanı onun Kavl-i Ce-did'idir. O, mahdud meseleler arasında altın yüzüğün mekruhluğu, diye bir şey yoktur. Gerek Şafii ve gerekse onun mezhebinde bulunan bütün fıkıhçılar altın yüzüğün ağırlığı ne olursa olsun, yâ­ni nişan yüzüğü dâhil erkekler için haram olduğu hususunda ittifak halindedir. Kaldı ki elde mevcut Şafii fıkhına âit hiçbir kitabta; ne Şafii' nin ne de başka bir fıkıhçının altın yüzüğün erkekler için mekruh sayıldığına dâir bir kaydını bulamadım.

Mütercim üçüncü maddede ise. altın nişan yüzüğünü örf ve âdet­te bir zaruret halindedir, demekle bunun mübahlığına bir gerekçe göstermektedir. Nişan yüzüğünün altından olmasının nasıl bir za­ruret sayılabileceğini anlamak güçtür. Eğer biz îslâmî yaşantıdan uzaklaşan kimselerin yaptıklarını, ettiklerini ve işlediklerini bir îs-lâmi örf ve âdet kabul ederek bundan hareketle fetva verirsek bu gün memleketimizde nişan ve düğün törenlerinde örf ve âdet hâli­ni almış olan bir çok gayrı meşru şeyler için de çıkar yol bulmaya gayret edebiliriz. Kanımca hiç bir okuyucu bunu yâni altın nişan yü­züğünü bir zaruret saymaz. Saysa dahi geçerli ve muteber bir de­ğerlendirme yapmış olamaz.

Mütercim dördüncü maddede de, altın ziynet eşyasının erkeklere haram kılınmasının sebebinin israf ve ekonomik durum olduğunu söy­ler. Bu da tutarsız ve kabulü mümkün olmayan bir gerekçedir. Çün­kü altının çok mebzul ve çok ucuz bir meta hâline geldiğini farzede-lim. Acaba israf ve ekonomik durumun sözkonusu olamayacağı bir dönemle karşılaşırsak, erkeklerin de kadınlar gibi her türlü altın ziy­net eşyasını kullanmalarına, keza altından mamul mutfak eşyasını yemede içmede kullanmaya fetva verecek miyiz?

Şer'i hükümlerin mesnedi olan Kitâb, Sünnet ve İcmâ gibi Edille-i Şer'iyye'den ayrılmamız mümkün değildir. Şer'î hükümlerin hikmet­lerini tam bilemeyiz. Hikmet ve nedenlerine bakılmaksızın kaynak­lara uymak zorundayız. Bunu bir çok örnekle izah etmek mümkün­dür. Fakat sözü fazla uzatmamak için bu kadarlık bilgi ile yetineyim. Allah en iyi bilendir.[98][98]

41- Yüzüğün Kaşını Avucunun İç Tarafına Koyanın Babı

3645) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü ankümâ)'dajı rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yüzüğünün kaşını avu-cunun iç tarafına koyardı."

3646) "... Enes bin Mâlik (Radıyattâhü anhyûtn rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), içinde habeşî bir kaş bulunan bir gümüş yüzük kullandı. Yüzüğün kaşını avucunun içine koyuyordu."[100][100]

42- Yüzüğü Sağ El (İn Parmaklarının En Küçüğün) E Takma Babı

3647) "... Abdullah bin Ca'fer (bin Ebî Tâlib)  (Radtyallâhü anhümâ)'-dan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yüzüğü sağ elitnin par­maklarının en küçüğü) ne takardı."[102][102]

43- Yüzüğü Elin Başparmağına Takmak Babı

3648) "... AH (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü an A)'den rivayet edildiğine göre kendisi:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni yüzüğü şu ve bu parmağına takmaktan menetti, demiştir. Ravî demiştir ki > Ali kü­çük parmağı ve başparmağını kasdetmiçtir."[104][104]

44- Evde Bulunan Suret (Resim - Heykel)Leb Babı

3649) "... Ebû Talha (Zeyd bin Sehl el-Ensârî) (Radtyaltâhü ö»/r)Vten rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur­muştur :

«İçinde köpek ve (yâ) suret (yâni bir canlının resmi - heykeli) bu­lunan eve (rahmet) melekler (i) girmez-»"

3650) "... Ali bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (SaÜallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Şüphesiz (rahmet) melekler (i), içinde köpek ve (yâ) suret bu­lunan eve girmezler.»**

3651) "... Âişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:

Cebrail (Aleyhisselâm), Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sel­lem)'e geleceği bir (belirli) saat hususunda O'nunla sözleşmişti de (o saatta gelmeyip) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ı bir hayli bekletti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) (evden dışarı) çıktı. Ansızın Cebrail İle karşılaştı, Cebrail ayak­ta duruyordu. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem), (Cebrail'e):

«Seni (eve) girmekten meneden nedir?» diye sordu. Cebrail (Aley­hisselâm) :

Evde şüphesiz bir köpek vardır. Halbuki biz İçinde ne köpek ne de suret bulunan eve kesinlikle girmeyiz, dedi.'*

3652) "... Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Bir kadın. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kocasının bâzı savaşlarda olduğunu O'na arz etti ve evinde bir hur­ma ağacının resmini yapmak için O'ndan izin istedi. O, kadını men etti veya nehiy etti."

Not: Zev&id'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Uleyr bin Ma'dân var. Bu rftvl zayıftır.[106][106]

45- Üzerine Basılan Bir Şeydeki Suretler Babı

3653) ".., Aişe (Radtyallâhü anhâydan; Şöyle demiştir:

Ben bir sehve'mi (yâni odamın bir tarafındaki kilerimsi yeri) içinde suretler bulunan bir örtü ile Örttüm. Sonra Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) (seferden dönüp) gelince o örtüyü söktü. Bunun Üzerine ben de ondan iki yastık yaptım. Sonra da ben Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i o yastıklardan birisine yaslanmış olarak gördüm.1'

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedinde Üsâme bin Zeyd vardır ve onun zayıflığı üzerinde İttifak edilmiştir. Bu hadis Buhârİ'de de vardır. Ancak «Sonra da ben Peygamber (S.A.V.)'i o yastıklardan birisine yaslanmış ola­rak gördüm» mealindeki kısım orada yoktur. Bu fıkranın dışında kalan kısım bura­daki gibidir.[108][108]

46- (Eyer Ve Palan Üzerine Konulan) Kırmızı Meyâsir  (Yânî Minder Ve Yastık)  Babı

3654) "... AH (bin Ebî Tâlib) (Raâtyallâhü <w»*>'den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) altın yüzüğü ve mi-sere'yi (eyer ve palan minderini), yâni kırmızı olan micere'yi yasak­lamıştır."[110][110]

47- Kaplanlar (In Derilerini Eyer Ve Semer Üstüne Atmak Veya Başka Türlü Binek Hayvanının Sırtına Atıp Ona)  Binmek Babı

3655) «... Peygamber tf^atfûA* ^A," *e Sdfc*;'in sahâbîsi Ebû Rey-haae (Radtyallâkü ariyam; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kaplanlardn derilerini binek hayvanının üstüne veya eyer, semer üstüne çekip onlar)a bin-meyi menederdi."

3656) «...Muâviye (bin Ebf Süfyân) (Radtyaüâhü anhümâydan- Söyle demiştir;                                                                                            

BesûluUah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) kaplanlardn derileri­ni eyer ve semer üstüne çekmek veya binek hayvan sırtına başka tür-lu atmak suretiyle onlar) a binmeyi menederdi."[112][112]


[2][2]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/329-331.

[4][4]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/332-333.

[6][6]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/334-335.

[8][8]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/336-337.

[10][10]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/339-340.

[12][12]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/341-342.

[14][14]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/343-344.

[16][16]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/344-345.

[18][18]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/346.

[20][20]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/348-349.

[22][22]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/352.

[24][24]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/353.

[26][26]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/354-355.

[28][28]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/356.

[30][30]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/357-358.

[32][32]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/359.

[34][34]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/360-361.

[36][36]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/362-363.

[38][38]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/363-364.

[40][40]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/365-366.

[42][42]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/368.

[44][44]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/369-370.

[46][46]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/372-373.

[48][48]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/374-376.

[50][50] Tefifibfin, 15

[52][52]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/378-379.

[54][54]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/380-382.

[56][56]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/384.

[58][58]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/384-385.

[60][60]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/385-386.

[62][62]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/387-389.

[64][64]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/391-392.

[66][66]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/393.

[68][68]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/394-395.

[70][70]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/395-396.

[72][72]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/

[74][74]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/398.

[76][76]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/399-400.

[78][78]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/402-403.

[80][80]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/405-406.

[82][82]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/408-409.

[84][84]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/410-413.

[86][86]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/414-415.

[88][88]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/416-417.

[90][90]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/418.

[92][92]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/419.

[94][94]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/421-422.

[96][96]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/424-425.

[98][98]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/430.

[100][100]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/431.

[102][102]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/432-433.

[104][104]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/433-435.

[106][106]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/437-438.

[108][108]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/439-440.

[110][110]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/441.

[112][112]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/442-443.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

34 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk