Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceEzan Hadisleri

Ezan Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

EZAN VE ONDAKİ SÜNNET KİTABİ

1 — Ezana Başlama (Sebebinin Açıklanması) Babı

Ezan  Lügatta bir şeyi i'lâm etmektir. Şer-i Şerifte özel lafızlar­la namaz vaktinin girdiğini i'lâm etmektir.

Ezanın beş vakit namaz için meşruluğu icmâ' ile sabittir. Meş­ruluğunun sebebi ise bu bâbtaki hadîslerde anlatılmıştır.

Medine'de meşru kılınan ezanın başlangıcı Buhâri ve Müslim in Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhü-mâ)'dan rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir:

«Müslümanlar Medine'de yerleştikleri zaman toplanırlar da na­maz vakitlerini tesbit ederlerdi. Namaz için hiç bir kimse İ'lâm etmez­di. Müslümanlar, bir gün bu hususta konuştular. Bâzıları: Hıristi­yanların çanı gibi bir çan ittihaz edin! Bâzıları da: Yahudilerin bo­razanı gibi bir borazan ittihaz edin, dediler. Ömer (Radıyallâhü anh): Namaza çağıran bir adam göndermez misiniz? dedi. Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ey Bilâl! Kalk da namaza çağır» buyurdu.»

Hadîsin zahirine göre Ömer (Radıyallâhü anh)'in namaza davet için adam gönderme teklifi, sahâbilerin kendi aralarında yap­tıkları konuşma esnasında olmuştur. O günden itibaren   Bilâlirtadıyallâhü anh) -Cemaatla namaz kılmaya geliniz!» diyerek müs-lümanlan namaza davet etmeye başladı. Nihayet 706 ve 707 nolu hadislerde anlatılan Abdullah bin Zeyd ve Ömer bin El-Hattâb (Radıyallâhü anhümâVnın rüyaları sonucun­da bugünkü ezan şekli meşru kılınmıştır.

Ezanın hicretten önce Me kke'de meşru kılındığına dâir Tabarânî, Dârekutni, îbn-i Mürdeveyh ve Bezzâr tarafından rivayet olunan hadîsler sahîh görülmemiş­tir.[2][2] (bin Abd-i Rabbih) (Radıyallâhü a«A>'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza davet için bo­razanı arzulamış ve çan ittihazını emretmiş ve çan yapılmıştı. Son­ra (mezkûr) Abdullah bin Zeyd rüya görmüş ve rüyasını şöyle an­latmıştır : Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ona:

—  Ey Allah'ın kulu! Şu çanı satar (mı) sın? dedim. Adam:

—  Bununla ne yapacaksın? diye sordu. Ben:

—  Onunla namaza çağırırım, dedim. O:

—  Seni şu çandan daha hayırlı bir şeye delâlet etmiyeyim mi? dedi. Ben t

—  Delâlet edeceğin şey nedir? diye sordum. Adam:

—  Şunu söylersin, dedi i

Ravi demiştir ki: Abdullah bin Zeyd, bu rüyadan sonra sabah­leyin çıkarak Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yanına var­mış ve gördüğü rüyayı ona anlatmak üzere:

'Yâ Resûlallah! Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu.' demiş ve gördüğü rüyayı an­latmıştır. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilere =

«Sizin arkadaşınız bir rüya görmüştür.» buyurduktan sonra (rü­ya gören Abdullah'a) :

«Bilâl ile beraber mescide çık da gördüğün ezan kelimelerini ona öğret. Bilâl da çağırsın. Çünkü Onun sesi, seninkinden daha gürdür.» buyurdu. Abdullah demiştir ki: Ben Bilâl1 le mescide çıkarak Ona ezan kelimelerini öğretmeye başladım. O da o kelimelerle çağırı­yordu. Bunun üzerine Ömer bin El Hattab ezan sesini işitince çıka-geldi ve ı

— Yâ Resûlallah! Vallahi Abdullah'ın rüyada gördüğünün mis­lini ben de rüyamda görmüştüm* dedi..

Râvi Ebû Ubeyd demiştir ki ( (Rüya sahibi) Abdullah bin Zeyd El-Ensârî (Radıyallâhü anh) nin bu rüya hakkında aşağıdaki şiirle­ri söylediğini Ebû Bekir El-Hakemi bana haber vermiştir.

Ezan için, celâl ve ikram sahibi Allah'a çokça hamd ederim.

Çünkü bana ezanı Allah'tan bir müjdeci getirdi. Benim yanım­da o ne güzel müjdecidir.

Ezan kelimelerini üç gece üstüste bana getirdi. Her gelişinde öğ­rendiğimi daha da pekiştirdi.»[4][4]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Namaz için ezan okumak meşrudur.

2 — Ebû   Davud'un   rivayetinde belirtildiği gibi namaz için ikamet etmek meşrudur.

3 — Ezanda yüksek ses matlubtur.

4 — Ezanın tekbirinde terbi' meşrudur.

5 — Ebû Davud'un rivâyetiyle sabit olduğu gibi önce ezan okunması ve namaza kalkılacağı zaman ikamet edilmesi meş­rudur.

6 — İkamette;  cümlesini iki defaokumak meşrudur,

707) Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) Radtyallâhü anhümyâen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Halk namaza giderken onları güçlük ve meşakkate sokan top­lanma usulü için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendile­riyle istişarede bulunmuş, halk borazandan bahsetmişler, Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yahûdilerin nedeniyle borazandan hoşlanmamış, sonra halk çandan bahsetmişler. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) hnistiyanlar sebebiyle ondan da hoşlanma-mıştır. İstişare gecesi ensâr'dan Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) isimli bir adam ve Ömer bin El-Hattâb (Radıyallâhü anh), ezanla da­veti'rü'yalannda görmüşler. Ensâr'dan olan zât geceleyin Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek (rüyasını anlatmış) Resülul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bilâl (Radıyallâhü anh)'a bu çağ­rıyı emretmiş. Bilâl (Radıyallâhü anh) de ezan okumuştur.

Zührî demiştir ki: Bilâl (Radıyallâhü anh), sabah namazı çağrı­sında;  «Namaz  uykudan hayırlıdır.»

cümlesini ilâve etmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu ilâveyi olduğu gibi bırakmıştır.

Ömer (Radıyallâhü anh) : «Yâ Resûlallah! Abdullah (Radıyallâ­hü anh)'in gördüğünün mislini ben de gördüm. Lâkin o benden ön­ce davrandı, dedi."

Not: Zevâid'de : Hadisin İsnadında Muhammed bin Hâlid vardır. Ahmed, Îbn-I Muin, Ebû Zur'a ve başkaları da onun zayıf olduğunu söylemişlerdir, denil­miştir.[6][6]

2— Ezandaki Terci [8][8]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Oralardaki rivayetlerde de bizzat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye ezan telkin buyurduğu ve terci' usulünü öğret­tiği ifade edilmiştir. Fakat Abdullah bin Muhayrîz (Radıyallâhü anh) 'in Şam'a gönderilmesi hazırlığı ile ilgili hu­sus olsun, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ebû Mah­zûre (Radıyallâhü anh) 'ye Mekke'de ezan okuması emri ile ilgili olarak aralarında geçen konuşma olsun, o rivayetlerde mev­cut değildir.

Darekutni ve Beyhaki1 nin rivayeti, müellifin ri­vayetine yakın bir uzunluktadır. El-Menhel yazarının «Ezan bâbı»nda naklettiğine göre   Beyhakî' nin   rivayeti meâlen şöyledir:

«Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: 'Ben, on gencin içinde, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Huneyn'e doğru yola çıktım. Sahâbîler ezan okudular. Ben, yanımdaki gençlerle beraber, sahâbîlerle alay ederek ezan okumaya giriştik. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«O gençleri bana getirin.» buyurdu. (Bibi Onun huzuruna götür­düklerinde) O, bize! «Ezan okuyun.» buyurdu. Gençler ezan okudu­lar. Benim sesim, hepsinin sesinden daha yüksekti. Peygamber (Sai-lallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sesini işittiğim adam budur.   Git Mekke halkına ezan oku ve Attâb bin Esîd (R.A.)'e deki s Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) , Mekke halkına ezan okumamı bana emretti.» buyurdu ve Eeanı şöyle oku* buyurdu.

 Sonra bana:  «Dönde deki:Müellifin rivayet ettiği Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin hadisine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona bizzat ezanı telkin buyururken:

Tekbiri dört defa tekrarlatmış.

Şahadet kelimelerini ikişer defa tekrarlatmış.

Sonra şahadet kelimelerini yüksek sesle ikişer defa okumasını emretmiş.

Sonra;  iki defa ve ikidefa tekrarlamasını ve son olarak kelime-i Tevhîd-i bir defa okuma­sını telkin buyurmuştur.

Bu hadise göre ezanda terci' meşrudur. Bu hususta âlimler ara­sında ihtilâf vardır:

Hanefi   âlimleri ile   Küfe   âlimlerine göre ezanda terci' müstahab değildir. Delilleri de   Abdullah,  bin   Zeyd    (Radıyallâhü anhJ'm hadîsidir. Onlar: 'Rivayetlerin ekserisinde terci' yoktur. Müezzinlerin reisi olan Bilâl ıRadıyaliâhü anh) ;ın eza-aında terci' yoktu. İbn-i Ummi Mektum (Kadıyaüaku anh)'un ezanında da terci' yoktu. Bu iki zât, Peygamber iSaüaliahu Aleyhi ve Sellem) İn müezzini icüier. 'i erci' yalnız Ebû Mahzû-r e (Radıyallâhü anh) 'nin hadisinde vardır. Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) ezan okurken şehâdet kelimelerini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeilemJ'ın istediği gibi yüksek sesle okumadı­ğı için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seiiem), şehâdet kelime­lerini ona tekrar okutmuş olabilir. Nitekim Peygamber lSalla!lahü Aleyhi ve Seiiem) Ona: *Dön de sesini yükselt.» buyurmuştur.' de­mişlerdir.

Bu görüşteki âlimlerin delillerinden birisi de İbnü'1-Cey-2 î' nin dediği, şu husustur :'Ebû Mahzûre (Radıyajlâhü anh) kâfir idi. Müslüman olup, Peygamber tSailailahü Aleyhi ve Sel­lem) ona ezanı telkin edince şehâaet kelimelerini ona tekrarlatmış-tır. ıâ ki iyice bellesin. Ve müşrik olan arkadaşlarının yanında tek­rarlayabilsin. Çünkü müşrikler, şehâdet kelimelerinden nefret et­tikleri kadar hiç bir şeyden nefret etmezlerdi. Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) ona şehâdet kelimelerini tekrarlatınca, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) tekrarlamayı, yâni tercîi ezandan saymıştır.'

El-Menhel yazarı bu görüşü naklettikten sonra şöyla der;

«Lâkin yukarıda söylenenlerin tümünü, Ebû Davud' un rivayet ettiği hadis reddeder, ^öyle ki: Bu rivayetle Ebû Mah­zûre:

'Sen 1 Yâ Resûlallah! Ezan sünnetini bana öğret/ dedim demiş. Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) de : «Sen şahadet kelime­lerini alçak sesle söylersin, sonra yüksek sesle söylersin» buyurmuş­tur.1 demiştir.

Görüldüğü gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şaha­det kelimesini önce alçak sesle okumasını, sonra yüksek sesle oku­masını, ezanın sünnetinden kılmıştır.

Şafiî, Mâlik, Ahmed ve âlimlerin cumhuruna göre ezanda terci' meşrudur. Delilleri de Ebü Mahzûre (Radıyal­lâhü anh)'nin hadisidir. Onun hadisi, sahih bir hadîs clup diğer ha­dîslere ters düşmeyen bir ilâveye sahiptir. Bu ilâveyi kabul etmek vâcibtir. Diğer taraftan, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'-nin hadisi târih bakımından   Abdullah   bin   Zeyd    (Radıyallâhü anh) 'in hadisinden sonradır.Nevevi,   Müslim'in şerhinde :  'Ebû   Mahzûre    (Radıyallâhü anh) 'nin hadîsi, hic­retin 8. yılı  Huneyn savaşından sonra Duyurulmuş, Abdu1lah bin   Zeyd    (Radıyallâhü anh)'in hadîsi ise    (Medine1-ye hicret edildikten sonra)  ilk zamanlarda olmuştur,' demışur.

Terci! Mâliki âlimlerine göre mendubtur. Şafii ve Hanbe1i âlimlerince en sahîh görülen mezhebierin görüşüne gö­re terci' sünnettir. Müezzin, bilerek veya unutarak terci' terkedsr-se ezanı sahihtir. Fakat fazileti kaçırmış olur.

Hadîsçilerden ve başkalarından bir cemaat: Ezan da terci'in ya­pılması ve yapılmaması hususunda müezzin muhayyerdir, demişler­dir.

Doğrusu, ezanda tercî'in varlığıdır. Hulâsa terci yapılması ve ter-kedilmesi, hadîslerde sabittir. Dileyen yapar, dileyen terkeder. Bu husustaki rivayetlerin değişik oluşu, kıraatlardaki değişiklik gibidir.

Dârekutni' nin rivayetine göre Ebû Mahzûre (Ra­dıyallâhü anh) şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem), Huneyn'e gitmek üzere yola çıkınca, ben Mekke ehlinden do­kuz kişiyle beraber Onu izlemek üzere yola çıktık. Biz Huneyn yo­lunda iken, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Huneyn'den döndü ve bir yerde karşılaştık. Bu esnada Onun müezzini ezan okudu...

Dârekutni' nin bu rivayeti, Ebû Mahzûre (Ra­dıyallâhü anh) 'ye yapılan ezan telkininin Huneyn savaşı dönü­şünde olduğunu açıkça bildirmekle, Nevevî' nin hadis târihi hususundaki sözünü te'yid etmektedir.

Abdullah bin Muhayrîz (Radıyallâhü anh), Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin kucağında büyüdüğü için, Ona : Amca, diye hitab etmiştir. Abdullah (Radıyallâhü anh) 'in râvisi olan Abdülaziz bin Abdülmelik bin Ebi Mahzûre (Radıyallâhü anh), anılan isminden ve isnaddan da anlaşıldığı gibi Ebü Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin toru­nudur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye ezan okuttuktan sonra ona bir miktar gümüş vermiştir.

Sindi,    bu hususta şöyle der :

«1bn-i Hibbân, bunu delil göstererek ezan için ücret almanın caiz olduğunu ve ücret almanın yasağına âit hadîsin bu hadîse muarız olduğunu söylemiştir. Fakat Ibn-i Seyyidi'n-Nâs, İbn-i Hibbân'in görüşünü şöyle reddetmiştir: Ebu. Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin hadisi, ezan için ucrti, mn nehyine âit hadis râvisi Osman bin Ebi'l-As dıyallâhü anh)'m müslümanlığı kabul etmesinden öncedir. Bu se­beple Osman (Radıyallâhü arVı) 'in hadîsi, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'nin hadisinden sonradır. Sonraki hadîse itibar edi­lir. Diğer taraftan. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ebü Mahzûre (Radıvallâhü anh) 'ye başka maksadlarla gümüş ver­diği muhtemeldir. Ücret olarak verdiği kesin bilinmediği için diğer hadise muarız olamaz. Hattâ gümüş verilişinin en yakın ihtimali, onu îslâma ısındırmaktır. Çünkü Ebû Mahzura (Radıyallâhü anh), yeni müslüman olmuştu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem), o gün Müellefe-i Kulûb denilen, yâni gönülleri İslâmiyet'e he­nüz ısınmamış olanlara bağışlar yapmıştı. Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye de bu kabilden yardım ettiği ihtimali kuvvet­lidir. Bu tür olaylar, çeşitli ihtimallere müsait olunca ondaki kapu-lılık dolayısıyla delil olmaya elverişli değildir.»

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, mübarek elini Ebü Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin başına koyması, sonra göğ­süne sürerek ta göbeğine kadar geçirmesine gelince, mübarek elini sürmekle Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'ye bereket sağ­lanması ve telkin edilen ezan kelimelerini iyice bellemesi maksadıyla yapılmış olabilir. Mübarek elini böylece geçirdikten sonra ona be­reketle dua etmesi bu görüşü kuvvetlendirir. Bir de mübarek elini sürmesi ve dua etmesi, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'nin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ve ezana karşı duyduğu nefretin muhabbete dönüşmesi maksadıyla yapılmış olabilir. Nitekim Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) 'in kendisine ezan telkinini yaptıktan sonra mübarek eli­ni vücûduna sürüp kendisine dua edince, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "e karşı duyduğu bütün nefretin muhabbete dönüş­tüğünü ifâde etmiştir.[10][10]  (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre

şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bana ezanı ondokuz kelime olarak, ikameti de onyedi kelime olarak öğretmiştir.Ezanıİkamet onyedi kelimedir.[12][12]

3 — Ezandaki Sünnet Babı

710) Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sa'd (EI-Karazî (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem), Bilâl (Radıyallâhü anh)'a (ezan okurken) iki parmağını kulağına sokmasını emrede­rek:

«Şüphesiz o, senin sesini daha çok yükseltir.» buyurmuştur.[14][14] 'ta Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem> 'İn yanına vardım .Kendisi, kırmızı bir çadır altındaydı. Biraz sonra Bi­lâl (Hadıyallâhü anh), çıkıp ezan okudu. Ezanında döndü ve iki par­mağını kulaklarına soktu.Bu isnadda Haccâc bin Ertâd bulunur. O da zayıftır.[16][16]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Ezanda;derken boynunusağa sola döndürmek müstahabtır. Âlimlerin bu husustaki görüşleri yukarıda anlatılmıştır.

2 — Ezanda parmak uçlarım kulak deliklerine sokmak müsta-habtır.»

El-Fıkıh Ale'l-Mezâhİbİ'l-Erbaa'mn Ezan bölümünde müezzinin *Hayye alel...» lerde sağa sola dönüşü ile ilgili olarak şöyle denilir:

«Hanefi, Şafii ve Hanbelî âlimlerine göre mü­ezzin mezkûr cümleleri okurken yalnız boynu ile sağa sola dönme­lidir. Hanefî ler'e göre minareden ezan okunduğu zaman ezanın her yönde duyulması için müezzinin minare etrafında dolaş­ması sünnettir. Şâf i iler'e göre müezzin minarede olsun baş­ka yerde olsun ezan okuduğunda kıbleden dönmeden sesini herkese duyurabilirse dönmemesi gerekir. Fakat köy büyük olup dönüp do­laşmadan sesini her tarafa duyuramıyorsa kıbleden başka yönlere dönmesi sünnettir.

Mâ1iki1er'e göre sesini halka duyurmak için müezzinin kıb­leden başka yönlere dönmesi ihtiyacı duyduğu takdirde mendubtur,

Hanbelîler'e göre müezzinin minare üzerinden ezan oku­ması hâlinde bile ezan boyunca bedeniyle kıbleden dönmemesi sün­nettir. Ajacak göğsü ile sağa sola dönebilir.»

712) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü ahümâ)'dan rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Müezzinlerin boyunlarına takılmış olan müslümanların iki has­leti vardır. Bu haslet müslümanların namaz ve orucudur.Zevâid'de râvi Bakiyye bin El-Velid'in tedlisçiliği dolayısıyla İsnadın zayıflığı bildirilmiştir.

Sa'd (R.A.)'ın Hal Tercemesi

8a'd bin Aiz mevla Ammar bin Yâsİr meşhur bir sahâbidir. Kendisi Sa'd El-Karazİ adı ile tanınmıştır. Râvileri oğullan Ömer ve Ammâr'dır, Peygamber (S.A.V.) hayatta iken Küba'da müezzinlik etmiştir. Sonra Ömer (R.A.) Onu Me-dfne-t Münevvere'ye aldırmıştır. Hicretin 74. yılına kadar yaşamıştır. (Hulasa: Sah. 134)[18][18]

İzahı

Câbir bin Semûre (Radıyallâhü anh)'nin hadisini Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, el-Hâkim ve Beyh aki   de rivayet etmişlerdir.

Ebû Davud'un rivayeti şöyledir: «Bilâl (Radıyallâhüanh) (namaz vakti girince) ezan okurdu, sonra mühlet verirdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (hücreden) çıktığını görünce ikâmet ederdi.»

Tirmizi, de Ebû Davud'un rivayetine benzer bir lafızla rivayette bulunduktan sonra, Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadisinin hasen olduğunu söylemiştir.

El-Menhel yazarı 'Müezzin imamı bekler babında rivayet olu nan   Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadîsini açıklarken şöyle der:

«Hadis, ezan ile ikâmet arasında bir fasıla verilmesinin meşru­luğuna delâlet eder. Çünkü, fasıla verilmemesi hâlinde cemaatla na­maz kılmak isteyenlerin çoğu cemaatı kaçırır. Bilhassa kaldığı yer camiye uzak olan kimseler, cemâate yetişemez. Bu nedenle ikameti tehir etmek, hayır ve takva yolunda bir nevi yardımlaşmadır. Veri­lecek fasıla miktarı Tirmizî ve Hâkim in Câbir (Ra-dıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadiste tesbit edil­miştir.

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Bilâl (Radıyal-lâhü anh)'a:

«Ezanın ile İkametin arasında yemek yiyenin, yemeğini yiyebi­leceği; su içenin suyunu içebileceği; abdesti sıkışık olanın kazâ-i ha­cet edebileceği bir süre miktarınca ara ver.» buyurmuştur.'

E1-Hâfız, el-Fetih'te : 'Bu hadîsin isnadı zayıf olmakla be­raber, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'nin hadisinden ve Se1man (Radıyallâhü anh)'in hadîsinden şahidi vardır. Bu iki hadisi Ebü'ş-Şeyh tahriç etmiştir. Übeyy bin Ka'b'ın bir hadisi de şahit durumundadır. Fakat hepsi zayıftır, tbn-i Battal: Ezan ile ikâmet arasındaki bekleme süresinin her hangi bir sınırı yoktur. Bekleme süresi, vaktin girişinin temkini ve cemâa­tin toplanması kadardır, demiştir' der.

El-Fıkh Ale'l-Mezâhib'de ezan ile ikamet arasındaki fasıla hak­kında şu bilgi verilmektedir:

Hanefi ve Şafii âlimlerine göre ezan okunduktan son­ra, dâimi cemâat toplanıncaya kadar müezzin oturmalıdır. Vaktin faziletini korumakla beraber cemâat toplanınca ikâmet etmelidir. Ak­şam namazı, bundan müstesnadır. Çünkü akşam ezanı ile ikamet arasında kısa bir ara vermelidir.

Mâliki mezhebine göre ilk vaktin faziletini korumak esastır. Ezan okunduktan sonra farzdan önce kılınması emrolunan sünnet kılındıktan sonra, gelecek cemâat beklenmeden namaz kılınmalıdır. Yalnız öğle namazında istiva gölgesinden başka kişinin gölgesi, kendişinin boyunun dörtte biri kadar uzanınca ikâmet edilmelidir. Şid­detli sıcakta bu sürenin vaktin yarısı kadar uzatılması menduptur. Tek başına namaz kılan ile mevcut cemaattan başka kimsenin gelme­si beklenmediğinde, farzdan önceki sünnet kılınır kılınmaz derhal ikâmet edilmelidir.

Hanbe1i mezhebine göre ezandan sonra sıkışık olanın, ab­desti ni bozacak; abdest almak isteyenin, abdestini tamamlayacak ve bunların, iki rek'at namaz kılacak süre kadar beklenip ikâmet edil­mesi menduptur. Akşam namazında ezan ile ikâmet arasında kısa pir ara verilmesi menduptur.'[20][20] (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn bana yaptığı son tavsiye ezan için ücret alan bir müezzini ittihaz etmemem idi."[22][22]

Hadîsin Fıkıh Yönü

— Kavmin büyüğü müezzin tutarak halkın namazlarını cema­atla kılmalarına yardımcı olmalıdır.

— Müezzin, ezan okumak için ücret istemem elidir. Bu husus­taki âlimlerin görüşlerini yukarıda anlattık.

715) Bilâl (Radtyaüâhü a»*)'den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) sabah ezanında tesvib etmemi emretti. Ve yatsı ezanında tesvib etmemi bana yasakladı."

716) Bilâl (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek :

Sabah namazı (vakti) ni haber vermek istemiş de Bilâl (Radıyal­lâhü anh) 'a O uyuyor, denmiş. Bunun üzerine Bilâl (Radıyallâhü azıh) : Na­maz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan hayırlıdır, demiş; Bunun üzerine bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş ve böylece (tesvîb) du­rumu sâbitleşmiştir.Zevâid'de isnadındaki râvllerln sıka olduğu, ancak onda bir inkıta' bulunduğu çünkü Said bin el-Müseyyeb'in Bilal (R.A.)'dcn hadîs dinlemediği bildiril­miştir.[24][24]

Hadîslerin Fıkıh Yönü

— Sabah ezanında tesvîb, meşrudur.

2  — Yatsı namazında tesvib, yasaktır.    Diğer namazlar, uyku vaktine rastlamadığı için, bunlara âit ezanlarda, tesvîb söz konusu değildir.

717) Ziyâd bin el-Hâris[26][26]

İzahı

Bu hadisi Ahmed, Tirmizi, Ebû Dâvûdve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. îsnâdındaki râvilerden e1-îfrîki (Abdurrahman bin Ziyâd)' nin zayıf olduğu Yahya bin Sa'd, el-Kattan ve Ahmed tarafın­dan söylenmiş ise de, Buhâri sıka olduğunu beyânı ile onun durumunu kuvvetlendirerek mukâribü'l-hadîs olduğunu söylemiştir. Tirmizi de: tüm ehlinin ekserisinin uygulaması, ezan okuyan tarafından ikâmet edilmesidir, demiştir. Sindi: 'Âlimlerin bu hadîsi kabul ederek uygulamaları hadîsi takviye eden nedenlerden­dir. Bu sebeple hadîs delîl olmaya elverişlidir. Onun için Ebû Dâvûd   hadîsin zayıflığı hakkında bir şey söylememiştir1, demiştir.

Ebû Davud'un sünenindeki rivayet daha uzundur. Bu rivayet meâlen şöyledir: «Ziyâd bin el-Hâris es-Südâî'den   rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:

Sabah namazı İçin birinci ezan vakti gelince Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) bana emretti. Ben de ezan okudum. Sonra ben : Yâ Resûlallah ikâmet edeyim demeğe başladım. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de her söyleyişimde doğu tarafına fecrebakıyordu ve: -Hayır (ikâmet etme)» buyuruyordu. Nihayet fecir doğunca Peygamber (Salalllahü Aleyhi ve Sellem) abdestini bozma­ya gitti sonra yanıma dönüp geldi. Bu arada geride kalan sahâbıler de yanımızda toplanmış oldular. Peygamber abdest aldıktan sonra Bilâl (Radıyallâhü anh) ikâmet etmek istedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona: «Südâi'nin kardeşi ezan okudu. Kim ezan okursa o ikâmet eder» buyurdu. Ziyâd dedi ki: Bunun üzerine ben ikâmet ettim.»

Bu hadisin zahirine göre kim ezan okursa onun ikâmet etmesi gerekir.

Ebû Dâvûd, Ah me d ve Beyhaki' nin rivayet et­tikleri Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'in hadî­sine göre :

Abdullah, rüyasında ezanı görüp Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek haber verince Peygamber Abdullah'ın gördüğü ezanı Bilâl (Radıyallâhü anh)'a telkin etmesini emretmiş. O da tel­kin yapmış. Bilâl de ezan okumuştur. Sonra Abdullah Peygamber'e: Ezanı ben rüyamda gördüm, ben okumak isterdim, demiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dei -O halde sen ikâmet et» buyur­muştur.

Bu hadisin zahirine göre bir şahsın ezan okuması ve başkasının ikâmet etmesi caizdir. Bunun câizliği hususunda âlimler ittifak etmiş­lerdir. Ancak hangisinin daha iyi olduğu hususunda ihtilâf etmiş­lerdir. Şöyle ki:

Ebû Hanife, Mâlik, Ebû Sevr ve Hicaz ile Küfe halkının ekserisi Abdullah bin Zeyd (Radı­yallâhü anh)'in hadisinin zahirini tutarak: Ezan okuyanın ve baş­kasının ikâmet etmesi arasında bir fark yoktur, demişlerdir.

Şafiî ler    ve    Hanbeliler   Ziyâd    bin    el-Hâris' in hadîsini delil göstererek : Ezan okuyanın ikâmet etmesi ev­lâdır, demişlerdir. Bunlar: Abdullahbin Zeyd (Radıyal­lâhü anh)'in hadîsinde sened ve metin bakımından ihtilâf vardır. Zivtid' in hudisi sonetl bukımıncUuı Abdullah (Radıyiiİlâliıı uııhJ'm hadisinden daha sağlamdır. Diğer taraftan Abdu11ahin hadisi ezan'ın meşru kılındığı hicretin ilk senesi Duyurulmuştur.Ziyâd'ın hadisi kesinlikle bundan sonradır. Târih bakımından sonra olan hadîsi tutmak evlâdır,' demişlerdir.

En-Neyl yazarı: Ziyâd'in hadîsi târih bakımından Abdu1lah' in hadîsinden sonra olmamış olsaydı bile bu hadîs Ab­dullah'a mahsustur denilecekti. Sebebi ise, kendisinin ezan rüyasını görmek meziyetidir, demiştir.

Yukarıda beyan edilen husus, ezanın bir kişi tarafından okun­ması hâline mahsustur. Eğer bir kaç kişi beraber ezan okurlarsa du­ruma bakılır. Şayet aralarından ikâmet için birisini seçerlerse mese­le yoktur. Eğer bunda ittifak edemezlerse aralarında kur'a çekilir.

Şayet bir kaç kişi ardarda ezan okurlarsa bakılır, eğer ilk oku­yucu görevli müezzin ise veya dâimi müezzin yoksa ilk okuyucu ikâ­met eder. Şayet daimî müezzin bulunur da kendisinden önce ezan oku­yan olmuşsa en sıhhatli kavle göre dâimi müezzin ikâmet etmelidir.

Bütün bu şıklarda ikâmet etmesi evlâ olandan başkası ikâmet edecek olursa, sahih kavle göre onun yaptığı ikâmet geçerlidir.[28][28]

İzahı

Telhiste bildirildiğine göre bu hadîsi Tirmizî, İbn-i Hibbân ve el-Hâkim de Ebû Hüreyre (Radıyal-lâhü anhJ 'den rivayet etmişlerdir. Buradaki senede göre 1bn-i Şihâb, Said bin el-Müseyyeb aracılığıyla Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayette bulunmuştur. Notta belirtildiği gibi Kütüb-i Sitte sahipleri îbn-i Şihâb'm Atâ' aracılığıyla Ebû Saîd-i Hudri' den aynı mealdeki hadî­si rivayet etmişlerdir. Bunların rivayet ettikleri hadîsin lafzı süneni-mizde 720 numarada geçmektedir. Hadis metninin izahı orada gele­cektir.

719) «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ın zevcelerinden* Ummii Habîbe (Radıyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre ;

Kendisine âit gün ve gecede Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) onun yanında bulunduğunda müezzinin ezan sesini işittiği za­man; Ümmü Habîbe   (Radıyallâhü anhâ),    Resûlullah     (Sallallahü

Aleyhi ve SellemJ'den müezzinin okuduğunu tekrarladığını işitmiş-tir.[30][30]

İzahı

Bu hadîsi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi, ayrıca   Mâlik, Beyhâkî   ve   Tahâvî    rivayet etmişlerdir.

El-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: «Hadîsin zahirine göre müezzine sözle icabet (yâni dediğini tek­rarlamak)  ezan sesini işitene mahsustur. Buna göre müezzini ezan yerinde görüp ezan okuduğunu bilip de, uzaklık veya sağırlık gibi bir nedenle sesini işitmeyen kişinin sözle icabet etmesi istenmez.

Hadîsin: «...Müezzinin dediği gibi...» tâbiri, müezzinin ezandan bir cümleyi bitirince, işitenin o cümleyi tekrarlamasının matlub olduğuna delâlet eder. Yâni müezzinden önce veya onunla beraber cüm­leleri okumamalıdır. Müezzini takip etmelidir.Tahâvî' nin Ümmu   Habibe    ((Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealde­ki hadis de bu durumu te'yid eder:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ümmü Habîbe (Ua-dıyallâhü anhâ)'nın yanında bulunurken, müezzinin sesini duydu­ğu vakit müezzinin sükut ettiğini tekrar buyururlarmış.»

Hadîsin zahirine göre işitmeci, müezzinin okuduğu bütün cüm­leleri hatta;leri tekrarlar. Fakat Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi; cümlelerini bundan istisna eder. Çünkü Ömer    (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde :

«Ezan sesini işiten kişi; cümlelerini işittiği zaman der.» buyurulmuştur. Ömer (Radı-

yallâhü anh) 'in hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Nesâi rivayet etmişler; Buhâri de bunun benzerini

Muâviye (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir. Cumhurun mezhebi de budur.»

Tuhfetü'I-Ahvezî yazan, bu bâbta şöyle der: Aliyyü'1-Kârî, el-Mirkât'ta: Ezan sesini işiten kişi, müez-zinin dediği gibi söyler. Ancak;lerde:der. Sabah ezanında müezzin,  dediğinde, onu işiten kişi := «Doğru söyledin. Bol hayır kazandın ve hakkı söyledin.» sözüyle karşılık verir, demiştir.

E1-Kâri' nin :larla   ilgili istisnası doğrudur.

Çünkü Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsi bana delildir. Ama sabah ezanındaki mezkûr söz ise, buna delâlet eden bir hadîse ben rastlamadım.Muhammed   bin   îsmâil   el-Emir,Sübülü's-Selâm'da i Sabah ezanındaki tesvibe;         sözüyle karşılık verileceği söylenmiştir, der. Bu bir istihsandır. Mutemed bir sünnete dayanmaz.»

El-Menhel yazarı şöyle der:

«Usul âlimlerinin bir kısmı: Umûmi ve husûsi delillerin arası­nı bulmak mümkün olduğu zaman hepsini işletmek gerekir, demiş­lerdir. Öyleyse ezan sesini işiten kişinin; leri tekrarlama­sının ve sonra; duasını okumasının müstehabhğı niçin söylenemesin? Böyle hükmedilince ezan icabeti ile ilgili umûmî ha­disler ve; denilirken; duasının okun­masını emreden hususî hadisler ile amel edilmiş olur namaza ve felaha bir çağrıdır. Bu çağnyı işiten kişinin kendi nef­sini davet etmesi, sonra da; sözünü söylemesi sakıncalıdeğildir.

Yine hadîsin zahirine göre müezzinin sabah namazında okudu­ğu; cümlesini işiten, aynısını tekrarlayacak­tır. Bâzı âlimler: Bu sözü işiten kişi duasını okur, de­mişlerdir. Lâkin sünnette delilleri yoktur.Nevevî, bu husus­taki ihtilâfı naklettikten sonra: 'Bu cümleyi işiten kişi; sözünü söyler. Bâzıları:denmemelidir,  demiştir.

Demiri' nin dediğine göre İbnu'r-Hif'a bu hususta bir haberin vârid olduğunu iddia etmişse de böyle bir haber tanınma­maktadır.

Hadîsin zahirine göre abdestsizlik, .cünüblük, hayızlık halleri dâ­hil, her durumda müezzine icabet edilir. Çünkü icabet Allah'ı an­maktır. Her mü'min, Allah'ı anmalıdır.- Ancak abdest bozarken ve­ya cinsî münâsebette bulunurken ezan sesini işitenler, bilâhere ica­bet ederler.

Namazda iken ezan sesini işitenin icabeti hususunda âlimler ihti­lâf etmişlerdir :

Şâfiîler ile Hanbelîler'e göre farz olsun nafile ol­sun, namaz esnasında ezana icabet yoktur. Eğer icabet edip «Hayye Ale's-Salâ» veya «Essal ütü Hayrün...» derse namazı bozulur. Şâ-fiî1er' e göre namazda olduğunu ve bu sözün insana bir hitab° olduğunu bilirse namaz bozulur. Aksi takdirde namazı bozulmaz.

Hanef iler'e göre farz olsun nafile olsun namazda ezana, icabet edilmez.

Namazda ezana icabet edilmeyeceğine hükmedenler, namaz bi­tince icabet edileceğini söylerler.

Namazda ezana icabet edilmemesinin delili,Buhârî ve Müslim'in İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhî'den mer-fu' olarak rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir: «Şüphesiz namazda meşguliyet vardır.» Yâni, namazda matlub olan amellerle meşgul ol­mak ve başka şeylerle meşgul olmamak gerekir. Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)'in namazdayken verilen selâma icabet etme­yi yasaklaması ezana icabet etmenin yasaklığını te'yid eder. Çünki: verilen selâmı cevablamak müezzine icabet etmekten daha önemli­dir.[32][32]

İzahı

Bu hadisi .Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi el-Hâ-kim, Tahavî ve Beyhakîde rivayet etmişlerdir.Tirmizi de rivayet ederek hasen - sahîh garib olduğunu söylemiştir.

Hadisin zahirine göre, müezzin ezan okurken şahadet kelimele­rini söyleyince, sesini işiten kişi bu zikri okur. Ezan bittikten sonra, anılan zikrin okunmasının matlub olması da muhtemeldir. Zira din­leyici, ezan esnasında bu zikirle meşgul olunca bâzı ezan cümleleri­nin icabetini kaçırmış olabilir.

Yukarıdaki zikrin meali altma alınmıştır. «Ben Allah'ı Rab ola­rak...» fıkrasının mânâsı şudur: Ben, Allah'ı Rab olarak seçtim. Onunla yetindim, başkasını istemedim, bütün kaza ve kaderine râ zı oldum. Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bana ve bütün mükelleflere Resul olarak gönderilmesine râzi ol­dum. Onun getirdiği îslâm dininin usûl ve fürua âit bilumum hüküm­lerine razı oldum. Emirlerine uymayı, yasaklarına saygılı olmayı ka­bullendim.

722) Câbir bin AbdiHah (Ensârî)  (Radıyaltâhü anh)'âen:

Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyur­du ki.

«Ezan sesini işitince :

'Kıyamete dek dimdik duracak olan namazın ve şu mükem­mel davetin Rabbı olan Allah'ım. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e vesile ve fazilet ver; Ve Onu vâdettiğin Makamı Mah-mud'a gönder.' duasını diyen hiç kimse yoktur ki, kıyamet günü onun için şefaat etmek vâcib olmasın.»[34][34]

5 — Ezanın Fazileti Ve Müezzinlerin Sevabı Babı

723) Abdurrahman bin Abdillah bin Abdirrahman bin Ebî Sa'saa[36][36]

İzahı

Bu hadîsi Ahmed, EbûDâvûd, îbn-i Huzeyme, lbn-i Hibbân ve Beyhaki de az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.N esâî de ilk iki cümleyi rivayet etmiş, daha sonra da şu mealde bir fıkrayı nakletmıştir:

«Müezzine, çağrısı üzerine namaz kılanların sevabının bir misli vardır.»

Hadîsin; lafzı, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır, El-Menhel yazarı, bu yorumlan şöyle sıralamıştır:

1 — Bu lafzın mânâsı, müezzinin sesinin nihayetidir. Buna gö­re cümlenin mânâsı şöyle olur: Müezzin, ezan sesini yükseltmek uğ runda olanca gücünü harcadığı zaman mağfiretin en mükemmelin; istemiş olur.

2 — Bu sözün teşbih ve temsil vechi üzerine geldiğini söyleyen­ler de vardır. Buna göre mezkûr lafzın mânâsı, müezzinin sesinin ye­tiştiği yerin nihayetidir. Bu takdirde cümleden kasdedilen mânâ şu­dur: Müezzinin sesinin yetiştiği yerin nihayeti takdir ve tesbit edil­se ve müezzinin bulunduğu yer ile tesbit edilen sınır arasındaki me­safe, onun günahı ile dolup tassa, Allah bağışlayacaktır.

3 — Bâzıları:Bu lafızla müezzinin sesinin yayıldığı bölge kas-dedilmiştir ve cümlenin mânâsı şudur, demişlerdir: Müezzinin se sinin yayıldığı bölge içinde işlemiş olduğu günahlar bağışlanır.

4 — Mezkûr lafzın mânâsı üçüncü maddede belirtildiği gibidir. Cümle ile kasdedilen mânânın şöyle olduğu da söylenmiştir:   Ezan sesinin yayıldığı bölgede bulunanların günahları, müezzinin şefaat t ile bağışlanır.

5 — Müezzinin sesini işiterek çağırdığı cemâat namazında ha­zır bulunanların günahları, müezzinin daveti için bağışlanır.

«Yaş ve kuru her şey onun için istiğfar eder.» fıkrasındaki istiğ­far yerine şahadet geçer. Buna göre her şey, müezzin için âhiret gü--nü güzel şâhidlik edecektir.Nitekim   Buhâri' nin   Ebü Saîd (Radıyallâhü anh)'den edilen rivayette söz konusu şahitliğin kıyamet günü olacağı tasrih edilmiştir.

Mezkûr şahadet hakkında ihtilâf edilmiştir:

E1-Hâfız'm, el-Fetih'te îbn-i Bezîze' den naklen beyan ettiğine göre işitmek, şahitlik ve teşbih etmenin ancak diriler­den meydana gelebileceği, alışılan bir gerçektir. Acaba yaş ve kuru her şeyin şahitliği burada hal lisanı ile midir? Çünkü bütün varlık­lar hal lisanı ile yaratıcısının büyüklüğünü ifâde ederler. Yoksa bu şahitlik zahirine göre midir? Yâni bildiğimiz mânâdaki şahitlik mi­dir? Allah Teâlâ'nın bütün varlıklarda hayat ve konuşma kabiliye­tini yaratması, aklen muhal değildir. Yâni Allah, buna kadirdir.'

Doğrusu şudur ki hayvanlar, bitkiler ve bilûmum cansızlar da bir bilgi, idrak ve teşbih durumu mevcuttur.

Aşağıdaki âyetler bunu ispatlar:«...ve yineşüphesiz taşlardan öylesi vardır ki, Allah korkusundan aşağıya düşü-verir.[38][38]

Bağavi: Ehli sünnetin mezhebi budur. Kurt, sığır ve baş­ka hayvanların konuşma olayları da buna delildir, demiştir.

Müslim'in   Câbir   bin   Semure    (Radıyallâhü anh); den merfu' olarak rivayet ettiği:

= -Şüphesiz bana selâm veren bir taşı şu anda tanırım.» hadîsi de bu görüşü te'yid eder. Keza Buhâri ve Müs1im ' in ri­vayet ettikleri Cehennem ateşinin :  

= «Benim bir kısmım, diğer bir kısmımı yedi.» sözü de buna bir delildir.

Mezkûr şahadetteki hikmet ise kıyamet günü kendisi için şa­hitlik edilecek zâtın derecesinin yüksekliği ve mertebesinin yüceliği ile iştihar etmesidir. Allah, kıyamet günü, bâzı kimseleri şahitlerle rezîl kılacağı gibi, sevdiği bâzı kullarını da güzel şahadetlerle yücel­tecektir.

Ezan sesini duyan kimsenin gidip cemaatla kıldığı namazdan do­layı kendisine yirmi beş hasene yazılacağı hadîste bildirilmiştir. Ebû Davud'un rivayetinde bu adama yirnıibeş. namazın se­vabının yazılacağı bildirilmiştir.

Cemâate giden kişinin cemaatla kıldığı iki farz namazı arasın­daki günahlarının bağışlanacağı bildirilmiştir. Hadîsin zahirine gö­re bütün günahları bağışlanır. Bâzı âlimler, bu müjdenin küçük gü­nahlara has olduğunu söylemişlerdir.[40][40]

İzahı

Bu hadîsi Müslim de rivayet etmiştir.Nevevi, ha­dîs ile kasdedilen mânâ hakkında selef ve halef âlimlerinin ihtilâf ettiklerini söyleyerek verilen mânâları şöyle açıklamıştır: Bâzı âlim­ler : 'Bunun mânâsı, müezzinlerin herkesten fazla ilâhî rahmete özen-meleridir. Çünkü bir şeye çok özenen kimse onu görebilmek için boynunu uzatır. Bu özeniş ve görebilme gayreti, müezzinlerin göre­cekleri sevabın çokluğuna delâlet eder.1 demişlerdir.

En-Nadr- bin Şümeyl: 'Kıyamet günü insanlar ter­ler içerisinde boğulurken ter ve keder müezzinlere eziyet vermeye­ceğinden kinaye olarak boyunlarının uzunluğu bildirilmiştir, demiş­tir. Bâzıları da hadîs müezzinlerin kıyamet günü başkan ve efendi oluşlarından kinayedir. Çünkü araplar, büyük adamları boyun uzun­luğuyla vasıflandırırlar, demişlerdir.

Hadîsin mânâsı, kıyamet günü müezzinlerin etbalarının çok ola­cağıdır, diyenler olmuştur.

Ibnü'l-Arabî: Hadîsin mânâsı müezzinlerin amellerinin herkesinkinden daha fazla olmasıdır, demiştir.

Hadiste geçen «A'nâk» kelimesi «Unuk»un çoğuludur. Boyunlar demektir.

.Kadı Iyâz ve başkasının dediğine göre bâzı râviler bu kelimeyi «İ'nâk» olarak rivayet etmişlerdir. Bu kelimenin mânâsı hız­lı gitmektir. Buna göre hadîsin mânâsı:

'Kıyamet günü müezzinler herkesten hızlı olarak cennete gire­ceklerdir* olur.

726) Ibn-i  Abbâs (RadıyallLhü akümâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-En seçkinleriniz sizin için ezan okusunlar ve Kur'an-ı en çok belleyenleriniz size namaz kıldırsın.[42][42]

İzahı

Hadiste geçen «Muhtasib» kelimesi Tuhfetü'l-Ahvezî'nin beyânı­na göre ezanı ücret için değil, sevâb isteğiyle okuyan demektir.

Hadîste geçen «Berâet» kelimesi de kurtuluş demektir.

El-Münâvî: Allah rızası için 7 sene müezzinlik yapan ki­şinin Cehennem ateşinden kurtuluşunun sebebi şudur: 'Anılan uzun sürece Allah yoluna devam ettiği ve devamlı surette şehâdet keli­melerini tekrar ededurduğu için vücûdu tevhid ile yoğrulmuş gibidir. Bu hâle gelen bir vücûdu ateş yakamaz. Müezzinin okuduğu ezan için ücret almasının mendupluğu bu hadîsten çıkarılır," der.

728) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâyden rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«12 yıl ezan okuyan kimse için cennet vâcib olur. Ezan okudu­ğundan dolayı her gün onun için 60 hasene ve her ikameti için 30 hasene yazılır.[44][44]

6 — İkâmet Cümlelerini Birer Defa Okumak Babı

729) Enes bin Mâlik (Radtyailâhü anhyden rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:

«Müslümanlar namaz vakitlerini bir şeyle bildirmek istediler. Bu­nun üzerine Bilâl (Radıyallâhü anh)'e ezanı çift, ikâmeti de tek lafız­larla okuması emrolundu.-"

730) Enes (bin Mâlik) (Radtyailâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re şöyle söylemiştir:

-Bilâl (Radıyallâhü anh)'e ezanı çift ve ikâmeti tek lafızlarla okuması emrolundu.»[46][46]

732) Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Sellemyin mevlâsı Ebû Rafı' (Radtyallâhü onh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben, Bilâl (Radıyallâhü anh)'i, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ezan cümlelerini ikişer ikişer tekrarlayarak ezan okurken ve ikâmet cümlelerini birer defa okuyarak ikâmet ederken gördüm.Alimler Râvi Malner bin Muhammed bin Ubeydullah'm ve babası Muhammed'in zayınığı üzerinde ittifak ettikleri için hadis isnadının zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir.[48][48] (Radıyallâhü anh y den riva­yet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Biz Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ile beraber mesçidde oturu­yorduk. Müezzin, (ikindi için) ezan okudu. Ezandan sonra bir adam mescidden kalkıp böbürlenerek gitti. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) onu mescidden çıkıncaya kadar gözüyle takip etti. Sonra Eb$ Hü­reyre (Radıyallâhü anh) :                                                        

«Amma şu adam şüphesiz ki Ebü'l-Kâsım (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e isyan etti, dedi.»[50][50]

Ezandan Sonra Mescidden Çıkmanın Hükmü

Hadîsin zahiri ezandan scnra mescidden çıkmanın haramlığına delâlet eder. Çünkü hadis mevkuf ise de merfu' hükmündedir. Çün­kü bir sahâbî bu gibi sözleri kendi re'yinden söylemez. Bil'akis bu tür sözleri ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den al­dığı bilgi dolayısıyla söyler.

Hanbelî ler'e göre; ezandan sonra mescidden çıkmak ha­ramdır.

Mâ1iki1er’e göre.ezandan sonra ve henüz ikâmet edilme­miş iken mescidden çıkmak mekruhtur.İkâmet edildikten sonra da haramdır.

Hanefi   ve  Şafiî   âlimlerine göre ezandan sonra mescid den çıkmak mekruhtur. İkâmet edildikten sonra da hüküm aynıdır.

Îbnü'l-Hümam: Ezandan scnra mescidden çıkmanın ya-sakhğı namaz kılmamış olup başka bir cami cemâatinin tanzimi ken­disine âit olmayan kimselere mahsustur. Yâni o vakit namazını kıl­mış bulunan kişinin ezandan sonra mescitten çıkmasına bir sakınca yoktur. Keza başka bir cami cemâatinin düzenlenmesi kendisine aitolan kişinin ezandan sonra bir mescidden çıkıp ilişkisi olan cemaata varmasında bir sakınca yoktur, demiştir.

tbrâhim en-Nahâî de: Müezzin ikâmete başlama­dıkça mescidden çıkmakta bir sakınca yoktur, demiştir.

Yukarıda beyan edilen âlimlerin görüşü zaruret olmadığı hal­de mescidden çıkan kişilere aittir. Abdestsizlik, abdestin sıkışıklığı; ve burundan kan akması gibi bir zaruret dolayısıyla mescidden çıikr makta bir sakınca yoktur. Nitekim bundan sonraki 734 nolu Osman    (Radıyallâhü anhJ'ın hadisi bunu te'yid eder.

İmam Mâlik: «Bana ulaştığına göre bir adam hac ibâde­tini ifâ etmek üzere gelmiş ve bu arada Said bin el-Müsey-yeb' in yanında otururken ezan okunmuş. Adam ezandan sonra namaz kılmadan mescidden çıkmak istemiş. S a î d ona: Çıkma. Çünkü bana ulaştığına göre ezandan sonra mescidden çıkıp dönme­yen kimsenin başına bir kötülük gelir demiş, bunun üzerine adam oturmuş. Sonra ikâmet biraz gecikince adam: Saîd beni buraya hapsetmiştir, diyerek çıkmış ve binek hayvanına binip gitmiştir. Yot-da hayvandan düşmüş ve bir tarafı kırılmıştır. Bilâhere bunun du­rumu Said bin el-Müseyyeb'e bildirilince: Başına hoşlanmadığı bir şeyin geleceğini sanmıştım, demiştir.» der.

İbn-i Eüşd: «İbnü'l-Müseyyeb'in: «Bana ulaş­mıştır...» sözünün mânâsı: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'den rivayet edilmiştir, demektir. Çünkü bu gibi sözler reyle söy­lenmez. Îbnü'l-Müseyyeb'in bildirdiği musibet ezandan sonra namaz kılmadan mescitten çıkan ve tekrar dönmeyen kişinin başına gelen dünyevi bir musibettir. Çünkü o kişi, dünyasıyla ilgili işlerini zamanı gelmiş olan namaza tercih etmiş oluyor» demiştir.

Ebû Amr bin Abdi'1-Berr: Abdestli iken ezandan sonra namaz kılmadan mescidden çıkan kişi hakkında bu hadisle hükmedilmesi üzerine âlimler ittifak etmişlerdir. Keza mescitteki adam tek başına farzını kılmış ise tekrar cemaatla o namazı kılmak üzere mescidde beklemelidir. Cemaatla o namazı tekrar kılmadıkça mescidden çıkması caiz değildir. Ancak kıldığı namaz tekrar cemaat­la iadesi matlub olan namazlardan değilse çıkmasında bir sakınca yoktur. Söz konusu adamın abdest tazelemek gibi bir maksadla tek­rar mescide gelmek üzere çıkmasında bir mahzur yoktur, demiştir.

Ezandan sonra mescidden çıkmayı mubah kılan mazeretlerden birisi de bu günkü birtakım insanların mescitlerde ihdas ettikleribid'at ve gayri meşru hareketlerdir. Meselâ;. îmamm sesi bütün ce­mâat tarafından duyulduğu halde nıübelliğlik yapmak, imâmın ipek­li elbise giymesi veya altın takınması, imamın Peygembar (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) ve Hulafâ-î Râşidîn'in namaz kıldırışına aykırı bir tarzda namaz kıldırması ve benzeri hareketler o mescidden namaz kılmadan çıkmayı meşru kılar.

Ebû Davud'un 'Tesvîb bâbı'nda Mücâhid 'den ri­vayet ettiğine göre şöyle söylenmiştir:

«Ben Abdullah bin Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anhümâ) ile beraberdim. Bir müezzin öğle veya ikindi ezanında tesvîb etti. Yâni «Es-Salâtu Hayrün Minennevm» dedi. İbn-i Ömer Mücâhid'e i «Bu mescidden çıkıp gidelim. Çünkü şu tesvib (öğle veya ikindi eza­nında okunduğu için) bid'attır», demiştir.[52][52]




[2][2]Abdullah Bin Zeyd (R.A.)'in Hal Tercemesi

Abdullah bin Zeyd bin Abd-i Rabbih bin Sulebe bin Zeyd el-Ensarî el-Hazred Ebû Muhammed el-Medeni, Akabe görüşmesinde bulunmuş ve Bedir savaşma ka­tılmıştır. Rüyasında ezanı gören zât odur. Medine-i Münevvers'de mescid-i Ne­bevi yapıldıktan sonra hicretin ilk yılı rüya olayı vuku bulmuştur. Peygamber <S.A.V.Vden hadîs rivayet etmiştir. Râvileri : Oğlu Muhammed, Saîd bin el-MÜ-seyyeb, tbn-i Ebİ Leylâ ve bir cemaattır. Buhârî ve îbn-i Adiyy: Ezan hadisinden başka hadisi tanınmıyor demişlerdir. Fakat el-Hâlız : Ben, Onun ezan hadîsinden başka hadislerini bularak bir cüzde topladım, demiştir. Halife Ömer bin Abdül-aziz'in hayat hikayesinde sahih bir senedle rivayet edildiğine göre Abdullah'ın kızı, Halife'nin huzuruna girerek: Ben, Abdullah bin Zeyd'in kızıyım. Babam, Be­dir savasına katılmış ve Uhud savaşında şehid edilmiştir, demiş; Halîfe de : Di­lediğini İst» «Uyerek tttlediğt kadar ons yardımda bulunmuştur. Oğlu Muhammed'-den rivayet edildiğine göre Abdullah, 64 yaşında iken hicretin 32. yılı vefat etmiş ve Osman (R.A.) onun namazını kaldırmıştır. (El-Menhel C. 4, Sah. 131)

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/479-482

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/484-486

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/486-489

[10][10]Ebû Mahzure ve Abdullah Bin Muhayriz (R.A.)'in Hal Tercemeleri

Ebu Mahzûre El-Kureşî El-Mekkİ, sahâbîdir. Adı Evs'tir. Bir rivayete göre Semure'dir. Başka rivayetler de vardır. Kendisi, Peygamber (S.A.V.)'den hadis rivayetinde bulunmuştur. Râvileri ise, oğlu Abdülmelik, Abdullah bin Muhayriz, Muhammed bin Yezîd En-Nahai ve başkalarıdır. Hicretin 59. yılı vefat ettiği söy­lenmiştir. Mekke fethinde ezan okuma görevini Peygamber (S.A.V.), Ona vermiş­tir. Herkesten güzel ezan okurdu ve sesi herkesinkinden daha yüksekti. Hadislerini Müslim, Ebü Dâvûd, Tirmizl, Nesâî ve îbn-i Mâceh rivayet etmişlerdir.

Abdullah bin Muhayriz bin Cenâde bin Veheb Ebû Muhayriz Mekkeli olup, Kudüs'te ikamet etmiştir. Kendisi Ebû Mahzûre, Ubâde bin Es-Sâmit, Ebû Sald-i Hudri, Muâviye bin Ebi Süfyan ve başkalarından rivayet etmiştir. Râvileri ise Ab­dülmelik bin Ebi Mahzûre, Büsr bin Abdillah, Mekhul ve Atâ'dır. Ahmed bin Ab-dillah El-îcll: O, halk içinden seçkin ve sıka bir zâttır, demiştir. Nesaİ'de onun sı­ka olduğunu söylemiş, Buhârî, Müslim. Ebû Dâvûd ve Nesâi onun hadîslerini ri­vayet etmişlerdir. (El-Menhel. C. 4. Sah. 136-144)

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/495-497

[14][14] Mekke hâricinde bir semtin adıdır. Ona Bathâ' ve Mıhsab da denilir.

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/498-501

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/502

[20][20]Osman Bin Ebil-As (R.A.)'ın Hat Tercemesi

Osman bin Ebil-As bin Bişr Ebû Abdillah Peygamber <S.A.Vr>'in yanına sa-kîf hey'eti içinde gelerek müslümanlığı kabul etmiştir. Peygamber (S.A.V.) Onu Tâil valiliğine atamış. Peygamber (S.A.V.)'den sonra Ebû Bekir (R-A.) ve Ömer (R.A.), hilafetleri gj«ypaniTwfa onu bu görevde ibkâ ettirmişler. Bilahere Ömer (R.A.), onu Umman ve Bahreyn valiliğine atamıştır. Peygamber (S.A.V.)'den dokuz hadîs rivayet etmiştir. Kendisindefl de Sald bin el-MÜseyyeb, Nâfİ bin C0-beyr, Yezid bin Abdillah ve el-Hasan bin Ebi'l-Hasan rivayette bulunmuşlardır. Hicretin 55. veya 51. yılı, Muâviye (R.A.)'nin hilafeti zamanında velat etmiştir. Tirmizİ, Ebû Davûd ve îbn-i Maceh, onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (El-Men-hel. C. 4, Sah. 48)

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/505-506

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/508-510

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/510-511

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/513-514

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/515

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/518-520

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/521-523

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/523-524

[38][38] îsrâ :   44

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/527

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/528-530

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/531

[46][46] Sa'd el-Karazi'nin evladı (badis rivayeti yönünden) zayıf oldukları için bu hadisin İsnadının zayıflığı ve fakat hadis metninin mânasının sahlh-i BuharI de bulunduğu Zevaiz'de bildirilmiştir.

[48][48]Ebü>Şa'sa <R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Süleym bin Esved bin Hanzala el-Muhârîbi el-Kûfi'dir, Ömer bin el-Hattab, onun oğlu Abdullah, Ebû Zerr, Huzeyfe, İbn-i Mesud, Aişe, Ebû Hüreyre (R.A.) ve başkalarından hadis rivayet etmişlerdir. Kendisinden de İbrahim en-Nehâl, Abdurrahman bin el-Esved, Cami' bin Şeddâd, Ebû İshâk ve bir cemaat rivayette <R.A.), bulunmuşlardır. İbni Muin. el-îclî. Nesat ve Ahmed onun sıka olduğunu söylemişlerdir, tbn-i Abdil-Berr de : Âlimler onun sıka olduğunu icmâ etmişlerdir. H : 83 veya 85 yılı vefat etmiştir. Kütüb-i Sitte sahibleri, onun hadislerini naklet mislerdir. (EI-Menhel C. 4, Sah. 217)

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/537

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/539-540

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

36 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk