Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceKefaretler Hadisleri

Kefaretler Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

KEFARETLER KİTABI 3

1- Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellemin (Genelikle Kullandığı)  Yemin   (Şeklinin Beyânı)  Babı 3

2- Allahdan Başka Bir Şey Üzerine Yemin Etmekten  Nehiy Babı 5

Allah'tan Başka Bir Şeye Yemin Etmenin Hükmü. 6

3- İslamiyet'ten Başka Bir Din Üzerine Yemin Edenin  (Hükmünün Beyânı)   Babı 6

4- Kendisi (Nîn Îknâ Edilmesi) İçin Allah Adı Üzerine Yemin Edilen Herkes (Edilen Yemine) Razı Olsun, Babı 9

5- Yemin (Netice Îtîbarı İle) Ya Günaha Girmektir Yâ Da Pişmanlık Duymaktır, Babı 9

6- Yeminde İstisna Babı 10

7- Bir Şey İçin Yemin Edip Ondan Başka Bir Şeyi Daha Hayırlı Gören Kimse (nin Ne Yapacağını Beyan Eden Hadisler)  Babı 12

8- Yeminin Kefareti Onu Terketmektir Diyenin Babı 14

9- Yemin Kefâretî Ne Kadar Yedirilir, Babı 14

10- Ailenize Yedirdiğinizin Ortalamasından (Kefaret Verilmesi) Babı 14

Üc Bâbta Geçen İki Hadîsin İzahı 15

Dört Mezheb Âlimlerinin Görüşleri 15

11- Erkeğin  (Âîle Ferdlerine Zarar Veren) Yemininde İnad Ve İsrar Etmesinden Ve Kefaret Ödeme   (Çaresîn)Den  İmtina Etmesinden Nehiy Babı 16

12- Yemin Eden Kişinin Yemininin Gereğine İlgililerin Riâyet Etmesi Babı 16

Başkasinin Bîr Îş Yapması Veya Yapmaması İsteği İle Yapılan Yeminin Hükmü. 18

13- Allah'ı Dilediği Ve Senin Dilediğin, Sözünü Söylemekten Nehiy Babı 18

14- Yemininde Tevriye Edenin (Hükmünün Beyânı) Babı 19

15- Nezir  (Adamak)tan Nehîy Babı 20

16- Günah İslemeyi Nezretmek Babı 22

17- Bir Adak Adayıp Da Adağının Ne Olduğunu Belirtmeyen Kimsenin (Adamasının Hükmünü Beyan Eden Hadisler) Babı 23

18- Nezrin Yerine Getirilmesi Babı 24

19- Zimmetinde Bir Adak Bulunduğu Halde Ölen Kimse (Nin Adaglna Âît Hükümleri Beyan Eden Hadîsler) Babı 25

20- Yaya Olarak Hacca Gitmeyi Adayanın (Adak Hükmünün Beyânı) Babı 27

21- Nezrinde İbâdeti Günaha Karıştıranın (Nezrinin Hükmüne Âit) Hadis Babı 28


11- KEFARETLER KİTABI

1- Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellemin(Genelikle Kullandığı)  Yemin   (ŞeklininBeyânı)  Babı

2090) Rıfâa el-Cühenî (Radıyallâhü anA/'den; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemin etmek İstediğizamanıMuhammed'in nefsi (kudret) elinde olan (Allah)'a yemin ederim.»

derdi"

2091) Rıfâa bin Araba el-Cühenî (Radtyallâhü a»A/den; Şöyle de­miştir :

Allah huzurunda şehâdet ederim ki Resulullah (Sallallahü Aley­hi ve SeilemJ'in (genellikle) ettiği yemin:

«Benim nefsim (kudret) elinde olan (Allah)'a yemin ederim.» (şeklinde) idi.

(Yahut Rıfâa şöyle demiştir:) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (genellikle) ettiği yemin:

«Allah huzurunda şehâdet ederim, nefsim (kudret) elinde olan (Allah) 'a yemin ederim.»  (şeklinde) idi.'*

Not: Bu iki hadisle İlgili olarak Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu iki sened de zayıftır. Çünkü birinci senedde bulunan Muhammed bin Mus'ab zayıftır, ikinci senedde bulunan Abdülmelik bin Muhammed es-San'ânl de zayıftır. Lâkin Nesâİ bu hadisi Amelii'1-Yevm vel-Leyle'de İki sened ile rivayet etmiştir. Bu senedlerin birisi Buhârt ile Müslim'in şartı üzerine, diğeri de Buhârî'nin şartı üzerine sa­hihtir.

Bu hadisin ravİsi Rıfâa'nın bundan başka hadîsi müellifin süneninde yoktur. Buhâri, Müslim, Tirmizi, Ebü Dâvûd ve Nesâİ'nin yanında ise hiç bir hadisi yoktur.

2092) Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (RadtyaUâhii anhümYAtti rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem)'m yeminleri­nin ekserisi şu idi:                                   

«Kalbleri (n hallerini) değiştiren (Allah)'a andolsun ki, hayır.»"[2][2]

Hadîsin Fıkıh Yönü

E 1 - H â f ı z yukarda anlattığı iki hükümle beraber aşağıdaki hükmün de bu hadisten çıkarıldığını ifâde etmiştir;

Allah'ın bir sıfatı ile yemin edip, sonra yeminini bozan bir kim­senin kefaret ödemesinin gerekliliğine hükmedenler için bu hadis de­lildir. Bu hükmün aslında âlimler arasında bir ihtilâf yoktur. Mevcut ihtilâf şudur: Allah Teâlâ'nın hangi sıfatları ile yemin oluşur, han­gileri ile oluşmaz. Mukakkik âlimlerin görüşü şudur: Allah Teâlâ'-ya mahsus olup başkası hakkında kullanılmayan sıfatlarla yapılan yeminler, bozdurulduğu takdirde kefaret ödemek gerekir. Meselâ bu hadiste anılan Allah'ın sıfatı Ona mahsustur. Bu yemin bozduruldu­ğu zaman kefaret çıkarılır. Fakat Allah Teâlâ hakkında kullanıldığıgibi başkası hakkında da kullanılan sıfatlar ile yapılan yemin böyle değildir. Meselâ diri mânâsını ifâde eden "Hayy", ve vardır mânâsı­nı ifâde eden "Mevcûd" kelimeleri Allah Teâlâ hakkında kullanıldı­ğı gibi başkaları hakkında da kullanılır. Bu kelimeler ve benzeri ke­limelerle yapılan yeminler muteber mi, değil mi? Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır.

El-Hâf iz, Buharı' nin "Peygamber'in yemi-,* nasıl idi" adlı babında rivayet olunan hadîslerin izahının baş kısmında özetle şöyle der:

"Bu bâbta rivayet edilen Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in yeminleri dört çeşittir: Birincisi: «Nefsim (kudret) elinde olan (Al­lah)'a and olsun.-

-Muhammedin nefsi (kudret) elinde olan (Allah)'a and olsun» yemini de ilk yemin gibidir. Bu yemin sözü başında **Lâ" veya "Emâ" yahut "Eym" kelimesi bazen bulunmuş, bazen de bulunmamıştır. (2090-2091 nolu hadis)

İkincisi: «Kalbieri çeviren (Allah)'a andolsun ki, hayır.» (2092 nolu hadisimiz gibi.»

Üçüncüsü: «Vallahi» şeklindedir.

Dördüncüsü : -Kabe'nin Eabbine and olsun» şeklindeki yemindir.

Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in en çok kullandığı yemin birinci şekildir. Bundan sonra çok kullandığı yeminin ikinci şekil ol­duğu anlaşılıyor,

H a n e f î 1 e r ile Mâl i k i I er'in sözlerinin zahirine göre Allah Teâlâ'mn Kuranı Kerim'de veya sahih hadîslerde gelen bütün isimleri ve sıfatlan ile yapılan yeminler muteber olup bozdurulması hâlinde kefaret ödemek gerekir,

Şâ fi i ler ile Hanbe liler'in meşhur kavillerine gö­re Allah Teâlâ'mn isim ve sıfatları üç kısımdır: Rahman, Âlemlerin Rabbi ve yaratıkların Halikı gibi Allah Teâlâ'dan başkaları hakkın­da kullanılmayan kelimelerden birisi ile yapılan yemin oluşur ve bozdurulması kefareti gerektirir.

Allah hakkında kullanıldığı gibi bazen başkaları hakkında da kullanılan Hak ve Bâb gibi kelimelerle yapılan yemin yine muteber olup bozdurulması kefareti gerektirir. Ancak kişi bununla yemin eder­ken Allah'tan başka bir şeyi kasdederse yemin oluşmaz.

Allah hakkında kullanıldığı gibi çok zaman başkası hakkında da kullanılan; Mevcûd, Mümin ve benzeri kelimelerle yapılan yemin ile Allah Teâlâ kasdedilirse yemin oluşur. Fakat başka şey kasdedilirse veya hiç bir şey kaydedilmezse yemin oluşmaz."[4][4]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvüd da rivayet etmiştir. Sindi' nin beyânına göre Beyzâvi: Hadisin metninin'mânâsı şöyledir: "Eğer durum böyle değilse ben Allah'tan mağfiret dilerim." Bu sözyemin olmamakla beraber, anlatılan durumun doğruluğunu tasdik ve takviye etmesi bakımından yemine benzer ve bu nedenle E b û H ü r e y r e    (Radıyallâhü anh) buna yemin ismini vermiştir, der.

T ı y b i ise .- Anılan sözün yemin mâhiyetini taşıması bakı­mından şöyle demek uygundur : Allah'tan mağfiret dilemeye âit cüm­le, yemin cümlesine atıf edilmiş olarak kabul edilmelidir. Yemin cüm­lesi ise mukadderdir, yâni sözden atılmıştır. Esas itibarı ile sözün ta­mamı şöyledir: "Ben Allah'a yemin ederim ve eğer durum böyle de­ğilse Allah'tan mağfiret dilerim."

Cümlenin başında bulunan "Lâ" harfi, yeminin tekidi için kul­lanılan bir zâid edat olabilir. Veya yeminden önce konuşulmuş bir sözün reddedilmesini ifâde etmek ü^ere kullanılmıştır.[6][6]

İzahı

Mâlik ve KütÜb-i Sitte sahibi erin in hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Tuhfe yazan bu hadisin şerhinde : 'Allah Teâlâ'dan başka bir şe y« yemin etmenin yasaklanmasının hikmeti hakkında g&ttnler şöylo inişlerdir: Bir şeye yemin etmek onu tazim ve yüceltmeyi gerekli rir. Hakikatta azamet Allah'a mahsustur. Babalar veya başka şeyle­re yemin etmenin hükmü hakkında ihtilâf vardır.    Hanbeliler'in meşhur kavline göre haramdır.   M â 1 i k i 1 e r' in    meşhur kavline göre mekruhtur demiştir.

Bu hususta genişçe bilgi bu babın sonunda verilecektir.

2095) Abdurrahman bin Semûre[8][8]

İzahı

Abdurrahman bin Semûre'nin hadisini Müs­lim   ve   N e s â î   de rivayet etmişlerdir.

Bu hadîste geçen "Tavâği" tâğiye'nin çoğuludur, putlar demektir. Höreyre>nin hadîsini Buhar i, Müslim. Jj-Du Dâvud ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Bu ve bun­dan sonraki hadiste geçen "Lât" ve .Uzzâ" da putların isimleridir.

S a d (Radıyallâhü anhVın hadisini N e s â î de rivayet et­miştir.

Bu hadîsler, babalar ve putlar üzerine yemin etmenin yaşattığı­na delâlet ederler. Ayrıca son iki hadis de, putlar üzerine yemin eden bir kimsenin Kelime-i Tevhid getirmesini emreder. N e v e v i bu hadîslerin şerhinde şöyle der:

"Bu hadisler, putlar üzerine yemin edenin Lâ ilahe illallah keli­mesini getirmesini emreder. Çünkü kişi putlar üzerine yemin edinceputları tazim edici söz söylemiş olur. Bizim arkadaşlarımız: Bir kim­se herhangi bir put üzerine yemin ederse veya; Şu işi yaparsam ya-hûdî olayım, yahut hıristiyan olayım, veyahut İslâm dîninden veya Peygamber (Aleybi's-salâtü ve's-selâm)'den uzak olayım derse veya buna benzer bir yeminde bulunursa, bu yemin oluşmuş bir yemin sa­yılmaz. Böyle yemin eden kimse derhal Allah'tan mağfiret dileyip Kelime-i Tevhid getirmekle mükelleftir. Dediği işi yapsın veya yap­masın yemin kefareti ödemesi gerekmez, demişlerdir. Mâlik, Ş â -f i İ   ve âlimlerin cumhurunun mezhebi de budur.

Ebû Hanîfe'ye göre adam böyle bir yeminde bulunduğu zaman yemin kefaretini de ödemekle mükelleftir. Ebû Hanîfe delil olarak şunu göstermiştir: Bir adam Zihâr (Erkeğin, kendi karı­sını mahremi olan bir kadının sırtına benzetmesi gibi yemine Zihâr denilir) yemininde bulunduğu takdirde kefaret ödemekle mükellef tu­tulur. Çünkü yalan ve çirkin bir söz söylemiş olur. Putlar üzerine yapılan yemin ve yukarda anılan diğer yeminler de yalan ve çirkin yeminlerdir. Şu halde bundan dolayı da kefaret ödenmelidir.

Cumhur, Ebû Hanîfe1 ye şöyle cevap vermiştir: Hadis­lerde Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) böyle yemin edenin Ke-lime-İ Tevhîd getirmesini emretmiş, fakat kefaret ödemesini emrot-memiştir. Kefaret ödeme işi Seri Şerifle sabit olmadıkça asıl olan bunun yokluğudur.'[10][10]

2. Şâfiîler'e   göre yukarda anılan maksadlar olmaksızın Allah'tan başka mukaddes varlıklarla yemin etmek mekruhtur.

3. Hanbeliler'e   göre Allah'tan başka varlıklar üzerine yemin etmek haramdır. Böyle yemin edenin tevbe ve istiğfar etmesi, pişmanlık duyması gerekir. Kefaret ödemesi diye bir şey lâzım gel­mez.

4. Mâliki1er'in meşhur kavline göre de haramdır. Ba­balar, eşraf ve padişahlar üzerine yemin etmek de haramdır."

Yeminlerle ilgili hükümler pek geniştir. Fıkıh kitablarına müra­caat etmek gerekir.[12][12]

İzahı

Bu hadîsi Kütüb-İ Sitte sâhiblerinin hepsi rivayet etmişlerdir. Hadîste geçen Millet kelimesi din ve şeriat demektir. Bu kelime umumî olduğu için bütün dinleri kaplar.

Bu hadis iki şekilde yorumlanabilir. Şöyle ki t

Bir dîne yemin etmek iki şekilde olabilir.

Birinci şekil: Meselâ hıristiyanhk dinine veya yahudilik dînine yemin ederim ki falan iş şöyle olmuştur veya ben şöyle yapacağım. Eğer hadîsteki yeminden maksat bu tarz yemin ise, böyle yemin eden müslüman kimse bu dinin bâtıl olduğuna inanır. Halbuki bir şeye yemin etmek, o şeyi tazim ve yüceltmek içindir. Müslüman kimsenin bâtıl bir dîni yüceltmediği ve böyle bir inanç sahibi olmadığı malum­dur. Şu halde böyle bir yeminde bulunan müslüman o dîne yemin etmekle sözde tazimde bulunuyor ise de bunda samimî değildir ve gös­terdiği yüceltme hususunda yalancıdır. Çünkü yüceliğine inanma­dığı o dini yüceltir gibi görünür. Bu kısa bilgiyi verdikten sonra şöy­le diyeyim: Hadîsteki "Kâzib = Yalana" kelimesinden maksad "ye­min edenin o dîni yüceltmekte yalancı olması" mânâsıdır. Hadisteki "Müteammid = kasıdlı olarak" kelimesinden maksad da "yemin ede­nin bu durumu bile bile yemin etmesi" dir.

Yukardaki açıklama ve yoruma göre hadisin açık meali şöyledir: «Bir kimse İslâmiyet'ten başka bir dîne yalancı ve bile bile, yani o dînin yüceltmeye lâyık olmadığına inandığı halde ve bile bile ye­min ederse o kimse dediği gibi yalancıdır."

Bu yorumdan çıkan sonuç şudur: Böyle yemin eden kimsenin yemini muteber değildii ve kişi bununla küfre gitmez.

Yukarda anlattığım şekilde bâtıl bir dîne yemin edip o dîni yü­celtmek ve tazim etmek maksadını samimi olarak beslerse, yâni yü­celtmede yalancı olmayıp onu hak bir din kabul edip bu niyetle ve bile bile onunla yemin ederse, yemin eden adam dediği gibidir. Yâ.^ ni kâfir olur. Çünkü müslüman adam başka bir dîni yüceltmez, onun yüceliğine inanmaz, inanırsa İslâmiyet'ten çıkmış olur. Ancak hıris­tiyanhk veya yahûdılik dinlerine yemin ederken bu dinlerin asıl ve tahrif edilmemiş olan mâhiyetini kasdederek yemin ederse kâfir ol­maz. Anlattığım hükümler Kastalânî' den naklen verilmiş­tir.

Yukarda, bir dîne yemin etmenin iki şekilde olabildiğini söyle­dim. Birinci şekli ve bu şekle göre hadîsin yorumunu anlattım.

İkinci şekil yemin: Bir işi veya bir sözü, yahut bir fiili yemine bağlamaktır. Meselâ kişi şöyle der.- Bu işi yapmamış isem, yahut yapmış isem. veya yaparsam, yahut böyle söylersem, yahudi olayım veya hıristiyan olayım, yahut putperest olayım, der. Bu da bir tarz

yemindir.

Hadisten kasdedilen yemin tarzı bu olabilir. Bu takdirde hadîste­ki "Kâzib s= Yalancı" kelimesinden maksad "yemininde yalancı" de­mektir. Yâni meselâ : Adam bir şey yapmış olduğu halde, "Eğer bu işi yapmış isem yahûdi olayım*' diye yemin eder. Keza adam "Şu işi yaparsam hıristiyan olayım" der, sonra o işi yapar. Verdiğim her iki misâlde de adam yalan söylemiş olur. Çünkü geçmiş zamanda yap­tığı işi inkâr ediyor, İkinci misalde de yeminini bozarak yeminine ay-kin hareket etmekle yeminine sadâkat göstermiyor.

Bu hadîs böylece de yorumlanabilir. Hadîsin açık meali şöyle olur:

-Kim yemininde yalancı olarak ve bile bile İslâmiyet'ten başka bir dine girmek üzere and ederse o kimse dediği gibi (kâfir) dir. Veya and ettiği dîne inananlar gibi azaba müstahaktır.»

Bu yorumla ilgili olarak Avnü'l-Mâbud sahibi şöyle der: "Hadisin zahirine göre bir kimse böyle yemin ederse kâfir olur. (Yâni meselâ bir adam bir şey yapmıştır. Sonra: Eğer bu işi yapmış isem hıristiyan veya yahûdi olayım derse, yahut falan işi yaparsam yahûdi olayım diye yemin edip sonra o işi yaparsa islâmiyet'ten çık­mış olur.)

El-Hâfız: Bu hadîsten maksad; böyle yeminin elîm bir azaba sebebiyet verdiğini bildirmek üzere tehdit olabilir, küfür hükmü kas-dedilmemiş olabilir. Yâni o dîne inanan bir kimsenin müstehak ola­cağı azabın benzerine böyle yemin edenin de müstehak olduğunu bil­dirmek murad olabilir. Bunun bir benzeri: -Namazı terk eden bir kimse kâfir olur» mealindeki hadîstir. Yâni namazı terkeden kimse, namazı inkâr edenin azabı gibi bir azaba müstehak olur. İbnü'l-Münzir demiştir ki: "Hadîsin: O kimse dediği gibidir, cümlesi böyle yemin edenin mutlaka küfre gittiğini ifâde için olmasa gerek. Maksad şu olabilir. O dini yücelten adam nasıl yalancı ise onunla ye­min eden adam da öylece yalancıdır, diye bilgi vermiştir.

Yine   el-H â fi z'ın   beyânına göre   Îbnü'l-Münzir şöyie demiştir:

Bir adam: "Eğer şu işi yaparsam Allah'ı inkâr etmiş olayım ve­ya hıristiyan olayım, yahut putperest olayım" gibi bir söz sarf edipsonra da o işi yaparsa, adamın durumunun ne olduğu   hususunda âlimler ihtilâf etmişlerdir:

1. îba-i   Abbâs,   Ebû   Hüreyre,   Atâ,   Kata do ve İslâm memleketlerindeki fıkıhçılarm cumhuru: Bu adama kefaret vâcib olmaz ve bu sözden dolayı kâfir olmaz.   Ancak kâfir olmaya kalben karar vermiş ise o zaman kâfir olur, demişlerdir.

2. Evzâî,   Hanefîler,   Ahmed   ve   îshak:   Bu söz bir yemindir ve adama kefaret gerekir, demişlerdir.

Îbnü'l-Münzir bu iki görüşü beyân ettikten sonra ük gö­rüşün daha sıhhatli olduğunu savunarak: Çünkü Lât ve UaaA'ya ye­min edenin, La ilahe illallah, demesi (2096 nolu) hadiste emredilmiş, fakat kefaret ödenmesi emredilmemiştir, demiştir.

El-Hâfız   bu nakli yaptıktan sonra şöyle der: "tbn ü'l-M ünz ir' den   başkası ilk görüşü teyiden: (2098 nolu) hadiste "Kim İslâmiyet'ten başka bir dîne yemin ederse o kim­se, dediği gibidir" buyurulmakla müslümanların korkutulması kas-dedîlmiştir. Tâki kimse böyle söz sarf etmeye cesaret edemesin."

Hattâbl: de: Bu hadîs, İslâmiyet'ten uzak bulunayım, di­ye yemin eden bir kimsenin günah işlemiş sayıldığına ve kefaret öde­mekle mükellef tutulmadığına delâlet eder. Çünkü bu hadis böyle ye­min eden kimsenin cezasının mal ödemek olmayıp diyanetinin zede­lenmesi olduğuna hükmetmiştir, demiştir.

2099) Enes (Radtyallâhü o»*;'den; Şöyle demiştir: Bir adam: Ben o zaman şüphesiz yahûdi olayım, derken Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun sözünü işitti. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Yahudilik (o takdirde) tahakkuk etmiş oldu,» buyurdu."

Not:  Zevftid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Bakiyye btn el-Velld tedlisçidir ve bunu an'an» Ue rivayet etmiştir.

2100) Büreyde (bin el-Husay&) (Radtyallâhü û»A)'den rivayet edil­diğine güre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

- (Falan işi işlemiş isem - falan sözü söylememiş isem gibi bir şar­ta bağlı olarak) İslâm dîninden uzak bulunayım diyen bir kimse (bu yemininde) yalancı ise, o kimse dediği gibi (İslâmiyet'ten uzak bu­lunmuş veya İslâmiyet'ten uzak bulunanlar gibi azaba müstahak ol­muş) dır. Eğer (bu yemininde) doğru sözlü ise İslamiyet salimen ona dönmez.»"[14][14]

4- Kendisi (Nîn Îknâ Edilmesi) İçin Allah Adı Üzerine Yemin Edilen Herkes (Edilen Yemine) Razı Olsun, Babı

2101) (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edü-Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir adamın, kendi ba­basının üzerine yemin ettiğini işitti ve bunun üzerine :

«Babalarınız üzerine (sakın) yemin etmeyiniz. Allah'a yemin eden bir kimse doğru söylesin. Kendisi(nin ikna edilmesi) için Allah'a ye­min edilen bir kimse, razı olsun! (Yeminin gereğini kabul etsin). Al­lah (adına edilen and) a rıza göstermeyen (gereğini kabul etmeyen) kimse Allah'a yakın (bir kul) değildir.»"

Not;  Bunun senedindeki râvüerin sıka oldukları Zevâid'de bildirilmiştir.

2102) Ebû Hüreyre (Radıyailâhii anh)'ûen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Meryem oğlu İsâ bir adamın hırsızlık ettiğini görmüş ve ona: Sen çaldın mı? diye sormuştur. Adam da: Kendisinden başka ibâdete liyakatli hiç bir ilâh olmayan (Allah) 'a yemin ederim ki hayır, (çal­madım) , demiş. Bunun üzerine İsâ (Aleyhisselâm) : Allah'a İman et­tim (O'nun adına yemin edeni doğruladım) ve gözümü yalanladım, demiştir.»"[16][16]

5- Yemin (Netice Îtîbarı İle) Ya Günaha Girmektir Yâ Da Pişmanlık Duymaktır, Babı

2103) (Abdullah) bin Ömer (Radtyaltâhü anhümâ)'â&n rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallaltakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Yemin (sonucu İtibarı ile) ancak ya günaha girmektir veya piş­manlık duymaktır.»"

Not: Zevâid'de : Bu hadisi îbn-i Mâceh kendi sahih'inde rivayet etmiştir. Şu halde hadis sahihtir, denilmiştir. Halbuki, tbn-i Mâceh'in kitabına Sahih ismi ve­rilmez. (Ona sünen, denilir.) Zevâid yazan bu hadisi Îbn-İ Hİbban veya tbn-i Hu-zeyme'nin kendi sahihinde rivayet ettiğini söylemek istemiş de sehven îbnl- M&-ceh, demiş olabilir,[18][18]

6- Yeminde İstisna Babı

tstisnâ kelimesi Türkçemizde de kullanılan ve türkceleşmiş bir sözcüktür, denilebilir. Bununla beraber bu kelimeyi biraz açıklıyahm. İstisna, bir sözün kapladığı anlamın bir kısmını ondan ihraç etmek­tir. Meselâ: Bütün insanlar sapıktır, müminler hâriç.

Bu örnekte kullanılan insanlar sözü, mü'minleri de içine alır. în-sanlör için verilen sapıklık hükmünden müminler istisna, edilmiştir. Bu nevi istisna bulunduğu gibi bir hükmü bir şarta bağlama hâline da istisna denilir. Meselâ: Evime gelirsen sana ikramda bulunurum, eözünde, muhataba ikram etmek hükmü, onun eve gelmesi şartına bağlanmıştır. Bu duruma göre muhâtab eve gelmezse ikram görme­yecek veya ona ikram vadi olmayacak, denilebilir.

Avnü'l-Mabüd yazarı Ebü Davud'un sünenindeki "Ye­minde istisna" babının girişinde e 1 - H â fi z' in şöyle dediğini nakleder: Malum olan istisna nevinden başka, bir istisna çeşidi var­dır. O da taliklerdir. Talik çeşitlerinden birisi d© bir işi Allah'ın dile­mesine talik etmektir. Bu bâbta kasdedilen istisna, bir işi Allah'ın di­lemesine talik etmek (bağlamak) tır. Meselâ bir adam: Vallahi eğer Allah dilerse falan işi yapacağım, derse yemininde istisna etmiş olur. Keza: Allah'a yemin ederim ki, Allah dilerse şu işi yaprmyacağım, derse yemininde istisna etmiş olur.

E 1-Hâ f ı z'ın yukardaki beyânına göre bir adam: Allah'a yemin ederim ki inşsallah şu işi yapacağım veya şöyle diyeceğim, di­ye yemin ©derse yemininde istisna etmiş olur. Ancak adam talik ni­yeti ile değil de, mübarek bir sözdür, diye inşâallah kelimesini kul­lanırsa buna istisna denmez,

2104) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü «ftAJ'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim yemin edip de (yemininde) inaaatlah (Yâni Allah dilerse) ders© bu istisnası onun İçin (yararlı)dır.»"

2105) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankumâ)\\an rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Salldlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Yemin edip de (yemininde) inşâallah diyen adam, dilerse (ye­mininden) dönüş yapar (yeminini bozar) dilerse (yeminini olduğu gi­bi) bırakır. (O kimse) günaha girmiş olmaz. (Yâni yeminini bo/.sa kefaret ödemesi gerekmez.)

2106) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle de­miştir :

Yemin edip de (yemininde) inşâallah diyen bir kimse (yeminini bozduğunda) günah işlemiş olmayacaktır. (Yâni kefaret ödemesi ge­rekmez) "[20][20]

7- Bir Şey İçin Yemin Edip Ondan Başka Bir Şeyi Daha Hayırlı Gören Kimse (nin Ne Yapacağını Beyan Eden Hadisler)  Babı

2107) Ebû Musa (el-Eş'ârî) (Radtyallâhü ank)'âen; Şöyle demiştir:

(Tebûk seferi için hazırlık yapılırken) ben Eş'arîlerden küçük bir cemâat içinde Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem)'in yanı­na vararak kendimiz için binek hayvanı istedik, Resûlullah (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) bize :

—  «Vallahi sizi bindiremem ve sizi bindireceğim hayvan yanım­da yoktur- buyurdu. Ebû Mûsâ demiştir ki, bunun üzerine biz Al­lah'ın dilediği kadar bekledik. Sonra (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) e ganimete âit) develer getirildi. Resûl-i Ekrem (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)  (bunlardan semizlikten) hörgüçleri be yozlaş­mış üç dişi devenin bize verilmesini emretti. Biz (develeri teslim alıp) gidince, bâzılarımız diğer arkadaşlarımıza: Biz Resûlullah (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) e müracaatla kendimiz için binek hayvanlarını istedik. Kendisi bize binek hayvanı veremeyeceğine yemin etti. Son­ra da bize binek hayvanları verdi. (Herhalde biz O'na yeminini unut­turduk, bundan sonra iflah olamayız) Geri dönelim, dediler.   Bunun üzerine biz (geri dönüp) huzura çıktık ve:

—  Yâ Resûlallah! Biz sana gelip binek hayvanları bize vermeni istedik. Sen bize binek hayvanları veremeyeceğine yemin ettin. Son­ra da bizi bindirdin, dedik. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) bize e

—  «Vallahi sizi ben bindirmedim. Sizi Allah bindirdi.   Vallahi ben bir şey için yemin edip sonra o şeyden başka bir şeyin deha ha­yırlı olduğunu bildiğimde inşâallah şübhesiz yeminimin    kefaretini öderim ve daha hayırlı olan şeyi işlerim* buyurdu veya «Daha hayır­lı olanı işlerim ve yeminimin kefaretini Öderim» buyurdu."

2108) Ad! bin Hatim (RadtyaHâm a**J'den rivayet edildiğin* göre; Resûluttah (SaHallakü Aleyki ve S*B*m) yiyle buyurdu, demıçtir:

-Kim bir şey için yemin edip sonra ondan başka bir şeyi daha hayırlı bilirse, daha hayırlı olanı yapsın ve yemininin kefaretini öde­sin.-"

2109) Mâlik el-Cüşemî (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: (Bir defa ben) :

—Yâ Resûlallah amucam oğlu yanıma gelir (= bana ihtiyacı olur), ben de ona (bir şey) vermemeye ve ona sila-ı rahm etmemeye yemin ederim, dedim. O, buyurdu ki t

Yemininin kefaretini öde.»"[22][22]

8- Yeminin Kefareti Onu Terketmektir Diyenin Babı

2110) Âişe (Radıyaüâhü anhâ)ydan rivayet edildiğine göre; Resûlul-lah (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

— «Akrabalık ilişkisini kesmek vey4 İyi olmayan başka bir şey için yemin eden kimsenin biri (yemininin gereğini yapması) o şeye İsrar etmemesi (bırakması) dır.»

Not: Bunun senedinde bulunan râvi Harise bin Ebi'r-Ricâl'ın zayıflığı Üze­rinde ittifak edildiği Zev&İd'de bildirilmiştir.

2111) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Ra-dtyatlâhü ankümyden rivayet edildiğine göre; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

— «Kim bir şey için yemin edip de ondan başka bir şeyin daha hayırlı olduğunu bilirse, yeminini terketsin. Çünkü yeminini terk et­mesi, o yeminin kefaretidir.»*'[24][24]

9- Yemin Kefâretî Ne Kadar Yedirilir, Babı

2112) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümd)'dan; Şöyle ele­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) kuru hurmadan bir sâ' yemin kefareti ödedi ve insanlara bunu emretti, (bir sâ1 kuru hur­ma) bulamayan kimse buğdaydan yarım sâ1 verir."

Not: Bunun senedinde bulunan Ömer bin Abdillah bin Ya'lâ'nın zayıf olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.[26][26]

Üc Bâbta Geçen İki Hadîsin İzahı

9. bâbta geçen hadiste yemin kefaretinin kuru hurmadan bir sâ olduğu bildirilmiştir. Bir sâ kuru hurma bulamayan kimsenin yarım sâ buğday vermesine âit hadîsin son kısmı, ifâde tarzının zahirine gö­re îbn-i Abbâs (Hadıyallâhü anhl'ın sözüdür. Bu kısmın Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'m buyruğundan olması da muhtemeldir.

Yemin kefaretinin 10 yoksulu yedirmek veya giydirmek, yahut bir köleyi azadiamak olduğu ve bunlara gücü yetmeyenlerin üç gün oruç tutmaları olduğu aşağıda meali yazılacak Mâ i d e sûresi­nin 89. âyetinde bildirilmiştir. Kişi dilerse 10 yoksulu yedirir, diler­se Onları giydirir, arzu ederse bir köleyi azadlar. Bunlardan istediği­ni tercih edebilir. Bunların hiç birisini vermeye gücü yetmezse üç gü& oruç tutar.

Şu halde hadîste sözü edilen bir sâ kuru hurma veya yarım sâ buğday her yoksula verilen mikdardır. 10 yoksulu yedirmek gerek­tiğine göre bir yeminin kefareti 10 sâ kuru hurma veya 5 sâ buğday olmuş olur.[28][28]

11- Erkeğin  (Âîle Ferdlerine Zarar Veren) Yemininde İnad Ve İsrar Etmesinden Ve Kefaret Ödeme   (Çaresîn)Den  İmtina Etmesinden Nehiy Babı

2114) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anAj'den rivayet edildiğine göre; Ebü'l-Kasım (Muhammed) (Sallallahü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Sizden birisi (aile ferdlerine zarar verecek bir şey için ettiği) yeminde in ad ve İsrar ettiği zaman şüphesiz bu İsrarı ve inadı (Ken­di yeminini bozup da) emrolunduğu kefareti ödemesine nazaran onun İçin Allah katında daha çok günahtır.

Bu hadîs, ikinci bir senedle de İbn-İ Mâceh'e ulaşmıştır."[30][30]

12- Yemin Eden Kişinin Yemininin Gereğine İlgililerin Riâyet Etmesi Babı

Bu babın başlığında geçen iki kelimenin açıklamasını yaptıktan sonra hadislerin tercemesine geçmek daha uygundur. Çünkü bu açık­lama tercemenin daha kolay anlaşılmasına yardımcı olur.

Muksim: Kasem eden, yemin eden, demektir.

İbrâr: Kişinin ettiği yemininin bozulmamasına riâyet etmek ve onun yemininin korunmasına yardımcı olmaktır. Bunu bir misal ile aydınlatalım : Bir adam bir kimseye: Vallahi şu işi yapacaksın veya falan yere gitmeyeceksin, diye yemin eder. Bu örnekte, muhâtab o işiyaparsa veya denilen yere gitmezse, adamın yeminine riâyet etmiş olur ve yemininin bozulmamasma yardımcı olmuş olur. îşte muhata­bın, bu şekilde söz konusu yemine riâyet etmesine ve yemin sahibi­nin yeminini bozdurmamasına İbrâr denilir. Biz tercemede İbrâr ke­limesini kullanacağız. Maksad bu mânâdır.

2115) Berâ bin Âzib (Radıyallâhü an/rj'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yemin eden kimseyi ibrâr etmemizi (yeminin gereğine riâyet etmemizi) emretti.[32][32]

İzahı

Bu hadisin ilk râvisinin Abdurrahman bin S af-vân mı, yoksa Safvân bin Abdirrahman mı oldu­ğunda râvi tereddüd etmiştir.

Tekmile yazan birinci cildin 238. sahifesinde beyan ettiğine göre Abdurrahman bin Safvân bin Kudâme el-Cümhi (Radıyallâhü anh)'ı î b n - i H i b b â n sahâbiler ara­sında zikretmiştir. Bu zât Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'dan ve Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anhJ'den riva­yette bulunmuş olup râvisi de M ü c â h i d ' dir. Ebû Dâvûd ile İbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Fakat Hulâsa'nın beyânına göre B u h â r i, bu zâtın sahâbiliğinin sa­bit olmadığını söylemiştir. Safvân bin Abdirrahman'a gelince, Hulâsa'da böyle bir isme rastlamadım. Ebû Dâvûd Hacc'ın el-Mültezem babında M ü c â h i d yolu ile Abdur­rahman bin Safvân' dan hadîs rivayet etmiştir. Bu du­ruma göre bu hadîsin râvisinin Abdurrahman bin Saf­vân olması ihtimali bence kuvvetli görülmektedir. Allah daha iyi bilir.

Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu hadiste Mekke fethinden sonra, Mekke' den M e d i n e ' ye gitmenin hicret sayılmayacağını ve hicret faziletini kazandırmayacağını belirtmiştir.

İslâm'da hicret iki kısımdır: Birisi tehlikeli yerden emniyetli ye­re hicret etmektir. İslâmiyet'in ilk günlerinde Mekke' den Ha­beşistan'a yapılan iki hicret ve Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) in Mekke' den M eji i n e ' ye hicret ettiği dönem­deki hicret bu nevidendir. Diğeri küfür diyarından islâm diyarına yapılan hicrettir. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in hicret döneminden sonra ve henüz   Mekke   fethedilmemiş iken   Mekk e ' den Medine-i Münevvere'ye yapılan hicret de bu nevidendir. Bu dönemde yalnız Medine'ye yapılan hicret fslâ-mî hicret sayılırdı. Mekke fethedildikten sonra bu belde artık bir İslâm beldesi olduğu için buradan M e d î n e' ye gidip orada yerleşmek hicret sayılmaz. Fakat küfür diyarından İslâm1 diyarına göç etmek yine hicret sayılır ve buna muktedir olan kimse için hic­ret etmek vâcibtir.

Hz. A b b â s (Radıyallâhü anh) bu durumu bilmediği için Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e İsrarda bulunmuş, i'fiili zâtın muhacir sayılması için Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve'sselâm)'in biat etmesi ricasını tekrarlamış ve bu ricanın kabulü için yemin et­miştir. Resûî-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) amcasının yemini­ni yerine getirmek üzere bu zâta elini uzatıp onun eline dokundur­makla beraber, hicret olmadığını bildirmiştir.[34][34]

13- Allah'ı Dilediği Ve Senin Dilediğin, Sözünü Söylemekten Nehiy Babı

2117) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

— «Biriniz yemin ettiği zaman Allah'ın dilediği ve senin diledi­ğin, demesin. Lâkin Allah'ın dilediği, sonra senin dilediğin, desin.»

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan râvî Eclah bin Abdillah'ın sıkahğı ihtilaflıdır: İmam Ahmed, Ebû Hatim, Nesâî. Ebû Dâvûd ve İbn-i Sa'd onu zayıf görmüşler. İbn-i Muin, Yâkub bin Süfyân ve el-lcli de onu sıka saymışlardır. Senedin kalan râvileri sıka zatlardır.

2118) Huzeyfe bin el-Yemân (Radtyallâhü anhyâen; Şöyle demiştir :

Müslümanlardan bir adam, rüyasında ehli kitâb'dan bir adam­la karşılaşmış ve ehli kitab olan adam ona ı Allah'a ortak koşmanız olmazsa siz (müslümanlar) ne güzel insanlarsınız. Siz AÜah'ın ve Muhammed'in dilediği, diyorsunuz, demiştir. Müslüman adam da sonra rüyasını Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlat­mış, bunun üzerine Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— -Bilmiş olun ki Vallahi şüphesiz siz (müslümanlar)m bu ke­limeyi kullandığınızı bilmiyordum. Şöyle deyiniz ı

"Allah'ın dilediği sonra Muhammed'in dilediği." buyurdu.

Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nın ana bir erkek kardeşi Tufeyl bin Sahbere (Radıyallâhü anh) de bu hadîsin mislini Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'den rivayet etmiştir."

Not :   Bu senedin râvüerinin Buhâri'nin şartı üzerine sıka oldukları, Zevâîd'debildirilmiştir,[36][36]

14- Yemininde Tevriye Edenin (Hükmünün Beyânı) Babı

2119) Süveyd bin Hanzala (Radtyattâhü a»*)'den; Şöyle demiştir:

Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ziyaret etmek üze­re (yola) çıktık. Beraberimizde Vâil bin Hücr de var idi. (Yalda) Vâil'i bir düşmanı yakaladı. Arkadaşlar (Vâitt kurtarmak için) ye­min etmeyi günah saydılar. Ben kendim yemin ederek t Bu benim kardeşimdir, dedim.   Yeminim Üzerine Vâil'in düşmanı onu serbestbıraktı. Sonra biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardık. Ben, arkadaşlarımın yemin etmeyi günah saydıklarını ve Vâil'in, kardeşim olduğuna yemin ettiğimi O'na arz ettim. O, buyur­du kiı

«Doğru söz söylemişsin. Müslüman, müslümanın kardeşidir.»"

2120) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) şöyle buyurdu, demiştir:

— «Yapılan yemin ancak yemin ettirenin niyeti üzerine (vâki)-dir.."

2121) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü on&J'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Senin yeminin, arkadaşının (Yemin ettirenin) seni tasdik ettiği niyet üzerine (vâki)dir.»"[38][38]

15- Nezir  (Adamak)tan Nehîy Babı

2122) Abdullah İrin Ömer (Radtyallâhü aıı/ıümâ)'ık\n: Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adak adamayı men et­ti ve:

«Bununla ancak cimriden (bir şey) çıkarılmak istenir.» buyurdu."

2123) Ebû Hüreyre (Radıyallâhii anh)\\en  rivayet edildiğine göre; Resûluîlah (Saflallahü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Şüphesiz, adak adamak, Âdem oğluna takdir edilmiş olandan başka bir şey getirmez. Lâkin kendisi için takdir edilmiş olan şey ona güç gelir. (Bunun üzerine adak adar) ve nezir sebebi ile cim­riden bir şey çıkarılmak istenir. Böylece nezirden önce ona kolay ol­mayan şey (nezirle) kolaylaştırıhr. Halbuki Allah Teâlâ: 'İnfak et (malını hayır yoluna harca. Eğer infâk edersen) ben (de) sana in-fâk ederim (mal veririm)", buyurmuştur.»»"[40][40] ile över, demiştir.[42][42]

16- Günah İslemeyi Nezretmek Babı

2124) "İmrâıı hin Huıyn (Rarfivaltâhit tnıh)\\ew rivayet edildiğine yöre; Rmilullah  (SatlılU'ihü Air y/ti ve Scllcnı) şiiyU* buyurdu, demiştir ;

-Allah'a isyan etmek hakkında nezir yoktur ve Âdem oğlunun mâlik olmadığı bir şeyi nezretmesi yoktur.»"

2125) Âi^e (Radiyallâhii anfiâ)'(hm rivayet edildiğine göre;  Resûlul-lah (Salliillahil Aleyhi ve Selimi) çtiyle buyurmuştur :

-Allah'a isyan  etmeyi   (gerektiren kötü  bir iş  için)   nezretmek yoktur. Bunun kefareti bir yemin kefaretidir.»"

2126) Âişe (Rtidtyallâhü anhâ)'(\ı\n rivayet edildiğine göre: Re.sûUıl-lah (Sallallahü Alryhi ve Sellrm)  şöyle buyurdu, demiştir ;

•Kim Allah'a itaat etmeyi nezrederse O'na itaat etsin (nezrini ye­rine getirsin) ve kim Allah'a isyan etmeyi nezrederse sakın O'na is­yan etmesin  (nezrini yerine getirmesin).-'"[44][44]

17- Bir Adak Adayıp Da Adağının Ne Olduğunu Belirtmeyen Kimsenin (Adamasının Hükmünü Beyan Eden Hadisler) Babı

2127) Ukbe bin Âmir el-Cühenî (Radıyallâhü ankyden rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (S ali ali ahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim bir adak adayıp da onu tâyin etmezse o adağın kefareti bir yemin kefaretidir.»"

2128) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâyâan rivayet edil­diğine göre; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Kim bir adak adayıp da onu belirtmezse, o adağın kefareti bir yemin kefaretidir. Kim gücünün yetmediği bir adak adarsa bunun kefareti de bir yemin kefaretidir. Kim gücü dâhilinde bir adak adar­sa onu yerine getirsin.-"[46][46]

18- Nezrin Yerine Getirilmesi Babı

2129) Ömer bin el-Hattab (Radtyallâkü anhyAen; Şöyle demiştir: Ben câhüiyet döneminde İken bir adak adadım ve müslüman olduktan sonra (bunun hükmünü)  Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e sordum. Nezrimi yerine getirmemi emretti."[48][48]

İzahı

îbn-i   A b b â s    (Radıyallahü anh) ile   Meymûne    (Ra-dıyallâhü anha)'nın hadisleri Zevâid türündendir. Notta ük hadisinEbû Davud'un süneninde Abdullah bin Ömer (Radıyallahü anh)'den rivayet edildiği ifâde edilmiş ise de ben buna rastlamadım. Orada Abdullah bin Amr (Radıyallahü anh) den buna benzer bir hadis rivayet edilmiştir. Oradaki rivayete göre soru sahibi bir kadındır. Câhiliyet devri halkının, kurbanlarını kestikleri belirli bir yerde kurban kesmeyi nezretmiş, Resûl-i Ek­rem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) de, kadına, kurbanını putlara mı keseceğini sormuş, kadın hayır, deyince Resül-i Ekrem (Aleyhi's-sa­lâtü ve's-selâm) : "Adağını yerine getir», buyurmuştur. Amr ke­limesi ile Ömer kelimesinin Arapça yazılışları pek farklı olma­dığı için kalem hatâsı olarak "Ömer" denilmiş alabilir, yâni A m r' in yanında yazılması gereken "Vav" harfi unutulmuş olabi­lir. Ebû Dâvûd bunun bir benzerini de Sabit bin D a h h â k    (Radıyallahü anh)'den rivayet etmiştir.

Ebû Dâvûd, Meymûne bint-i Kerdem (Ra­dıyallahü anhâ)'den de buradaki rivayetin bir benzerini rivayet et­miştir.

Buvâne: Mekke' nin aşağısında veya Y e n b a * arkasın­da, ya da Şam ile Diyarbakır arasında bir yerin ismidir. Avnü'l-Mabüd bu rivayetleri almıştır.   H a t t â b İ   şöyle der:

Hadisten anlaşılıyor ki bir kimse belirli bir yerde yemek verme­yi veya kurban kesmeyi adarsa bunu başka memleketteki fakirlere veremez. Ş â f i î' nin mezhebi budur. Ondan başka âlimler ise bunu caiz görmüşlerdir.   Sindî   de   Hattabî   gibi söyler.

Hadîs'in râvisi Kerdem (Radıyallahü anh) 'm sahâbî oldu­ğu Buhârİ, Îbnü's-Seken ve İbn-i Hibbân ta­rafından ifâde edilmiştir. Zehebi de onun Süfyân es-S a k a f î' nin oğlu olduğunu söylemiş ve sahabîlerden saymıştır. Râvisi ise kızı Meymûne ve Abdullah bin Amr bin e 1 - A s' dır. Kerdem'in kızı Meymûne (Radıyallahü anhâ) 'nin sahabiligi hakkındaki ihtilâf notta ifâde edilmiştir. Hulâ­sa sahibi de onu sahâbilerden sayarak, râvisinin Y e z i d bin M ı k s e m olduğunu söylemiştir. Baba ile kızın hadîslerini Ebû D â v ü d ,   müellifimiz ve   Ahmed   rivayet etmişlerdir,

Bu hadisler, câhiliyet devrinin îtikad izleri veya örf ve âdetleri­ne eğilim olmaksızın b devirlerde kurban kesme yeri olarak seçilmiş mıntıkada putlar yok ise, orada kurban kesmek için yapılan nezrin yerine getirilmesinin meşru olduğuna delâlet ederler.[50][50]

İzahı

Bu hadis Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir. Avnü'l-Mâbud yazarı bu hadisin şerhinde şöyle der;

"Sa'd (Radıyallâhü anhî 'in annesinin adağının ne olduğu hu­susunda ihtilâf vardır. Bunun oruç olduğunu söyleyenler olduğu gibi köle âzadlamak olduğunu söyleyenler de vardır. Bir kavle göre sa­daka, diğer bir kavle göre mutlak adak, başka bir kavle göre Sa'd tarafından bilinen muayyen bir adak idi. Bu hadîs, ölünün zimme­tinde kalan vâcib haklatın, onun yerine kaza edileceğine delâlet eder.

Zimmetinde bir mâli adak bulunduğu halde ifa etmeden ölen ki­şi, ifasını vasiyet etsin, etmesin, onun terekesinden bunun kaza edil­mesinin vâcibliğine cumhur hükmetmiştir. Ancak kişinin, son has­talığında adadığı adak, onun terekesinin tamamından değil, üçte bi­risinden ödenir.

M â 1 i k 11 e r ile Hanefiler'e göre ölünün zimmetinde kalan mâlî nezrin ödemesi için onun vasiyet etmesi şarttır.

H a t t â b i de: Bu hadis, ölünün şahıslara olan borcu, tere­kesinden Ödendiği gibi, adadığı adakların ve tahakkuk etmiş kefaret­lerinin de onun terekesinden kaza edileceğine delâlet eder. Şafiî ve arkadaşlarının mezhebi budur. Ebû Hanife'ye göre ölü vasiyet etmemiş ise ne adakları ne de kefaretleri ödenir, demiştir.

Kastalânİ de: Zimmetinde mâli bir adak olan ölünün te­rekesinin tamamından bu adak ödenir. Ölünün vasiyet etmiş olması şart değildir. Ancak son hastalığında adadığı adak onun terekesinin üçte birisinden ödenir. Eğer Sa'd (Radıyallâhü anh) 'in an­nesinin adağı mâli bir adak idi ise Sa'd ya annesinin terekesin­den ya da kendi kesesinden ödemiş olabilir, demiştir."

Tuhfe yazan şöyle der: Ölünün zimmetinde kalan adak, mâli ol­madığı takdirde cumhura göre mirasçıları bunu kaza etmeye mecbur değillerdir. Kefaret, adak ve zekât gibi mâlî vâciblere gelince eğer ölünün malı yok ise mirasçıları kendi mallarından bunu ödemeye mecbur değildir. Ama ödemeleri müstahabtır. Cumhura göre hadis­teki emir teberru mânâsına yorumlanır.

2133) Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edildi-

ğine göre:

Sa'd (RjM'ın Hâl Tercemesi

Sa'd bin Ubâde bin Deylem bin Harise el-Hazrecİ; Hazreç kabilesinin reisi idi. Bütüa savaşlarda Ensâr-i Kirâm'ın sancakdan İdi. Müslim'de beyan edildiği gibi Bedir savaşında da bulunmuştur. Meşhur Akabe görüşmelerine katılan ilk bahti­yar sahabîlerdendir. Cömertliği ve güzel yazısı ile şöhret bulmuştur. Resûl-i Ekrem (S-A.V.)'den hadîsler rivayet etmiştir. Kütüb-i Sitte'nin hepsinde hadîsleri vardır. Ravileri oğulları Kays, Saîd ve îshak'tır. Saîd bin el-Müseyyeb de ondan mürsel hadisler rivayet etmiştir. Çok sadaka vermekle meşhurdur. Ebû Bekir (R.A.)'a biat etmeyip Medîne-i Münevvere'den ayrılmış, Şam tarafında kalmış ve bir daha Medine'ye dönmemişUr. Nİhây*t Şam'a bağlı Havran'da bir kavle göre hicri 16. yılı vefat etmiştir. (Hulâsa: XS4>

Bir kadm Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek; Yâ Resûlallah! Annem vefat etti ve üzerinde oruç adağı vardı. Bu adağını yerine getirmeden vefat etti, dedi. Bunun üzerine Resûlullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onun yerine velîsi oruç tutsun, buyurdu,»"

Not; Bunun senedinde bulunan İbn-i Lahia'nın zayıf olduğu Zevâid'de bil­dirilmiştir.[52][52]                             

20- Yaya Olarak Hacca Gitmeyi Adayanın (Adak Hükmünün Beyânı) Babı

2134) Ukbe bin Âmir (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre :

Kız kardeşi (Ümmü Hibbân Kâ'be'yi ziyaret etmek üzere) baş açık ve yalın ayak yürüyerek gitmeyi nezretmîş ve Ukbe bu durumu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlatmış (ve kız karde­şinin yürüyerek gitmeye güçsüzlüğünü arz etmiş) tir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ukbe'ye»

-Kız kardeşine emret de binsin, başım da örtsün ve üç gün oruç tutsun.-"

2135) Ebû Hüreyre (*den rivayet edildiğine göre

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bir yaşlı erkeğin, iki oğlunun arasında (onlara dayanarak) yürüdüğünü gördü ve:

—  «Nedir bu (yaşlı)nın hâli?» diye sordu. Yaşlının iki oğlu:

—  (Bu, babamızın yaya olarak Kâ'be'ye gitmek üzere ettiği) bir adaktın yerine getirilmesi)dir, Yâ Resûlallah! dediler. Resûl-İ Ekrem

CSalIallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «Ey ihtiyar bin. Çünkü şüphesiz Allah senden ve senin nezrin­den müstağnidir»  (thtiyacı yoktur), buyurdu."[54][54]

21- Nezrinde İbâdeti Günaha Karıştıranın (Nezrinin Hükmüne Âit) Hadis Babı

2136) (Abdullah) bin Abbas (RadtyaUâkü anhümâ)'dan; Şöyle He-miîtir:

ResüJuMah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bir defa)  Mekke'de güneşte ayakta duran bir adamın yanından geçti deı

—  Bu nedir?- buyurdu. Sahâbîler:

— Bu adam oruç tutmayı, akşama kadar gOIgelen memeyi, ko­nuşmamayı ve devamlı ayakta durmayı nezretmiştir, dediler. Resûl-İ(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

— «Adam konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamla-sın» buyurdu.

Bu hadis ikinci bir senedle de İbn-i Maceh'e ulaşmıştır. Allah da­ha tyi bilir."[56][56]



[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/29

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/31

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/32

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/32-34

[10][10] Bu paragraf başka kttabtan alınmadır.

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/36

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/40-42

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/43-44

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/45

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/47-50

[22][22] Hulâsa Sah. 368

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/52-55

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/56-57

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/58-59

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/59-62

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/62-63

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/64-66

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/67-68

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/70-71

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/72-74

[40][40] İnsan: 7

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/77

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/79-81

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/82-83

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/84-86

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/88

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/90-91

[54][54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/92-93

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/94-95

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

15 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk