Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceKöle Azadı

Köle Azadı

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA) 2

1- Müdebber (Âzadlanması Sâhîbîntn Ölümüne Bağlanan Köle) Babı 2

2- Ümmehâtü'l-Evlâd   (Yâni Sahibinden Çocuğu Olan)  Cariyeler Babı 3

3- Mükâteb Köle Babı 5

4- (Köle Ve Câriye)   Âzadlama (Faziletinin Beyânı)  Babı 8

5- Kîm Mahremi Olan Bir Yakınına Mâlik Olursa O Yakın  (Köle - Carîye) Hürdür, Babı 9

6- Bir Köleyi Âzadlayıp Bir Hizmette Bulunmasını Şart Koşanın Babı 9

7- Bir Kölede Bulunan Hissesini Âzadlayan Kimse (Ye Âit Gelen Hadîsler)  Bâbı 10

8- Kölenin Malı Varken Onu Âzadlayanın Babı 11

9- Zina Çocuğu  (Köle-Câriye)  Âzadlama Babı 12

10- Bir Erkeği Ve Karısını Âzadlamak İsteyen Kişi Önce Erkeği Âzadlasın, Babı 13

ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA)   KİTABI

1- Müdebber (Âzadlanması Sâhîbîntn Ölümüne Bağlanan Köle) Babı

Bu bâbtaki hadîslerin tercemesine geçmeden önce Müdebber ke­limesinin tarifini verelim :

Müdebber kelimesi Tedbir masdanndan alınmadır. Dîn ıstıla­hında Tedbîr akdi şöyledir : Kişi kendi kölesine: Ben öldüğüm za­man sen âzadlısın gibi bir söz söylemek suretiyle onun âzadlanma-sını kendi ölümüne bağlar. îşte bu sözleşme ve akid işine Tedbîr akdi denilir. Tedbir kelimesi de Dübür kökünden alınmadır. Dübür, arka demektir. Kişinin dübürü onun arkası manasınadır. Ölüm de haya­tın arkasında olduğu için hayattan sonraya talik edilen âzadlama işine Tedbîr ismi verilmiştir. Müdebber ise âzadlanması, sahibinin ölümüne bağlanan köledir.

Müdebber'in mânâsı açıklanmış olduğundan hadislerin terceme-sinde bu kelimeyi aynen kullanmakta bir beis görmüyorum.

2512) Câbir (bin Abdillah)  (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edil­diğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müdcbber (Yâni âzad-lanması sahibinin ölümüne talik edilen) köleyi sattı."

2513) Câbir bin Abdîllah (Radtyallâhü onhümâ)'âar\; Şöyle demiştir:

Bizden (Ebû Mezkûr isimli) bir adam (Ben öldükden sonra sen âzadlısm diye) tedbîr akdi suretiyle (Yâkub isminde) bir köleyi âzad-ladi. Adamın bu köleden başka malı da yoktu. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) (âzadlanması sahibinin ölümüne talik edi­len) bu köleyi (sahibi hayatta iken) sattı. Benî Adî kabilesinden İb-nü'n-Nehhâm (Nuaym) isminde bir adam bu köleyi satın aldı. (Re-sûl-i Ekrem kölenin bedelini sahibine verdi.)"[2][2]

Hadîslerin Fıkıh Yönü

Bu hadîsler âzadlanması sahibinin ölümüne talik edilmiş olan köleyi satmanın câizliğine delâlet eder. Ancak bu mesele ihtilaflı­dır. Avnü'l-Mabûd yazan bu hususta özetle şöyle der:

"Teivîh sahibi: Âlimler müdebber yâni âzadlanması sahibinin ölümüne talik edilen kölenin satılıp satılmıyacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1. Ebû   Hanife,   Mâlik   ve   Küfe' den   bir cemâat: Kişi müdebber kölesini satamaz, demişlerdir,

2. Şafiî,   Ahmed,   Ebû   Sevr,   İshâk   ve   Za­hiriye   mezhebi mensubları bunu caiz görmüşlerdir.   Â i ş e , Mücâhid,   el-Hasan   ve   Tâvûs'un   kavli de böyledir.

3. İbn-i   Ömer,   Zeyd   bin   Sabit,   Muham-med   bin   Şîrîn,   İbnü'l-Müseyyeb,   Zührî,   Şa'-bi,   Nehaî,   İbn-i   Ebi   Leylâ-ve   el-Leys   bin S a' d   bunu mekruh saymışlardır.

4. E v z â î :   Müdebber köleyi ancak onu âzadlamak üzere sa­tın almak isteyene satmak caizdir. Başka kimseye satmak caiz de­ğildir, demiştir.

5. A h m e d ' e   göre sahibi borçlu ise satabilir, aksi halde sa­tamaz.

Mâlik, müdebber kölenin satılmasının ve hibe edilmesinin câizliği hususunda Medîne-i Münevvere halkının ic-mâ ettiğini anlatır, demiştir,

Aynî de özetle şöyle der: Hanefî âlimlere göre Müdeb­ber iki nevidir. Birincisi âzadlanması sahibinin ölümüne bağlanan köledir. Buna Mutlak müdebber nevi denilir. Bu nevî köle satılmaz, hibe edilmez. Ancak çalıştırılır. Hizmet ve kazancından yararlanılır. Sahibi ölünce terekesinin üçte biri kölenin değerini karşılıyor ise köle âzadlanmış olur. Aksi takdirde kölenin üçte biri âzadlanmış olur. Müdebber'in ikinci nevi de Mukayyed olanıdır. Sahibi kendisi­ne: Ben bu hastalıktan ölürsem sen hürsün, veya şu yolculuğum­da ölürsem sen hürsün, ya da ben beş seneye kadar ölürsem sen hürsün, gibi bir şekilde kölesinin âzadlanmasım belirli bir şarta bağ­larsa, bakılır. Koşulan şart tahakkuk ederse âzadlanmış olur. Ta­hakkuk etmezse onu satmak caizdir.

Avnü'l-Mabûd yazan bu arada başka kitablardan da nakiller ya­parak değişik görüşleri ve taraftarları hakkında genişçe bilgi verir ve sonunda şöyle der :

Hulâsa, Hanefi âlimler bu hadîsi Mukayyed müdebber köleye âit olarak yorumlamışlardır. Bu durumdaki köleyi satmak bunlara göre caizdir. M â 1 i k ' in arkadaşları; Hadîste anılan kö­le sahibi borçlu idi. Borçlu olunca Tedbir akdini bozması caizdir, de­mişlerdir. Şafiî ve taraftarları ise hadîsi zahirine göre mânâ-landırmışlar ve: Müdebber köle her durumda satılabilir, demişler­dir"

Köle müessesesi târihe karışmış olduğundan bu konuda daha ge­niş bilgi vermeye gerek görmüyorum.

2514) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankümâyâ&n rivayet edil­diğine göre; Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur-

«Müdebber (yâni âzadlanması sahibinin ölümüne bağlanan) kö­le sülüs (yâni sahibinin terekesinin üçte birin) den (olmak üzere ge­çerli)

îbn-i Mâcete dedi ki: Ben Osman'dan yâni İbn-i Ebî Şeybe'den işittim şöyle dedi s Bu, yâni -Müdebber köle sülüstendir- hadîsi ha­tâdır.

Ebû Abdiliah (İbn-i Mâceh) dedi ki: Bu hadîsin aslı yoktur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde AH bin Zabyân vardır. Bu râviyi tbn-i Muin, Ebû Hâşim ve başkası zayıf saymışlardır. İbn-i Muin ayni zamanda onu yalanlamıştır. El-Müzzî de : Şafii bu hadîsi AH bin Zabyân'dan, mev­kuf olarak rivayet ederek şöyle demiştir, der :

Ali bin Zebyân dedi ki : Ben bu hadisi merfû olarak rivayet ederdim. Son­ra arkadaşlarımız : Bu hadis merfû değil, bilâkis tbn-i Ömer (R.A.) üzerinde mevkuftur, dediler. Ben de bunu mevkuf ettim.

Şafii dedi ki : Bu hadisi rivayet eden hafızlar bunu İbn-i Ömer (R,A.) üze­rinde durduruyorlar.[4][4]

2- Ümmehâtü'l-Evlâd   (Yâni Sahibinden Çocuğu Olan)  Cariyeler Babı

Bu babın başlığında geçen iki kelimenin açıklamasını verelim: Ümmehât: Ümm'ün çoğuludur. "Analar" manasınadır.

Evîâdî Veled'in çoğuludur. Veled, oğlan çocuk anlamına geldi­ği bazen kız olsun oğlan obun genel mânâda yâni çocuk anlamında kullanılır, Evlâd kelimesi de böyledir. Burada "çocuklar" mânâsına kullanılmıştır. Câriye sahibi bununla cinsel ilişkide bulunup bundan çocuğu olunca bu câriye'ye Ümmü'l-Veled denilir. Yâni çocuk anası. Bu durumdaki cariyeler satılır mı, satılmaz mı? Böyle bir cariyenin sahibi ölünce câriye âzadlanmış sayılır mı, sayılmaz mı? Bu bâbta ri­vayet edilen hadîsler bu konuya aittir. Âlimlerin bu konuya ilişkin hüküm ve görüşleri bunların  izahı bölümünde verilecektir.

2515) (Abdullah) hin Abhâs (Radıyatiâhk <whünıây<\M\ rivayet edil dİRİne göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi vr Srllrm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Herhangi bir adamın cariyesi kendisinden olma çocuk doğurur­sa o câriye o adamın ölümünden sonra âzadlanmış olur.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde el-Hüseyn bin bin Abdil-!ah bin ITbeydiIlah bin Abbâs bulunur. tbnü'l-Medinî ve başkası bu râviyi terket-mislerdir. Ebû Hatim ve başkası da bunu zayıf saymışlardır. Buhâri de : Bu râvi ?,mdıkh.k.Ia itham ediliyordu, demiştir.

2516) (Abdullah} hin \h\ms İUuetfvutlâfiii antıiimâ)\\ı\n:  Şöyle de­miştir ;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in huzurunda (oğlu) İbrahim'in anası (ve Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in cariyesi olan Mâriye) (Radıyallâhü anhâ)'dan söz edildi. ResüM Ekrem  (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ;

-Onu, oğlu  (İbrahim) âzadladı» buyurdu."

Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde el-Hüseyn bin AbdUlah vardır. Bu râvi'nin durumu demin anjatıldi.[6][6]

İzahı                        

Zevâid türünden olan bu hadîsi A h m e d de rivayet etmiş­tir. Bu hadîse göre kişi, kendisinden çocuğu olan cariyesini satabi­lir. Bundan önceki hadîsin izahı bölümünde bâzı sahâbîlerin bu gö­rüşte olduklarını ve Câbir (Radıyallâhü anh) 'm da bu görüş­te olduğunun rivayet edildiğini belirtmiştir.

Serârî: Sürriyye'nin çoğuludur. Cariyeler manasınadır. Bazıları ev kadım olarak kullanılan câriye mânâsına kullanıldığını ifâde eder­ler. Ümmehâtü'l-Evlâd'ın sahibinden çocuğu olan cariyeler mânâ­sına olduğunu yukarda anlatmıştım. Elde mevcut sünen nüshaların­da Serârî kelimesi ile Ümmehât kelimesi arasmda atıf harfi olan "Ve" vardır. Bu harfin varlığı dikkate alınırsa cümlenin mânâsı "Biz cariyelerimizi ve bizden çocuğu olan cariyelerimizi satardık..." olur. Kişinin kendi cariyesini satabildiği bilinen bir şeydir. Hadîsten kasde-dilen inânâ bu olmayıp sahibinden çocuğu olan cariyenin satılabil-mesidir kanısındayım. Avnü'l-Mabûd'da müellifimiz ile  h m e d tarafından rivayet edildiği bildirilen bu hadîs nakledilirken atıf har­fi olan "Ve" kelimesi yoktur. Bu nakle göre bâzı nüshalarda bu harf yoktur.. O nüshaları dikkate alarak tercemeyi sundum. Çünkü mâ­nâ bakımından daha uygundur.

Ebû Dâvûd da başka bir senedle Câbir (Radıyallâ­hü anh)Jden buna benzer bir hadis rivayet etmektedir. Ordaki me­tin şöyledir:

"Câbir (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in dönemlerinde biz Ümmehâtül-Evlâd (yâni biz­den çocuğu olan cariyeler) i sattık. Ömer (Radıyallâhü anh) (halîfe) olunca bizi (bundan) menetti. Biz de (bundan) sakındık."        

El-Mü nzi r i bu hadîsi rivayet ettikten sonra özetle şöyle der:

"Bâzı âlimler şöyle demişlerdir: Sahibinden çocuğu olan cariye­ler muhtemelen Resûl-i Ekrem fAleyhi's-salâtü ve's-selâmî zama­nında çok az satıldığı için O'nun bundan haberi olmamış olabilir. Şu ihtimâl de vardır: Belki ilk zamanlarda bu nevî cariyelerin satılma­sı caiz idi. Sonra yasaklandı. E b û B -e k i r (Radıyallâhü anh) ise konulan yasağı duymamış olabilir veya onun döneminde bu ne­vi olay vuku bulmamış olabilir. Çünkü onun dönemi kısa sürdü. Bu dönemde mürted olanlar olduğu için E b û Bekir bir taraf­tan bunlarla savaşmakla meşguldü. Diğer taraftan îslâmî hizmet­ler konularında yoğun bir çalışma içinde idi. Ömer (Radıyallâ-hü anlı) halîfe iken, bu konu hakkında Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâ-tü ve's-selâm) tarafından buyurulmuş olan sahîh hadîsler kendisine intikal edince bu yasağı koydu."

Avnü'I-Mabûd yazarı İbn-i K u d â m e' nin de şöyle de­diğini nakleder:

"Sahibinden çocuğu olan cariyeyi satmanın caiz olmadığı yolun­da sahâbüerin icmâ'ı vardır. Ali, îbn-i Abbâs ve İbn-i Z ü b e y r' in bunu caiz gördüklerine dâir yapılan rivayet, nak­ledilen icmâ'ı gölgelemez. Çünkü bu zâtların bu görüşten rücû et­tikleri kendilerinden rivayet edilmiştir."

Bu ifâdenin akabinde konuya ilişkin rivayetler nakledilmekte ise de bunları buraya aktarmaya gerek görmüyorum. Çünkü günü­müzde bu nevi meseleler görülmez. Câriye işi târihe karışmıştır.[8][8]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi, Nesâî, Ahmed, İbn-i Hib-bân ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Hadiste anılan üç zümreye Allah Teâlâ'mn yardım etmesinin Allah üzerine hak olma­sının mânâsı, bu yardımın sabit olmasıdır. Ya da Allah'ın kendi ih­san, ve keremiyle bunlara yardım etmeyi kendi zâtına vâcib kılma­sıdır. Yâni va'd buyurmuş olmakla va'dini gerçekleştirmesidir. Yok­sa Allah Teâlâ hiç bir şeyi yapmak zorunda ve mecburiyetinde değil­dir. Her şeyi dileğiyle yapar. İrâde ve dileği olmaksızın hiç bir şe­yin vuku bulması ve yaratması söz konusu değildir. Hadîs, bu üç zümreye Allah'ın yardımcı olduğunu müjdeler.

2519) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin ei-Âs) (Ra-dtydUâku ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sotlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Her hangi bir köle ile yüz okka üzerine kitabet akdi yapılır ve İle bunun hepsini ödeyip de yalnız on okka ödememiş ise köleliği svam eder.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Haccâc bin tat, tedlisçidir.[10][10]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizi ve Nesâi de rivayet etmiştir. T i r m i z î hadîsin hasen - sahîh olduğunu söy­lemiştir.

Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) Resûl-i Ekrem (Aİey-hi's-salâtü ve's-selâm) 'in muhterem zevcelerindendir. Nebhân (Radıyallâhü anh) da bu hatunun mükâteb kölesi idi.

Bu hadîsten çıkarılan hüküm şudur •. Bir kadın kendi kölesi ile Kitabet akdi yapar. Yâni ona : Sen şu kadar para veya bu kadar mal kazanıp bana verdiğin zaman âzadlısın, der. îşte kadın ile kö­lesi arasında böylece akid yapıldıktan sonra köle, ödemesi gerekli meblâğı temin edince henüz kadına teslim etmemiş olsa bile âzad-lanmasının gerçekleşmesi yaklaşmış olduğu için artık köle eskisi gi­bi kadının odasına giremez. Kadına bakamaz. Tamamen yabancı bir erkek gibidir.

Avnü'l-Mabüd yazarı bu hadisin izahı bölümünde es-Sübül'den naklen su bilgiyi verir.

Bu hadis şu iki mesele için delildir:

1. Mükâteb köle ödemesi gerekli şeyi temin edince hür adam­lar gibi olur ve sahibi kadın ise henüz ödeme tamamlanmamış ol­sa bile artık o köleye karşı örtünür. Kölenin ona bakması haramdır. Bu hadis   Amr   bin   Şuayb'in    (2519 nolu)  hadisine mu­haliftir.   (Çünkü  yukarda  görüldüğü gibi  o hadise  göre   köle  öde­meyi tamamlamadıkça kölelik hâli devam eder.)    Şafiî    bu iki ha­dîs arasında zahiren görülen çelişkiyi  şöylece kaldırmıştır:  Bu  ha­dîs,  Resûl-i  Ekrem   (Aleyhi's-salâtü  ve's-selâmî'in zevcelerine  mah­sustur. Bu zevceler, köleleri ile Kitabet akdini yapıp köleleri; ödeye­cekleri meblâğı temin ettikten sonra henüz bu meblâğı teslim etme­miş olsalar bile artık bu analarımızın odalarına giremezler ve onla­ra bakamazlar.

(Es-Sübül yazarı hadîsler arasında görülen çelişkinin başka şe­kil yorumlarla da kaldırıldığım beyân etmiş ise de o yorumlan bu­raya geçirmeye gerek görmüyorum. Arzu edenler Avnü'l-Mabûd'a bakabilirler.)

2. Köle, sahibesi olan  kadınla kitabet akdini yapmadıkça ona bakabilir. Yâni nâmahrem sayılmaz. Fakat   Ebû   Hanife'ye göre köle anılan akdi yapmamış iken de sahibesi olan kadına baka­maz. Tamamen yabancı erkek hükmündedir.    Nitekim âzadlanınca köle ayni kadınla evlenebilir."

2521) Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve Selfcmym zevcesi Âişe (Ra-dtyallâhü an/ıâydan rivayet edildiğine göre :

Berire (Radıyaliâhü anhâ), dokuz okka (yâni 360 dirhem) öde­mek üzere âzadlanması için efendileriyle kitabet akdini yapan mü-kâtebe bir câriye iken O'na (yâni Âişe'ye) geldi (Bu meblâğın öden­mesi hususunda ondan yardım diledi.) Âişe, Berîre'ye i Eğer efendi­lerin arzu ederlerse, velâ hakkı (yâni sen öldüğün zaman veraset hakkı) bana ait olmak üzere defaten onlara öderim (Yâni bu meb­lâğla seni onlardan satınalırım ve sonra seni âzadlarım), dedi. Râvî demiştir ki t Berire efendilerinin yanma giderek durumu onlara an­lattı. Fakat onlar (bu teklifi) kabul etmediler, meğer ki Âişe, Beri-re'nin velâ hakkını kendilerine şart koşa. Sonra Âişe, bu durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e arz etti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),   (Âişe'ye) :

«Yap (yâni Berireyi onlardan satın al ve sonra âzadla. Çünkü velâ hakkı âzadlayanadır. Onların koştukları şart geçersizdir.)» bu­yurdu. Râvî demiştir ki: Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kalktı ve (Mescide gidip) halka karşı bir hutbe irâd buyur­du. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu :

«Bir takım adamlara ne oluyor ki, onlar Allah'ın kitabında (Yâ­ni hükmünde) olmayan bir takım şartları şart koşuyorlar. Allah'ın kitabında olmayan (ve ona aykırı olan) her şart, yüz adet şart olsa bile o bâtıldır (geçersizdir). Hak olan, Allah'ın kitabıdır ve kuvvetli olan Allah'ın şartıdır. Velâ hakkı da (köleyi - cariyeyi) âzadlayana aittir.»"[12][12]

4- (Köle Ve Câriye)   Âzadlama (Faziletinin Beyânı)  Babı

2522) K;Vh hin   Mıırrc   (KndıyaUâhu  nnh)\\crı;  Şöyle rlrmiştiı :

Ben Resûlullah  (Sallallahü  Aleyhi ve SellemTclen işittim  buyur­du ki :

-(Müslümanlardan) kim, müsiüman bir köleyi âzadlarsa o köle o kimsenin (cehennem) ateş(in)den kurtuluşu (na vesile) olur. Âzad-layanın her kemiği âzadlananın her kemiği yerine geçer. Ve (müs (umanlardan) kim, müslüman iki cariyeyi âzadlarsa o iki câriye o kimsenin (cehennem) ateş(in) den kurtuluşu (na vesile) olur. Âzad-layanın her kemiği âzadlanan iki kadının iki kemiği yerine geçer.»[14][14]

İzahı

Bu hadisi Buharı". Müslim ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Hadis, sahibi yanında en kıymetli ve değeri en yüksek olan köle ve cariyeyi t'ızadlamanın daha çok sevab olduğunu ifâde eder. Â 1 - i î m r â n sûresinin 92. âyetinde de buna işaret var­dır : Âyet-i Celiîenin  meali şöylodir:

Kâ'b lıin Mürrr (R.A.)'ın  Hâl Tcrcfmpsİ

Kâ'b bin Mürre veysı Mürrc fiin K:ı'b el-Behzi Önce Basra'da, sonra Ürdün'de ikamet eden sahıibfIcrdentlir. Ravis: Şurahbil bin t's-Sımt ve başkalarıdır. Sünen s^hibieri onun İndislerini rivayet etmişlerdir. Hicn^in 57 veyit 59. yılı Ürdün'de \-e-fât otmişHr.  f H«!«sft :   Sah. 321

-Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcama yapmadıkça hay­rın kemâline eremezsiniz...» Rivayete göre bu âyet-i kerime inince Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh) çok sevdiği ca­riyesini âzadlamıştır.[16][16]

İzahı

İlk hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Zevâid yazan ikinci hadîsi Zevâid türünden say-

mıştır. Fakat Avnü'l-Mabûd'da belirtildiğine göre bu hadisi N e-s â i de rivayet ederek; Bu hadîs münkerdir. Çünkü bunu S ü f -yân' dan yalnız D a m r a' nın rivayet ettiğini biliyoruz, de­miştir. Beyhaki de: Bu senedde büyük yanılgı vardır. Çün­kü bu senedle sabit olan hadis bu değil, falan hadistir, diyerek o ha­disi beyân eder. Buharı ve Müslim, Damra' nın ha­dîslerini rivayet etmemişlerdir. Aslında Yahya bin Muin ve başkası Damra' nın sıka olduğunu beyân etmişler ise de bu râvi bu hadiste hatâya düşmüştür.

Mahrem ve Muharram: Kişinin nesebten akrabası olup evlen­mesi haram olan yakım manasınadır. Ana, baba, evlâd, kardeş, ha­la, teyze, dayı ve amca gibi. En-Nihâye'de belirtildiği gibi Ferâiz yâ­ni miras hükümlerinde ise nikâh düşmeyen kadın akrabalara deni­lir. Ana kız, kız kardeş, teyze ve hala gibi.

Rahim i Ana rahmi manasınadır. Burada rahim sahibinden mak-sad akraba mânâsıdır. Şu halde "Zâ rahmin mahremin veya mu­harremin" ifâdesinin mânâsı nikâh düşmeyen kan akrabasıdır.

Hadîs böyle bir akrabası köle veya câriye iken buna her hangi bir yolla sâhib olan kişi bunu âzadlamış sayıldığına veya bunu âzad-lamak zorunda olduğuna delâlet eder. Âlimlerin bu husustaki görüş­leri ve yukardaki ifâdeyi yorumlamaları farklıdır,

N e v e v i    bu hususla ilgili olarak özetle şöyle der: "Mâlik olunan akrabalann âzadlanması hususunda âlimler ara­sında ihtilâf vardır : Şöyle ki:

Zahiriye mezhebine göre baba, ana ve evlâd dâhil hiç bir akraba sırf mülkiyete geçmekle âzadlanmış olmaz. Herhangi bir akraba köle veya câriye iken mülkiyete geçirildikten sonra usûlü dâi­resinde âzadlamrsa hürriyetine kavuşur. Aksi takdirde bu hâl de­vam eder.

Cumhûr'a göre usûl ve furû, yâni baba, ana ve bunların baba ve anaları ile kişinin evlâd ve torunları köle veya câriye iken mül­kiyete geçirilir geçirilmez derhal âzadlanmış sayılır. Usûl ve furû dı­şında kalan akrabalar hakkında cumhur da ihtilâf etmiştir; Ebû H a n i f e' ye göre nikâh düşmeyen bütün akrabalar ayni durum­dadır (Yâni efendi durumunda olan kişi ile mâlik olduğu köle cariyenin yakınlık durumları tetkik edilir. Taraflardan birisidiğeride kadın farz edilip bunların birbiriyle evlenmelerinin haram olup olmadığına bakılır. Evlenmeleri bu takdirde haram ise köle ve­ya câriye durumunda olan kişi âzadlanmış olur. Efendi ile karşı ta­rafın ikisi de erkek veya ikisi de kadın olsa yine bu faraziyyeye göre hüküm çıkarılır.)

Şafiî   ve arkadaşları ise: Usûl ve furû kısmı âzadlanmış olur. Diğer akrabalar âzadlanmış sayılmaz, demişlerdir.

M â 1 i k' e   göre kardeşler de usûl ve furû gibi âzadlanmış sa­yılır.[18][18]

İzahı                                                                  

Bu hadisi Ebû Dâvûd, Ahmed ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivâyetindeki metin da­ha uzundur. Bir de ordaki rivayette koşulan şart Sefine1 nin hayatı boyunca hizmet etmesi, şeklindedir. Orada şu ziyâde de var­dır : Ümmü Seleme, Sefine1 yi âzadlıyacağı zaman koşmak istediği şartı açıklayınca   Sefine:

«Eğer sen benim üzerime şart koşmasan bile ben hayatım boyun­ca Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den aynlmıyacağim» de­miştir."

H a t t â b i : Şart ismi verilen hizmet etme teklifi ve kabulü bir va'd mahiyetindedir. Gerçek mânâda şart mâhiyetinde değildir ve yerine getirilmesi vâcib değildir. (Çünkü âzadlama akdinden son­ra koşulan bir şarttır.) Fıkıhçüarın ekserisi âzadlama akdinden son­ra koşulan şartı geçerli saymamıştır. Zira mülkiyet hakkı kalktık­tan sonra koşulmuştur. Hür bir kimsenin yararları kiralama gibi bir bağlayıcı akid olmaksızın elde edilemez, demiştir.

Şerhü's-Sünne'de ise : Hizmet şartı, âzadlama akdi ile birlikte koşulursa köle kendi değerini ödemekle mükelleftir ve hizmet et­mekle mükellef değildir. Şayet söz konusu şart, âzadlama akdinden sonra koşulu'rsa geçersizdir ve fıkıhçüarın ekserisine göre köle hiç bir şeyle mükellef değildir. Eğer bir kimse kölesine: Bana bir ay hizmet etmek şartı ile seni âzadlıyorum, derse köle derhal âzadlanır ve anılan sürece hizmet etmekle mükelleftir. Fakat hayatın boyun­ca hizmet etmen, şeklinde bir şart koşulursa veya süre tahdidi ko­nulmadan hizmet şartı koşulursa bir kavle göre köle derhal âzad­lanmış olur ve kendi değeri kadar bir malı efendisine ödemekle mü­kelleftir, denilmiştir.

En-Neyl'de de: Bu hadis şartlı âzadlanıanın sahîhliğine delâlet eder, diye bilgi verilmektedir.

Daha geniş bilgi için hadîs şerhlerine baş vurmak gerekir,[20][20]

İzahı

Bu iki hadîs Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur.

Birinci hadîse göre bir kimse bir köledeki hissesini âzadladığı zaman durumuna bakılır. Eğer ortaklarının hisselerini normal bir fiatla satın alabilecek kadar malı var ise onların hisselerini de sa­tın almaya ve satın aldıktan sonra köleyi kurtarmaya, yâni hürri­yetine kavuşturmaya mecburdur. Şayet onun bu kadar malı yok ise köle yapabileceği işte çalıştırılmak suretiyle kalan hisselerin bedeli temin edilir ve ortaklara böylece haklan verilmekle kölenin kalan kjsrm da âzadlanmış olur.

Bu hadiste geçen İstîsâ kelimesini N e v e v î ' nin beyânına göre cumhur tarafından şöyle tarif edilmiştir: Diğer ortakların his­selerinin bedelini kazanmak üzere köleye çalışma teklifini yapmak­tır.

İkinci hadîse göre kölenin bir hissesini âzadlayan şahıs ortakla­rının hisselerini satın alacak derecede mal sahibi değil ise İstisâ du-

rumu, yâni köleye çalışıp da kalan hisselerin değerini kazanma tel lifi yapılmaz. Âzadlanan hisse âzadlanmış olur ve kölenin kalan hi; seleri kölelikte bırakılır. Bu iki hadîsin zahiri böyledir ve zahirin göre iki hadîs arasında bir farklılık vardır. B u h â r i bu fark hlığm şöylece bertaraf edildiğine işaret eder: İ b n - i Ö m e (Radıyallâhü anh) 'in hadisinden çıkan sonuç şudur: Köledeki hisse sini âzadlayıp kalan hisseleri satın almaya muktedir olmayan şah sın yapacağı bir şey yoktur. Onun âzadladığı hissenin âzadlanma sı kesinlik kazanmış olur. Diğer ortakların hisseleri olduğu gibi du rur. Şayet köle bu hisselerin değerini kazanmak için çalışmaya muk tedir ise çalışması istenir ve böylece kölelikten kurtarılır. Eğer ça îışmaya muktedir değil ise kalan hisseler olduğu gibi durur.

Hadîsler arasında şeklen ve zahiren görülen farklılığın esâsa âi olmadığı yolunda başka yorumlar da vardır. Ama bunları buraya aktarmaya gerek görmüyorum.

Bâzısı âzadlanan köle ve cariyenin, kalan hisseleri ile ilgili ilm: görüşleri beyân eden   N e v e v i   özetle şu bilgiyi verir:

Bir kimse başkası ile ortak bulunduğu köledeki hissesini âzad­ladığı zaman kalan hisseleri satın alabilecek durumda zengin ise ka­lan hisseler âdilâne takdir edilir ve takdir edilen bedel kendisine ödettirilir. Bu hususta ne köle, ne kendisi ne de diğer ortaklar mu­hayyer değildir. Bunların hepsi veya bir kısmı muhalif olsa bile hür­riyet hususundaki ilâhî hakka riâyet etmek üzere bu hüküm aynen uygulanır.

Kişinin kendi hissesini âzadlaması ile bu hissenin âzadlanması kesinleşmiş olur. Bu hususta âlimlerin icmâı vardır.

Ortakların hisselerine gelince, kendi hissesini âzadlayan ortak zengin ise, bu husustaki hüküm hakkında değişik mezhebler var­dır:

1. Kalan hisseler de âzadlanmış sayılır. Buna âit bedel de tak­dir edilip hissesini âzadlayan ortağa ödettirilir. Velâ hakkı da onun­dur.   Şafiî,   Evzâi     Sevrî,   Ebû   Yûsuf,   Muham-med   bin   el-Hasan,   Ahmed   bin   Hanbel   ve bir çok âlimin mezhebi .budur.

2. Kalan hisselerin bedeli ödendikten sonra bu hadîsler âzad­lanmış olur.   M â 1 i k ' in   meşhur kavli budur.

3. Diğer ortaklar serbesttir. İsterlerse kendi hisselerinin değe­rini kazanıncaya kadar köleye çalışma fırsatını verirler.   Dilerlerse

kendi hisselerini de âzadlarlar ve velâ hakkı müşterek olur. Şöyle de yapabilirler: Kendi hisselerinin bedelini, âzadlayan ortaktan tahsil ederler. Bu ortak da köleye çalışıp bu meblâğı kendisine ödemesini teklif eder. Bu takdirde velâ hakkının tamamı bu ortağa ait olur. Ebû   Hanif e1 nin   kavli budur.

Şayet kendi hissesini âzadlayan ortak fakir ise bu meselede de ihtilâf vardır. Şöyle ki:

1. Kölenin âzadlanan hissesinin âzadlığı kesinleşmiş olur. Onu âzadlayana bir görev düşmez. Köleye de çalışıp kalan hisseleri kur­tarma teklifi yapılmaz. Kölenin kalan hisseleri kölelikte kalır.    M â -lik,   Şafii,   Ahmed   ve diğer bir kısım ilim ehlinin mez­hebi budur.    Hicaz    âlimlerinin cumhuru da    İbn-i    Ömer (Radıyallâhü anh) 'm hadîsine dayanarak böyle hükmetmişlerdir.

2. Köleye diğer hisseleri kurtarması için  çalışma teklifi yapı­lır.   Ebû   Hanife,   îbn-i   Ebî   Leylâ  ve   Küfe   âlimleri ile   Evzâî,   Tshâk   ve   İbn-i   Ebî   Leylâ' nın   mez­hebi budur.

N e v e v î    daha sonra bu meselelerin ayrıntıları hakkındaki hükümleri beyân ediyor ise de bunları buraya geçirmiyorum.[22][22]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiş­lerdir. Hadiste geçen; «Kölenin malı» ifâdesinin zahirine göre köle mal edinebilir. Fakat efendisi bunu ondan cebren alma hakkına ve yetkisine sahiptir. Bu görüş M â 1 i k' in kavlidir. Cumhura göre köle mal edinemez. Hadîste geçen «Kölenin malı» ifâdesinden mak-sad, "kölenin elinde bulunan veya kölenin çalışarak elde ettiği mal", mânâsıdır. Gerek kölenin elinde bulunan ve gerekse çalışarak elde ettiği mal, efendisinin malıdır, mülkiyetindedir. Bu mal kölenin elin­de olduğu veya kendisi elde ettiği için «Kölenin malı» tâbiri kulla­nılmıştır.

Hadîsin;  «Kölenin malı onundur» cümlesindekizamirin mercii, yâni âit olduğu şahıs konusunda ihtilâf vardır. Âlim­lerin ekserisine göre zamir köleyi âzadlayana râcidir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyle olur: «...kölenin malı onu âzadlayanadır.» Bir kısım ilim ehli ise zamirin köleye âit olduğunu söylemişlerdir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyle olur.-  «...Kölenin malı köleyedir.»

Hadisi;    «Meğer ki efendi  (kölesine)malını vere de böylece mal onun ola» diye terceme ettim. Çünkü âlimler böyle açıklamışlardır. İbn-i Lehia'mn rivayetinde bu ifâde yerine benzerî bir ifâde mevcuttur. Netice itibariyle mânâ aynıdır.

Yukarda işaret ettiğim gibi zamirin mercii ya köledir ya da âzad-îayan efendisidir. Buna göre de hadîs iki şekilde terceme edilebilir ve buna göre mânâsının taşıdığı hüküm de farklı olur. Âlimlerin ek­serisinin görüşüne uygun tercemeyi yukarda sundum. Bunun hülâ­sası şudur;

Kölenin elinde efendisinin malı var iken efendisi onu âzadlarsa kölenin elnde bulunan mal efendisine aittir. Ancak efendisi bu ma­lı köleye bağışlarsa o zaman mal köleye ait olur.'

îkinci ihtimâle göre yâni anılan zamir köleye âit olduğu tak­dirde hadisin tercemesi şöyle olur:

«Kim, kölenin malı varken onu âzadlarsa kölenin malı köleye­dir. Meğer ki efendi malın kendisine âit olmasını şart koşa. O zaman mal efendinin olur.»

Bu mânâya göre köle mal sahibi olabilir. Birinci görüş cumhu­run görüşüdür. İkinci görüş ise el-Hasan, Ata, Mahai ve    M â 1 i k ' in    görüşüdür.

2530) (Abdullah) îbn-i Mes'ûd'un âzadhsı Umeyr (Radıyaîlâhü an-^'dan rivayet edildiğine göre Abdullah  (îbn-i Mes'ûd)  kendisine:

Yâ Umeyr! Şüphesiz beni seni kolay bir âzadlama ile âzadladin% (Çünkü) ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'i:

-Herhangi bir adam bir köleyi âzadlar da o (köle)nin (elinde bulunan) malına değinmezse o mal o (köle) nindir» buyururken işit­tim. Artık bana söyle, senin (elinde bulunan) malın n© (kadar)dır."

Müellif bu hadîsin kısmen değişik ikinci bir senedle de kendisine intikal ettiğini belirtir."

Not ; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İshâk bin ibrahim el-Mes'ûdî vardır. Buhâri bunun hakkında : Bu râvînin hadîsini merfü olarak riva­yet etmesi hususunda başka râvî tarafından teyid edilmez, demiştir. İbn-i Adi de : Bunun yalnız iki adet hadisi vardır, demiştir. Mesleme de onun sıka olduğunu Söylemiştir. İbn-i Hibbân da onu sıka zâtlar arasında anmıştır. Bu râvinin şeyhi Umeyr'i İbn-i Hibbân, sıka zâtlar arasında anmıştır. Senedde bulunan el-Muttalib bin Ziyâd'ı Ahmed, İbn-i Muin, el-İcii ve başkaları sıka saymışlardır. Senedin ka-lan râvîleri sıka zâtlardır.[24][24]

9- Zina Çocuğu  (Köle-Câriye)  Âzadlama Babı

2531) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle?n)'in âzadli cariyesi Meymûne bint-i Sa'd  (Radıyallâhü anhâ)'âan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e zina çocuğu (köleyi âzadlama)nm (sevab) durumu soruldu. Bunun üzerine O, buyurdu­lar ki:

«Savaşta giydiğim bir çift ayakkabı, zina çocuğunu âzadlama­dan hayırlıdır.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ebü Yezid ed-Dmni bu­lunur, tbn-i Abdilganî, onun hadîslerinin münker olduğunu, Buhârî de onun meç­hul olduğunu söylemiştir, Zehebî de böyle demiştir. Dârekutnî de onun tanınma­dığını ifâde etmiştir.[26][26]

10- Bir Erkeği Ve Karısını Âzadlamak İsteyen Kişi Önce Erkeği Âzadlasın, Babı

2532) Âişe  (Radtyaltâhü  anhâ)'dan   rivayet  edildiğine  göre:

Kan - koca durumunda olan bir kölesi ve bir cariyesi vardı. Ken­disi:

Yâ Resûlallah ben bunları âzadlamak istiyorum, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Eğer ikisini âzadlayacak isen kadından önce erkeği âzadla» bu­yurdu."[28][28]




[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/94

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/97

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/99-101

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/102-103

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/104-105

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/108-110

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/110-111

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/112

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/114

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/115-116

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/1118-119

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/121

[26][26]  Hülâsa: 496

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/122-123

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/124

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

8 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk