Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceKurbanlık Hadisleri

Kurbanlık Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

ADÂHÎ (KURBAN BAYRAMI GÜNLERİNDE KESİLEN KURBANLAR) KİTABI 3

1- Resûlullah (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) 'İn Kurban Bayramı Günü Kestiği Kurbanlar Babı 3

2- Kurban Bayramında Kesilen Kurbanlar Vâcib Mi - Değil Mi, Babı 4

Kurban Kesmenin Vâcib Olup Olmadığı Hususundaki Görüşler: 5

3- Kurban Bayramında Kurban Kesmenin Sevabı, Babı 5

4- Müstahab Olan Kurbanlar, Bâbı 6

5- Deve Ve Sığır (Kurban Olarak) Kaç Kişi İçin Kifayet Eder, Babı 7

Udhiyye Ve Hediy Kurbanlarının Deveden Veya Sığırdan Olduğu Zaman Kaç Kişi İçin Yeterli Olduğu Konusuna Dâir Görüşler : 8

6- Kaç Davar Bir Deve Yerine Kifayet Eder, Babı 8

7- Bayramda Kurban Edilen Hayvanların Asgarî Yaş Haddinin Beyânı Babı 9

8- Bayramda Kurban Edilmesi Yasak Olan Hayvanlar Babı 10

9- Bir Kimse Kurban Niyetiyle Bir Hayvan Satın Alır Da Kurban Adamın Yanında Ayıplı Olur, Babı 12

10- Aile Ferdlerinin Tümü Yerine Bir TaneDavarı (Koyun Veya Keçiyi) Kurban Bayramında Kurban Edenin Babı 13

11- Kurban Bayramında Kurban Kesmek İsteyen Kimse, Zilhicce Ayının İlk On Gününde Kıllarından Ve Tırnaklarından Bir Şey Almasın, Babı 14

12- Bayram Namazından Önce Kurban Kesmenin Yasaklığı Babı 14

Kurban Bayramının Kaçıncı Gününe Kadar Kesilebilir ? 16

13- Kurbanını Kendi Eliyle Kesen   (Kimse Hakkında Gelen Hadîsleri  Babı 16

14- Bayramda Kesilen Kurbanların Derileri Babı 17

15- Kurban Bayramında Kesilen Kurbanların Etlerinden Yemek Babı 17

16- Kurbanların Etlerini (Üç Günden Fazla) Saklamak Babı 17

17- Kurbanı Musalla'da   (Yani Bayram Namazı Kılınan Alanda) Kesmek Babı 18


ADÂHÎ (KURBAN BAYRAMI GÜNLERİNDE KESİLEN KURBANLAR) KİTABI

Adâhî: Udhıyye'nin çoğuludur. Udhiyye: Kurban bayramı gün­lerinde kesilen kurban, demektir. Buna Dahiyye ve Dıhıyye de deni­lir. Bunun çoğulu da Dahâyâ'dır.

Müellifimiz bu kitabı Menâsik kitabından sonra zikretmiştir. Çünkü Kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanlar, hac münâse­betiyle Harem-i Şerif te kesilen kurbanlara âit bir çok hükümlere tâbidir. Bu itibarla anılan iki kitab arasında ilişki vardır. Fakat Buhâri, Müslim, Tirmizİ ve Nesâi bu kitabı Sayd ve Zebâih kitabından sonraya almışlardır. Ebû Dâ-v û d   ise Müellifimiz gibi yapmıştır.

Udhiyye, yâni Kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanın meş­ruluğu Kitâb, Sünnet ve ümmet'in icmâı ile sabittir. Hicretin ikinci

yılı meşru kılınmıştır.   Kevser   sûresinin;  = «Ohalde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes» âyeti Kurban bayramı namazını kılmak ve kurban kesmek hakkındadır.[2][2]

İzahı

E n e s (Radıyallâhü anhî'ın hadisi Kütüb-i Sittenin hepsinde rivayet olunmuş ve T i r m i z i bunun hasen - sahih olduğunu söy­lemiştir.

C â b i r (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Ebû Dâvûd, Ah-med ve Dârimi de rivayet etmişlerdir. Bunun senedinde bu­lunan Muhammed bin îshâk, an'ane ile rivayet ettiği zaman, rivayeti aleyhinde konuşulmuştur. Diğer râvi İsmail bin    Ayyaş   da zayıftır.

Son hadîs Zevâid nevinden olup durumu notta belirtilmiştir.

îlk ve son hadiste geçen "Emlah" kelimesinin anlamı hakkında e I -1 r â k i' nin dediği gibi beş görüş vardır. En sıhhatlisi; beyaz­lığı, siyahlığına galebe çalan şeydir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) boğazladığı bir kur­banı ümmeti yerine kesmiştir. Bu, ümmetine sevab kazandırmak için­dir. Onların kurban kesme yükümlülüğünü kaldırmak için değildir. Bu itibarla o günlerde mâli durumu kurban kesmeye müsâid olanlar, yine kesmekle mükellef tutulmuştur.[4][4]

2- Kurban Bayramında Kesilen Kurbanlar Vâcib Mi - Değil Mi, Babı

3123) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUalîahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Varlıklı (mâlî durumu kurban kesmeye müsâid) olup da Kur­ban bayramında kurban kesmeyen kimse bizim musalla'mıza (namaz kıldığımız yere) yaklaşmasın.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Ayyaş bu­lunur. Müslim bunun rivayetlerini almış ise de ancak mütâba' ve şevâhid kısmın­da {yâni başka râvîlerle teyid edilmiş kısımda) ki rivayetlerini almış, diğerlerini almamıştır. Ebû Dâvûd ve Nesâİ bu râvînin zayıf olduğunu söylemişlerdir. Ebû Hatim ise bunun çok doğru olduğunu söylemiştir. îbn-i Yûnus ise bunun hadisle­rinin münker olduğunu söylemiştir, Îbn-I Hibbân ise bunu sıka, yâni güvenilir râ-vller arasında anmıştır.

3125) Mihnef bin Süleym (Radtyaltâkü anhyden; Şöyle demiştir:

Biz (Veda haccında) Arafat'ta Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanında duruyorduk. Şöyle buyurdu:

«Ey insanlar! Şüphesiz, her yıl her ev halkı üzerinde bir udhiyye (Kurban bayramı günü kesilen kurban) ve bir atîre vardır. Atîre'nin ne olduğunu bilir misiniz? Atîre, halkın Recebiyye ismini verdikleri

(kurban) dır.»"[6][6]

Kurban Kesmenin Vâcib Olup Olmadığı Hususundaki Görüşler:

Âlimler bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki;

1. Ebû   Hanîfe,   Muhammed   bin   el-Hasan ve   Hasan   bin   Ziyâd;   zengin ve bayramı ikâmetgâhında geçiren kimseye vâcibtir, demişlerdir.   EI-Leys   bin   Sa'd   ve E v z â i   de böyle hükmetmişler. Bu görüş   Mâlik' den   de riva­yet olunmuştur.

Bunların delilleri, bu bâbta geçen Mıhnef (Radıyallâhü anh)'in hadisi ile 3152 nolu C ü n d ü b (Radıyallâhü anh)'m ha­disidir.

2. Şafiî,   Ahmed.   İshâk,    Dâvûd   ve   Ebû Sevr'e   göre kurban kesmek sünnettir. Bu görüş,   Ebû   Yû­suf tan   ve Sahâbîler ile Tabiilerden bir cemaattan da rivayet olun­muştur.   T a h â v i,   kurban kesmenin   Ebû   Hanîfe'ye   gö­re vâcib ve iki arkadaşına (Yâni   Ebû   Yûsuf   ile   Muham­med' e)    göre sünnet olduğunu söylemiştir.   M â 1. i k ' in   meşhur kavli de böyledir.

Bu grubun delili ise Ümmü Seleme (Radıyallâhü an-hâ)'nın 3149, 3150 nolu hadisleridir. Şafii bu hadîsle ilgili ola­rak: Çünkü bu hadîslerde kurban kesme işi irâde ve isteğe bağlan­mıştır. Bu ise kurban kesmenin vâcib olmamasını gerektirir, demiş­tir. Bu grubun diğer delilleri hadislerin şerh kitablarında anlatılmak­tadır, îki grubun gösterdikleri deliller ile bunlara karşı verilen cevab-lar Tekmile ve Tuhfe'de etraflıca anlatılmaktadır.

İki Hâl Tercemesi

Muhammed bin Şirin hakkında bilgi 24. hadisin izahı bölümünde verilmiştir.

Cebele bin Suhaym et-Teymî el-Kûfİ, sıka, yâni güvenilir ravilerdendir. Mua-viye ve İbn-i Zübeyr'den rivayet etmiştir. Râvileri Şu"be ve Sevri'dir. Kattan, îbn-i Muîn, Ebû Hâtem ve Nesâî onun sıka olduğunu söylemişlerdir. Hicretin 125. yılı vefat etmiştir. (Hulasa. 60)

Mıhnef bin Süleym bin el-Hâris bin Avn el-Ezdl el-Ğâmıdî (R.A.) Peygamber (S-A.V.)'den bu hadisi rivayet etmiş, ayrıca Ali bin Ebi Tâlib ve Ebû Eyyûb (R.A.V-den rivayette bulunmuştur. Kavileri ise Ebû Sâdık el-Ezdi ve Avn bin Ebi Cuheyfe'-dir. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) hayatta iken müslüman olmuş ve sahâbilik şerefine erişmiştir. Kûfe'ye yerleşmiş ve Ali (R.A.) tarafından İsfahan'a vali olarak atanmıştı. Siffîn olayında da el-Ezd'in sancaktarlığım yapmıştır. Süleyman bin Sured ile beraber Aynü'l-Verde olayına katılanlardan olup hicretin 64. yılı bu olayda öl­dürülmüştür. Sünen sâhibleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Tekmile, C. 3, Sah. 3)[8][8]

İzahı

Bu babın ilk hadisini Tirmizî ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Tirmizi, senedinin hasen-garîb, Hâkim de sahih olduğunu söylemişlerdir.

Sindi bu hadisle ilgili olarak: Hadîs, farzı ayn olan namaz gibi ibâdetlerin dışında kalan ibâdetin en faziletlisinin kurban kes­mek olduğu mânâsına yorumlanır. Hadiste geçen "Hırâka" kelimesi­nin aslı İraka'dır. Bunun hemzesi, hâ harfine çevirilmiştir, der.

Tuhfe'de beyân edildiğine göre Zeynü'1-Arab da: Yâni kurban bayramı günü ibâdetlerin en faziletlisi kurbanların kanını akıtmak­tır. Kesilen kurban bütünüyle ve eksiksiz kıyamet günü gelip sahi­binin hayrat terazisine konulur, beher uzvu karşılığında sahibine sevab verilir ve sahibi için Sırat köprüsü üstünde binek hayvanı olur, demiştir.

Zeyd bin Erkam (R.A.)'ın Hâl Tereemesi

Zeyd bin Erkanı bin Zeyd bin Kays bin Numân bin Mâlik el-Hazrecl (R.A.) Hendek savaşına katılmış ve 17 savaşta bulunmuştur. Kûie'de ikamet eden sahabilerdendir. 90 aded hadîsi var. Buhârî ile Müslim onun 4 hadisini ittifakla, ayn-ca yalnız Buhâri 2 hadisini ve yalnız Müslim 6 hadîsini rivayet etmişlerdir. Kütüb-i Sitte'nin kalanlarında da onun hadislerini rivayet etmişlerde. Râvileri, Abdurrah-man bin Ebî Leylâ, Tâvûs, Muhammed bin KaTa, Nadr bin Enes ve bir cemaattır. Bir ara gözlerinden rahatsızlandığında Resûl-i Ekrem (S.A.V.) onu ziyaret etmişti, Hz. Ali (R.A.)'in samîmi ahbablarındandı. Hicretin 66 veya 68. yılı vefat etmiştir. (Hulâsa, 126)[10][10]

İzahı

Ebû Said (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini T i r m i z i, Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Hadîste ge­çen "Fâhîl" yumurtaları alınmamış döl hayvanı, demektir.

Bu hadîs Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in kestiği kurbanlık koçun yumurtalarının burkulmadığını ifâde eder. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in kestiği kurbanın burkulmuş koç olduğuna dâir hadîsler de vardır. Bunlardan birisi 3122 nolu hadîsimizdir. Orada belirttiğim gibi böylesini kurban etmek âlimlerce daha faziletli görülmüştür. Şu halde Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) döl hayvanı durumundaki koçun kurban edilmesinin câiz-liğini bildirmek için bu neviden de kurban etmiştir. Âlimler böyle yo­rum yapmaktadır.

Bu babın ikinci hadisi Zevâid nevindendir.

Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini T i r m i z i de rivayet etmiştir. Ayrıca Ebû Dâvûd, bunun mislini Ubâ-de bin Sâmit (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir. Müel­lifimiz de Cenaze bölümünde Ubâde' nin hadîsini rivayet etmiş, fakat müellifimizin oradaki rivayetinde sadece kefenle ilgili cümle bulunur

Hadîsin kefenle ilgili cümlesinin gerekli izahı ve şer'î hükmü orada, yâni 1473 ve 1471 nolu hadîslerin izahı bölümünde açıklan­mıştır. Artık burada tekrarlamaya gerek yoktur.

«Kurbanların en hayırlısı iki boynuzlu koçtur» mealindeki fıkra ile ilgili olarak T ı y b i .- Bu nevî koçun diğerlerinden faziletli ol­ması, genellikle böylesinin daha iri ve daha semiz olmasından ola­bilir, demiştir.

İkinci hadîste geçen "Edğam" vücûdunda az siyahlık bulunan de­mektir. Özellikle kulaklarında ve çene altında siyahlık bulunan hay­van hakkında kullanılır. Siyah burunlu hayvan mânâsında da kulla­nılır.

 Hâl Tercemesi

İldnci hadiste adı geçen Ebü Said ez-Zuraki (R.A.)'m asıl adı Sa'd bin İmâ-re'dir. Bir kavle göre ismi Ziyâd'dır. İsmi hakkında başka rivayetler de vardır, îbn-i Hibbân bu zâtın Ebü Said el-Hayr olduğunu kesinlikle söylemiştir. Bu zât sahâbîdir. Birkaç aded hadisi vardır. Onun hadîslerini Nesâî ve fbn-i Mâceh ri­vayet etmişlerdir. Bâvîleri ise Abdullah bin Mtirre ve Mekhûl'dur. (Hulâsa, 451)

Bu zâtın râvlsi Yûnus bin Meysere bin Halbes el-Himyeri ed-Dımışki, zühd-u takva sahibi bir zâttır. Tirmizi, Ebû Dâvüd ve İbn-i Mâceh onun rivayetlerini al­mışlardır. Kendisi Muâviye ve Vâsile'den rivayette bulunmuştur. Râvileri ise Ev-zâî ve Mervân bin Cenâh'tır. Dârekutni ve başkaları onun sıka olduğunu söyle­mişlerdir. Hicretin 132. yılı Dımışk'ta Abbasiler tarafından öldürülmüştür. (Hu­lâsa, 441)[12][12]

İzahı

Bu babın ilk hadisini Tirmizi, Nesâî ve Ahmed de rivayet etmiştir. Bu hadîs, devenin on kişi ve sığırın yedi kişi için bayramda kurban olarak kesilmesinin yeterli olduğuna delâlet eder. Âlimlerin bu konu hakkındaki görüşlerini aşağıda beyân edeceğim.

C â b i r (Radıyallâhü anh)'m hadîsini imamlar, diğer sünen sâhibleri ve Müslim de rivayet etmiştir. Tirmizi bu ha­dîsin hasen - sahih olduğunu söylemiştir.

Bu hadîs, hediy denilen yâni hac veya umre münâsebetiyle ke­silmesi meşru kılman kurbanın deveden veya sığırdan olduğu za­man ortaklaşarak kesmenin câizliğine ve bir sığır veya bir devenin yedi kişi için yeterli olduğuna delâlet eder. Aşağıda belirteceğim gibi Udhiyye denilen bayram kurbanı hükmü de böyledir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Ebû D â -v û d da rivayet etmiştir. Bu da C â b i r (Radıyallâhü anh)'in hadisindeki hükmü ifâde eder. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü veVselâm) 'e Veda haccında refakat eden zevceleri sekiz idi. Bun­lardan  i ş e (Radıyallâhü anhâ) dışında kalanlar Temettü'a ni­yetlenmişlerdi. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) onlar için bir sığırı temettü kurbanı olarak boğazlamıştı.

 i ş e (Radıyallâhü anhâî'mn hadisini Ebû Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmiştir. Bu hadîs Ebû Hüreyre (Ra­dıyallâhü anh)'m hadisi gibidir. Aynı hükmü ifâde eder.

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in 3134 nolu hadisi ise Ze-vâid nevindendir.[14][14]

6- Kaç Davar Bir Deve Yerine Kifayet Eder, Babı

3136) îbn-i Abbâs (Radtyattâhü anhümâ)'âan rivayet edildiğine gö­re bir adam Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek :

Benim boynumda bir deve (boğazlama borcu) var ve ben deve almak varlığına sahibim. Fakat deve bulamıyorum ki satın alayım, dedi. Bunun üzerine Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) ona yedi davar satın alıp boğazlamasını emretti."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun râvîleri sahîh hadîs râvlleridir. Fakat Atâ el-Hurâsânî, îbn-i Atıbâs (R.A.)'den hadis işitmemiştir. Bunu imam Ahmed, söylemiştir. Lâkin şeyhimiz Ebû Zur'a: Bu râvinin îbn-İ Abbâs'tan ri­vayeti, Buhari'nin Sahih'inde mevcuttur, demiştir. Yâni bu durum, Atâ*nın îbnri Abbas'tan hadîs işitmesine delâlet eder. Zevâid yazan : Râvi İbn-i Cüreyc, ted-lisçidir ve bu hadîsi an'ane ile rivayet etmiştir. Yahya bin Saîd el-Kattân da de­miş ki: Atâ el-Hurasârü'den îbn-i Cüreyc'in rivayeti zayıftır. Çünkü bu, sadece İbn-i Cüreyc'in yazıp Atâ*ya isnâd ettiği bir kitabtan ibarettir, diye bilgi verir.

3137) Râfi' bin Hadîc (Radıyallâ/ıü an/t)\\en; Şöyle demidir:

Biz Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde (Ye­men'deki) Tihâme'nin Zü'1-Huleyfe (denilen yerin) de idik. O esnada (düşmana âit) bir sürü deve ve davarı ele geçirdik. Arkadaşlarımız (in bir kısmı) acele etti ve (ganimet malı olan) bu hayvanlar henüz tak­sim edilmeden önce (hayvanlardan boğazlayıp etini) çömleklerde pi­şirmeye başladık. Sonra Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yanımıza geldi de çömlekler O'nun emriyle ters çevrildi (yâni içinde­kiler yere döküldü). Sonra (hayvanlar taksim edilirken) Resûl-i Ek­rem deveyi on davara denk kıldı."[16][16]

7- Bayramda Kurban Edilen Hayvanların Asgarî Yaş Haddinin Beyânı Babı

3138) Ukbe bin Amir el-Cühenî (RadıyaUâhü a«A>'den rivayet edil­diğine göre:

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (sahâbîler arasında vekâleten taksim etmek üzere) kendisine bir mikdar (kurbanlık) da­var vermiş. Kendisi de bunları kurbanlık olarak sahâbîlere taksim etmiş ve bir tane atûd (yâni ikinci yaşına basmış, kuvvetli keçi oğ­lağı) geri kalmıştı. Ukbe bunu Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'e arz etmiş. Resülullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) da:

«Onu da sen kendine kurban et», buyurmuştur."

3139) Ümmü Bilâl bint-i Hilâl'ın babası (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SoUallakü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyur­muştur :

«Koyun nevinden ceza' (yâni altı ayını doldurmuş ve bir yılını doldurandan farksız, kuvvetli kuzun) un bayram kurbanı olması caiz­dir.»

Not: Sindi şöyle demiştir: Bu hadîs Zevâid nevilidendir. Zevâid kitabında bunun senedinin durumuna değinilmemiştir. Ed-Dümeyrİ: tbn-İ Hazm demiş ki: Bu hadis sakıttır. Çünkü Muhammed bin Ebî Yahya'nın anası meçhuldür. Bilâl'ın anası da meçhuldür., sahâbî olup olmadığı bilinmiyor, der. Sindi daha sonra şöyle der: İbn-i Hazm böyle demiştir. İlk sözünde isabet etmiş ise de ikinci sözünde hatâ etmiştir. Çünkü İbn-i Müneddeh, EbÛ Nuaym ve tbn-İ Abdilber, Bilâl'ın ana­sını sahâbîler arasında artmışlardır. Sonra Zehebî, el-Mîzân'da, Bilâl'ın anasının tanınmadığını, fakat el-İclî'nin onu sıka saydığını söylemiştir. Zevâid yazan, bu hadîsin aslının Ebû Dâvûd ile Tirmizî'nin sünenlerinde mevcut olduğunu ve sene­dinin sahih olduğunu ifâde etmiştir.

3140) Âsim bin Küleyb'in babası (Küleyb bin Şihâb) (Radtyaüâhü anhümâ)'&dn: Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sahâbüerinden, Süleym oğullarından Müşâcf isimli bir zât ile beraber idik. (O esna­da) davarlar az idi. Bunun üzerine Müşâci' bir adama emretti. Adam (da halka) şu duyuruyu yaptı:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Seniyye'nin (yâni iki yaşma basmış koyunun) yettiği şeye, ceza'ın (yâni altı ayını doldurup bir yaşını tamamlayandan farksız görülen kuvvetli kuzunun) yetti­ğini buyuruyordu."

3141) Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhütnâ)'âân rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiş­tir;

«Siz (kurban olarak) yalnız müsinne (yâni yaşça büyük hayva­nı) kesiniz. Meğer ki, (bulamamaktan dolayı) bunu kesmek size güç ola. O takdirde koyun nevinden cezaa (yâni altı ayını doldurup bir yılını doldurandan farksız ve kuvvetli görülen kuzu) kesebilirsiniz.»"[18][18]

Hadîslerde Geçen Bâzı Kelimeleri Açıklayalım

Ganem î Davar, manasınadır. Koyun ve keçi nevine şümullüdür.

Atud j Keçi oğlağıdır. Ancak âlimlerin ekserisine göre henüz bir yaşını doldurmamış oğlak kurban olamaz. 3138. hadîsteki müsaade yalnız   Ukbe    (Radıyallâhü anh) içindir.

Müsinne: Altıncı yaşma basan deve, üçüncü yaşma basan sığır, Mâlik'e göre dördüncü yaşma basan sığır, ikinci yaşma basan koyun ve keçi, Ş â f i i' ye göre üçüncü yaşına basan keçi, de­mektir.

Yukardaki yaşlarda bulunan hayvanlara Seniyye de denilir.

Cezaa: Beş yaşma giren deve, iki yaşına basan sığır, Mâlik'e göre üç yaşına basan sığır, altı ayının doldurup bir yaşını dolduran­dan farksız ve kuvvetli kuzu, Ş â f i î 1 e r' e göre bir yaşım dol­duran kuzu, ikinci yaşına henüz basmamış keçi, Ş â f i î 1 e r' e göre henüz üç yaşma basmamış keçi, demektir.

Yukarda anlatılan develerle ilgili yaş hususunda âlimler ittifak halindedir. îki yaşına basmış koyuna Müsinne denilmesi hususunda da ittifak vardır. Diğerlerindeki ihtilâfın bir kısmı yukarda işaret­lendi.

Şu noktayı da belirteyim ki, selef ve halef âlimleri; kurbanlar ancak deve, sığır, camus ve davardan olabilir. Başka hayvanlardan olamaz, derler. Bu hususta ittifak vardır.

Bu hayvanların müsinnelerinden kurban olur. Deve, sığır ve ke­çinin Cezaa denileninden kurban olmaz. Bu hususta da ittifak var­dır.

İki yaşındaki koyunun kurban edilmesinin câizliği hususunda da ittifak vardır. Henüz bir yaşını doldurmamış kuzunun kurban olması için fıkıh kitablarında belirtilen bâzı şartlar noktasında mezhebler arasında bir farklılık vardır. Hanefî mezhebine göre yukarda anlattığım gibi altı ayını doldurmuş, kuvvetli ve bir yılım doldurmuş­tan farksız olan kuzuyu kurban kesmek caizdir. Şâfiîler'in görüşü de buna yakındır.

Yukarıda anılan hayvanların dişisi de erkeği de kurban olabilir. Ancak efdâliyet bakımından farklılık vardır. Bu farklılık hususunda mezheblerin değişik görüşleri vardır. Tekmile yazarı efdâliyet husu­sunda mezheblerin görüşlerini ayrıntılı olarak beyân etmektedir. Öze­ti şöyledir:

1. Hanefiler'e göre yukarda anılan hayvanlar, et ve de­ğer bakımından eşit olduğu takdirde eti daha lezzetli olanı tercih edi­lir. Değer veya et bakımından birisi diğerinden fazla ise fazla olanı tercih edilmelidir. Koç ile koyun değer ve et bakımmdan eşit olduğu takdirde koç tercih edilir. Keçi, sığır ve devenin erkeği ile dişisi de­ğerce eşit olduğu zaman dişisini tercih etmek efdaldır.

2. Şafiî    ve   Ahmed'e   göre efdaliyet şu sıraya göredir : Deve, sığır, koyun ve en son keçi.

3. M â 1 i k ' e   göre koyun diğer cinslerden üstündür.    Sonra keçi, sığır ve deve sırayla gelir. Bunların her nevinin erkeği dişisin­den efdaldır.

Daha geniş bilgi için fıkıh kitablanna müracaat edilmelidir[20][20]

İzahı

Ali (RadıyaUâhü anh)'ın ilk hadîsini diğer sünen sâhibleri, Ahmed, Hâkim, Dârirai ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. İkinci hadîs ise N e s â i tarafından da rivayet edilmiştir. İkinci hadîsin metni birinci hadîsin metni içinde bâzı ri­vayetlerde mevcuttur.

Şafii ikinci hadîsi şöyle yorumlamıştır: "Yâni Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selânı), gözleri geniş ve büyük, kulakları da uzun olan hayvanları kurban etmemizi emretmiştir."

Diğer âlimlere göre, tercemede belirttiğim gibi kurban edilecek hayvanın gözünde ve kulağında kurban edilmeye mâni bir eksikli­ğin veya kusurun bulunup bulunmadığına iyice dikkat edilmesi em-rolunmuştur.

Birinci hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayayım : Mukabele: Kulağının ön kısmından birazı kesilip salman, yâni kopanlmayan hayvandır.

Müdâbere: Kulağının arka kısmından birazı kesilip salman ve koparılmayan hayvandır.

Şarkaa: Kulağı uzunlamasına yarılıp ikiye ayrılan hayvandır.

Harkaa: Kulağında yuvarlak delik bulunan hayvandır.

Ced'â: Burnu kesik olan hayvandır. Bu kelimenin masdan olan Cedı'ın asıl mânâsı burun, kulak ve dudağı kesmektir. En çok, burun kesmek mânâsında kullanılır. Bu nedenle kayıtsız kullanıldığı zaman burun kesmek mânâsına yorumlanır.[22][22]

İzahı

Bu hadîsi, diğer sünen sâhibleri,    Mâlik,    Ahmed,    İbn-i Hibbân,    Hâkim    ve    Dârimi    de rivayet etmişlerdir. Hadîste geçen bâzı kelimeleri açıklayayım:Avrâ: Bir gözü görmeyen hayvan mânâsında kullanılmıştır.

Meriza : Hasta hayvan mânâsında kullanılmıştır.

Arca: Topal hayvan mânâsında kullanılmıştır.

Kesîre: Bunun asıl mânâsı, ayağı kırık olan dişi canlı demektir. Burada zayıf hayvan mânâsı kasdedilmiştir. Nitekim Tirmizi'-nin rivayetinde bu kelime yerine "Acfâ" kelimesi kullanılmıştır. Bâ-zılan bunu ayağı kırık olan hayvan mânâsına yorumlamışlardır.

Yukarıda sayılan kusurlar apaçık olduğu takdirde kurban edil­meye mânidir. Hafif olduğu takdirde ise mâni değildir. Şu halde bir gözü biraz gören hayvanın diğer gözü sağlam olursa kurban edile­bilir.

Hayvanın hastalığının besbelli olmasının Ölçüsü; sürüyle beraber normal yürüyememesidir.

Hayvanın topallığının apaçık olmasının ölçüsü de; sürüden geri kalmasıdır.

Hadîste geçen "Tünkı" fiili, İnkaa masdanndan türemedir. İn-kaa'ın kökü olan Nikı, kemik iliğidir. Şu halde kemiklerinde ilik kal­mamış derecede zayıf olan hayvan kurban edilemez.[24][24]

3145) Alî (Radıyallâhü anlı)'den rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), boynuzunun veya ku­lağının yansından fazlası kesilmiş olan hayvanı kurban etmeyi ya­saklamıştır."[26][26]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Kulağının tamamı veya yansından fazlası kesilmiş olan hay­van kurban edilemez. Âlimler bu hususta ittifak halindedir.

2. Boynuzunun tamamı veya çoğu kesilmiş veya kırılmış olan hayvan kurban edilemez. Âlimler bu hususta ihtilâf halindedir. Şöy­le ki :

Nahai, Ebû Yûsuf, Muhammed ve Ahmed bu hadîsle amel etmişlerdir.

Ebü Hanife'ye göre ise boynuzu kırılmış veya kesilmiş olan hayvan kurban edilebilir.   Şafii   de böyle demiştir.   Ancakşu farkla ki, boynuzun kırılması veya kesilmesi, hayvanın etine olum­suz yönde etki yapmış ise, yâni bu nedenle hayvanın etinden bir par­ça kesilmiş ise kurban edilemez.

Mâlik ise şöyle demiştir: Hayvanın boynuzu kesilmiş olup bu yüzden kanama varsa kurban edilemez. Kanama yok ise kurban edilebilir.[28][28]

İzahı

Bu hadîs Zevâid nevindendir. Senedinin zayıflığı notta belirtil­miştir. Hadîsin senedi zayıf olduğu için delil sayılmamıştır. Miftâhül'-Hâce yazarı bu hadisin haşiyesinde râvi Muhammed bin K a r a z a' nın Ebû S a i d (Radıyallâhü anh) 'den hadîs işit­mesinin de ihtilaflı olduğunu bildirir. Sonra, bu hadîsin tâyin edilmiş durumdaki kurban hakkında olması ihtimâlinden söz eder.

Hanefi fıkıh kitablanndan Tenvîrü'l-Ebsâr'da: Bir kimse bir kurbanlık hayvanı sağlam iken satın alır. Sonra hayvan adamın yanında kurban edilmeye mâni bir ayıp ile ayıplanırsa, sahibinin mâ­li durumuna bakılır. Eğer adam, seran zengin sayılırsa o ayıplı hay­van yerine, sağlam bir hayvanı kurban etmekle mükelleftir. Şayet adam kurban kesmekle mükellef olmayacak derecede fakir ise o ayıp­lı hayvanı kesmek onun için yeterlidir, denilir.

tbn-i Abidin'de de: Çünkü fakir olan kişi hayvanı satın almak­la, onu kurbanlığa tâyin etmiş sayılır. Hattâ böyle fakir olan kimse, bir kurban kesmeyi kendi nefsine vâcib kılar ve kesmek istediği hay­vanı tâyin ve tesbit etmez. Sonra kendine vâcib ettiği kurban kesmek üzere gidip sağlam bir hayvanı satın alır. Sonra da bu hayvan onun yanında ayıplanırsa artık zengin kişi gibi onu kesemez. Şayet kesse, borcu ödenmiş sayılmaz. Çünkü kendisine vâcib olmayan kurbanı ken* di nefsine vâcib etmiş olur ve bu yüzden zengin kişi gibi sağlam bir hayvanı kurban etmekle mükelleftir, der.

Şafiî mezhebine göre zengin veya fakir bir kimse kurban ni­yeti ile bir hayvan satm alırsa bu akidle, hayvan kurbanlık sayılmaz. Hüküm bu olunca hayvan sahibinin yanında iken, yâni henüz kesil­memiş iken kurbanlığa engel teşkil eden bir ayıpla ayıplanırsa, kurban edilemez. Sahibi onu başka türlü değerlendirir ve kurban kesmek is­terse başka bir hayvanı satın alır.

Konu hakkında geniş bilgi için fıkıh kitablarına müracaat edil­melidir.[30][30]) (Radtyallâhü «mA/den; Şöyle demiştir :

Ben sünneti bildikten sonra ev halkım beni (çok sayıda kurban kesmeye) zorladılar. Ev halkı bir davarı veya iki davarı bayramda kurban ederlerdi. Şimdi (bir veya iki davarı kurban etmekle yetinir-sek) komşularımız bizi cimrilikle itham ederler."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih ve râvlleri sıka (gü-venilir) zâtlardır.[32][32]

11- Kurban Bayramında Kurban Kesmek İsteyen Kimse, Zilhicce Ayının İlk On Gününde Kıllarından Ve Tırnaklarından Bir Şey Almasın, Babı

3149) Ümmü Seleme (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurmuştur:

«Zilhicce ayının ilk on günü girip de biriniz bayramda kurban kesmek istediği zaman artık (kurbanını kesinceye kadar) kendi vü­cûdunun kıllarından ve derisinden hiç bir şeye dokunmasın.»"

3150 Ümmü Seleme (Radtyallâhü anhâ)\\an rivayet edildiğine göre; Resûluüah (SallaUahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurdu, demiştir:

-Sizden kim Zilhicce ayının hilâlini görüp de bayramda kurban kesmek isterse artık (kurbanını kesinceye kadar) vücudundaki kıl­lara ve tırnaklara yaklaşmasın.»"[34][34]

Âlimlerin Bu Konudaki Görüşleri

1. Ahmed,   îshâk,   Said   bin   el-Müseyyeb, Dâvüd-i   Zahiri   ve bâzı   Ş â f i i 1 e r   bu hadîsin zahiriy­le hükmetmişlerdir.

2. Mâlik   bir rivayete göre şöyle demiştir:    Nafile kurban kesecek kimsenin anılan sürece kıl veya tırnak kesmesi veya başka türlü gidermesi haramdır. Vâcib kurban kesecek kimse için bu şeyler haram değildir.

3. Hanefiler,   Şafiî   mezhebinin meşhur kavli ve   Mâ­lik1 ten   yapılan bir rivayete göre hadîsteki yasaklama tenzihen mekruhtuk  içindir.  Haramlık  mânâsına  yorumlanmamasının delili ise   Â i ş e    (Râdıyallâhü anhâVntn 3094, 3095 ve 3098. hadîsleridir. Oralara bakılabilir. Çünkü o hadislere göre Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) kurbanlığını   Medine-i   Münevvere'-den   M e k k e ' ye   gönderirdi. Kendisi   M e d İ n e ' de   kalırdı ve ihrâmlı kimse için yasak olan şeylerin hiç birisinden sakınmazdı.

Bayramda kurban kesmek niyetinde olan kimsenin Zilhicce ayının ilk 10 gününde kıllarım gidermemesi ve tırnaklarım kesme­mesinin hikmeti ile ilgili olarak Sindi: Bir kavle göre kurban sahibinin kendisini ihrâmlı kimselere benzetmesidir. Diğer bir görü­şe göre amaç, vücûdun bütünüyle cehennem ateşinden âzadlanması-dır, der.

Şafii bu hadisi bayramda kurban kesmenin vâcib olmadığı­na delil saymıştır. Çünkü hadîste "...kurban kesmek isterse..." ifâ­desi kullanılmıştır. Bu ifâde kurban kesmenin isteğe bağlı olduğunu gösterir.

Sindi bu nokta ile ilgili olarak da: Eğer biz Hanefiler kurbanın herkese vâcib olduğunu söyleseydik, bu hadis görüşümüzü reddederdi. Ama biz kurbanın zenginlere vâcib ve zengin olmayan­lara mendub olduğunu söyleyince bu hadis, bizim aleyhimizde bir de­lil olmaz, der.[36][36]

İzahı

E n e s (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhârî ve Müs­lim   de rivayet etmişlerdir.

C ü n d e b (Radıyallâhü anh) 'in hadisini bunlarla beraber N e -s â i de rivayet etmiştir.

Zevâid nevinden olan U v e y m i r (Radıyallâhü anh)'in ha­disini   îbn-i   Hibbân   da rivayet etmiştir.

Ebû Zeyd (Radıyallâhü anh)'in hadîsinin Zevâid nevinden olduğuna dâir bir kayıt bulunmamakla beraber, buna Kütüb-i Sit-te'nin kalanlarında rastlayamadım.

Son hadiste geçen "Hamel" kuzu demektir.

Ceza' ve Cezaa yaşça küçük deve, sığır ve davar hakkıda kul­lanılan birer kelimedir. Ceza' erkeğine, Cezaa da dişisine denilir.

Bu kelime, beş yaşına girmiş deve, cumhura göre iki yaşına gir­miş sığır, M â 1 i k' e göre üç yaşına basan sığır, altı ayını doldur­muş olup bir yılını doldurmuşundan farksız görülen kuzu ve âlim­lerin ekserisine göre henüz iki yaşına basmış keçi oğlağı, Şafii-ler'e göre henüz üç yaşına girmemiş keçi oğlağı hakkında kulla­nılır. Başka görüşler de vardır.

Deve, sığır ve keçinin cezaa denilen küçük yaştakilerden kurban olamaz. Bu hususta âlimlerin ittifakı vardır. Koyundan olan cezaa ise cumhura göre kurban olabilir. îbn-i Ömer ile ZührS buna karşı çıkmışlardır.

Son hadîste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), ensarî olan zâta mahsus olmak üzere cezaa'yı kurban etmesine izin vermiş­tir. Bu ruhsat özel olduğuna göre ensârî'nin kesmek istediği cezaa, muhtemelen keçi oğlağıdır. Ya da sığır veya devedendir. Çünkü ko­yun nevinden olan cezaa, yâni en az altı ayım doldurmuş ve bir yı­lını doldurandan farksız olan kuzuyu kurban etmek meşrudur, hat­tâ bâzı âlimlere göre daha faziletlidir. Bu konu bu kitabın yedinci babında rivayet edilen 3138 - 3141 nolu hadislerin izahı bölümünde etraflıca izah edilmiştir.

E 1 - H â f ı z, el-Fetih'te : Ebû Zeyd el-Ensâri' nin hadîsinde, yâni 3154 nolu hadîsimizde sözü edilen ensârî adamın Ebû B ü r d e olduğu yorumu yapılır. Çünkü Ebû Bürde ensâr'-dandır, der' Ebû Bürde (Radıyallâhü anh)'m kesmesine izin verilen kurbanlığının keçi oğlağı olduğu Ebû Dâvûd ile Bu­hârî' nin   rivayetlerinde belirtilmiştir.

E 1 - H â f ı z' in yorumlamasına göre bu hadiste geçen Cezaa, keçi oğlağı mânâsına yorumlanır.[38][38]

Âlimlerin Bu Husustaki Görüşleri

1. Hanefi mezhebine göre kurban kesme zamanı şehirlerde ve şehir hükmünde olan yerlerde bayram namazı kılındıktan sonra başlar. Şayet böyle bir yerde herhangi bir sebeble bayram namazı ki-lınmazsa, bayramın ilk günü öğle namazı vaktinin girmesiyle kur­ban kesme zamanı başlamış olur.

Göçebe hayatı yaşayan kimseler ile köylerde ikâmet edenler bay­ram namazı kendilerine vâcib olmadığı için bayramm ilk günü fecir doğduktan sonra kurban kesebilirler. Çünkü böyle kimseler kurban kesmekle meşgul olmaları, onları vâcib olan başka bir ibadetten ala-koymaz.

Bir kimse yukarda belirtilen vakit girmeden önce kurban keser­se, onun kestiği kurban sayılmaz. Dolayısıyla yeniden kurban kes­mekle mükelleftir. Yâni şer'an zengin sayılıyorsa yeniden kurban kesmesi vâcibtir.

2. Şafiî,   Dâvûd   ve   Îbnü'l-Münzir'e   göre bay­ramın ilk günü güneş doğduktan sonra bayram namazını kılmak ve iki hutbe okumak için gerekli sürenin geçmesiyle kurban kesme za­manı girmiş olur. Bu zaman girdikten sonra kesilen kurban geçerli­dir. İster henüz imâm bayram namazını kıldırmış olsun veya olma­sın, keza kurban sahibi bayram namazını henüz kılmamış ise de hü­küm aynidir. Bu hüküm hususunda köylü veya şehirli ayırımı yoktur. Keza misafir ile memleketinde ikâmet eden arasında da bir fark yok­tur. En faziletlisi ise kurban sahibinin imâmla beraber bayram na­mazını kıldıktan sonra kurban kesmesidir.

3. M â I i k' e göre kurban kesme zamanı bayram namazı ve hutbesinden sonra girer. İmâm kurban kesecekse, bayram namazı ve hutbesinden sonra önce kendisi kurban keser. Bundan sonra kişiler kurbanlarını kesebilirler. Şayet bir kimse namazdan veya hutbeden önce ya da imâmdan önce kurban keserse, onun kestiği kurban sa­yılmaz. Şayet imâm kurban kesmeyecek ise onun kurban kesmesi süresi kadar bir zaman geçtikten sonra cemâat kurbanlarım keser­ler. Bu hüküm hususunda köylü ve şehirli, ayırımı yoktur.

4. Ahmed, Evzâi, İshâk ve Hasan-i B a s r i' -ye göre imâm bayram namazını kıldırdiktan sonra kurban kesme za­manı girmiş olur. Köylü ve şehirli farkı yoktur.[40][40]

13- Kurbanını Kendi Eliyle Kesen   (Kimse Hakkında Gelen Hadîsleri  Babı

3155) Enes bin Mâlik (Radıyattâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

And olsun ki ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeIIem)'i aya­ğını kurbanının (sağ) yanına basarak, kendi eliyle onu boğazlarken gördüm."

3156) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"in müezzini Sa'd (bin Aiz el-Karaz)  (Radıyallâhü anh)*den rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kurbanını Zürayk oğul­ları yolu olan sokağın kenarında kendi eliyle, keskin bir bıçakla bo­ğazladı."[42][42]

14- Bayramda Kesilen Kurbanların Derileri Babı

3157) Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anh)'Atn rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine. Haremi Şe­rife (Veda Haccında) sevkettiği bütün kurbanlarının etlerini, deri­lerini ve çullarını fakirlere dağıtmasını emretmiştir."[44][44]

15- Kurban Bayramında Kesilen Kurbanların Etlerinden Yemek Babı

3158) Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildi­ğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kurban ettiği her deve­den bir parça etin alınmasını emretti. (Toplanan) etler bir çömleğe konulup pişirildi. Sonra Resul i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve beraberindekiler etten yediler ve et suyundan içtiler."

Not: Bu senedin râvllerinin sıka (güvenilir) zâtlar olduğu, Zevâid'de bil­dirilmiştir.[46][46]

16- Kurbanların Etlerini (Üç Günden Fazla) Saklamak Babı

3159) Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), halkın maddi sıkıntısı nedeniyle kurbanların etlerini (saklamayı) yasaklamış. Sonra (sıkın­tı kalmayınca) kurban etleri (ni saklamak) hakkında ruhsat vermiştir.

3160) Nübeyşe (bin Abdİllah bin Amr) (Radtyallâhü öwA/den ri-vâyet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur-muştur :

Ben sizi uç günden fazla kurban etlerinden (yâni saklayıp yemek­ten) menetmiştûn. Bundan sonra yeyiniz ve saklayınız.»"[48][48]

17- Kurbanı Musalla'da   (Yani Bayram Namazı Kılınan Alanda) Kesmek Babı

3161) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kurbanım musalla'da (yâni bayram namazını kıldırdığı alanda) boğazlardı."[50][50]


[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/450-451

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/452-453

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/455-456

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/458-459

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/460-461

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/463-465

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/466

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/468-469

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/471-472

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/474-475

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/476-477

[24][24] Hulâsa: 355

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/479

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/480

[30][30] Bu sahâbl'nin hâl tercemesi 1537. hadis bölümünde geçti.

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/483

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/484-485

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/486-488

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/489

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/491

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/492-493

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/494

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/495

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/496-497

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/498

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

38 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk