Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceLukata Hadisleri

Lukata Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

LUKATA KİTABI 2

1- Develer, Sığırlar Ve Koyunlar İle Keçiler Dâllesî (Yitîgî) Babı 2

2- Lukata Babı 6

3- Farenin (Deliklerden)  Çıkardığı Malı Alıp Götürmenin Hükmüne Âit Bâb. 9

4- Bir Rikâz'a   (Define’ ye)   Rastlayan Kimseye Âit Bâb. 10

Rikâz'ın Humusu Kimlere Verîlîr?. 10

Maden Ve Rikâz'ın Tarifi Ve Hükümlerine Ait Dört Mezhebin Görüşleri 11

LUKATA KİTABI

Lukata: Yerde bulunan ve sahibi mechûl maldır. Buna Lukta ve Lukaata da deniliyor ise de en meşhuru Lukata'dır. Lukata'mn yer­den alınıp sahibi bulunduğu takdirde kendisine verilmek üzere gö­türülmesinin meşruluğu Kitâb, Sünnet ve İcmâ-ı Ümmet ile sa­bittir.

Lukata'nm yerden alınması hakkında mübâhhk, mendubluk, vâ-ciblik, haramlık ve mekruhluk hükümleri vardır. Şöyle ki:

1. Lukata'yı gören kişi kendinden emin olup bunu saklıyacağı-na, hıyanet etmiyeceğine inanıp yerden kaldırmaması hâlinde hıya­net edecek bir kimse tarafından götürüleceği endişesini duymazsa bunu alıp almaması mubahtır. Almasında veya almamasında bir sa­kınca yoktur.

2. Lukata'yı yerden almaması hâlinde, hiyânetli bir kimse ta­rafından götürülmesi şüphesi olduğu takdirde birinci maddede du­rumu belirtilen kişinin bunu alması mendubtur.

3. Lukata'yı yerden almaması hâlinde, hiyânetli bir kimse ta­rafından götürülmesi kuvvetle muhtemel olup durumu birinci mad­dede yazılı kişiden başka güvenilir bir kimse oralarda yok ise o ki­şinin bunu alması farz-ı ayndir. Güvenilir başka kimseler de orada var ise o kişinin bunu alması farz-ı kifâyedir.

4.  Lukatayı gören kişi kendine güvenemiyor veya gereğini ya-pamıyacağı kanaatında ise bunu alması haramdır.

5. Lukata'yı gören kişi kendine güvenmekle beraber gereğini yapanuyacağı endişesi ve şüphesi içinde ise bunu alması mekruh­tur.

Yitik mal hayvan ise, genellikle buna Lukata denmez de Dâlle denilir. Şu halde yitik mal hayvan ise buna Dâlle denilir. Hayvan­dan başka bir mal ise buna Lukata denilir. Fakat T a h â v î bu iki kelimenin anlamı arasında bir fark olmadığını, yitik hayvan için Lukata kelimesinin kullanıldığını ve yitik diğer mallar için Dâlle ke­limesinin kullanıldığını söylemiştir. Müellifimiz birinci görüşte ol­duğu için yitik hayvanlar için açtığı birinci babın başlığında Dâlle kelimesini ve yitik diğer mallar için açtığı ikinci babın başlığında Lukata kelimesini kullanmıştır. Hadislerin zahiri de birinci görüşü teyid eder, kanısındayım.[2][2] (Radtyaltâhü ank)'âen rivayet edil­diğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurdu, demiştir;

«Müslümanm d âli esi  (yitik hayvanı veya yitik her nevi malı) ateş alevidir.»"

Not:   Bu hadisin senedinin sahSı ve râvllerlnin sıka oldukları. Zevâid'de bil­dirilmiştir,[4][4] İle beraber­dim. (Babamın) sığır sürüsü akşama doğru (meradan) geldi. Ba­bam, (sürü içinde) yabancı bir sığır gördü ve ı Bu nedir? diye sor­du. Ordakiler: Sığır sürüsüne İltihak eden bir sığırdır, diye cevabverdiler. El-Münzir demiştir ki; Bunun üzerine babam emretti. O sı­ğır sürüden çıkarılıp gözlerden kayboluncaya kadar kovalandı. Son­ra babam şöyle dedi: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:

«Dâlle'yi (yâni yitik hayvanı) ancak sapık bir kimse kendi ma­lına karıştırır.»"[6][6] (Radtyallâkü anh)'Ğen rivayet edildiğine göre :

Bir kere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yitik deve hükmü soruldu. ResûM Ekrem {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiddet­lendi, yanakları kırmızüaştı ve cevaben   ;

«Ondan 3&ti& ne? Onun be/aberinde (uzak yolculuğa dayanan) ayaklar ve (karnında) su tulumu vardır. Sahibi ona rastlaymeaya kadar o (hayvan kendi kendine) suya varır ve safî uzun ot yer» buyurdu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem)'e koyun - keçi yitiğinin hükmü de soruldu. Buna cevaben:

«Onu al. Çünkü o (hayvancağız) şüphesiz ya sanadır ya senin kardeşinedir ya da kürtündür» buyurdu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e lukata'nın hükmü de soruldu. Bunun üzerine Re-sûlullah şöyle buyurdu :          

«Lukata'nın dağarcığını ve ağız bağını iyice tanı ve lukatayı bir yıl ilân et Eğer (bir kimse tarafından) kamtlayıcı bir şekilde vasıf­lan anlatriırsa (ona ver). Böylece vasıfları anlatılmazsa (yâni sahibi çıkmazsa) onu kendi malına kat»"[8][8]

Hadîsten Çıkarılan Hükümler

1. Yitik deveyi alıp barındırmak caiz değildir. Sahibi bulunun­caya kadar onu serbest bırakmak gerekir. Mâlik, Evzâî ve Şafiî' nin kavli böyledir. Hanefî ler'e göre yitik deveyi almak mekruhtur. Yâni sahibini buldurmaya çalışmak ve ilân etmek üzere bunu barındırmak mekruhtur.

El-Leys bin Sa'd ise: Yitik deveyi köylerde ve mes­kun sahalarda bulan iyi niyetli kimse alır. Fakat sahrada bulursa alamaz, demiştir. Mâlik ve Şafiî' den birer rivayet de böyledir.   Hanef îl er' den   de bu kavil rivayet olunmuştur.

Şafii âlimler: Yitik deve köy ve şehirden uzak yerlerde gö­rülürse muhafaza edilmek üzere hâkim veya başkası onu alabilir. Fakat mülkiyetine geçirmek niyetiyle alıp götürmek haramdır. Şa­yet yitik deve köyde bulunur ise usûlü dâiresinde ilân etmek ve bu­na rağmen sahibi çıkmadığı takdirde mülkiyetine geçirmek niyetiy­le bunu almak caizdir. En sahih kavil budur, demişlerdir.

Tâvûs, Evzâî, Hanefîler ve Mâlik'in bâzı arkadaşları: Yitik sığır, yitik deve gibidir, demişlerdir. Mâlik ve Ş â f i i ise: Yitik sığır tehlikeli bir yerde ise yitik koyun hük­mündedir. Aksi halde yitik deve hükmündedir, demişlerdir. Başka görüşler de vardır.

2. Yitik koyun ve keçiyi gereği yapılmak üzere almak caizdir. Cumhur ve Hanbelîler bu hadîsi delil göstererek böyle hük­metmişlerdir.

Tekmile yazarı bu konu hakkında özetle şöyle der;

"El-Leys bin Sa'd'in kavline ve bir rivayetinde Ah-m e d' in kavline göre yitik koyun ve keçiyi ancak devlet yetki­lisi alabilir. Kişiler alamaz. Bu hadîs bu görüşü reddeder.

Bâzı âlimler: Yitik koyun ve keçiyi meskûn sahada almak caiz değildir. Fakat çölde, dağda ve benzeri yerde almak caizdir, demiş­ler ise de bu hadis bu görüşü de reddeder. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) böyle bir aynım yapmaksızın alınmasını emretmiştir. Eğer meskûn saha ile çöl ve dağ arasında bir fark bu­lunmuş olsaydı Resûl-i Ekrem t Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu duru­mu soru sahibine soracaktı veya olan farklılığı belirtecekti. Kurt meskûn sahalarda bulunmaz, ancak çölde, dağda ve benzeri yerler­de bulunur, denemez. Çünkü koyun ve keçinin bu gibi yerlerde kurt'a âid olması köy ve şehirlerde kurttan başkasına âid olmamasını ge­rektirmez. Yâni bu gibi yerlerde çalınma gibi tehlikeler mevcuttur. Diğer taraftan sahibi meçhul yitik mal çölde olsun köy ve şehirlerde olsun Lukata hükmüne tâbidir.

Resul-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in: «Çünkü o ya senindir, ya senin kardeşinindir veya kürtündür» buyruğunun zahirine göre yitik koyun ve keçiyi bulan kimse bundan yararlanabilir. İbn-i Kudâme bu konu hakkında özetle şöyle der:

Yitik koyun ve keçiyi bulup alan kimse dilerse (evsâfını ve alâ­metlerini tesbit ettikten sonra) hemen yiyebilir. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî ve başka âlimler böyle hükmetmişlerdir. İbn-i Abdi'1-Berr: Tehlikeli yerlerde rastlanan yitik koyun ve ke­çiyi bulup alan kimsenin (bunun evsaf ve alâmetlerini tesbit ettik­ten sonra) hemen yemesinin câizliği üzerinde âlimler icnıâ etmiş­lerdir. Bu hükmün dayanağı ise ResûM Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-

selâm) 'in: «O ya senindir, ya kardeşinindir veya kürtündür» mea­lindeki buyruğudur. Çünkü bu buyrukta hayvancağız, bulana âid kılınmış ve bulan kimse ile kurt eşit kılınmıştır. Sonra hayvan sa­hibi için en kârlı iş budur. Çünkü hayvancağız hemen boğazlanıp yenmezse bakım ve beslenmesi sorunu doğar. Hayvanın uzun süre elde tutulup bakım ve yem masrafı bazen hayvanın değeri kadar bir meblâğ tutar» İlerde sahibi çıktığı zaman icâbında hayvanın de­ğeri kadar masraf ödemek durumunda kalabilir. Fakat bunun alâ­met ve evsâfı tesblt edilip kıymeti de takdir edildikten hemen yenil­mesi ve bahâsının sahibine teslim -edilmek üzere muhafaza edilme­si en kârlı yoldur, demiştir.

Yitik koyun ve keçiyi (evsâfı bellenip değeri takdir edildikten sonra) hemen yemenin câîzliği hususunda bu hayvancağızı çölde, dağda ve benzeri yerlerde bulmak ile şehirde bulmak arasında bir fark yoktur. Fakat Ebû Ubeyd, Şâfiîler ve tbnü'l-Münzir: Bunu şehirde bulan kimse satabildiği için yiyemez. Sa­tıp da bedelim muhafaza etmesi gerekir. Fakat çölde bulan kimse satma imkânına sahip olmadığı için yiyebilir, demişlerdir- Cumhu­run görüşü ilk görüştür. Cumhurun delili hadîste bir kayıtlama»!?* olmayışıdır. Ayrıca sahrada yiyiîmesi helâl olan bir şeyi şehirde ye­mek de helâldir.

İbn-j K udâme sözlerine devamla şöyle der : : Yitik koyun ve keçiyi bulan kimse yukarda anlatıldığı şekilde düerse bunu kesip yiyebildiği gibi dilerse bunu kendi malından bes­ler karşılıksız olarak bakar ve mülkiyetine geçirmez. Sahibi çıkın­ca ona teslim eder. Bulan kişi şayet ilerde hayvan sahibinden +,ah-sil etmek üzere hayvanın bakım ve yem masrafını tesbit edip hu du­rumu şâhidlerle tevsik eder ve sonra hayvan sahibi bulunursa, ara-lan masraflar hayvan sahibinden tehsil edilebilir? Bu hususta iki rivayet vardır. Bir rivayete göre anılan masraf tahsil edilebilir Di­ğer rivayete göre tahsil edilemez. İkinci görüş Ş âb î ve Şa­fiî1 nin kavlidir. Bunun gerekçesi de şudur: Hayvanın bakım ye yemi her gün tekrarlanır. Bazen hayvanın değeri kadar masraf ola­bilir. Bu itibarla yitik hayvancağızı bulan kişinin bunu derhal satıp bedelini muhafaza etmesi veya bedelini takdir ^e tesbit ettikten son­ra boğazlayıp yemesi ve bedelini sak)aması hayvan sahibi için daha kârlıdır.

Titik koyun veya keçiyi bulan kimsenin üçüncü bir yolu bunu satıp bedelini muhafaza etmesidir. Satış işini bizzat yapabilir. Ş â-f i i * nin  bâzı arkadaşlarına göre satış işini ancak devlet yetkili-

sinin izni ile yapabilir. Cumhurun görüşüne göre devlet yetkilisin­den izin almaya gerek yoktur," Tekmile1 den naklen verilen t fe n-i K-udâm s'rnn    sözü bitti.                              

3. Lukata'yı, yâni yerde bulunan ve sahibi meçhul para ve di­ğer eşyayı iyi niyetle almak caizdir. Alman mal az olsun çok ol­sun bir yıl ilân edilir. Sahibi çıkarsa ona verilir. Sahibi çıkmazsa bulana helâl olur. Bulan kişi bunun yâni bulduğu malm alâmetle­rin i ve evsâfını iyice bellemek zorundadır.

Üçüncü maddede belirtilen hükümler hakkında gerekli geniş bil-gi bundan sonra gelen 2. bâbta rivayet olunan hadîslerin izahı bö­lümünde verileceğinden oraya, müracaat ediJT*ıeRl

2505) Iyâz bin Himâr (Radıyallâkü ank)sâea rivayet edildiğine göre

Resulullah  (SaHallahü Aleyhi ve SeUem) şöyte

«Kim bir lukata (yitik mal) bulursa âdil bâr veya MÜ ilri şâînid kutsun. Sonra bulduğu malı değiştirmesin ve (yitik mal bulduğunu) gizlemesin. Eğer lukata'nın sahibi gelirse öncelikle buna âid sahibidir, Sahibi gelmezse (yâni çıkmazse) Bu hadîsi   Ahmed,   Ebû   Dâvûd,   Ebû   D&vûd-l Tayâlisi, Hesaî, Beyhak!,   ve :T a h & v t. da. RivayetTekmile yazarı bu hadîsin şerhinde özetle şu bilgiyi verir: Tutulacak âdil şâhid sayısının bir veya iki olduğuna dâir tered-düd, râvi'ye âiddir. Ahnıed ve Tahâvî1 nin rivayetlerin­de bu tereddüd durumu yoktur. Oralardaki rivayette iki âdil şâhid'in tutulması emredilmiştir. Lukata'ya âid tutulacak şâhidlerin hangi hususlar için tutulacağı hususunda bir kaç görüş vardır:

1. Kişi sâdece bir lukata bulduğuna dâir şâhidler tutacak.   Fa­kat bulduğu malın evsâfını açıklaimyacaktır ki,  herhangi bir ya­lancı kimse haksız yere bu mala sahip çıkmasın.

2. Kişi bulduğu    malın tüm evsâfını tesbit etmek için şâhid­ler tutacak ve bütün vasıfları şâhidlere anlatacak ki günün birinde ölürse vârisleri o malda tasarruf etmesin, kendisinin malı olduğu­nu sanmasınlar.   Şâfiîler'in   bir kısmına göre kişi, bulduğu malın bâzı vasıflarını şâhidlendirecek ve bâzı evsâfını gizli tutacak­tır.   N e v e v i :   En sıhhatli görüş budur, der.[10][10]

İzahı

i ü v s y d CBadıyallâhü anh) 'm hadîsini Kütüb-İ Sitte sahip­te Tahâ^î ve E b û Davudi T a y â 1 î s î de ri~ yâyet etmişlerdir- T i r m i z i bunun hasen - sahih olduğunu söy­lemiştir. Hadîs metni bâzı rivayetlerde kısadır

Hadiste geçen el-Uzeyb, Küfe ye bir ko^gefe mesafede bu-!uzmn bir çayın ismidir Bu çayın B s a î T «j *r î\ m kabîk-îine âid olduğu Tekmile'de jfâde edilmiştir Sâny^ ™ fmâfc *,e ismi geçen iki arkadaşının bir savaşa gittikleri ?© bu seferde S û -y « y d in yitik kamçıyı aldığı E b û D % t % Û un rivayetin-^e belirtilmiştir. Tine E b û Dâvûd'an rivayetinde S ü -7 ^ y d' in savaştan dönüldüğünde Ha^ca gitt^i ^e tou vesile ife Msdinei Münevvere görüşüp ondan bu hadîsi rivayet ettiği ifââe edilmektedir.

Bu hadîsin zahirine göre yitik malın üç yıl müddetle ilân edil­mesi gereklidir. Fakat E b û Dâ ?Ad ile E b *â Dirûd-i Tayâl' si  nin   rivayetlerinde râvi   Seleme   b \ n   Kh -9 y 1 üı   su üâvesi cardır

«Ve Seleme dedi ki: Ben pek bilemiyorum. Resûl-i Ekrem (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem), (Übey bin Kâb'a) «Bunu ilân at» sözü­nü Üç defa mı bir defa mı söyledi?»

Gerek Seleme' nin bu sözü ve gerekse Z e y d bin H â 1 i d (Radıyallâhü anh)'ın 2507 ve 2504 nolu hadîsleri karşı­sında fıkıhçılar yitik malın bir yıl ilân edilmesinin yeterli olduğuna hükmetmişlerdir.

Z e y d (Radıyallâhü anh)'m hadisini Buhâri, Müs­lim, Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Tahâvi, ve B e y h ak; de rivayet etmişlerdir. Bu hadîste, yitik malm bir yıl ilân edilmesi ve bundan sonra sahibi çıkmadığı takdirde bulan tarafından yiyilmesi emredilmiştir. Fakat daha sonra sahibi çıkarsa yine ona ödeme yapılmasının gerekliliği ifâde buyurulmuştur.[12][12]/ âyeti inince E b û T a 1 h a (Radıyallâhü anh) : "Rabbımızın malımızın bir kısmını harcamamızı istediği kaııaatma vardım. Yâ Eesülallah sen şâhid ol. Ben Berinâ arazîmi Allah İçin verdim, dedi. Bunun üzerine Besâîui-îah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ı «Bunu yakınlarına ver,» bu­yurdu. Ebû TaSha da bunu Hassan bin Sabit ile Übey bin Kâ'b'a tah­sis etti."

Bu hadîs Übey (Radıyallâhü anh) 'in o esnada fakir oldu­ğuna delâlet eder. Muhtemelen bundan bir süre sonra Übey zen­ginleşti.

8. Yitik mal bulan kimse ilândan sonra sahibi çıkmazsa malı mülkiyetine geçirir de daha sonra mal sahibi çıkarsa mal sahibine verilir. Cumhur : Mal duruyor ise aynen iade edilir. Harcanmış ise bedeli ödenir, demiştir. Zeyd bin Hâlid (Radıyallâhü anhl'm hadisi bunun en açık delilidir.

Mâlik ve Dâvûd: Çölde bulunan koyun ve keçinin sa­hibi çıkmadığı için bulan kişi tarafından yiyildikten sonra sahibi çıksa bile artık bir hakkı olamaz, diyerek 2504 nolu hadîsi delil gös­termişler ise de 2507 nolu hadîs onların görüşünü reddeder. Bu iti­barla kuvvetli görüş cumhurun görüşüdür." (Tekmile'den özetlene­rek alman bilgi bitti.)[14][14]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd da Harâc, Fey, ve İmaret kitabı­nın Rikâz babında rivayet etmiştir. Hadiste geçen Baki'in Habhaba bakî'i olduğu Ebû Dâvûd'un rivayetinde belirtilmiştir. Yâ­ni hâlen Mescid-i Nebevi' nin yakınında bulunan ve bir çok sahâbî'nin yattığı meşhur Bakî mezarlığı değildir. En-Nihâye'de beyân edildiğine göre Bakîu'l-Habhaba Medine-i Münev­vere dolaylarında bulunan bir semtin ismidir. Hadiste belirtildi­ği gibi bunun bir kısmı mezarlık idi. Mikdâd (Radıyallâhü anh) 'in mezarlıkta büyük abdest yaptığı şeklinde yanlış bir şey ha­tıra gelmesin. Çünkü kendisinin de belirttiği gibi o bir harabede ab-destini bozmuştur.

Hadîste geçen diğer bâzı kelimeleri açıklayalım:

Ba'r: Deve kığısıdır. O dönemdeki insanlar maddî sıkıntıdan az ve kuru yemek yedikleri için iki üç günde ancak bir defa dışarı çık­ma ihtiyacını duyarlardı ve büyük abdestleri deve tersine benzerdi.

Çühr: Yerdeki delik anlammadır. Genellikle yılan, fare ve ha­şarat deliklerinde kullanılır.

Cürez: Farenin bir nevidir. Bir kavle göre erkek ve büyük fare demektir.

Mikdâd (Radıyallâhü anh) bulduğu dinarların define hük­müne tabi olduğunu sandığı için bunun beşte birisinin ödenmesi­nin gerektiği kanaatıyla Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e müracaat etmiştir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ise bunun Lukata hükmünde olduğunu beyân buyurduktan sonra Mik­dâd' m dinarları kendi eliyle delikten çıkarıp çıkarmadığını araş­tırmıştır .H a 11 â b î: Bu araştırma gösteriyor ki eğer Mikdâd bunu delikten çıkarmış olsaydı bu, define hükmüne girip humusu yâni beşte birinin ödenmesi gerekecekti, demiştir,

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in M i k d â d " a: «Allah bunu sana mübarek eylesin» buyruğu ile ilgili olarak da H a 11 â b î : Bu buyruk, dinarların derhal Mikdâd için he­lâl olduğuna delâlet etmez. Şuna delâlet eder: Dinarlar lukata hük­müne tabidir. Usûlü dâiresinde ilân edilip de sahibi çıkmazsa o za­man   Mikdâd   için helâl olur, demiştir.[16][16]

İzahı

Ebû Hüreyre (Ftadıyallâhü anh) 'in hadîsi Kütüb-i Sitte*-nin hepsinde vardır. îbn-i A b b â s (Radıyallâhü anh) 'm ha­disini îbn-i Ebî Şeybe ve Taberânî de rivayet etmişlerdir. Diğer Kütüb-i Sitte'de buna rastlamadım.

Rikâz: Define diye terceme ettiğim bu kelime ile kasdedilen mâ­nâ hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır. Şöyle ki:

Mâlik, Şafii ve cumhur bu kelimeyi İslâm'dan önceki devirlere âit define mânâsına yorumlamışlardır. Ebû Hanîfe, Sevri, Evzâi ve başkaları ise bu kelimeyi yer altındaki ma­denlere ve anılan definelere şümullü umumî bir mânâya yorumla­mışlardır. Bu nedenle madenlerin de define gibi humus yâni beşte bir nisbetindeki harca tabi olup olmadığı hususunda ihtilâf vardır.

Humus i Beşte bir demektir. Rikâz'dan vergi olarak veya zekât olarak alınacak meblâğ beşte bir nisbetinde olduğu için bunda hu­mus olduğu buyurulmuştur.

Tuhfe yazarı Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in ha­dîsinin izahı bölümünde özetle şu bilgiyi verir: "lbnü'1-Esîr, en-Nihâye'de: Rikâz, Hicaz halkı ya­nında câhiliyet devrine âit define manasınadır. Irak halkı ya­nında ise madenler manasınadır. Arap dili bu iki mânâya da mü-sâiddir. Çünkü madenler de defineler de yer altında gömülüdür. Ha­dis ise birinci mânâya gelmiştir. Define kolay ve bol yararlı oldu­ğu için bunun beşte birisinin ödenmesi vâcib kılınmıştır, der.

Cumhur, Mâlik ve Şafiî Rikâz'ı câhiliyet devrine âit define mânâsına yorumlayarak: Madenlerde humus yoktur. Fakat bundan alınacak mal nisâb mikdarma ulaşınca zekâtı ödenir, demiş­lerdir. Ebû Ubeyd ile Buharı' nin bildirdiklerine gö­re   Ömer   bin   Abdilaziz   de böyle hükmetmiştir.

Hanefîler ise, Rikâz'ı define ve madenlere şümullü bir mânâya yorumlayarak: Defineler olsun, madenler olsun bunların beşte bir hissesinin vergi olarak ödenmesi gerekir, demişlerdir."

Gerek cumhurun ve gerekse Hanefî ler'in Rikâz keli­mesinin yorumlanması hakkında gösterdikleri deliller ve yek diğe­rine verdikleri cevabîar hadis şerhlerinde etraflıca anlatılmıştır. Ar­zu edenler buralara bakabilirler.

Rikâz, câhiliyet devrine âit definedir, diyen cumhura göre bu­lunan defineden çıkarılacak mal altın ve gümüş olabildiği gibi kıymetli eşya ve mücevherat da olabilir. Ne olursa olsun humusu yâni beşte bir nisbetindeki hissesi vergi olarak ödenir. Ş â f i i' ye gö­re definenin dinen rikâz sayılabilmesi için çıkarılacak malın altın veya gümüş olması şarttır. Başka mallar bulunursa humusunun ödenmesi gerekmez.[18][18]

Maden Ve Rikâz'ın Tarifi Ve Hükümlerine Ait Dört Mezhebin Görüşleri

1. Hanefi mezhebine göre maden ve rikâz ayni mânâyı ifâde ederler. O mânâ da şudur: Yer altında bulunan maldır. îster altın ve gümüş gibi kıymetli cevherleri taşıyan toprak ve benzerî maddeler hâlinde olsun, ister kâfirlerin yere gömdükleri hazîne ve define şeklinde olsun fark etmez. Şu halde insan eliyle yere gömül-meyip de Allah tarafından yer altında yaratılan ve kıymetli malla­rı taşıyan madenler de rikâz anlamı içine girer.

Rikâzdan yâni define ve madenlerden ödenen humus zekât de­ğildir. Çünkü zekâtın şartları burda aranmaz.

Madenler üç kısma ayrılır-.

1. Altın, gümüş, bakır ve demir gibi ateşle elde edilip şekillen­dirilen.

2. Petrol gibi sıvı halde olan.

3. Bunların dışında kalan. Yâni sıvı olmadığı gibi ateşin tesiri ile şekillendirilmeyen kısım. Mücevherat ve yakutlar gibi.

Madenlerin birinci kısmına giren maddelerden elde edilecek ma­lın humusun, yâni beşte bir nisbetindeki hissenin çıkarılıp müslü-manların sosyal hizmetlerine harcanmak üzere devlete vergi olarak ödenmesi gerekir. Kalan beşte dört nisbetindeki mala gelince eğer kimsenin mülkiyeti altında olmayan bir arazide bulunmuş ise kalan malın tamamı bunu bulana aittir. Anılan madende humusun vâcib olabilmesi için bulunan madende câhiliyet devrine âit bir alâmetin bulunması gereklidir. Yâni o malın kâfirlere âit olduğunu kanıtla-yıcı belirtilerin bulunması şarttır. Şayet İslâmiyet devirlerine âit ol­duğuna dâir bir belirti bulunursa bulunan maden rikâz değil, Luka-ta hükmüne tabidir. Yâni yitik mal sayılır. Bunda humus gerek­mez. Bunun kâfirlere veya müslümanlara âit olduğu hususunda şüp­he hâsıl olur da kesin bir sonuç alınmazsa câhiliyet devrine âit ola­rak kabul edilir.

Anılan maden kısmı belirli kimselerin mülkiyeti altında bulu­nan bir yerde bulunursa bunun humusu ödenir ve kalanı o yerin sahibine aittir.

Evinde maden veya define bulan kimsenin bunun humusunu ödemesi vâcib değildir. Hepsi kendisine aittir.

Yukarda anlatılan madenlerin ikinci ve üçüncü kısımlarında vergi, harç ve zekât gibi bir şeyin çıkarılması vâcib değildir. An­cak sıvılardan cıva'da humus vâcibtir. Yer altında bulunan silâh­lar, araç ve gereçler, malzemeler ve ev eşyası da define gibi humusa tabidir.

Denizden elde edilen anber, inci ve balık gibi mallardan bir harç vâcib değildir.

2. Şafii mezhebine göre Rikâz: Câhiliyet devrine yâni kâ­firler dönemine âit altın ve gümüş defînesidir. Defineden çıkarılan altın veya gümüş nisab mikdan olunca üzerinden bir yılın geçme­si süresi beklemeksizin humusunun yâni beşte birinin zekâtın müs-tahaklarına ödenmesi gerekir. Defineden elde edilen altın veya gü­müşün sikkeli olması şart değildir. Kişi böyle bir defineyi yer al­tında değil de üstünde bulursa buna rikâz denmez. Bu, lukata hük­müne tabidir.

Bulunan define kâfirlere âit olmayıp, İslâm dönemine âit oldu­ğu anlaşılıyor ise bunun sahibinin kim olduğu bilindiği takdirde sa­hibine teslim edilmesi gereklidir. Sahibi ölmüş ise mirasçılarına ve­rilir. Sahibi bilinmiyor ise Lükata hükmüne tabidir. Keza bunun câhiliyet devrine mi, İslâmiyet devrine mi âit olduğu bilinmiyor ise gene lukata hükmüne tabidir. Bir kimse, kendi mülkünde bulunan definenin kendisine âit olduğunu iddia ederse, define ona âit sayı­lır. Şayet böyle bir iddiada bulunmazsa kendisinden önceki mâlikin sayılır.

Maden ise Allah tarafından bir yerde yaratılan bir şeyi ordan çıkarmakla elde edilen maldır. Şer-i Şerifte madenlerden yalnız al­tın ve gümüşten ödeme yapılır. Demir, bakır ve kurşun gibi madde­ler madenlerden istihsal edilmekle beraber bunlardan bir ödeme ya­pılmaz. Madenlerden istihsal edilen maddelerin sıvısı, katısı, ateşin etkisiyle şekilleneni veya başkası arasında bir fark yoktur. Maden­lerden istihsal edilen altın ve gümüşte vâcib olan mikdar kırkta bir­dir. Yâni altın ve gümüşün zekâtı nasıl kırkta bir ise madenlerden istihsal edilen altın ve gümüşün zekâtı da kırkta birdir. İstihsal edi­len altın ve gümüşün üzerinden bir yılın geçmesi şartı yoktur. İs­tihsal edilir edilmez hemen zekâtı ödenir.

3. Mâliki mezhebine göre, Rikâz: Câhiliyet devrine âit al­tın, gümüş ve diğer malların defînesidir. Bir definenin câhiliyet dev­rine mi, îslâmî bir devreye mi âit olduğunda tereddüd edilirse câhi­liyet devrine âit olarak kabul edilir. Definede çıkan mal altın olsun gümüş olsun başka mal olsun bunun humusu, yâni beşte biri genel hizmetlere harcanmak üzere devlete verilir. Ancak defineye ulaş­mak büyük çalışmalar ve masraflarla gerçekleşirse bunun kırkta bi­ri zekât olarak müstehaklarma dağıtılır. Her iki takdirde elde edile­cek malın nisab miktarını doldurması şart değildir. Definenin kalan kısmı arazi sahibinin hakkıdır. Ancak arazi sahibinin bunu miras yoluyla veya ihya etmek suretiyle sahip olması şarttır. Eğer arazi sahibi bu yeri satın almak veya hibe yoluyla elde etmiş ise define bu yerin ilk sahibinin hakkıdır. Şayet bu yer hiç kimsenin mülkiyetin­de değil ise define, bulan kişinin hakkıdır.

Müslümanların veya zimmî, yâni İslâm memleketinde vatandaş­lık hakkı verilmiş olan gayr-i müslimlerin yere gömmüş olduğu de­finelere gelince bu nevî define sâhibleri veya mirasçıları bilindiği takdirde onların hakkıdır. Kime âit olduğu bilinmezse bu nevî de­fineler Lukata yâni yitik mal hükmüne tâbidir. Bir yıl ilân edilir. Buna rağmen sahibi çıkmazsa bulanın hakkıdır. Fakat bu nevî de­finelerin asırlarca önceki devirlere âit olduğu bâzı karine ve alâ­metlerle anlaşılırsa, Lukata hükmüne tabi değildir. Sâhibleri bilin­meyen mallar gibi devlet hazînesine konulur ve müslümanlann ge­nel hizmetlerine harcanır.

Maden ise Allah'ın yerde ve toprakta yaratmış olduğu altın, gü­müş demir, bakır ve kibrit gibi maddelerdir. Maden Rikâz'dan tama­men ayrı bir şeydir. Madenden istihsal edilecek madde altm veya gümüş ise nisab miktarına ulaşsın veya ulaşmasın yıllanması bek­lenmeksizin zekât ödeme şartları tahakkuk edince zekâtı ödenir. Anılan madenin zekâtı kırkta bir olup zekâtın müstehaklarma da­ğıtılır.

4. H a n b e 1 i mezhebine göre Rikâz: Câhiliyet devrine ait definedir. Kâfirlere âit olduğu bilinen defineler rikâz sayıldığı gibi yer yüzünde bulunan ve onlara âit olduğu bir takım alâmetlerle an­laşılan mallar da define hükmündedir. Fakat İslâm alâmeti bulunan veya hem küfür hem de İslâm alâmeti bulunan defineler Rikâz hük­müne tabi olmayıp Lukata hükmüne dâhildir. Rikâzı bulan şahıs bu­nun humusunu, yâni beşte birini umumî hizmetlere harcanmak üze­re devlet hazînesine teslim etmek zorundadır. Kişi defineyi kendi mülkünde veya sahipsiz bir arazide bulursa humustan artan kısım kendisinin hakkıdır. Şayet başkasının arazisinde ve akarında bulur­sa, arazi sahibi definenin kendisine âit olduğunu iddia etmezse yi­ne bulana aittir. Şayet arazi sahibi definenin kendisine âit olduğu­nu iddia etmekle beraber şahidi yok ve kendisi bulunan definenin evsâfını tarif edemezse yemin etmek suretiyle alır. Bir kimsenin iz­ni olmaksızın mülküne girip araştırma yapan ve neticede define bu­lan kişi bir hak talebinde bulunamaz. Bulunan define mülk sahibi­ne aittir. Yukarda anlatıldığı şekilde. Şayet kişi arazi sahibinin iz­ni ile girip araştırma ve çalışma neticesinde define bulursa bulan kişi öncelikle define hakkma sahip olur.

Madene gelince, maden, yerde oluşan ve toprak cinsinden olma­yan maddelerdir. İster altın, gümüş, bakır gibi katı halde olsun is­ter kibrit ve petrol gibi sıvı halde olsun fark etmez. Böyle bir mad­deyi istihsal eden kişi bunun onda birini ödemekle mükelleftir. Bu ödemenin vâcibliğinin iki şartı vardır: Birincisi istihsal ettiği mad­de altın veya gümüş ise yabancı maddelerden tasfiye edildikten son­ra net miktarının nisab olması gereklidir. Bu iki maddeden başka mal cinsinden ise değerinin nisab tutarında olması gereklidir. İkin­ci şart müstahsilin zekât mükelleflerinden olmasıdır. Şu halde müs­tahsil zimmî yâni gayri müslim veya borçlu bir müslüman ise ona vâcib değildir. İstihsal edilen maden ocağı birisinin mülkü içinde ise istihsal edilen maden, mülk sahibinindir. Başkası istihsal etse bi­le hüküm budur. Maden ocağı sahipsiz bir arazide ise elde edilen maden, müstahsilin malıdır. Bu takdirde bunun kırkta birini zekât

olarak ödemesi gerekir. İstihsal ettiği mal altm veya gümüş olsun, başka maddeler olsun fark etmez.

Not: Define ve madenle ilgili daha geniş bilgi isteyenler fıkıh kitablarma müracaat etsinler. Dört mezhebin görüşü ile ilgili olup yu­karda verilen bilgi El-Fıkıh Ala'l-Mezâhibi'l-Arbaa adlı kıtabtan özet­lenerek alınmıştır.

2511) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre: Peygamber (Sallattahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Sizden önceki (ümmet) lerde bir akar (ev) alan bir adam vardı. (Satın aldığı) akarda içi altm dolu bir cürre (küp veya testi) buldu. Bunun üzerine (satıcıya) :

—  Ben senden toprak aldım, senden altın almadım, dedi.  (Satı­cı) adam da (alıcıya) :                                              

—  Şüphesiz ben sana bu toprağı, içindeki ile beraber sattım, de­di. Sonra satıcı ile alıcı (üçüncü) bir adama baş vurup muhakeme oldular. Kendisine baş vurulan adam, (bunlara) :

—  Sizin oğlunuz ve kızınız var mı? diye sordu. Bunlardan birisi (alıcı) :                                                                                                                      

—  Benim bir oğlum var, dedi. Diğeri (satici) dâ:

— Benim bir kızım var, dedi. Kendisine müracaat edilen adam: ^      — Şu halde oğlana kızı nikâh ediniz. Oğlan ile kız bü altından kendilerine harcasınlar ve sadaka versinler, diye hükmetti.[20][20]


[2][2]  Bu sahâbi'nijı hâl tereemesi 1705 nolu hadis bölümünde geçti.

[4][4] Cerir (R.A.) meşhur sahâbilerdendir. Hâl tereemesi 159 nolu hadîsin izahı bölümünde geçti.

[6][6] Bu zâtın hâl tercemesi 945 nolu hadîsin izahı bölümünde geçti.

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/67-68

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/72-75

[12][12]  Âl-İ İrm-ân : 92

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/80-82

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/83

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/85

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/90-91

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

33 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk