Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceMescidler Hadisleri

Mescidler Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 1
En KötüEn İyi 

MESCİDLER VE CEMAATLAR KİTABI

1 — Allah İçin Bir Mescid Yapan Babı

735) Ömer bin el-Hattâb (Radtyallâhü anh)'<\en. rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den

« kim, içinde Allah adı anılan bir mescidi bina ederse Allah da onun için cennette bir ev bina eder», buyururken işittim.[2][2]

738) Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâ)'dan; şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

«Her kim Allah için bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha küçük bir mescid yaparsa Allah da onun için Cennet'te bir ev yapar.Zevâid'de :   îsnadı sahih, ricali de sıkadır, denilmiştir.[4][4]

2 — Mescidleri Teşyîd (Yükseltmek) Babı

739) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«İnsanlar, mescidleri (yapmak) ile birbirlerine karşı öğünüp if­tihar etmedikçe kıyamet kopmayacaktır.»[6][6]

İzahı

Notta belirtildiği gibi    Ebü    Dâvûd   da bu hadîsi    İbn-i Abbâs    (Jtadıyallâhü anh)'den şu lafızla rivayet etmiştir:

«Ben mescidlerin teşyidi ile emrolunmadım. İbn-i Abbas dedi ki: Yahudiler ve hristiyanlar (mâbedlerini) yaldızla süsledikleri gibi sizler de muhakkak süsleyeceksiniz.»

Teşyîd : Müellif bu babın başlığında ve Ebû Dâvûd da İbn-i Abbas (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinde bu kelimeyi kul­lanmışlardır.El-Menhel yazarının E1-Bağavî' den naklen be­yan ettiğine göre, mescidlerin teşyîdinden maksad, onları yüksek yapmaktır. Teşyîdin lügat mânâsı, binayı yükseltmek, sağlam yap­mak, inşaatında alçı ve kireç gibi malzemeleri kullanmak demektir.

Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği îbn-i Abbas (Radı­yallâhü anh)'ın hadîsinde : «Yahudiler ve hristiyanlar...- fıkrası mev­kuf yâni İbn-i Abbâs'in sözü olarak geçmektedir. İbn-i Hibbân'in rivayeti de böyledir. Bununla beraber merfu' hük­mündedir. Çünkü bu gibi sözler, re'ye dayalı olamaz.

Zuhrufe: Ebû Dâvûd1 un rivayetinde geçen fiilin mas-darı olan bu kelimenin asıl mânâsı süslemektir.

Zuhruf: Kelimesi ise aslında altın demektir. Bilâhere altınla ya­pılan her türlü süslemeye denilmiştir. Nihâye'nin beyânına göre Zuhruf, altınla yapılan nakışlar ve resimlerdir.

El-Menhel yazarı, hadîsin açıklaması ile ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı vermiştir:

Yahudiler ve hristiyanlar, kutsal kitablarını tahrif ederek, bun­larla amel etmeyi bırakınca, mâbedlerini altınla süslemeye girişmiş­lerdir. Hadîs ile sanki şöyle uyarı yapılıyor: 'Sizler, amelde ihlası bı­raktığınız ve mescidleri yüksek ve süslü yapmakla öğünerek birbiri­nize karşı iftihar ettiğiniz zaman, sizin hâliniz yahudî ve hristiyan-ların hâline dönecektir.

Mescidleri, ilk olarak sahabe devrinin sonlarında e1-Ve1id bin Abdülmelik bin Mervân süslemiş ve ilim ehli­nin çoğu, fitne korkusuyla, bunun karşısında susmuştur.

El-Aynî: 'îbn-i Abbâs {Radıyallâhü anh)'ın hadi­sini delil gösteren arkadaşlarımız; Mescidleri süslemek mekruhtur. Hele vakıf malından masraf yaparak süslemek, caiz değildir. Bu mas­raf, harcama yapan mütevelli veya başkasından tanzim edilir, de­mişlerdir. Kişi, kendi malından süslemeyi yapınca niçin kerahet var? diye bir soru hatıra gelebilir. Bunun sebebi, ya namaz kılan kişinin süslemeye bakarak meşgul olmasıdır ya da parayı yersiz harcaması-dır,' demiştir.

İbn-i Reslân: Bu hadîs, açık bir mucizedir. Zira Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kendisinden sonra meydana gele­cek olan durumu haber vermiştir. Mescidleri süslemek ve bunu if­tihar vesilesi yapmak, bugün Mısır, Şam ve Kudüs' te devlet adamları arasında yaygın bir hal almıştır. Buradaki devlet adamları, halkın malını cebren alarak mescidleri ve okulları modern bir şekilde yapmaktadırlar. Allah'tan selâmet ve afiyet dileriz, de­miştir.

Eş-Şevkânî: Hadis, mescidlerin yüksek ve süslü yapılma­sının bid'at olduğuna delâlet-eder. Ebû Hanîfe' nin buna ruhsat verdiği rivayet olunmuştur, demiştir.

El-Bedr bin el-Münîr: Halkın evlerini yüksek ve süs­lü yapınca mescidleri de böyle yapmaları münâsiptir. Tâ ki mescid-ler hakir görünmekten korunsun, demiştir.

Mescidleri yüksek ve süslü yapmayı caiz görenlerin dayanağı, Selefin böyle yapanlar karşısında susmasıdır. Bunlara göre bid'at-ı hasene sayılır, mescidlere rağbet edilmesini sağlar.

Süslemenin, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emrin­den olmadığına, kıyametin alâmetlerinden sayıldığına ve yasaklanan iftihar çeşidinden olduğuna delâlet eden hadisler muvacehesinde anı­lan dayanağın tutarsızlığı aşikârdır.

Selefin susması, kabul alâmeti sayılamaz. Çünkü yukarıda an­latıldığı gibi bu iş, devlet adamlarından başlamıştır. Selef, bir fit­ne çıkmasın diye susmayı tercih etmiştir.

El-Hâf iz,   el-Fetih'de şöyle demiştir:

'Bazı âlimler, mescidleri yüksek ve süslü yapmaya ruhsat ver­mişlerdir.Ebû Hanîfe de: Bu iş, mescidlere tazim maksa­dıyla ve hazineden harcama yapmamak şartıyla caizdir, demiştir. Bu­rada bir kaç önemli nokta vardır:

1. Mescidleri süslemek, namaz kılanların kalbini meşgul edecek durumda ise bunun nıekruhluğuna âlimler ittifak etmişlerdir.

2. Süslemek; övünmek, iftihar etmek, riyakarlık ve gösteriş için ise yine mekruhtur. Hattâ değil süslemek, mescidleri böyle bozuk niyetlerle inşâ etmek de mekruhtur.

3. Sağlam olsun diye mescid inşaatında alçı, kireç ve benzeri malzemeleri kullanmak mekruh değildir. Bunun delili   Osman CRadıyallâhü anh) 'in halîfe iken   Medine' deki   Mescid-i Nebevi' yi   yıktırıp taş ve kireçle inşâ etmiş olmasıdır.

İba-'i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in : «...Mescidleri süsleye­ceksiniz #özıi süslemenin yasaklığına delil değildir, çünkü mevkuf­tur. Hükmen merfu' olduğu kabul edilse şöyle yorumlanır: Bundan mâksad, namaz kılan kişiyi meşgul eden süslemedir. Veya riya ve gösteriş için yapılan süslemedir.

4. Halktan zorla para alıp mescid yapmak haramdır.

5. Mütevelli ve benzerî kişilerin vakıf malından harcama yapa­rak, mescidi süslemeleridir. Bu da haramdır. Hiç bir âlim, buna ruh­sat vermemiştir.

Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh), Kâ'be'yi yeniden yaparken eskisinden daha fazla yükselterek muhkem yap­mıştır. Kendisine muhalefet edenlerin elinde hiç bir delil yoktur. Bü­tün İtirazları Kâ'be'nin eskisinden fazla yükseltilmesinden iba­retti. Nitekim İbn-i Zübeyr (Radıyallâhü anh) Kâbe'yi yıkarak duvarlarını yenilemek istediği zaman ibn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) Kâ'be duvarlarından eğilmiş olan yerleri ta­mir etmekle yetinilarek duvarlara bir ilâve yapılmamasına taraftar olduğuna işaret ederek İbn-i Zübeyr (Radıyallâhü anh) 'e : Senden sonra gelen bir emlrin senin yapfcğını değiştirmiyeceğinden emin değilim, demiştir.

Halîfe Harun er-Raşîd'in veya el-Mehdî1 nin yahut da el-Mansûr'un Kabe'yi yıktırarak İbn-i Zübeyr (Radıyallâhü anh) 'in yaptırdığı şekilde yenilemesini is­tedikleri ve İmam-ı Mâlik'in onları uyararak: Kabe'­nin meliklerin oyuncağı hâline dönüşmesinden korkarım, demesi üze­rine bu işten vaz geçtikleri rivayet olunmuştur.

Yukarıdan beri verilen izahtan anlaşıldığı gibi Şevkânî' nin ve başkasının bir ayırım yapmadan : Mescidleri yükseltmek ve süs­lemek yasaktır, sözleri yerinde değildir.[8][8]

İzahı

Sindi; Hadisin manâsının söyle olduftü umulur: Her kav­min ameli bozuk bir hâle gelince, yâni bütün önem ve gayretleri yük­sek binalar yapmak ve süslemek olunca, bu hal onları mescidleri dealtın yaldızı ile süslemeye sürükleyecektir.. Çünkü evleri yüksek, mâmur ve nakışlı iken mescidlerinin böyle olmamasından hoşlanmı-yacaklardır, demiştir.

Şu halde bir kavmin mescidlerinin yaldızlarla süslenmiş olması, o kavmin hayrine alâmet değil, bilâkis amellerinin bozuk bir hâle geldiğine bir belirtidir. Bunun için mescidleri altın, gümüş ve ben­zeri maddelerle süslemekten sakınmak gerekir.[10][10]

İzahı

Bu hadisi     Buhâri,    Müslim,    Ebû   Dâvûd   ve   Nesâi   de rivayet etmişlerdir,    Buhârî,    Müslim   ve   Ebû Dâvûd un    rivayeti daha uzundur.

Beni Neccâr kabilesi, Ensardan büyük bir kabiledir, Neccâr, o kabilenin babasıdır. Adı Teymü'1-Lâf tır. Ona Neccâr (marangoz) lâkabının verilmesinin sebebi; söylendiğine göre keser ile sünnet olmuş olmasıdır. Bu kabile, Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in ctedesi Abdü'l Muttali b'in dayıları idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu akrabalık dolayısıyla onları çağırtarak, kendilerine âit olan mescid yerini sa­tın almak istemiştir.

Hadîsin zahirine göre Benî Neccâr kabilesi, arsa bede­lini almamışlardır. Lâkin Zührî' den rivayet edildiğine göre ar­sa, bu kabileye mensub Amr'ın Sehl ve Süheyl adlı iki oğluna aitmiş. Yetim olan bu çocuklar, Ebû Ümâme Es'ad bin Zurâre' nin yanında yetiştiriliyorlarmış. Hicretle Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Medine'ye şeref verdiği gün de­vesi bu arsada çökünce : «İnşâallah menzilimiz burasıdır.» buyurmuş: sonra yetimleri çağırtarak, arsalarında mescid yaptırmak üzere arsn değerini bildirmelerini istemiş; Yetimler: Yâ ResûlaUah! Parayla di-ğil de, onu sana hibe ederiz, demişler. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hibe olarak kabul etmekten imtina etmiş ve nl-hâyet onlardan satın aldıktan sonra orada mescid yaptırmıştır.

El-Vâkıdî; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mes­cid arsasını Afra' oğullarından on dinar altın mukabilinde sa­tın almış ve bu parayı Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) öde­miştir, demiştir.

Bu rivayete göre Es'ad bin Zürâre, mezkûr arsa yerine, şahsına âit bir hurma bahçesini yetimlere vermiştir. Bir baş­ka rivayete göre Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh) : Bu yer, iki yetimindir ve ben onları razı ederim, demiş ve onları razı etmiş­tir.

El-Menhel yazarı, bu rivayetleri naklettikten sonra : Rivayetlerin arası şöyle bulunur, demiştir:    «Benî   Neccâr   kabilesi, arsabedelini istemediklerini söyleyince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), arsanın asıl sahiplerinin kim olduğunu sormuş, onlar da mezkûr iki yetimi gösterince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem), onlardan satın almıştır. Arsa bedeli ödenmek istendiğinde Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), E s'ad bin Zürâre (Radıyal-lâhü anh) ve Ebû Eyyûb (RadıyalJâhü anh), ortaklaşa bede­li ödemişlerdir.

Bu yerde hurma ağaçları ve müşriklerin kabirlerinin bulundu­ğu belirtilmiştir. Buhârî, Ebû Dâvûd ve Müslim'in rivayetlerinde, hurma ağaçlarının Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emriyle kesildiği ve müşriklerin kabirlerinin nakledildiği bildirilmiştir.

Müşriklerin kabirleri açılarak, içindeki kemikler ve ceset kalın-tılarıj çıkarılmıştır. Müşriklere bir hürmet göstermek söz konusu ol­madığı için kabirlerinin açılması emredilmiştir.

Kabir, içinde gömülü bulunana mahsustur. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) nasıl müşriklerin kabristanını satın almış ve kabirlerini açtırmıştır? şeklinde bir soru hatıra gelebilir. Cevâbı şu­dur : Kabristanın satın alınamaması ve ceset naklinin yasakhğı müs-Iümanların kabirlerine mahsustur. Kâfirlerin kabristanı için böyle bir hüküm yoktur. Şöyle cevab vermek de mümkündür: Zaruret ve ihtiyaç, müşriklerin kabirlerini açmayı gerektirmiştir. Bu sebeple aç-tınlmıstır. Fakat ilk cevab, daha kuvvetlidir.

Kâfirlerin kabirlerini açtırıp, yerine mescidlerin yapılmasını caiz gören âlimlerin delillerinden birisi bu hadîstir.[12][12]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1  — Namazı, vakti gelince her hangi bir yerde kılmak meşrudur.

2  — İhtiyaç halinde bir an önce mescidleri inşa etmek matlubtur.

3  — Alış - veriş meşrudur. Başkasının malını gasbetmek yasaktır.

4  — Allah rızâsı için teberru yapmak meşrudur.

— Müşriklerin eski kabirlerini açıp nakletmek ve kabristanla­rını satmak caizdir.

6  — İhtiyaç hâlinde meyveli ağaçları kesmek caizdir.

7 — Müşriklerin kabirlerini açıp içindekilerini çıkardıktan son­ra orada namaz kılmak caizdir.   Hattâbi;   Müşriklerin kabirleri açılıp toprağı nakledildiği ve orada toprağa karışacak bir necaset bulunmadığı zaman o yerde namaz kılmak caizdir. Kabristanda na­maz kılmanın yasakhğı, toprağına ölülerin kanları ve irinleri karıştı­ğı zamana mahsustur. Kabir eseri ve ismi kalmayınca, o yerin hük­mü temizliğe dönüşür, demiştir.

8  — Müşriklerin kabirleri yerinde mescid yapmak caizdir.   Hat­tâbi:   Hayatta iken kanı muhterem olmayan kişinin, ölümünden sonra kemiklerinin de muhterem olmadığına bu hadîs delildir, de­miştir. _

9  — Ağır işlerde çalışırken teşvik için şiir söylemek c&izjlir.

10  — Devamlı hayır, ancak âhiret hayrıdır.    Müslümanlara Al­lah'ın yardımını dilemek meşrudur.

11  — Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in tevâzuu-nu ve ahlâkının üstünlüğünü ifâde eder.

743) Osman bin Ebi'l-As (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Tâif halkının putlarının yerini Tâif mescidi kılmasını kendisine emretmiştir."[14][14]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Kâfirlerin diyarı îslâmın eline geçtiği zaman onların ibâdet yer­lerini mescidlere çevirmek suretiyle küfür alâmetlerini yoketmek matlubtur. Bir çok sahâbî böyle yapmıştır.

744)  Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü ahümâyden rivayet edil­diğine göre, içine insan terslerinin atıldığı bahçeler(de namaz kılınması) hükmü kendisine sorulmuş ve şöyle cevap vermiştir:

«O bahçeler, defalarca sulandığı zaman içinde namaz kılabilir­siniz.» İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh), bu hadisi Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'e refederek söylemiştir.Zevâld'de:İsnadı zayıftır. Çünkü onda Muhammed bin İshak bulunur. Kendisi tedlis yapardı. Bunu da an'ane ile rivayet etmiştir, diye bilgi verilmiştir.[16][16]

4 - Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Yerler Babı

745) Ebu Saîd-i Hudrî (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine gü­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) şöyle buyurdu demiştir:

«Kabristan ve hamamdan başka yer yüzünün hepsi mesciddir.»[18][18]

Kabristanda Namaz Kılmak Hakkında Âlimlerin Görüşü

— Sevrî,   Evzâî    ve    Ebû    Hanîfe'ye    göre kab­ristanda namaz kılmak mekruhtur. Eşilip ölülerin kemikleri ve sai-resi yer yüzüne çıkarılmış olsun olmasın hüküm aynıdır.

2 — Şâfiîler'e   göre kabirler eşilip yer yüzü toprağına Ölülerin kanı, irini vesairesi karışmışsa, orada namaz kılmak caiz de­ğildir.   Çünkü oralarda necaset bulunur.   Şayet oranın temiz bir. ye­rinde namaz kılarsa, namazı sahihtir. Fakat kerahet vardır. Şayet kabirler eşilmemiş ise, orada kılınan namaz, sahih olmakla berber mekruhtur. Bir kabristanın eşilip eşilmediğinde tereddüt edilirse en kuvvetli kavle göre mekruh olmakla beraber kılınan namaz sahih­tir.

— Mâli kîler'e   göre kabristanda namaz kılmak sahih­tir. Kerahet de yoktur.

4 — Hanbelîler'e   göre kabirleri eşilmiş olsun olmasın seccade gibi temiz bir şey sermek suretiyle de olsa kabristanda na­maz kılmak haramdır. Ve kılman namaz sahîh değildir. İster ölüle­rin gömülü olduğu sahada kılsın, ister bu sahadan ayrılarak ev gibi bir hâle getirilmiş olan yerde kılsın farketmez.    Zahiriye    mez­hebine mensûb âlimler de bu görüştedirler.

İbn-i Hazm: Seleften bir kaç taife böyle demiştir.Saha bilerden    Ömer,    Ali,    Ebû    Hüreyre,    Enes    ve    İbn-i Abbâs    (Radıyallâhü anhüml'ün, mezarlıkta namaz kılmaktan nehy ettikleri rivayet edilmiştir.    Biz, bu sahâbîlere muhalif kalanher hangi bir aahâbîyi bilmiyoruz. Sahâbîlerden sonra gelen tabiîler­den İbrahim en-Nahâî, Nâfi' bin Cübeyr bin Mu tim, Tâvûd, Amr bin Dînar, Hayseme ve başkaları da aynı hükmü vermişlerdir, demiştir.

İbn-i Hazmr Mezkûr sahâbîlere muhalefet eden bir sa-hâbî bilmiyoruz, derken kendi bilgisini ifâde ediyor. Çünkü Hat-tâbi Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh)'in kab­ristanda namaz kılmaya ruhsat verdiğini hikâye etmiştir. Keza e l-Hasan'ın   kabristanda namaz kıldığı nakledilmiştir.[20][20]

İzahı

Bu iki hadtote kabristan ve hamamdan başka, namaz sim» yasaklandığa beş yer daha »Ü^redUmiştir. Bu yerlerden deve yasin açıklaması bahsinde verilmişti. Mescidler kitabının onikinci ba­bında daha geniş izah yapılacaktır.

Sindi' nin beyânına göre çöplükte ve mezbahada namaz kıl­manın yasaklanmasının sebebi, bu yerlerin pisliği, kirliliği ve neca­setten hâli olmamasıdır. Yol üzerinde namaz kılmanın yasaklanma­sının sebebine gelince; oradan geçenler namaza duranın dikkatini çe­ker. Diğer taraftan onun önünden geçenler olabilir. Ayrıca orada na­maz kılmakla yolda geçenlere eziyet ve yolda bir tıkanıklığa sebebi­yet verebilir.

Kabe damı üzerinde namaz kılmak, bir nevi saygısızlık oldu­ğu için bundan nehy edilmiştir.

El-Menhel yazan : «Namaz kılmanın yasaklandığı yerler çoktur. Şöyle ki: Aşağıda yazılı yerlerde namaz kılmanın yasaklığına dâir hadîsler vardır:

Hamam ve kabristanda namaz kılmanın yasaklığı, Ebû Said-i Hudri (Radıyallâhü anhVnin hadîsiyle ve başka hadîslerle sa­bittir.

Çöplük, mezbaha, yolun ortası, deve yatakları ve Kâbe' nin damı üzerinde namaz kılmanın yasaklığı, İbn-i Mâceh ve Tirmizî' nin tbn-i Ömer (Radıyallâhü anhl'den rivayet ettikleri hadîsten anlaşılıyor.Tirmizî, bu hadîsin isnadının pek kuvvetli olmadığını söylemiştir.

Kilisede, havrada, kabre karşı, gusülhâne duvarına karşı, resim­lere karşı, yakılan ateşe karşı, uyuyana karşı durup namaz kılmak da mekruhtur.» diyerek bu yerlerde namaz kılmanın nehyine âit ha­disleri nakletmektedir. Bunları buraya aktarmak bir hayli uzun sü­receği için bundan feragat ettik. El-Menhel yazarı daha sonra Şevkânı' nin   şöyle dediğini nakleder :

'Anılan yerlerin hepsinde veya ekserisinde kılınan namazın sıhha-tına hükmedenler;

«Nerede namaz vakti sana yetişirse orada namaz kıl.» hadîsine ve benzen hadîslere dayanmışlardır. Halbuki kabristan, hamam ve benzeri yerlerde namaz kılmayı yasaklayan hadîsler husûsî olduk­ları için umûmî hadîslerden istisna edilmeleri gerekir.'

Yukarıdaki iki hadiste namaz kılmanın yasak olduğu yerlerden kabristan ve hamamda kılınan namaz hakkındaki İslâm âlimleriningörüşlerini 745 nolu Ebû Saîd-i Hudri (Radıyallâhü anh) '-nin hadîsinin açıklaması bahsinde anlatmıştık. Diğer yerlerde kılı­nan namazın şer'î hükmü hakkında el-Fıkh Ala'I-Mezhahibi'l-Erbaa'-nın «Namazın mekruhları» bahsinde verdiği malûmatı özlü olarak nakledelim :

I — Kabe üzerinde kılınan namazın hükmü :

1  — Hanefîler'e   göre   Kabe' nin   içinde ve damı üze­rinde, farz olsun nafile olsun kılman namaz sahihtir. Ancak damı üzerinde kılmak mekruhtur. Çünkü saygısızlık olur.

— Şâfiîler'e   göre   Kabe   içinde kılınan farz ve na­file namaz sahihtir. Ancak kapısı açıkken   Kabe   içinde kapıya doğru durarak kılınan namaz sahîh değildir.   Kabe' nin   damı üzerinde namaz kılmak da sahihtir. Şu şartla : Namaza duranın önün-

,de insan zirâi ile 2/3 zira' boyunda bir sütrenin bulunması şarttır.

3  — Mâlikîler'e   göre   Kabe' nin   üstünde kılınan farz namaz fasiddir. Gayri müekkede nafile namaz sahihtir. Sünnet-i müekkede hakkında eşit iki kavil vardır:    Kabe' nin   içinde ise farz namaz kılmak kerâhatı şedîde ile mekruhtur. Henüz vakit çık­madan kılman namazı iade etmek mendubtur. Sünnet-i müekkede de öyledir. Ancak iadesi istenme*. Nafile namazın   Kabe   içinde kılınması ise mendubtur.

4  — Hanbelîler'e   göre   Kabe    içinde kılınan farz na­maz sahîh değildir.    Kabe   üstünde kılınsa hüküm aynıdır. An­cak   Kabe' nin   damında tam kenar üzerinde dışa doğru dursa ve önünde   Kabe' den    hiç bir şey kalmasa kılınan namaz sahih­tir. Veya   Kabe' nin     dışında durup içinde secde ederse sahih­tir. Nafile ve adak namazın ise - Kâbe' nin   içinde ve damı üze­rinde kılınması sahihtir. Ancak tam kenarı üzerinde secde ederse sa­hîh değildir. Çünkü bu takdirde   Kâbe' ye   doğru durmuş sayıl­maz.

5 — Çöplükte, mezbahada, yolun ortasında, deve yataklarında necasetten emin olunsa dahi namaz kılmak, Ha ne fi ve Şafiî mezheblerine göre mekruhtur.

Hanbeliler'e göre zaruret olmadıkça bu yerlerde kılı­nan namaz fasiddir. Ve burada namaza durmak haramdır. Ancak bu yerlere hapsedilmek gibi bir zaruret hâlinde namaz kılınabilir.

Mâlikîler'e göre necasetten emin olunduğu takdirde çöp­lükte, mezbahada ve caddede namaz kılmak, kehâhetsiz olarak caizdir. Necasetten emin olunmadığı zaman eğer necasetin bulunduğu muhakkak veya kuvvetle sanıhyorsa kılınan namaz bâtıldır. Şayet zayıf bir ihtimal varsa, henüz vakit çıkmamışken namaz iade edilir. Ancak mescidin darlığı dolayısıyla yol üzerinde namaz kılınıp da ye­rin temizliğinden şüphe edilse bile, namazı iadesi gerekmez. Deve yataklarında ise necasetten emin olunduğu takdirde namaz kılmak mekruhtur. Vakit çıkmadan namaz iade edilmelidir. Bu hüküm, su çevresindeki deve yataklarına mahsustur. Develerin geceledikleri ve­ya gündüz sıcağında kaldıkları yataklarda necasetten emin olundu­ğu zaman namaz kılmak muîemed kavle göre mekruh değildir.[22][22]

İzahı

Kütüb i Sitte sahiplerinden yalnız müellifin rivayet ettiği anla yılan bu hadîste anılan işlerin mekruhluğu, babın başlığından da an­laşılmaktadır. Hadîsin baş kısmında geçen: «Mescidde şu şeyler...» fıkrasını Câmıü's Sağır sârini el-Azi zi şöyle yorumlar : Yâ­ni mescidde şu şeyleri yapmak mekruhtur. Hattâ temiz bir madde ile bile olsa mescidin kirletilmesine sebep olan her hareket haram­dır.

-Mescid yol edinilemez.» cümlesinden maksad, mescidin iki veya daha fazla kapısı bulunduğu takdirde, bir kapıdan girip diğer kapı­dan çıkmak suretiyle bir yol gibi kullanılmamasıdır.

-...Orada yay'a kiriş...» cümlesinden maksad, orada yay ve ki­rişle meşgul olup kirişi bağlamak ve salmak suretiyle bunun iyi olup olmadığı denenmemelidir. Çünkü böyle denendiği takdirde ses çı­karır. Şayet namaza duran her hangi bir kimsenin dikkatini çekme­yecek olursa, bununla meşgul olmak mekruhtur. Eğer namazdaki lerin namazlarını şaşırmalarına sebebiyet verirse bu hareket haram sayılır. Orada ok atılması hükmü de aynidir.

«... İçinden çiğ et gecirilemez.» fıkrasına gelince; Eğer çiğ et kan damlaması ve mescid döşemesinin necis edilmesi samlı çiğ et geçirmek mekruhtur. Sanıhyorsa yâni kuvvetle muhtemelse bu davranış haramdır.

Had olarak adam dövmenin ve kısas cezasını uygulamanın ya­pılmamasının nedeni izahtan varestedir.

«...Orası çarşı edinilemez.» cümlesinden maksad, mescidde alış veriş yapılmamasıdır.[24][24]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizî, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Tirmizî bu hadîs konusu için açtığı bâbta rivayet etmiştir. Tirmizî bunu rivayet ettikten sonra şöyle der : Abdullah bin Amr bin el-As (Radıyallâhü anh)'m hadîsi hasendir. Amr'm babası Şuayb, Muhammed bin Abdillah bin Amr bin el-Âs'm oğludur.Buhârî: Ben, Ahmed ve îshak'ın, Amr bin Şuayb (Radıyallâhü anlı)'m hadîsini delîl saydıklarını gördüm, demiştir. Muhammed:   Şuayb   bin Muhammed,   Abdul1ah bin Amr' den hadis dinlemiş, demiştir. İlim ehlinden bir cemâat, mescidde satış akdini yapmanın kerahetine hükmetmiş­tir. Ahmed ve îshak böyle hükmedenlerdendirler. Tabiî­lerden bâzı ilim adamları, mescidde satış akdine ruhsat vermişlerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den, mescidde şiir okuma­ya ruhsat verdiğine dâir rivayet olunan hadîs bir tane değildir.'

Tirmizi' nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezi yazan, hadîsin açıkla­masıyla ilgili olarak şöyle der: -Mescidde alış veriş etmek, cumhu­ra göre yasaktır. Hak olanı da budur. Alış - verişin mekruh olmadığı­nı söyleyenlerin elinde hiç bir delîl yoktur. Bilâkis bu bâbta rivayet edilen hadîsler onların görüşünü reddeder.

Şevkânî, en-Neyl'de : 'Âlimlerin cumhuru; Mescidde sa­tış akdinin yapılmasına dâir, hadisteki nehiy kerahete hamledilir, de­mişlerdir.E1-Irâkî: Âlimler, mescidde yapılan satış akdinin geçersiz sayılamıyacağina icmâ' etmişler, demiştir.E1-Mâverdi de böyle demiştir. Biliyorsun ki; âyet veya hadîste mevcut nehiy, as­lında haramlık içindir, diyenlere göre bir nehyin haramlıktan mek-ruhluğa döndürülebilmesi için, haramlık anlamına olmadığına dâir bir alâmete ihtiyaç vardır.Âlimlerin yapılan akdin sıhhati üzerine icmâ' etmiş olmaları, akid yapmanın haramlığına mâni değildir.Yâ­ni mescidde satış akdini yapmak haramdır, günahtır, bununla bera­ber fâsid değildir, sıhhatlidir. O halde akdin sıhhati, nehyin mekruh-luğuna yorumlanmasına karine ye alâmet olamaz. Şafiî' nin bâ­zı arkadaşları: Mescidde satış akdinin yapılması mekruh değildir, demişlerse de hadîsler bu görüşü reddeder', demiştir.»

Ebû Dâvûd da: «Cuma namazından önce mescidde halka kurmak» babında bu hadîsi daha uzun bir metinle yine Abdul­lah   bin   Amr    (Radıyallâhü anhJ'den rivayet etmiştir.

El-Menhel yazarı özetle şöyle der:

«Hadîs, -mescidde satış akdinin haramlığına delâlet eder. Bu hu­susta mezheb âlimlerinin görüşleri şöyledir:

1  — Hanefî   âlimlerine göre mescidde alış - veriş işi yaygın­laştığı zaman mekruhtur. Nadiren yapıldığı takdirde mekruh değil­dir.

— Şafiî ler'e   göre itikafta olmayan kişinin, mescidde her­hangi bir şeyi satması veya satın alması mekruhtur. îtikafta olan ki­şinin ihtiyaç duyduğu şeyleri satması ve alması caizdir. Diğerleri mek­ruhtur.

— Mâlikiler'e   göre satmak ve salınaimak fsi bağırarak yapılırsa haramdır. Çünkü bu takdirde, mescid pazar yerine çevril­miş olur. Alçak sesle yapılan satış ve alış işlemleri mekruhtur.

El-Menhel yazarı: Bu üç mezheb âliminin ayrıntılı görüşlerini teyid eden her hangi bir delil yoktur, diyerek Hanbeliler'in şu görüşlerinin kuvvetli olduğunu söyler:

4  — Hanbeliler,    hadîsin zahirini tutarak : Mescidde satın alma ve satmanın her çeşidi herkes için haramdır, ftikafta olanın, olmayanın; ihtiyaç maddesi ile diğer maddenin ve satış işlerinin az­lığı ve çokluğunun farkı yoktur, demişlerdir.Ahmed   bin   Han-be1:   Şu mescidler Allah'ın evleridir, içinde satış ve alış yapıla­maz, demiştir.[26][26] (Radtyaüâhü anh) den rivayet edildiği­ne göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Çocuklarınızı, delilerinizi, satın almanızı, satışınızı, münakaşa­larınızı, seslerinizi yükseltmeyi, had cezalarınızın infazını mescidlerinizden uzak tutun. Mescidferinizin kapılarının yakınında abdest al­ma yerlerini ittihaz ediniz. Ve Cuma günlerinde mescidlerinizi bu­hurla tütsüleyiniz.Zevâid'de râvi el-Hâris bin Nebhâ'nm zayıflığı üzerinde ittifak edildiği için isnadının zayıflığı bildirilmiştir.[28][28]

6 — Mescidde Uyumak Babı

751) İbn-i Ömer (Radtyallâkü ankümâyâen rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayattayken mes-cidde uyuyorduk."

752) Kays bin Tihfa [30][30]

İzahı

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadisini Buhârî, Tirmizi, ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.Buhâri' nin rivayetinde İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in, genç ve bekâr olup ehli yokken Mescidi Nebevi'de uyuduğunu söyle-diği bildirilmektedir.

Müslim, Tirm izi ve Nesâî de bunu rivayet etmiş­lerdir.

Kays bin Tıhfe (Radıyallâhü anh)'nin hadîsinin müel­liften başka diğer kütüb-i sitte sahiplerinden tmam Ebû Dâv ûd 35. Kitabu l'Edeb. 103. Bâbun fir'recüliyenbethâ alâ bathiai, hadîs no 5040 tahric etmiştir. Ayrıca İbn-i Mâce hadisin metnini Sünen 33. Kitâbu l'Edeb, 27. Babun Nehyi ani'l itficâ i al«4' vech'de 3727 No. ile rivayet edilmiştir.

Suffe : Mescidi Nebevi'de fakir sahâbilerin kaldığı üstü kapalı bir yerdir. Buharı' nin 'Mescidde erkeklerin uyu­ması bâbı'nda rivayet ettiği bir hadîste Ebû Hüreyre (Ra­dıyallâhü anh) şöyle demiştir: 'Ben, Suffe ashabından yetmiş kişi gördüm. Hiç birisinin üzerinde ridâ (bedenin yukarı kısmını örten elbise) yoktu. Ya izâr (bedenin belden aşağısını örten elbise) vardı ya da boyunlarına bağladıkları kisâ denilen örtü vardı. Bazılarının kisâ denilen örtüleri topuklarına kadar uzundu, bir kısmınınki an­cak diz kapağının altını örtüyordu. Avret yeri görünmesin diye elle­riyle örtüyü toylayanlar oluyordu.'

Suffe ehli; mescid içinde kendileri için ayrılan yerde yatıp kal­karlardı. Onların orada uyumaları, mescidde uyumanın câizliğine de­lâlet eder.

Tirmizî, İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadisini rivayet ettikten sonra bunun hasen - sahîh olduğunu söylemiş ve ilim ehlinden bir kavmin mescidde uyumaya ruhsat verdiğini söyledik­ten sonra:    İbn-i    Abbas    (Radıyallâhü anh) :

 5l = «Sakın kimse mescidi gece ve gün­düz uykusu için yatacak yer edinmesin.» buyurmuştur, ttim ehlin­den bir cemâat da îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın kav­li ile hükmetmişlerdir, demiştir.

El Menhel yazarı mescidde uyumak hakkında âlimler arasında­ki ihtilâfı özetle şöyle anlatmıştır :

1 — Saîd   bin   el-Müseyjeb,    Hasan-ı   Basrî, Ata',    Muhammed    bin    Şîrîn    ve    Şafiî    âlimleri: Mescidde uyumak caizdir. Bunda kerahet yoktur. Ancak orada uyu­mak; namaz kılanların yerini daraltır veya namazlarını şaşırmaları­na sebebiyet verirse, haramdır, demişlerdir. Onların delilleri İbn-i Mâceh, .Buhâri,   Müslim,   Tirmizî   ve   Nesâî 'nin rivayet ettikleri  İbn-i Ömer    (Radıyallâhü anh)'in (751 nolu) hadîsidir.  Diğer bir delili de   Buhâri' nin   Seni   bin   Sa'd {Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:

-Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Bir gün kızı) Fâtime (Radıyallâhü anhâ)'nin evine geldi. Ali (Radıyallâhü anh)'yi (orada) bulamadı: «Amcam oğlu nerede?» diye sordu. Fâtime (Radıyallâhü anhâ) de: Aramızda bir şey geçti. Birbirimize öfkelendik. Bunun üzerine gündüz uykusunu benim yanımda uyumadı, diye cevap ver­di. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) birisine: «Bak nerede­dir?» buyurdu. Adam (gidip) geldi. Ve: Yâ Resûlallah! Ali mescidde uyuyor, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescide var­dı. Ali (Radıyallâhü anh) yan tarafına yatmış, ridâsı bir yanından sıyrılmış vücûdu toprağa bulanmıştı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) toprağı ondan silkmeye başladı. Ve : «Kalk ey Ebû Turab! (= toprağın babası)» buyurdu*'

Nevevî; «Suffe eshâbının ve sahâbîlerden bir cemâatin mescidde uyuya geldikleri sabittir. Keza Sümâme bin İsâ l'ın müslümanlığı kabul etmeden önce mescidde uyuduğu sabittir. Bun­ların hepsi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken olmuştur. Şafiî: Müşrik mescidde geceleyince müslümanın ge­celemesi de en az onun gibi kabul edilmelidir, demiştir.» der.

Hanefî âlimlerinden el-Aynî: 'İbnül-Müseyyeb ve Süleyman bin Yesâr'a mescidde uyumanın hük­mü sorulmuş; Kendileri de: Suffe ehli mescidde uyuyorlardı. On­lar, meskenleri mescid olan bir kavim idi. Hal böyle iken bunu ne diye sorarsınız? diye cevap vermişler; Taberî de el-Ha-san' in şöyle dediğini zikretmiştir : Osman bin Affan (Radıyallâhü anh) halîfe iken mescidde uyuduğunu gördüm. Orada nöbet bekleyen de yoktu,' demiştir.

2 — İmam-ı Mâlik: Meskeni olan. kimsenin mescidde gece veya gündüz uyumasını hoş görmem, demiştir.    İmam Ahmed   ve   1shak   da bu görüştedirler.Onlara göre meskeni olanın  mescidde uyuması mekruhtur.     Yabancının  uyuması mekruh değildir. İmam Mâ1ik' e göre mescidde uyuyan sahâ-bilerin evleri yokmuş. Namazı beklerken uyumakta kerahet olma­dığı kendisinden rivayet edilmiştir.

İbn-i    Mes'ud,   Tâvûs,    Mücâhid    ve   Evzâî de mescidde uyumayı mekruh görmüşlerdir.»

Yukarıdaki bilgi el-Menhel'in : «Cünüb mescide girer» babındanalınmıştır.[32][32]

İzahı

Bu hadisi    Buharı,    'Enbiyâ Kitabında;   Müslim,  Moser Kitabı'nda Nesâîde,  Enbiyâ' ve 'Tefsir* bahislerinde ri- etmişlerdir. Rivayetler arasında az bir lafız farkı varsa da hep­si aynı mânâyı ifâde ederler.

Mescidi Haram, Mekke-i Mükerreme'de bulunan Kâ'be' nin çevresindeki mesciddir. Mescidi Ak­sa   ile   Kudüs   şehrindeki meşhur camidir

Aksa:En uzak demektir.Kudüs'teki   camiye bu  ismin verilmesinin sebebi, Kâ'be'ye   pek uzak oluşu, yahut ondan da ha geri istikamette başka bir mabedin bulunmayışıdır.Bâzılarına göre bu ismin veriliş sebebi, mescidin pisliklerden uzak tutulması, tertemiz ve mukaddes oluşudur.

Kâ'be ' nin İbrahim (Aleyhi's-Selâm), Mescid-i Aksa' nin da Süleyman (Aleyhi's-Selâm) tarafından ya-pıldjğı ve aralarında bin yıldan fazla zaman bulunduğu cihetle be hadiste iki mescidin yapımı arasında kırk yıllık bir sürenin duiubu-şu   Kurtubi    tarafından şöyle yorumlanmıştır:

Bu konuda vârid olan âyet ve hadis, İbrahim ile Süley­man ' m mezkûr mescidleri yeni inşâ etmediklerine ve daha Ön­ce başkaları tarafından yapılmış olan binaları yenilediklerine delâ­let eder. Kâ'be' nin ilk yapıcısının Âdem (Aleyhi's-Selâm) olduğu da rivayet edilmiştir. Eğer bu rivayet asıl kabul edilirse Âdem (Aleyhi's-Selâm)'den kırk yıl sonra evlâdından birisi ta­rafından Mescidi Aksa' nin yapılmış olduğu bu hadîsten çıkarılabilir.

Ayni' nin beyânına göre Kâ'be'yi ilk defa melekler bi­na etmiş, sonra İbrahim (Aleyhi's-Selâm), ondan sonra sıray­la Amâlika, Cürhûm ve Kureyş onu yenilemişler­dir.Kureyş'in Kâ'be'yi yapması Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sillem)'in nübüvvetinden önceki yıllara rastlar. Daha son­ra Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh) ve ondan sonra da   Haccâc   tarafından yapılmıştır.

Ibn-i Kesir; Mescid-i Aksa'yi meseid olarak it­tihaz eden ilk zâtın İsrail (Aleyhi's-Selâm) olduğunu. Süley­man    (Aleyhi's-Selâm)  tarafından onarıldığını söylemiştir.

Buhâri' nin 'Mekke fadlı bâbı'ndaki Câbir bin Ab­dullah ' m   hadîsi bahsinde   Kasta1ani.Kâ'be' nin   yapimi ve onarımları hakkında genişçe bilgi vermiştir. Anlattığına göre Kâ'be, on defa bina edilmiştir. İlk yapılışı Âdem (Aley­hi's-Selâm)'in yaratılışından önceki devirlerde melekler tarafından olmuştur. İkinci yapıcısı Âdem (Aleyhi's-Selâm) 'dir. Nûh tufanı dolayısıyla yıkılarak yeri bile kaybolan Kâ'be, Kur'-an ' in nassıyla sabit olduğu gibi İbrahim (Aleyhi's-Selâm) tarafından ziyaretçilere hazırlanmış ve İbrahim (Aleyhi's-Se-lâmî üçüncü yapıcısı olmuştur. Hattâ şöyle denilmiştir: Şu dünya âleminde Kâ'be" den daha şerefli bir bina yoktur. Çünkü yapıl­masını emreden. Meliki Celil, mühendisi Cibril, us­tası    İbrahim    Halil    ve kalfası    İsmail' dir.

Daha sonra sırayla Amâlika, Cürhüm, Kusayy bin Kilâb, Kureyş, Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh) ve  Haccâc   tarafından yenilenmiştir.

Harun Reşîd veya babası yahut da dedesi Kâ'be'yi yıktırarak yeniden Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâ­hü anh) in yaptırdığı şekilde yenilemek istemişse de îmam-ı Mâlik halîfeyi uyararak: Kâ'be' nin meliklerin oyuncağı hâline dönüşmesinden korkarım demek suretiyle ilgilileri bu teşeb­büsten vaz geçirmiştir...

Ebû Zerr (Radıyallâhü anh) in Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'e yönelttiği sorulara gelince; Görüldüğü gibi önce yer yüzünde kurulan ilk mescidin hangisi olduğunu öğrenmek istemiş, bunu öğrendikten sonra ikinci mescidi sormuş, bunu da öğrenince iki mescidin yapılışı arasında geçen süreyi öğrenmek istemiştir. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Onun sorularını cevaplandır­dıktan sonra yer yüzünün mescid hükmünde olduğunu, namaz vakti girince olunduğu yerde namaz kılınabileceğini bildirmiştir. Fazileti üstün olan mescidlere ulaşmak için kazaya bırakılacak şekilde na­mazı geciktirmeye mahal olmadığına hadîste işaret vardır. Burada yer yüzü namazgah olarak gösterilmekte ise de namaz kılmanın mekruh olduğu kabristan, hamam, çöplük, mezbaha, yolun ortası ve develerin yatakları gibi yerler özel hadîslerle bu hükümden müstes­nadırlar. Namaz kılmanın mekruh olduğu yerlerin bir kısmını bildi­ren hadîsler dördüncü bâbta 745 - 746 ve 747 numaralarda geçmiştir.

Ebû Zerr (Radıyallâhü anh)'in sorusu hangi mescidin tâ­rih itibariyle önce yapıldığına dâir olabildiği gibi, fazilet bakımından hangisinde öncelik bulunduğuna dâir de olabilir.[34][34] (Radıyallâhü anhyden, o da, Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Bedir savaşına katılan ve men­subu bulunduğu Benî Salim kabilesinin imamlığını yapagelen İtbân bin Mâlik es-Sâlimî (Radıyallâhü anh)yden rivayet ettiğine göre İtbân (Radtyallâhü anh) şöyle söylemiştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek :

'Yâ Resul alla h (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)! Gerçekten gözümzayıfladı.  (Yağmur yağdığı zaman)  sel gelir de benimle kavmiminmescidi arasına girer ve onu geçmek bana meşakkat verir. Eğer bevâyetlerin arası şöyle bulunmuştur: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) ile yola çıkmış, İtbân (Radıyallâhü anh) 'in evine girileceği zaman Ömer (Ra­dıyallâhü anh) ve diğerleri oraya toplanarak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber eve girmişlerdir.

Nevevî,    İtbân    (Radıyallâhü anh) in hadîsinden istifâde edilen hususlardan bir kısmını şöyle anlatır:

1. Sâlihlerden, eserlerinden ve namaz kıldıkları yerlerde namaz kılmaktan feyiz ve bereket alınır.

2. Büyük zâtlardan feyiz ve bereket almak istenmelidir.

3. Büyük zâtların, kendilerinden küçük olanları ziyaret etme­leri ve ziyafetlerinde bulunmaları meşrudur.

4. Özür dolayısıyla cemaata gitmemek meşrudur.

5. Âlim, devlet adamı ve benzerleri yolculuğa çıkarken bâzı ar­kadaşlarını beraberinde götürmelidirler.

6. Bir adamın evine girilirken izin istenmelidir. Ev sahibi önce­den dâveî etmiş olsa bile müsaade alınmadan girilmemelidir.

7. Bir kaç iş varken en önemlisinden başlamalı. Çünkü Peygam ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), namaz kılmak için gitmişti.   Na maz kılmadan oturmamıştır

8. Nafile namazını cemaatla kılmak caizdir.

9. Geceleyin kılınan nafile namazında olduğu gibi, gündüz kılı nan nafile namazında da iki rek'atte bir selâm vermek efdaldır.

10. Dâima evin muayyen bir yerinde namaz kılmak meşrudur.' Hazîre diye geçen yemeğin yağlı çorba olduğunu söyleyenler bu­lunduğu gibi; Hazîre: Ufak kıyılmış et ve undan yapılma sulu bir yemektir, diyenler de vardır   Bu yemeğe et karıştırılmadıgı takdir­de ismi Asîdedir.

Ensârdan bir adam, güzlerini kaybettikten .sonra Resûlullah (Sa/tuftahü Aleyhi ve

Teşrif et de evimde benîm için bir mescid tâyîn et. Orada namaz kılarım, diye Onu evine davet etti. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de gelerek (dediğini) yaptı.[36][36]

İzahı

Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâî de Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) 'den riva­yet edilen hadîsin meali bunun mealine benzer. Ancak Kütüb-i Ham-se'de rivayet olunan Enes (Radıyallâhü anh)'in hadisinde Pey-gember (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i davet eden zât Enes (Ra­dıyallâhü anh) 'in amcası değil, onun anne annesi Mü1eyke'dir. Bâzı rivayetlerde davet eden hâtûn, Enes (Radıyallâhü anh)'in annesi   Ümmü   Süleym'dir.

Buhârî ve Müslim'in rivayet ettikleri" hadisin metni meâlen şöyledir: «Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) 'den rivayet edildiğine göre büyükannesi [38][38]

Hadîsin İhtiva Ettiği Hükümler Şunlardır:

1 — Düğün dolayısıyla verilen ve velîme adı verilen ziyafetten başka ziyafetler için de yapılan davete icabet edilmelidir. Bu ica­betin meşruluğunda ihtilâf yoktur. Ancak icabet vâcib midir? Farz-ı kifâye midir? Sünnet midir? diye Şafiî âlimleri ve diğer mez-heb âlimleri arasında meşhur ihtilâf konusu olmuştur. Hadîslerin zahirine göre bu davet vâcibtir. Yeri gelince inşaallah izah edece­ğiz.

— Nafile namazı cemâatle kılmak caizdir.

3 — Salih ve âlim zatların bir evde namaz kılmaları ev halkına bereket vesilesi olur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), teş­rifleriyle onları bereketlendirdiği gibi, namaz kılınış şeklini uygu­lamalı olarak onlara öğretmek istediği umulur. Çünkü kadın Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını mescidde ender görebilir. Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kılınış şeklini o kadına göstermek, öğretmek ve kadının da başkalarına öğretmesi­ni istemiş olabilir.

4 — Hasır v.s. bitkiler üzerinde namaz kılmak caizdir. Bu hu­susta icmâ vardır.   Ömer   bin   Abdilaziz    (Radıyallâhü anh) 'in muhalif kalışı, toprak üzerinde namaz kılmakla tevazu gös­termenin müstahablığma yorumlanmıştır.

5 — Elbiselerde, sergilerde, hasırlarda ve benzeri eşyalarda asıl olan hüküm, bunların temiz oluşudur. Necasetleri gerçekleşmedikçe temizlik hükmü devam eder.

6 — Gece nafilelerinde olduğu gibi,   gündüz kılınan nafile na­mazlarında iki rşk'atten selâm vermek daha efdaldır.

— Mümeyyizlik çağına-ermiş çocuğun namazı sahihtir.

8 — Çocuk, erkeklerle beraber safı tamamlar. Mezhebimizin sa-hîh ve meşhur kavli budur. Âlimlerin cumhuru da bununla hükmet­mişlerdir. Yalnız   îbn-i    Mes'ud    ve arkadaşları,  muhalefet ederek : İmama uyanlar iki kişi oldukları takdirde imamla beraber bir saf olurlar. İmam ortalarında durur, demişlerdir.

9 — Erkeklerin cemaatında bir kadın bulunduğu takdirde, ka­dın tek başına ve erkeklerin arkasında durup, imama uyar.

Enes (Radıyallâhü anh), yumuşatmak için hasırı sulamıştir. Çünkü başka rivayette açıklandığı gibi hasır, hurma dallarından ya-pılmaymış. Bir de üzerindeki toz ve benzerinin giderilmesi istenmiş­tir. Kadı İsmail el-Mâli ki ve başka âlimler, sulamayı böyle yorumlamışlardır. Kadı Iyâz ise : 'Kuvvetli ihtimal şu­dur ki: Enes (Radıyalâhü anh), hasırın necaseti hususunda şüp­he duyduğu için sulamıştır,' demiştir. Kadı Iyâz' in bu sözü mezhebine göredir.Çünkü Onun mezhebine göre şüpheli necaset, hafifçe sulamakla giderilebilir. Halbuki bizim mezhebimize ve cum­hurun mezhebine göre, necislenen bir şey iyice yıkanmakla temiz ola­bilir. Bu nedenle seçkin yorum, ilkidir.[40][40]

758) Aişe (Radtyaltâhü anhây&cn rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mahallelerde mescidlerin (veya) evlerde namaz yerlerinin yapılmasını ve teiniz tutulup gü­zel koku sürülmesini emretmiştir.»"

759) Aişe (Radtyallâhü asAd^'den rivayet edildiğine,göre şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mahallelerde mescidlerin (veya) evlerde namaz yerlerinin ittihaz edilmesini ve temiz tu­tulup güzel koku sürülmesini emretmiştir.»[42][42](Hadıyallâhü anhVdir.[44][44]

10 — Mescıdde Balgamın Mekruhluğu Babı

761) Humeyd bin AİKİirrahman bin Avf (Radıyallâhü anh)'âen ri­vayet edildiğine güre :

Ebû Hüreyre ve Ebû Satd-i Hudrı (Hadıyallâhü anhümâ), kendi­sine şu haberi vermişlerdir: Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mescidin duvarında balgam görmüş de eline aldığı bir çakıl taşıyla onu kazımış, sonra şöyle buyurmuştur:

-Sizden birisi balgam çıkardığı zaman ne önüne ne de sağma at­masın. Soluna veya sol ayağının altına tükürüğünü atsın.*"

762) Enes bin Mâlik (Radıyallûhü u«A)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), mescidin kıble duva-rmda bir balgam gördü. Bunun üzerine öfkelendi. Hattâ mübarek yü­zü kıpkırmızı kesildi. Biraz sonra Ensardan bir kadın gelerek onu kazıdı ve yerine halûk [46][46]

İzahı

764 nolu Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nin hadîsinin Kütüb-i Sit-te'den yalnız sünenimizde rivayet edildiği notta belirtildiği gibi Zevâid sahibi tarafından söylenmiş ise de bu hadis Müs1im'in 'Mescidde tükürmekten nehiy' babında rivayet olunmuştur. İzahın sonunda   Müslim' deki   metni senediyle beraber nakledeceğiz.

Ebû Saîd'î Hudrî (Radıyallâhü anh), Ebû Hürey-re)ve Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîs­leri, Buhârî ve diğer sahih hadîs kitablarında az lafız farkıyla rivayet edilmiştir.

Nühâme: Göğüsten çıkan balgamdır. Bâzıları: Burun yoluyla baştan inen balgama Nühâme denilir, göğüsten çıkan balgama Nü-hâa denilir, demişlerdir.

Büsâk ve Büzâk kelimeleri, tükürük demektir. Bâzı rivayetlerde 'Nühâme' geçer, diğer bir kısım rivayetlerde Büsâk'; başka rivayetlerde 'Büzâk' geçer.

Mescidlerde, göğüsten çıkan balgam, baştan inen balgam ve ağızda oluşan tükürüğün atılması arasında bir fark yoktur. Hepsi yasaktır. Bu İtibarla mezkûr kelimelerden hangisi rivayet olunmuş-sa netice değişmez.

761 nolu Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ve Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anh)'nin hadîsinin Buhârî ve Müslim tarafından da rivayet edildiğini yukarıda söylemiş­tik. Bu hadîs, kıble ve sağ tarafa tükürmeyi yasaklıyor. Bu yasakla­ma umumîdir. Yâni namaz içinde veya mescid içinde olma şartını koşmuyor.

Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâî1 nin Târik bin Abdillah el-Muhâfibî (Radıyallâhü anhümâ) 'den riva­yet ettikleri benzer hadiste Peygamber (Sallâllahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

«Adam namaza durduğu zaman veya biriniz namaz kıldığı za­man ne önüne ne de sağına tükürmesin...»

El-Menhel yazarı 'Mescidde tükürmenin keraheti bâbı'ndaki Târık  (Radıyallâhü anh)'in hadîsini açıklarken şöyle der :

«Hadîste kıble ve sağ taraflarına tükürmek yasak kılındığından yasaklama zahiren haram kılınma anlamını taşır.   Buhârî' ninEnes (Radıyallâhü anh)'den olan rivayetinde yasaklama sebebi­nin Allah Teâlâ'nın kişi ile kıble arasında oluşunun gösterilmesi de haramhk anlamını te'yid eder.

E1-Hâfız:Bu sebebe bağlamak, kıble tarafına tükürmenin mutlaka haram olduğuna delâlet eder. Kişi mescidde olsun olmasın hüküm aynıdır. Özellikle namaz esnasında bu hareket şiddetle ha­ramdır.Artık mescidde tükürmenin mekruhluğu tenzih için mi? tah-rim için mi diye bir ihtilâf söz konusu değildir. îbn-i Huzeyme ve Îbn-İ Hibbân'in sahihlerinden Huzeyfe (Ra­dıyallâhü anh)'den merfû olarak rivayet edilen bir hadîste:

«Kıble tarafına tüküren kişi, kıyamet günü tükrüğü gözleri ara­sında olduğu halde gelir.» buyurulmuş; yine İ b n-i Huzeyme' nin Ibn-i Ömer (Radıyalâhü anh)'den merfu olarak rivayet ettiği başka bir hadiste :

«Kıble tarafına balgam atan kişi, kıyamet günü balgamı yüzün­de olduğu halde hasredilir.» buyurulmuştur. Ebû Dâvûd ve İbn-i Hibbân'ın es-Sâib bin Hallâd (Radıyallâ-Hü anhümâ)'dan rivayet ettikleri hadîste:

Bir adam bir kavme imamlık etmiş de kıble tarafına tükürmüş. Namazdan çıkınca (Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), o kav­me:«O şahıs size imamlık yapmasın.» buyurmuş ve adama: «Gerçek­ten sen, Allah'a ve Resulüne eziyet ettin.» buyurmuştur' demiştir.

Târik (Radıyalâhü anh)'in hadîsinin zahirine göre kıbleye ve sağ tarafa tükürmenin yasaklığı namaz hâline mahsustur. îmamı MâIik e göre namaz dışında sağ tarafa tükürmekte beis yoktur.Nevevi: Namaz içinde ve namaz dışında kıble yönüne ve sağ ta­rafa tükürmek mutlaka yasaktır, demiştir. Buhari ve Müs­lim'in rivayet ettikleri Ebu Hüreyre (Radıyallâhü anh)' nin (761 nolu) hadisi mutlaka yasaklığa delâlet eder. Ebû Saidi Hudri (Radıyallâhü anh) ile Câbir (Radıyallâhü anh) in hadîsi de buna delâlet eder.

El-Hftfız: 'Sağ tarafa tükürmenin mutlaka yasak olduğu­na delâlet eden delillerden birisi de İbn-i Mes'ûd (Radıyal­lâhü anh)'un namazda değilken sağ tarafa tükürmekten kerahet ettiğine dâir Ab dürrezzâk ve başkasının rivayet ettikleri hadistir. Muâz bin Cebel (Radıyallâhü anh)'in de: Ben müslüman olalı sağ tarafıma tükürmedim, dediği rivayet olunmuştur.

Ömer bin Abdülaziz (Radıyallâhü anh)'in de, oğlu­nu sağ tarafa tükürmekten menettiği rivayet olunmuştur,' demiştir.

Kadı Iyâz: Namaz esnasında mecbur olmadıkça sag tara­fa tükürmek yasaktır. Bundan başka hiç bir çare bulmak mümkün değilse zaruret nedeniyle yapabilir, demiştir.

E1-Hafız : Namaza duran kişinin üzerinde elbise varken sağ tarafa tükürmekten başka bir çare yoktur denemez. Zâten Şar-i Hakim mecbur kalındığında elbise içine tükürme yolunu göster­miştir, demiştir.

Hadisin zahirine göre sol tarafa veya sol ayak altına tükürme ruhsatı verilmiştir.Tarık (Radıyallûhü anh) in rivayetinde şöy­le buyuruluyor: «Velâkin sol tarafı boş ise oraya tükürsün  

Şu halde adamın sol tarafında bir kimse varsa oraya da tükü-remez. Ancak sol ayağının altına tükürebilir.

Nevevi: Sol tarafta veya sol ayağının altına tükürme ruh­satı mescidin dışındaki adama mahsustur. Mescid içinde kişi bura­lara Ancak elbisesi içine tükürebilir. Çünkü:Mescidde tükürmek günahtır.» hadisi sahihıir, demiştir.

Nevevî şunu demek istemiştir : Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) mescidde tükürmenin hatâ olduğunu beyan ettikten sonra mescidde tükürmeye izin vermesi akıldan uzaktır.

İbn-i Hacer Mişkâtü'l-Mesâbîh' şerhinde.Kişinin sol ta­rafına veya sol ayağının altına tükürmesi ruhsatı, namazdaki şah­sın mescidden başka bir yerde namaz kılması zamanına mahsustur. Veyahut mescidde iken tükürmesi hâlinde tükrüğünün mescidin her hangi bir yerine dokunmaması şartına bağlıdır. Namaz dışındaki tü­kürme ve mescid dışındaki tükürme hükmü de, namaz içindeki tükür me hükmü gibidir, demiştir.

tbnü'l Imâd: Mescidde hakaret maksadıyla tükrüğünü her hangi bir tarafa atan kişinin küfre gittiği hususunda âlimler arasında her hangi bir ihtilâf yoktur, demiştir.[48][48]

763 nolu İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhlin hadîsini yu­karıda anlattığımız gibi Buhârî, Müslim, Ebü Dâvüd, Nesâî    ve    Mâlik    az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.

Bu hadiste namaz esnasında kıble tarafına tükürmenin yasakliği gerekçeli olarak bildirilmiştir.

El-Menhel yazarının, bu hadîsin açıklaması ile ilgili olarak ver­diği bilginin bir kısmı şöyledir: «Hadîsin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), mescidin kıble tarafında gördüğü bal­gamı bizzat gidermiştir. Nesâî' nin Enes (Radıyallâhü anhJ' den rivayet ettiği bir hadîse (762 nolu hadîsimizi kasdediyor.l göre Ensâr'dan bir kadın kalkıp mescidin duvarındaki balgamı kazımış veyerine halûk denilen güzel kokuyu sürmüştür. Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) de bunu beğenmiştir, tki hadîs arasında bir çelişki yoktur. Çünkü olayın teaddüdü muhtemeldir.

Rivayetin zahirine göre görülen balgam kuruymuş. Çünkü yaş olmuş olsaydı râvi : «...kazıdı- yerine -...sildi» diyecekti. Hadis, yaş balgam gibi kuru balgamın da pis olduğuna delâlet eder.

Hadisin :  cümlesinin zahiri mânası:

"Allah Teâlâ namaza duranın yüzünün döndüğü tarafta olmuş

olur.» demektir. Halbuki Allah mekândan münezzehtir. Her yerde hazır ve nazırdır. Bunun için bu cümle şöyle yorumlanmıştır : «Al­lah'ın kıblesi...» veya «Allah'ın azameti...» yahut «Allah'ın sevabı...» yâni ehlinin malûmu olduğu üzere lafza-i Celâl'in dışında bir muzaf kelime takdir edilir.

Hattâbi, cümleyi şöyle yorumlamıştır: Allah'ın, namaz kı­lınırken Ona doğru durmayı emrettiği kıble, namaz kılanın yüzünün döndüğü taraftadır. O halde kıble tarafını balgamdan korusun. Ka­be'ye Allah'ın kâbesi ve Allah'ın evi denildiği gibi namaz kılanın yüzünün dönük olduğu tarafa Allah'ın tarafı ve Allah'ın kıblesi de­nilebilir.

Hadiste «Kişi namazda olduğu zaman - buyurulmuştur. Namaz dışında da kıble tarafına tükürmenin yasaklığı, sahih hadîslerle sa­bittir. Yukarıda da gerekli izah verilmiştir. Bilhassa namaz içinde kıble tarafına tükürmek çok daha ağır olduğu için bu hadiste «...na­mazda olduğu...» kaydı konulmuştur.[50][50]

11  —Mescidde Davâll   (= Yitikler) İnşadından Nehiy Babı

Bu babın başlığında geçen 'İnsâd' ve 'Davâll' kelimelerini açık­layalım :

İnşâd: Kayıp aramak, kaybolan malı tarif etmek, bulunan bir şeyi ilân etmek ve yüksek sesle şiir okumak gibi çeşitli mânâlara ge lir. Burada inşaddan maksad, kaybolan bir malı yüksek sesle tarif etmektir. El-Menhel yazarı kayıp ilanıyla ilgili hadîslerin zikredil-diği babın başlığında ve hadîslerde geçen 'İnşâd'ın bu mânâda kul­lanıldığını söylemiştir. Ona göre hadîslerde geçen 'Neşd' kelimesi ise, kayıp aramak ve onu tarif etmek anlamlarında kullanılmıştır.

Sindi' ye   göre 'Yitik inşadı1 yüksek sesle yitik aramaktır.

Davâll: 'Dâlle'nin çoğuludur. Kaybolan hayvan ve başka mallar demektir. Nihâye yazan 'Dâlle' kelimesini böyle tarif etmiştir. El-Mis-bahta: Dâlle, yitik hayvana mahsustur. Kaybolan başka mala 'Dâyi* ve 'Lakit' deniliyor, diye bilgi verilmiştir.

765) Büreyde (Rudıya/lâfıü aıtft) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sabah) namazı (m) kıldıktan sonra bir adam: Kırmızı deveyi (görüp) söyleyen var mı? dedi. Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onu butamıyasın. Çünkü mescidler, ancak malum işlerde kul­lanılmak için yapılmıştır.» buyurdu."[52][52]

İzahı

Ebû Hüreyre (Hadıyallâhü anh) 'nin hadisini Müslim, Ebû   Dâvûd    ve   Nesâi   de rivayet etmişlerdir.

Hadisin: = «Allah sana geri vermesin!» fıkrası Müs1im' de: «Allah onu sana gerivermesin.»Nesâî'de «Bulmayasın!» ve Ebû Dâvûd 'da;= «Allah onu sana ulaştırmasın!» diye geçer,

İbn-i Reslan: Bu fıkra, mesoıdde kayıp arayan kişiye aradığını bulmaması için beddua etmenin câizliğine delâlet eder, de­miştir.

«... Çünkü şüphesiz mescidler bunun için yapılmamıştır.» fıkra­sının mânâsı açıktır. Yâni mescidler, kayıp aramak için yapılmamış, Allah Teâlâ'yı anmak, namaz kılmak, ilim öğrenmek, öğretmek ve benzeri işler için yapılmıştır.

İbn-i Ebi Şeybe' nin hasen bir senetle rivayet ettiği­ne göre Ömer (Radıyallâhü anh), bir grup tüccarın mescidde ticaretten ve dünya işlerinden bahsettiklerini işitince, onlara : Şüphe­siz şu mescidler ancak Allah'ı anmak için yapılmıştır. Siz ticaretini­zi ve dünyanızı anmak istediğiniz zaman bakia çıkınız demiştir.

Bu babta geçen hadisler, mescidde kayıp ilânının yasaklığına de­lâlet eder.

Nevevi , benzer başlık altında açılan bâbta rivayet, olunan Büreyde ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhümâl'nin hadislerini açıklarken şöyle der ; «Hadîsler mescidde kayıp ilânının yasaklığına delâlet ederler. Alışverişler, kiralar ve benzen işlere ait akitleri mescidde yapmanın hükmü de budur.

Kadı Iyâz' in dediğine göre îmam-1 M âlik ve âlimlerden bir cemâat, mescidde yüksek sesle ilmî ve benzen çalış­mayı mekruh görmüşlerdir.Ebû Hanîfe ve Mâlik'in arkadaşlarından Muhammed bin Mesleme, bunu caiz görmüşlerdir.

Kadı Iyâz : 'Bu hadisler nıesciddo terzilik ve benzeri sa­natlarla iştigal etmenin yasaklığına delâlet ederler. Bâzı âlimler mescidde çocuklara ders okutmayı menetmişler. Bâzı hocalarımız ise muayyen şahısların yararını hedef tutan sanatları mescidlerde sür­dürmeyi menetmişlerdir. Ama İslâm toplumunun dinle ilgili menfa-atlarım hedef alan ilmi çalışma, savaş âletlerini onarmak gibi mescidlerin kutsallığına ve yüceliğine gölge düşürmeyen çalışmaları sür­dürmekte beis olmadığım söylemişlerdir.

Bâzı âlimler, mescidlerde çocuklara ders okutmanın câizliği hu­susunda ihtilâf etmişlerdir,' demiştir.»

Dört mezheb âlimleri mescidlerde kayıp aramanın mekruh ol­duğuna hükmetmişlerdir. Bunlardan Şafii âlimleri şöyls bir taf­silât yapmışlardır : Mescidlerde kayıp ilânı, orada uyuyanları veya namaz kılanları meşgul etmezse mekruhtur. Şayet namaz kılanı şa­şırtır ve uyandırılması sünnet olmayan uyuyanların uykularını ka-çırırsa haramdır. Bu hükümler, Mescid-i Haram' dan baş­ka mescidlere aittir. Çünkü Mescidi Haram çok sayıda insanların toplandığı yer olduğu için mekruh değildir.[54][54]

769) Abdullah hin el-Muğaffe) el-Müzenî (Radıvallâhü ank)\\en ri­vayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) $öyle buyurdu demiştir:

Koyun ağalarında namaz kılınız ve deve yataklarında namaz kılmayınız. Çünkü develer şeytanlardan yaratılmışlardır.[56][56] el-Cühı-ni (Radıyallâhü ank)\\en rivayet edildiğine göre; Resûllulah (Saalallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Deve yataklarında namaz kılınmaz ve koyun ağılında namaz kı­lınır.Zevâid sahibi bu hadtsi zikretmiş de, onun isnadı hakkında konuşmamıştır.[58][58]

13 _ Mescide Girildiği Zaman  (Okunan) Duâ Babı

771) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sdlcm)'in kızı Fâtinıe[60][60] (RadıyaUâhü anh)\\en rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallal/ahü Aleyhiv e Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Biriniz  mescide   girdiği  zaman   Peygamber   (Sallallahü   Aley­hi   ve  Sellem) e   selâm   etsin.   Sonra   şöyle   desin:!  Bana rahmetinin kapı­larını aç.' ve çıktığı zaman şöyle desin :'Allahım! Senin fadhndan

sana dilekde bulunurum.'»"

773) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anAj'den rivayet edildiğine güre Re-sûlullah (Sallallahü Ahyhive Sc/iem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Biriniz mescide  girdiği zaman Peygamber   (Sallallahü  Aleyhi ve Selierrü'e selâm etsin ve şöyle desin:

'Allahım! Bana rahmetininkapılarını aç.' Ve çıktığı zaman Peygamber     (Sallallahü Aleyhi ve SellemJe selâm etsin ve şöyle desin :

-Allahım! Beni, şeytanı racim'den koru.Hadisin isnadının sahîh ve ricalinin sikalar olduğu Zevâid'de bildiril­miştir.[62][62] buyurmuştur.

Huccetü'llah el-Bâliğa'de: Mescide girenin rahmet ve çıkanın fadl dilemesinin hikmeti şudur.Rahmet, Kur'an-ı Kerim'-de, velilik ve Peygamberlik gibi uhrevî ve nefsâni ni'metler anla­mında kullanılmıştır.                              

«Ve Rabb'inin rahmeti (Peygamberlııt), kâfirlerin (mal ve mülk olarak) topladıkları şeylerden daha hayırlıdır.»[64][64]          

14 — Namaza  Yürü(Yerek Gitmek) Babı

774) Ebû Hüreyre (Rarityalîâhii anh)\\vn rivayet edildiğine fföre Re-sûlulhıh (SallalUıhü Aicyhivc Sclltnı) şöyle buyurdu, demiştir:

«Sizden birisi güzelce abdest aldıktan sonra namazdan başka hiç bir maksadla evden çıkmayarak ve sırf namaz kılmak niyetini güderek mescide doğru yürüdüğü zaman, mescide girinceye kadar attığı her adımla Allah onu bir derece yükseltir ve kendisinden bir hata düşürür. Mescide girince de namaz onu alıkoyduğu sürece na­maz içinde olmuş olur.»[66][66]

Hadîsin Fıkıh Yönü

— Abdest alırken güzelce almalıdır. Yâni  abdestin sünnetle­rine ve âdabına riâyet ederek, mükemmel olarak almalıdır.

— Abdest almadan mescide girilmemelidir.

— Mescide giderken ihlaslı bir niyetle gitmelidir. Namazdan başka hiç bir dünya menfaatim düşünmemelidir.

4 — Mescide girince huşu içinde namazı beklemeli, mescidin âda­bına aykırı davranışlardan sakınmalı ve namazdaymış gibi    edebli beklemelidir.

5 — Hadîste belirtilen şartlara riâyet edilerek namaz için mes­cide gidildiğinde atılan her adım bir sevabın kazanılmasına ve bir günahın bağışlanmasına vesile kılınmıştır.

775) Ebû Hüreyre (Radtyaüâhü ank)\\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sailallahü Aleyhi ve SeUem)  şöyle buyurdu, demiştir:

«Namaza ikamet getirildiği vakit sakın ona, koşarak gelmeyiniz, yürüyerek geliniz. Sükûnet ve vakardan ayrılmayınız. Yetişebildiği­niz kadarım (imamla) kılınız. Yetişemediğinizi (kendiniz) tamam­layınız.»[68][68] = «Menâsikinizi tamamladığınız zaman...»[70][70] Rivayetlerin arasını bulmak için cümlesi ile; cümlesi aynı mânâya yorumlanır. Ve kaza kelimesi kalan rek'atları yapmak demektir. Esasen rivayetlerin ekseri 'dur.

Beyhaki: diyenler çoğunluktadır. Ebü Hüreyre (Badıyallâhü anh)'ye daha sıkı temasta bulunmuşlar ve hıfz yönünden daha kuvvetlidirler. Bu nedenle;  rivayeti öncelik kazanır, demiştir.[72][72]

777) Abdullah (bin Mes'ud)  (Radtyallâhü a»A>'den rivayet edildiği­ne göre şöyle demiştir :

Kim yarın müslüman olarak Allah'a kavuşmaktan sevinirse şubeş vakit namazını ezan okunan yerde muhafaza etsin. Çünkü bu na­mazlar hidayet sünnetlerindendir ve şüphesiz Allah, Peygamberiniz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e hüda (= hidayet.) sünnetlerini meş­ru kılmıştır. Andolsun ki, eğer her biriniz kendi evinde namaz kıl­mış olsaydı siz Peygamberiniz (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) sünne­tini terketmiş olurdunuz. Ve Peygamberiniz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sünnetini terketmiş olsaydınız, şüphesiz dalâlete düşmüş olurdunuz. Vallahi ben, bizleri (sahâbîleri) bilirim ki münafıklığı malûm olan münafıklardan başka hiç kimse cemaattan geri kalmaz­dı. Vallahi safa girinceye kadar iki kişi arasında tutularak mescide getirileni bilirim. Hiç kimse yoktur ki tertemiz ve güzelce abdestini alıp mescide gider, içinde namaz kılar da attığı her adımla Allah onu bir derece yükseltmesin ve her adımla onun bir günahını affetmeşin."[74][74]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Beş vakit namazın; şartlarına, rükünlerine ve âdabına riâ­yet etmek kaydıyla cemaatla kılınmasına teşvik edilmiştir.

2 — Beş vakit namazın cemaatla ve mescidde kılınması, hüdâ sünnetlerinden ve hidâyet yollarındandır.

3 — Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetini terk etmek çok tehlikelidir.

4 — Cemaata gitmemek, münafıkların kârıdır.

5 — Hasta adamın,  imkân  bulduğunda başkasının yardımıyla da olsa cemaata gitmesi arzulanır.

6 — Âdâb, şart ve rükünlerine riâyet ederek abdest alıp mesci­de giden ve orada cemaatla namaz kılan kimsenin, adım basma bir derecesi yükselir ve bir günahı bağışlanır.

778) Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü a«/r/den rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Salallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Kim namaza gitmek üzere evinden çıktıktan sonra şu duayı okursa, Allah, rahmetiyle ona yönelir ve yetmiş bin melek, onun gü­nahlarının bağışlanmasını  (Allah'tan)   diler:

= 'Allahım! Senden istiyenlerin Senin katındaki hakkı için ger­çekten Senden istiyorum. Ve şu yürüyüşüm hakkı için Senden istiyo­rum. Çünkü ben ne kibirlenmek ne de böbürlenmek için ve ne gör­sünler diye ne de duysunlar diye (evden) çıkmadım. Ve ben Senin kızmandan sakınmak ve Senin rızânı taleb etmek için çıktım. Bu se­beple Cehennem ateşinden beni korumanı ve günahlarımı örtmeni Senden istiyorum. Şüphesiz Senden başka hiç kimse günahları örte­mez.Zevâid'de : Bu hadîsin isnadı zayıf râviler zincirinden kuruludur. Atiy-ye el-Avfî, Fudayl binMerzûk ve el-Fadl bin el-Muvaffak adlı râvilerin hepsi za­yıftır. Lâkin İbn-i Huzeyme kendi sahihinde bu hadisi Fudayl bin Merzûk tari­kinden rivayet etmiştir. Hadîs İbn-i Huzeyme yanında sahihtir, denilmiştir.[76][76]

İzahı

Müellifin Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) 'ten rivayet ettiği hadis, metnini, Ebû Dâvûd başka bir senedle Büre yde (Radıyallâhü anh)'dan merfu' olarak rivayet etmiş­tir. Tirmizî, el-Hâkim ve Bey haki de rivayet et­mişlerdir.

«Karanlıklarda mescidlere çok (defa) yürüyenleri...» ifâdesinin mânâsı şudur: Gece karanlıklarında bir iki defa yürüyenleri değil de çok defa yürüyenleri ve gece karanlığında mescide gitmeyi itiyat haline getirenleri kıyamet günündeki dâimi ve ebedî nurla müjdele.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in : «...müjdele.» emrin­deki hitâb umûmîdir. Müjdeleme durumunda olan âlimler ve ben­zeri yetkililerin hepsini kapsar. Bu hitabla muayyen bir kişi kasde-dilmemiştir.

Kıyamet günündeki tam nur, kıyamet günü mü'minler için hâ­sıl olan ve Cennet'e girinceye kadar devam eden nurdur. Münafık-lar böyle değildir. Çünkü onlar Dünya'da iken tevhid kelimesini dil­leriyle söyledikleri için kıyamet günü başlangıçta onlar için de bir nur hâsıl olacak ve belirdikten hemen sonra sönüverecektir. Müna­fıklar, mü'minlere : Bize doğru bakınız.Tâki sizin nurunuzdan ik­tibas edelim, diyecekler/ Münafıklara istihza mâhiyetinde : Gensin geriye dönün de nur taleb edin, denilecek; Münafıklar geri dönecek­ler, bundan sonra kendileri ile mü'minler arasına kapılı bir sur ko­nulacak. Sûrun mü'minler tarafında olan iç kısmında rahmet bulu­nacak ve münafıklar tarafında olan dış kısmında azab olacaktır.

Gece karanlığında mescidlere gitmeye teşvik edici mâhiyette da­ha bir çok hadîs vardır. Onları buraya geçirmeye lüzum görmüyo­rum.

Sindî'nin beyânına göre bu hadîs, yatsı ve sabah namazın­da mescide gitmenin faziletini ifâde eder. Sabah namazında tağlis yapıldığı takdirde ona şâmildir. İsfârda, yâni; ortalık aydınlanınca sabah farzını kılmak evlâdır, diyenlere göre hadîsin sabah namazı­na şümulü yoktur.[78][78]

15— Mescidden En Uzak Olanların (Uzaklık Derecelerine Göre) Sevabı Daha Büyük Babı

782) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den :

Şöyle demiştir : ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Selle,m) buyurdu ki : «Mescidden en uzak olanların  (uzaklık derecesine göre)  sevabı daha büyüktür.[80][80]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Hadis, mescidlere çok adım atmanın, sevabı bol olan ibâdetler­den olduğuna delâlet eder.

783) Übey bin Ka'b (RudtyutUâkü anh)\\en :

Şöyle demiştir: Ensardan bir adam vardı. Onun evi, Medine'nin (mescidden) en uzak olan eviydi. Bununla beraber, Hesülullah (Sal-laljahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber namaz kılmayı hiç kaçırmazdı. Ubeyy (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Ben, ona acıdım ve:

— Yâ Filan! Eğer sen bir merkep satın alsaydın, seni şiddetli sı­caktan korurdu. Ayağına taş değip incinmesinden yüksek tutardı ve yerin zehirli hayvanlarından korurdu, dedim. Adam

— Vallahi evimin Muhammet) (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in evinin bitişiğinde olmasından hoşlanmam, dedi. Übey demiştir ki: Ben adamın sözünü istiskal ederek alındım. Hatta Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) in evine vararak, dediklerini Ona anlat­tım. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adamı çağırtıp ona sordu. Adam da, bana dediğinin mislini Ona zikretti ve (attığı adımların) izinden sevab umduğunu anlattı. Resülullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de Ona:

«Gerçekten sana, saklayıp umduğun  (sevab)  vardır.» buyurdu.[82][82]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1  — Sahâbîler, birbirlerine karşı fazlasıyla merhametliydiler.

2 — Dinî yönden görünüşte noksanlık arzeden bir hâl ve hare: ket görüldüğünde durumu kavmin büyüğüne iletmek gerekir.

— Kavmin büyüğü, etbâmdan birisinin  uygunsuz harekette bulunduğunu haber aldığı zaman, hemen ceza yoluna gitmemeli, ön­ce durumu iyice tetkik ve tesbit etmelidir.

4  — Mescide çok yürümenin sevabı fazladır.

5  — Amelde ihlâslı olmak esastır.

784) Enes hin Mâlik (Rtıdtyullâkü anh)'ûen rivayet edildiğine göre şöyle tlemişlir:

(Ensardan) Banî Selime kabilesi, (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mescidden uzak kalan) evlerinden çıkarak mescidin ya­kınına gelmek istediler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Medine'yi muhafaza eden bu evleri tahliye etmekle) Medine çevre­sini boş bırakmalarını arzu buyurmadı. Ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara ı

«Ey Benî Selime! Sizler, (mescide gelip giderken) attığınız adım­larınızın izlerini hesaba katmayacak mısınız?» buyurdu. Bunun üze­rine onlar, yerlerine ikamet ettiler."

İzahı

Bu hadîsi Buhâri de rivayet etmiştir. Müslim ise, aynı olayı anlatan bir hadîsi Câbir bin Abdillah (Radı­yallâhü anh)'tan, başka lafızlarla, müteaddit senedlerle rivayet et­miştir.

Sindî: 'Beni Selime kabilesi, Ensar-ı Kira m'ın bir koludur. Araplardan bu isimli başka kabile yoktur. Onların ev­leri Mescid-i Nebevi' den bir hayli uzaktı. Mesafenin uzaklığı, çok karanlık gecelerde, yağışlı havalarda ve şiddetli soğuk­larda mescidlere gelmelerine mâni oluyordu. Bu nedenle Medine'-nin yakınına gelmek istediler. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Medine' nin etrafının boş kalmasını arzulamadı­ğı için, bunlar bu istekten vaz geçtiler. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem), onların mesafe uzaklığı dolayısıyla mescide gelişle­rinde attıkları adımların çokça sevaba vesile olacağını bildirmiştir,' demiştir.

Müs1im'in bu kabileden olan Câbir bin Abdil­lah el-Ensâri (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği bu ko­nudaki hadîslerden birisinde Câbir (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: Evlerimiz mescidden uzaktı. Biz, evlerimizi satıp mescidin ya­kınına yerleşmek istedik. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-

lem), bizi men etti ve «Şüphesizattığınız her adıma karşılık size bir derece vardır.» buyurdu. \

785) (Abdullah)  İlm-i Abhâs  (Rudıyallâhü ttnh)'den: Şöyle demiştir: Ensârın evleri mescidden uzaktaydı. Yakına gel-mek istediler. Bunun üzerine =  «Vebiz, onların önden gönderdiklerini ve eserlerini yazarız.[84][84]

16 — Cemaatla Namaz Kılmanın Fazileti Babı

786) Ebû  Hüreyre   (Radtyallâhü   atth)'üen   rivayet  edildiğine  güre Rpsûhtllah (Saltallahü Aleyhivc Srllcm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Adamın (mescidde) cemaatla kıldığı namaz (in sevabı, tek ba­şına) evinde kıldığı ve çarşısında kıldığı namaz (m sevabın) dan yir­mi küsur derece fazladır.»"

787) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre; ResuluHah (Sallallahü Aleyhi ve Scilcm) buyurdu, demiştir:

«Cemaatla kılman namazın birinizin tek başına kıldığı namaza üstünlüğü yirmi beş cüzdür.[86][86]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1  — Cemaatla kılınan namaz, tek başına kılınan namazlardan üstündür.

2  — Farz namazları evlerde ve çarşılarda kılmak caizdir.

— Farz namazların cemaatla kılınması şart değildir. Tek ba­şına da kılınabilir.

788) Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü a«*)'den rivayet edildiğine göre Resul ullalî (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Adamın   (mescidde  cemaatla kıldığı namazın sevabı)   evinde (tek başına) kıldığı namaz'ın sevabından yirmibeş derece fazladır,»"

Buhâri' nin   Ebû   Saîd-i    Hudrî    (Radıyallâhü anh) '-den merfu' olarak rivayet ettiği hadisin lafzı şöyledir:

>Cemâat namazı, münferiden namazından yirmibeş derece ile efdal olur.*

Ebû   Davud'un   rivâyetindeki hadisin metni ise şöyledir:

-Cemaatla kılınan namaz, (münferiden) kılınan yirmibeş na­maza denk gelir....

Ebû   Davud'un   rivâyetindeki önemli özellik, derece ve cüz* yerine namaz kelimesinin kullanılmasıdır.

789) Abdullah İbn-i Ömer (Radtyallâkü ankiimdyden rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Adamın cemaatla kıldığı namaz, adamın kendi başına kıldığı namazdan yirmiyedi derece üstündür.[88][88]

17 — Cemaattan (Özürsüz) Geri Kalmak Hakkındaki Tesdîd Babı

791) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü a»A)'deıı :

Şöyle demiştir :   Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Vallahi içimden öyle arzu ettim ki namaza durulmasını emre­deyim de ikamet getirilsin. Sonra bir adama emredeyim halka na­maz kıldırsın. Bu emirden sonra beraberlerinde odundan demetler bulunan bir kaç adamı cemaata (özürsüz) gelmeyen güruha götürüp de üzerlerine evlerini ateşle cayır cayır yakayım.[90][90]

Hadisin Fıkıh Yönü

1  — Taleb olmadan yemin etmek meşrudur.

2 — Şer'î ceza verilmeden önce suçlunun tehdidi caizdir.Bu­nun hikmeti ise, kötülük ehven bir ceza ile önlenebildiği takdirde bununla yetinilmesidir.

— Meşru işlerde başkasından yardım dilemek caizdir.

4 — Hadîsin zahirine göre mal ile cezalandırmak caizdir.Mâ1iki1er'den bir cemâatin görüşü budur. Fakat cumhur:  Mal ile cezalandırma, İslâmiyet'in ilk günlerinde vardı. Sonra neshedildi, demiştir.

5 — Borçlu veya suçlu olup hakkın yerine getirilmesine karşı çıkan kişinin, evinde saklandığı zaman, evinden isteği dışında dışarı çıkarılması caizdir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),cemaata gitmeyen kimselerin, evlerini yakmakla dışarı çıkarılmala­rını arzulamıştır.

6 — Namazın cemaatla kılınmasının ne kadar önemli olduğu be­lirtilmiştir.

792) (Abdullah) bin Ümmi Mektum[92][92]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvüd, Ahmed, el-Hâkim ve İbn-i   Huzeyme   de rivayet etmişlerdir.

Müellifin sünen nüshalarında ve Ebû Davud'un süne-ninin ekserisinde diye geçen cümlenin; olması gerek' Ebû Davud'un bâzı nüshalarında; cum leşinin bulunduğu, Menhel yazan tarafından bildirilmiştir.

Ha1lâbi: Doğru olanı; 'dir. Mânâsı: «Bana yar­dım etmez, bana muvafakat etmez.- demektir ise : «Benikınamaz, ben de onu kınamam.» mânâsını ifâde eder ki, konuyla bir münâsebeti yoktur, demiştir.

İbn-i Ümmî Mektum (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den mescidde cemaatla namaz kılmak­tan geri kalıp namazını evde kılmak için ruhsat istemiş, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de: «Ben senin için bir ruhsat bula­mam.» buyurarak, ezan sesini işittiği için namazını camide cemaatla kılmasını istemiştir.

El-Menhel yazarı şöyle der:

*Hadîs, cemaatla namaz kılmak farzı ayn'dır diyenler için de­lildir. Çünkü râvi ma'zeretini anlattığı halde ezan sesini işittiği için, cemâate gitmemesine ruhsat verilmemiştir.

Namazı cemaatla kılmak sünnettir, diyenler : Hadîsin mânâsı şudur, diye yorumda bulunmuşlardır.

'Cemaata katılmadan cemâatin faziletini elde etmen için ben ruh­sat bulamıyorum.' Hadîsin mânâsı, râvinin mescide gitmesinin vâ-cibliği değildir.'

Buhârî, Müslim ve (754 no'da) müellifimizin rivayet ettikleri bir hadise göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gözünden şikâyetçi olan ashabtan îtbân bin Mâlik'in kendi evinde vakit namazlarını kılmasına izin vermiştir. Bu olay îbn-i Ümmî Mektûm (Radıyallâhü anh)'un mezkûr ha­dîsinin ikinci şekilde yorumlanmasını te'yid eder.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), İtbân (Radıyallâhü anh) 'a ruhsat verdiği halde İbn-i Ümmî Mektûm (Radı­yallâhü anh) "a ruhsat vermemesinin sebebi şu olabilir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onun meşakkat çekmeden mescide ge lebileceğini bildiği için ruhsat vermemiştir. Aslında körlük meşru mazerettir.[94][94]

İzahı

Bu hadisi îbn-i Hibbân ve el-Hâkim de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd ve Dârekutnî' nin îbn-i Abbâs' dan   merfu olarak rivayetleri şöyledir:

'«Her kim ki namaza çağıranı işitir de her hangi bir özür git­mesine mâni olmazsa (cemaata gitmeden) kıldığı namaz, kendisin­den kabul olmaz.» Sahâbüer i Özür nedir? dediler. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) : «Korku veya hastalıktır.» buyurdu.'

Hadîsin mânâsı şudur : Farz namaz için okunan ezan sesini du­yan kimsenin, meşru bir mazereti bulunmadığı halde mescide gitme­yerek kıldığı namaz, kabul olunmaz.

Ezan sesini işitmek ve işitilen ezanın okunduğu mescide gitmek, ekseri haller dikkate alınarak buyurulmuştur. Çünkü insan genel­likle ezan sesini duyduğu cemaata gider. Yoksa sanıldığı gibi cemaa­ta gitmek yükümlülüğü, ezan sesini işitmeye bağlı değildir, İşitmese bile cemaata gitmesi matlubtur. Ezan sesini işitmemek, cemaata gitmemek için meşru' sayılan özürlerden değildir. Keza kişi ezan se­sini işittiği mescide gitmez de başka bir mescide giderse, kendisinden istenileni yapmış olur.

Sindi: 'Ezan sesini işnen kişi, daha önce namaz kıl mışsa tekrar mescide gitmesi gerekli değildir.

«...Onun namazı (makbul) olmaz.» cümlesinden maksad şudur: Ezan sesini işiten kişi, çağırılan namazı kılmamış ve mescide gitme­sine engel hiç bir özrü yok iken mescide gitmez de başka yerde na­maz kılarsa, namazı sahih değildir. Hadîsin zahiri bu mânâya delâ­let eder. Fakat bu mânâ, fıkıh ehlinin görüşlerine muhalif düşer. Bunun için hadîsten maksad, böyle kılınan namazın noksan oluşu dur.' demiştir.

Ebû Davud'un rivayetinde hastalık ve korku özür sayıl­mıştır. Mal, can ve ırza âit korku çeşitlen buna girer. El-Menhel yazan : Şiddetli yağmur ve soğuk ile fazla acıkma ve küçük veya büyük abdestin sıkışıklığı da özürlerden sayılır, demiş ve buna âit delilleri nakletmiştir. Delilleri buraya aktarmaya gerek görmüyo­rum.

Namazı cemaatla kılmak farzı ayn'dır, diyenler bu hadisi de de­lil göstermişlerdir. Lâkin hadîsten maksad, kişinin kıldığı namazın, tam olarak kabul olunmadığını belirtmektir.

El-Ayni: Bu hadîs tehdid içindir.-... Namazı kabul olunmaz.» ifâdesi namazın fazilet ve kemâlinin olmayışını bildirmek içindir. Buhadis;Mescidin komşusu için an­cak mescidde namaz kılmak vardır.» hadîsine benzer, demiştir

Nevevi de:Namazın kabul olunmamasının mânâsı, namaz­da sahibi için sevabın olmayışıdır. Ama kılınan namaz, farzın ifâsı için kâfidir. Gasbedilen  evde .kılınan  namaz sahihtir.  Bununla   be raber sahibine bir sevab kazandırmaz.  Bu da onun gibidir, demiş­tir.[96][96]

İzahı

Nesâi, bu hadîsi 'Cum'a' bahsinde rivayet etmiştir. Orada­ki rivayette mezkûr tehdid Cum'a namazını terkedenler hakkında buyurulmuştur.

Câmiü's-Sağîr yazarının beyânına göre Ahmed, Müslim, Nesâî ve  îbn-i    Mâceh    bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Nesâi'nin    rivayetinde «...Minberininağaçları üzerinde...» buyurulmuştur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in minberi üç basamaklıydı. Üçüncü basamak üzerinde otururdu. Mübarek sırtını üç ağaca dayardı. Minberin iki tarafında da birer ağaç bulunurdu. Minberin yüksekliği, genişliği, uzunluğu v.s. özellikleri hakkında geniş malûmat inşâallah 'Cum'a namazı' bahsinde verilecektir.

Sindi şöyle der : Kurtubi: Kalbi mühürlemek, Allah'ın, söz konusu kavimlerin kalblerinde yaratacağı cehalet, kasvet ve ce­fâdır, demiştir. El-Kâdı da Mesâbih şerhinde: Hadîste buyu-rulan iki şeyden birisi mutlaka gerçekleşecektir. Ya cemaatları ter­ketmekten vaz geçip cemaata devam edeceklerdir. Ya da Allah, onlann kalblerini muhürleyecektir. Çünkü cemaatları bırakmayi alış­kanlık hâline getirmek, kalbi karartır ve insanı ibâdetten soğutur demiştir.

795) Üsame bin Zeyd [98][98]

Âlimlerin, Namazları Cemaatla Kılmak Hakkındaki Görüşleri

1 — Vakit namazlarını cemaatla kılmak farz-ı ayn'dır. Atâ,Evzâi, ishak,Hanbe1i'1er, Ebû Sevr, İbn-i Huzeyme, İbnü'l-Münzir, İbn-i Hibbân ve Zahiriye mezhebi mensupları bu görüştedirler.Onların delil­leri 791 nolu Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhTnin hadisi ve benzen hadislerdir. Namazın sıhhati için cemâat şart mıdır? de­ğil midir? diye bu gruptaki âlimler arasında da ihtilâf vardır:

Zahiriye mezhcui İmam-ı Dâvûd ve kendisine tâbi olanlar cemaatla kılmayı, namazın sıhhatinin şartlarından say­mışlardır.

İbn-i Hazm : Ezan sesini işitebilen erkeklerin, namazla­rım mescidde cemaatla kılmaları farzdır. Özürsüz olarak ve bile bi­le bunu terkedenin namazı sahih değildir. Ezan sesini işitmeyecek durumdaysa, en az bir kişiyle cemâat kurup namaz kılması farzdır. Böyle yapmasa, kendi başına kılacağı namaz sahih değildir. Şayet cemâat olacak hiç kimseyi bulamazsa münferiden namaz kılabilir. Şer'i mazereti olanın kendi başına namaz kılması sahihtir, demiştir.

Bu gruptaki diğer âlimlere göre cemâat farz-ı ayn olmakla be­raber kendi başına kılınan namaz sahihtir.

2 — Cemâat farz-ı kifâyedir. Bâzı    Şafiî    âlimleriyle  Mâ1ikî1er, bu görüşü benim semişlerdir.Hanefî    âlimlerin­den    Tahavi    ve    Kerhî    de bunu seçmişlerdir.

Bunlar da birinci grubun delillerine dayanmışlardır. Ancak bu hükmü farz-ı ayn'dan farz-ı kifâye'ye çevirici karineler bulunduğu için: Farz-ı ayn'dır, dememişlerdir. Gösterdikleri karine:

«Cemaatla kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmibeş derece efdaldır.» mealindeki hadîstir. Çünkü bu hadîs, tek başına kılınan namazın sıhhatim ifâde eder. Şu halde delillerden çıkarılan vücub, kifâye içindir.

3- Cemâat sünneti müekkededir.Hanefî, $âfii  ve Mâliki    mezheblerinin meşhur görüşleri budur.    Bunların delil­leri, cemaatla kılınan namazın, tekbaşına kılınan namazdan yirmi­beş derece üstün olduğunu ifâde eden    İbn-i    Ömer    (Radıyal-lâhü anh) in (789 nolu) hadisi,    Ebü    Saîd-i    Hudri    (Radı­yallâhü anhî'nin 788 nolu hadisi ve Ebû  Hüreyre    (Radı-yallâhü anhKnin (786 ve 787 nolu) hadisleridir. Bu âlimler: Cemâat namazının münferid namazından efdal oluşu,  münferid namazında da faziletinin bulunduğuna delildir, demişlerdir.

Cemaata gelmeyenlerin evlerinin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından yakılması arzusuna ait 791 nolu hadîse gelin­ce; buna müteaddit cevaplar verilmiştir.

El-Menhel yazarı cevapların bir kısmını şöyle sıralamıştır:

1- Evlerin yakılmasıyla  ilgili  hadîs,    özürsüz olarak cemaat­tan geri kalan ve tek başlarına namaz kılan münafıklar hakkındadır. Nitekim   İbn-i   Mes'ud    (777 nolu) hadîste:

«Ben bilirim ki besbelli münafıklardan başka hiç birimiz cemaat­tan geri kalmazdı,» demiştir.

2- Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Cemaattan geri kalanların evlerini yakmak arzusu içinden ge­lir.» buyurmuş ama bunu gerçekleştirmemiştir. Eğer gerçekleşmesi vâcib olsaydı terketmezdi.

3- Kadı    Iyaz:    Namazı cemaatla kılmak ilk zamanlarda farzı ayn kılınmış.  Tâ ki münafıkların cemaattan geri durmaları Önlensin. Sonra bu vücub neshedilmiştir, demiştir.

El-Fetih yazan: Cemâat fazileti hakkında vârid olan hadîsler, neshe delâlet eder. Çünkü efdaliyet tek basma kılınan namazda fa­ziletin aslının bulunmasını gerektirir. Faziletin aslının oluşu, tek başına kılınan namazın cevazına delâlet eder, demiştir.

Cemâatin sünnet olduğuna hükmeden cumhur'un görüşü, açık olan görüştür.- Çünkü bu takdirde bütün delillerin arası bulunur. Hiç birisi ihmal edilmemiş olur.[100][100]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'nin hadîsini Buhâri az lafız farkıyla ve 791 nolu hadis metni ile birlikte, Müslim'de buradaki metni aynen ve 791 nolu metni az lafız farkıyla ve bir me­tin hâlinde rivayet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd da benzer bir metni Ubeyy bin Ka'b dan rivayet etmiştir.

EI-Menhel yazarı: 'Yatsı ve sabah namazlarının faziletinin da­ha üstün olmasının sebebi, ikisinin de uyku vaktine rastlamasıdır. Uykusunun tatlı olduğu zamanda Allah Teâlâ için ancak takva sa­hibi mü'min yatağından kalkar. Münafık adam lezzetli uykusunu bırakıp namaza durmaz. İşte bu sebeple yatsı ve sabah namazının fa­zileti daha çoktur.

ikinci hikmet, bu iki namazın gece karanlığında oluşudur. Gös­teriş için namaz kılan münafıkların gayesi, bu iki namazda kolay­ca gerçekleşemez. Çünkü gece karanlığında pek az kişi onları göre­bilir. Münafıkların dini bir amacı bulunmuyor ki onları cemaata git­meye zorlasın. Bu nedenle anılan iki namaza gitmekte münafıkların ne dinî ne de dünyevî gayeleri bulunur' demiştir.

Ebû   Hüreyre    (Radıyallâhü   anh)'nin   hadisinde   geçen «...münafıklar...» kelimesi ile zahiren müslüman ve kalben kâfirolan hakiki münafıklar mı kasdedilmiştir? yoksa kalben de mü'min olup günah münafıklığına düşenler mi kasdedilmiştir?

Kastalânî ve Ayni: Buradaki münafık tabiriyle kü­für münafıkları değil, günah münafıkları kasdedilmiştir. Tehdid ve teşdîd için mü'minlere münafık denmiştir. Çünkü bu mü'minler, mes­cide gelmezler. Hiç bir özürleri olmadığı halde namazlarını evlerinde kılarlardı. Nitekim Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'nin Ebû   Davud'un   süneninde rivayet olunan hadisinde :

Sonra hiç bir illetiolmadığı halde namazlarını evlerinde kılan kavme gideyim...»  buyurulmuştur. O halde bunlar, mü'min kimselerdir. Tehdid için on­lara münafık ismi verilmiştir, demişlerdir.

«...Münafıklar...» tabiriyle hakiki münafıkların kasdedilmiş ol­ması da muhtemeldir. Abdullah İbn-i Mes'ud (Radı­yallâhü anh)'un 779 nolu hadîsi bu ihtimali te'yid eder. Çünkü îbn-i Mes'ud    (Raciıyallâhü anh), o hadîste :

'Vallahi münafıklığı besbelli olan münafıklar hâriç hiç birimi­zin cemaattan geri kalmadığını bildim' demiştir.

Buna göre müzminlerden özürsüz olarak cemaattan geri kalan olmamıştır.

Kanaatimca üçüncü bir ihtimal olarak «...Münafıklar...» tabi­riyle daha geniş kapsamlı bir anlam kasdedilmiş olabilir. Yâni hem küfür münafıkları hem günah münafıkları kasdedilmiş olabilir. Kal­ben inanmayanlar mescide gitmekten geri kaldıkları gibi kalben ina­nıp cemaata özürsüz gitmeyenler de olmuş olabilir. Bu takdirde Ebü Hüreyre {Radıyallâhü anh) 'nin hadîsi ile îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) "un hadisinin aralan bulunmuş olur. îb n-i Mes'ud {Radıyallâhü anh) hakîki münafıklardan başkalarının cemaattan geri kaldıklarından haberi olmamış olabilir. Ebû Hü­reyre    (Radıyallâhü anh) bundan haberdar olmuş olabilir.

îki gruba da, bilhassa yatsı ve sabah vakitlerinde mescide gide­rek bu namazları cemaatla kılmak çok ağır gelmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Eğer münafıklar anılan iki namazı mescidde cemaatla kılmanın faziletini şuurlu olarak bilselerdi emekliye emekliye bile olsaydı mes­cide giderek cemaatla kılarlardı.» buyurmak istenmiştir.

798) Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu, demiştir:

«Kim kırk gece mescidde cemaatla namaz kılar ve bu sürece yat­sı namazının ilk rek'atini kaçırmazsa, Allah bununla o kimse için Cehennem ateşinden bir âzadlık yazar.Zevâid'de : Hadisin İsnadında mürsellik ve zaaf vardır. Tirmizî ve Dâ-rekutnl : Umâre, Enes R.Ae yetişmemiş ve onunla bulusmamıştır. Diğer râvi İsmail de tedlis ederdi, demişlerdir, denilir.[102][102]

İzahı

Bu hadisi Buhârî, Tirmizi,Ebü Dâvûd    ve Beyhaki,    uzun ve kısa metinler halinde rivayet etmişlerdir.

Hadîs, mescide giren adamın cemaatla kılınan namaz için mes-cidde beklediği sürece namazla meşgul olmuş gibi sevab kazandığı­na ve namaz kıldığı yerde oturduğu sürece meleklerin duâ ve istiğ farına mazhar olduğuna delâlet eder. Tuhfetü'l-Ahvezî yazarının be­yânına göre duâ ve istiğfar eden melekler, hafaza melekleri veya ge­zici melekler yahut umumi melekler olabilir. Meleklerin sürekli duâ ve istiğfar edişleri üç şarta bağlanmıştır: Birinci şart; Kişinin, na­maz kıldığı yerden ayrılmamasıdır. Müellifin rivayetinde olduğu gi­bi Buhâri ve Ebû Davud'un rivayetinde hadîsin za­hirine göre bu şart koşulmuştur. El-Menhel yazarı, bu hadisi açıklar­ken : 'Namazdan sonra yerinden kalkmamak kaydı, ekseri haller iti­bariyledir. Yâni bu kayıt şart mahiyetinde değildir. Önemli olan, ki­şinin mescidden çıkmamasıdır. Namazdan sonra yerinden kalkıp yi­ne mescid içinde başka bir yerde duran kişi için melekler duâ ve istiğfarlarını kesmeyip sürdürürler.' der.

Tirmizi'nin    rivayetinde bu kayıt;

«...Kişi mescidde kaldığı sürece...» diye geçer. Bu ifade El-Men helin yorumunu te'yid eder.

Hulâsa, mescide namaz için giren kişi namaz kıldığı yerde bek­lesin veya mescidin başka bir yerine geçip orada beklesin mescidden çıkıncaya kadar melekler ona duâ ve istiğfar etmeye devam eder­ler.

Namaz kılınan yerde sabit durmak şart olmayınca iki şart kal­mış olur:

Birisi, adamın abdestinin bozulmamasıdır.Tirmizi'nin ri­vayetine göre Hadramût'lu bir adam Ebû Hüreyre (Hadıyallâhü  anh)'ye:

«Abdestin bozulması nedir?» diye sormuş. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) de : = «Sessiz veya sesli yel­dir.» diye cevab vermiştir.

EI-Menhel yazarının bildirdiğine göre   İbnü'l-Mühelleb: Hadîsten -anlaşılıyor ki mescidde abdestin bozulması hatadır. Sa­hibinin, meleklerin duâ ve istiğfarlarından mahrum kalmasına sebep olur, demiştir.

Diğer şart, söz veya fiil ile kimseye eziyet etmemektir.[104][104]

801) Abdullah bin Amr (Radıyaîlâhü anhümâ)'dan :

Şöyle demiştir: Biz, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber akşam namazını kıldıktan sonra (evine) dönen döndü ve bekliyen bekledi. Bir süre sonra Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) koşarak, hızlı nefes alarak ve diz kapakları açılmış bir halde geldi. Ve (bize) buyurdu ki:

«Müjdeleniniz. İşte Rabbiniz gök kapılarından bir kapı açmış, meleklere karşı sizlerle övünerek (onlara) : 'Şu kullarıma bakınız. Bir farzı kılmışlar ve diğer farzı belkiyorlar,' buyuruyor.[106][106]buyurmuştur.[108][108]




[2][2] Zevâid'de : Râvi el-Velid bin Müslim tedlisçi olup bunu an'ane ile ri­vayet etmiştir, şeyhi Lehia da zayıftır. Bu nedenle Ali (B.A.)'m hadisinin isnadı zayıftır, denilmiştir.

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/543-544

[6][6] Zevâicl'de ; İsnadı zayıftır. Çünkü senedde Ctibare bin el-Muğallis bu­lunuyor ki o çok yalancıdır. Ebû Dâvûd da bu hadîsi başka bir ifade ile ve kendi senediyle İbn-i  Abbas  (R.A.)'tan merfu' olarak rivayet etmiştir, denilmiştir.

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/545-546

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/549

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/550-551

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/552-555

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/556-557

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/557-558

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/558-559

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/560-561

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/564

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/565-566

[26][26] 530 nolu hadisin izahında hal tercemesi geçmiştir.

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/570-571

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/572

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/575

[34][34] Bu zatın hal terceiftesi 660 nolu hadîsin izahında geçti.

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/579-581

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/581-582

[40][40] Zevâid'de: İsnadında ilikıtâ' ve gevşeklik vardır. Çünkü râvilerinden îbn-i Ebl Meryem olan Selman bin Yesâr, Ebû Sald-i Hudrî R.A.)'den hadis işis memiştir, Diğer râvi Muhammed bin Salih'te de gevşeklik vardır, denilmiştir.

[42][42]Temim ed-Dâri (R.A.)nin Hâl Tercemesi

Temim ed-Dâri bin Evs bin Hârice, meşhur bir sahâbidir. Eskiden hristiyan-mış. Devrinin hristiyanlarının rahibiynliş. Hicretin dokuzuncu yılı kardeşi Nâim ile beraber Medine'ye gelerek müslüman olmuşlar ve Temim, Peygamber (S.A.V.)ln beraberinde savaşa çıkmıştır. Mescidde ilk lâmba yakan o olmuştur. Filistin'de yerleşmiştir. Geceleyin çok ibâdet edermiş. Şam'da vefat etmiş, mezarı Filistin şe­hirlerinden olan Beyti Cibrin'dedir. (El-Menhel, C. 5, Sah. 312)

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/585-588

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/588

[48][48] Mezheblerin gorüşleri el-Fıkh Ala'l-Mezâhebin Mescidler bahsinden alın­mıştır.

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/594-595

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/596-597

[54][54] İsnadının sahih olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.

[56][56]Sebere bin Ma'bed (R.A.)'in Hâl Tercemesi

Bu zâta Sebere bin Avsece bin Harmele bin Sebere bin Hadic el-Cüheni de denmiştir. Fakat tbn-i Hibbân Rebi'in babası olan Sebere bin Ma'bed ile Sebere bin Avsece'nin ayrı ayrı şahıslar oldukları söylenmiştir. Resûllulah (S.A.V.)'dan ondo-kuz hadisi vardır. Müslim, Onun bir hadîsini rivayet etmiştir. Râvisi, oğlu Rebi'-dir. Muâviye'nin hilâfeti zamanında vefat etmiştir. Ebü Dâvûd, Nesâi. Tirmizİ ve îbn-i Mâeeh, Onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel. C. 4, Sah. 120)

[58][58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/599-601

[60][60] Adı MÜnzir veya Abdur rahman'dır. Babası Sa'd bin el-MÜnzİr'dir. De­desinin Mâlik bin Sa'd bin Hâlid bin Su'lebe bin Amr bin el-Hazreç olduğu söy­lenmiştir. Peygamber (S.A.V. )'den 26 hadisi vardır. Buhâri ve Müslim üç hadisi­ni beraber ve bir hadisini münferiden rivayet etmişlerdir. Râvileri Câbir bin Ab-dillah. Urve bin ZÜbeyr, Abbâs bin Sehl, Amr bin Selim, Abdülmelik bin Said ve başkalarıdır. Uhud savaşına ve ondan sonraki savaşlara katılmıştır. Kütüb-i Sitte sahipleri. Onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel, C. 4, Sah. 73)

[62][62] Cum'a : 10

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/603-606

[66][66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/608-609

[68][68] Nisa :   103

[70][70] Cum'a : 10

[72][72]Zevâid'de : Ebû Said (R.A.)'in hadîsini İbn-i Huzeyme ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. Sahîh-i Müslim'de ve başka hadîs kitablarmda bu hadisin şahidi vardır, denilmiştir;

Müellif, 'Abdestte isbağ' babında bu hadîsi rivayet etmiştir. 427 nolu olarak geçen bu hadîs ile gerekli izah, orada yapılmıştır. Geniş bilgi için oraya müracaat edilebilir.

[74][74] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/616-618

[76][76] Zevâid'de Enes (R.A.)'ın hadisine âit isnadın zayıf olduğu bildirilmiştir.

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/620-621

[78][78] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/622

[80][80] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/623-624

[82][82] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/625-626

[84][84] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/626-627

[86][86] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/628-629

[88][88] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/630-631

[90][90] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/634-635

[92][92] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/635-636

[94][94] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/637-638

[96][96] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/639-640

[98][98] Zevıiid'de : Bu hadisin isnadında «dlisçi olan el-Velîd bin Müslim ed-Dımişki bulunur. Râvi Osman'ın hâli bilinmiyor. Hadîs metninin mânâsı Bu-hârî, Müslim ve başka kitablarda mevcuttur, deniliyor.

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/640-641

[100][100] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/642-644

[102][102] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/645-647

[104][104] 'Zevâid'de isnadının sahih ve ricalinin sikalar olduğu bildirilmiştir. Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız müellifin rivayet ettiği bu hadisi el-Hâkim de rivayet etmiştir. Metinde geçen 'Tebeşbüs'ün aslı iki dosttan birisinin gelişiy­le diğerinin sevinmesi, yönelmesi, güleryüz göstermesidir. Câmi'üs-Sağir'in şerhi es-Sirâcü'1-Münir'de beyan edildiğine göre Zamahşeri: Burada 'Tebeşbüş'ten mak-sad; kulun mescidlere gönül bağlayışından Allah'ın razı elması ve bu güzel dav­ranışının O'nun katında makbule geçmesidir, demiştir. Sindi de kelimenin lügat mânâsım naklettikten sonra : Burada kasdedilen mânâ Allah'ın o kulu zâtına yakınlaştırması, ikram ve in'amda bulunmasıdır, demiştir.

[106][106] Tevbe :  18

[108][108] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/651-652

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

10 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk