Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceNamaz Layıkı Hadisleri

Namaz Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

NAMAZI LÂYIKI VEÇHİLE EDA ETMEK VE ONDAKİ SÜNNETLER KİTABI

1- Namaza Başlamak Babı

İftitah Duası Hakkında Âlimlerin Görüşleri

2 - Namazda İstiaze (Eûzü)  Çekmek Babı

Kıraattan Önce İstiâze

I - İstiâzenin Hükmü

II - İstiâze Yeri

III - İstiâzenin Lafzı

IV - İstiâzeyi Açıktan Çekmek

V - İstiâzenin Tekrarlanması

3 - Namazda Sağ Eli Sol Elin Üzerine Koymak Babı

El Bağlamanın Şekli

4 - Kırâata Başlamak Babı

5 - Sabah Namaz1ndaki Kıraat Babı

Îlk Rekati İkinci Rek'atten Fazla Uzatmak Hakkında Âlimlerin Görüşleri

Bu Hadislerin Fıkıh Yönü

6 - Cuma Günü Sabah Namazındaki Kıraat Babı

7 - Öğle Ve İkindi Namazlarındaki Kıraat Babı

Habbâb (Radıyallâhü Anh)'İn Hadisinin Fıkıh Yönü

8 - Öğle Ve İkindi Namazlarında Zaman Zaman Âyeti Açıktan Okuma Babı

9 - Akşam Namazındaki Kıraat Babı

10 - Yatsı Namazındaki Kıraat Babı

11 - İmamın Arkasında İken Okumak Babı

Namazda Fatiha Okumak Farz Mı?

Cumhurun Hanefi Âlimlerine Cevâbı

Fatiha Her Rek'atte Farz Mı?

Zammı Sûre Gerekir Mi ?

12 - İmamın İki Sektesi  Babı

13 - İmam Okuduğu Zaman Susunuz  Babı

Âlimlerin, İmama Uyanın Fatiha Okuyup Okumaması Hakkındaki Görüşleri

14 - 'Âmîni Açık Sesle Söylemek Babı

15 - Kişinin Rükûa Gittiği Ve RükûdanBaşını Kaldırdığı Zaman ElleriniKaldırması Babı

El Kaldırmanın Hikmeti

Rükûa Giderken Ve Ondan Kalkarken El Kaldırılması Hükmü:

El Kaldırmanın Delilleri:

İki Hadîsin Fıkıh Yönü

16 - Namazda Rükû Babı

17 -  (Rüku Da) Elleri Diz Kapakları Üzerine Koymak Babı

18 - Kişinin, Rüku'dan Başını Kaldırdığı Zaman Söyleyeceği Söz Babı

19 - Secde Babı

20 - Rüku' Ve Secdedeki Teşbih Babı

21 - Secdede İtidal Babı

22 - İki Secde Arasındaki Oturuş Babı

23 - İki Secde Arasında(Ki Oturuşta) Kişinin Söyleyeceği Duâ Babı

24 - Teşehhüd Hakkında Gelen Hadisler Babı

Teşehhüdün Mânâsı

Dört Mezhebin Âlimlerinin Teşehhüd Hakkındaki Hükümleri =

Teşehhüdün Lâfızları

25 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) E Salâvat Getirme Babı

Salavâtın Mânası:

Salavatta İbrahim  (Aleyhîsselam)'İn Anılmasının Hikmeti

Namazdaki Salavatın Fıkhî Hükmü

26 - Teşehhüd Ve Peygamber (Sallallahüaleyhi Ve Sellem) E Salâvât Getirildikten Sonra Okunan Duâ

27 - Teşehhüd'de   (Parmakla)   İşaret Bâb1

28 - (Namaz'dan Çıkmak İçin) Selâm Vermek Babı

Selâmın Şer'î Hükmü :

29 - (Namaz'dan Çıkarken)  Bir Defa Selâm Vermek Babı

30 - İmamın Selâmını Almak Babı

31 - İmam (Namazda) Yalnız Kendi Nefsine Duâ Etmesin, Babı

32 - Selâmdan Sonra Okunan (Zikir Ve Duâ) Babı

Farz Namazlardan Sonra Zikirlere Âit Dört Mezhebin Kavli

33 - Namazdan Dönmek Babı

34 - Yemek Konup Namaz (İçin)  İkâmet Edildiği Zaman (Hangisine Öncelik Verileceği)  Babı

35 - Yağışlı Gecede Cemâat (A Gitmemek) Babı

36 - Namaza Duranın Sütresi Babı

Sütre Ne Kadar Olmalıdır?

Sütrenin Hükmü

37 - Namaz Kılanın Önünden Geçmek Babı

Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Dört Mezhebe Göre Hükmü

Üç Hâl Tercemesi

38 -  (Namaz Kılanın Önünden Geçmekle) Namazı Kesen Şeyler Babı

39 - Gücün Yettiği Kadar Geçeni Defet Babı

40 - Kendisi İle Kıble Arasında Bir Şey Varken Namaz Kılanın Babı

41 - İmamdan Önce Rüku' Ve Secde Etmekten Nehiy Babı

Taharrüm Tekbiri, Rükû - Secde Ve Selâmda İmâma Uymanın Hükmü

42 -  Namazda   (Yapılması)   Mekruh Olan Şeyler Babı

43 - Bir Kavim, İmamlığından Hoşlanmadığı Halde Onlara İmamlık Edenin Babı

44 -    İki Kişi Bir Cemâattir1 Babı

45 - İmama Yakın Durması Müstahab Olanları Beyân Babı

46 - İmamlığa Öncelikle Hakkı Olanın Babı

48 - Bir Kavme İmamlık Eden Kişi  (Namazı) Hafif Kıldırsın Babı

49 - Bir Şey Olursa İmam Namazı Hafifletir, Babı

50 - Safları Doğrultmak Babı

 

 

NAMAZI LÂYIKI VEÇHİLE EDA ETMEK VE ONDAKİ SÜNNETLER KİTABI

1- Namaza Başlamak Babı

803) Ebû Hümeyd es-Sâidî (Radtyallâkü awA)'den:

Şöyle söylemiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  na­maza kalktığı zaman kıbleye doğru durup ellerini kaldırır ve: «Allahu ekber.» derdi.[2][2]

İzahı

Bu hadisi Ahmed ,Nesâi ,Tirmizi ve Ebû Davüd da rivayet etmişlerdir.

-Seni bütün eksikliklerden tenzih ederim.» cümlesinin mânâsı : Senin bütün noksanlıklardan pâk ve nezih' olduğuna kesinlikle ina­nırım, demektifYoksa hâşâ Allah nezih değiîde kulOnu tenzih eder paklar mânası düşünülemez.

Senin ismin çok büyüktür.» cümlesinin mânası Allah adının bü­tün kâinatı kuşatması ve bereketinin göklerde ve yerlerde yaygın halde bol olmasıdır.

Cümledeki «isim» ile Allah'ın adının değil, Onun zâtının kasdedilmiş olması muhtemeldir. Bu takdirde cümlenin mânası • Senin zâ­tın çok büyük ve muazzamdır. Ve bereketin boldur, olur.

Hadis, iftitah duası olarak hadiste geçen duanın okunmasının meşruluğuna delâlet eder.

805) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü

Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (na­maza başlarken) tekbir aldığı zaman, tekbir ile (açıktan) okuyuşu arasında sükût ederdi. (Açıktan bir şey okumazdı). Ebû Hüreyre (Ra­dıyallâhü anh) demiştir ki: Ben : Babam annem Sana feda olsun. Tek­bîr ile kıraat arasındaki sükûtundan bana haber verir misin? Ne de­diğini bana söyle, dedim. O da :

'Allah'ım! Şark ile garbı birbirinden uzaklaştırdığın gibi beni ile hatalarımı birbirinden uzaklaştır. Allahım! Beyaz elbise kirden temiz­lendiği gibi beni hatalarımdan pâk eyle. Allah'ım! Su, kar ve dolu (ya benzer mağfiretinin çeşitleri) ile beni hatalarımdan yıka.' söy­lerim.» buyurdu.[4][4]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi, Ebû Dâvüd, Darekut ni ve e 1 - H â k i m de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd, hadisin meşhur olmadığını söylemiştir. Darekutni de merfu' olarak rivayet edip, hadisin kuvvetli olmadığını söylemiştir. Ayrıca bir kaç yoldan Ömer CRadıyallâhü anh) üzerine mevkuf olarak rivayet etmiş ve : Doğru olanı budur, demiştir. Müellifimiz ve Tirmizi, Harise bin Ebî Rical tarikinden A m r e aracılığıyla Âişe (Radıyaİiâhü anhâ)'den rivayet etmişlerdir. El-Hâfız : Ha­rise zayıftır, demiştir. İbn-i Huzeyme de: Harise ilim ehlinin, hadîslerini delil gösterdikleri râvilerden değildir. Bu ha­dîsin, Peygamber (Sallallahü Aleyhive SeIIem)'den olan rivayeti de­ğil    Ömer    (Radıyaİiâhü anh)'den olan rivayeti sahihtir demiştir.

El-Menhel yazan;   duasının okunmsaına ait hadîslerinrivayetleri üzerinde âlimlerin görüşlerini    'Sübhâneke ile başlamak bâbı'nda naklettikten sonra şöyle der:

'Velhasıl 'Sübhaneke' duasına âit hadis, bir kaç yoldan merfu' olarak rivayet edilmiştir.    Bâzı senedleri hakkında itiraz olmuştur.

Bununla beraber senedleri çok olup, birbirlerini takviye ederler. Ay­rıca Ömer (Radıyaİiâhü anh)'e mevkuf olarak da rivayet edil­miştir. Lâkin bu mevkuf rivayet, merfu1 hükmündedir. Çünkü bu tür şahabı sözü re'y yoluyla söylenmez. Şu halde, hadîs kuvvetlidir ve bu­nunla amel etmek sahihtir.[6][6]                                              

2 - Namazda İstiaze (Eûzü)  Çekmek Babı

807) demiştir:   Ben, Resûlullah  (Sallaİlahü Aleyhive Sellem)'i namaza girdiği zaman gördüm. Şunu okudu ı

Üç d Cübeyr bin Mufîm (Radtyallâhü anh)\\en:

Şöyle efa «Allah her şeyden büyüktür. Allah her şeyden büyüktür.» üç defa «Allah'a çokça hamd olsun. Allah'a çokça hamd olsun.- üç defa «Sabah, akşam, Allah'ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim.» «Allah'ım! Şüphesiz ben taşlanmış şeytandan, onun hemzinden, onun nefhinden ve onun nefsinden sana sığınırım.»

Râvi Amr demiştir ki: Şeytanın hemzi, mute hastalığıdır. Şey­tanın nefsi şiirdir. Şeytanın nefhi de kibirdir.[8][8]

Kıraattan Önce İstiâze

Âlimler, istiâzenin hükmü, yeri, lafzı, açıktan çekilmesi ve na­mazın bütün rek'atlarında tekrarlanması hususlarında ihtilâf etmiş­lerdir. El-Menhel yazarının, bu konularda verdiği ma'lumaî.ın özeti­ni buraya aktaralım.[10][10]

II - İstiâze Yeri

Fıkıhçı ve hadisçi âlimlerin ekserisine göre ilk rekatteki kıraat­ten önce istiâza çekilir.

Ebû Hüreyre, İbn-i Şîrîn ve Nahaİ (Radı­yallâhü anhüm), âyetin zahirini tutarak: Kıraattan sonra istiâze çe­kilir, demişlerdir.[12][12]

IV - İstiâzeyi Açıktan Çekmek

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) : Cehri namazlarda kı­raat gibi istiâza da açıktan çekilir, demiştir.

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh), Ebû Hanîfe ve râ-cih kavle göre    Ş â f i i' ye    göre istiâza gizli çekilir.

İbn-i Ebi Leylâ'ya göre bunun açıktan veya gizli ya­pılması arasında bir fark yoktur.[14][14]

3 - Namazda Sağ Eli Sol Elin Üzerine Koymak Babı

809) Hüllı   (hin  Adi)   (Radtyallâhü anh)\\cw[16][16]

İzahı

Bu bâbta geçen hadisler, namazda sağ elin sol elin üzerine konu­lacağına delâlet ederler. H ü 1 b (Radıyallâ anh)'ün hadisi T i r-m i z i ' de de rivayet edilmiş ve hasen olduğu beyan edilmiştir. V â i 1 bin H u c r (Radıyallâhü anh)'ün hadisini Müslim, Ahm'ed, Ebû Dâvûd, Nesâî. İbn-i Huzeyme ve Beyhaki de uzun metinler hâlinde rivayet etmişlerdir. Hep­sinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sağ elini sol eli­nin üzerine koyduğu, belirtilmiştir. İbn-i Mes'ud (Radıyallâ­hü anh)'un hadisini ise Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir.

Hanefi. Şafiî ve Hanbelİ mezheblerine mensub âlimler, bu bâbtaki hadîsleri ve benzerî hadîsleri delil göstererek, na­mazda ayakta durulurken sağ elin sol elin üzerine konulmasının meş­ruluğuna hükmetmişlerdir.

Ali, Ebû Hüreyre, Âişe, Said bin Cübeyr. İbrahim en-Nahaî, Süfyân-ı Sevri, İshak, Ebû Sevr, Dâvûd (Radıyallâhü anhüm) ve bunlardan baş­ka bir çok sahâbî ve tabiinin kavli budur.

El bağlamanın; huşu, huzur, tavâzu ve benzen kulluğun gerek­lerine daha uygun olması ve namaza aykırı düşen hareketlerden kaçınmaya vesile olması hikmetine binâen meşru kılındığı kuvvet­le muhtemeldir.

El-Leys bin Sa'da göre namazda sağ eli sol elin üze­rine koymak meşru değildir. Delili de namazını hatalı kılan şahsa Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in namazı târiT ederken el bağlamayı zikretmemiş olmasıdır. Lâkin bu hadîs delil olamaz. Çün­kü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama namazın yal­nız farzlarını öğretmekle yetinmiştir. Bu sebeple, sünnet olan el bağ­lamanın anlatılmaması, bunun meşru olmadığına delâlet etmez.

Mâlik' ten edilen bir rivayete göre farz ve nafilede el bağlamakta beis yoktur. Diğer bir rivayete göre farzda mekruhtur. Nafilede beis yoktur. Mâliki mezhebine âit fıkıh kitablarında bu rivayetler nakledilmiştir. Bununla beraber İbn-i Abdi'l-B e r r : Mâlik vefat edinceye kadar namazlarda dâima el bağ­lardı, demiştir.[18][18]

4 - Kırâata Başlamak Babı

812) Âişe (Radtyallöhü anhâ)'âen;

Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)     (na mazda);    ile kıraat a başlardı."

813) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'<\en :

Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Be­kir ve Ömer (Radıyallâhü anhümâ)  (namazda);    ile kıraata başlarlardı."

814) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den:

Şöyle demiştir:   Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (na­mazda);   "e Ziraata başlardı.[20][20]

İzahı

 i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadisini M ü s 1 im ve Ebû D â v û d ,    uzun metin hâlinde rivayet etmişlerdir.

Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'in hadisini A h-med, Müslim, Nesâi, Darekutnî, Ebû Dâvûd, Ibn-ı Hibbân, Taberânî, Tahavi ve Tirmizî de rivayet etmişlerdir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) nin hadisini müelliften başka, kimsenin rivayet edip etmediğini bilemedim. Hattâ belirtil­diği gibi Kütüb-i Sitte sahiblerinden yalnız müellifin rivayet .ettiği Zevâidde bildirilmiştir.

Abdullah bin Muğaffel (Radıyallâhü anh)'in ha­dîsini Tirmizi ve Nesâi rivayet etmişler; Tirmizî, bunun hasen olduğunu da söylemiştir. Fakat N e v e v i, el-Hulâ-sa'da: 'Hadis hafızlan bu hadîsi zayıf saymışlar ve Ib n-i H u -zeyme, îbn-i Abdi'1-Berr ve el-Hatîb gibi âlim­ler, Tirmizi1 nin bunu hasen görmesine itiraz ederek: Sene­din dönüm noktası, Abdullah bin Muğaffel (Radı­yallâhü anh) in oğlu üzerindedir. Oysa hâli meçhuldür, demişlerdir, der.

Bu bâbta geçen hadislere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve hadîste anılan sahâbîler, namazda F â t i h a' ya baş­larken besmele ile değil, 'Elhamdü.,.' ile başlamışlardır. Bu hususta âlimler arasında görüş ayrlığı mevcuttur. Şöyle ki:

1 - Hanefi âlimlerine göre besmele, müstakil bir âyettir." Sûrelerin arasını ayırmak ve bereket için indirilmiştir. Ne Fâtiha' dan    ne de başka bir sûreden bir parça değildir. Gizli ve açık namazlarda besmeleyi gizli olarak çekmek sünnettir.

Sahabilerden Ali, İbn-i Mes'ud, Ammâr bin Yâsir,    Evzâî    ve    Hanbeli    âlimleri de bu görüştedirler.

Bu âlimlerin delilleri, bu bâbta geçen hadîslerdir. Bunlara göre cehri namazda kıraata başlarken açıktan besmele çekmek hükmü mensuhtur.

2 - Şâfiiler'e göre besmele. Fa t i h a ' dan ve Nemi sûresinden birer âyettir. Kur'an'ın diğer sûrelerinden de birer âyet olup olmadığı hususunda Ş â f i i mezhebinin üç kavli var­dır : En meşhur ve en sahih kavle göre, besmele her sûreden birer âyettir.

Şâfiiler'e göre namazda F â t i h a' ya başlarken, on­dan bir âyet olan besmeleyi çekmek farzdır. Fatiha gibi, gizli namazlarda gizli; açık namazlarda açıktan okunur.

tbn-i Abbâs, İbn-i Zübeyr, İbn-i Ömer, Tavus, Ata, Mekhul ve İbnü'l-Münzir (Radı­yallâhü anhüml'ün kavli de budur.

Bunların delilleri ise îbn-i Huzeyme (Radıyallâhü anh)'nin Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet et­tiği şu mealdeki hadistir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem). namazda besmeleyi okudu ve onu bir âyet saydı.' İkinci delilleri, İbn-i Huzeyme (Radıyallâhü anh)'nin İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhl'dan rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir :

'İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) :[22][22]

5 - Sabah Namaz1ndaki Kıraat Babı

816) Kutbe bin Mâlik[24][24] âyetitnin içinde, bulunduğu sûreyi) okurken işittiğini söylemiştir.»"

817) Amr bin Hüre vs (Radıyallâhü anhyöen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazında: ,jm&i\ jljJ-l   ^-^-^ (**-*t ^   =  «Şimdi yemin ederim (geceleyin gö­rünüp gündüz} sönen yıldızlara, dolaşıp yuvasına giren gezegenle­re.[26][26] tuttu. Bunun üzerine hemen rükû 'etti. Yani öksürük (tuttu.)[28][28]

Îlk Rekati İkinci Rek'atten Fazla Uzatmak Hakkında Âlimlerin Görüşleri

1 - Sevri, Mâliki ler, Muhammed bin e 1 -Hasan v© Şâfiîlerin çoğu, Bütün namazlarda ilk rek'a­ti ikinci rek'atten daha fazla uzatmak müstahabtır, demişlerdir. On­ların delili Ebû Katâde (Radıyallâhü anh) nin mezkûr hadi­sidir. Bir de Müslim'in Ebû Said-i Hudrî (Radıyal­lâhü anh)'den rivayet ettiği (Müellifin 825 noda rivayet ettiği) ha­dîstir.

NevevI: Birinci rek'atte kıraati uzatmakla hükmetmek, ha­dîslerin zahirine uygun olan. muhtar ve yegâne sahîh olan kavildir.

2 - Âlimlerden bir cemâat; tik iki rek'atin kıraat bakımından eşit olması müstahabtır, demişlerdir. Bunların delilleri, Müslim ve Ahmed'in Ebû Saîd-i Hudrİ (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettikleri :

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Öğle farzının ilk rek'a-tinin her birisinde otuz âyet kadar okurdu.' mealindeki hadîstir. Di­ğer bir delilleri de buna benzeyen S a ' d bin Ebi Vakkâs (Radıyallâhü anh)'in hadisidir. Ebû Hanife ve Ebû Yû­suf, bu görüşte olan âlimlerdendirler. Şu farkla ki: Bu iki zât, sa­bah vakti gaflet ve uyku zamanı olduğu için, halkın cemaata yetiş­mesine yardımcı olmak üzere sabah namazında birinci rek'atin ikin­ciden daha fazla uzatılmasına hükmetmişlerdir.

Bu görüşteki âlimlere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in, birinci rek'ati ikinci rek'atten fazla uzatmasının sebebi, ilk rek'atte iftitah duası ve istiâzenin bulunmasıdır

B e y h a k i, ilk rek'ati uzatmaya âit hadîsler ile, bu rek'atin ikinci rek'ate eşit olduğuna dâir hadîslerin arasını şöyle bulmuştur : îmam gelecek bir kimseyi bekliyorsa, ilk rek'ati uzatır, kimsenin ge­leceğini ummuyorsa birinci rek'ati ikinci rek'ate eşit kılar.

İbn-i Hibbân da arasını şöyle bulmuştur: İlk iki rek'at­te okunan miktar eşit olmakla beraber ilk rek'atteki kıraati, imam çok ağır okuduğu için o rek'at uzatılmış olur»

Abdullah bin es-Sâib (Radıyallâhü anhl'in hadî­sini B u h â r i ta'lîken rivayet etmiş, Müslim, Ebû D â -vûd    ve    Nesâî    de rivayet etmişlerdir.

Müslim ve Ebû Davud'un rivayeti meâlen şöyledir: 'Abdullah bin es-Sâib (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke'de bize sabah namazını kıldırdı ve (Fatihadan sonra) Mü'minûn sûresini okuma­ya başladı. Musa ile Harun'un yahut İsa'nın zikri geçen yere varın­ca (burada râvi tereddüt etmiştir.) Pe'ygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i öksürük tuttu. Bunun üzerine hemen rükua gitti. Abdullah bin es-Sâib (Radıyallâhü anh) de bu namazda hazır bulunuyordu.'

Hadiste anlatılan namaz kıldırıhşı, N e s â i ' nin rivayetinde belirtildiği gibi    Mekke' nin   fethi yılında olmuştur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem), sabah namazında Fâtiha ' dan     sonra    Mü'minûn   sûresini başından itibaren okumuştur.Musa    (Aleyhisselâm)'nın ve    Harun     (Aleyhisse-lâml'un zikredildiği;   ^j^ft âyetine varınca veya

İ s â    (Aleyhisselâm)'nın zikredildiği; âyetinevarınca Onu öksürük tutmuş ve bunun üzerine kıraati keserek rü-kûa varmıştır.

Müslim'in   ve   Ebû    Davud'un    rivayetinde; kelimesi yerine;  kelimesi geçer 'Sa'le1 ve 'Su'le' diye okunabi­len bu kelime, öksürük demektir Müellifin rivayetinde, yukarıda da anlatıldığı gibi 'Sa'le' kelimesi yerine 'Şarka* kelimesi geçer. Bu da boğaz tıkanıklığı demektir. El-Menhel'in bildirdiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), okuduğu âyetlerdeki kıssayı düşünün­ce ağlayacak hale gelmiş ve bu nedenle boğazı tıkanmış ve Onu öksü­rük tutmuştur. Artık sûreyi tamamlıyamadan kıraati keserek rükûa varmıştır.[30][30]

6 - Cuma Günü Sabah Namazındaki Kıraat Babı

821) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhüma )'dan:  Şöyle elemiştir: Resûlullah     (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)     Cuma günü sabah

namazın (in  ilk  rek'atin)det  ve   (ikinci rek'atinde);  sûrelerini okurdu."

822) Mus'ab'ın   babası   Sa'd   bin   Ebî  \'akkas     (Radtyallâhü anhü-mû/dan: Şöyle söylemiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cuma günü sabah na-

mazındn ilk rek'atin)de vp   (ikinci rek'atinde) :

sürelerini okurdu.[32][32]

İzahı

İbn-i A b b â s (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Müslim, Tirmizi   ve   Ebû   Dâvûd   da rivayet etmişlerdir.

S a1 d (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Kütüb-i Sitte yazarların­dan yalnız müellifimiz rivayet etmiştir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'nin hadîsini Buhâri ve   N e s â î   de rivayet etmişlerdir.

Abdullah bin Mes'ud (Radıyallâhü anh)'un hadîsi­ni müelliften başka Kütüb-i Sitte yazarlarından rivayet eden yoktur. Beyhakî   ve   Tabarânî   de rivayet etmişlerdir.

Müteaddit senedlerle ve müteaddit sahâbîlerden rivayet olunan bu hadisler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Cuma günü sabah namazının ilk rek'atinde Secde sûresini ve ikinci rek'atinde ' E1 - î n s a n ' sûresini okuduğuna delildirler. Ebû Dâvûd' un, süneninde buradaki başlığa benzer bir ifâdeyle açtığı bâbta rivayet ettiği İbn-i A b b â s (Radıyallâhü anh)'in hadîsini açıklayan El-Menhel yazarı şu bilgiyi verir;

«Hadîs, Cuma günü sabah namazında bu iki sûrenin okunması­nın meşruluğuna delildir. Hadîsin zahirine göre Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem), Cuma günü sabah namazında dâima bu iki sûreyi okuyormuş. Tabarânî' nin î b n - i Mes'ud (Radı­yallâhü anh)'dan rivayet ettiği hadîsin sonunda   î b n - i    Mes'ud

(Radıyallâhü anh)'un ; = «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve

Sellem) Cuma günü sabah namazında bu iki süreyi okumayı devam

ettirirdi.» cümlesi bunu te'yid eder.

Yine hadîsin zahirine göre Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) bu iki sûrenin tamamını okurdu. Bâzı adamların. Cuma günü sabah namazında anılan sûrelerin birer parçasını okumaları, hadîsin zahirine ters düşer.

Nevevî, 'Er-Ravdâ' adlı kitabında: "Eğer kişi, içinde secde âyetinin bulunduğu bir iki âyeti sırf tilâvet secdesini yapmak mak­sadıyla okumak isterse, bunun hükmü hakkında arkadaşlarımızın her hangi bir sözüne rastlamadım. Selef âlimleri, bu adamın kıraati hakkında ihtilâf etmişlerdir. Şeyh bin Abdi's-Selâm, bunu yapmanın yasakhğına ve namazın bozulmasına sebep olduğu­na fetva vermiştir.

îbn-i Ebî Şeybe, Ebü'l-Âliye ile Şa'bİ" nin secdeyi ihtisar etmenin mekruh olduğunu söylediklerini rivayet et­miştir. Ş a ' b î şunu da söylemiştir : Âlimler namazda secde âyeti­ni okudukları zaman tilâvet secdesini etmeden, o âyeti tâkib eden âyetlere geçmekten hoşlanmazlardı.

İbn-i Sirîn ve el-Hasan da secde ihtisarını mek­ruh görmüşlerdir.

İbrahim en-Nahaî de, âlimlerin, secde ihtisarını mek­ruh gördüklerini nakletmiştir.

Saîd bin el-Müseyyeb ve Sehl bin Hav-ş e b' den rivayet edildiğine göre secde ihtisarı, halkın ihdas ettiği bir şeydir.

Secde ihtisarı şudur: Secde âyetlerini toplayıp onları okumak ve tilâvet secdesini yapmaktır Bir kavle göre secde ihtfeârı, K u r' a n okuyup secde ayetlerini atlamaktır. Her iki hareket de mekruhtur. Çünkü, seleften böyle bir şey vârid olmamıştır,' demiştir.

Sahâbîlerden Cuma günü sabah namazında hadîste geçen Sec­de ve El-însân sûrelerini okuyan zâtlar, Ömer bin el-Hattab, îbn-i Abbâs, İbn-i Mes'ud, İbn-i Ömer ve İbn-i Zübeyr (Radıyallâhü anhüml'dür. Tabii­lerden de İbrahim bin Abdirrahman bin A v f' tır. Allah hepsinden razı olsun.

Mezheblerin görüşlerine gelince :

1 - Hanefî    â&mlerine göre, sünnete uymak maksadı oldu­ğu zaman Cuma sabah namazında bu iki sûreyi okumak müstahab-tır. Ama bu maksad olmaksızın, dâima   K u r' a n' m    belirli bir yerini okumak mekruhtur. Çünkü böyle bir davranış,    Kur'an'ın diğer yerlerini terketmeye ve Onun bir kısmını diğer bir kısmına ter­cih etmek zannına yol açar.

2 - Şafiî'ye    ve    Ahmed    bin    Hanbel'e    göre mezkûr sûreleri, Cuma'mn sabah namazında okumak sünnettir. Fa­kat   Hanbelîler'e    göre bunu devamlı yapmak mekruhtur.

3 - Mâlikiler'e   göre içinde secde âyeti bulunan her han­gi bir sûreyi kasden farz namazda okumak mekruhtur.    İbn-i    Kas ı m ' in    Mâlik' ten    rivayeti böyledir.    Eşheb'in    Mâlik'-ten rivayetine göre imamın arkasında az bir cemâat bulunup na­mazı şaşırmalarından korkulmadığı zaman, içinde secde âyeti bulunan bir sûreyi farz namazda okumak caizdir. îbn-i H a b î b ise şöyle bir ayırım yapmıştır: Gizli namazlarda secde âyeti bulu­nan sûreyi okumak caiz değildir. Çünkü cemâati şaşırtır. Fakat ceh­ri namazlarda caizdir. Çünkü cemâatin şaşırmasından emin olunur.

Mâliki âlimlerinin bahsettikleri şaşırma şudur: İmam, zam­mı sûrede secde âyetini okuyunca hemen tilâvet secdesine varıp bir defa secde ettikten sonra tekrar ayağa kalkar ve müteakip âyetlerle kıraatına devam eder. Kıraatini tamamlayınca, normal rüku' ve sec­deye varır. Secde âyeti dolayısıyla varılan tilâvet secdesi, durumdan haberdar olmayan kişileri şaşırtabilir.)

El-Fetih yazarı: 'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, na­mazda Se c d e sûresini okurken secde âyetine vardığı zaman hemen tilâvet secdesini yaptığına dâir herhangi bir sarahata, mevcud tarik­lerde rastlamadım. Yalnız î b n -. i Ebî Davud'un eş-Şeria adlı kitabında İbn-i Abbâs tRadıyallâhü anh)'dan şöyle bir rivayete rastladım ;

«Ben Cuma günü sabah namazında Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in yanına vardım. İçinde secde âyeti bulunan bir sûre okudu da secde etti.» Bu hadîsin isnadında, hâli incelenecek râvi var­dır.

Bir de Tabarâni' nin es-Sağîr adlı kitabında A 1 i (Ra-dıyallâhü anhJ'den rivayet edilen şu mealdeki bir hadîsi gördüm :

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sabah namazında «Secde» sûresini okuduğunda tilâvet secdesi etti.» Lâkin bu hadîsin

isnadında zayıflık vardır,' der.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in Cumanın sabah na­mazında mezkûr sûreleri okumasının hikmeti şudur: Bu iki sûre, Cuma günü vuku1 bulmuş ve vuku' bulacak mühim olaylardan bah­seder. Çünkü bu iki sûrede Âdem (Aleyhisselâm)'in yaratılışı, öldükten sonra diriliş ve kulların mahşere şevkinden bahsedilir. Bu olaylar, Cuma günü vukubulur. Cuma günü bu sûrelerin okunma­sı ile mezkûr olaylar, müslümanlara hatırlatılmış olur. Amaç bu olun­ca, kıraat esnasında tilâvet secdesi dolaylı olarak yapılır. Yâni sûre, tilâvet secdesi yapmak için okunmuş olmaz.

El-Hüdâ yazerı: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Cuma günü sabah namazında «Secde» ve «El-însan» sûrelerini okurdu. Bir çok câhiller zannediyorlar ki, maksad, o günkü sabah namazına fazla bir secde ilâve etmektir. Ve o bilgisizler o secdeyeCuma secdesi ismini verirler. Onlardan birisi bu sûreyi okumadığı zaman içinde secde âyeti bulunan başka bir sûreyi okumaktan hoş­lanır. Ta ki tilâvet secdesi yapabilsin. Bunun içindir ki câhillerin yanlış anlamalarını Önlemek maksadıyla bâzı imamlar. Cuma günü sabah namazında Secde sûresini devamlı okumayı mekruh gör­müşlerdir.[34][34]

826) Ebû Ma'mer [36][36]

İzahı

825  nolu   Ebû   Saîd-i   Hu dr i    (Radıyallâhü anh)'nin ha­disini    Müslim    ve    Nesâî    de rivayet etmişlerdir.

826 nolu    Habbâb    (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini    Buhâri, Ebû   Dâvüd,    Nesâî   ve   Tahavî   de az lafız farkıyla ri­vayet etmişlerdir.

B u h â r î ' nin    rivayetinde, soru sahibi    H a b b â b    (Radiyal-lâhü anh)-a: Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) öğle ve ikin­di namazlarında okuyor muydu? diye soru sormuştur. Galiba öğle ve ikindi  namazlarında   açıktan  kıraat   olmadığı   için   E b û   M a' -m e r    (Radayallâhü   anh)   ve   arkadaşları,   bu   iki   namazda   kı­raat  olmadığını zannettikleri  için  bu  konuda   sağlam  bilgi   edin­mek   üzere   H a b b â b    (Radıyallâhü   anhJ'a   soru    yöneltmiş­lerdir.    H a b b â b    (Radıyallâhü anh) da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in mübarek sakalının hareket etmesinden, Onun. anılan namazlarda kıraat ettiğini bildiklerini söylemiştir. JLâkin mü­barek sakalının hareketi, kırâata delâlet etmek için yeterli değildir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in teşbih ve zikirle meşgul olmuş olması muhtemeldir. Bu nedenle kıraati kesinlikle is­patlayan başka bir alâmete ihtiyaç vardır.    H a b b â b    (Radıyal­lâhü anh)'in mezkûr namazları cehri namazlara kıyasladığı umulur. Ebû    Katâde    (Radıyallâhü anh) 'nin 829 nolu ve    B e r â      bin  z i b    (Radıyallâhü anh)'in 830 nolu hadîslerinde bu zâtların Pey­gamber   (Sallallahü  Aleyhive Sellem)'in,  öğle  namazını kıldırırken okuduğu âyetlerin bir kısmım zaman zaman işittiklerini bildirmek tedirler. Bu bilgi    H a b b â b    (Radıyallâhü anh)'in açıkladığı alâ­mete eklenince mesele iyice açıklık kazanır. Şu halde    H a b b â b (Raclıyallâhü anh) cevabı kısa kesmiş olur.[38][38]

828 nolu Ebü Sai d-i Hudri {Radıyallâhü anh)'nin hadisine gelince, notta işaret edildiği gibi Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız Müellifimiz tarafından rivayet edilmiş olup, isnadı zayıftır. Bu­nun metnine göre Ebû Said-i Hudrî {Radıyallâhü anh) 'nin hazır bulunduğu Bedir ehlinden otuz kişilik Sahâbîler cemâa­ti, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, öğle ve ikindi namaz-larındaki kıraat miktarını tahminen hesaplamak için yaptıkları gö­rüşme neticesinde öğle namazının ilk rek'atindeki kıraat miktarını otuz âyet kadar ve son rek'attaki kıraat miktarını bunun yarısı yâ­ni onbeş âyet kadar tahmin etmişlerdir İkindi namazındaki kıraat miktarının da, öğle namazının son iki rek'atindeki kıraat miktarının yarısı kadar olduğunu tahmin etmişlerdir. Öğlenin son rek'atindeki kıraat miktarı onbeş âyet kadar tahmin edildiğine göre ikindi nama­zındaki kıraat miktarının bunun yarısı kadar, yâni her rek'atte ye­di sekiz âyet kadar olduğu mânası çıkar. Hadisin zahirinden bu ne­tice alınır. Halbuki Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi, Ah­med ve Tahavî' nin Ebû Sai d-î Hudrî (Radıyal­lâhü anh)'den rivayet ettikleri hadîse göre ikindi namazındaki kıraat miktarı, burada belirtildiği gibi değildir. Şöyle ki : M ü s 1 i m ' in rivayetinde Ebû Said-i Hudrî (Radıyallâhü anh) meâ-len şöyle demiştir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), öğle namazının ilk iki rek'atinin her birisinde otuz âyet kadar ve son rek'atlerde onbeşer âyet okurdu. Yahut demiştir ki: Bunun yarısı kadar okurdu. İkindi namazının ilk iki rek'atinin her birisinde onbeş âyet kadar ve son iki rekatinde bunun yarısı kadar okurdu.»

Ebû Dâvûd ve anılan diğer zâtların rivayeti de M ü s -1 i m ' in    rivayetine benziyor.

Görülüyor ki bu rivayetlerden anlaşıldığı gibi Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in ikindi aamazının ilk iki rek'atindeki kı­raat miktarı, öğle namazının son iki rek'atindeki kıraat kadar imiş. Yâni her rek'atteki kıraat miktarı onbeş âyet kadarmış. îkindi nama­zının son iki rek'atindeki kıraat bunun yarısı kadarmış.

El-Menhel yazarının 'Dört rek'atli namazın son iki rek'atini ha­fifletmek bâbı'nda rivayet olunan Ebû Said-i Hudrî (Ra­dıyallâhü anh) nin hadisini açıkladıktan sonra, T a h a v î' den naklettiği ve baş kısmı Müellifin 828 nolu hadîsine benzeyen Ebû S a i d-i Hudri (Radıyallâhü anh)'nin hadîs metni yukarıya mealini aldığımız M ü s I i rn ' hi rivayetine uygundur. Bu rivayet şöyledir:

Ebû Said-i Hudri. (Ftadıyallâhü anh) den rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ashabından otuz zât toplanarak: Geliniz, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve'Sellem)'in açıktan okumadığı namazlardaki kıraatini tahminen hesaplıyalım, dediler. Onlardan iki kişi bile ihtilâf etmeyerek Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem)'in öğle namazının- ilk iki rek'atindeki kıraa­tini otuzar âyet kadar ve son iki rek'atindeki kıraatini, bunun ya­rısı kadar; ikindi namazının ilk iki rek'atindeki kıraat miktarını, öğ­le namazının ilk iki rek'atindeki kıraatin yarısı kadar ve ikindinin son iki rek'atindeki kıraat miktarını öğlenin son iki rek'atindeki kı­raatin yarısı kadar olmak üzere tahminen hesapladılar.»

M ü s ] i m' in 'Öğle ve ikindi namazındaki kıraat bâbı'ndaki hadîsler bahsinde   N e v e v î    özetle şöyle der:

«Bu bâbtaki hadîsler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin namazı uzattığına delâlet ederler. Buhârî ve Müslim'de bulunan ve başka bâblarda rivayet edilen diğer bâzı hadislerde Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazı tam kılmakla bera­ber, herkesten daha hafif kıldırırdı ve :

«Ben namaza girerim, onu uzatmak isterim. Biraz sonra çocu­ğun ağlama sesini işitirim de çocuğun annesinin, kendi namazını şaşırmakla fitneye düşmesinden korkarak namazımı    hafifletirim.»

buyurmuştur.

Âlimler: Durumların değişikliğine göre Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, namazını uzatması ve kısaltması değişirdi. Ce­mâat, uzatmayı tercih ettiği ve ne onların ne de Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in işi olmadığı zaman Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) namazı uzatırdı. Durum böyle olmadığı za­man namazı hafifletirdi. Bazen uzatmak isterdi fakat çocuğun ağla­ması gibi bir durum doğunca, uzatmaktan vazgeçerdi. Bazen de vak­tin başında değil içinde namaza girerdi. O zaman da hafif kıldırırdı.

Bâzıları: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bazen uza­tırdı. Bu nâdir olurdu. Ekseriyetle hafif kıldırırdı. Çünkü efdal ola­nı hafif kıldırmaktı. Uzatmanın câizliğini bildirmek için bazen de uzatırdı. Nitekim şöyle buyurmuştur:

«Sizden bâzıları kaçırıcıdır. Hanginiz halka namaz kıldırırsa ha­fifletsin. Çünkü içlerinde hasta, zayıf ve ihtiyaç sahibi vardır.* de­mişlerdir.

Bâzıları da Fatiha' dan sonra okunan âyetlerin belirli bir miktarının söz konusu olmadığını beyan etmek için : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen kıraatini uzatmış, bazen de kı­sa kesmiştir, demişlerdir.

Hulâsa namazı hafif kıldırmak sünnettir.

Âlimlerin beyânına göre sabah namazı, bütün namazlardan da­ha ziyâde uzatılmalıdır. Bundan sonra öğle naman uzatılmalıdır. İkindi ve yatsı namazları öğle namazından kısa kesilmelidir. En ha­fif namaz akşam namazı olmalıdır»[40][40]

İzahı

Ebû Katâde' nin hadisini Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de daha uzun metin hâlinde rivayet etmiş­lerdir.

Buhâri, Müslim ve Ebû Dâvûd' daki metin, meâlen şöyle başlar:

'Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize namaz kıldırırdı. Öğle ve ikindi namazlarının ilk iki rek'atlerinde Fatihayı ve birer sûreyi okurdu. Bazen âyeti bize duyururdu...'

Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, gizli olan öğle ve ikindi namaz­larında F â t i h â ' dan veya Ondan sonra okunan sûreden me­selâ bir âyeti açıktan okumak caizdir. İster bunu kasden yapsın, is­ter sehven yapsın farketmez. Ve bundan dolayı sehv secdesi gerek­mez. Bâzıları: Sehv secdesi gerekir demişlerse de bu hadîs o kavli reddeder. Keza bâzıları: Gizli namazlarda kıraati gizli yapmak, na­mazın sıhhatinin şartıdır. Yâni gizli namazlarda okunan âyetlerden bir tanesini açıktan okumak namazı bozar, demişlerse de bu hadîs o görüşü de reddeder.

N e v e v î: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gizli na­mazlarda okuduğu âyetlerden birisini açıktan okumakla, bunun caiz olduğunu ve gizli okumanın namazın sıhhati için şart olmayıp, an­cak sünnet olduğunu beyan etmek istemiştir, diye yorum yapılmış­tır. Şöyle bir ihtimal da var. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) namaz kıldırırken tam huşu ve huzura daldığı için, okuduğu âyetlerden birisi zaman zaman sesli olarak mübarek ağzından çık­mış olabilir, demiştir.

T ı y b i Hadîste anlatılmak istenen mâna şudur ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fatiha' nın ve ondan sonra oku­duğu sûrenin bâzı kelimelerini cemaata duyuracak şekilde sesli okur­du. Tâ ki ne okuduğu bilinebilsin, demiştir. tbnü'l-Melik de T ı yb i' nin sözüne şu sözü eklemiştir: Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in ne okuduğu cemâat tarafından bilinsin. Tâ ki müs-lümanlar da benzer namazlarda benzer sûreler okusun.

Sindi de bu hadîsi açıklarken şöyle der: Gizli namazlarda kıraatin az bir kısmının sesli okunmasının zarar vermediği, bu ha­diste anlaşılıyor. Bir namazda gizli ve açık kıraati tatbik etmek maksadı güdülmemiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in maksadı şu olabilir: Gizli namazlarda da kıraat vardır. Maksad

ise, zaruret olmadıkça gizli namazlarda açıktan okumanın câizliği hadîsten çıkarılamaz. Ancak bu yoruma şöyle itiraz edilebilir: Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gizli namazlarda kıraatin varlığını sözle beyân edebilirdi. Bunu beyân etmeyerek, namaz es­nasında kıraatin bir kısmını sesli yapmakla bu hükmü hissettirmesi zarureti yoktur. Bu sebeple en uygunu şöyle demektir; Gizli namaz­larda kıraatin bir parçasını sesli yapmak caizdir.

Berâ' bin Âzib (Radıyallâhü anh)'in hadîsini N e s â i de rivayet etmiştir. Onun hadîsi de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in öğle namazında Fatiha' dan sonra buna sûre ek­lediğine ve gizli namazda okunan âyetlerden bir tanesinin sesli okun­masının câizliğine delâlet eder.[42][42](Rod%y<ülûhü an-hd)'dan rivayet ettiğine göre annesi;

Resülullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in, akşam namazında;  (sûresini) okuduğunu işitmiştir.[44][44]

İzahı

Bu hadîsi Buhâri, Müslim, Ebû Dâvüd ve Ne-s â i de rivayet etmişlerdir. Hadîsin zahirine göre Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve SeHem) 'T û r' süresinin bir kısmını bir rek'at-te, kalanım da ikinci rek'atte okumuştur. Muhtemelen, sûrenin ta­mamını birinci ve ikinci rek'atlerde tekrarlamıştır.

Tahavî ve Îbnü'l-Cevzî: Bu hadisten maksad. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in, akşam namazında bu sû­renin bir kısmını okuduğunu bildirmektedir, denilebilir. Nitekim bir adam, Kur'an1 dan bir parça okuduğu zaman, K u r' a n oku­du denilebilir, demişlerdir.

El-Menhel'in dediği gibi Tahavi ve İbnü'1-Ce vzi'-nin dedikleri ihtimal, hadîsin zahirine muhaliftir. Çünkü gerek mü­ellifin rivayeti ve gerekse Buhâri' nin *Et-Tefsîr' bölümünde­ki rivayeti, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, sûrenin ta­mamını okuduğuna delâlet eder. Şöyle ki: Cübeyr bin M u t'î m (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in akşam namazındaki 'Tür' sûresini okuduğunu ve sû­renin 35 ilâ 38. âyetlerine varınca işittiği bu âyetlerden etkilenerek neredeyse kalbinin uçacağını ifâde etmiştir.

Ayrıca Buhâri' nin Z ü h r i' den ve Taberânî' nin Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri hadîsler de, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in- Tür sû­resini okuduğuna delâlet ederler.

Cübeyr bin Mut'im (Radıyallâhü anh)'in hâl terce-mesini 231 nolu hadisin izahı bahsinde vermiştik. Burada Cübeyr (Radıyallâhü anh). Tür sûresinin hadîste anılan âyetlerden duy­gulandığını dile getirdiği için bununla ilgili özlü bilgiyi vermek ye­rinde olur kanâatindeyim.

Cübeyr (Radıyallâhü anh*, müslümanlığı kabul etmeden ön­ceki yıllarda vuku bulan Bedir savaşında müslümanların eline esir düşen müşrikleri fidye karşılığında kurtarmak üzere Mekke müşrikleri tarafından Medine'ye gönderilmişti. Cübeyr (Radıyallâhü anh), bu seferi şöyle anlatır: «Bedir esirlerini fidye karşılığı kurtarmak üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) ile görüşmek için Mekke' den Medine'ye gelmiştim, ikindiden sonra M e d i n e' ye vardım. Yorgun olduğumdan do­layı   Mescidi    Nebevi" de   uzanıp yattım   Akşam namazıiçin ikâmet edildi. Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in 'Tur' sûresini okuduğunu işitince korku ve heyecan içinde kaldım. Mes-cidden çıkıncaya kadar dinledim. İslâm sevgisinin kalbime ilk gir­diği gün, o gündür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den sûrenin 35. ile 38. âyetlerini işittiğim zaman Hak ve bâtıl, belirgin olarak birbirinden ayrıldığı için, kalbim neredeyse uçuyordu.- de­miştir.

Bu hadîsi şerifte bahis konusu olan kıssa budur.

Cübeyr bin Mutim (Radıyallâhü anh)'in, etkilendiği­ni bildirdiği T û r sûresinden hadîste anılan 35. ilâ 38. âyetlerin meali şöyledir:

35 - Yoksa kendileri halik olmaksızın mı yaratıldılar?    Yok­sa onlar mıdır yaratıcılar.»

36 - Yoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar  (hakkı gerçek olarak)  anlamazlar.»

37 - «Yoksa senin Rabbinin hazîneleri onların yanında mı? Yok­sa onlar mı her şeye hâkimdirler?»

38 - «Yoksa onların bir merdiveni var da (göğe yükselip melek­lere vahy edilen sözü) ondan mı diliyorlar? Öyleyse dinleyicileri (din­lediklerini ispat edecek) açık bir delil getirsin.»

833) Ibn-i Ömer (Radıyallâhü an A J'den: Şöyle demiştir : Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), akşam namazında  (sûrelerini)  okurdu.[46][46]

10 - Yatsı Namazındaki Kıraat Babı

834) Berâ' bin Âzib (Radtyallâkü <mA)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Peygamber (Şallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber (bir yolculukta) yatsı namazını kılmıştır ve :

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in, (o namazın bir rek'atinde (sûresini) okuduğunu İşittim, demiştir."

835) Herâ" hin Azih (Radıyallâhü  anh)'(\en  rivayet  edildiğine yöre yukarıdaki hadisin mislini söylemiş ve bu arada sunu da söylemiştir :

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den güzel sesli yahut kırâatlı [48][48]

İzahı

Berâ' bin Âzib (Radıyallâhü anh) in hadisini Buhâ-r î, Müslim ve diğer Kütüb-i Sitte sahibleri de rivayet etmiş­lerdir.

Câbir (Radıyallâhü anh) in hadisini ise Buhâri, Müs­lim    ve    N e s â i    de rivayet etmişlerdir.

Buhâri ve Müslim'in Berâ' (Radıyallâhü anh) 'dan olan rivayetlerinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile be­raber kıldığı yatsı namazı, bir yolculuk esnasındaymış ve Tin sû­resinin bir rek'atte okunduğu belirtilmiştir.

İsmâiIi' nin rivayetinde, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sefer hâlindeki söz konusu yatsı namazını iki rekat ola­rak kıldırdığı bildirilmiştir.

N e s â i ' nin rivayetinde T i n sûresinin İlk rek'atte okundu­ğu tasrih edilmiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yatsı namazında Kı­sar bölümündeki sûreyi okumasının sebebinin, yolculuk hâli olması kuvvetle muhtemeldir.

Câbir (Radıyallâhü anh)'in Müslim1 deki rivayeti meâ-len şöyledir:

"Muâz (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-tem) ile beraber namaz kılar, sonra kavmine vararak onlara namaz kıldırirdı. Bir gece. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile be­raber yatsıyı kıldıktan sonra kavmine varıp, onlara namaz kıldırdı ve Bakara sûresini okumaya başladı. Bu arada adamın birisi dönüp selâm verdi. Sonra kendi kendine namaz kılıp gitti. Bilâhere cemâat ona: Ey Falan! Sen, münafık mı oidun? diye takıldılar. Adam: Ha­yır vallahi. Ben Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e behemhal gidip onu haberdar edeceğim, dedi. Sonra, adam Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek: Yâ Resûlallah! Biz su taşıyan de­velere sahibiz. Gündüz çalışırız. Muâz (Radıyallâhü anh), Seninle beraber yatsıyı kılmış. Sonra (yanımıza) gelerek bize yatsıyı kıldır­maya başlayınca Bakara sûresini tutturdu..., dedi. Bunun üzerine Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Muâz (Radıyallâhü anh)'a dö­nerek :

«Yâ Muâz! Sen fitneye sebep olmak mı istiyorsun? Şu sûreyi oku. Falan sûreyi oku.» buyurdu.

Buraya mealini aldığımız M ü s 1 i m'in rivayetinden çıkarılan Fı­kıh hükümleri ve cemaatla namaz kılan kimsenin, ikinci defa aynı na­mazı cemaatla kılması hususundaki âlimlerin görüşleri, geniş izahat ister. Müellifin rivayeti kısadır. M ü s 1 i m ' in rivayeti, kitabımı­zın dışında mütalaa edilebildiği için, bu konudaki izahattan sarf-ı na­zar ettik.[50][50]

İzahı

Bu hadis, Kütüb-i Sitte sahiblerinin hepsi tarafından rivayet edil­miştir.

Ebû Davud'un süneninin «Namazında Fatihayı terkeden bâbı-nda el-Menhel şöyle der :

«Hadîsteki «Namaz» kelimesi, lügattaki mânası olan duada kul­lanılmamış olup şer'i mânası olan özel ibâdette kullanılmıştır. Çün­kü Şâri-i Hakim, kelimelerin lügat mânalarını anlatmak için değil dini mânâlarını tanıtmak için gönderilmiştir. Bu nedenle onun sözleri dâima ıstılâhi mânâya yorumlanır. Şu halde hadîsin anlamı şudur: «Namazda Fatiha sûresini okumayanın şeriata uygun hiç bir namazı yoktur.» Yâni Fatiha sûresini okumadan kıldığı na­maz, şer'an namaz anlamını taşımaz. Hâl böyle olunca:

Hadiste «Sıhhatli» veya «Yeterli» yahut «Mükemmel» kelimesini takdir ederek meali şöyledir, diye bir tevile hacet yoktur.

«...okumayanın   (sıhhatli)  hiç bir namazı...»  veya, «...okumayanın (yeterli) hiç bir...» yahut, «...okumayanın (mükemmel) hiç bir...»

Faraza: «Namaz yoktur» denemezse, o zaman cümlenin hakîki mânâsına en yakın olan mecazî mânâsı seçilir. Yâni «Sıhhatli» veya «Yeterli» kelimesi takdir edilir. Ve meal şöyle olur:

«Namazda Fatiha (sûresini) okumayanın (sıhhatli) hiç bir nama­zı yoktur.» veya: «...okumayanın (yeterli) hiç.*.»

Hadîste «Mükemmel» kelimesi takdir edilmekle hakiki mânâya en uzak olan mecazî mânâ alınamaz. Çünkü daha yakın mânâyı al­mak mümkündür.

Diğer taraftan «...sıhhatli (veya) yeterli namaz yoktur.» denilin­ce «...mükemmel namaz yoktur» mânâsı da ifâde edilmiş olur. Fakat -.  mükemmel namaz yoktur.» denilirse «...sıhhatli namaz yoktur»

mânâsı ifâde edilmiş olamaz. Zira bir namaz mükemmel olmamak­la beraber sıhhatli ve yeterli olabilir.

Hadis; yukarıda anlatıldığı gibi namazda Fatiha okuma­yanın namazının şer'î bir namaz sayılamayacağına ve sahih olmadı­ğına delâlet eder.[52][52] âyetidir.

Hanefî âlimleri: Âyet, kolay olanın okunmasının istendiğini kesinlikle belirtiyor. Bunda bir muhayyerlik vardır. Yâni namaz kı­lan kişi serbesttir.   Kur'an-ı   Kerîm'in   neresini okumak onakolay geliyorsa orayı okuyabilir. Eğer F â t i h a ' yi okumak far?, olsaydı, muhayyerlik hükmünün mensuh olması gerekecekti. Halbuki kafi delil olan mezkûr âyet zanni delil olan âhâd hadîsi ile mensûh olmaz, demişlerdir.

Onların bir delili de Buharı ve Müslim" in Ebû Hü­re y re (Radıyallâhü anh)'den merfu olarak rivayet ettikleri ve na­mazı hatalı kılan zâta Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem)'in na­ma? tarifine ait hadîsinde şöyle buyurulmuş olan ifâdedir:sonra Kuran belleyip okuyabildi­ğini oku.

Bu âyeti delil gösteren Hanefi âlimleri : Hürmet bakımın dan K u r' a n ' in bütün sûreleri eşittir. Nitekim cünüb adam hiç bir âyetini okuyamaz. Abdestsiz kimse mushafın hiç bir yerini elleyemez, demişlerdir. Onlara göre hadisten maksad, Fatiha okumayanın namazının sahih olmadığı değil, mükemmel olmadığını bildirmektir.[54][54]

Fatiha Her Rek'atte Farz Mı?

Namazda Fatiha okumak farzdır, diyen âlimler bu husus­ta ihtilâf etmişlerdir:

1 - Şafii, Ahmed bin Hanbel, Evzâi, Ebû Sevr, Ali ve Cabir'e göre imam ve tek başına namaz kı­lanın bütün rek'ailrrdo Fatiha okumaları farzdır. Mâliki âlimlerinin sahih kavli de budur. (İmama uyan kimse hakkındaki ayrıntılı bilgi bundun sunraki bâbta verilecektir.)

Delilleri:

I. Namazını hatalı kılan zâta Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seliem), namazı târıf ederken ilk rek'atte yapılacak şeyleri anlattık-

tan sonra : = -Sonra namazının her rek'-

atinde, onları  (anlatılanları) yap.- buyurmuştur. Bunu    Buhâri

rivayet etmiştir.

II. Buhâri    ve    Ahmed'in    Mâlik    bin    el-Huvey-r ı s    (Radıyallâhü anhJ'den merfü olarak rivayet ettikleri:

-Benim namaz kılışımı gördüğünüz gibi

namaz kılınız» hadisidir. Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Seliem) in her rek'atte    Fatiha    okuduğu bilinmektedir.

III. Müslim'in    Ebû    Katâde    (Radıyallâhü anhJ'den rivayet ettiği;

- Resul ullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) öğle ve ikindinin ilk iki rekatlarında Fatiha'yi okurdu ve (Fâtiha'dan sonra okuduğu) âyeti zaman zaman bize duyururdu. Son iki rek'atte Fatiha okurdu.>

2 - Hasanı Basri, Dâvûd ve İshak'a göre, namazın her hangi bir rek'atinde Fatiha ve ondan sonra K u r' a n ' dan bir parça okumak vacibin yerine getirilmesi için kâfidir. Bir rek'atta Fatiha, başka bir rek'atta da âyetler oku­mak yine vacibin ifâsı için yeterli sayılır.

Bunların delili de Ubâde (Radıyallâhü anhJ'ın (837 nolu) hadisidir. Bunlar: 'Hadiste namazda Fatiha okunması emre­dilmiştir. Bir defa okununca emir yerine getirilmiş olur. Her rek'atte okunması gerekir, diye başka bir delil varsa ona dönülür, demişler­dir.

Bu görüşe şöyle cevab verilir:

Yukarıda beyan edilen deliller, her rek'atta Fatiha okuma­nın gerekliliğine delâlet ederler.

3 - Zeyd bin Ali ve en-Nasır'a göre ilk iki rek'atta Fatiha okumak farzdır. Son iki rek'atta Fatiha yerine başka âyetler okumak veya tesbihat yapmak da caizdir.

Ebû Hanife1 nin görüşü bu görüşe benzer. Şu farkla ki, Ebû Hanîfe'ye göre ilk iki rek'atta kıraat farzdır. Fatiha okumak farz değil vâcibtir. Yâni Fatiha okunmayıp başka sû­re veya âyetler okunursa farz yerine getirilmiş olur. Sadece vâcib terk edilmiş olur.

Zeyd bin Ali ve en-Nasır'ın delili: Ali bin E b i T â I i b (Radıyallâhü anh)'ın ilk iki rek'atte kıraat ettiğine ve son iki rek'atta tesbihat yaptığına dâir rivayet olunan hadîstir. Halbuki bu hadîs zayıftır. Çünkü el-Hâris e 1-A'v e r'in rivayetinden gelmedir. Bu adam hadis hafızları yanında zayıflıkla meşhur bir kezzabtır.

Bunların ikinci delili de   Hanefi   âlimlerinin gösterdikleri âyetidir. Bu âyetin delil olup olmayacağı hak­kında yukarıda yeterli bilgi verilmiştir.»

838) Ebü's-Sâib [56][56]

İzahı

Bu hadîsi, Mâlik, Ahmed, Müslim, Ebû Dâ­vûd, Nesii ve Tirmizî de rivayet etmişlerdir. Rivayet­lerin çoğunda Fatiha süresinin âyetleri ve ifâde ettikleri yüce özelliklere de işaret vardır. Ve hadîs metni uzuncadır.

El-Menhel yazarı şöyle der:

«Hadiste 'Salât = Namaz' kelimesi mutlak geçtiği için farz ve nafile bütün namazlara şümullüdür. Dârekutnî' nin Abdul­lah   bin   Amr   bin   el-As    (Radıyallâhü anhüm) 'dan rivayetettiği :  -  «Kimfarz veya nafile  namaz kılarsa içinde Fatihayı  okusun.» Hadisi bu şümulü te'yid eder.

Hadiste geçen : = «ÜmmÜ'l-Kitab» lafzı Fatiha'-nın isimlerinden birisidir Bu lafzın mânâsı: «Kur'ân-ı Kerîm'in ana­sı- demektir. F â t i h a ' ya bu adın verilmesinin sebebi, Kur'-a n -1 K e r i m ' in ana maksadlarının F a t i h a ' da toplanmış olmasıdır. Şöyle ki; F â t i h a ' da Allah Teâlâ'ya lâyıkı veçhile hamd ve sena, ilâhi emir ve yasağa itaat, uhrevi mükâfat ve ceza, dünya ve âhiret halleri, hidâyet yolundakilere övgü ve sapıkları zem etmek gibi önemli maksatlar yer almıştır

Hidâc :   Noksanlıktır  =-tam değildir.- lafzı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-

lem) in buyruğundan olup 'Hidac'ın açıklamasıdır. Râvinin sözü ola­bilir. Bu takdirde hadise müdrectir

Bu  hadis, imam, münferid  ve imamın arkasında nama?, kılana şümullüdür.

Hadis, namazda   Fatiha   okumak farzdır, diyen cumhur için bir delildir.

Bâzı âlimler: Hadis, içinde Fatiha okunmayan namazın noksan olduğunu bildirmiş, noksanlık ise namazın bozulmasını gerek­tirmez, demişlerdir. Eğer bu noksanlığın namazın ifsadını gerektir­diğine delâlet eden bir alâmet ve delil bulunmasaydı, bunların dedi ği doğru olurdu. Fakat Dârekutnî' nin rivayet etmiş olduğu ve bir önceki hadisin izahında geçen hadîs, bu noksanlıkla kılınan namazın yeterli olmadığını belirtmiştir.

İbn-i Abdil-Berr: 'Namazda Fatiha okumanın vâcib olmadığını söyleyenler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'in -Noksandır.» ifâdesi F â t i h a' sız kılınan namazın câiz-liğine delâlet eder. Ve noksan olan namaz caizdir, demişlerdir. Bu söz hatâhdır. Çünkü noksan olan bir şey tamamlanmış sayılmaz. Na­mazını tamamlamadan çıkan bir kimsenin yeniden ve tam olarak kıl­ması gerekir. Bu itibarla noksanlığını itiraf ettiği halde, caiz oldu ğunu iddia edenlerin iddialarını ispatlayıcı delil göstermeleri gere­kir', demiştir.

(EI-Menhel yazan    e 1 - B â c İ' den    de    Ibn-i    Abdil-Berr ' in    sözüne benzer bir nakil yapmıştır.)

Ebü's-Sâib:    «Ben zaman zaman imamın arkasında olurum»

sözü ile şunu demek istiyor:   'Ben imama uyduğum zaman    Fatiha'yı    okuyacak mıyım?'

Ebû    Hüreyre    (Radıyallâhü anh), cevabı dikkatle dinle­mesini  saplamak maksadıyla    E b ü's-S  â  i  b'in    kolunu  tutup

bastırmış, ve:

«Ey Fârisî! Fâtiha'yı gizli oku- diye cevab vermiştir.İmama uyan kimse, gizli ve açık bilumum namazlarda    Fatihaokur. diyen  Ş â t i i    için bu hadîs delildir.

839) Ebû Saîd-i  Hudrî  (R attı yat lâhü anh) den:

Şöyle demiştir: ResuluHah (Sallallahü Aleyhi ve Sel|em) bu­yurdu ki:

«Farz veya diğer namazların her rekaünde Fâtiha'yı ve bir sû­reyi okumayanın hiç bir namazı yoktur.[58][58]

Zammı Sûre Gerekir Mi ?

Ömer bin el-Hattab, oğlu Abdullah, Osman bin Ebi'l-As, Hanefiler ve Mâlik1 in bâzı arka­daşları (Radıyallâhü anhüm), Fatiha ile beraber Kur'an1-dan bir şey okumayı vâcib görmüşlerdir. Bâzıları üç âyet, bâzıları uzunca bir âyet kadar okunmalıdır, diye bir ölçü vermişler ise de bu ölçü için bir delil yoktur. Çünkü hadis, K u r' a n ' dan bir şey okumayı hükme bağlamıştır. En kısa âyete de   Kuran   denir.»

840) Aişe (Radtyallâhü anhâ/den :

Şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyururken işittim:

«İçinde Fatiha okunmayan her namaz noksandır.[60][60]

İzahı

Bu hadîsin metni bir önceki hadisin metnine benzer. Bu da farz ve nâlile bilûmum namazlarda   Fatiha1 mn   okunmasının gerekliliğine delâlet eder. Keza : «Her namaz...» buyurulduğu için ister imamın arkasında, ister imam veya münferid olarak kılınsın hepsin­de hüküm aynıdır.

Bu hadisi,    Buhari    Kıraat cüz'ünde,    Beyhaki    ve    D â r e k u t n i    de rivnvnl etmişlerdir,

842) Ebu’d Derdâ (Ratltyallâhii <tnfı)'(\en rivayet ('(indiğine yıırı-  bir adam ona  (namazda okumanın  hükmünü)   sor;ır;ik :

'İmam okuduğu halde ben (de) okuyacağım (mı)?' demiş. Ebü'd Derdâ demiştir ki: 'Bir adam, her namazda okumak var mı?' diye Re-sûlullah   (Sallallahü  Aleyhi   ve  Sellem) e   (soru)   sordu.   Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de;

«Evet!  (Her namazda okumak vardır.)» buyurdu. Bunun üzerine kavimden bir zât: 'Bu, vâcib oldu." dedi.[62][62]

İzahı

S i n d î' den   anlaşıldığına göre bu hadîs Zevâİd 'dendir. S i n-d i,    notta verilen bilgiyi Zevâid'den naklettikten sonra şöyle der :

«Hadîs, mevkuf olmakla beraber, merfü hükmündedir, denilebi­lir. (Çünkü bir sahâbînin 'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken biz şöyle ederdik.' ve benzerî mevkuf hadîsler, merfû hükmündedfr. Burada ise, sahâbî; «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken» ifâdesini kullanmamıştır. Ama : «Biz şöyle eder­dik.» ifâdesinin zahiri, yine Efendimizin devrine işaret gibidir Bu sebeble,    Sindi,    böyle demiştir.)

Şöyle bir ihtimal de vardır: Sahâbîler, bu bâbta vârid olan ha­dislerin umumîliğinden mezkûr hükmü almışlardır. Bu takdirde on­ların uygulaması hadîsin merfûluğuna delâlet etmez.

Bir de şu vardır: C â b i r (Radıyallâhü anh)'in bu hadîsi ile (850 nolu) hadîsi arasında bir çelişki vardır. Çünkü orada : 'ima­mın kıraati, kendisine uyanların kıraatidir.' demiştir. Buradaki ha­dîs, oradaki hadîse tercih edilir. Çünkü oradaki hadisin isnadı za­yıftır. En az şöyle denilebilir. Bu hadîs o hadîsten kuvvetlidir.

Hadîs, imamın arkasında öğle ve ikindi namazlarını kılan kim­senin bütün rek'atlerinde F â t i ha okuyacağına hükmeder. M â -lik, tbnü'l-Mübârek, İ s h a k ve Zühri için de-İîl sayılır. Keza bütün namazların her rek'atinde Fatiha oku­nur diyen Şafii'ler, Evzâi, Mekhûl, Ebû Sevr veı   Nasır   için bir bakıma delil sayılabilir.

Hadîs, mezkûr namazların ilk iki rek'atlerinde Fatiha' dan sonra sûre okumanın meşruluğuna delâlet eder.

İmamın arkasında iken Fatiha ve sûre okumak hususun­daki âlimlerin görüşlerini, onüçüncü bâbtaki hadîslerin izahını ya­parken nakledeceğim.[64][64] Babı

844) Semure hin Cündüb [66][66] (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiği­ne göre: Semûre (bin Cündüb) (Radtyallâhü anh)'ün şöyle dediğini söylemiş­tir:

Ben, kırâattan önce bir sekte ve rüku' zamanı bir sekte olmak üzere namazda iki sekteyi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'-den hıfzettim/ İmrân bin el-Husayn (Radıyallâhü anh), onun bu sö­zünü kabul etmedi. Bunun üzerine (durumu) Medine'ye, Übeyy bin Ka*b (Radıyallâhü anh)'a yazdılar. Übeyy (Radıyallâhü anh), Semû­re (Radıyallâhü anh)'ı tasdik etti.[68][68]

13 - İmam Okuduğu Zaman Susunuz [70][70]

İzahı

Bu hadîsi N e s â i de rivayet etmiştir. Hadisi bu bâbta riva­yet etmekten maksad, hadisteki;  -Ve imam okuduğu zaman siz susunuz.» cümlesidir, imamın arkasında namaz kılan kimsenin Fatiha okumayacağına hükmeden âlimlerin delillerinden birisi, mezkûr cümledir. Bununla ilgili geniş izahı bundan sonraki hadisin açıklaması bahsinde yapacağız.

Hadîsin diğer cümlelerinin izahına gelince :

«İmam taharrüm tekbirini aldığı zaman siz de alınız.» fıkrası hakkında N e v e v i şöyle der : Bu fıkrada imama uyanın imam­dan sonra tekbir alması emredilmiştir. Fıkra iki meseleyi içine alır. Birincisi, cemâatin imamdan önce veya imamla beraber tekbir ala­maması ve imam tekbirini aldıktan sonra cemâatin tekbir almaya başlaması meselesidir. $u halde imam niyet ederken : Allahü Ekber' dediğinde henüz tekbirin son harfi olan 'R' harfini okumadan Önce ona uymak maksadıyla tekbire başlayan kişilerin namaza girişleri sahih değildir. Bu hususta âlimler arasında ihtilâf yoktur. Çünkü he­nüz imam sayılmayan ve ancak biraz sonra imam olacak kimseye uymuş olur. Çünkü imam tekbiri tamam almadıkça imam sayılamaz. Fıkradan alman ikinci mes'ele; İmam tekbirini bitirir bitirmez, cemâa­tin gecikmeden tekbir alması meselesidir. Bu takdirde taharrüm tek­birinin tam faziletine 'kavuşulmuş olur. Şayet gecikmeyle imama uyulursa, imama uymak sahihtir. Fakat söz konusu fazilet kaçırıl­mış olur.

Hadîsin : «İmam, Fatihanın son âyetini okuduktan hemen sonra: Âmin, deyiniz» mealindeki fıkrası, cemâatin imamdan sonra değil, imamla beraber Âmin demesininclaha efdal olduğunu söyleyen arka­daşlarımızın ve bitekti âlimlerin kavline açıkça delâlet eder. İmam :

dediği  zaman imamla cemâat beraber:    'Âmin' derler.   hadisini bu görüşteki âlimler:    «İmam: 'Âmin'

demek istediği zaman sizde : Âmin, deyiniz.» şeklinde yorumlamışlar ve rivayetleri böylece uzlaştırmalardır. Bu husustaki geniş izahat bu kitabın 14. babında yapılacaktır.

Hadis, rüku'a ve secdeye gidişte cemâatin imamla beraber değil, imamı izlemelerini emretmiştir.

Hadisin: «İmam 'Semiallâhü...' dediği zaman, siz de: 'Allâhüm-me Rabbena ve leke'1-hamd' duasını okuyunuz.» fıkrası ile ilgili açık­lama da, kitabın 18. babında gelecektir.

Hadisin : «İmam oturarak namaz kıldığı zaman, hepiniz de otu­rarak namaz kılınız.» fıkrasına gelince; âlimler bu hususta ihtilâf et­mişlerdir. Bir grubu fıkranın zahiri ile hükmetmiştir. A h m e d b i n    H a n b e 1    ve    Evzâi    böyle hükmedenlerdendirler.

Bir rivayete göre t m a m Mâlik, ayakta namaz kılabilen kimse, oturarak namaz kılan kişiye, ne ayakta ne de oturarak uya­bilir.

Ebû Hanife, Şafii ve Selefin cumhuruna göre ayak­ta namaz kılmaya gücü yeten kişi oturarak namaz kılan kimseye, ancak ayakta durarak uyabilir. Delilleri de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in, son hastalığında oturarak namaz kılması, Ebû Bekir (Radıyallâhü anhl'in ve cemâatin ayakta Ona uyması ola­yıdır. Bâzı âlimler söz konusu olayda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'e uyduğunu söy-lemişlerse de hatalıdır. Doğrusu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in imamlık etmiş olmasıdır.

847) Ebû Musa el-Eş'âri (Radtyalfâhiİ anh)'(\en rivayet edildiğine göre;  Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

İmam okuduğu zaman, siz susunuz. İmam oturduğu zaman her hangi birinizin ilk zikri teşehhüd olsun.[72][72] (Rtuhyattâhü anh)'(\ew rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Ben, Ebû Hüreyre (Badıyallâhü anh)'den şunu söylerken işittim : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashâbma bir namaz kıldır­dı.   O namazın sabah namazı olduğunu zannediyorum.   Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  namazdan sonra:

—  «Sizden her hangi bir kimse  (benimle beraber) okudu mu?» diye sordu. Bîr adam ;

—  Ben (okudum) dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

—  «Ben,  (içimde) : Bana ne oluyor ki Kur'an   (okumuşum)  da benimle münazaa ediliyor, diyorum» buyurdu."

849) İbn-i Ükeyme (Radtyallâhü anh)'den : O(nun) da Ebû Hürey­re (Radtyallâhü anh)'âen rivayet ettiğine göre Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh) :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize namaz kıldırdı di­yerek, yukarıdaki hadîsin mislini söyledi ve ona şu ilâveyi yaparak,' dedi ki: Bundan sonra saha biler, imamın açıktan okuduğu namazlar­da sustular.[74][74]

İzahı

Bu hadîsi Dârekutnİ ve Tahavi de rivayet etmiş­lerdir, imamın arkasında namaz kılan kimse kıraat etmez, diyen âlimlerin gösterdikleri delillerden birisi de bu hadîstir.

Tuhfetü'l-Ahvezî yazarı, 'Cehri namazlarda imama uyanın, kıraa­ti terketmesi babında şöyle der:

'İmama uyan kimse kıraat etmez, diyen âlimlerin delillerinden birisi de Câbir (Radıyallâhü anh) in bu hadisidir. Ben derim ki: Bu hadisi delil göstermek sahih değildir. Çünkü hadis bütün ta­likleriyle zayıftır. E 1 -H â fi z da Fethü'l-Bârî'de bu hadisin ha­dîs hafızları yanında zayıf olduğunu söylemiş, Dârekutni. ve başkalarının da aynı şeyi söylediklerini nakletmiştir.

Hadîsin sahih olduğunu teslim etsek bile, bizim birkaç «evabı-mız vardır. Bunlardan birisi şudur: Bu hadis Fatiha' nın okun­mayacağına kesin delil değildir. Buna muhtemel olduğu gibi, sûre kırâatına da muhtemeldir. Öte yandan imama uyanın Fatiha okumasının vâcibliğine veya müstahsen olduğuna açıkça delâlet eden Übâde (Radıyallâhü anh)'nin ve başkalarının sahîh rivayetleri ortadadır. Şu halde bu rivayetleri takdim etmek gerekir.[76][76]

Dört Mezhebin Görüşleri

Yukarıda muhtelif mezheblere mensub âlimlerin görüşlerini ve görüşlerine mesned olan delilleri el-Menhel'den kısaca naklettik. Şim­di ise dört mezhebin görüşlerini çok kısa olarak el-Fıkıh Ale'1-Mezâ-hibi'l-Erbaa'dan naklen bilginize sunalım ;

1 - Hanefî   mezhebine göre imamın arkasında namaz kı­lan kimsenin gizli ve açık namazlarda kıraat etmesi, tahrimen mek­ruhtur. Büyük sahâbîlerden 80 zâttan me'mumun kırâattan men edil­mesi nakledilmiştir.

2 - Şafiî   mezhebine göre imama uyan kimsenin, bütün na­mazların her rek'atinde   Fatiha   okuması farzdır. Ancak mes-bûk yâni bir   Fatiha   okunacak zamandan daha az bir zamankaldıktan sonra imama uyan ve taharrüm tekbirinden sonra F â -t i h a okumaya fırsat bulmadan, imam rüku'a varınca mesbuk, F â t i h a' yi bitirmeden veya Fatiha' dan hiç bir şey oku-yamadan imamla rüku'a varır ve o rek'atin F a t i h a ' sından muaf tutulur.

3 - Mâlikîler'e göre imama uyan kişinin gizli namaz­larda kıraat etmesi mendubtur, cehri namazlarda mekruhtur. An­cak cehri namazlarda da okunmasını gerekli gören âlimlere muha­lefet etmekten sakınmak maksadıyla bu namazlarda da okumak men­dubtur.

H a n b e 1 î mezhebine göre imama uyan kişinin gizli namaz­larda kıraat etmesi müstehabtır. Cehri namazlarda, imamın sekte­lerinde okumak, yine müstehabtır ve cehri namazlarda imam kıraat ederken me'munun okuması mekruhtur.

Dört ve üç rek'atli farz namazların ilk iki rek'atlerinde ve sa­bah namazının her iki rek'atinde Fatiha' dan sonra K u r' a n ' -dan bir parça okumak, dört mezhebin ittifakıyla matlubtur. Mali­ki, Şafiî ve Hanbeli mezheblerine göre bunun hükmü sünnettir. Hanefî âlimleri muhalefet etmişlerdir. Onlara göre bir sûre veya üç kısa âyet yahut uzunca bir âyet okumak vâcibtir. Bu hüküm, îmam ve münferid olarak namaz kılana aittir. Me'mum Fatiha   okumadığı gibi sûre de okumaz.

Şafiî mezhebine göre imam, münferid ve me'mumun, mez­kûr rek'atlerde en kısa bir âyet bile olsun Kur'an-ı Kerim'-den bir şey okumaları sünnettir.

Bu konu, geniş izahat ister. Ayrıntılı bilgi isteyenlerin Fıkıh Ki-tablarına müracaat etmeleri gerekir.[78][78]

İzahı

Müellifin iki senedle rivayet ettiği Ebû Hüreyre (Radı-yallâhü anh)'m hadîsi Kütüb-i Sitte'de mânâyı etkilemeyen az bir la­fız farkı ile rivayet edilmiştir. Mâlik de el-Muvatta'da rivayet­te bulunmuştur. Ebü Davud'un rivâyetindeki hadisin so­nunda î b n - i Şihâb: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); «Âmîn» derdi, demiştir. N e s â î' nin Ebü Hüreyre (Radı-yallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet ettiği bir hadîsin meali şöy­ledir :

«İmam i,> dediği zaman siz de âmîn deyiniz. Çünkü me­lekler : Âmîn, derler. İmam da t Âmin der.»

Hadîs, me'mum gibi imamın da âmin demesinin meşru olduğu­na delâlet eder.

Hadîste geçen , kelimesini 'okuyucu' olarak terceme ettik.

Bunun zahirine göre imam olsun olmasın herhangi bir kimse Fâtiha'yı okuyup bitirdiğinde âmîn dediği zaman, onun sesini işiten­lerin âmin demesi emredilmiş olur.

Bu kelimeyle imam kasdedilmiş olabiliı. Kütüb-i Sitte'nin bir kıs­mındaki rivayette, bu kelime yerine.kelimesi kullanılmıştır.

Yukarıda mealini naklettiğimiz, N e s â î * nin Ebû Hürey-r e (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet ettiği hadisten ve Buhâri, Ebû Dâvûd ve Mâlik ile başkalarının riva­yet ettikleri benzer hadîslerden anlaşılıyor ki, cemâatin âmin deme­si, imamın âmîn demesiyle beraber olmalıdır. Bâzı rivayetlere gö­re melekler, imamla beraber âmîn derler. Cemâat, imamla beraber âmin deyince, meleklerle beraber âmin demiş olur. Bunun için biz

hadîsin : cümlesini «Okuyucu âmîn demek istediği za­man • şeklinde terceme ettik. Tâ ki cemâatin imamla beraber âmin demesi mânâsı ifâde edilmiş olsun. Halbuki cümlenin zahiri mânâsı: «Okuyucu âmin dediği zaman...» demektir. Bundan sonra gelen cüm­lenin başında, tâkib mânâsını ifâde eden  *-s harfi bulunduğu için

hadisin zahirine göre cemâatin âmîn demesi, imamın âmîn demesi­ni tâkib edecek, onunla beraber olmayacaktır. Bu takdirde bu ha­dîs, diğer hadislere ters düşer. Bütün rivayetlerin arasını bulmak için mezkûr cümleyi, yukarıda anlattığımız gibi yorumlamak gere­kir. E l-.C üv ey n i: Âmin demekten başka, namazın hiç bir şeyinde imamla beraber olmak müstahab değildir, demiştir.

Bâzıları, mezkûr cümleyi zahirine göre yorumlamışlar ve: Bu hadîs ile diğer hadîslerden alınan netice cemâatin, imamla beraber veya imamdan sonra âmîn demesi hususunda serbest bırakılmış ol­masıdır, demişlerdir.

İmamın âmin demek istediği zaman, me'mum un âmîn demesi­ne âit, hadîsteki emir cumhura göre mendubluk içindir. 1 b n - i B e z i z e' nin anlattığına göre bazı ilim adamları, hadîsteki em­rin zahirini tutarak me'mumün âmin demesinin vâcibliğine hükmet­mişlerdir, îmanı ve münferidin âmin demeleri de cumhura göre, men-dubtur.                                    

Zahiriye   mezhebine göre, namaz kılan herkesin âmin de­mesi vacibtir.

Bu hadisin, açık sesle âmîn demenin meşruluğuna delil olması mes'elesine gelince;    Sindi   bu hususu şöyle açıklar:

Müellif; hadîsin: «Okuyucu âmin dediği zaman...» ifâdesinden, âmin'in açık sesle denmesi hükmünü çıkarmıştır. Şöyle ki: Eğer imam gizli olarak âmîn deseydi, cemâat onun ne zaman âmin de­diğini bilemezdi. Hâl böyle olunca imam âmîn dediği zaman cemâa­tin âmîn demesinin emredilmesi güzel olmazdı. Bu emir verildiğine göre cemâat, imamın âmin dediği zamanı bilirler. Bu bilgi ise, ima­mın sesli olarak âmin demesinden alınır. Müellif, bu inceliği dikka-ta alarak açık sesle âmîn deme hükmünü bu hadisten çıkarmıştır. Bundan sonra gelecek olan hadisler, çıkarılan bu hükmü serahatan kuvvetlendirir.

Şöyle söylenebilir: Cemâat, imamın F â t i h a ' yi bitirip sus­masından, onun âmîn demesi zamanının geldiğini anlayabilir. Ve onlar da o esnada âmin diyebilirler. Bu kadarlık bilgi, beraberce âmîn demek emri için kâfidir.

Yukarıda anlatılan şekilde bir şey söylenebilirse de pek tutarlı değildir. Çünkü imamın susmasından âmin demesi zamanının geldi­ğini anlatmak, zayıf bir bilgidir. Bilâkis çoğu zaman imam Fâ ti-h a' yi bitirince biraz sükût eder, sonra âmîn der. Hattâ kıraat ile âmîn arasında fasıla yapması daha uygundur. Cemâat onun susma­sına güvenerek âmin dediği zaman, icâbında imam henüz âmîn de­memişken, cemâat âmin demiş olur. Netice olarak; Hadîs, imamın açıktan âmîn dediğine işaret eder, kanâatindeyim.

uft?' kelimesi birkaç şekilde okunabilirse de en meşhuru olarakokumaktır. Bu kelime. Fatiha sûresinden bir parça değildir. Hattâ K u r'a n ' dan da değildir. Bunun için K u r' a n ' dan olmadığını belirlemek maksadıyla Fatiha ile onun arasında bir fasıla vermenin sünnet olduğunu müfessirler söylemişlerdir.

Fatiha' dan sonra âmîn demek sünnet olduğu gibi duadan sonra da âmin demek sünnettir. Çünkü rivayet edildiğine göre A1i (Radıyallâhü anh) : «Âmîn, Allah'ın mührüdür. Onunla, kullarının dualarını mühürler.» demiştir.

'Âmin' kelimesi; Ism-i faildir. Mânâsı; kabul et, demektir. Ka­mus sahibinin   e 1 - V â h i d i' den   hikâye ettiğine göre   e1-Vahidi   âmîn kelimesinin Allah'ın bir ismi olduğunu söylemiştir. Bu kelime için başka mânâlar da söylenmiştir.

Hadisin: «...Meleklerin âmin demesine denk gelirse...» tâbirine gelince; denk gelişten maksad, zaman bakımından meleklerle bera­ber âmin demektir. Çünkü Buhârî ve Müslim'de Ebû H ü r e y r e (Radıyallâhü anhî'den merfu' olarak rivayet edilen bir hadîsin meali şöyledir:

«Sizden birisi âmîn dediği, melekler de gökte âmîn dediği ve bu iki âmin birbirine rastladığı an, âmîn diyen kulun geçmiş günahı bağışlanır.»

Ibn-i Hibbân ise: Denk gelişten maksad, zaman bakı­mından âminlerin beraber olması değil, meleklerin âmîni gibi riya­sız, gösterişsiz ve böbürlenmeden âmin denmesidir, denmiştir.

Meleklerden maksad, hafaza olan meleklerdir. Bâzıları: Mutlak meleklerdir, demişlerdir.

Bağışlanan günahlar, küçük günahlardır.[80][80]

İzahı

Nottan anlaşıldığına göre Zevâid yazan, bu hadîsi zevâid kısmın­dan saymıştır. Halbuki Ebû Dâvûd, 'İmamın arkasında âmin demek bâbı'nda bu hadîsi biraz kısa olarak ve son râvi müstesna ay­nı senedle rivayet etmiştir. Oradaki sened ve metin şöyledir:

Bu hadîsi Dârekutni, Hâkim ve Beyhaki de başka bir lafızla rivayet etmişler. Oradaki metinde de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Fatiha'yı bitirince yüksek ses­le âmin dediği bildirilmiştir.

Hafız, Telhis'te Dârekutnî ile Hâkim'in hadi­sini zikrettikten sonra Dâreku tni'nin isnadının hasen oldu­ğunu ve Hâkim'in de isnadının B u h â r i ile Müslim'in şartlarına uygun olduğunu söylediklerini nakletmiştir. Beyhaki de hadisin hasen - sahîh olduğunu söylemiştir.

Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in açık sesle âmin dediğine ve cemaattan da açık sesle âmin dediklerine delâlet eder.

854) Ali (bin Ebî Talib)  (Radtyaîlâkü atıh)'den : Şöyle demiştir:

Resûlullah   (Sallallahü  Aleyhive Sellem)'den;  dediği zaman   öyle dediğini işittim.[82][82]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizî, Ahmed, Dare-kutni ve ibn-i Hibbân da mânâyı etkilemeyen az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.

Hadîs, imamın âmin demesinin ve bunu açık sesle söylemesinin meşruluğuna delâlet eder.

856) Âişe (Radtyallâhü anhâ)'âen rivayet edildiğine göre; Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Yahudiler, sizin selâmınızdan ve âmin deyişinizden dolayı size hased ettikleri kadar, hiç bir şeyinizden hased etmezler.[84][84]

İzahı

Bu iki hadîs, Kütüb-i Sitte'den yalnız müellifin süneninde rivayet edilen zevâid kısmındandır. Camiu's-Sağîr'den anlaşıldığına göre Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nin hadîsini Buharı, «el-Edeb» ad­lı kitabında rivayet etmiştir.

Hadisteki selâmdan maksad, selâmlaşmaktır. Camiu's-Sağir'in şerhi es-Siracü'I-Mûnîr'de beyan edildiğine göre et- demîri: 'Âlimler: Âmin kelimesi, bizden önceki ümmetlerden hiç kimseye ve-

rilmemiştir. Yalnız Musa (Aleyhisselâm) ve H â r u n (Aley­hisselâm) 'a verilmiştir, demişlerdir. Hakîm-i Tirmizi Ne-vâdirü'1-Usûl adlı kitabında bu bilgiyi vermiştir.1 demiştir.

Yine Siracü'l-Münir: Yahudiler, müslümanlarm gerek namazda ve gerekse dua sonunda âmin deyişlerinden Öfkelenip çekememezlik ederler, demiş ve î b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi­nin hesen ligayrihi olduğunu söylemiştir.

Muhammed el-Hafnî'nin Câmlu's-Sağirin haşiyesin­de beyân ettiğine göre yahudîler, özellikle cemaatla kılınan namaz­da imamın F â t i h a ' sı sonunda birlikte getirilen âmin sesinden çok hased ederler.[86][86] (Radıyattâkü anh)'den rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (namaz için) iftitah tek­birini aldığı zaman kulaklarının yakınına kadar ellerini kaldırırdı. Rüku'a gittiği zaman aynı şeyi yapardı. Ve rüku'dan başını kaldırdığı zaman onun gibi yapardı.[88][88]

El Kaldırmanın Hikmeti

El-Menhel yazarı, bu hususta şöyle der:

«Namaza başlarken elleri kaldırmanın hikmeti, başladığı ibade­tin kutsallığını ve yüceliğini ifâde etmektir. Bâzılarına göre namaza başlayan kişi, ellerini kaldırmakla, dünyaya sırt çevirdiğine ve bü­tünüyle namaz ile ilâhi müracaata yöneldiğine işaret eder. 'Allahti ekber' sözüyle davranışı arasında bir uyumluluğun bulunduğunu ilân etmektir. Bir kısım âlimler de: Ellerin kaldırılması; tevazu, teslim olmak ve ilâhi azamete karşı eğilmek işaretidir, demişlerdir.

Hticcetü'llah el-Bâliğada da: 'Ellerin kaldırıl mas ındaki sır şudur : Ellerin kaldırılması fiilî bir ta'zimdir. Namaza ve ilâhi münâcaat haline girmeye ters düşen meşguliyetleri terketmek için nefsi uyarır. Bu uyarıyı yapmak için meşru kılınmıştır,' denilmiştir.

E 1 - B â c î de : Namazda bir halden diğer bir hâle intikal et­mek için bir vücut hareketi bulunur Namaza başlama hâlinde ve namazdan çıkma hâlinde bir vücut hareketi bulunmadığından dola­yı, namaza başlarken ellerin kaldırılması ve namazdan çıkarken, ba­şın döndürülmesi hareketi meşru kılınmıştır, der.[90][90]

El Kaldırmanın Delilleri:

Rükûa giderken ve ondan kalkarken el kaldırmanın müstehab olmadığını söyleyen âlimlerin delilleri :

l - Ebû Dâvûd, Dârekutni ve Tahavî1 nin e 1 - B e r â (Radıyallâhü anhî'den rivayet ettikleri şu mealdeki ha­dîstir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza başlarken el­lerini kulaklarının yakınına kadar kaldırırdı. Sonra bir daha kaldır­mazdı.

Ebû Dâvûd:    Bu hadis sahih değildir, demiştir. Bâzı râvi-ler 'Sonra bir daha kaldırmazdı.' cümlesini zikretmemişlerdir. El-Menhel yazarı da şöyle der:

«Lâkin B e r â (Radıyallâhü anh)'ın hadisi, el kaldırmamaya delâlet etmez. Çünkü Buhâri, Ahmed bin Hanbel, Şafiî, îbn-i Uyeyne, tbn-i Zübeyr, Dârimî ve başka imamlar, bu hadisi zayıf görmüşlerdir. Ayrıca hadîs hafız­ları 'Sonra bir daha kaldırmazdı.' diye terceme ettiğimiz :    syuY jw

cümlesinin hadîsten olmayıp avi Yezid bin Ebî Ziyad'ın sözü olduğunda ve haberin müdreç olduğunda ittifak etmişlerdir. Ni­tekim Şu'be, Sevri, Halid et-Tahhân, Züheyr ve başka hafızların rivayetinde bu cümle yoktur.

El-Hümeydi: Bu ilâveyi Yezid yapmıştır. Yezid ilâve yapar, demiştir.

El-Bezzâr da: Bu ziyade sahîh değildir. Dârekutnî, bu ilâve olmaksızın hadîsi Yezid bin Ebî Ziyad Yoluy­la e 1 - B e r â (Radıyallâhü anh) 'dan rivayet etmiştir. Doğrusu da budur, demiştir.

Dârekutnî' nin   Ali   bin   Âsim   yoluyla   M u h a m med   bin   Ebî   Leylâ' dan   Onun da   Yezid   b.   E b 1 Ziyad' dan   olan rivayetinde bu ilâve mevcuttur.   Ali   demiş» tir ki: Ben   K û f e'ye   vardığım zaman   Ye z i d'in   hayatta olduğu söylendi. Bunun üzerine, Ona gittim. Kendisi bu hadîsi ba­na rivayet etti. Rivayetinde bu ilâve yoktur. Bunun üzerine ben Ona îbn-i   Ebi    Leylâ' nın   bana haber verdiğine göre sen :

demişsin, dedim.   Yezid,    bana :Ben bunu hatırlayamayacağım, dedi. Ben tekrar Onu ziyaret ettim. Yine: Ben bunu ha­tırlamıyorum, dedi.'

2 - Ahmed,   Tirmizî   ve   Ebû   Davud'un   îbn-i M e s' u d    (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri şu mealdeki ha­dîstir :    "İbn-i   Mes'ud* (Radıyallâhü anh) :

Ben size Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kıldırışı gibi namaz kıldıracağım, dedi ve namaz kıldırdı. Ellerini yalnız bir defa kaldırdı.'

Bu hadîsin de zayıf olduğu Ahmed, Yahya bin Âdem, İbnü'l-Mübârek, Ebû Hatim, İbn-i Hibbân, îbn-i Abdi'1-Berr ve el-Bezzâr tarafından söylen­miştir.

3 - Beyhakî'nin   el-Hilâfiyât'da   îbn-i   Ömer    (Ra­dıyallâhü anh) 'den rivayet etliği şu mealdeki hadistir :

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza başlarken el­lerini kaldırırdı, sonra bir daha kaldırmazdı.'

E 1 - H â k i m :    Bu hadîs bâtıl ve mevzu'dur, demiştir. Bu görüşteki âlimlerin delil olarak gösterdikleri, diğer hadîs ve eserler hakkında da söz edilmiştir.

Bu âlimlerin bir kısmı el kaldırmanın müstehablığına delâlet eden İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in (858 nolu) ve Mâlik bin el-Hüveyris (Radıyallâhü anh) 'in (859 nolu) hadisleri ile ben­zerî hadîslerin mensûh olduğunu söylemişlerdir. Fakat buna delâlet eden her hangi bir delil yoktur. Diğer taraftan Kütüb-i Sitte sahih­lerinin ve başkalarının, sahâbîlerden bir cemaattan rivayet ettikleri hadîsler, el kaldırmanın müstehablığına delâlet ederler. Bu hadisler; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in el kaldırdığına delâlet ederler. Karşı grubun rivayet ettiği hadîsler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in el kaldırmadığına delâlet ederler. Bir işin oldu­ğuna delâlet eden delil, o işin olmadığına delâlet eden delile tercih edilir.

En-Neyl yazarı: Sahâbîler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) in vefatından sonra, el kaldırmanın meşruluğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Sahâbîler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) za­manında bulunmayan bir şey üzerinde ittifak etmezler. Kaldı ki B e y -h a k î' nin îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den olan rivâye-tiyle sabit olmuştur ki; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ve­fat edinceye kadar, namaza başlarken, rüku'a giderken ve rüku'dan kalkarken ellerini kaldırıyormuş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in el kaldırmadığı sabit olduğu takdirde, el kaldırmamanın câizliğini beyan etmek içindir, diye yorum yapılacaktır.-

Tirmizî, rükûa giderken ve rüku'dan kalkarken el kaldır­manın meşruluğuna delâlet eden I b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini rivayet ederek, hadisin hasen - sahih olduğunu söy­ledikten ve bu görüşteki bâzı sahâbîler ile tabiîlerin ve onlardan son­ra gelenlerin isimlerini zikrettikten sonra, î b n , Mes'ud (Ra­dıyallâhü anh)'un :

'Ben size Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kıldırışı gi­bi namaz kıldırayım...' mealindeki hadisini nakletmiş ve onun hasen olduğunu söylemiştir. T i r m i z î, daha sonra: Sahâbilerden ve tabiîlerden, tbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) un hadisine uygun olarak hükmeden âlimler bir kişi değildir. S ü f y â n ve Küfe   halkının kavli de budur, demiştir.

El kaldırmak sünnetinde erkekler ve kadınlar müşterektir. Ara­da bir fark bulunduğuna delâlet eden bir delil vârid olmamıştır. Ke­za el kaldırma miktarı hususunda da bir şey vârid olmamıştır. Fa­kat bâzı Hanefî âlimlerine göre teharrüm tekbiri alındığında erkek, ellerini kulaklarına kadar, kaldırır kadın ise omuzlarına ka­dar kaldıracaktır. Çünkü kadının örtünmesine daha uygun olanı bu­dur.

El kaldırmak bakımından imam, münferid ve me'mum arasın­da, keza farz ile nafile namaz arasında bir fark yoktur.

î b n - i Ömer (Radıyallâhü anhJ'in hadisi iki secde arasın­da el kaldırılmayacağına delâlet eder. Cumhur'un mezhebi de budur.[92][92]

İzahı

Hadisin Zevâid türünden olduğu notta da işaret edilmiştir. Hadisin :  lafzını:  -ve secde etmek üzere     rükû'dan

kalktığı zaman...» diye terceme ettim. Sindi, bu lafzı böyle yo­rumlamış ve: Bu yorumla hadîs, bundan önce geçen hadîslere uy­gun olur. Zâten babın başlığına uygunluğu da bu yorumu gerektirir, demiştir.

Ebû Dâvûd Namazın iftitah babında başka bir senedle Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhî'den buna benzer bir hadis rivayet etmiştir. Oradaki hadîsin meali şöyledir:

'Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), namaz için iftitah tek­biri aldığı zaman ellerini omuzlarının hizasında kılardı. Rükûa gitti­ği zaman bunun mislini yapardı ve secde etmek için rükû'dan kalk­tığı zaman bunun mislini yapardı. İki rek'atten üçüncüye kalktığı za­man da böyle yapardı.'

Bu hadisteki; lafzı, müfellifin rivâyetindeki lafzının,    Sindi' den   naklen beyan ettiğim şekilde yo-rumlanmasımn isabetli olacağım te'yid eder.

Gerek müellifin ve gerekse Ebû Davud'un rivayet et­tikleri Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhJ'nin metin bakımın­dan benzer durumdaki hadîsleri de rükûa giderken ve ondan kal­karken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ellerini kaldırdı gına delâlet ederler.

861) Umeyr bin Habîb[94][94]

İzahı

Sindi: 'Bu hadisin : -Her tekbir ile beraber...» lafzından nıak-sad, her intikal (bir halden başka bir hâle geçişidir. Çünkü rüku'dan kalkılırken tekbir alınmadığı malumdur. Bu hadîsin diğer hadisle­re uygunluğunu sağlamak için, bundan maksad; namaza başlarken, rükûa giderken ve rüku'dan kalkarken el kaldırmaktır, diye yorum yapmak gerekir,' demiştir.

Hadisin zahirine göre secde ederken ve secdeden kalkarken, hat­tâ iki secde arasında Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ellerini kaldırmıştır. Hadisin zahiri, diğer hadîslere uymadığı için S i n -d i   böyle bir yorum yapma yolunu seçmiştir.

Ebû Dâvûd' un, 'Elleri kaldırma bâbı'nda V â i 1 bin H ü c r (Radıyallâhü anhVden rivayet ettiği bir hadîste de Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in secdeden mübarek başını kaldırdığı zaman ellerini kaldırdığı rivayet edilmiştir. El-Menhel ya­zarı bu hususta şöyle der:

«Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in rüku'dan kalkarken ellerini kaldırdığı gibi, secdeden kalkarken de ellerini kal­dırdığına delâlet eder. Ebû Bekir bin el-Münzir, T a b e r i ve bâzı hadîs ehli bununla hükmetmişlerdir. Umulur ki secdeden kalkarken el kaldırmak hükmü. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in secdeden kaldırmadığı hakkında vârid olan çok sayıdaki sahih hadislerle mensuh olmuştur. Kaldı ki bu hadiste ri­vayet olunan: «Secdeden kalkarken ellerini kaldırdığı...» lafzı üze­rinde râvilerin ittifakı yoktur. Nitekim Ebû Dâvûd: R.âvi İbn-i   Cühâde   bu lafzı rivayet etmemiş, demiştir.»

862) Muhammet! bin Anır bin Alâ[96][96] (Radıyallâhü anh)'den işittim. Kendisi Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ashabından on zâtın arasındaydı. On sahâbiden birisi Ebû Katâde bin Rib'i idi. Ebû Hümeyd, orada bulunan on sahâbi'ye =

Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hepinizden daha iyi bilirim Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza durmak istediği zaman dimdik doğrulurdu ve ellerini omuz­ları hizasına kadar kaldırdıktan sonra: -Allahü ekber» derdi, rükû'a varmak istediği zaman da ellerini omuzları hizasına kadar kaldırırdı.

 dediği zaman da ellerini kaldırırdı, sonra tam doğru-

lurdu. İki rek'atten (üçüncü rek'ate) kalktığı zaman tekbir alırdı ve iftitah tekbîrini aldığı zaman yaptığı gibi ellerini omuzlarının hiza­sına kadar kaldırırdı.[98][98] (Radıyallâhü anhümâ)'âan :

Şöyle demiştir: (Sahâbilerden) Ebû Hümeyd (es-Sâidİ), Ebû Üseyd es-Sâidî, Sehl bin Sa'd (es-Sâîdi) ve Muhammed bin Mesleme (Radıyallâhü anhüm) toplanmıştılar. Bir ara Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJin namazını anlattılar. Ebû Hümeyd (Radıyallâhü

anh) :

Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeüemJ'in namazını hepi­nizden daha iyi bilirim. Muhakkak ki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza kalktı, tekbîr alarak ellerini kaldırdı. Sonra rü-kü'a varmak için tekbîr aldığı zaman ellerini kaldırdı.    Sonra rükû'dan kalktı da ellerini kaldırdı ve her kemik yerine dönünceye ka­dar tam doğruldu, dedi."

864) Alî bin Ebî Talib (Radtyattdhü <in*J'den :

Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî farz namaza kalktığı zaman tekbir getirirdi ve ellerini omuzlarının hiza­sında oluncaya kadar kaldırırdı. Rükû'a gitmek istediği zaman bu­nun mislini yapardı. Rükû'dan başını kaldırdığı zaman da bunun mislini yapardı. Ve iki rekatten (üçüncü rek'ate) kalktığı zaman bu­nun mislini yapardı.[100][100]

İzahı

Hadisin zevâid türünden olduğuna notta işaret edilmiştir. Hadisin «Her tekbir getirişinde...» ifâdesi, 861 nolu Ü meyrbin   Habîb    (Radıyallâhü anh)'in hadisindeki: ifadesine benzer. Orada yapılan izfth, burası için de aynen yapılabilir. Oradaki izaha şunu ilâve edelim : Ebû Dâvûd, 'İftitahü's-Salâ bâbı'nda Meymûn el-Mekki (Badıyallâhü anh) 'den şöyle bir rivayette bulunmuştur: 'Meymûn el-Mekki (Ra-dıyallâhü anh); Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh)'in, onlara namaz kıldırdığında kalktığı, rükûa gittiği (ikinci), secdeye gittiği ve ayağa kalktığı zamanlarda elleriyle işaret ettiğini görmüş ve şöyle demiştir :

Ben bunun üzerine İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in yanına git­tim ve ona: îbn-i Zübeyr (Radıyallâhü anh) öyle bir namaz kıldı ki, bugüne kadar öyle namaz kılan hiç kimseyi görmedim, dedim. Ve İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'a, İbn-i Zübeyr (Radiyallâhü anh)'in yaptığı el işaretlerini yaptım. Bunun üzerine İbn-i Abbas (Radıyal­lâhü anh) bana = Eğer sen, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in namaz kılışına bakmak istersen, Abdullah bin Zübeyr (Radıyallâhü anh)'in namaz kılışına uy, dedi/

El-Menhel yazan, bu hadîsle ilgili olarak şöyle der:

«Hadîs, ikinci secdeye gidildiği ve ondan kalkıldığı zaman elleri kaldırmanın câizliğine delâlet eder. Lâkin hadîs zayıftır. Çünkü râvi İbn-i L a h i a , zayıflıkla meşhurdur. Meymûn el-Mek-k î de meçhuldür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ge­rek ikinci secdeye giderken ve gerekse ikinci secdeden kalkarken ellerini kaldırmadığı sahih hadislerle sabittir. Bu nedenle, bu hadîs sahih olsa bile, diğer sahih hadîslere muarız sayılmaz. Çünkü hadişteki; lafzından murad «secdeye gittiği zaman...» değil «secdeye gitmek üzere rüku'dan kalktığı zaman...»dır, diye yorum yapılabilir ve; ifâdesinden maksad : «Birinci teşeh-hüdden üçüncü rek'ate kalktığı zaman...»dır, denilebilir.»

866) Enes (bin Mâlik) (Radtyallâkü anh)'denşöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), nama­za girdiği zaman ve rükû'a gittiği zaman ellerini kaldırırdı.[102][102]

İzahı

Bu hadisi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâİ daha uzun bir metin hâlinde rivayet etmişlerdir. İbn-i Huzeyme ve B e y h a k i de onların metnine benzer bir ifâdeyle rivayet etmişlerdir. Buradaki rivayette, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, kıbleye doğru durup tekbir aldığı belirtilmişse de diğer rivayetlerde tekbir aldığı tasrih edilmiştir.

Bu hadîs  rükû'a giderken ve rüku'dan kalkarken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ellerini kaldırdığına delâlet eder.

868) Ebü'z-ZüİH'yr [104][104] da ellerini kulaklarına kadar kaldırmıştır.[106][106] (Radtyallâhü anh), kavmi tarafından Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^ elçi olarak gönderilen heyetten idi. Ken­disi şöyle demiştir :

Biz yola çıktık. Nihayet Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in yanına vardıktan sonra Ona biat ettik. Ve arkasında namaz kıldık. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), namazını düzgün kılmayan, yâni rükû' ve secde de belini düzgün tutmayan bir adama kulaktan yana göz ucuyla baktı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazını bitirince.

«Ey Müslümanlar cemâati! Rükû' ve secdede belini düzgün tut­mayanın namazı yoktur.» buyurdu.[108][108]   (Radtyallâhü anh)'\n şöyle dediği ri­vayet edilmiştir

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i namaz kılarken gördüm. Rüku' ettiği zaman, belini Öyle düzgün tutuyordu ki, eğer üzerine su dökülmüş olsaydı, orada kalacaktı."

Not : Zevâid'de : İsnadında Talha bin Zeyd vardır. Buhârî ve başkaları: O, hadisi münker bir kimsedir, demişlerdir. Ahmed bin el-Medenî de : O, hadis uy­durur, demiş, denilmiştir.[110][110]

İzahı

Mus'ab bin Sa'd (Radiyallâhü anh}'ın hadîsini Buhâri, Müslim ve Nesâî de az lafız farkıyla rivayet et­mişlerdir. Hadîsteki Sa'd bin Ebî Vakkâs (Radıyallâhü anh)'a âit metin ise Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir.

Tatbik: Terceme ederken parantez içi ifâdeyle de belirttiğim gi­bi, el ayaları üst üste gelecek şekilde elleri birleştirip, parmakları bir­birleri arasına geçirmek ve bu şekilde tutulan elleri diz kapakları ara­sına koymaktır. İlk zamanlarda namaz kılınırken rüku'da tatbik ya­pılırdı. Sonradan bu rükün neshedilmiş ve rüku'da ellerin diz kapak­ları üzerine konması emredilmiştir.

Ebü Dâvûd, namazda tatbik yapmanın neshine âit bahis­te, Alkarna (Radıyallâhü anh)'dan şu mealde bir hadîs rivayet etmiştir:

'Abdullah bin Mes'ud (Radıyallâhü anh) . Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve SeHern) bize namaz kılmayı öğretti. Tekbîr aldı ve elleri­ni kaldırdı. Rüku1 ettiği zaman, ellerini diz kapakları arasında tat­bik etti, dedi. Râvi Alkarna demiştir ki: İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'un bu sözü Sa'd (bin Ebî Vakkâs) a yetişti. Bunun üzerine Sa'd (Radıyallâhü anh) dedi ki: Kardeşim (Abdullah) doğru söylemiştir. Biz öyle yapardık. Sonra böyle yapmakla emredildik. Yâni elleri diz kapakları üzerinde tutmakla...'

El-Menhel yazarı şöyle der: Âlimler, tatbik usulünün mensuh olduğuna delil olarak Sa'd (Radıyallâhü anh)'m hadisini göster­mişlerdir. Çünkü emreden de yasaklayan da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'dir. Tirmizi: ilim ehli yanında tatbik men-şuhtur. Bu hususta aralarında ihtilâf yoktur. Yalnız İbn-i M e s'u d (Radıyallâhü anh) .ve arkadaşlarının tatbik usulüne devam ettikle­ri rivayet olunmuştur, demiştir. Tatbikin neshedilmiş olduğuna dâir başka hadîsler de vardır. -EI-Menhel yazarı, bu hadîsleri senedleriy-le beraber zikretmiştir. Onları buraya geçirmeye gerek görmedim.»

Bütün bu hadisler, merfu' hükmündedir. Çünkü sahâbî: Sün­net böyledir, dediği zaman, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in sünneti böyledir, mânâsına gelir.

Kasta1ânî, 'Rüku'da elleri diz kapakları üzerinde bırak­mak b&bı'nda rivayet olunan Sa'd (Radıyallâhü anh)'in hadîsi­ni açıklamak bahsinde anlattığına göre Mesrûk    (Radıyallâhü anh), Â i ş e (Radıyallâhü anhâl'ya tatbik meselesini sormuş, Âişe (Radıyallâhü anhâi'nın verdiği cevabın hulâsası şudur: Tat­bik, yahudîlerin işidir. Bu sebeple Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem), tatbiki yasakladı. Hakkında vahy gelmeyen hususlarda Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ilk zamanlarda ehl-i kitaba mu­vafakat etmeyi uygun görürdü. Bilâhere ehl-i kitaba muhalefet et­mekle emrolundu.

î b n - i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'un, tatbik usûlünün nes-hedildiğini duymadığı ihtimâli üzerinde durulmuşsa da; î b n-i Mes'ud (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) ile sıkı temas hâlinde bulunduğu için, bunu duymamış olması ihtimali zayıf görülmüştür. Bununla beraber âlimler, tatbikin men­suh olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.[112][112]

Bu Bâbtaki Hadislerin İzahı

875 nolu   Ebû   Hüreyre    (Radıyallâhü anhl'nin hadîsini Buharı de rivayet etmiştir. Oradaki rivayette;  lafzından önce İ lafzı da vardır. Bu hadise göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi

ve Sellem) rüku'dan başını kaldırmaya başladığı zaman «Semiallah...» derdi. Bu cümlenin mânâsı şöyledir: 'Allah, kendisine hamd edenin hamdini kabuletmiştir.' Veyahut: 'Allah, kendisine hamdedenin ham-dini kabul eylesin/ Tuhfetül'-Ahvezî yazarı cümlenin bu iki mânâya da muhtemel olduğunu söylemiştir.

Peygamber (Sallaüahü Aleyhi ve Sellem)  rüku'dan kalkıp doğ­rulduktan sonra : B u h â r i' deki    rivayete göre : derdi. Bu cümlenin mânâsı da şöyledir: 'Allah'ım!

Ey Rabbimiz! (İbâdetimizi ve dileğimizi) kabul eyle. Hamd sana mah­sustur.'

Tesmî: 'Semiailah...' cümlesini okumaktır.

Tahmîd : 'Rabbena...' veya 'Allâhümme Rabbena. .' cümlesini oku­maktır.

Bu hadîse göre imam hem tesmi hem de tahmid cümlelerini oku­malıdır.

876 nolu E n e s (Radıyallâhü anh)'in hadîsini de Buharı ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Bu hadîse göre İmam tesmi ettiği zaman, ce.mâat tahmîd eder.

El-H af ı z; -Bâzı âlimler, imamın yalnız tesmi edeceğine ve cemâatin da yalnız tahmîd edeceğine bu. ve buna benzer hadîsleri delil göstermişlerse de bunun delil oluşu söz götürür. Bu hadîsten çıkarılan netice, cemâatin tahmidinin, imamın tesmiinden sonra ol­masıdır. Uygulama da böyledir. Çünkü imam, başını kaldırmaya baş­layınca tesmi eder. Cemâat da doğrulduktan sonra tahmîd eder.Buokuyuşlar, âmin meselesine benzer. Çünkü: «İmam:  dediği zaman, siz de; deyiniz.»  buyurulmuştur.    Bu emirden imamın

âmin demiyeceği mânâsı çıkarılamaz. Halbuki hadîste imamın âmin diyeceğine değinilmemiştir. Burada da imamın tahmidine değinilme-miştir. Fakat gerek imamın âmin demesi, gerekse imamın tahmîdi, başka sahîh delillerden sarâheten anlaşılmaktadır. Fatiha' nın bitiminde imamın hem duacı, hem de âmin söyleyici olması, bir mah­zur teşkil etmediği gibi, burada da imamın hem isteyici hem cevab verici olmasında bir sakınca yoktur,» denilmiştir.

Müslim, Ebû Dâvüd ve Nesâi de Ebü Sâid-i Hudri (Radıyallâhü anh)'den 877 nolu hadis metni yerine 879 nolu Ebû Cuhayfe (Radıyallâhü anhJ'nin hadîsindeki, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e âit metin kısmına benzer bir metin rivayet etmiş'erdir. Ebû Davud'un rivayetinde Ebû S a i d    (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Semiallâhü » dediği zaman -Allâhümme Rabbena..." derdi.

Ebû S a i d (Radıyallâhü anh)'in buradaki hadisi, bundan önce geçen E n e s (Radıyallâhü anh)'in hadîsine benzer. O ha­dîs hakkındaki izah, bu hadîs için de aynen yapılabilir. Bu sebeple tekrarına lüzum görmüyorum.

878 nolu 1 b n-i Ebi Evfâ (Radıyaliâhü anh)'nın ha­disini Ebû D â v û d ve Müslim do az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. T i r m i z i de benzerini A 1 î (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir.

Bu hadîse göre de Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) ba­şını kaldırmaya başladığı zaman tesmî' ederdi ve tam doğrulduktan sonra da tahmid ederdi. Bu hadîsdeki tahmîd cümlesi biraz uzunca-dır. Bunu, meâliyle beraber tekrarlıyalım :

-Allah'ım! Ey Rabbimiz! Gökler dolusu, yer dolusu ve onlardan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd, ancak Sana lâyıktır, Sana mah­sustur.»

878 nolu Ebû Cuhayfe (Radıyallâhü anh) hadisi, zevâid kısmındandır. Bununla.beraber, yukarıda belirttiğimiz gibi M ü s-limde ve Ebû Davud'un süneninde Ebû Cuhayfe (Radıyallâhü anh) in hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) in sözü olarak geçen metin az bir lafız farkıyla, Ebû S a i d - i H u d r i (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak bulunmaktadır. Bu­radaki tahmidi, meâliyle beraber tekrarlıyalım :

«Allahım! Ey Rabbimiz! Gökler dolusu, yer dolusu ve bunlardan sonra dilediğin şeyler dolusu hamd, ancak Sana lâyıktır. Allahım! Senin verdiğine hiç bir engel yoktur. Senin vermediğini hiç bir ve­recek yoktur. Senin katında hiç bir zenginlik sahibine zenginliği ya­rar sağlayamaz.»

Ebû Cuhayfe {Radıyallâhü anh)'n hadisinde geçen 'Cti-dud" kelimesi, 'Cedd'in çoğuludur. 'Cedd* kelimesi, zenginlik, varlık, nasib, şans ve benzeri mânâlara gelir. Biz 'Cüdud' kelimesini 'Nasib-ler' diye terceme ettik. Şanslar, zenginlikler diye de terceme edile­bilir. Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in okuduğu tahmid-de geçen ced kelimesi, âlimlerce s^tl|$nHk diye mânâlandırılmıştır. Buna göre :  cümlesinin mânâsı:

«Senin katında zenginlik sahibine zenginliği menfaat sağlaya­maz.» -olur. Bu cümledeki  kelimesi de  «katında* diye yorumlanmış olur.

Cümledeki;  kelimesi 'Cidd' olarak da okunabilir. Mânâsı çalışmaktır. Bu takdirde cümlenin mânâsı:

«Senin katında, çalışmak sahibine çalışması menfaat sağlaya­maz.» olur. Yâni kişiye menfaat sağlayan husus, çalışmasını kabul etmen ve onu muvaffak kılınandır. Senin rızâna uygun olmayan ça­lışması hiç bir menfaat sağlayamaz.

Doğrusu, birinci mânâdır.

Rüku'dan kalkarken imam ve me'mum ve münferidin tesmi' ve tahmîd etmeleri hususunda âlimlerin görüşleri :

1 - îbn-i Mes'ud, Ebû Hüreyre, Ebû Hanî-f e, Mâlik (Radıyallâhü anhüm) ve bâzı âlimlere göre, imam yalnız tesmi' edecek, cemâat da yalnız tahmid edecektir. Bunların de­lilleri ise:

«İmam tesmi' ettiği zaman siz tahmîd edin.» mealindeki E n e s (Radıyallâhü anh)'in 876 nolu hadisi, Ebû S a î d (Radıyallâ­hü anh)'in 877 nolu hadisi ve benzeri hadislerdir.

2 - Sevri, Evzâi, Hanefiler' den Ebû Yûsuf ile Muhammed ve Hanbeli âlimlerine göre imam, tes­mî1 ve tahmîd'in ikisini de yapacak. Cemâat yalnız tahmid edecek. Bunların delilleri de mezkûr hadîslerdir. Bir de B u h â r î ve Mü­ellifin rivayet ettikleri 875 nolu Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisi ile Müslim ve Müellifin îbn-i Ebû Evfâ (Radıyallâhü anh) 'dan rivayet ettikleri 878 nolu hadisidir. Münferide gelince:

1 - Mâlikiler   ve   Hanbeliler'e   göre münferid, tes­mi' ve tahmidin ikisini de yapacaktır.

2 - Hanefî   âlimlerinden üç rivayet vardır:

a) Münferid, yalnız tahmid edecektir. Zey lâi: Meşâyihin ekserisi bu görüştedirler. El-Mebsût'ta: En sahih olanı budur. Çün­kü tesmi' orada bulunanları hamd etmeye teşviktir. Münferidin be­raberinde kimse yoktur ki onu teşvik etsin, denilmiştir, demiştir.

b) Zeylâinin   Ebû    Bekir  Râzi1 den    naklen be­yan ettiğine göre münferid yalnız tesmî'  etmelidir. Çünkü münfe­rid, kendi nebinin imamıdır.    Ebû   Hanife'ye   göre imam, yal­nız tesmi' eder.   Nevâdir'in   rivayeti de böyledir.

c) Yine   Z e y 1 â i' nin    beyânına göre   e 1 - H a s a n ,   mün­feridin hem tesmi' hem tahmid edeceğini   Ebû   Hanife' den nakletmiş; Hidâye sahibi de: En sahih kavil budur, demiştir. Sebe­bi de şudur: Münferid kişi, kendi nefsinin imamıdır.    Önce tesmi' eder. Yaptığı tesmi' üzerine hamdeden kimse bulunmadığı için, ken­disi tesmi' dâvetine icabet etmek üzere tahmid eder.

3 - Şâfiiler'e göre namaz kılan kişi, imam olsun mün­ferid olsun me'mum olsun, hapsi hem tesmi' eder, hem tahmid eder. Ata', Ebû Bürde, Muhammed bin Sîrin, î s -hak ve Davud'un kavli de budur. Bunların delili B u h â r i ve Müslim'in Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den ri­vayet ettikleri ve 875 nolu hadîse benzeyen hadistir. Oradaki hadîste, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in rüku'dan başını kaldır­maya başlayınca tesmi' ettiği ve tam doğrulunca tahmid ettiği bildi­rilmiştir. Diğer bir delil yine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in rüku'dan kalkarken tesmî ve tahmîd ettiğine dâir M ü s-lim'in    Huzeyfe    (Radıyallâhü anh) den rivayet ettiği hadistir.

İbn-i Ebi Evfâ (Radıyallâhü anh) 'nin ve Ebû C u -h a y f e (Radıyallâhü anh)'in hadisleri de onlar için delil olabilir. El Menhel yazan 'Kişinin, rüku'dan başını kaldırdığı zaman söyleye­ceği söz bâbı'nda yukarıdaki görüşleri ve en son olarak Şafii-1 e r' in   görüşünü naklettikten sonra şöyle der:

Şâfii1er'in gösterdikleri deliller, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in imam olarak namaz kıldırışına aittir. Bu sebep­le münferid için delil gösterilmesi tam olmamakla beraber şöyle de­nilebilir : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Benim namaz kılışımı gördüğünüz gibi siz de namaz kılın.» bu­yurmuştur. Bu hadîs. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışının imama mahsus olduğuna delâlet etmez.

Ş â f i î 1 e r' in başka bir delili de Dârekutni' nin Büreyde    (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadistir:

«Ey Büreyde! Sen başını rüku'dan kaldırdığın zaman Semiallâhü limen hamiden. Allâhümme rabbena leke'1-Hamd... de-. Bu hadisin zahirine göre   Büreyde    (Radıyallâhü anh) in imam, münferidveya me'mum olması arasında bir fark yoktur. N e v e v î: '...ve tesmf ile tahmîd bir zikir olup imam için müstahab olduğu gibi baş­kası için de müstahabtır. Rüku', secde ve diğer hallerdeki teşbihler gibidir. Bir de şu vardır ki: Namazın hiç bir yerinde zikirden boş kalınmamalıdır. Rüku'dan kalkarken ve kalktıktan sonra tesmî ve tahmîdden birisi edildiği takdirde, iki halden birisi boş geçecektir. Halbuki kalkarken tesmi ve kalktıktan sonra tahmîd edilirse iki hal­de de zikirle meşgul olunmuş olur,' demiştir.

Tahmidin daha uzun şekli, Müslim, Ebû Dâvûd ve başka sahih hadis kitablarında mevcuttur. Ayrıca Buhâ.ri, Müs­lim, Tirmizi, Nesâi ve diğer sahih kitablarda rivayet olunan bâzı sahîh hadislerde, tahmîdi, meleklerin tahmidine denk gelen kişinin geçmiş (küçük) günahlarının bağışlanacağı bildirilmek­tedir. Müellifin rivayet ettiği hadîslerde bu husus bulunmadığı için bunun üzerinde durulmadı.

Tesmî' ve tahmid hakkındaki dört mezhebin görüşlerine âit ge­niş ma'lumat isteyenler, fıkıh kitablarına müracaat etsinler.[114][114] dağlardan ve tepelerden oldukça uzak bir düzlüğünde babamın beraberindeydim. Yakınımızdan bir süvari ka­filesi geçti ve yolun kenarında <develerini) çökerttiler. Bunun üze­rine babam (Akram) bana t Sen hayvanların yanında kal. Tâ ki ben şu topluluğun yanına vararak onlarla görüşüp durumlarını sorayım, dedi. Ve çıkıp gitti. Ben de vardım. Yâr.i yaklaştım. Baktım ki Resû lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ordadır.

(Namaza durdular.) Ben de namazda hazır bulunarak onlarla beraber namaz kıldım. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in her secde edişinde ben O'nun koltuk altlarının beyazlıklarına bakar­dım.

İbn-i Mâcete demiştir ki: Halk, Ubeydillah bin Abdullah der. Râvi Ebü Bekir bin Ebî Şeybe de dedi ki: Halk Abdullah bin Ubey-dilah der.

Bize Muhammed bin Beşşâr tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize Ab-durrahman bin Mehdi, Safvân bin îsâ ve Ebû Dâvûd tahdis ederek dediler ki: Bize, Dâvûd bin Kays, UbeydiUah bin Abdillah bin Ak-ram'dan; O da babasından, O da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den bunun mislini tahdîs etti.[116][116]

İki hadiste geçen bâzı kelimeler:

Behme : Kuzunun erkek ve dişisine denilir.

Behm : Kuzular demektir. İkinci hadîste geçen ve hayvanlar diye terceme ettiğimiz Behm'den maksad, kuzular olabilir.

Kaâ: Dağlardan ve tepelerden biraz uzak olan ova ve düzlük araziye denilir. Bunun çoğulu Kıy', Kıy'a, Kıy'an ve Akvâ' gelir.

Ufret: Parlak olmayan beyazlık demektir.

Mezkûr iki hadîs, secde hâlinde kolları açmanın meşruluğuna delâlet eder. Elleri yanlardan uzaklaştırmak, erkeklere mahsustur. Kadınların kollarım yanlarına yapıştırmaları matlubtur. Bu hususta    Ebû    Davud'un    el-Merâsil'de    Yezîd    bin    Ebi H a b i b' ten   rivayet ettiği hadîs vardır.

M e y m ü n e    (Radıyallâhü anhl'nin hadisini   Müslim, Ebû    Dâvûd,    Nesâî,    el-Hâkim    ve    Tabarânî    de

rivayet, etmişlerdir.

882) Vâil bin Hücr (Radıyatlâhü a»/r)'den rivayet edildiğine göre. şöy­le demiştir :

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in secdeye gider­ken ellerinden önce dizlerini yere koyduğunu ve secdeden kalktığı za­man, dizlerinden önce ellerini (yerden) kaldırdığını gördüm.[118][118]

İzahı

883  nolu    İbn-i    Abbâs    (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini   E b û Dâvûd,    Nesâî,    Tirm izi,    Bezzâr    ve    Tahâvİ    de

az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde; cümlesiyerine cümlesi bulunur.

884  nolu    İbn-i    Abbâs    (Radıyallâhü anh)'in hadisini de yine az lafız farkı ile Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi rivayet etmiş­lerdir.

Bu hadisin sonunda râvi İbn-i Tâvûs demiştir ki: Ba­bam yedi kemiği saymış, alın ve burnu bir uzuv olarak göstermiş­tir. El-Menhel'de bildirildiğine göre îbn-i Tâvûs'un babası olan Tavus, alın üzerinde secde etmeyi vâcib görmüş, secdede burnun yere değdirilmesini de sünnet saymıştır.

885  nolu    Abbâs    bin    Abdulmuttalib    (Radıyallâhü anh)'in hadisini de    Ahmed    ve    Buhâri    hâriç, Kütüb-i Sitte sahihleri rivayet etmişlerdir.

Bu hadiste geçen 'A'râb' kelimesi 'İrb'in çoğuludur. 'İrb' uzuv demektir. Hadiste secde uzuvları sayılırken geçen yüzden maksad, alın ve burundur. Çünkü diğer bâzı rivayetlerde bu durum bölirtil-miştir. Alın ve burundan başka, yüzün her hangi bir tarafı üzerin­de secde etmek usûlü bilinmemektedir. Ta'zim için yapılan secde, aka ve burun üzerinde yapılanıdır.

Hadisteki ayaklardan maksad da, ayakların parmak uçlarıdır. Ni­tekim Müslim'in îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhJ'dan olan rivayetinde bu durum belirtilmiştir.

Hadîsler, anılan yedi uzuv üzerinde secde etmenin vâcibliğine de­lâlet ederler. El-Menhel yazan, âlimlerin bu husustaki görüşlerini şöy­le anlatır:

1 - Şafiî' nin   kuvvetli kavline göre ve   Hanbeliler'e göre yedi  uzuv üzerinde secde etmek vâcibtir.  Bu uzuvların birer parçasını yere koymak kâfidir.

2 - Ebû   Hanife,    bir kavline göre   Şafiî,    Mâlikîler ve fıkıhçıların ekserisine göre alın üzerinde secde etmek vâcibtir. Diğer uzuvları yere koymak sünnettir.

Hadîslerin zahirine göre, secde edilirken, bu uzuvların çıplak ol­maları vâcib değildir. Çünkü açık olsun örtülü olsun bu uzuvları ye­re koymak ile secde hâsıl olur.

Diz kapaklarının çıplak olmasının vâcib olmaması hususunda ih­tilâf yoktur. Zâten avret yerinin örtülmesi sebebiyle diz kapaklarının açık tutulması sakıncalıdır.

Ayakların çıplak olmasının şart olmaması hakkında da ihtilâf yoktur. Çünkü mestler üzerinde meshedilerek, mestlerle beraber na­maz kılmak meşru kılınmıştır. Eğer ayakların secde hâlinde çıplak olması şart olsaydı, namazda mestleri çıkarmak gerekecekti. Mest­ler çıkarılınca abdest de bozulmuş olurdu.

Ellerin çıplak tutulması mes'elesine gelince; Bu hususta ihtilâf vardır:

1 - Cumhura göre ellerin çıplak olması vacip değildir.

2 - Şafiî, bir kavlinde ellerin çıplak olmasını vâcib görmüş­tür. Hanbeliler de elleri örtmenin mekruhluğuna hükmet­mişlerdir.Zahiri olan görüş, cumhurun mezhebidir.

Alnın çıplak olması meselesine gelince:

1 - Dâvûd-i Zahirî, Şâfiîler ve bir rivayetinde Ahmed bin Hanbel, alnın çıplak olmasını vâcib görmüş­lerdir. Onlara göre başa konan sarık, takke, bere, sargı ve benzeri her hangi bir şey, çıplak alnın yere değmesine mâni olursa, secde caiz değildir.

Ali bin Ebî Tâlib, îbn-i Ömer, Ubade bin es-Sâmit, ibrahim en-Nehai, tbn-i Şi­rin, Ömer bin Abdülaziz (Radıyallâhü anhüm) ve başka bâzı âlimlerin kavli budur.

Bunların bir delili, Ebû Davud'un Salih bin Hay­van es-Sebbâî (Radıyalâhü anhümâl'den rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) alnı üzerinde sarık sarınarak yanı başında secde eden bir adam görmüş ve sarığım yu­karı çekerek alnını açmıştır.' Diğer bir delilleri de îbn-i Ebî Ş e y b e ' nin Iyaz bin Abdillah (Radıyallâhü anhüm)'-den rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir .-

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sarığının bir parça­sı üzerinde secde eden bir adamı görmüş de, mübarek eliyle işaret ederek, sarığını yukarı kaldırmasını istemiştir.'

2 - Saîd bin el-Müseyyeb, el-Hâsan, Bekir el-Mûzenî, Mekhul ve Zühri: Alnı açmak vâcib de­ğildir, demişlerdir. Mâlik, Hanefî âlimleri, E v z â İ, î s h a k ve bir rivayete göre Ahmed bin Hanbel ile âlimlerin ekserisinin kavli budur. Bunlara göre secde ederken alnı örtmek mekruhtur.

Bu görüşteki âlimlerin delili, Ebû Naim'in el-Hİlyede îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'den; T a b e r â n î' nin îbn-i E v f â (Radıyallâhü anhl'den ve îbn-i Ali Câ-b i r    (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sarığının bir katı üze­rinde secde ederdi.' Fakat bu hadîsin rivayet edildiği bütün tarik­ler zayıftır. Hattâ Ebû Hatim: Bu hadîs bâtıldır, demiştir. B e y h a k i de : Bu hadîsin rivayetlerinden hiç bir şey sübût bul­mamıştır, der. Hadis, sabit olduğu takdirde bu hadîs ile alnın açık tutulmalının gerekliliğine delâlet eden hadisleri uzlaştırmak için şöyle bir yorum yapılabilir: Alnın açık tutulmasını gerekli gören hadisler, ma'zeret olmaması hâline aittir, diğeri de özür hâline aittir.

îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadisinde: «...Saç ve elbiseyi toplamamakla emrolundum.» buyurulmuştur. Yâni namaza durulduğunda saç ve elbiseyi, yere değdirmesin diye toplamak yasak­lanmış, bunları kendi hallerine bırakmak ve onların sahibiyle bera­ber secde etmelerine imkân vermek istenilmiştir.

Fıkradaki nehiy, cumhura göre tenzihen kerahet içindir. Kişi ister namaza duracak diye saçını ve elbisesini toplasın, ister dahaönce ve başka maksadla toplamış olsun ve namaza durduğunda bu hal tesadüfen devam etsin, netice değişmez.

Nevevî,    Müslim'in    şerhinde : 'Âlimler, şu durumlarda namaz kılmaktan nehiy hususunda ittifak etmişlerdir.

Adam elbisesini yukarı çekmişken; yenlerini katlamışken; kol­larını sıvamışken; saçlarım örüp bağlamışken; saçlarını sargının al­tında toplamışken ve benzerî haller. Bütün bunlar, âlimlerin ittifa­kıyla yasaktır, tenzihen mekruhtur. Eğer böyle yaparak namaza du­rursa isâe (kötü) etmiş olur. Bununla beraber namazı sahihtir. D â v û d i' ye göre namaz için böyle yapmak mekruhtur. Daha Önce böyle yapmışsa ve tesadüfen bu halde namaza durursa mek­ruh değildir. İbnü'l-Münzir'in anlattığına göre H a s a n-ı B a s r î: Bu halde kılınan namazın iade edilmesi vâcibtir, demiş­tir. Sahih ve muhtar kavil, cumhurun kavlidir. Sahâbîlerden ve baş­kalarından nakledilen zahiri de budur.' demiştir.

Namazda saçları ve elbiseyi toplamanın yasaklanmasının hik­meti şudur : Kişi, yere değmesin diye saçını ve elbisesini toplayınca, kibirli adama benzer. Bir de saçı toplamanın yasaklığı hikmeti hak­kında Ebû Davud'un rivayet ettiği bir hadîse göre şeytan namaz esnasında toplanan saç içinde oturur. Bu rivayete göre; Ebû fl â f i' (Radıyallâhü anhJ, H z . Ali (Radıyallâhü anh)'nin oğ­lu Hasan (Radıyallâhü anhJ'ı namaz kılarken görmüş, saçla­rını başı üstünde örmüş durumdaymış. E b ü R â f i' (Radıyal-lâhü anh), Onun örgüsünü çözünce Hasan (Radıyallâhü anh) öfkeyle dönüp Ona bakmıştır. Ebû R â f i' (Radıyallâhü anh) de Ona. Sen namazına yönel ve öfkelenme. Çünkü ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim. Buyurdu ki: «Şu örgü, şeytan oturağıdır.»

886) Resûlullah (Sallallahü Alryhi vv Sel/emy\n arkadaşı Ahmer [120][120]

İzahı

Bu hadisi Ahmed, Ebû Üâvûd, Tirmizi ve Ta-h a v İ de rivayet etmişlerdir. Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in secde ederken mübarek kollarını, yanlarından çok uzak tuttuğuna ve bu nedenle meydana gelen meşakkat dolayısıyla Ona bakan sahâbîlerin fazlasıyla acıdıklarına delâlet eder.

Bu hadis de 880 ve 881 nolu hadislerin hükmünü te'yid eder mâ­hiyettedir.[122][122] âyeti nazil olduğu zaman Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize :

«Bu (âyetin mefhurnu)nu rüku nuzda kılın.» buyurdu. Sonra;  «gen, Yüce Rabbinin adını teşbih et.[124][124]

İzahı

Bu hadîsi Ahmed, Ebû Dâvûd, el-Hâkim, İbn-i Hibbân   ve   Dârimi   de rivayet etmişlerdir.

El Menhel yazan, bu hadîsin açıklaması bahsinde özetle şöyle der:

«Hadisteki birinci âyetin başındaki 'F' harfi, daha önceki âyet­lere terfi1 içindir. Yâni:

'Ey Allah'ın Resulü! Sen, halkı tevhide ve Allah'a itaat etmeye davet et. Geçen âyetleri açıkla. Buna rağmen eğer halk, hidâyet yo­lunu tutmazsa Sen artık Rabbine dön. Ve Onu bütün noksanlıklar­dan tenzih et. Tenzih, teşbih lafzıyla olsun, başka zikirlerle olsun far-ketmez.'

Âyetteki isim lafzı ile Allah'ın adı kasdedilmemiş olabilir. Yâni âyet ile büyük Allah'ın zâtının tenzih edilmesi kasdedilmiş olabilir. İkinci ihtimal, isim kelimesinin zâid olmayıp Allah'ın adı anlamında kullanılmış olabileceğidir. Bu takdirde âyette büyük Allah'ın adının tenzih edilmesi emredilmiş olur. İkinci ihtimal daha yakındır. Çün­kü Allah'ın zâtını, bütün noksanlıklardan tenzih ve ta'zim etmek, vâ-cib olduğu gibi, onun ismini de tenzih ve ta'zim etmek gerekir.

Bu iki yorum, ikinci âyet için de söz konusudur.

Hadîste: «3u âyeti rükunuzda kılınız.- emrinden maksad; terce-mede parentez içi ifâdeyle işaret edildiği gibi âyeti aynen rüku'da okumak değil, âyetten anlaşılan 'Sübhâne Rabbiye'1-Azîm' zikrini rü­ku'da okumaktır.

Hadîste «Bu âyeti secdenizde- kılınız.» emrinden maksad; terce-mede parentez içi ifâdeyle işaret edildiği gibi âyeti aynen secdede okumak değil, âyetten anlaşılan 'Sübhâne Rabbiye'1-A'lâ' zikrini sec­dede okumaktır.

'Azim = Büyük ve azametli' kelimesinin rüku' teşbihine ve 'A'lâ = Yüce ve yüksek' kelimesinin secde teşbihine tahsisinin hikmeti şudur: Secde hâlindeki tevâzû, rüku' hâlindeki tevâzû'dan çok da­ha derin ve canlıdır Çünkü insan vücûdunun en şerefli uzvu olan alın, ayakların bastığı toprağa sürülüyor. Bu nedenle secde, rüku'-dan efdaldir. 'A'lâ' kelimesinin ifâde ettiği yücelik ve azamet, 'Azîm' kelimesinin mânâsından daha büyük olduğu için secde teşbihinde 'A'lâ' kelimesi uygun kılınmıştır.

Hadis, rüku' ve secdede teşbih yapmanın vâcibliğine delâlet eder. Âlemlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:

1 - Hanbelîler   ve   îshak     bin   Râheveyh,   bu hadîsin zahiriyle hükmederek: Rüku' ve secdede teşbih yapmak vâ-cibtir, demişlerdir. Bunlara göre kişi teşbihi, bilerek terkederse na­mazı bozulur. Unutursa namazı bozulmaz, sehiv için secde eder.

2 - Dâvûd-i   Zahiri'ye   göre tssbîh, mutlaka vâcibtir. Unutularak bile terkedilse namaz bozulur.    Sehiv secdesi ile tamir edilemez.

Bu iki gruptaki âlimler, mezkûr hadîsi delil gösterdikleri gibi, teşbihi kırâata kıyaslamışlardır.

H a n b e 1 î mezhebine âit el-Muğnî adlı kitabda: Ahmed bin H a n b e 1' den meşhur olan kavil şudur: Eğiliş ve kalkışlar-daki tekbir, rüku' ve secdedeki teşbihler, rüku'dan kalkılırken yapı­lan t es m i' ile tahini d, iki secde arasında okunan 'Rabbiğfirlî...' duası ve ilk teşehhüd vâcibtir. îshak ve Davud'un kavli de bu­dur.' denilmiştir.

3 - Ebû   Hanîfe,   Mâlik,    Şafii,    bir kavline göre Ahmed   ve âlimlerin cumhuru, rüku' ve secdedeki teşbihin sün­net olduğuna hükmetmişlerdir. Bunların delili, namazını hatalı kı­lan kişiye Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namaz ta'li-mine âit hadîsidir. Çünkü o hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama namazın vâciblerini ta'lim etmiştir. Ona bu zikrileri öğretmiştir. Eğer bu zikir ve teşbihler vâcib olsaydı, taharrüm tek­birini ve kıraati öğrettiği gibi bunu da öğretecekti. Gerekli açıkla­manın ihtiyaç vaktinden te'hiri caiz değildir.    Şu halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in adama, mezkûr teşbihleri öğretme­miş olması, bunun vâcib olmadığına delildir.

Bu delil, teşbihin vâcibliğine hükmedenlerin delil olarak göster­dikleri hadislere de cevabtm

Teşbihin vâcibliğine hükmedenlerin, teşbihi kıraata kıyaslama­ları da tam değildir. Çünkü ayakta durmak, namazda olduğu gibi na­mazın dışında da halkın alışkın olduğu bir âdettir. İbâdet duruşunun âdet duruşundan farklı kılınması için, ibâdet duruşunda kıraat vâ­cib kılınmıştır. Fakat rüku' ve secde hali, ibâdet dışında alışılmış bir duruş değildir. Bu sebeple bu duruşun ibâdet duruşu olduğunu bil­dirmek için bir alâmete hacet yoktur.

888) Huzeyfe bin el-Vemân (Radıyallâhü tinh)\\ç\\ rivayet edildiği­ne göre kendisi :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den; rüku'a gittiği za­man üç defa «Sübhâne Rabbiye'I-Azîm» ve secdeye gittiği zaman üç defa «Sübhâne Rabbiye'1-Alâ» dediğini (kulağıyla) işîtmiştir.[126][126]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim. Ebû Dâvûd ve Nesâi    de rivayet etmişlerdir.

Hadîsin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) anılan zikri namazda çok söylerdi. Namazın dışında söylemezdi. M ü s 1 i m ' in bir rivayetinden anlaşıldığına göre Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) bu zikri namazın içinde ve dışında bol bol söylerdi. Müslim' deki rivayet şöyledir : ' Â i ş e (Radıyallâ­hü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

"Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);  zikrini çok söylerdi. Ben: YâResûlallah: Seni görüyorum. Bu zikri çok söylüyorsun, dedim.    B» nün üzerine Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  buyurdu ki: «Benim Rabbim, ümmetim hakkında bir alâmet göreceğimi bana ha­ber verdi. Ben onu gördüğüm zaman :

 sözünü çok söyleyeceğim, fcfte

o alâmeti gördüm. (Alâmet şudur:) Allah'ın nusreti ve Fetih —M«k-ke Fethi— geldiği ve insanların dalgalar hâlinde İslâm dinine girdik­lerini gördüğün zaman, Rabbinin hamdine bürünerek teşbih et; Ve ondan mağfiret dile. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul edicidir.»"

M ü s 1 i m ' in    rivayetinde, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve  anlattığı alâmet,    N a s r    süresidir.

N a s r süresinde Allah Teâlâ : buyur­muştur. Bu âyette Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Allah'ın hamdiyle teşbih etmesi ve istiğfar etmesi emredilmiştir. Hadiste  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin bildirdiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) anılan zikri çok söylemekle bu âyeti te-ftir etan*f olur. Ve emrine uymuş olur.

Mezkûr âyet, iki şekilde yorumlanabilir:

1 - Rabbinin hamdine bürünerek teşbih et...» Bu takdirde Pey­gamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e, hem hamd etmek hem de teşbih etmek emri verilmiş oluyor. Ve Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) ikisini de yapmadıkça emre uymuş olmaz.

2 - «Rabbine ha m d etmek suretiyle teşbih et ...    Çünkü hamd etmek de bir nevi teşbihtir.    O*dn da. Allah'ın eksikliklerdenoluşu ifâde ediliyor. Övgüye lâyık fiiller dolayısıyla hamd edilir. Bu takdirde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemİ'e hamd etmek emri verilmiş oluyor ve kendisi yalnız hamdetmekle, verilen emri ye­rine getirmiş oluyor.

Hadisteki zikir lafzı, âyetin birinci şekilde yorumlanmasını te'yid eder. Çünkü 'Sübhâneke'İlahümme' ile 'Bihamdik' arasında atıf har­fi olan ' -vav' harfi vardır. Zahirine göre, bu harf, kendisinden önce geçen teşbih ile kendisinden sonra gelen hamd'in ayrı cümleler olduğuna işaret eder. Ehlinin ma'lumu olduğu üzere, bu harf, ken­disinden sonra gelen cümleyi, kendisinden önce geçen cümleye atıf eder. Bu takdirde mezkûr zikrin mânâsı şöyle olur ı

«Allah'ım!   Seni teşbih ederim ve lâyık olduğun hamd ile sana hamd ederim.»

Bu harf, hâl için olabilir. Bu takdirde mezkûr ibarenin mânâsı şöyle olur:

«Allah'ım! Senin hamdine bürünerek Seni teşbih ederim...»

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in mağfiret dilemesi­ne gelince; Bu dilek, tevâzuun en mükemmel ifadesidir. Allah Teâlâ'-nın emrine uymanın büyük idrâkidir ve ümmeti için rehberlik nişâ-nesidir. Çünkü bilindiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) küçük - büyük bütün günahlardan masumdur. Bâzı âlimlere gö­re Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu nevî mağfiret di­lemesi, kendi zâtında ümmeti içindir.

890) (Abdullah) İbn-i Mes'ud (Radtyallâhü ««A/den rivayet edildi gme göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiş.

-Biriniz rüku'a gittiği zaman rüku'unda üç defa 'Sübhane Hab-biye'1-Azîm' desin. Çünkü böyle yaptığı zaman rüku'u tamamlanmış olur. Ve biriniz secde ettiği zaman secdesinde üç defa 'Sübhane Rab-biye'1-A'lâ1 desin. Çünkü bunu yaptığı zaman serdesini tamamlamış olur. Bu (anılan) zikir, en azıdır.[128][128], îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'a yetişmemiş, demiştir. Bu-h â r î de Tarih adlı kitabında A v n ' in îbn-i Me s ' u d (Ra-dıyallâhü anh) 'a yetişmediğini bildirmiştir. Ebû Dâvûd, mür-sel demekle munkati'i kasdetmiştir. Yahut, mürselin, meşhur olma­yan mânâsını kasdetmiştir. Ona göre mürsel, senedinin her hangi bir yerinde, bir veya birden fazla râvinin düştüğü hadistir.

Hadîs, rüku' ve secdede teşbihin vâcibliğine hükmedenler için bir delildir. Sübüiü's-Selâm sahibinin anlattığı gibi, hadisin zahirine göre üç defadan eksik yapılan teşbih kâfi değildir.

Hadisin: «Bu (anılan) zikir, en azıdır.» cümlesinden maksad şu olabilir: 'Mükemmel teşbihin en azı üçtür.' Bir cemâat cümleyi böy­le yorumlamıştır. Buna göre üç defadan eksik teşbih yapan kimse, sünneti yerine getirmiş olmaz. Üç defa olunca, sünnet yapılmış olur.

Birinci yoruma göre mükemmel teşbihin en azı üç defadan faz­la yapılan teşbihtir. Üç defa yapılan teşbih, vâcib olan teşbihtir. Üç­ten eksik olan teşbih, caiz değildir.

Her iki yorumculara göre teşbihin en mükemmel şekli için be­lirli bir sayı yoktur. Kıraatin uzunluk ve kısalığına göre bu sayı de­ğişir. Çünkü namazdaki rükünlerin, uzunluk ve kısalık bakımından birbirlerine yakın olmaları sünnettir. Zira Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in rüku' ve secdesinin uzunluk bakımından, kıya­mına yakın olduğu, hadislerle sabittir.

E 1 - M â z ir i: En mükemmel teşbih sayısı, onbir veya dokuz­dur. Mükemmellik bakımından ortalama sayısı beştir, demiştir.

T i r m i z i' nin, İbnü'l-Mübârek ile İshak bin R a h e v e y h ' den rivayet ettiğine göre, bunlar: İmam için beş defa teşbih etmek müstehabtır, demişlerdir. S e v ri de bununla hükmetmiştir.

En-Neyl yazarı: Mükemmei teşbihin belirli bir sayıya bağlanma sına dâir hiç bir delil yoktur. Uygun olanı, muayyen bir sayıya bağ­lanmadan namazdaki kıraatin uzunluğuna göre teşbih sayısını roğalt-maktır, demiştir.[130][130]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Hadîs, rüku' ve secdedeki tume'ninenin en azının üç teşbih mik­tarı olduğuna ve bu iki yerde teşbih etmenin vâcibliğine delâlet eder.

Daha önce de anlattığım gibi Hanefi ve Şafiî mez-heblerine göre tume'ninenin en az süresi, vücûdun bir teşbih kadar hareketsiz kalmasıdır.[132][132]

İzahı

Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Tirmizİ, Ahmed ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. T ir mizi: Hadîs, hasen - sahihtir. İlim ehli bununla amel ederek, secdede i'ti-dalı seçer ve canavar gibi yere yayılmaktan kerahet ederler, demiştir.

Enes (Radıyallâhü anh) in hadisini de Kütüb-i Sitte sâhibleri-nin hepsi mânâyı etküemiyen az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.

Secdede i'tidâl: Yere yayı toplanmak arası bir haldir. Âlimler i'tidâl hâlini şöyle tasvir ««mislerdir: Secdede i'tidâl ellerinavuçlarını yere koymak, dirsekleri yerden kaldırmak ve yanlardan uzâ*k tutmak, karnı da uyluklardan uzaklaştırmaktır.

Köpeğin yayılması, ellerle beraber dirsekleri yere koymaktır.

Bu konuda rivayet olunan hadîsler, namaz kılan kimsenin; sec­de ettiğinde el avuçlarını yere koymasının, dirseklerini yerden kal­dırmasının ve yanlarından uzak tutmasının gerekliliğine delâlet eder, Dirsekleri yerden kaldırmak ve koltuk altı görülebilecek derecede kolları yanlardan uzak tutmak, bütün âlimlere göre müstahabtır. Bu­nu yapmayanın namazı, sahih olmakla beraber, tenzîhen kerahet iş­lemiş olur.

Hadîslerde buyurulan i'tidâl şeklinin; mütevâziliğe daha muva­fık, alın ile burnun yere iyice dokunmasına daha elverişli ve tembel­lik halinden daha uzak olduğu âlimler tarafından ifâde edilmiştir.[134][134]

İzahı

 i ş e (Radıyallâhü anhâJ'nin hadisini Müslim de riva­yet etmiş, müellifin iki senedle rivayet ettiği A 1 î    (Radıyallâhüanh)'in hadisini T i r m i zi    de rivayet etmiştir.E n e s    (Radıyal-lâhü anh) in hadisi ise zevâid kısmındandır.

Hadîslerde geçen ve konumuzu ilgilendiren bâzı kelimeleri açık­layalım :

İftirâş ; Sol ayağı yere döşeyerek onun üzerinde oturmak ve sağ ayağı dikerek parmak uçlarını kıbleye çevirmektir.

Teverrük: Sağ ayağı dikerek parmak uçlarını kıbleye çevirmek ve sol ayağı yere döşeyerek sağ ayağın altına yerleştirip sağrılar üze­rinde oturmaktır. Bu oturuşta sağ ayağın üst kısmı, sol ayağın alt kıs­mının üzerine gelmiş olur.

İbn-i Z ü b e yr (Radıyallâhü anh), teverrük için ikinci bir ta'rif yapmıştır. Ona göre sağ ayağın üst kısmı yere gelecek şekilde ve üzerinde oturmadan yere yatırmak, sol ayağı sağ uyluğu île bal­dırı arasına yerleştirmek ve mak'adı üzerine oturmaktır. Bu oturuş­ta sağ ayağın parmaklan kıbleye çevrilmeyerek, üst kısımları yere gelecek şekilde yatırılır.

Ik'a: Mak"ad üzerinde oturup dizleri dikerek, altları yere gele­cek şekilde ayakları yere koymak ve elleriyle yere dayanmaktır. Bu oturuş, köpek oturuşuna benzer.

 i ş e (Radıyallâhü anhâJ'nin hadisinde. Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Selleml'in iki secde arasındaki oturuşunun iftirâş şek­linde olduğu bildirilmiştir.

A 1 İ (Radıyallâhü anh) ve E n e s (Radıyallâhü anh)'in ha­dîslerinden anlaşıldığına göre köpek oturuşuna benziyen ik'â oturu­şu yasaklanmıştır.

Biz önce namazdaki oturuşlarla ilgili, âlimlerin görüşlerini nak­ledelim, ondan sonra ik'â meselesi üzerinde duralım :

1 - Hanefi âlimlerine göre namazdaki bütün oturuşlarda iftirâş şekli sünnettir. Kadınlar, ayaklarını sağ taraftan çıkararak sağrıları üzerinde otururlar.

H a n e f î 1 e r'in delili ise M ü s 1 im ve müellifin rivayet ettikleri  i ş e (Radıyallâhü anhâ))'nin 893 nolu hadisidir. Bir de namazını hatalı kılan a'râbî'nin meşhur hadîsidir. O hadîste :iki  Oturduğun zaman sol ayağmın üzerinde otur.» buyurulmuştur.

2 - Şafii ler'e göre namazda beş oturuş vardır : Birinci­si : Secdeler arası oturuş; ikincisi : Her rek'atten sonra ayağa kalk­madan önce yapılan istirahat oturuşu; Üçüncüsü : Üç ve dört rek'at-li namazlardaki ilk teşehhüd oturuşu; Dördüncüsü : Arkasında sehv secdesi yapılacak son oturuş; Beşincisi : Arkasında selâm verilecek oturuş. Beşinci oturuşta teverrük, diğerlerinde de iftirâş etmek aî daldır.

Ş â f i i 1 e r ' in delili, Buhâri, Ebû Dâvûd ve baş­kalarının rivayet ettikleri Ebû Hümeyd-i Sâidi (Ra­dıyallâhü anh) ile burada rivayet olunan  i ş e (Radıyallâhü anhl'nin hadîsidir.

El-Menhel yazarı, Şafii ler'in görüşünü anlatırken, ilk te-şehhüdde İftirâş ve son teşehhüdde teverrük oturuşunun hikmeti hakkında Ş â f i i 1 e r' in şunu söylediklerini nakleder: Bu otu­ruşlar, namazı hatırlamaya ve rek'at sayılarını karıştırmamaya da­ha yakındır. Hem de ilk teşehhüdün hafifletilmesi sünnettir. İftirâş edilerek oturulur ki; Bu oturuş kolayca ayağa kalkmak için daha mü­saittir. Son teşehhüdü uzatmak sünnettir. Ondan sonra ayağa kalk­mak da yoktur. Teverrük edilerek oturmak daha rahattır. Oturuşla­rın değişik oluşunun şu faydası da vardır . Namaz esnasında cemaa­ta yetişen kişi, imamı ve cemâati oturuşta gördüğü zaman ilk ve son oturuştan hangisi olduğunu bilmiş olur.

3 - Ma I i ki 1 e r'e    göre iki teşehhüdde de teverrük etmek müstahabtır. İki secde arasındaki oturuş da böyledir.

Bunların delili de M â 1 i k ' in el-Muvatta'da Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh)'in oğlu Abdullah" tan ri­vayet ettikleri hadistir. Bir de e 1 - K â s ı m bin Muham-m e d ' in, teşehhüddeki oturuşu Yahya bin S a i d ve ar­kadaşlarına anlatırken, teverrük şeklini ta'rif ettiğine dâir M â 1 İ k ' in    rivayetidir.

4 - Hanbeliler'e    göre iki teşehhüdlü namazın ilk teşeh­hüdünde iftirâş, son teşehhüdünde teverrük etmek ve tek teşehhüd lü namazda iftirâş etmek sünnettir.

H a n b e 1 i âlimlerinden el-Muğni yazan şöyle der: -Bizini delilimiz, V â i I bin H ü c r (Radıyallâhü anhJ'ün ş.u meal deki hadisidir :

-Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) teşehhüd için oturun­ca sol ayağını yere döşedi ve sağ ayağını dikti.» Bu hadiste, arkasın­da selâm verilen teşehhüd ile selâm verilmeyen teşehhüd arasında bir ayırım yapılmamıştır.

İkinci delilimiz, Müslim'in Âişe (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Her iki rek'atte bir tahiyye vardır.» buyururdu. Sol ayağını ye­re döşerdi, sağ ayağını da dikerdi.»

Bu iki hadîs, her teşehhüdde iftirâş etmekle hükmederler. Son teşehhüd oturuşu, Ebü Hümeyd (Radıyallâhü anh)'in hadî-siyle bundan müstesnadır. Çünkü ikinci teşehhüdde Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in teverrük ettiği bu hadîsle sabittir. Şu da vardır ki: İkinci teşehhüdde teverrük etmenin sebebi, iki teşeh­hüdün birbirinden farklı kılınmasıdır. İçinde tek teşehhüd bulunan namazda teşehhüdlerin karışması endişesi olmadığına göre, farklı oturuş da söz konusu değildir. Beyan edilen görüşler, en efdal otu­ruşun tesbitiyle ilgilidir. îk'â oturuşu hâriç, nasıl oturulursa oturul­sun namaz sahihtir.

İk'â mes'elesine gelince : Bu bâbta geçen hadîslerde köpeğin otu­ruşuna benzetilen ik'â oturuşu yasaklanmıştır.

Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî' nin rivayet ettikleri bir hadîste    Tâvûs    (Radıyallâhü anh) demiştir ki:

«Biz, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) a ayaklar üzerinde ik'a (çö-melmek) hakkında söz ettik. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh} : O, sün­nettir, dedi. Biz Ona: Ama biz onu adama cefâ görüyoruz, dedik. Bu­nun üzerine İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) :

Bilâkis o, senin Peygamberinin sünnetidir, dedi.» Bu hadîs, iki secde arasında ökçeier üzerinde çömelmenin sün­net olduğuna delâlet eder.

Şu halde ik'â oturuşu iki türlüdür. Birinci çeşit ik'â, yukarıda anlatıldığı gibi köpek oturuşuna benzeyen ik'âdır. Bu oturuş yasak­tır.

İkinci nev'i ik'â : Secdeler arasındaki oturuş da her iki ayağı dikerek, parmaklarını kıbleye çevirmek ve topuklar üzerinde otur­maktır. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in : Peygamber'imi-zin  sünnetidir.' sözüyle  kasdatti&j ik'A, budur.Beyhakî veKadı Iyaz, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadîsin-deki ik'âyı böyle yorumlamışlardır. Kadı I y a z ' in dediğine göre sahâbilerden ve seleften bir cemâatin secdeler arasında bu şe­kilde oturduğu rivayet olunm-uştur.

El-Menhel yazan 'Secdeler arasında ik'â bâbı'nda özetle şöyle der : • Mâlik, Nahaî, Hanefîler ve Hanbeliler: İk'â hangi şekilde ta'rif edilirse edilsin mekruhtur, demişlerdir. Bun­ların delilleri, Tirmizî ve îbn-i Mâceh'in Ali (Ra-dıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri (894 ve 895 nolu) hadisler ile İbn-i Mâceh'in Enes {Radıyallâhü anh)'den rivayet etti­ği (896 nolu) hadîstir. Bunlara göre bu hadîslerdeki nehiy kerahet içindir. Çünkü diğer taraftan ik'ânın meşruluğuna delâlet eden îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadisi vardır. Eğer İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadisi olmasaydı: Bu hadislerdeki nehiy, kerahet için değil haramlık içindir, diyeceklerdi.

Bu bâbtaki hadîsler ile îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadisi arasında görülen zahiri çelişkinin def edilmesi hususunda ihti­lâf edilmiştir:

Hattâbî ve Mâverdî: İbn-i Abbâs (Radıyal­lâhü anh) 'm hadîsi, bu bâbtaki hadîslerle mensuhtur. îbn-i Ab­bâs (Radıyallâhü anh)'in mensuhluğu duymadığı umulur, demiş­lerdir.

Beyhakî, Kadı îyaz, İbn-i Salâh, Nevevî ve bir cemâat hadisleri uzlaştırmak için şöyle demişlerdir: Bu bâb­taki hadîslerle yasaklanan ik'â, köpek oturuşuna benzeyen oturuştur. Yâni mak'âdı, elleri ve ayakların altını yere koyup dizleri dikmek­tir, îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in sünnet olduğunu söy­lediği ik'â ise, ayaklan dikerek, onlar üzerinde çömelmek ve diz­leri yere koymaktır.

En-Neyi yazan : Anlatıldığı gibi, hadîsleri uzlaştırmak gerekir. Zâten hadîsler, bu uzlaştırmaya ışık tutar. Çünkü nehiy hadîslerin­de köpek oturuşuna benzetmek kaydı mevcuttur. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) in hadîsinde ise, ayaklar üzerinde ve parmak uç­ları üzerinde oturmak kaydı mevcuttur. Bu durumda mensuhluğa hük­metmek, bu kayıtlardan bir nevî gaflettir. Diğer taraftan hadis ha­fızları : Nehiy hadîsleri ile îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadisinin târihleri meçhuldür, demişlerdir. Tarihler bilinmeyince mensuhluk yoluna gidilemez. Bir de şu var ki: Hadisleri uzlaştırmak mümkün iken mensuhluk yoluna gitmek yasaktır, demiştir.

Yukarıda verilen ma'lumattan şu netice çıkıyor ki : İki secde ara­sında topuklar üzerinde çömelmek de iftirâş gibi meşrudur.    N e v e -v İ ,    el-Mühezzeb şerhinde şöyle demiştir :    'İbn-i    Abbâs    (Ra-dıyallâhü anh) ve    İbn-i    Ömer    (Radıyallâhü anh)'in rivayet ettikleri ik'â oturuşu,    B e y h a k i ' nin    yorumladığı şekilde, yâni topuklar üzerinde çömelmek oturuşu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   tarafınaan yapılmıştır.  Diğer taraftan  Peygamber  (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in iftirâş ettiği    Ebü    Hümeyd     (Ra­dıyallâhü anh)'in ve ona muvafakat edenlerin rivâyetleriyle sabittir. Şu halde ikisi de sünnettir. Ancak    Ebû    Hümeyd     (Radıyallâ­hü anh)'in rivayet ettiği iftirâş sünneti daha meşhur ve ekseriyetle yapılanıdır. Çünkü bunu    Ebü    Hümeyd     (Radıyallâhü anh) 'e rivayet ederken on sahâbîoriu doğrulamıştır.    Vâil    bin    Hücr (Radıyallâhü anh) ve başkası da-rivayet etmiştir. Bu rivayetler Pey­gamber  (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)'in  iki secde arasında  iftirâş oturuşuna devam ettiğine ve bu oturuşun sahâbîlerce meşhur oldu­ğuna delâlet eder. Bu sebeple iftirâş oturuşu tercihe şayan olup da­ha efdaldır.  Bununla beraber topuklar üzerinde çömelmek de sün­nettir.

N e v e v î' nin bahsettiği İbn-i Ömer (Radıyaflâhü anh)'in hadisi, B e y h a k i ' nin ondan rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir :

«İbn-i Ömer (R&dıyallâhü anh)' başını birinci secdeden kaldırdı ğı zaman ayak parmak uçlarının üzerinde otururdu ve : Bu oturuş sünnettendir derdi.[136][136]

İzahı

Müellifin kısmen iki senedle rivayet ettiği H uzeyfe (BaoY yallâhü anh)'in hadisini Müslim uzunca ve N e s â i de ay­nen rivayet etmiştir. Bu hadîs Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in iki secde arasında hadiste mezkûr duayı okuduğunu bildir­miştir.

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadisini notta işaret ediJdigi gibi    Ebû    Dâvûd .ve    Nesâİ    de rivayet etmişler-

dır. Müellifin rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in mezkûr duayı gece namazında okuduğu kaydedilmiştir. E b û Da­vud'un rivayetlerinde gece namazı kaydı yoktur. Bu rivayetlerin senedlerinde de Habîb bin Ebi Sabit an'ane ile rivâvet etmiştir.

T i r m i z î hadîsi, rivayet ettikten sonra: Bu hadîs garibtir, A 1 i (Radıyallâhü anh) 'den de böylece rivayet edilmiştir. Ş â f i i, Ahmed ve İshak farz ve nafile namazlarda bu duayı oku­makla hükmetmişlerdir. Bâzı âlimler bu hadîsi Kâmil Ebü'l-A 1 â ' dan   mürsel olarak rivayet etmişlerdir, demiştir.

T i r m i z i' nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezî'de : T i r m i z i hadî­sin sahihliğine veya zayıflığına hükmetmemiştir. E 1 - H â k i m , hadisi rivayet ederek sahih olduğunu söylemiştir. Ebû Dâvûd, da hadîsin sıhhat veya zayıflığı hakkında bir şey söylememiştir, den­miştir.

T i r m i z i ' deki    dua lafzı şöyledir

Ebû    Dâvûd   daki    dua da şöyledir:

Hadis iki celse arasındaki oturuşta mezkûr kelimelerle duâ etme­nin meşruluğuna delâlet eder.

Duadaki kelimelerin mânâları açıktır. Yalnız bunlardan: Fiili -Cebere, yccburu» fiilinden alınmadır. Bunun asıl mânâsı kırı­lan bir şeyi düzeltmek ve ıslah etmektir. Kırık kemikler üzerine sarılan cebire ismi bu mânâdan alınmadır. Burada kasdedilen mâ­nâ mânevi kırık mesâbesindeki kusurları, hatâları ve eksikleri islâh ve tamir etmek, düzeltmektir. Bu fiil musibet yaralarının sarılması anlamında da kullanılır. Burada o mânâ da düşünülebilir. Kişi bu duayı yapmakla mânevi yaralarının sarılmasına geçirdiği musibet­lerle kaybettiği nimetlerin yerinin benzer nimetlerle doldurulmasını dilemiş olur.[138][138]

İzahı

Müellif bu hadisin metnini, bâzı râvileri aynı olan iki senedle rivayet etmiştir. Daha sonra zikrettiği müteaddit tariklerle de hadi­sin kendisine intikal ettiğini beyan etmiştir. Son iki senedde A b-dullah 1 b n-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) Peygamber {Sal­lallahü Aleyhi ve Seliem) in, onlara teşehhüdü öğrettiğini ifâde eden bir cümle ilâvesi de mevcuttur. Esasen el-Menhel'de bildirildiğine gö­re Ebû Bekir bu hadisin yirmi küsur tarikten rivayet edildi ğini söylemiştir.

Bu hadisi    Buharı,    Müslim,    Nesâi,    Tirmizi    ve Ebü    Dâvüd    da rivayet etmişlerdir.

= -Namaz kıldığımız zaman...» cümlesi yerine bâzı riva­yetlerde «Teşehhüd için oturduğumuz zaman...» cüm­lesi  bulunur.   aiUt jla   ifâdesini :  -Selâm  Allah'ın kullarına     olsun

demeden önce» diye terceme ettik. Fıkranın mantisi sriylc olur: 'Ibn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) demiştir ki : BU: Es-Selâmü aleynâ ve ala ibâdülah... demeden önce: Es-Selâmü aJa'I-Lâh... der­dik.ifâdesi : *Kıbele ıbâdihi' de okunabilir.    Bu takdirdelafzın mânâsı : -Allah'ın kulları tarafından..." olur. Buna göre fıkra nın mânâsı şöyle olur . (Radıyallâhü anh) de­miştir ki : 'Biz, kulları tarafından A^şJı'a selâm olsun derdik.'

B u h â r i' nin bir rivâyetindeki :«Selâm kulları tarafından Allah'a olsun.» ifâdesi ikinci ihtimali te'yid eder.

Teşehhüdde böyle söyleyen sahâbiler galiba selâmı hamd ve şü­kür kabilinden saydıkları için 'Allah'a selâm olsun" üemeyi caiz gör­müşlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seliem : -Esselam AIâ'1-Lah = Selâm Allah'a olsun demeyiniz.» buyurarak böyle söylemeyi yasakla­mıştır. Çünkü selâmın mânâsı, âfetlerden ve noksanlıklardan selâ­mette olmaktır. Allah, kullarından dilediğine selâmet verir. Selâme­ti veren, ancak Allah'tır. Hâl böyle iken Allah'ın selâmette olması için duâ edilir mi?

Hadisin : -Çünkü şüphesiz Allah, selâmın kendisidir.» cümlesi konan yasağın nedenini bildirmek içindir. Yâni selâm, Allah Teâlâ'-nın isimlerinden bir isimdir. Mânâsı da ortaktan salim olan demek tir. Yahut mânâsı, Dünya'da Peygamberler ve Cennette mü'min kul­larına selâm eden demektir. Veyahut mânâsı, mü'min kulunu tehli­kelerden ve korkunç hallerden emin kılandır.[140][140]

Dört Mezhebin Âlimlerinin Teşehhüd Hakkındaki Hükümleri =

1 - Hanefi    âlimlerine göre birinci ve ikinci teşehhüdün iki­si de vâcibtir. Bile bile terkedilmeleriyie de namaz bozulmaz.

2 - Şâfiiler'e    göre çift teşehhüdlü namazların ikinci te­şehhüdü ve sabah namazının teşehhüdü farzdır. Okunmaması hâlin­de namaz bozulur. Üç ve dört rek'atli farzların ilk teşehhüdleri önem­li sünnetlerdendir. Bilerek veya sehven okunmaması hâlinde sehiv secdesi edilmesi sünnettir. Son teşehhüdün vâcibliğine delil, bu bâb-taki hadîslerdir. İlk teşehhüdün vâcib olmamasının delili ise,    B u -hâri,    Müslim    ve    Ebû    Davud'un    rivayet ettikleri bir hadistir. Bu hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in iki rek'at kıldıktan sonra teşehhüd okumadan ayağa kalktığı ve nama­zı bitirince, selâmdan Önce iki secde ettiği bildirilmiştir

3 - M â i i k il er'e göre birinci ve ikinci teşehhüdün her ikisi de sünnettir. Bunlar şöyle demişlerdir: 'Bizim delilimiz şudur ki: Teşehhüd hiç bir suretle yüksek sesle okunmayan bir zikirdir. Rü­ku1 ve secdedeki teşbih gibidir. Şu halde vâcib değildir. Bu babtakı hadislerde teşehhüd okunmasına dâir verilen emir, mendupluk için­dir. Çünkü namazını hatalı kılan a'rabiye Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  namazı öğretirken teşehhüdü zikretmemiştir.'

M â 1 i k i 1 e r' den    Ebû    Mus'ab'ın    rivayetine göre Mâlik,    son teşehhüdün vâcibliğine hükmetmiştir.

4 - Han beli Icr'c göre son teşehhüd rükündür. Terk edilmesiyle namaz bo/ulur. Birinci teşehhüd vâcibtir. Bilmeyerek ve­ya unutarak terkedildiğinde sehiv secdesiyle tamir edilir. Delilleri de bu bâbtakı hadislerdir. İlk teşehhüdün vâcibliğine delil olarak da Ahmed ve Nesâi' nin İ b n - i M e s ' u d (Radıyallâhü anh)'den, merfu' olarak rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir:

«İki rekatta bir oturduğunuz zaman: Ettehıyyâtü lillâhi . de­yiniz.[142][142]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - Esselâmu Bİallah demek yasaktır.

2 - Hadîste mezkûr kelimelerle teşehhüdü okumak meşrudur.

3 - Duâ ederken, kişinin kendi nefsinden başlaması müstehabtır

4 - Duayı umumîleştirmek müstahabtır.

900) (Abdullah)  İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'âan; Şöyle de-

ResûJullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bize Kur'an'dan sûre öğrettiği gibi teşehhüdü öğretirdi. Ve teşehhüdü şöyle okurdu :[144][144] âyetine uygunluğudur. Bir de İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın : 'Bize Kur'an'dan sûre öğrettiği gibi...' sözüdür,' demiştir.

Be y h afti de şu gerekçeyle İbn-i Abbâs (Radıyal­lâhü anhl'ın teşehhüdünü seçmiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) ve yaşıtı olan genç sahâbîlere bu teşehhüdü öğretmiştir. Şu halde bu teşehhüd, İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) ve emsalinin teşehhüdünden sonraki târihe rastlar.

Şafiî, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadîsini tah-riç ettikten sonra : Teşehhüd hakkında muhtelif hadîsler, rivayet edil­miştir. İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in teşehhüdü en mü­kemmel olanı olduğu için diğerlerinden fazla hoşuma gitti, demiştir.

El-Fetih'te: Şafiî'ye îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) in teşehhüdünü seçmesi sebebi sorulmuş; kendisi şöyle cevap vermiştir : Ben, pnu geniş gördüm ve İbn-i Abbâs (Radıyal­lâhü anh)'den, sahîh bir senedle dinledim. Bence daha cami ve ke­limeleri daha çoktur. Ben bununla hükmettim. Ama sahîh olan baş­ka teşehhüdle hükmedeni kınamadım, denilmiştir.

İmam Mâlik ve arkadaşları ise, Ömer bin el-Hat-t â b (Radıyallâhü anh)'in teşehhüdünü seçmişlerdir. Onun teşeh­hüdü şöyledir:

Baş kısmı farklı olan Ömer (Radtyallâhü anh)'in teşehhü­dünün kalan kısmı, diğer teşehhüdler gibidir. Onun teşehhüdünde fazla olarak bulunan 'Zâkiyât' kelimesi, sâlih ameller diye yorumlan­mıştır.

Bu teşehhüdü   Tahavi    rivayet etmiştir.

El-Bâcî: M â 1 i k ' in seçtiği teşehhüdün sıhhatinin delili, bu teşehhüdün haberi mütevâtir gibi olmasıdır. Çünkü Ömer (Ra­dıyallâhü anh), minber üzerinde ve sah âbı 1 erden bir cemâatin huzurunda halka öğretmiştir. Kimse i'tiraz ve muhalefette bulunma­mıştır. Hattâ kimse Ona . Başka teşehhüd vardır, dememiştir. Böy­lece sahâbîlerin muvafakati ve kabulü sabit olmuştur. Eğer başka teşehhüd lâfızları bunun yerine geçseydi sahâbiler Ona : Sen geniş olan bir şeyi daralttın. Halka sıkıntı verdin. Halk bu teşehhüd ile başka teşehhüdler arasında muhayyer iken. onları bir teşehhüd şek­linde zorladın, diyeceklerdi- demiştir.

Ed-Dâ vûdi de: Mâlik'in bu teşehhüdü seçmesi, istih-sân yolu üzerinedir. Namaz kılan kişi, hangi teşehhüdü okursa, M â -1 ik'e göre caizdir. Ömer (Radiyallâhü anh)in halka bunu öğ­retmesi, başka teşehhüdü yasaklaması demek değildir, demiştir.

ıbn-i Abdi'l-Berr de: Teşehhüdlerin hepsi güzeldir. Mânâca birbirlerine yakındırlar. Aralarında bir kelime fazlalığı veya noksanlığı vardır ki bu önemli değildir. Sahâbîlerin muhtelif rivayet­lerine rağmen Ömer (Radıyallâhü anh)'in Öğretimine muvafa­kat etmeleri, bütün teşehhüd çeşitlerinin mübahlığma ve mes'elenin kolaylığına delildir, demişlir.

901) Ebû Musa el-Eş'ârî (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bize hitabede bulundu ve bize yolumuzu beyan etti. Bize namazımızı öğretti ve bu arada bu­yurdu ki :

«Namaz kıldığınız zaman, biriniz (teşehhüd için)  oturduğunda ilk sözü şu olsun :  [146][146]

İzahı

Bu hadîsi N e s â i de rivayet etmiştir. T i r m i z i ise el-İlel1-de rivayet etmiştir. T i r m izi, 'Sünen'inde. Eymen bin Nâbil ol-Mekkî, Ebü'z-Zübeyr aracılığıyla Câbir (Radıyallâhü anhJ rivayette bulunmuş ise de bu rivayet mahfuz de­ğildir, demiştir. Tuhfetti'l-Ahvezî yazan da şöyle der:

- E 1 - H â f ı z ,    Telhîs'te :    'Eymen    bin    Nâbil'in Ebü'z-Zübeyr' den    olan  rivayetinde râvisi hatâ etmiştir. El-Leys'e Eymen    muhalefet etmiş oluyor.    E b ü ' z - Z ü -bey r' den    rivayet hususunda herkesten en sıka olan zât. e 1-L e y s " tir. EI-Leys   ise    Ebü'z-Zübeyr' den, O da   T â -v ü s ' tan,    O da    Saîd    bin    Cübeyr1 den,O da 1 b n1- i A b b â s    (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir.   (900 nolu sened kasdedilmiştir.)    Semûre   e 1 - K i n â n i:    'Ebü'z-Zübey r'in Câbir    (Radıyaîlâhi) anh)'den 'sözü hatalıdır. Ben,    Eymen bin    N â b i 1' den    başka teşehhüdde: «Pismillâhi ve billahi...» diyen hiç kimseyi bilmiyorum, demiştir.    Dârekutnî   de:   Ey­men,    herkese muhalefet etmiştir, demiştir.

T i r m i z i: de r Ben. E y m e n ' in rivayetini Buharı"-ye sordum. Hatâdır, diye cevab verdi, demiştir.

N e s â İ    de :   Hadîs hatâdır, demiştir.' der.-

Yukarıdaki nakillerden anlaşıldığı gibi Eymen bin Nâ­bil, sıka olmakla beraber. Onun râvilerinden birisi, bu hadisin rivayetinde hatâ etmiş olabilir Sahihi Buhâri'de Eymen bin N â b i 1' in rivayetlerine yer verildiği halde, B u h â r î bu ha­dîsi tahriç etmemiştir. Çünkü sıhhatli bir tarîkle E b ü' z - Z ü -bey r'den rivayet olunan ve buna mütâbi' olan hiç bir rivayet yoktur. Fakat Dârekutni, el-îlel'inde Eymen'in Ebü'z-Zübeyr' den olan rivayetinde Sevrî ve I bn-i Cü-r e y c ' in    Ona mutâbî olduklarını söylemiştir.

Bu hadisteki teşehhüdün başında bulunan -Bismillâhi ve billahi» lâfzının mânâsı: «Allah'ın adıyla ve Allah'ın yardımıyla başlarım.»demektir.

Kastalani, 'Teşehhüd bâbı'nda bu hadisi naklettikten son­ra, N e v e v i' nin el Hulâsa adlı kitabından naklen şöyle der: Bu hadisi el-Hâkim sahih görmüşse de Buhârî, Tir-mizi,    Nesâî    ve    Beyhaki    zayıf görmüşlerdir.'

Hadisteki teşehhüdün sonunda geçen duanın mânâsı şudur: «Allah'tan Cennet dilerim ve Cehennem ateşinden Allah'a sığı­nırım.[148][148] (Radıyallâhü anh)den: Şöyle demiştir :

Ka'b bin Ucre[150][150]

İzahı

Ebû   Said-i    Hudrî    (Radıyallâhü anh) 'in hadisini    B u hâri    ve    Nesâî    de rivayet etmişlerdir.

Ka'b bin Ucre (Radıyallâhü anh)'in hadîsini ise B u~ hâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

Müslim ve Nesâi' nin rivayetinde «Kemâ salleyte alâ ibrâhîme» yerine : -Kemâ salleyte alâ îbrâhime» diye geçer. Keza: «Kemâ bârekte alâ ibrâhime» yerine : «Kemâ bârekte alâ âli ibrâhî­me» ifâdesi bulunur.

Salâvâtın mânâsım ve namazda okurımaGinın şer'î hükmünü 906 nolu hadisin açıklanması bahsinde anlatacağız. Burada sadece Ka'b (Radıyallâhü anh)'in hadisinin fıkıh yönünü anlatmakla yetinelim :

1 - Bir şey yapmakla emredilen ve fakat nasıl yapılacağını bil­meyen kişinin, âlimlere müracaat etmesi matlubtur.

2 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e mezkûr lâfızlar­la salâvât getirmek meşru'dur.

3 - Sahâbilerin dîni hükümleri iyice tutmaya karşı düşkünlük­leri hadisten anlaşılıyor.

4 - Hadis,    İbrahim     (Aleylıısseiâm)in yüce şeretine delâ­let eder.

905) Ebû Hiimeyd es-Saîdî (Radıyaltâhü ank)'Ğen rivayet edildiğine göre :

Sahâbiler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:

Yâ Resûlallah! Sana salâvât getirmekle emrolunduk. Sana nasıl salâvât getireceğiz, diye sordular. O da buyurdu kî:[152][152]

İzahı

Bu hadis zevâid türündendir. Yâni müelliften başka diğer Kü-tüb-i Sitte sâhibleri tarafından rivayet edilmemiştir.

Bu bâbta geçen hadislerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) üzerine getirilecek salâvâtı şerife kelimeleri rivayet edilmiştir. Rivayet olunan lâfızlar arasında az bir fark görülmektedir K a ' b Dere (Radıyallâhü anh)'den rivayet edilen 904 nolu hadisteki sa­lâvât lâfızları, müteaddit senedlerle ve az kelime farkıyla rivayet edilmiştir.    Buhar i' deki    bir rivayeti şöyledir:

Nesâi' deki    bir rivayeti de şöyledir.Bu salâvât çeşitlerinin hepsi makbuldür.

Hadîslerde sahâbîlerin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'e .- 'Sana edilecek selâm lâfzını bildik' demekle teşehhüdde oku­nacak selâm lâfzını kasdetmişlerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara teşehhüdü öğretirken bu meyanda teşehhüdün bir parçası olan -Esselâmü aleyke...»yi öğretmiştir.

Sahâbîler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e salâvât getirmeyi sormuşlardır. Ebû Hümeyd (Fladıyallâhü anhJ'in hadisinde sahâbiler : 'Biz sana salâvât getirmekle emrolunduk, de­mişlerdir. Sahâbiler bu emirle :

= «Şüphesiz, Allah ve O'nun melekleri Peygamber (Muham-med)'e salât ederler. Ey imân edenler! Siz (de) Ona salât ve selâm ediniz.[154][154]

Salavâtın Mânası:

«Allahümme salli alâ Muhammedin» cümlesi, çeşitli şekillerde açıklanmıştır. El-Menhel yazarı: Teşehhüdden sonra Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'e salât bâbı'nda salâvâtın mânâsı ile il­gili olarak şöyle der : «Allahümme salli alâ Muhammedin...» yâni: Al-lahim Muhammed'in zikrini yüceltmek, dînini yaymak ve şeriatini ibkâ etmekle O'nu dünyâ'da azametli kıl. Âhirette de O'na bol se-vab vermek, ümmeti hakkında şefaatçi kılmak ve Makam-ı Mahmud'a yükseltmekle; faziletini te'yid etmekle O'nu yücelt.

E b ü'l-Âl i y e: Allah'ın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e salâtı, meleklerin yanında ondan övgü ile bahsetmesidir,

demiştir.

İbn-i Ab'bas ve Dahhâk: Allah'ın Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) e salâtı, O'na rahmet etmesidir, demişler­dir

«Ve alâ âli Muhammed'in Ve Muhammed'in âlini yücelt.» Şu halde O'nun âline salât da yüceltmek demektir. Ancak herkesin yü­celtilmesi, lâyık olduğu mertebeye göredir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in âli ile kimlerin kas

dedildiği hususunda ihtilâf vardır:

Bâzıları: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in âli; sada­ka almaları haram kılınan Beni Hâşim ve Benî Mut-t a li b sülâlesine mensub. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) in yakınlarıdır, demişlerdir.   Şafiî   de böyle demiştir.

Bir kısım âlimlere göre yalnız Beni Hâşim sülâlesine mensub, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yakınlarıdır.

Bir kısım âlimlere göre 'Al' ile. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mümin olan bütün yakınları kasdedilmiştir.

Kadı Ebû Tayyîb ile el-Ezheri' nin anlattık­ları bir kavle göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e tâbi' olan bütün müslümanlar kasdedilmiştir. Süfyân-ı Sevrî de böyle demiştir.

Diğer bir kavle göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in âli, takva sahibi müslümanlardır.

Yukarıda anlatılan kavilleri uzlaştırmak mümkündür. Şöyle ki: Yerine göre âl ile başka mânâlar kasdedilebilir. Meselâ dua yapılır­ken âl ile bütün müslümanlar kasdedilebilir. Zekât bahsinde, âl de­nilince, zekât alması haram kılınmış olan, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mü'min yakınları kasdedilir. Medhü sena edilir­ken âl ile takva sâhibleri kasdedilir.

«Kemâ salleyte alâ ibrâhime  İbrahim'e salât ettiğin gibi.» Salâvât cümlesi, tümüyle ele alındığı zaman, meali özetle şöyle olur:

Allah'ım! İbrahim (Aleyhisselâm)'e salât ettiğin gibi Muhammecl (Aleyhisselâm)'e ve âline de salât et.»

Bu cümleyle ilgili olarak şöyle bir soru hatıra gelebilir: Benzet­me cümlelerinde genel prensip; zayıfın kuvvetliye benzetilmesidir. Meselâ A1 î cesarette arslan gibidir, denilir. Burada Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) imize ve âline istenen salât, İbrahim (AJeyhisselâm)'in salâtına benzetilmiştir. Halbuki Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî, ibrahim (Aleyhisselâm) dâhil bütün Peygamberlerden efdal olduğu gibi O'nun için istenen salât da, bilumum Peygamberlerin salâtlarından üstündür. Hâl böyle iken, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in salâtı nasıl İbrahim (Aleyhisselâm)'in salâtına benzetilir?

Bu soruya bir çok cevap verilmiştir. Biz, bir kaçma özetle de­ğineceğiz ;

1 - Benzetme, salâtın değerine ve miktarına değil, salâtın as­lına aittir. Bunda da bir sakınca yoktur. Nitekim K u r' a n' da bunun benzerleri vardır. Meselâ:

a) Ramazan orucuna âit âyette

=Sizden öncekile­re farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı.[156][156] buyurulmuştur. Bu âyetteki benzetme ve vahiy etme as­lına aittir. Vahyin çeşitlerine, değerlerine, mâhiyetine, önemine ve kapsamına âit değildir.

c)  -Allah sana ihsan ettiği gibiSen de ihsan et.[158][158]  âyetinintefsirinde I b n - i A b b â s (Hadıyallâhü anh) : Muhammed (SaJ-lallahü Aleyhi ve Sellem), İbrahim (Aleyhisselâm)"in âlindendir, de­miştir.

Şu halde biz, İbrahim (Aleyhisselâm)'e ve Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in de dâhil olduğu İbrahim (Aley­hisselâm)'in âline salât edildiği gibi, özel olarak Peygamberimiz (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'e ve âline salât edilmesini istemiş oluyo­ruz.[160][160]

Namazdaki Salavatın Fıkhî Hükmü

Her namazın son teşehhüdünden sonra Allahümme salli... ve Bâ­rik... duasını okumak, Hanefi ve Mâliki mezheblerine göre sünnetir. Şafiî ve Hanbeli mezheblerine göre son teşehhüdden sonra Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sa-lâvât getirmek farzdır. Üç dört rek'atli namazların ilk teşehhüdlerin-den sonra sünnettir. En azı 'Allahümme salli alâ Muhammed'dir. Son teşehhüd'den sonra 'Allahümme salli... ve Pârik...'in tamamını okumak ise sünnettir.

EI-Menhel yazarı, teşehhüdden sonraki salâvâtın şer'î hükmü ile ilgili olarak özetle şöyle der :

«Teşehhüdden sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e saiâvât getirmek vâcibtir, (farzdır) diyenler, bu bâbta rivayet olu­nan hadîsleri delil gösterirler, Ömer bin el-Hattâb, oğ­lu Abdullah, İbn-i Mes'ud, Şâ'bî, Muhammed bin Ka'b el-Kurezî, Ebû Ca'fer el-Bâkır, el-Hâdi, el-Kâsım, Şafiî, Ahmed, İshak ve îbnü'I-Mevvâz (Radıyallâhü anhüm) bununla hükmetmiş­lerdir. 1 bn ü'l-A ra bi de bu kavli seçmiştir. Fakat bu bâb taki hadîsler, teşehhüdden sonra salâvâtın vâcibliğine tam delil de­ğildir. Çünkü bu hadîslerde namazdan bahis yoktur. Sadece Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e saiâvât getirilmesi emredil­miştir. Namazın dışında da olsa bir defa saiâvât getirmekle bu emir yerine getirilmiş oluyor. Şu var ki; İbn-i Hibbân, Hâkim, Beyhaki, İbn-i Huzeyme ve Dârekutni' nin tah-riç ettikleri t bn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhl'ın hadisindeki şu ilâve delil gösterilebilir:

-  «(Yâ Resûlallah!)

Biz namazımızda sana saiâvât getirdiğimiz zaman nasıl getirelim...?»

Bu ziyâde, hadîste anılan salâvâtın yerinin namaz olduğunu tâ­yin etmiş olur. Ama yerinin teşehhüdden sonra olduğunu  ifâde etmez.   Ancak   Beyhaki   şöyle demekle salâvâtın yerinin teşeh-hüdden sonra olduğunu, biraz yakmlaştırmıştır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe salât ve selâm getiril-meşini emreden âyeti nazil olduğunda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) teşehhüddeki selâm lâfızları­nı saha bilere öğretmişti. Bu esnada sahâbîler nasıl salâvât getire­ceklerini Ona sordular. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de onlara öğretti. Mesele böyle cereyan ettiği için, daha önce öğretil­miş olan teşehhüdden sonra nasıl salâvât getirileceğinin kasdedildiği söylenebilir.

Bu gruptaki âlimler, başka bir kaç delil göstermişlerse de gös­terilen deliller, teşehhüdden sonra salâvât okumanın vâcibliğine tam olarak delâlet etmez.»

N e v e v i: Teşehhüdden sonra salâvâtın vâcib olduğuna hük­medenlerin delillerinden birisi de Ebû Abdillah ile E b û H â t i m " in kendi sahihlerinde Fudâle bin Übeyd (Ra-dıyallâhü anhtden rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bîr adamın namaz kıl­dığını görmüş, bu şahıs Allah'a hamd ve temcid etmemiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e de salâvât getirmemiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de : *Bu şahıs acele etti.» buyurarak adamı çağırmış ve: «Sizden birisi namaz kıldığında önce Rabbine hamd ve sena etsin! Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e salâ­vât getirsin; bundan sonra, istediği duayı etsin.» buyurmuştur.'

E 1 - H â k i m : Bu hadîs, M ü s 1 i m ' in şartı üzere sahih­tir, demiştir. der.

El-Menhel yazarı, daha sonra şöyle der: «Cumhura göre na­mazda teşehhüdden sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e salâvât getirmek vâcib değildir. Ebû Hanife, Onun arka­daşları. Mâlik, Sevri, Evzâî ve Nasır böyle hük­meden âlimlerdendirler

Bunların delili, İ b n-i M e s'u d (Radıyallâhü anh)'ın te-şehhüd hakkındaki (899 nolu) hadisidir. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bu hadiste belirtildiği gibi îbn-i Mes'ud (Ra­dıyallâhü anh)'a yalnız teşehhüdü öğretmiştir. Bâzı rivayetlere gö-ro hadîste şu mealde bir ilâve de vardır:

«Sen bunu söylediğin zaman veya bunu bitirdiğin zaman nama­zını bitirmiş olursun. Kalkmak İstersen kalkabilirsin. Oturmak is­tersen oturabilirsin.» Bir rivayette de şöyle bir ilâve vardır : ,

-Teşehhüdden sonra biriniz beğendiği duayı seçebilir.»

Eğer teşehhüdden sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) e salâvât getirmek vâcib olsaydı, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) lbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'a onu da öğre­tecekti. Çünkü öğretim yerinde vacibin beyânı geciktirilmez. Teşeh­hüdü rivayet eden sahâbîlerden. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in onlara teşehhüdden sonra salâvât getirilmesini öğrettiğine dâir bir şey de rivayet edilmemiştir-

Hanefî mezhebine göre teşehhüdden sonra okunan satâvû-tın en faziletli şekli şöyledir:

S â f i i   mezhebine göre de en makbul olan lâfız böyledir.   Şu farkla ki ilk lâfzı yoktur. El-Behçetü'I-Kebir .şer-

hinde naklen beyan edildiğine £öre bundan da efdal olan salâvâi lâ­fızları vardır. Yukarıda da işaret edildiği gibi salâvât laüfızları lirik kında bir çok rivayet vardır  Hepsi do makbuldıır

907) Amir bin Rahîa[162][162]

İzahı

Sindi şöyle der : Salih amellerin her birisi, cennete giden bir yel mesabesindedir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e salâvât getirmek, sâlih ameller cümlesindendir. Bu sebeple salâvâtı tamamen terketmek, cennetin yolunu terketmek olur.[164][164]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî de ri­vayet etmişlerdir.

Hadîs, son teşehhüdden sonra anılan dört şeyden istiâze etme­nin vâcibliğine delâlet eder. Zahiriye mezhebi bununla hükmet­miştir. Hattâ İbn-i Hazm , ilk teşehhüdden sonra da bu istiâ-zenin vâcibli&ine hükmederek : 'Çünkü Buhâri ve Müsli m'in bir rivayetlerinde Ebû Hüreyre (Radıyaliâhü anh) : Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Biriniz teşehhüd ettiğizaman dört şeyden Allah'a sığınsın...» Bu rivayet mutlaktır. îlk te­şehhüdü de kapsar,' demiştir.

Cumhur hadisteki emrin mendupluk için olduğunu söylemiştir. Hadîs, kabir azabı ve fitnesinin varlığını isbat eder.    Ehli S ü n n e t' in    mezhebi budur.

«... Hayat ile ölüm fitnesinden...» ifâdesinden maksad, hayat hâ­lindeki fitne ve ölümden sonraki fitnedir.

«Ölüm fitnesi» ile, ölüm döşeğindeki fitne kasdedilmiş olabilir. Bu takdirde «Hayat fitnesinden maksad, mükelleftik çağından itiba­ren ömür boyunca karşılaşılan fitnedir.

«Ölüm fitnesi» ile kabir fitnesi murad olabilir. Fitne, aslında imtihan, tecrübe ve denemek gibi anlamlar taşır. Fakat günah, küfür, katil gibi mânâlarda kullanılması çoğalmıştır.

«... Mesih olan Dcccâl'ın fitnesinden...» tâbirine gelince Deccâl; Kelime anlamı itibariyle karıştırıcı, hileci ve aldatıcı de­mektir. Âhirete   yakın günlerde çıkacağı,  hadislerle haber verilenmalum kâfire bu isim verilmesinin sebebi; kendisinin hakkı bâtıla karıştırması ve hakkı, bâtıl ile örtbas etmeye çalışmasıdır. Ona me-sih denilmesinin sebebi de sağ gözünün kör olmasıdır. Mesih keli­mesi, Arap dilinde çeşitli mânâlarda kullanılır. Bu mânâlardan biri­si de 'tek gözü olandır.

Mesih; Seyahat eden, çok yol kateden anlamında da kullanılır Deccâl, yeryüzünde çok dolaşacağı için Ona mesih denildiğini söyle­yenler de vardır.

î s a (Aleyhisselâm)'ya da mesih denilmiştir. Ona bu ismin ve­rilmesinin sebebi hakkında da çeşitli rivayetler vardır: Annesinden doğarken vücûduna yağ sürülmüş olarak doğduğu için Ona bu isim verilmiştir, diyenler vardır. Bâzilanna göre î s a (Aleyhisselâm), hastaya elini sürdüğü zaman hasta şifâ bulurdu. Bu nedenle Ona mesih denilmiştir. Diğer bir kavle göre î s a (Aleyhisselâm)'m aya­ğının tabanı düzdü, çukuru yoktur. Onun için kendisine bu isim ve­rilmiştir.

910) Ebû  Hüreyre (Radtyallâhii atı/ı)'<\en;   Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adama: «Namazda (oturduğunda)  ne diyorsun?» diye sordu. Adam : Ben teşehhüdü okurum. Sonra Allah'tan cennet isterim ve ateş­ten O'na sığınırım.  Amma, Vallahi ben ne senin dendene   (gümül-denmelni ne de Muâz'ın dendenesîni bilirim, dedi.    Bunun üzerine Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

-Biz onun çevresinde gümüldeniriz.» buyurdu."

Not :   Bu isnadın sahih ve râvilerinin sika oldukları, Zevâid'de bildirilmiştir.[166][166]

Mezheblerin Görüşleri

l - Hanefi mezhebine göre son teşehhüd ve salâvâttan sonra Kur'an-ı Kerîm lâfızlarına benziyen :

 "Ey Rabbimiz! Bizim kalblerimizi saptırma[168][168]

27 - Teşehhüd'de   (Parmakla)   İşaret Bâb1

911) Nümeyr eJ-Huzâî [170][170]

İzahı

N ü m e y r (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Ebû Dâvûd, Nesâi, Ahmed, Beyhaki ve tbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in işaret ettiği parmağın şehâdet parmağı olduğu tasrih edilmiştir.

V â i 1 (Radıyallâhü anh)'in hadîsi, Zevâid'den sayılmış ise de Miftahü'l-Hâce'de beyan edildiğine göre Ebû Dâvûd, Nesâi, Beyhaki ve İbni Huzeyme tarafından da rivayet edil­miştir.

Ebû Dâvûd1 un «Elleri kaldırmak babı»nda rivayet olu­nan V â i 1 (Radıyalâhü anh)'ın uzunca hadisinde şu parça var­dır:

= - ..ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sol elini sol uyluğunun üzerine koydu. Sağ dirseğinin de sağ uyluğuna değme­sine mâni oldu. (Uzak tuttu.) İki parmağını (serçe parmağı ile on­dan sonra gelen parmağı) yumdu. (Beş parmağı ile orta parmağının başlarını birleştirerek) halka yaptı ve ben O'nu şöyle yaparken gör­düm. Râvi Bişr baş parmağı ile orta parmağı halka yaptı şehâdet par mağı ile de işaret etti.»

El-Menhel yazarının bildirdiğine göre Ahmed, Nesâi, ı b n - i H u z e y m e ve B u h â r î de bu hadisi rivayet etmiş­lerdir.

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadisini Müslim, Ahmed, Ebü Dâvûd ve Nesâi de az lâfız farkıyla ri­vayet etmişlerdir. N e s â i' nin bir rivayeti ile T a b a r â n i' nin rivayeti buradaki rivayete benzer.

El Menhel yazan parmaklan yummak, halka yapmak ve parmak­la işaret etmek hakkında şu ma'lumatı verir:

«Baş parmağın yumulması iki türlü olabilir: Baş parmak şehâ­det parmağının yanına konulur. Şehâdet parmağı açık tutulur. Ve diğer parmaklar yumulur. Bu şekil, arabların bir hesap usûlüne ö-re 53 sayısını ifâde eder.

İkinci türe göre baş parmak orta parmağın yanına konularak yu­mulur. Diğer parmaklar da yumulur. Yalnız şehâdet parmağı yu­mulmaz. Bu şekil ise, arabların mezkûr hesap usulüne göre 23 sayı­sını ifâde eder.

Sağ elin parmakları başka şekillerde de yumulabilir. Örneğin : Baş parmak ile şehâdet parmağı salınır, diğer parmaklar yumulur.

(Vâil bin Hucr (Radıyallâhü anhl'ün hadîsinde bildi­rilen ( tahlik de iki şekilde olabilir: Birisine göre başparmak ile orta parmağın uçları birleştirilir. Diğer şekle göre orta parmağın ucu baş parmağın iki boğumu arasına konulur.

Şehâdet parmağı ile kıbleye işaret etmek şekli hakkında da ihti­lâf vardır : Şöyle ki :

1. Mâliki    âlimlerine göre şehâdet. parmağı ile işaret edilir. Ve selâm  verilinceye kadar sağa sola oynatılır. Bunun hikmeti ise parmak sinirlerinin kalbe bağlı oluşu ve parmağın hareket ettirilmesi ile kalbin uyarılması ve namaz hallerinin hatırlatümasının sağlan­masıdır.

2. Şâf iiler'e    göre kelime-i şehâdet getirilirken «İllellah» denildiği zaman kaldırılır ve birinci teşehhüdden kalkılıncaya, son teşehhüdde selâm verilinceye kadar indirilmez.    Parmak işareti ile tevhid ve ihlâs niyeti edilir.

3. Hanefi    âlimlerine göre parmak «Lâ ilahe» denilince kal­dırılır ve «İllellâh» denilince indirilir.    (Hanefi   âlimlerinden Muhammed'e   göre sağ elin başparmağı ile orta parmağı hal­ka edilir, diğer parmaklar yumulur. Ve şehâdet parmağı kaldırıla­rak işaret edilir. Bâzılarına göre diğer parmaklar yumulmadan şe­hâdet parmağı ile işaret edilir. Bir kısım âlimlere göre ise başpar­mak diğer parmaklarına getirilerek şehâdet parmağı kaldırılır.)

4. Hanbeliler'e    göre »Allah» lâfzı geçtikçe şehâdet par­mağı tevhide işaret olmak üzere kaldırılır. Ve hareket ettirilmez.»

N u m e y r (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem)'in ellerini uylukları üzerine koyduğuna delâlet eder. Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadisine göre el­lerini dizleri üzerine koymuştur, tki şekil yapıldığına dâir başka riva­yetler de vardır. Bu rivayetler arasında bir ihtilâf söz konusu değil­dir. Her iki şeklin câizliğini bildirmek için Peygamber (Sallallahü Aleyh ve Sellem) gâh böyle gâh şöyle yapmıştır.

Sağ elin parmaklarının ne zaman yumulacağı hususuna gelince, Şafii, Mâliki ve Hanbelî mezheblerine göre teşeh-hüd'e oturulduğu zaman parmaklar yumulur. Yalnız şehâdet par­mağı salınır. Hanefî mezhebinin muhtar kavline göre sağ avuç açık olarak sağ uyluk üzerine konulur. Şehâdet' parmağı ile işaret edildiği zaman parmaklar yukarda anlatıldığı gibi yumulur.

V â i 1    {Radıyallâhü anh)'ın hadisinde :

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şehâdet parmağı ile duâ ederek...» buyurulmuştur.

Sindi diyor ki: Şehâdet parmağı ile tevhid'e işaret ediliyor. Tevhid'e işaret ise bir nevî duâ sayılır. Çünkü tevhid sayesinde ka­zanılan ilâhi nimetler duâ etmekle elde .edilen nimetlerden üstündür.[172][172]

28 - (Namaz'dan Çıkmak İçin) Selâm Vermek Babı

914) Abdullah (bin Mes'ud)  (Radtyaliâkü anh)'âen rivayet edildiği­ne göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (namazdan çıfcafken) yanağının beyazlığı görülünceye kadar, sağına ve soluna (başını dön­dürüp) : «Es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllah» (diyerek) selâm ve­rirdi."

915) Sa'd  (bin Ebî Vakkâs)  (Radtyaliâkü anh)'ûen rivayet edildi­ğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (namazdan çıkarken) sağına ve soluna selâm verirdi."

916) Ammâr bin Yâsir (Radtyallâhü a«*)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (namazdan çıkarken) yanağının beyazlığı görülünceye kadar sağına ve soluna (başını dön­dürüp) :  «Es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllah. Es-Selâmü aleyküm ve rahmetüllah»  (diyerek) selâm verirdi.İsnadının hasen olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.

917) Ebû Mûsa (el-£ş'ârî)  (Radıyallâkü anh)'den; Şöyie demiştir: Alî (Radiyallâhü anh), Cemel olayı günü bize öyle bir namaz kıl­dırdı ki, onunla bize ResuluHah (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin na­maz kılışını hatırlattı. Artık biz, ya O (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'-nun namazını unutmuş oluyoruz. Ya da terk etmiş oluyoruz.   Çünkü Ali (Radıyallâhü anh), (namazdan çıkarken) sağına da soluna da se­lâm verirdi."

Not: Zevâid'de : İsnadı sahihtir, ricali da sikalardır. Ancak râvtlerinden Ebû îshak. tedlis ederdi ve ömrünün son zamanlarında rivayetleri karıştırırdı, denil­miştir.[174][174]

Selâmın Şer'î Hükmü :

Fıkıhçılar ilk selâmın vâcibliği hususunda müttefiktirler. İkinci selâm ise, cumhur'a göre sünnettir. Tahavi, el-Kâdı ve başkalarının dediğine göre Hasan bin Salih, vâcibliği-ne hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel' den yapılan bir rivayet de böyledir. M a 1 i k ' in bâzı arkadaşları da böyle demiş­lerdir. Zahiriye mezhebine mensub bâzı âlimlerin de böyle dediklerini    tbn-i    Abdi'I-Berr   nakletmiştir.

Hadîslerin zahirine göre selâm lâfzı «Es-Selâmü aieyküm ve rah-metullah-dır.

Hanefî mezhebine göre böyle selâm vermek sünnettir. Ki­şi eğer yalnız «Es-Selâmü aieyküm' veya -Selâmün aieyküm» der­se kâfidir. Fakat sünneti terk etmiş olur.

Şafiî mezhebine göre de böyle selâm vermek sünnettir. Şa­yet «Es-Selâmü aieyküm» veya «Aleykümü's-Selâm» derse en sıhhat­li kavle göre farz ifâde edilmiş olur.

M â 1 i ki I e r'e   göre vâcib olan yalnız  «Es-Selâmü aley küm-dır   «Ve rahmetullah» lâfzı ilâve edilmez.

H a n b e 1 i mezhebine göre «Es-Selâmü aieyküm ve rahmetul­lah» lâfzı ile selâm vermek farzdır.

Hadislerin zahirine göre selâm verilirken sağa ve sola başı iyi­ce döndürmek meşrudur. Öyle döndürmelidir ki onun arkasında otu­ran kişi yanağını görebilmelidir. Hanefî, Şafii, Hanbeli âlimlerinin kavli budur. Mâlik' ten yapılan bir rivayete göre imam veya tek olarak namaz kılan için hüküm budur. î b n - i Ka­sı m ' in Mâlik' ten yaptığı rivayete göre imam veya tek ola­rak namaz kılan kişi önüne selâm verir ve başını hafifçe sağa dön­dürür. İmama uyan kişi ise yine İbn-i Kasım'in rivayetine göre ilk selâmı verirken hafifçe sağa bakar. İkinci selâmı önüne ve­rir ve imama işaret eder. Eğer solunda kimse varsa ona da üçüncü bir selâm verir.

Bu bâbtaki hadîsler İbn-i Kasım'in rivayetini redde­derler.[176][176]    (Radıyallâhü anh)'ı\ex\;  Şöyle de­miştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i, namaz kılarken gördüm. (Namazdan çıkarken) bir defa selâm verdi.Râvi Yahya bin Râşid zayıf olduğu için isnadın zayıflığı Zevâid'de bil­dirilmiştir.[178][178]

30 - İmamın Selâmını Almak Babı

921) Senıûre bin Cündüb (RadtyaUâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (Stillallahii Aleyhi ı>e Sellem) şöyle buyurmuştur": «İmam selâm verdiği zaman onun selâmını alınız.-*

922) Semûre bin Cündiib  (Radıyallâhü anh)den rivâyel edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), imamlarımıza selâm etmemizi ve birbirimizle selamlaşmamızı bize emretti.[180][180]

31 - İmam (Namazda) Yalnız Kendi Nefsine Duâ Etmesin, Babı

923) Sevbân (Radtyaüâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlul-Jah (SaUaUahv Aleyhi ve Sellem) şöyîe buyurdu, demiştir :

«Hiç bir kul imamlık yapıp, cemâati ortak etmeksizin (namazda) yalnız kendi nefsine duâ etmesin. Şayet (böyle) yaparsa cemaata hı­yanet etmiş olur.[182][182]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 - İmamın namazda yalnız kendi nefsine duâ etmesi ve cemâa­ti mahrum bırakması yasaktır. Bu husustaki tafsilât yukarda geçti.

2 - İmam böyle davranırsa cemaata hıyanet etmiş sayılır.[184][184]

İzahı

Bu hadîsi Müslim, Tirmizî ve Ah me d de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd ve Nesâî de bunun benzerini rivayet etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in okuduğu zikrin mâ­nâsı :

«Allah'ım! Sen selâmsın; Selâm (= selâmet) de ancak sendendir. Hayır ve iyiliğin pek çoktur. Ey azamet ve ihsan sahibi!»

Selâm: Allah Teâlâ'nın yüce isimlerindendir. Mânâsı ise, musi­betlerden, âfetlerden ve her çeşit noksanlıklardan pâk ve emin de­mektir.

El-Menhel yazarının beyânına göre bâzıları: 'Selâm: Dünyada peygamberleri, Cennette de müminleri selamlayandır,' demişlerdir.

Hadiste geçen ikinci 'Selâm' kelimesi ise Allah Teâlâ'nın ismi anlamında kullanılmamıştır. Mânâsı dünya ve âhiretteki âfetlerden emin olmaktır.

Hadîsteki «Tebârekte» cümlesi çeşitli şekillerde mânâlandırıl-mıştır.

El-Menhel yazarına göre bu cümlenin mânâsı: 'Hayır ve iyiliğin pek çoktur.' demektir. Tuhfetü'l-Ahvezi'ye göre ise mânâsı şöyledir: 'Çok yücesin, pek azametlisin.'

Tuhfetü'l-Ahvezi yazarı bu hadîsin izahında der ki: 'Hadisten maksad, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in selâmdan son­ra, bazen ancak anılan zikri okuyacak kadar oturur olduğunu bil­dirmektir. Çünkü bazen bu miktardan fazla oturduğu sabittir.

Sindi: de: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in se­lâmdan sonra anılan zikri okuyacak kadar, duruşunu bozmadığı ve bundan sonra kıble istikâmetinden döndüğü ifâde edilmek istenmiş­tir. Açık olan yorum budur. Çünkü O'nun dâima sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar yerinde oturduğu sabittir, demiştir.

El-Menhel yazarı da bu hadîsi açıklarken : «Resûlullah (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) namazda selâm verdikten sonra henüz duru­şunu bozmayıp kıbleye doğru oturmuş iken, bu zikri okurdu.» de­miştir.[186][186]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisin açıklaması ile ilgili olarak S i n -ğil, zarar tevlid eder.

-Yararlı ilimden maksad, kendisi ile amel edilen ilimdir. Çünkü ilim adamı, bilgisi ile amel etmediği takdirde, bilgisi ona yarar dedi   şöyle der:

Güzel rızıktan maksad, helâl rızıktır. Bunu, lezzetli rızka yorum­lamak uzak bir ihtimaldir. Ancak dünya rızkı değil de âhiret rızkı kaydedilmiş olursa lezzetli rızık şjğjşmı kasdedümiş olabilir.

926) Abdullah bin Amr (bin e)-As) (Rathyallâhü anküntâyâen riva­yet edildiğine göre Resûlullah (SallaLlakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«İki şey vardır ki bunlara devam eden her m üs 1 uman adam be­hemehal Cennet'e girer. Bunlar kolay şeylerdir de bunlarla amel eden­ler azdır. (Birincisi şudur:) Müslüman kişi her namazdan sonra on defa teşbih eder, on defa tekbir getirir ve on defa hamd eder.) >

(Abdullah (Radıyallâhü anh) : 'Ben Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'i bu zikirlerin sayısını mübarek el (parmakları) ile zab-tederken (hesaplarken) gördüm,' demiştir. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyruğuna şöyle devam eylemiştir .

-İşte bunlar dille (söylenmesi) itibariyle yüzelli (cümle) dir. Mi-zân'da (ise) binbeşyüz cümle) dir. (İkincisi de şudur:) Müelüman ki­şi yatağına girdiği zaman yüz defa teşbih, hamd ve tekbir okur. İş­te bunlar da dille söylenmesi bakımından yüz (cümle) dir. Lâkin mi-zân'da bin (cümle) dir. Şu halde hanginiz günde ikibin beşyüz kö­tülük işler?»

Sahâbîler (Radıyallâhü anhüm) :

(Ya Resûlallah!) Müslüman adam nasıl bunlara devam ede-mesin? dediler. (Bunlara devam edememezliği garibsediler.)

Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem) :

«Her hangi biriniz namazda iken şeytan ona gelerek: Falan şeyi ve şu şeyi hatırla, der. Tâ ki kul gafletle namazdan çıkıp git­sin ve her hangi biriniz yatağında (uzanmış) iken şeytan onun ya­nına varır ve kişi uyuyuncaya kadar şeytan durmadan onu uyutma­ya çalışır.[188][188]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Farz namazlardan sonra teşbih, hamd ve tekbîrin onar defa okunması meşrudur.

2. Yatağa girerken teşbih ve hamd'i otuzüçer defa ve tekbiri otuz dört defa okumak meşrudur.

3. Her hasene on kat arttırılarak mizana konur.

4. Bir hasene' bir seyyie'yi  (kötülüğü)  giderir.

5. Yapılan zikir sayısını elle hesaplamak meşrudur.

927) Ebû  Zerr(-i Gifârî)   (Radtynllâhü an*)'den rivayet edildiğine

göre kendisi $öyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e denildi ki: Süfyân'in rivayetine göre ise Ebû Zerr (Radıyallâhü anh) şöyle

demiştir : Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e dedim ki:

— Yâ Hesûlallah! Servet sahihleri sevabı alıp götürdüler. (Şöyle ki:) Bizim dediğimizi derler. Bir de mallarını Allah yolunda harcar­lar. Halbuki elimizden infak gelmez.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana:

—  «Ben size öyle bir şey bildireyim ki onu yaptığınız zaman (fa­zilet bakımından)   sizi geçenlere yetişirsiniz ve  (fazilet yönünden) sizden sonra gelenler size yetişemezler. (O da şudur:)  Her namaz­dan sonra Allah'a otuzüç, otuzüç ve otuzdört defa hamd'e, teşbih ve tekbir getirirsiniz.» buyurdu."

Süfyân demiştir ki: Hamd, teşbih ve tekbîr'den hangisinin otuz­dört (defa) olduğunu bilemiyecegim.[190][190]

İzahı

Bu hadîsi Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve N e s â i   de rivayet etmişlerdir.

N e v e v i, hadîste geçen «İnsiraf- kelimesini selâm vermek anlamına yorumlamıştır.

Bu hadîsten anlaşılıyor ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) namazın bitiminde selâm verirken üç defa istiğfar ederdi ve bunun hemen sonunda, anılan zikri okurdu.

M ü s 1 i m ' in rivayetinde, «Râvi el-Veli d: Ben, el-Evzâi'ye: 'Nasıl istiğfar edilir?' diye sordum. Evzâî dedi ki: 'Estağfi-rullah estağfirullah' dersin.» diye istiğfar şekli bildirilmiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) günahlardan tertemiz olup her türlü hatâdan masum olduğu hâlde istiğfar etmesinin hik­meti hususunda Tuhfetü'l-Ahvezi yazarı, İbn-i Seyyidi'n-N â s ' in şöyle dediğini nakletmiştir: 'Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in istiğfar etmesi kul hakkını vermek ve şükür göre­vini yapmaktır. Nitekim bir hadîste :

= *Ben niçin çok şükreden bir kul olmayayım?»

buyurmuştur. İstiğfar etmesinin diğer bir nedeni de duâ ve niyaz hususunda sözle olduğu gibi fiilen de müminlere sünnetini beyan etmesidir. Tâ ki onlar da zati nevebilerine iktida etsinler.'

El-Menhel yazarı da : Namazdan çıkılınca istiğfar etmenin hik­meti kulun yaptığı ibâdetle mağrur olmaması, nefsini kusurlu say­ması ve Allah Teâlâ'ya lâyıkı veçhiyle kulluk görevini yapmadığınıitiraf etmesidir. Bu duygunun iyice yerleşmesi için istiğfarın üç de­fa tekrarlanması meşru kılınmıştır. Kulun mağrur olmadan ve nef­sini kusurlu sayarak yaptığı ibâdet Allah katında daha çok kabule şayan olur,' demiştir.

Hadîste geçen zikrin mânâsı 924 nolu hadîste geçmiştir.

Farz namazlardan sonra yukarıda anlatılan zikirlerden başka bir takım sûre, âyet ve zikirlerin okunmasının meşruluğuna dâir hadîs­ler vardır. Bunları buraya aktarmak uzun sürer. Bu nedenle sade­ce dört mezhebin kavlini özlü olarak nakletmekle yetiniyorum.[192][192]

33 - Namazdan Dönmek Babı

929) Hülb  (bin Adî)   (Radtyallâhü a«A/den;  Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize imamlık etti. (na­maz kıldırdı.) (Namazdan çıkınca) sağ tarafına da sol tarafına da dönüp giderdi.[194][194]

İzahı

Bu hadîsi Tirmizî hâriç, Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi ve A h m e'd ile B e y h a k î de mânâyı değiştirmeyen az lâ­fız farkıyla rivayet etmişlerdir.

îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh), bu hadîsiyle, namazdan sonra sağ tarafa dönmenin vâcibliğine itikad etmenin mahzurlu ol­duğunu, çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ekseri­yetle sol tarafına dönüp gittiğini gördüğünü bildirmiştir. Vâcib olma­yan bir şeyin vâcibliğine itikad etmek günah olduğu için, bu inanç­ta oJan kişi, nefsinde ve inancında şeytana bir hisse ayırmış olur.

Hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in namazdan çıkınca sol tarafına dönüp gitmesinin, sağ tarafına dönüp gitmesin­den daha çok olduğuna delâlet eder. Müslim ve Beyhakî'-nin îsmâil bin Abdirrahman es-Südi tarikiyle rivayet ettiklerine göre İsmail (Radıyallâhü anh) şöyle de­miştir :

'Namazdan çıktığım zaman sağ tarafıma mı, sol tarafıma mı dö­neyim.' diye Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'e sordum. Enes (Ra­dıyallâhü anh) şöyle cevap verdi: 'Bana gelince; Ben Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in daha çok sol tarafına döndüğünü gör­düm.'

İ b n-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'un hadîsiyle Enes (Radıyallâhü anh)'in hadîsi arasında bir ihtilâf yoktur. Çünkü Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bazen sağ tarafına, bazen de sol tarafına dönüp giderdi. Her sahâbî daha çok olduğuna itikad ettiğini haber vermiştir.

Ebû Davud'un îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'un rivayetinde râvi Ü m â r e demiştir ki; 'Ben bu hadîsi e I - E s -v e d ' den dinledikten sonra M e d i n e ' ye vardım, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in hanelerinin mescidin sol tarafınca bulunduğunu gördüm.'

Sindi de : 'Peygamberin evi mescidin sol tarafında (doğu­sunda) bulunduğu için sol tarafa dönüp gitmek ihtiyacı daha çok du­yulmuş ve bu nedenle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, sol tarafına dönüp gitmesinin daha çok görülmüş olması muhtemel­dir.

931) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Radt-yallâhü anhüm)'âen rivayet edildiğine <jöre şöyle demiştir :

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i namazdan çık­tığında (bazen) sağ tarafına (bazen de) sol tarafına dönüp giderkengördüm..[196][196]

İzahı

Bu hadîsi Buhârî de rivayet etmiştir. Ebû Dâvüd, Nesâi, Ahmed ve Bey haki de bunun benzerini riva­yet etmişlerdir. Buhâri' nin başka bir rivayetinde Ü m m ü Seleme    (Radiyallâhü anhâ) şöyle demiştir:

"Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazdan selâm vo-rirdi ve Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) henüz yerinden kalkmamış iken kadınlar selâmdan hemen sonra kalkıp giderek ev­lerine girerlerdi. Erkekler de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) ile oturdukları yerde beklerlerdi."

Tabarânî ve Nesâi' nin rivayetlerinde belirtildiği gi­bi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yerinden kalktığı zaman erkek cemâat da kalkardı. Ve sahâbiler, Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in bekleyiş sebebinin erkeklerden önce kadınların çı­kıp evlerine gitmeleri olduğunu zannederlerdi. Hattâ A h m e d' in rivayetinde, Ümmü Seleme (Radıyallâhü anh) cemâat da­ğılırken erkeklerin kadınlara yetişmemeleri için Peygamber {Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem)'in beklediğini zannettiklerini söylemiştir.

Yukarıda işaret edilen rivayetlerde belirtilen bekleyiş sebebine göre, cemaatta kadınlar bulunmadığı zamanlarda Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) selâmdan sonra pek beklemezdi. 924 nolu  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsi bu durumu te'yid eder. Şu­nu da belirtelim ki, sabah namazından sonra güneş doğuncaya ka­dar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yerinden kalkma­dığı sahih hadislerle sabittir.[198][198]

34 - Yemek Konup Namaz (İçin)  İkâmet Edildiği Zaman (Hangisine Öncelik Verileceği)  Babı

933) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre Resûlullah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Akşam yemeği konduğu ve namaz (için) ikâmet edildiği zaman siz Önce yemek yeyiniz.»"

934) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Akşam yemeği konduğu ve namaz (için) ikâmet edildiği zaman siz önce yemek yeyiniz.»

Hâvi demiştir ki: Bu emre binâen bir akşam, lbn-i Ömer (Radı-yallâhü anh) ikâmet sesini işittiği halde (namaza durmayıp önce) akşam yemeğini yedi."

935) Âişe (Radtyaliâhü anhâ)'den rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Akşam yemeği hazırlanmış olduğu ve namaz (için) ikâmet edil­diği zaman önce yemek yeyiniz.[200][200]

35 - Yağışlı Gecede Cemâat (A Gitmemek) Babı

936) Ebü'l-Melih [202][202]  günü  biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber idik Ayakkabılarımızın alt­larını    ıslatmayan bir yağmur yağdı.     Bunun  üzerine     Resulü il ah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem)'in müezzini    «Namazınızı   olduğunuz yerlerde kılınız!» diye bağırdı, dedi.[204][204]

İzahı

Bu hadisi Buhar i, Müslim ve Ebû Dâvûd ben­zer lâfızlarla ve müteaddit senedlerle rivayet etmişlerdir. Bâzı riva­yetlerde sefer kaydı mevcuttur. Bâzılarında ise bu kayıt yoktur. B u h â r i' nin    rivayeti meâlen şöyledir :

"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) seferde iken soğuk ve­ya yağmurlu gecede müezzine, ezan okumasını ve ardından da : Ha­beriniz olsun! Namazlarınızı olduğunuz yerlerde kılınız, diye bağır­masını emrederdi."

Ebû Dâvûd1 un bir rivayeti B u h â r i' nin yukardaki rivayetinin aynısıdır, denilebilir. Diğer bir rivayetinde ise sefer kay­dı yoktur.

El-Menhel yazarı : Sefer kaydı bulunmayan rivayet, sefer kaydı bulunan rivayet gibi yorumlanır, demiştir.

938) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edil­diğine göre şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) yağışlı bir Cuma günü buyurdu ki:

«Olduğunuz yerlerde namaz kılınız.»*'

939) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edil­diğine göre :

Kendisi, yağışlı bir Cuma günü müezzine ezan okumasını em­retti. Müezzin de Allahu ekber, AUahu ekber, eşhedü enlâilâhe illal­lah, eşhedü enne Muhammede'r-Resûlullah..., diyerek ezan okumaya başladı. Müezzin Eşhedü enne Muhammede'r-Resüluilah dedikten son­ra İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ), müezzine:

(Hayye ale's-Salâh yerine) halka çağrıda bulun. Evlerinde namaz kılsınlar, dedi. Bunun üzerine halk İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'a:

Nedir şu senin yaptığın?, dediler. Kendisi:

"Benden (çok) hayırlı olan bir zat şüphesiz bunu yaptı. —Bu­nunla Peygamber Efendimizi kasdetmiştir. — Sen halkı evlerinden çıkartıp dizlerine kadar çamura batmış olarak yanıma gelmelerini bana emrediyorsun" dedi.[206][206]

36 - Namaza Duranın Sütresi Babı

940) Musa bin Talha'nın babası (Talha bin Ubeydillah) (49) (Radı-yallâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Fiz namaza dururduk. (Bu esnada) hayvanlar da önümüzden ge­çerdi. Bu durum Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'e anlatıl­dı. Bunun üzerine O:

«Birinizin önünde semerin arka kaşı gibi bir şey olsun. Artık önünden geçen ona zarar vermez.» buyurdu.[208][208]

Sütre Ne Kadar Olmalıdır?

 El-Menhel yazan «Sütre» babında şöyle der: «Fıkıhçılar sütrenin kalınlığı ve uzunluğunun ne kadar olması­nın gerekliliği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1 - N e v e v i: 'Sütrenin uzunluğunun semerin arka kaşı ka­dar olması esastır. Kalınlığı hakkında bağlayıcı bir hüküm yoktur, Bize (=Şâf i! ler'e) göre kalını da incesi de kâfidir. Delilimiz de Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhJ'ın Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellemi'den rivayet ettiği şu mealdeki hadistir:

(49) Cennetle müjdelenen on sahâbiden birisidir. Fazileti ve hâl tercemesi mukaddimenin 125 -128 nolu hadisler bahsinde geçmiştir. Oğlu Musa ise sıka ve seçkin bir tabiidir. Hadisleri çoktur.

«Kıl kadar ince olsa bile semerin arka kaşı misli olan sütre kâ­fidir.» (Nevevî başka hadîsi de delil göstermiştir. Buraya ak­tarmaya gerek görmedim.)

2 - Hanbelîler    de    Şâfiîler    gibi hükmetmişlerdir.

3 - Hanefiler'e   göre sütrenin uzunluğu bir arşm, kalın­lığı da bir parmak kadar olacaktır.

Mâlikiler'e göre uzunluğu bir arşm, kalınlığı da bir mız­rak gibi olacaktır. Bu mızraktan küçük olan sütre ile mendupluk ha­sıl olmaz.

Hadisin : «Artık önünden geçen ona zarar vermez.» cümlesinden kasdedilen mânâ şudur : 'Anlatılan sütre bulununca sütrenin önün­den geçenler namaza duran şahsın namaz sevabından bir şey eksilt­mez.1 Namaza duran şahıs ile sütresi arasından geçmek ise yasaktır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sütreye doğru duranın sevabının, sütrenin ilerisinden geçenlerle eksilmiyeceğini haber ver­miştir. Çünkü kişi namazda olduğunu bildiren muteber işareti koy­muştur.

Hadîsteki zarar ifâdesi ile namazın eksikliği kasdedilmiştir. Şu halde sütre koymadan kırda, çölde ve önü açık olan bir yerde nama­za durulduğunda, önünden bir şeyin geçmesi namazın sevabını ek­siltir.[210][210]

İzahı

Buhârî, Müslim, Nesâî ve Ebû Dâvûd da bu hadîsi rivayet etmişlerdir. Buhârî, Müslim ve Ebû D â v û d ' un    rivayet ettikleri metin meâlen şöyledir .

«Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bayram günü (nama­za) çıktığı zaman harbenin getirilmesini emrederdi. Harbe Onun önü­ne dikilirdi. Kendisi ona doğru namaz kılar, halk da arkasında na­maza dururlardı. O, seferde de bunu yapardı...»

Harbe:  Geniş demirli küçük mızraktır. Geniş hançer ve demir kısmı geniş ölen süngüye de denir.

El-Menhel yazan şöyle der:

-Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yolculukta nama­za durmak istediği zaman bulunduğu yerde duvar ve benzerî bir şey olmadığı takdirde beraberinde götürülen harbeyi önünde yere dike­rek ona doğru namaz kılardı. Halk da O'nun arkasında namaza du­rurlardı.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in önüne diktiği har­be bir rivayete göre   N e c â ş î' nin   O'na hediye ettiği harbedir. Bir kavle göre müşriklerden   U h u d   savaşında öldürülen bir şah­sa âit idi.   Zübeyr   bin    el-Avvâm    (Radıyallâhü anh) savaşta müşriki öldürünce harbesini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sunmuştur.  Birinci rivayet   Sa'd   el-Kurazî (Radıyallâhü anh) 'ye aittir. İkincisi   e 1 - L e y s    tarikiyle rivayet edilmiştir, îki rivayetin arasını bulmak mümkündür: îlk harbe Uhud savaşından kalmadır. İkincisi    N e c â ş i' nin   hediyesidir, denile­bilir.[212][212]

İzahı

Bu hadîsi Ebü Dâvûd, Ahmed, İbn-i Hibbân ve   Beyhaki   de rivayet etmişlerdir.

El-Menhel yazarı hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der:

«Yâni kişi namaza durmak istediği zaman duvar, direk, ağaç gi­bi bir şeye doğru durup namaz kılsın. Sütre edineceği şeyin, en az semerin arka kaşı kadar olması gerekir. Şayet böyle bir şey bula­mazsa önündeki yere asayı diksin. Hadîsin zahirine göre asanın in-cesiyle kalını arasında bir fark yoktur.

Şayet asâ, baston ve harbe gibi bir şeyi bulamazsa yere bir çiz­gi çizsin.

Şafiî' nin kadim kavli ile A h m e d ' e göre sütreye el­verişli hiç bir şey bulunmadığı takdirde çizgi çizilmelidir. Hane-f î 1 e r' in   de bir kavli böyledir.

Mâl ikil er, Hanefîler'in ekserisi ve cedid kavline göre Şafiî çizginin sütre olamıyacağına hükmetmişlerdir. Ge­rekçeyi de şöyle belirtmişlerdir: Sütre'den maksat kişinin namazda olduğunu bildirmektir. Çizgi bu bilgiyi vermez. Çizgi çizilmesini emreden bu hadîsin muztarib olduğunu söylemişlerdir. î b n - i Uyeyne, Bağavî, Şafiî ve başkaları da hadîsi zayıf saymışlardır.   Lâkin    N e v e v î   şöyle demiştir :

'Seçkin görüş çizgi çizilmesinin müstahablığıdır. Çünkü bu husus­ta sabit bir hadîs yok ise de çizgi çizmekle namaza duran kişi için bir sınır hâsıl olmuş olur. Amellerin faziletleri hakkındaki zayıf ha­dîsle amel edilmesine âlimler ittifak etmişlerdir. Helâl ve haram ko­nusunda zayıf hadîsle amel edilmez. Hat çizmek ise bilindiği gibi amellerin fazileti ile ilgilidir. Çizginin çizilişine gelince; en uygun şe­kil çizginin namaza duran kişinin yanından kıble doğrultusunda çi­zilmesidir. Çizgi çizmenin müstahablığına hükmeden âlimler arasın­da Kadı Ebû Hâmid el-Mervezî, Şeyh Ebû Hâmid, Kadı Ebü't-Tay y i b ve Bendenici de bulunur. B e y h a k î ve başkası da buna temayül göstermişler­dir.»

Hadîsin : «Artık onun önünden geçen şeyler ona zarar vermez.»

cümlesinin bir benzeri 940 nolu hadîste geçmiş ve gerekli açıklama orada yapılmıştı.[214][214]

37 - Namaz Kılanın Önünden Geçmek Babı

944) Büsr bin Saîd (Radtyallâhü anhümâyden rivayet edildiğine gö­re demiştir kî:

Namaz kılanın önünden geçmenin hükmünü sormam İçin beni Zeyd bin Halid (Radıyallâhü anh)'m yanma gönderdiler. (Ben de gi­dip sordum.) Bunun üzerine Zeyd (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in şöyle buyurduğunu bana haber verdi:

«Kişinin kırk (zaman) yerinde beklemesi (zahmeti), namaz kı­lanın önünden geçmesi (günahın) dan onun için daha hayırlıdır.»

(Râvi) Süfyan demiştir ki: «Kırk yıl mı, kırk ay mı, kırk sabah mı, kırk saat mı? bilmiyorum."

945) Büsr bin Saîd (Radtyallâhü anhümâ)'âen rivayet edildiğine gö­re Zeyd bin Hâlid (Radtyallâhü anh) (kendisini) Ebû Cüheym el-Ensârî (Ra­dtyallâhü anh)'m yanma göndererek :

Namaza duran şahsın önünden geçen adam (m girdiği günah) hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den ne işittin? diye sordurmuş. Ebû Cüheym (Radıyallâhü anh) de: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyurduğunu işittim, demiş tir:

«Sizden birisi, din kardeşi namaz kılarken onun önünden geç­mesi sebebiyle kendisi için ne (kadar günah) bulunduğunu bilsey­di, şüphesiz kırk (zaman) beklemesi (zahmeti), kendisinin geçmesin­den (dolayı) yüklendiği günahtan) daha hayırlı olurdu.»

Râvi demiştir ki: «Kırk yıl mı, kırk ay mı, kırk gün mü? bilmiyorum.[216][216]

Namaz Kılanın Önünden Geçmenin Dört Mezhebe Göre Hükmü

1 - Hanefi ve Mâliki mezheblerine göre namaza du­ran kişi sütre edinmemiş olsa bile onun önünden geçmek haramdır. Keza başkasının geçtiği yerde sütresiz olarak namaza durmakla hal­kın namazın önünden geçişine sebebiyet vermek de haramdır. Böy­le bir yerde namaza duran kişinin önünden geçen olursa hem geçenadam hem de namaza duran kişi günah işlemiş olur. Şayet önünden geçen olmazsa orada namaza durmakla günah işlemiş olmaz. Çünkü sütre edinilmesi aslında vacip değildir. Kişi halkın geçtiği yerde na­maza dursa ve önünden geçen kimselerin başka yerden geçmeleri mümkün ise iki taraf da günaha girer. Şayet tenha bir yerde nama­za durulsa, fakat onun önünden geçmekten başka bir çâre yoksa, bu takdirde geçilirse, taraflar günaha girmiş olmazlar. Taraflardan birisi kusurlu olursa, o günaha girer. Kusursuz olan için günah yok­tur.

2 - Şâfiîler'e   göre; şartlarına uygun olarak sütre edine­rek namaza duran kişinin önünden geçmek haramdır. Aksi takdir­de geçmek, ne haram ne de mekruhtur. Bununla beraber geçmemek daha uygundur. Şu halde namaza duran kişi, sütre edinmediği za­man, onun önünden geçen olursa, taraflar için günah yoktur.    Bu­nunla beraber halkın geçeceği yerde namaza    durmak mekruhtur. Önünden geçen olsun olmasın, durmakla kerahet işlemiş olur.

3 - Hanbeliier'e   göre başkasının geçmek ihtiyacını duy­duğu yerde kişinin namaza durması mekruhtur. Onun önünden ge­çen olsun olmasın kerahet vardır. Namaza duranın önünden geçene gelince; Eğer başka bir yoldan geçmek mümkün olduğu halde namaz kılanın önünden geçerse günah işlemiş olur. Aksi halde günah yok­tur.

Üç Hâl Tercemesi

1 - Ebû Cüheym Abdullah bin Haris bin Sımmet el-Ensâri. sahâbidir. Bu-hârl ve Müslim iki hadîsini ittifakla rivayet etmişlerdir. Râvileri Bişr bin Said el-Hadremi, Bişr'in kardeşi Müslim  bin  Said,  îbn-i  Abbas'ın mevlâsı  Ümeyr  ve Meymune'nin mevlâsı Abdullah   (Radıyallâhü   anhüm)'dür.  Kütüb-i  Sitte sahih­lerinin hepisi onun hadislerini rivayet etmişlerdir.(El-Menhel cild 3, sahife 169)

2 - Zeyd bin Hâlid el-Cüheni el-Medenî'nin künyesi Ebû Abdirrahman veya Ebû Talha'dır. Sahabîlerin meşhurlarından ve büyüklerindendir. Hudeybiye safa­rinde Peygamber (S-A.V.)'in beraberinde bulunmuş, Mekke fethinde Cüheyne ka-bîlesinin sancaktarlığmı yapmıştır. Cüheyne bin Zeyd, o kabilenin babasıdır. Sek-senbir hadîsi vardır. Buharı ile Müslim beş hadîsini müttefikan rivayet etmişler­dir. Râvileri Münbais'in mevlâsı Yezîd, Abdurrahman bin Ebî ömre, îbn-i Mü-seyyeb ve başkalarıdır. Hicretin yetmiş sekizinci yılı Kûfe'de vefat etmiştir. Me­dine'de vefat ettiğini söyliyenler de vardır. Ebü Dâvûd, Nesâî, Tirmizi ve İbn-i Mâ-ceh, onun hadislerini rivayet etmişlerdir. <E1-Menhel cild 1. sahife 171)

3 - Büsr bin Saîd el-Âbid el-Medenı, sıka bir tabiîdir. Ebû Hüreyre, Os­man, Ebû Said, Sa'd bin Ebî Vakkâs, Zeyd bin Hâlid ve başka sahâbiler (Radıyal­lâhü anhümVden rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Ebü'n-Nadr Salim bin Ümeyye, Muhammed bin îbrâhîm, Ya'kub bin el-Eşecc, Ebû Seleme bin Abdirrah­man ve başkaları rivayette bulunmuştur. îbn-İ Maîn, Nesâî, İçli ve tbn-i Sa'd, onun sıka olduğuna şahadet edenlerdendirler. Hicrî 100. yılda vefat etmiştir. Ktitüb-İ Sit­te sahibleri, onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (El-Menhel Cild 5, sahife 94)

946) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'<\en rivayet edildiğine göre Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Her hangi biriniz (din) kardeşi namazdayken önünden aykırı* geçmekte ne kadar günahı yüklendiğini bilse, yüz yıl yerinde durma­sı, attığı adımdan, şüphesiz daha hayırlı olur.»"

Not: Zevâid'de : Hadîsin isnadı hakkında söylenti vardır. Çünkü râvi Ubey-dullah bin Abdirrahman'm amcasının adı Ubeydullah bin Abdillah'tır. Ahmed bin Hanbel, Onun hadîslerinin münker olduğunu söylemiştir. Fakat îbn-i Hibbân; Onun hadislerinin zayıflığının, oğlunun kendisinden rivayet ettiği hadîslere mahsus ol­duğunu söylemiştir, denilmiştir.[218][218]

38 -  (Namaz Kılanın Önünden Geçmekle) Namazı Kesen Şeyler Babı

947) (Abdullah) İbn-i Abbâs (Radtyattâhü anhütnâ)'dan; Şöyle de-mİştİr   :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Arafe'de (imam ola­rak) namaz kılıyordu. Bu esnada ben ve el-Fadl (bin Abbâs) (Radı-yallâhü anhümâ) bir dişi merkebe binmiş olarak oraya gelerek (bi­rinci) saffın bir kısmının önünden geçtikten hemen sonra (saffin önünde) m erke bt en inerek saffa girdik.[220][220]

İzahı

Bu hadîs, namaza duranın önünden kadının geçmesiyle namazın bozulmadığına delâlet eder. Ayrıca geçmek isteyene engel olmanın ve gerektiğinde el işaretiyle mâni olmanın meşruluğuna delâlet eder. Bu hadîsi   Ahmd   de rivayet etmiştir.

949) (Abdullah) bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'âan rivayet edil­diğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiş­tir:

«(Namaz kılanın önünden geçen) siyah köpek ve hayızlı kadın, namazı keser.[222][222]

İzahı

Hadiste anılan şeylerin geçmesiyle namazın bozulduğuna hük­medenlerin delillerinden birisi de bu hadistir. Zevâid'in kaydına gö­re bu hadis, Kütüb-i Sitte sâhiblerinden yalnız müellifimiz tarafın­dan rivayet edilen hadîslerdendir. Halbuki Müslim de bu ha­disi aynı lâfızlarla rivayet etmiştir. Sonunda da şu cümle bulunur:

«ve bunu semerin arka kaşı kadarbir şey korur.»

Yukarıda da anlatıldığı gibi Cumhura göre hadisteki «namazı keser.» ifâdesinden maksad; namazın bozulması değil, namazdaki huşu un kesintiye uğratılmasıdır.

951) Abdullah bin Muğaffel (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

«(Namaz kılanın önünden geçen).Kadın, köpek ve merkep nama­zı keser.[224][224]

İzahı

Bu hadîsi    Buhâri   hâriç Kütüb-i Sitte sahipleri,   Tahâvî ve    B e y h a k î   de rivayet etmişlerdir.

Namaza duranın önünde semerin arka kaşı kadar bir şeyin bulunması hâlinde kadın, merkep ve siyah köpeğin onun önünden geç­mesiyle namazın kesilmiyeceği hükmü çıkarılır. Semerin arka kaşı miktarından maksat sütredir. Çünkü harbe, asâ ve çizgi çizmekle sütre edinilmesinin câizliği 36. bâbta geçti.

Hadîste adam tâbiri kullanılmıştır. Kadın da erkek hükmünde­dir. Namazın kesilmesi ifâdesinin iki şekilde yorumlandığı bundan önceki hadîslerin izahında geçmiştir.

El-Menhel yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: «Sütre edinmeden namaza duran şahsın önünden hadîste anılan şeylerin geçmesiyle namazının bozulduğuna bu hadîs delîl gösteril­miştir. Sahâbi ve tabiîlerden bir cemâatin mezhebi budur.   E b û Hüreyre,   Enes,   îbn-i   Ömer,    Hasan-ı   Basrî, Ebü'l-Ahvas   ve   Zahirîye   mezhebine mensup âlimlerin kavli budur. Bunlar: Köpek diri olsun ölü olsun namaz kılanın önün­den geçsin veya önünde dursun, küçük olsun büvük olsun fark et­mez. Kadın da böyledir. Hepsi namazı bozar. Ancak kadın namaz kı­lanın önünde uzanmış ise namazı bozmaz, demişlerdir.

Ahmed    bin   Hanbel:    'Siyah köpek namaza duran adamın önünden geçmekle namazı bozar. Fakat kadın ve merkebin siyah köpek gibi olması hususunda içimde bir şüphe vardır.   Merkep bozar diyemiyorum. Çünkü   îbn-i   Abbâs'ın    (947 nolu) ha­dîsi vardır. Kadın bozar diyemem, çünkü   Â i ş e    (Radıyallâhü an-hâ)'nin  (956 nolu)   hadîsi vardır,' diyerek mezkûr hadîsin metnini naklettikten sonra: 'Eğer kadının geçmesi namazı bozsaydı Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in önünden   Â i ş e    (Radıyallâ­hü anh)'nin uzanması da namazı bozardı,' demiştir.

Abdullah bin Sâmit {Radıyallâhü anh) siyah kö­peğin kırmızı köpekten ne farkı bulunduğunu E b û Z e r r (Ra­dıyallâhü anh)'e sormuş. Ebû Zerr de buna cevaben aynı şeyi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe sorduğunu ve Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in; *Siyah köpek şeytandır.» buyurduğunu söylemiştir.

Bâzı âlimler bu cümleyi zahirine göre yorumlayarak şeytanın si­yah köpekler suretine girdiğini söylemişlerdir. Diğer bir kısım âlimler; Siyah köpeğe burada şeytan denmiştir. Sebebi ise siyah köpeğin diğerlerinden daha çok zararlı olmasıdır, demişlerde. Köpeğin namaz bozmasının hikmeti bu cümleden anlaşılır. Kadının namazı bozma­sının sebebi ise; fitne korkusudur. Merkebe gelince onun da anırma­sı ve namaz kılanı şaşırtması korkusu vardır.

Hüccetüllah el-Bâliğa'de : Bu hadîsten anlaşılıyor ki namazın sıh­hatinin şartlarından birisi de namaz kılınan sahanın kadın, merkep ve köpekten arındırılmasıdır. Buradaki sır şudur: Namazdan mak­sat Allah Teâlâ'nın huzuruna çıkmak ve müracaatta bulunmaktır. Kadınlarla ihtilat etmek, onlara yaklaşıp sohbet etmek namazın amacına ters düşebilir. Köpek ise şeytandır. Bilhassa siyahı. Merkep de şeytan gibidir. Çünkü bazen toplumun içinde çiftleşir. Namaz es­nasında böyle bir manzaraya şâhid olmak çok çirkindir, denmiştir.»

Namaz kılanın önünden hiç bir şeyin geçmesi ile namazın bo zulmayacağı hükmü cumhurun görüşüdür. 947 nolu hadîsin açıkla­ması bahsinde cumhurun görüşünü ve bu hadîsleri yorumlama şekli­ni anlattım.[226][226]

İzahı

Zevâid'deki bilgiye göre bu hadis Zevâid türündendir. E b û Dâvûd İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'tan buna benzer bir hadîs rivayet etmiştir. «İmamın sütresi cemâat için de sütredir» babında rivayet ettiği hadîsin meali şöyledir : «Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) imam olarak namaz kılıyordu. Bir oğlak Onun önünden geçmek için gitti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun geçmesine mâni oldu.» Ebû Dâvûd, Abdullah bin Amr' den de buna benzer ikinci bir hadîs daha rivayet etmiştir.

El Menhel yazarı şöyle der:

«Bu hadîs imamın sütresinin cemâat için de sütre sayıldığına de­lâlet eder. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayva­nın kendisinin önünden geçmesine mâni olmuş fakat cemâatin önün­den geçmesine müdahale etmemiş ve ettirmemiştir. Demek ki ima­mın sütresi cemâat için de sütredir. Ve sütre edinilmesine ait hadîs­ler imam ve münferide mahsustur, demiştir.»[228][228]

İzahı

Buharı", Müslim ve Ebû Dâvûd da Ebû S a i d * in hadîsini uzun ve kısa metinler hâlinde rivayet etmişler­dir.

Hadîs, namaza duran kimsenin sütre edinmesini ve sütreye ya­kın durmasını emreder. Bu emir mendubluk içindir. Bu hususta ge­niş izah 36. bâbta geçmiştir.

Hadis namaza duran kimsenin, önünden geçmek isteyeni def et­mesini emreder. Müslim ve Ebû Dâvûd'un rivaye­tinde :

«Gücü yettiği kadar def etsin.» buyurulmuştur. Bu emrin hük­mü hakkında el-Menhel yazarı şöyle der:

«Hadîsin zahirine göre bu emir vâcib içindir. Yâni geçmek is­teyeni def etmek namaz kılana vâcibtir. Zahir ehli bununla hükmet­mişlerdir.

N e v e v î: Bu emir mendubluk içindir. Def etmenin vâcibli-ğkıe herhangi bir âlimin hükmettiğini bilmiyorum. Bilâkis bizim ar­kadaşlarımız ve diğer âlimler defetmenin vâcib değil, mendubluğu-na açıkça hükmetmişlerdir, demiştir.

Eğer namaz kılanın önünden ve ona yakın bir yerden geçmeye çalışırsa eliyle def etmelidir. Şayet biraz uzaktan geçmeye çalışırsa işaretle veya subhânellah demekle defetmeye çalışmalıdır.

Kadı tyaz: 'Def etmek için geçmeye çalışanın yanına ka­dar yürümenin caiz olmadığına âlimler ittifak etmişlerdir. Namaz kılan kişi durduğu yerde geçeni def etmeye çalışır. Çünkü namazdayürümek hatâsı bir şeyin geçmesi hatâsından daha büyüktür. Na­mazdaki şahsın elini yetişebildiği kadar def etmesi mubah kılınmış­tır. Bunun içindir ki sütresine yakın durması emredilmiştir. Şayet uzak olursa işaretle veya sübhânellah demekle def edHmesine çalışı­lır, demiştir.

Geçmek isteyen kişi biraz geçtikten sonra namaz kılan şahıs onu def edebilir durumda ise geri çevirsin mi? Bu hususta ihtilâf vardır, î b n - i M e s ' u d (Radıyallâhü anh), Hasan ve Salim (Rahimehumullah) geri çevirsin demişlerdir. Fakat Cumhur: Geri çevirmesin. Çünkü geri çevirmek ikinci bir geçiş hükmündedir, de­mişlerdir.

Hadîsin zahirine göre geçmeye çalışan şahıs çocuk da olsa def edilmelidir.  (948 nolu hadis de bunu teyid eder.)

Hadiste : «Eğer geçmek isteyen kişi ikazı dinlemezse şiddetle def edilsin.» Duyurulmuştur Hadîsteki ifâde -Mukatele-dir Mukatele-nin asıl mânâsı döğüşmek, avaşmaktır. Kurtubî ve Şafii buradaki mukaiuieu ilk ikazı dinlemeyeni şiddetle def etmek mânâ­sında yorumlamışlardır.

Ş â f i i 1 e r' den bir cemâat mukateleyi hakiki mânâda yo­rumlamışlardır. Ama bu yorum namazdaki huşu ve huzura uygun olmadığı için uzak bir yorum sayılmıştır.

Kadı İ y a z ; 'İsrarla geçmaye çalışanla silâhla veya tehli­keli başka şekilde savaşmaya lüzum olmadığı hususunda âlimler it­tifak etmişlerdir. Eğer tehlike arzetmeyen bir şekilde onu def etme­ye çalışır da adam öiüverirse kısas hükmünün uygulanmayacağı hu­susunda âlimler müttefiktirler. Ancak diyetin (tazminatın) ödenip ödenmiyeceği hususunda ihtilâf vardır.

Yukarıdaki hükümler namaza sütreli olarak duran hakkındadır', demiştir.

Ibn-i Ebi Cemre: «Çünkü o ancak bir şeytandır.» ifâ­desinden, mukatelenin döğüşmek değil, defetmek anlamında kulla­nıldığının anlaşıldığını savunarak şöyle demiştir:

'Çünkü şeytanla mutakele ancak, istiaza ve besmele gibi şeyleri okumakla yapılır. Namazda az hareket yapmak zaruret dolayısıyle caiz kılınmıştır. Eğer namaz kılan şahıs, önünden geçmeye çalışanla hakikatan döğüşürse, onun hareketi, namazın huşu ve huzurunu ih­lâl etmek bakımından, önünden birisinin geçmesinden beterdir.

Geçmemeye çalışanın defedilmesi emri, acaba namaza halel gel­memesi İçin mi, yoksa geçmeye çalışanın günaha girmesine engel olunmak için mi?

İbn-i    Ebî    Cemre,    ikinci şıkka taraftar olmuştur.    Fa­kat diğer âlimler birinci şıkkı tutmuşlardır. Bu şık kuvvetlidir.    Ni tekim    tbn-i    Mes'ud     (Radıyallâhü anh) :

«Namaza duranın önünden geçmek namazın faziletinin yarısını giderir.» buyurmuştur.    Ömer    (Radıyallâhü anh) da :

-Namaz kılan kimse, onun önünden geçirilmekle namazının ne kadar noksânlastığını bilseydi, halkın geçmesine engel olacak sütre olmaksızın hiç namaza durmazdı.» buyurmuştur.

Hanef iler'e göre geçmek isteyeni def etmemek daha ef-daldır. El-Bedâyi' yazarı :     Bizim delilimiz  Peygamber     (Sallallahü

Aleyhi ve sellem)'in: = «Şüphesiz namaz amel­lerinde bir meşguliyet vardır.» hadisidir. Döğüşmek ve geçeni defet­meye çalışmak namaz içindeki amellerden değildir. Dolayısıyla bu­nunla meşgul olmak caiz değildir. E b û S a i d (Radıyallâhü anh) "in (954 nolu) hadisi namazda hareket etmenin mubah olduğu ilk zamanlarda buyrulmuştur. Sonra neshedilmiştir. Bâzı âlimler: Geçmek isteyeni def etmek ruhsattır. Efdal olanı def etmemektir. Çünkü def etme hareketi namazda yapılan amellerden değildir. E b û H a n î f e ' nin de def etmeyi bırakmanın efdal olduğunu ve ha­disteki def etme emrinin ruhsatı açıklamak kabilinden sayıldığını söylediği Şeyh Ebû Mansûr tarafından açıklanmıştır, demiştir.»

EI-Menhel yazarı daha sonra şöyle der :

-Hanefi âlimlerinin : 'Def etmek namazda yapılan amel­lerden değildir' şeklinde gösterdikleri gerekçe ve illet nassa karşı­dır. Yâni tutarsızdır. Ebû S a i d (Radıyallâhü anh)'in (954 no­lu) hadisinin mensuhluğu iddiası delil bulunmadıkça sabit sayıla­maz. Buna âit bir delil de yoktur. Def etmenin delilleri kuvvetli ol­duğu için bunun efdaliyetine hükmedenlerin kavli tercihe şayandır.

Hadisin : «Çünkü o ancak bir şeytandır- cümlesinden maksat onun fiilinin şeytan işi olduğunu bildirmektir. Hakiki şeytan olduğu kasdedilmemiştir. Yahut da cinlerden şeytan olduğu gibi insanlar­dan da şeytanlar bulunduğu cihetle ona insan türünden olan şeytan denilebilir.

îbn-i Battal: 'Bu hadîs dinde fitne çıkaran kişiye şey­tan demenin câizliğine ve hüküm vermede asıl olan isimler olma­yıp mânâlar olduğuna delâlet eder. Çünkü geçen adamın sırf geçişi ile hakîki mânâda şeytanlaşması imkânsızdır, demiştir.

îbn-i Battal şeytanı cinni olan hakîki şeytan mânâsı­na yorumlamıştır. Kur'ân-ı Kerim'de insanlardan da şeytanların bu­lunduğu bildirildiği için bu tür şeytanların varlığı kabul edilmiş­tir.

Bu cümle şöyle de yorumlanabilir: 'Çünkü namaz kılanın önün­den onu geçmeye sevkeden ancak şeytandır,_ Bundan, sonra gelen îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsi bu yorumu teyid eder.[230][230] onun beraberindedir, demiştir.»[232][232]

40 - Kendisi İle Kıble Arasında Bir Şey Varken Namaz Kılanın Babı

956) Aişe  (RadtyaUâkü <in/tâ)<\en  rivayet  edildiğine «öre şöyle de-

miştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin namaz kı­lardı. Ben de kendisi ile k»b!e arasında cenaze gibi aykırı uzanmış bulunurdum."

957) (Ümmü Seleme (Radıyaüâhu ankâ)'(\en rivayet edildiğine «öre:

Onun yatağının Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in sec­de ettiği yerin hizasında olduğunu söylemiştir."

958) Peygamber  (Satİalhıhii  Mryhi vr SeUrm)'\n  zevcesi   Meymûne (Radtyallâhü anhâ)\\en rivayet edildiğine »öre şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaz kılardı. Ben de Onun hizasında bulunurdum. Secde ettiği zaman çok defa elbisesi bana dokunurdu."[234][234]

Bu Hadisten Çıkarılan Fıkıh Hükümleri

1 - Uyuyan bir kimseye karşı namaz kılmak caizdir. Bâzıları bundan sonra gelen hadisi delil göstererek mekruh olduğunu söyle­miş ise de hadîs zayıf olduğu için bunda kerahet yoktur.

2 - Namaz kılanın önünde kadının uzanmış olması namazı boz­maz.

3 - Namaz kılan erkeğin elbisesinin bir kadına dokunması na­maza zarar vermez. Bu hususta temiz kadın ile hayızlı kadın ara­sında bir fark yoktur.

959) Abdullah  hin Abbâ.s (Radtyallâhü anhibnâ)'<\an   rivayet ğine göre şöyle demiştir :

«Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) konuşan ve uyuyan kimsenin arkasında namaz kılmayı yasaklamıştır.»"[236][236]

41 - İmamdan Önce Rüku' Ve Secde Etmekten Nehiy Babı

960) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü o«*/den; Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), imamdan önce rüku1 ve secde etmememizi bize öğretirdi ve ı

«tmam tekbir aldığı zaman siz de tekbir alınız ve secde ettiği zaman siz de secde ediniz.- buyururdu."

961) Ebû Hüreyre (RadtyaJIâhü ankVĞtn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurdu, demiştir:

«Basını imamdan önce kaldıran kişi Allah'ın onun basını eşek basına çevirmesinden korkmaz mı?»

962) Ebû Musa (Radtyallâhü anh)'âan rivayet edildiğine ^üre: Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Ben hakikaten yaşlandım. Onun için ben rüku1 ettiğim zaman siz de rüku' ediniz ve ben secde ettiğim zaman siz de secde ediniz. Penden önce ne rükua ne de secdeye gidene rastlamıyayim.[238][238]

Hadîslerin İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh>'in ilk hadisini Müs1 i m de rivayet etmiştir. Hadis, imama uyanların imamdan önce rükua gitmelerinin veya secde etmelerinin yasak olduğuna ve ce­mâatin davranışlarının imamın davranışlarını izlemesinin emredil-diğine delâlet eder

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhl'nin ikinci hadisini Kü-tüb-i Sitte sahiplerinin hepsi ve B e y h a k i rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde az lâfız farkı vardır.

Hadis, imama uyan kişinin, imamdan önce başını kaldırmama-sının gerekliliğine ve böyle yapanın başının eşek başına çevrilmesin­den korkmasının beklendiğine delâlet eder.

«İmamdan Önce başını kaldıranın başının eşek başına çevirilme-si korkusu-na dâir hadisteki tehdit, muhtelif şekillerde yorumlan­mıştır.

Tirmizi, bu hadîsi, babımıza benzer bir bâbta rivayet et­miş olup .Şerhi Tuhfe yazarı bu tehdidin yorumlarını şöylece anlat­mıştır.

«Hadîsteki tehdidin yorumu hakkında ihtilâf vardır: Bir kavle göre tehdit cümlesi, mecazi mânâ taşır. Çünkü eşek ah­maklıkla meşhurdur. İmama uymanın farz olduğunu bilmiyecek ve­ya bildiği halde küçümsiyecek kadar câhil olan kişi için eşek kelime­si mecazi mânâda kullanılmıştır. Bir çok kimse bu suçu işlediğine rağmen bugüne kadar hiç birisinin başının hakikaten eşek başına çevirilmemiş olması bu yorumu teyid eder, denmiştir. Fakat böyle bir olayın bugüne kadar vuku bulmamış olmasının bu yorumu teyid et­mesi kesin değildir. Çünkü hadîs böyle hareket edenin başının eşek başına çevirileceğine ve bunun behemhal olacağına delâlet etmez. Hadisin delâlet ettiği mânâ, böyle davranan şahsın bu cezaya hazır­lanmış olmasıdır. Bir şeye hazırlanmak, o işin gerçekleşmesi için ye­terli değildir.

tbn-i Dakiki'l-İyd'in bildirdiğine göre İbn-i B ü -reyde: Hadisteki -Çevirilme» ile gerçekten eşek başına meshol-mak veya maddi görünüşün değişmesi yahut mânevi görünüşün de­ğişmesi veyahut maddi ve mânevi görünüşün değişmesi kasdedümiş olabilir. Bâzı âlimler, bu tehdidi zahirine göre yorumlamışlardır. Çün­kü buna bir engel yoktur. Hattâ    Ebû    Mâlik    el-Eş'âri    (Radıyallâhü anh) 'in hadisi bu ümmet içinde mesholmak olayının mey­dana gelmesinin mümkün olduğuna delâlet eder, demiştir.

Ibn-i   Hibbân'ın   bir rivayetinde:

 «Allah'ın onun başını köpek başına çevirmesinden...* buyurulmuştur. Bu rivayet mezkûr tehdidin, zahi­rine göre yorumlanması şeklini kuvvetlendirir. Çünkü başını imam­dan önce kaldıranın ahmaklık bakımından eşeğe benzemesi müna­sebeti bu rivayette yoktur. Diğer taraftan hadiste adamın başının istikbalde eşeğin başına çevirilmesi korkusundan söz edilmiştir. Eğer, adamın ahmakça hareketi bakımından eşeğe benzetilmesi kasdedil­miş olsaydı istikbâl kaydı olmaksızın : «Onun başı eşeğin başına ben­zer.» gibi bir ifâde kullanılacaktı. Zira adamın ahmakça davranışı bilfiil sabit olmuş olur. Artık böyle olmasından korkulur tâbiri uy­gun sayılamaz. Bu malûmat Fethü'I-Bâri'den alınmıştır.

Bence kuvvetli ve açık görüş, hadisin zahirine göre mânâlandı-rılmasıdır. Tevile hiç ihtiyaç yoktur. Kaldı ki tevil yorumu hakkında H â f ı z ' in el-Fetih te beyan etliği itirazlar da vardır. Bâzı hadis-çilerden nakledilen şu kıssa da hadîsin zahirine göre mânâlandırıl-masını teyid eder:

Hadîs âlimlerinden birisi, meşhur bir hadis şeyhinden hadîs al­mak için Şam'a giderek ondan bir hayli hadîs alıyor. Şeyh bu sürece ders verdiği halde yüzünü göstermîyerek perde arkasında hadîs okutuyor. Öğretim süresi uzaymca, şeyh bir gün yüzündeki ni-kabı açıyor. Yüzünün eşek yüzüne dönüştüğünü gören misafir âlim, dehşete kapılıyor. Bunun üzerine şeyh.- Evlâdım! Sakın namaz kı­larken imamdan önce başını kaldırma. Çünkü ben bu hadisi okudu­ğumda, imamdan önce başını kaldıranın başının eşek başına çeviril-mesine pek ihtimal vermedim. Ve imamdan önce başımı kaldırdım da yüzüme bu felâket geldi, demiştir.»

Hadisin: «İmamdan önce başını kaldıran...» lâfzı umumidir. Ge­rek rüku'dan ve gerekse secdeden başını imamdan önce kaldıran kim­se bu tehdide mâruzdur. Ebû Dâvûd hâriç diğer Kütüb-i Sitte sahihlerinin rivayetleri de böyledir. Ebû Dâvûd'un rivaye­tinde «ve imam secdede İken...» kaydı vardır. Onun zahirine göre tehdit secdeden kalkışa mahsustur. Ancak hadîs âlimleri, bu rivayette secde hâli ile yetiırilm iştir. Rüku da böyledir, demişlerdir. Secde daha önemli olduğu için özellikle dikkatlerin ona çekilmesi istenmiş olabilir.

Ebû Musa (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi notta belirtildiği gibi Zevâid türündendir.

Hadîsteki fi'li şeddeli olarak Teni' bâbındandır. Mânâsı da «Yaşlandım.» demektir.  fi'li şeddesiz olamaz. Çünkü şeddesiz olunca bedâret (= şişmanlamak) kökünden türeme olur. Mâ­nâsı da «Şişmanladım» demektir. Halbuki. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şişman değildi, diyerek fi'lin şeddeli olmasının za­ruri olduğunu söyleyenler vardır.

Si n d î ise mezkûr fi'lin iki şekilde de okunabileceğini söyle­yerek şeddesiz okunması hâlinde gösterilen engelin, mahzur teşkil etmediğini savunarak şöyle demiştir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mutedil bir şişman olduğu rivayet edilmiştir.   Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ) 'den:

= «Vaktaki yaşlandı ve şişmanladı...» mea­linde rivayet vardır.'

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunu buyurmak iste­miş olur:

Ben artık yaşlandım. Yâni hızlı eğilip kalkmam veya artık şiş­manladım. Hızlı eğilip kalkmam. Namaz kıldırdığımda acele etme­yiniz. Benden önce rüku' etmeyiniz. Ben rüku' edince siz o zaman rüku1 ediniz. Ben rüku'dan başımı kaldırmadıkça siz başınızı kaldır­mayın. Keza ben secde edince siz de secde ediniz. Sakın benden ön­ce rüku' edene veya benden evvel secde edene rastlamıyayım.

Hadîs namazdaki eğiliş ve kalkışlarda cemâatin imamdan önce davranmasının yasaklığına ve cemâatin hareketlerinin imamın ha­reketinden sonra olmasının emredildiğine delâlet eder.

Muâviye (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Ebû Dâvûd ve Ibn-i'Hibban da rivayet etmişlerdir. Bu hadîste Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunu buyurmak istemiştir: «Ben­den önce rükü'a gitmeyiniz. Keza benden önce secdeye gitmeyiniz. Bilâkis ben rükû'a gidince, siz de beni tâkib ediniz. Yâni biraz son­ra rükû'a varınız. Ve benden sonra rükû'dan kalkınız. Secdede de böyle davranınız. Hareketinizin benim hareketimden biraz sonra olu­şundan dolayı; rükû' ve secdedeki kalışlarınızın, benim kalışımdan şiire bakımından eksik olmasından endişe etmeyiniz. Çünkü rükû' ve secdeye varışınız, benim varışımdan sonra olduğu gibi, kalkışınız dabenim kalkışımdan sonradır. Durum böyle olunca sizden biraz ön­ce rüku' ve secdeye varmakla henüz siz varmadan önce kaldığım az miktara karşılık, rüku' ve secdeden kalktığım zaman biraz dur­makla o farkı kapatmış olursunuz ve böylece sizin rüku" ve secde miktarı benimki kadar olur.»

Bu bâbta geçen hadîsler imamdan önce rüku' veya secdeye var­manın veya onlardan önce kalkmanın yasak olduğuna ve imama uyan kimsenin imamdan biraz sonra davranmasının gerekliliğine de­lâlet eder.[240][240]

42 -  Namazda   (Yapılması)   Mekruh Olan Şeyler Babı

964) Ebû Hürfcyre (Radıyallâhü a?ıh)\\en; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Henüz namazdan çıkmamış iken kişinin çokça alnını meshet-mesİ cefânın bir çeşididir.-"

Not:   Senedin  râvllerinden  Harun'un zayıflığına  âlimlerin ittifak ettikleri, Zevaid'de büdiirlmiştir.[242][242]

İzahı

Sindi' nin beyânına göre sarığın bir ucuyla ağızı örtmek arapların âdetlerinden idi. Namazda böyle yapılması yasaklandı.

Namaza duranın ağzını herhangi bir şeyle örtmesi fıkıh âlimlerince mekruh sayılmıştır. Keza bir önceki hadîsle yasaklanan par­makları namaz içinde çıtlatmak da fıkıh âlimlerince mekruh sayıl­mışta .

967) Kâ'b bin Ücra (Radıyallâhü  anh)[244][244]

İzahı

Hadîste geçen «Teşbikü'l-Asâbi1» ellerin parmaklarını birbirisinin arasına geçirmektir ki bunu kenetlemek ve taraklamak diye de ifâ­de etmek mümkündür,

Ahmed, Tirmizî, Ebû Dâvûd. İbn-i Hibbân ve B e y h a k i de Kâ ' b (Radıyallâhü anh)'in hadîsini deği­şik lâfızlar ve farklı tarîklerle rivayet etmişlerdir Bütün rivayetler namazda Teşbik'in yasaklığına delâlet ederler. Bâzı rivayetlerde evin­de abdesti alıp namaz kılmak için camiye giderken de teşbik etme­nin yasak olduğuna, çünkü namazda imiş gibi sevap kazanmaya başladığına delâlet etlerler.

Teşbik hakkında fıkıhların hükmü

EI-Menhel yazarı -Namaza gitmek-  babında şöyle der: • İbn-i    Abbâs,    Atâ,    Nahaî,    Mücâhid    ve    Said bin   Cübeyr    (Radıyallâhü anhümâ)"e göre namaz esnasında Teşbik mekruhtur. Namaza giderken mekruh değildir.    Mâliki-1 e r ' in    ve   Ş â f i i 1 e r ' in   kavli de budur.

Hanefi âlimlerine göre gerek namazda ve gerekse namaza giderken veya namaz için beklenen Teşbik tahrimen mekruhtur.

Hanbelîler'e göre namaza giderken mekruhtur. Namaz esnasındaki teşbîkin kerâhafi daha şiddetlidir-

968) Ebû   Hüreyre  (Had t yalla hu anh)\\en   rivayet   edildiğine  «öre ResûluIIah (Salhıllahü Aleyhi vr Srl/rın) $üyle buyurdu, demiştir :

«Biriniz esniyeceği zaman elini ağzının üstüne koysun ve (Haaa diyerek) bağırmasın. Çünkü şeytan, onun bağırmasından dolayı gü­ler.»"

Not: Zevâid'de : Hadisin isnadında Abdullah bin Sald bulunur. Âlimler onun zayıflığına ittifak etmişlerdir, denmiştir.[246][246]

43 - Bir Kavim, İmamlığından Hoşlanmadığı Halde Onlara İmamlık Edenin Babı

970) "... Abdullah bin Amr (bin el-As) (Radtyallâhü anhumâ)'âzm riva­yet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Üç kişi vardır ki; hiç bir namazı makbul değildir: Bir kavim, imamlığından hoşlanmadığı halde onlara imamlık eden adam, na­maza hep arkasından (yâni vakti kaçırdıktan sonra) gelen adam ve azat edilmiş olan şahsı köle olarak kullanan adam.»"[248][248]

Hadisten Çıkarılan Fıkhî Hükümler

1. Kişinin, hoşlanmayan cemaata imamlık etmesi haramdır.

2. Namazı vaktinden çıkarmak haramdır.

3. Hür adamı köleleştirmek haramdır.

971) (Abdullah) bin Abbâs (Radtya/lâhü anhümâ)dan rivayet edil­diğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu, demiştir:

-Üç kişi vardır ki namazları başlarından bir karış yükselemez; Bir kavim, imamlığından hoşlanmadığı halde onlara imamlık eden adam, kocası kendisine kızgın olduğu halde geceleyen kadın ve bir­birine küs duran iki kardeş.

Not : Hadisin isnadının sahih ve ricalinin sikalar olduğu, Zevâid de bildi­rilmiştir.[250][250]

44 -    İki Kişi Bir Cemâattir1 Babı

972) Ebû Mûse'l-Kş'arî (RadıyaUâhü anh)\\en rivayet edildiğine ı<«-re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sclle.m) $öyle buyurdu, demiştir:

-İki kişi ve yukarısı (fazlası) bir cemâattir.-"

Not r   Râvî er-Rabi ve oğlu Bedr'in zayıf oldukları, Zevâid'de bildirilmiştir.[252][252]

İzahı

Hadis, Kütüb-i Sitte'de uzun ve kısa metinler hâlinde rivayet edil­miştir. Ebû Davud'un süneninin : «İki adamdan birisi diğe­rine İmam olduğunda namaza nasıl dururlar» babında rivayet olu­nan metin nisbeten uzundur. Orada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in abdest alıp namaza durduğu, daha sonra İbn-i Ab­bâs (Radıyallâhü anh)'ın abdest aldığı, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sol tarafına durduğu, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendisinin elinden tutup arkası istikametinden sağ tarafına geçirdiği ve İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber namaz kıldığı belirtilmiştir*

El-Menhel yazarı şöyle der:

« M ü s I i m ' in rivayetinde açıklandığı gibi ibn-i Abbâs (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile be­raber Hz. Meymûne (Radıyallâhü anhâ) 'nin odasında ge­celemişler. Ahmed bin Hanbel'in rivayetinde: İbn-i Abbâs    (Radıyallâhü anhümâ) .-

«Ben o zaman on yaşında idim.» demiştir.

Kılınan namazın gece namazı olduğu^ 131 veya 11 rek'at kılın­dığı, ikişer rek'atten selâm verildiği ve son olarak bir rek'atten se­lâm verildiği   M ü s 1 i m' in   bâzı rivayetlerinde bildirilmiştir.[254][254]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. iki kişi ile cemâat kurulur

2. Birinci maddedeki hüküm farz namaza şümullüdür.

3. Tek başına namaza duran yâni imamlığa niyet etmemiş olan kimseye uymak caizdir.

4. Namaz içinde namazın gereği olan hareket, namazı bozmaz.

5. İmama uyan bir kişi ise imamın sağ tarafında durmalıdır.

6. İmama uyan tek kişi imamın sol tarafında durduğu takdirde imam onu sağ tarafına usulü dâiresinde geçirmelidir.

975) Enes (bin Mâlik) (RadtyaUâhü anh)'fex\ rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), akrabasından bir ka­dına ve bana namaz kıldırdı. (Namaza durulacağı zaman) beni sağ tarafında durdurdu. Kadın da bizim arkamızda namaza durdu."[256][256]

Hadisin Fıkıh Yönü

1. imama uyanlar bir erkek ve bir kadından ibaret olduğu tak­dirde erkek imamın sağında, kadın ise ikisinin arkasında durmalı­dır. Kadın, erkeklerle yanyana duramaz.

2. Kadın,   erkeklerin saffında namaza durduğu takdirde cum­hura göre namazı sahihtir.    Hanefiler'e   göre kadının namazı sahih ise de erkeklerin namazı bozulur.[258][258]

İzahı

Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizİ, Ahmed ve N e s â i    de bu hadîsi az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.

Hadîste geçen «Ahlâm» kelimesi «Hilm»in çoğuludur. Hilm akıl demektir. «Nühâ* kelimesi de *Nühye»nin çoğuludur. Nühye de akıl demektir. $u halde Ahlâm ve Nüha eş anlamlı iki kelimedir.

Tuhfetü'l-Ahvezî'de beyan edildiğine göre, İ b n - i Sey yi-d i' n - N â s , bu iki kelime ile aynı mânâ kasdedilmiş, demiştir. Bâzı âlimler de * Ahlâm' erginlik çağları anlamında kullanılmıştır, de­mişlerdir.

Hadisten anlaşıldığına göre; Sahâbîler namaz için saf oldukla­rı zaman düzgün ve doğru durup durmadıklarını anlamak için Pey­gamber (Sallallahü Aleyhive Sellem) onların omuzlarını ellerdi, ka­rışık durmamaları için ikazda bulunarak, safların karışıklığının kalb-lerin karışıklığına sebep olduğunu bildirirdi ve en akıllı zatların O'na yakın durmalarını, diğer safların da akıl ve dirayet derecesine riâ­yet edilerek dizilmesini emretmiştir.

En akıllı ve dirayetçe kuvvetli olanların imama yakın durmala­rı emri ile ilgili olarak el-Menhel yazarı şöyle der:

«İmamın namaz kıldırışını iyice bellemek, yanılgı hâlinde imamı uyarmak, imamın namazı bozulunca onun yerine geçmek gibi önem­li noktalar nedeni ile en akıllı ve liyakatli kimselerin imama yakındurmaları ve  liyakat esasına  göre safların düzenlenmesi emredil­miştir.

Hüccetüllah el-Bâliğa'da: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in bu emri vermesinin sebebi, büyüklere saygı duygusunun is­lâm toplumunda iyice yerleşmesidir. Keza liyakatsiz kimselerin, ön safları işgal etmekle liyakatli olanları tedirgin etmemeleridir, den­miştir.

N e v e v i de : Bu emrin hikmeti şudur: En akıllı ve dirayet­li kimseye öncelikle ikram edilmelidir. Gerektiğinde imamın yerine o geçmelidir. İmam yanıldığında herkesten önce o farkına varır ve uyarır, namazın kılmış şeklini daha iyi zabtederek, başkasına öğre­tir, tam mânâsı ile imam gibi hareket etmekle imamın hareketlerini göremeyen arka s af lar da kî cemaata rehberlik eder. AktUı ve dira­yetli kişilere öncelik tanınması hükmü namaza mahsus değildir. Her toplulukta böylelerine mutena yer verilmelidir. Meselâ ilim, fetva, istişare, zikir, sohbet ve tedrisat meclislerinde en akıllı adamlara ön sıralarda yer verilmelidir.

Hadisin şöyle yorumlanması da mümkündür:

«Erginlik çağma varmış olan erkekler bana yakın dursun. On­ların arkasında da erginlik çağına yaklaşmış olanlar ile mümeyyiz olan erkek çocuklar dursun. Onların arkasında da kadınlar dursun.»[260][260]

İzahı

T i r m i z I bu hadisin rivayet olunduğunu söyleyerek yalnız metnini mânâyı etkilemeyen az bir lafız farkı ile rivayet etmiştir.

Camiü's-Sağir de beyân edildiğine göre Ahmed bin Han-t> e 1    ve   Hâkim   de bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Sindi der ki: 'Muhacirler ve Ensâr'dan maksat, onların er­ginlik çağına ulaşmış olan ileri gelenleridir. Bedevileri veya henüz erginlik çağına ermemiş olanları değildir.'

T i r m i z i    ve Câmiü's-Sağîr'deki rivayette :*O*ndan (bilgi) alsınlar.» ifâdesi yerine:    «üt j^İükJ    = -Ondan bellesinler.» ifâdesi mevcuttur.

Sâri h el-Azizî: Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri ve âdabı iyice bellensin diye seçkin zâtların Ona yakın durmaları istenmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hoşlanma­sı ya bir sahâbiye bizzat haber vermesiyle yahut bir alâmetle bili­nebilir," demiştir.

978) Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radtyal/âhü anh)'<\en rivayet edildiğine göre şöyle demiştir ;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ashabında bir gerile­me (= Ön safta durmaktan kaçınma) gördü ve onlara:

«İleri geliniz ve bana uyunuz. Sizden sonrakiler de size uysun­lar. (Ön saftan) geri durmaya devam eden bir kavmi nihayet Allah geriletir.»"[262][262]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Ön saf fin yüce sevabını kaçırmamak için bu saffa geçmeye önem verilmelidir. (Ancak ön saffa geçmek için başkasına eziyet et­memelidir. Aksi takdirde sevap yerine günah olur. Başkasına eziyet edeceği endişesiyle ön saffa geçmekten vaz geçen şahsın sevabı ön safta namaz kılanın sevabından daha fazladır. Çünkü   Tabarâ-n i'nin   İ bn-i    Abbâs    (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği bir hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  şöyle buyur­muştur :

«Bir kimseye eziyet edeceği endişesi ile ön safft  bırakan adanı için Allah ilk saffın sevabının iki katını verir.»

2. îmam, fazilet sahihlerinin namazda kendisine yakın durma­larını istemeli ve cemâat için en hayırlı olan şeyi tavsiye etmelidir.

3. îmamı görmeyen arka saflardaki cemâat, önlerindeki safla­rın hareketlerine göre imamı takip edebilirler.

4. Ön saffın sevabını küçümsiyerek gerilemek hatâdır.[264][264]   (RadtyaÜâhü anh)'tien;  Şöyle söylemiştir :

Ben bir arkadaşımla beraber Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanına vardık. Geri dönmek istediğimiz zaman O, bize ı

«Namaz vakti olunca ezan okuyunuz, ikamet ediniz ve (yavaşça) büyük olanınız size namaz kıldırsın.» buyurdu."[266][266]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. İmamlık, müezzinlikten efdaldır. Çünkü ezan ve ikâmet et­mek için büyüklük aranmadığı halde imamlık için aranmıştır.

2. Vakit namazlarının cemaatla kılınması emredilmiştir. Cemâa­tin oluşması için imamın beraberinde bir kişinin bulunması kâfidir.

3. Farz namazların vakti girince ezan ve ikâmet etmek  meş­rudur

980) Ebû Mes'ud (el-Bedrî)[268][268]

İzahı

Müslim,    Ebü    Dâvûd,    Ahmed    ve   lbn-i    Hibbân    da bunu rivayet etmişlerdir.

Hadisin :   lafzını:    -Allah'ın kitabını en çok bilen» diye terceme ettim. Bu cümle çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. El-Menhel yazan bu bâbta rivayet olunan mezkûr hadîsin açıklama­sını yaparken şöyle der:

Bu cümleden maksat K u r' a n ' dan ezberi en çok olanın imamlığa öncelikle geçmesidir. Bâzıları: 'Bu ifâdeden maksat, Kur'-a n okuyuşu en güzel ve Kur'an ahkâmını en iyi bilendir. Böy­le olanın ezberi diğerlerinden az bile olsa imamlık onun hakkıdır, demişlerdir.

Bir kısım âlimler de : Bundan maksat fıkıh bilgisi bakımından en âlim olanıdır. Çünkü Ashâb-ı Kiram'ın durumuna bakılırsa onların en kuvvetli fıkıhçılarının aynı zamanda en kuvvetli Kur'an oku­yucusu oldukları görülür.

Şu halde sahâbilerin en kuvvetli hafızı en kuvvetli fıkıhçısıdır Nitekim    Abdullah    bin    Mes'ud    (Radıyallâhü anh) :

Birimiz Kur'an'dan bir sûre hıfzettiği zaman onunla ilgili İlmi sağlamlaştırmadıkça ve helâlini, haramını iyice tanımadıkça o sû­reden çıkıp başka sûreye geçmezdi' demiştir. Abdullah bin Ömer (Hadıyallâhü anhümâ) da: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'e bir sûre inince biz ondaki emri, yasağı, helâli ve haramı bil­miş olurduk.» demiştir.

Şu halde, Sahâbilerin en kuvvetli hafızı denilince bununla en kuvvetli Fıkıhçısı kastedilmiş olur.

Hadîsin: «Eğer onların Kur'an bilgisi eşit ise...» fıkrasının mâ­nâsı şudur: 'Eğer cemâat fertleri Kur'an hıfzı, okuyuşu ve ilmi bakımından eşit iseler, Mekke Fethinden önceki devirde hangisi daha önce Mekke1 den M e d î n e ' ye hicret etmiş ise imamlık onun hakkıdır.

Erken hicret etmenin imamlıkta tercih sebebi kılınmasının ne­deni şu olabilir: Hicret etmekte kıdemli olmak bir şereftir. Bu şere­fi ihrâ2 eden zât imamlığa öncelikle lâyıktır. Ayrıca erken hicret eden zâtlar, sonradan hicret edenlere nisbeten umumiyetle daha bil­gili olur.

Küfür diyarından İslâm memleketine hicret edenler de bu hük­me dâhildir. Çünkü âlimlerin cumhuruna göre hicret hükmü kıya­mete kadar devam eder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in;

«Mekke fethinden sonra hicret yoktur.» hadisinin mânâsı şudur : -Fetihten sonra Mekke de İslâm memle­keti olduğu için artık oradan M e d i n e ' ye gidip yerleşmek hic­ret sayılmaz. (Veyahut) Hiç bir hicretin fazileti, Mekke fethin­den Önceki devreye rastlayan  hicret fazileti gibi olamaz.»

tbnü'l-Melek: 'Bu gün için imamlığa tercih sebebi yö­nünden muteber olan hicret, mânevi hicrettir. Bu da günahlardan hicret etmektir. Şu halde günahlardan en çok kaçınan kimse imam­lığa daha lâyıktır1 demiştir.

Hadisin: «Yaşça büyük olanı...- tâbirinden maksat, müslümanlıkta geçen ömür süresidir. Mutlak yaş uzunluğu değildir. Şu hal­de yaşlandıktan sonra müslüman olan bir ihtiyar, çocukluğundan beri müslüman olan bir gence veya o ihtiyardan yaşça küçük olmak­la beraber ondan önce müslümanlığı kabul etmiş olan kişiye tak­dim edilmez. Meselâ : 60 yaşındaki bir ihtiyar 5 yıl önce müslüman olmuş, 40 yaşındaki bir orta yaslı da 10 yıl önce müslüman olmuş ise imamlık 40 yaşındakinin hakkıdır.

Hadisin son fıkrasında bir kimsenin evinde veya tasarrufu altın­daki her hangi bir yerinde, izni olmadan ona imamlık edilmesi ya­saklanıyor.    Müslim    ve    Fbû    Dâv û d ' un    rivayetlerinde;

3 yerine; lafzı kullanılmıştır. Netice değişmez. Bu fık­raya göre imamlık ev veya yer sahibinin hakkıdır. Cemâat arasında kendisinden daha bilgili şahıslar olsa bile hak onundur. Dilerse baş­kasını imamlığa geçirir. Cemâat içinden birisine izin verirken en fa­ziletli olan kişiyi seçmesi müstahabtır.

Fıkranın son cümlesinde de bir ev sahibinin oturması için hazır­lanmış olan döşek, minder, koltuk, divan ve benzerî yerlere izni ol­madan başkasının oturması yasaklanıyor.

Cumhura göre imamlığa öncelik hakkı şu sıraya göredir:

1. Devlet büyüğü,

2. Ev veya o yer sahibi,

3. Namaza âit fıkıh hükümlerini en iyi bilen kişi,

4. Kıraati en güzel olan şahıs.

Hicret, takva ve yaşlılık gibi özelliklerin sıralanışı bakımından fıkıh âlimlerinin görüşleri farklıdır. Geniş malûmat için fıkıh kitap­larına müracaat edilmesi tavsiye olunur.

981) "... Ebû Hazmı [270][270] kavminin gençlerini namaz kıldırmak için Öne geçirirdi. Kendisine :

İslâmiyet'te yüce bir kıdemin bulunduğu halde sen (niçin böyle) yapıyorsun? (Kendin namaz kıldırmıyorsun) denildi. O şöyle dedi:

Ben, Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel)em)'i şöyle buyururken işittim :

-İmam zâmin (kefil)dir. Eğer namazı iyi kıldırırsa sevap hem onadır hem cemaatadır. Şayet fena kıldırırsa vebali onadır. Yâni ce­maata değildir.Zevâid'de : Bunun isnadında bulunan râvi Abdüthamid'in zayıflığına alimler ittifak etmişlerdir, denmiştir.[272][272] (Rafityallâhü anhâ)'-den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Ben, Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'i şöyle buyurur­ken işittim:

«İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki ayakta bîr saat bek-liyecekler de onlara namaz kıldıracak bir imam bulamıyacaklardır.»"[274][274]

İzahı

Ebû Dâvûd, Ahmed, Beyhaki, İbn-i Hî. ta­ban, İbn-i Huzeyme ve el-Hâkim de Ukbe (Ra­dıyallâhü anh)'m hadîsini az lafız farkı ile rivayet etmişlerdir.

Hadisteki isabet ve eksiltme umumidir. Yâni namazın şartlarını ve rükünlerini tam yapmak suretiyle isabetli kıldıran imama sevap vardır. Cemâat da sevap kazanır. Eğer imam namazın farzlarından bir şeyi eksik yapmak suretiyle noksanlaştınrsa ve cemâat bu eksi­ği bilmezse cemâatin boynuna bir vebal geçmez. Bütün vebal imama aittir.

Ebü Davud'un rivâyetindeki isabet ve noksanlık vakte bağlanmıştır. Yâni imam, namaz vakti henüz çıkmamış iken cemaa­ta namaz kıldırırsa... ve imam. vakit çıktıktan sonra namaz kıldırır­sa... olur[276][276] Peygamlıer (Sallaltakü Aleyhi ve Srtlcm)'? ge­lerek :

—  Yâ Resûlallah!  Ben falanca   (imam)   yüzünden sabah nama­zında bile bile (cemaattan) geri kalıyorum. Çünkü çok uzatıyor, de­di. (Fbû Mrs'ûd)   (Radıypllahıi nnh)   (demiştir ki )

Ben, Resûlullah (Salîailahü Aleyhi ve Sellem)'i hiç bir vaazında o günkü kadar hiddetli görmt iniştim. O (Sullallahu Aleyhi ve Sellem) :

—  -Ey insanlar! İçinizden bâzı kimseler (cemaatı)   nefret ettiri cidir. Hanginiz cemaata namaz kıldırırsa hafif kıldırsın. Çünkü on­ların içinde zayıf olanı, yaşlı olanı ve is - güç sahibi olanı vardır.- bu­yurdu."[278][278]

Hadisten Çıkarılan Fıkıh Hükümleri

1. İmam namazı fazla uzatmayı alışkanlık hâline getirdiği tak­dirde bunun önlenmesi için durumu üst makama iletmek caizdir.

2. îmam namazı fazla uzatıp cemâati kaçırmamalıdır.

3. Müslümanları ibâdetten soğutucu davranışlarda bulunmaya karşı  hiddetlenmek meşrudur.

4. İmam cemâat arasında bulunan yaşlıyı, zayıfı ve iş - güç sa­hibi kimseleri düşünerek namazı hafif kıldırmalıdır.

985) Enes bin Mâlik (Radtyallâkü anh)\\^\: Şöyle demiştir: Resûlullah (Salîailahü Aleyhi ve Sellem), namazı kısa ve tam ola­rak kıldırırdı."[280][280]

İzahı

Kütüb i Sitte sahihleri, Ahmed, îbn-i Hibbân, Ta-baranı, Tahavi ve Beyhakî bunu az lafız farkı ile rivayet etmişlerdir.

Muâz (Radıyallâhü anh)'dan şikâyetçi olan adamın ismi hak­kında ihtilâf vardır. Kimisi Haz m bin E b i K â ' b ' dır de­miş, kimisi Haram bin Melhan' dır, demiş, kimisi de Selim' dir, demiştir.

Yatsı namazında Muâz (Radıyallâhü anh)'a uyan bu ada­mın namazdan çıktığını ve kendi kendine yeniden namaza durduğu­nu buradaki rivayetten çıkarmak mümkündür.

Ebû   Davud'un   rivayetinde -Cemaattan bir adam ayrılarak yalnız namaz kıldı» ifâdesi kul­lanılmıştır. El-Menhel yazarı şöyle der:

«Adamın ayrılması iki türlü yorumlanabilir:

1. Adam namazını yarıda kesmiş ve kendi kendine yeniden na­maza başlamıştır.

2. Adam imama uymayı bırakarak, kaldığı yerden itibaren ka­lan rek'atları yalnız kılmıştır.

Şâfi1er ikinci yorumu benimseyerek, böyle yapmanın caiz olduğunu söylemişler ve bu hadisi delil göstermişlerdir. Lâkin Nevevi, bu hadisi delil göstermenin zayıf olduğunu, çünkü ikinci yorumun kesin olmadığını, bilâkis M ü s 1 i m' in rivayetinin ilk yorumun sıhhatli olduğuna delâlet ettiğini söylemiştir.

N e v e v i' nin yukarıdaki sözü ve B u h â r î' nin rivayeti ilk yorumu teyid eder.»

Muâz (Radıyallâhü anh)'in -O münafıktır.- sözünden mak­sadı, cemaattan ayrılıp yalnız namaz kılmak münafıkın işidir. Müs­lüman böyle yapmamalıdır. Adamın kasıtlı değil, mazeretine binâen böyle davrandığını Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e arz ettiği bâzı rivayetlerde belirtilmiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Muâz {Radıyal­lâhü anh) a    «Fettan olmak...» buyurmuştur.

«Fettan» 'Fâtin'in mübalâğasıdır. Fâtin: eziyet veren, azap eden, işkence yapan, nefret ettiren, dini sevmeye mâni olan, günaha sokan gibi mânâlara geilr. Cümlenin mânâsı:

«Yâni Ey Muâz! Sen namazda kıraati uzatmakla halkı dinden soğutucu ve dini vecibelerini yerine getirmekten men edici olmak is­ter misin?»

Bu soru, kınamak mahiyetindedir. Böyle yapmamış olmalıydın, demek isteniyor.[282][282] (Radıyallâhii anhyden rivayet edildi­ğine Köre şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) beni Taife vali olarak görevlendirdiği zaman bana yaptığı son tavsiye ve emir şu idi: Bu­yurdu ki:

«Yâ Osman! Namazı hafif kıldır ve halkın hepsini, içlerindeki en zayıf adama göre hesapla. Çünkü şüphesiz onların içinde büyük, kü­çük, hasta, (evi) uzak ve iş-güç sahibi olanlar vardır.-'

988) Osman  bin  Ebi'l-As (Radıyallâhii anh)'dan  rivayet edildiğine Köre şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhıve Sellem) in bana buyurduğu son sözü budur:

«Sen bir kavme namaz kıldırdığın zaman hafif kıldır.»"[284][284]

49 - Bir Şey Olursa İmam Namazı Hafifletir, Babı

989) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ü«A>'den rivayet edildiğine göre. Resûlullah (SaUaüahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«(Çok defa) ben namaza girerim ve uzatmak isterim de bir ço­cuğun ağladığını duyunca, ağlaması nedeni ile anasının üzüntüsünü bildiğim için kıraatimi hafifletirim.[286][286]

Hadisten Çıkarılan Hükümler

1. İmama uyanlara şefkat edilmeli, maslahatlarına riâyet edil­melidir.

2. Zaruret olmadıkça onlara zorluk vermemelidir.

3. Kadınlar mescidlerde erkeklerle beraber cemaatla namaz kı­labilirler.  (Arkada durmaları şarttır.)

4. Küçük çocuğu mescide sokmak caizdir. (Mescidi kirletmesin­den emin olunmayanı sokmamak daha iyidir.)

990) Osman bin Ebi'l-Âs (RadtyaUâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re. Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Se.'lent) şöyle buyurdu, demiştir:

«Ben (namaz kıldırırken) bir çocuğun ağladığını duyarım. Bu­nun üzerine kıraatimi hafifletirim.[288][288]

İzahı

Buhâri, Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Bey-haki de bu hadîsi rivayet etmişlerdir. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in arkasında namaz kılan kadınlardan çocuğu ağla­yan hatunun kalbi, çocukla meşgul olur, huzurla namaza devam ede­mez, diye Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kıraatim kısaltır -dı. Bu hadis, Efendimizin mü'minlere olan büyük şefkatim gösteren delillerdendir

El-Menhel yazarının bu hadis bahsinde naklettiğine göre İbn-i Sabit    (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir:

«Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir defa ilk rek'atte 60 âyet kadar uzun olan bir sûreyi okudu. Sonra bir çocuğun ağla dığını işitince ikinci rek'atte üç âyet okudu.

Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem)'in anılan durumda rükû ve secde zikirlerini de hafiflettiği B u h â r İ' nin E n e s (Radı­yallâhü anh)'den rivayetinden anlaşılıyor.[290][290]

50 - Safları Doğrultmak Babı

992) Câbir bin Semûre es-Süvâî (Rıuhyatlâhü anh)'deı\ rivayet edil­diğine göre: Resûlullah (SaHallahü Aleyhi ve Se/tent) şöyle buyurdu, demiştir ;

•Melekler, Rabb'ları katında saf oldukları gibi niçin sizler de saf o1m u yorsun uz? -

Câbir (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Biz Melekler, Rabb'ları katında nasıl saf olurlar? dedik. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) .

-Melekler ön safları tamamlarlar (doldururlar) ve safta boşluk bırakmıyacak şekilde birbirlerine sımsıkı yapışırlar.» buyurdu."[292][292]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. İmam cemâatin duruşunu düzenlemeli ve onlar hakkında en hayırlı olan şeye teşvikte bulunmalıdır.

2. Ön safları doldurmak müstahabtır. Bir saf dolmamış iken ar­kada başka saf yapılmamalıdır.

3. Cemâat saf yaparken birbirine yapışmahdtr, aralarında boş­luk bırakmamalıdır.

993) Enes bin Mâlik  (RadıyaMâhü anh)'(\eı\ rivayet edildiğine göre. Resûlullah (Salla/fahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

- (Namazda) saflarınızı dftzgün tutunuz. Çünkü safları düzeltmek namazın, mükemmelliğinden (güzelliğinden) bir parçadır.»"[294][294] (Radıyallâhü ank)'<\exi; Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) namaz saffını mızrak veya ok ağacı gibi kılıncaya kadar düzeltirdi. Râvî demiştir ki: (Efen­dimiz bir defa) bir adamın göğsünü saff tan ileri çıkmış olarak gö­rünce, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Saflarınızı düzeltiniz. Yoksa şüphesiz Allah yüzlerinizi birbiri-ne muhalif kılacaktır.» buyurdu."[296][296]

Hadisin Fıkıh Yönü

1. îmanı cemâatin saffını düzeltmelidir.

2. Eğri duran adam uyarılmalıdır.

3. Saffın düzensiz olması ihtilâflara yol açar.

995) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'(\en rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şüphesiz, (namazda) saffları dolduranlara Allah rahmet eyler. Melekler de dua ederek günahlarının bağışlanmasını dilerler. Kim safftaki bir boşluğu doldurursa, bu davranışından dolayı Allah onu bir derece yükseltir.Zevâid'de beyan edildiğine göre bu hadis, İsmail bin Ayyaşsın hicaz Ulardan olan rivayeti türündendlr ki bu tür rivayeti zayıftır.

[2][2] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/5-7

[4][4] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/8-10

[6][6] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/11-12

[8][8]Zevâid'de : Bu hadisin isnadı hakkında söylenti vardır. Çünkü râvi Atâ bin es-Sâib, ömrünün sonlarında karıştırmıştır. Onun bu halinden sonra Mu-hammed bin Pudayl ondan hadis işitmiştir. Ayrıca Ebû Abdirrahman es-Sülemi'-nin İbn-i Mes'ud (R.A.)'den hadîs işitmesi hakkında konuşulmuştur. Şu'be : Ebû Abdirrahman. îbn-i Mes'ud (R.A.)'dan işitmemiştir, demiştir. Ahmed İse: Ben Şu'be'nin sözünü bir vehim olarak görürüm, demiştir. Ebû Amr ed-Dânî de : Ebû Abdirrahman, Osman, Ali ve İbn-i Mes'ud (R.A.)'den arz yoluyla kıraat almış, de­miştir, diye bilgi verilmiştir. Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizi ve Nesâî, Ebû Saİd-i Hudri (R.A.)'den rivayet etmişlerdir. İbn-i Hibbân da Cübeyr bin Mut'im'den ri­vayet etmiştir.

Şeytandan istiâze ile ilgili bu hadis, Cübeyr bin Mut'im'den rivayet olunan bundan Önceki hadîsin son kısmına benzer. Yalnız orada Hemz, nefs ve nefh ke­limelerini râvi Amr yorumlamıştı. Burada ise yorumcunun kim olduğu anlaşıl­mamıştır. Tabarânî ve Zeylâî de bu hadîsi İbn-i Mes'ud (R.A.)'dan rivayet etmiş­lerdir.

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/13-15

[10][10] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/15-16

[12][12] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/16

[14][14] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/17

[16][16] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/17-18

[18][18] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/19-20

[20][20] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/20-22

[22][22] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/22-25

[24][24] Sûre : Kâf. Ayet: 10

[26][26] Şarka gözden yaş akması nedeniyle boğazın tıkanmasıdır. TükrüğÜn ne­fes borusuna kaçmasıyla görülen boğaz tıkanıklığına denir, diyenler de vardır. Bu­rada ise râvinin de açıkladığı gibi öksürük manası kasdedilmistir. Müslim'de bu kelime yerine Sa'le (— Öksürük) kelimesi bulunur.

[28][28] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/28-29

[30][30]İki Hâl Tercemesi

819  sayıh hadisin râvlsi Amr bin Hüreys bin Amr bin Osman bin Ubeydullah bin Ömer bin Mahzum Ebû Saİd el-Kufi, sahâbidir. 18 hadisi var. Müslim, iki ha­disini rivayet etmiştir, Râvisi oğlu Ca'fer'dir. Bir de Hasan el-Arni'dir. Buharî'nin dediğine göre Hicretin 85. yılı vefat etmiştir. (Hülâsa : 288)

820  nolu hadisin râvisi Abdullah bin es-Sâib bin Ebi's-Sâib Sayfi bin Âiz bin Abdillah bin Ömer bin  Mahzum el-Mahzumİ el-Mekki,  sahâbidir.  Babası da sa­hâbidir. Peygamber (S.A.V.)'den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Abdullah bin Amr, amcası oğlu Abdullah bin el-Müseyyeb bin Ebi's-Sâib el-Âizi. Ebû Sele­me bin Sufyan, Ubeyd el-Mekki. Atâ' ve bir çok zat rivayet etmişlerdir. Mekke halkının Kur'an okuyucusuydu.  MÜcfthld ve başkaları  ondan kıraat almışlardır. Mekke'de ikamet etmiş ve İbn-İ Zübeyrin emirliği sırasında orada vefat etmiştir. tbn-İ Abbas (R.A.). onun cenaze namazını kıldırmıştir  Buhâri hariç Kütub-i Sltte sahiblerl onun rivayetlerini almışlardır. (Sl-lfenhel, C. 5. Sah. 38)

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/31

[32][32] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/32-33

[34][34] Kaz'a bin Yahya'ya İbnü'l-Esved el-Basri de denilmiştir. Bazıları bu Ke­limeyi Kazaa olarak tesbit etmişlerdir. Kendisi, lîm-i-Ömer, îbn-i Amr, Ebû Salfl-i Hudri, Ebû Hüreyre (R.A.) ve bir Gemâattan rivayet etmiştir. Râvileri de Müoa-hid, Katâde, Âsim el-Ahvel, Amr bin Dinar ve başkalarıdır. îcli: O, sıka bir tabii­dir, demiştir. Et-Takrib yazarı da Onun, Üçüncü tabakadan sıka bir tabii olduğu­nu söylemişlerdir. Kütüb-i Şİtte sahiblerinin hepsi onun hadislerini rivayet et­mişlerdir. (El-Menhel C : 5. Sah. 388)

[36][36] Zevâid'de : Bunun isnadı zayıftır. Çünkü râvi Zeyd el-Ammi zayıftır. El-Mesûdl de Ömrünün sonlarında rivayetleri karıştırmıştır. Karıştırma ânzası be­lirdikten sonra Ebû Dâvüd ondan hadis işitmiş, diye bilgi verilmiştir.

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/37-39

[38][38] Bu terimler için 833 nolu hadisin izahına bak.

[40][40] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/43

[42][42] Künyesi Ümmü'1-Fadl olan LUbftbe (R.A.)'nin hayatı 522 nolu hadisin izahında geçmiştir.                              

[44][44] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/45-46

[46][46] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/49-51

[48][48] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/51-52

[50][50] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/53

[52][52] Müzzemmll Sûresi, Ayet: 30

[54][54] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/56-57

[56][56] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/57-59

[58][58] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/61-62

[60][60] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/63

[62][62] Zevâid'de beyan edildiğine göre ; el-MüzzI ; Bu hadîs mevkuftur, dedik­ten sonra : isnadı sahih, ricali sikalardır, demiştir.

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/64-66

[64][64] Sekte, durak demektir. Burada açıktan okumaya ara vermek mânasın­da kullanılmıştır.

[66][66] Hasan-ı Basrî, âlim, fazıl ve sıka bir f ikincidir. Bir çok sahâbî'den ri­vayette bulunmuştur. Enes (R.A.), Halka: Hasan'a sorun, çünkü biz unuttuk. O, iyi bellemiş, demiştir. MÜrsel hadisleri vardır. îbn-i Sa'd'a göre onun mürsel ha' dişleri hüccet değildir. Fakat tbnül-Medini'ye göre sıka râvilerin Hasan-ı Basrî1-den rivayet ettikleri mürsel hadisler sahihtir. Sahih olmayanı çok azdır. Kütüb-i Sİtte sahipleri, onun rivayetlerini almışlardır. Hicretin 110. yılı vefat etmiştir. (El-Menhel Cild : 1, Sah. 69)

[68][68] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/68-70

[70][70] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/71

[72][72] Adı Ümâre Ebü'l-Velld el-Medeni'dir. Efcü Hüreyre <R.A.)'den ve îbn-i Ahi-Ebî-Rahm el-Öıfârl'den rivayet etmiş. Râvisi de Zührî'dir. îbn-i Hİbb&n ve Yahya bin Saîd. onu sıka saymışlardır. Medine tabiilerinin meşhurlarındandır. Fa­kat el-Hümeydİ ve Beyhaki O meçhuldür, demişlerdir. Takrib'de üçüncü tabaka­nın sıka râvilerinden sayılmıştır. Hicretin 101. yılı vefat etmiştir. îbn-i M&ceh, Ebû D&vud, Nesâi ve Tirmizl Onun rivayetlerini almışlardır. (El-Menhel Cild 5. Sah. 259)

[74][74] Zev&İd'de : Bu hadisin isnadında Câbir el-Cûfî bulunur ki, O feezzab-tır. Bu hadis Kütüb-i Sitte sahiplerinin rivayet ettikleri Übâde (R.A.)'nin hadisine muhaliftir, denilmiştir.

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/76-79

[76][76] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/79-82

[78][78] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/83-84

[80][80] Zevâid'de : Hadisin isnadındaki Ebü Abdillah tanınmıyor. Diğer râvi Bişr'in zayıf olduğunu Ahmed söylemiş. îbn-i Hibbân da : O mevzu hadisleri ri­vayet eder, demiştir. İbn-i Hibbân bu hadisi kendi sahihinde başka bir senedle ri-vâyet etmiş, denilmiştir.

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/87-89

[82][82] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/89-90

[84][84] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/90-91

[86][86] Mâlik bin el-Hüveyris el-Leysl, Ebû Süleyman (R.A.Vın İS hadisi vardır. Buh&rİ ve Müslim iki hadisini müttefikan ve Buhârî bir hadisini münferiden riva­yet etmişlerdir. Râvilerİ Nasr bin Asım el-Leysl ve Ebû Kulâbe el-Cürml'dlr. (Hu­lâsa: 8.387)                                      

[88][88] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/93-95

[90][90] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/96-97

[92][92] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/100-101

[94][94] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/101-102

[96][96] Ebû Hümeyd es-Sâidi için 772 nolu hadisin İzahına bak.

[98][98] Abbâs bin Sehl bin Sa'd es-Sâidi (R.A.), Ebû Hüreyre (R.A.)'den ve Ebû Üseyd, Ebû Hümeyd, îbn-i Zübeyr ve başkalarından rivayet etmiştir. Kendisin­den de el-Alâ' bin Abdirrahman, Muhammed bin îshak ve bir cemâat rivayet et­miştir îbn-i Muin ve Nesâi onu sıka saymışlardır. El-Takrîb'de de dördüncü ta­bakadan s*ka bir râvl olduğu söylenmiştir. tTm-i Sâd da hadisi az olan sıka bir rftvi olduğunu söylemdir. Ebû Dâvûd. Tînnal ve Ibn-i Mâceh onun nvayeUm almışlardır. (El-Menhel Cild : 5, Sah. 137)

[100][100] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/106-107

[102][102] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/107-109

[104][104]  îbrâhim bin Tahmân bin Şuayb el-Herevî, önce Nlsâbur'da, sonra Mek­ke'de İkamet etmiş ve hicretin 168. yılı Orada vefat etmiştir. Büyük âlimlerdendi. Âdem bin Ali, Semmâk bin Harb, Muhammed bin Zİyad, EbÜ'z-Zübeyr, Mansur (R.A.) ve bir cemaattan rivayet etmiş;    kendisinden de Ebû Hanife, Safvan bin Süleyman, Yahya b. Eb! Kesir, Muhammed bin Sabık, İbnü'I-Mübârek ve bir çok kimse rivayette bulunmuştur. Ahmed, Ebû Dâvûd, Ebû Hatem ve Salih bin Mu­hammed, Onu sıka saymışlardır. Ahmed:  O, Cehmiye mezhebine şiddetle çatan Mürciye mezhebine mensub bir kimse idi, demiştir. Mürciyeiikten döndüğü de söylenmiştir. (Hulasa: SW : 18).

[106][106] AH bin Şeyban el-Yemaml sahabldir. Birkaç hadisi vardır. Ravisl. oğlu Abdurrahman'dır. Ebû D&vûd ve tbn-i Mftceh hadîslerini almışlar. Buharl de el-Edebül-Müfred'de rivayetlerini almıştır. Oğlu Abdurrahman'dan başka ravisi yoktur. (Hulasa Shf : 274)

[108][108] Vâbısa bin Mâ'bed bin Utbe bin el-Hâris bin Mâlik el-Esedi Ebû Salim veya Ebü'ş-Şâ'sa'dır. Peygamber (S.A.V.)'den, tbn-i Mes'ud (R.A,)'dan ve Ümmü Kays'tan rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Şalim ve Ömer adlı İki oğlu ile Şeddad Mevlâ lyaz, Râşid bin Sa'd. Ziyâd bin Ebİ>Ca'd ve başkaları rivayette bu­lunmuşlardır. (El-Menhel Cİld 5, Sahife 73)

[110][110] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/115

[112][112] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/117-119

[114][114] Arefe'ye yakın bir yerin adıdır.

[116][116]Abdullah bin Akram el-Huzâi Ebû Ma'bed sahâbidir. Bir hadisi vardır. Râvisi. oğlu Ubeydullah'tır. Tirmizi, hadisinin hasen olduğunu söylemiştir. Tirmizl, Nesâl ve îbn-i Maceh onun hadisini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa : 191)

Ubeydullah bin Abdillah bin Akram el-Huzâi el-Hicazl, babasından rivayet et mistir. Kendisinden de Dâvûd bin Kays rivayet etmiştir. Nesâl Onu sıka saymıştır. Tirmizl, Nesâl ve îbn-i M&ceh, Onun hadisini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa : 251)

[118][118] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/127-129

[120][120] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/129-133

[122][122] El-Hakka 52

[124][124] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/133

[126][126] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/136

[128][128] Avn'ın sıka olduğu, Ahmed, ttm-İ Muin, Nesâİ ve îcli tarafından bildi­rilmiştir. Buhari hariç, Kütüb-i Sitte'de rivayetleri vardır.

[130][130] Mezheblerin görüşleri el-Fıkh Ala'l-Mezahibi'I-Arbaa'nuı 'Namazın sün­netleri bahai'nden alınmıştır.

Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/140

[132][132] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/141

[134][134] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/142-143

[136][136] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/148-149

[138][138] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/150-152

[140][140] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/153-156

[142][142] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/156-157

[144][144] Nûr Sûresi 61. âyet

[146][146] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/161-162

[148][148] Abdurrahman Bin Ebi Leylâ 25 nolu hadîste geçmiştir.

[150][150] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/163-164

[152][152] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/166-167

[154][154] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/167-169

[156][156] Nisa* : 163

[158][158]  Âli İmrân :   33

[160][160] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/172-173

[162][162] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/173-176

[164][164] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/176-177

[166][166] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/179

[168][168] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/179-180

[170][170] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/180-182

[172][172] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/184

[174][174] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/186-188

[176][176] Hal tercemesi 688 nolu hadis bahsinde geçmiştir

[178][178] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/190-191

[180][180] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/192-193

[182][182] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/194-196

[184][184] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/196-197

[186][186] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/198

[188][188] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/200

[190][190] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/201-205

[192][192] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/206-207

[194][194] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/207-208

[196][196] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/209-210

[198][198] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/211-212

[200][200] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/213-215

[202][202]  Hudeybiye, Mekke'ye bir ve Medine'ye dokuz konak mesafede bir köy­dür. Harem-i Şerif bölgesinden sayılır. Hicretin 6. yılı Peygamber (S.A.V.) ile Mek­ke müşrikleri arasında akdedilen meşhur Hudeybiye andlaşması burada yapılmış­tır. Hadiste geçen «Hudeybiye günü» ifadesi ile o gün kasdedilmiştir.

[204][204] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/216-218

[206][206] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/219-221

[208][208] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/222

[210][210] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/223-224

[212][212] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/225

[214][214] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/227

[216][216] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/228-229

[218][218] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/231-232

[220][220] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/232-235

[222][222] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/235-236

[224][224] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/236-237

[226][226] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/239-240

[228][228] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/240-241

[230][230] El-Uzzâ:  Bir nevi put adı olduğu gibi şeytan anlamında da kullanılır. Burada şeytan anlamı kasdedilmiştir.

[232][232] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/245

[234][234] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/246-247

[236][236] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/248-249

[238][238] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/249-250

[240][240] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/254-255

[242][242] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/256-257

[244][244] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/257-258

[246][246] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/259-260

[248][248] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/260-261

[250][250] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/262-263

[252][252] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/263-264

[254][254] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/265-266

[256][256] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/266-267

[258][258] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/267-268

[260][260] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/269-270

[262][262] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/271-272

[264][264] Bu zâtın hâl tercemesi 859 nolu hadisin izahında geçmiştir.

[266][266] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/273

[268][268] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/274

[270][270]   Bu zâtın hal tercemesi 164 nolu hadisin izahında geçmiştir.

[272][272] Bu hâtûn Sahâbîdir. Bu hadîsi Peygamber (S-A.V.)'den rivayet etmiş­tir. Hâvileri de Akile ve Ümmü Dâvûd el-Vâbişiyys^dir. Ebû Dâvûd ve müellifimiz onun rivayetini almışlardır. (El-Menhel cild 4, Sah. 295)

[274][274] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/277-278

[276][276] Adı belirtilmemiştir. Bazıları. Hazm b. Ebi KâTj'dır, demiştir.

[278][278] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/280

[280][280] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/281

[282][282] Hal tercemest 714 nolu hadisin izahında geçmiştir.

[284][284] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/283-284

[286][286] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/285

[288][288] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/285

[290][290] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/287

[292][292] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/288

[294][294] Hal tercemest 112 nolu hadis bahsinde geçmiştir.

[296][296] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/289-290

[297][297] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 3/290-291

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

23 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk