Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceNamaz Hadisleri

Namaz Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

1 — Namaz Vakitleri Bâbları

667) Büreyde (bin El-Husayb) (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edil­diğine göre şöyle söylemiştir :

Bir adam. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek kendisine (beş) namaz (in) vakit deri) ni sordu. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) ona:

«Bu iki gün bizimle beraber namaz kıl.» buyurdu. Güneş (gök ortasından batıya doğru) zevala varınca Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve SellemJ Bilâl (Radıyallâhü anh)'a emretti. Bilâl (Radıyallâhü anh) da ezan okudu. Sonra emretti. O da öğle namazı için ikamet getirdi. Sonra ona emretti. O da Güneş henüz yüksek ve bembeyaz iken ikindi namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. O da Güneş battığı zaman Akşam namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. O da şafak battığı zaman yatsı namazı için ikamet etti. Sonra Ona emretti. Oda Fecir doğduğu zaman, sabah namazı için ikamet etti. İkinci gün olunca ona emretti. O da öğle için ezan okudu da öğle na­mazını serinliğe bıraktı. Hem de hava iyice serinleyinceye kadar ge­ciktirdi. Sonra güneş henüz yüksek iken ikindi namazını kıldı. İlk günkü vakitten sonraya tehir etmiş oldu. Daha sonra şafak batma­dan önce akşam namazını kıldı. Yatsı namazını da gecenin üçte bi­ri geçtikten sonra kıldı. Sabah namazını da, ortalık iyice aydınlan­dıktan sonra kıldı. Daha sonra :

-Namaz vakit(leri)ni soran kişi nerededir?» buyurdu. Adam da.-Ben (buradayım) Yâ Resûlallah! deyince, O:

«Namazınızın vakti, gördüğünüz süreler arasıdır.- buyurdu."[2][2] (Radıyallâhü anhümâVnın döşekleri üzerinde oturuyormuş. Yanın­da da Urve bin Ez-Zübeyr (Radıyallâhü anh) bulunuyormuş. Emir Ömer (Radıyallâhü anh), ikindi namazını biraz tehir etmiş. Bunun üzerine Urve Ona:

Dikkatli ol. Şüphesiz Cibril (Aleyhisselâm) indi de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e imam olarak namaz kıldırdı demişi Ömer (Radıyallâhü anh)'de ona:

—  Ne söylediğini bil ya Urve, deyince Urve de şöyle demiştir i

— Ben, Beşîr bin Ebî Mesudu dinledim. Diyordu ki t Ben  (ba­bam) Ebû Mesudu tUkbe bin Amr El-En sâri) dinledim diyorduk! t Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken din­ledim *

«Cibril, indi de bana imam oldu. Ben de onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım. Sonra onunla namaz kıldım.» Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) böyle buyururken beş namazı mübarek parmaklarıyla hesaplıyordu."[4][4]

2­­–  Sabah Namazının Vakti Babı

669) Âişe (RadtyaUâkü anhâ)yden rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Mü'min kadınlardan bazıları Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) ile beraber sabah namazını kılarlardı. Sonra evlerine döner­lerken, alaca karanlıktan dolayı kimse onları tanımazdı."[6][6]

Hadisten Çıkarılan Fıkıh Hükümleri

— Sabah namazını alaca karanlıkta kılmak daha efdaldır.

2  — Bir fitne endişesi olmadığı takdirde kadınların geceleyin na­maz için camiye gitmeleri caizdir.

3  — Meşru bir amaçla evlerinden çıkan kadınlar iyice örtünme-lidirler.

670) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü ankyden rivayet edildiftine göre Re-sûlullah (SallaUakÜ Aleyhi ve Sellem) I

«... Bir de sabah namazı kıl. Çünkü şüphesiz sabah namazına şâhidlik edilmiş olur.[8][8]

İzahı

Bu hadîs de sabah namazında tağlisin isfâr'dan daha afdal ol­duğuna delâlet eder. Fahr-ı Râzi bu âyetin tefsirinde şöyle der: 'Bu âyet, tağlisin isfardan daha efdal olduğuna delâlet eden ke­sin ve kuvvetli bir delildir. Çünkü insan, fecir doğduktan hemen son­ra sabah namazına başlayınca, gece karanlığının bir kısmı henüz kal­dığı için gece melekleri hazır bulunur. Sonra uzun kıraat ile namaz uzatılınca karanlık gider ve aydınlık zuhur eder. Bu kere gündüz melekleri de hazır bulunmuş olur. Böylece hem gece hem gündüz melekleri sabah namazında hazır bulunmuş olurlar. Fakat isfar vak­tinde sabah namazına başlandığı zaman artık gece melekleri kalma­dığı için, âyette anlatılan mânâ hâsıl olmamış olur. Böylece âyet, sa­bah namazının ilk vaktinde kılınmasının daha efdal olduğuna delâ­let eder.1

Sindi de : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in «Ge­ce ve gündüz buyruğu, âyetteki «Şüphesiz sabah namazına...» ilâhi nazmın tefsiridir. Müellif, bu hadisi burada zikretmekle, mer-fû olan bu tefsir ile sabah namazında tağlis etmenin uygunluk hük­münü çıkarmak mümkündür. Çünkü şer'İ gündüz, alaca karanlığın bitmesiyle başlar ve gündüz meleklerinin inişiyle gece meleklerinin dönüşü zahiren bu vakte rastlar, tki grup meleğin sabah namazında içtimâ etmeleri namazın bu vakitte kılınmasını gerektirir. Bu hadîs­ten tağlis hükmünün çıkarılması, ince bir istinbatdır, demiştir.

671) Muğîs bin Sümeyye [10][10]

İzahı

Hadiste belirtildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) zamanında ve   Ebû   Bekir    (Radıyallâhü anh) ile Ömer (Radıyallâhü anh)'in hilâfetleri devrinde sabah namazında tâğlise devam ediliyormuş.  Hz.Ömer (Radıyallâhü anh) henüz orta­lık karanlıkken sabah namazını kıldırdığında şehid edilince, katilin karanlıktan faydalandığı nedeniyle halife Hz.Osman  (Radı­yallâhü anh) ortalık aydınlandıktan sonra sabah namazına durma­yı tercih etmiş ve anılan maslahat nedeniyle sahâbîler deHz. Os­man    (Radıyallâhü anh)'a muvafakat etmişlerdir. Çünkü güven­lik bakımından isfar, tağlisten daha iyi görülmüştür.Tahavi' nin rivayet ettiğine göre   İbrahim   En-Nahâi:   Sahâbîler is­far üzerinde ittifak ettikleri kadar hiç bir şey üzerinde ittifak etme­mişlerdir, demiştir.   Sindi:   'İbrahim,   Osman    (Radıyal­lâhü anhümâ) 'in hilâfeti vaktinde uygulanan isfarı kasdetmiştir. Hal­buki belirtilen maslahat nedeniyle yapılan isfar uygulanması, tabii­sin mensuhluğuna delâlet etmez. Bilâkis varlığını  te'yid eder, de­miştir.

Zevâid'de hadîsinin isnadının zayıf olduğu bildirilmiştir. Sindi, Zevâid'den naklen bu bilgiyi verdiğine göre hadis Kütüb-i Sit-te'den yalnız sünenimizde rivayet olunan Zevâid kısmındandır.

672) Râfi' bin Hadic (Radtyailâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

«Fecir doğunca hemen sabah namazını kılınız. Çünkü şüphesiz, o anda sabah namazını kılmanın sevabı daha çoktur.»"[12][12]

3 _ Öğle Namazının Vakti Babı

673) Câbir bin Semure (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  öğle namazım güneş (gök ortasından batıya) kaydığı zaman kılardı.[14][14] El-Eslemî (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sizin öğle namazı de­diğiniz hecîr nam a/in i, güneş (gök ortasından) kayınca kılardı."[16][16] (Radıyallâhü anh)\\çn rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

'Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e kızgın kumların hararetinden şikâyet ettik. Fakat şikâyetimizi gidermedi.'

El-Kattân dedi ki: Bize Ebû Hatim tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize El-Ensâri tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize Avf bu hadisin mis­lini tahdis etti.Habbâb (R.A.)'ın hadîsini Müslim ve Nesâî de rivayet etmişlerdir.

676) Abdullah bin Mes'ud (Radıyalâhü anh)'den rivayet edildiğine »öre şöyle demiştir :

Biz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kızgın kumların hararetinden şikâyet ettik. Fakat bizim şikâyetimizi gidermedi.Râvî Mâlik-i Tâi'nin tanınmadığı ve Muâviye bin Hişâm'ın pek zabıt tabibi olmaması nedeniyle bu isnadın söz götürdüğü Zevâid'de bildirilmiştir.[18][18]

4 — Şiddetli Sıcakta Öğle Namazını Serinliğe Bırakmak Babı

677) Ebû Hüreyre  (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Sıcak şiddetlendiği zaman  (öğle)  namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti, cehennemin kaynamasındandır.»"

678) Ebû  Hüreyre   (Radtyalâhü  anh)'âen  rivayet  edildiğine  göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Sıcak   şiddetlendiği   zaman öğle namazını  serinliğe   bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin kükreyişindendir.»"

679) Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Öğle namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şid­deti, cehennemin kükreyişindendir.»"

680)El-Muğîre bin Şu'be (Radıyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber öğle na­mazını (zevalden hemen sonra) gündüzün ortasında ve sıcağında kılardık. Sonra O, bize:

«(Öğle) namazını serinliğe bırakınız. Çünkü şüphesiz sıcağın şid­deti cehennemin galeyanındandır buyururdu.[20][20]

Bu Bâbtaki Hadîslerin İzahı

Bu babta geçen EbûHüreyre    (Radıyallâhü anh)'nin

hadısı Kutub-i Sitte sahiplerinin hepsi tarafından rivayet edilmiştir.

Tuhfetü'I-Ahvezî yazarının bildirdiğine göre Ebû Said (Radıyallâhü anh)'in hadisini Buhari de   rivayet   etmiştir.

E1-Muğire (Radıyallâhü anh)'nin Hadisi (notta bildirildiği gibi Zevâid kısmından olmakla beraber) Ahmed tarafından da tah-riç edilmiştir. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini buhâri de rivayet etmiştir. (Halbuki notta belirtildiği gibi Zevâid yazarı,   İbn-i   Ömer'in   hadîsini Zevâid kısmından saymıştır.)

Tirmizî, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'nin hadî­sini rivayet ederek hasen - sahih olduğunu söyledikten sonra : «Bu bâbta Ebû Said, Ebû Zer, İbn-i Ömer, El-Mu­ğîre, Ebû Musa, İbn-i Abbâs, Enes ve Safvân (Radıyallâhü anhüm)'den rivayetler vardır. Alimlerden bir cemâat sıcağın şiddetli olduğu zamanlarda öğle namazını tehir etmeyi tercih etmişlerdir. tbnü'l-Mübârek, Ahmed ve İshak'ın kavli budur. Şafiî de : Cemâati uzak yerden gelen mescidde kı­lındığı zaman, şiddetli sıcakta öğle namazını tehir etmeyi tercih et­miş fakat münferit olarak namaz kılan ile kendi yanındaki mescid­de namaz kılanların bence sevimli olanı şiddetli sıcakta bile öğleyi tehir etmemeleridir, demiştir. Münferid olsun olmasın; kendi mahal­le mescidinde kılsın veya uzak bir camiye gitsin, hadîslere uyma ba­kımından en uygun olanı, sıcağın şiddetli zamanında öğle namazını tehir etmektir.» demiştir.

El Menhel yazarı «Öğle namazı vakti bâbı»nda rivayet olunan hadislerin izahı bahsinde aşağıdaki malûmatı vermiştir:

«Öğle namazını şiddetli sıcakta ibrad etme yâni serinliğe bırak­maya âit hadîslerin zahirine göre ibrad vâcibtir. Kadı Iyâz'ın anlattığına göre bâzıları: îbrad vâcibtir, demişlerdir. Fakat cumhu­ra göre hadîste ibrad ile ilgili verilen emir, mendubluk içindir. Vü-cub için olmadığının alâmeti şudur: İbrad'ın hikmeti namaz kıla­nın zorluktan kurtarılması olunca veriledi emir onun menfaati ve güçlükten kurtarılması içindir. Eğer verilen emir vücub için olsaydı, bu emir onun için kolaylık değil bir güçlük ve tazyik olurdu. Dola­yısıyla onun yararına değil zararına olacaktı.

Cumhura göre ibradın mendubluğu, sıcağın şiddetli zamanına mahsustur.

Hadislerin zahirine göre ibrâd hususunda cemaatla namaz kılan ile münferit namaz kılan arasında fark yoktur. Ahmed, İshak, tbn-i  Münzir ve  Küfe    âlimleri böyle demişlerdir.

Mâ1iki1er'in ekserisine göre münferit için efdal olanı ib­rad etmemektir.

Şafiî, ibrad etmeyi sıcak memleketlere tahsis etmiş ve : Uzak­lardan gelen cemâat için ibrad mendubtur. Fakat cemâat toplu hal­de hazır ise, yahut gölgelikte gitmeleri mümkün ise, acele etmek, ib-râddan efdaldır, demiştir.

Bundan önceki bâbta geçen ve öğle namazının zevalden hemen sonra kılınmasını öngören hadîsler ile ibrada âit hadîsler arasında zahiren bir çelişki görülüyorsa da âlimler bu durumu şöyle cevap­lamışlardır :

Öğle namazının ta'cili ve ilk vaktin daha faziletli oluşuna dâir vârid olan hadîsler mutlaktır veya umumîdir. İbrad hadîsleri kayıt­lıdır veya hususîdir. Umûmî hadîs ile hususî hadîs arasında veya­hut mutlak hadis ile kayıtlı hadîs arasında bir çelişkinin varlığı söz konusu edilemez. Yâni şiddetli sıcak zamanı öğle namazının tehiri ibrad hadîsleri ile istendiği için böyle günlerde kılman öğle namazı, ilk vakit fazileti hükmünden müstesna kılınmış olur. Böyle zaman­larda öğle namazının ibrâdı daha efdaldır. Sair zamanlarda ise ta'­cili efdaldır.

675 noda geçen Habbâb (Radıyallâhü anh) 'in hadisine de âlimler şöyle demişlerdir:

Esrem ve Tahâvî' nin dediği gibi Habbâb (Ra­dıyallâhü anh)'in hadisi mensuhtur. Delîli de El-Muğire (Ra-iıyallâhü anh)'nin (680 nolu) hadisidir.

Habbâb (Radıyallâhü anh)'in hadîsi için şöyle de denile-oilir: Bâzı sahâbîler ibrad için tanınan tehir süresini az görerek süreyi uzatmak için kumların hararetinden Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e şikâyet etmişler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu dileği reddetmiştir. Habbâb (Radıyallâhü anh) bunu anlatmak istemiştir. Bâzı âlimler: İbrâd hadîsiyle tanınan ge­ciktirme süresi, eşyanın öğleden sonraki gölgesinin yararlanılabilir hâle gelmesi ile tâyin edilmiştir. Artık gölgeliklerden faydalanarak mescidlere gitmek mümkün olur. Bu kadarlık bir geciktirmeye mü­saade edilmiştir. Habbâb (Radıyallâhü anh)'m hadîsiyle is­tenilen geciktirme süresi ise kum ve çakılların soğuması için gere­ken süredir. Güneş sararmadıkça bunlar soğumaz. Bunun için ibra­da müsaade edilmiş fakat namazın, öğle vakti çıkıncaya kadar te­hirine müsaade edilmemiştir.

Nevevi de : 'Âlimler, Habbâb (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ile ibrad hadislerinin arasını bulmak hususunda ihtilâf etmiş­lerdir. Bâzıları ibrad ruhsattır, ta'cil efdaldır diyerek   Habbâb(Radıyallâhü anh) 'in hadîsine dayanmışlar ve ibrad hadisini; ruhsat ve kolaylık içindir» diye yorumlamışlardır. Bizim arkadaşlarımızın bir kısmı ve diğer mezheb âlimleri böyle demişlerdir.

Âlimlerden bir cemâat da; Habbâb (Radıyallâhü anh)'in hadîsi, ibrad hadisleriyle mensuhtur, demişlerdir.

Başka bir grup âlim de; İbrad müstahabtır. Çünkü bir çok ha­dîsle sabittir. Habbâb (Radıyallâhü anh)'m hadîsi de bâzı sahâbîlerin ibrâd süresinden daha fazla bir süre tehir talebinde bu­lundukları yolunda yorumlanır, demiştir.' diye malûmat vermiştir.

İbrad hadîslerinde öğle namazının geciktirilmesi nedeni olarak «... Çünkü sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasından, kükre m esin­den, galeyanından.» Duyurulmuştur.

Bu fıkrada geçen «Feyh» kelimesi galeyan, kaynama, kükreme, yayılma ve benzeri mânâlara geldiği için tercemelerde bu kelimele­re yer verilmiştir.

Şiddetli sıcak, namazın huzur ve huşuunu giderdiği için ve me­şakkati defetmek gayesiyle şiddetli sıcakta öğle namazının ibrâdı meşru kılınmıştır" Açık olan hikmet budur.

Şöyle de denilebilir: Sıcağın şiddeti anında ilâhi azab yayılır. Bu nedenle o esnada namaza durulmaması istenmiştir.

Şöyle bir soru hatıra gelebilir: Namaz, ilâhi rahmete vesiledir. Namaz kılmak, ilâhî azabın kalkmasına yarar. Bu ibâdetin o esna­da terkedilmesi nasıl emredilebilir. Ebü'1-Feth El-Ya'mü-rî   şöyle cevap vermiştir:

Şâriî Hakîm tarafından gelen hikmetin sırrı kavranma-sa bile kabul edilmesi gerekir.

Ez-Zeyn bin El-Münir ise şöyle münâsip bir cevap vermiştir: tlâhî öfkenin zuhur ettiği vakit mezun olan zâtlar müs­tesna hiç kimsenin dileği yerine getirilmez.Namaz, dilek ve duadan boş değildir, tlâhî gazabın yayıldığı esnada mezun olmayan zâtla­rın o esnada susması uygun düşer.

Fıkranın zahirine göre sıcağın şiddeti gerçekten Cehennemin ha­raretinin yayılmasından ve kaynamasından meydana gelir.Bu fık­ra teşbih üzerinde kurulmuş olabilir.Yâni: Sıcağın şiddeti, cehen­nem ateşine benzer. Bundan kaçının ve zararından sakının, denilmiş olabilir.

Nevevî: Doğrusu bunun, zahirine göre kabul edilmesidir. Çünkü fıkranın hakiki mânâsına yorumlanmasına hiç bir mâni yok­tur, demiştir. İbrâd süresinin sonucu hususunda âlimler ihtilâf et­mişlerdir. Kimisi eşyanın istiva zamanındaki gölgesinden başka, göl­genin bir arşın kadar uzamasını; kimisi normal bir boyun dörtte bi­ri kadar, kimisi üçte biri kadar, kimisi de yansı kadar uzamasını ibrâd süresinin bitimi olarak göstermişlerdir. El-Mâziri: İb­râd süresinin bitimi, zaman ve ahvale göre değişir. Zaman ve ze­min ne olursa olsun, bu sürenin öğle vaktinin bitimine kadar uza-maması şarttır, demiştir.[22][22]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim, Nesâi, Ebû Dâvûd ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde hadisin son fıkrası şöyledir:

«Namazdan sonra Avali'ye gitmek isteyen kimse gider ve güneş henüz yüksek iken Avali'ye varırdı.»

Avali s Âliye'nin çoğuludur. Âliye yüksek demektir. Burada Avali'den maksad Medîne-i Münevvere' nin yakının­daki yüksek yerlerdir.

El-Menhel yazarının «İkindi namazı babı-n da ki beyânına göre Avali Medîne-i Münevvere' nin doğu tarafında bulu­nan ve en yakını 2 mil, en uzağı da 8 mil mesafedeki köylere denirdi. El-Feth yazarı: Avali Medine-i Münevvere' nin çevresin­de bulunan ve Necd istikametine düşen köylerdir. Tihame yönündeki köylere Saf ile denir, demiştir. İbnü'1 Esir: Ava­li denilen köylerden Medine'ye en yakın olanı 4 mil ve en uzağı 8 mil mesafededir, demiştir.

l mil 3500 ile 4000 adımlık mesafedir.

El-Menhel yazan hadisin açıklaması ile ilgili olarak şöyle der: -Hadîs ikindi namazının ilk vaktinde kılınması müstahablığına delâlet eder. Çünkü her cismin istiva anındaki gölgesinden başka gölgesi onun bir boyu kadar uzadığı zaman bir kimse ikindi nama­zını kılıp yola çıkarsa güneş henüz yüksek ve sararmamış iken iki üç millik mesafeyi katetmesi mümkündür. Şayet cismin gölgesi iki boyu kadar uzadıktan sonra namaz kılıp yola çıkarsa anılan mesa­feyi kat edinceye kadar Güneş bir hayli alçalmış ve sararmış olur. Demek oluyor ki cismin gölgesi istiva gölgesi müstesna bir boyu ka­dar uzadığı zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ikindi namazım kılarnuş. Bu vakit ikindi namazının ilk vaktidir. Hadîste anılan ve üç - dört mil mesafedeki Avali'ye varılırken Güneş'in he­nüz yüksekte oluşu ancak uzun günlerde olabilir. Ebû Dâvûd'un Zührî' den bir senedle rivayet ettiğine göre Zühri: Avâ-li'nin 2-3 veya 4 millik mesafede olduğunu söylemiştir. Hadîs, ikin­di vaktinin her cismin istiva anındaki gölgesi hâriç, bir boyu kadar gölgesi uzadığı zaman, ikindi vaktinin girdiğini söyleyen âlimlerin cumhurunun mezhebine delildir. Hanefî âlimlerinden Ebû Yûsuf, Muhammed, El-Hasım, Züfer ve Tahâ-vi cumhurun mezhebini benimsemişlerdir.E1-Hasan'ın Ebû Hsnife1 den rivayeti de böyledir. Tutulan ve azhar olan kavil budur. Bununla fetva verilir. Bir çok haber ve eser buna de­lâlet eder. Fakat Ebû Hanife' nin meşhur kavline göre, cis­min istiva zamanındaki gölgesi hâriç, iki boyu kadar bölgesi uza­madıkça, ikindi namazının vakti girmez. Ebû Hanife' nin delili Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in:

«Öğle namazını serinliğe bırakınız.» mealindeki hadisidir. Şöy­le ki: Hadîsin mânâsı, sıcaklığın şiddeti azalmca öğle namazını kı­lın. Hicaz' da sıcağın şiddeti, cismin gölgesi istiva anındaki hâriç, bir boyu kadar uzadığı zaman gerçekleşir. Ve iki boyu ka­dar uzadıktan sonra sıcaklık hafifler. Hadisler, birbirine muarız olunca, her hüküm eskisi gibi kalır.Öğle namazının vakti, kesinlikle sabittir.   Şüpheyle değişmez.   İkindi namazının kafi olanı bellidir. Şüpheyle daha önce girmez, demek istemiştir.Ebû   Hanîfe'-ye göre, anılan cismin gölgesi, bir boyu kadar uzamadan öğle nama­zı kılınmalı ve iki boyu kadar uzadıktan sonra ikindi namazı kılın­malıdır. Bir boy ile iki boy arasındaki zaman zarfında ne Öğle ne de ikindi namazı kılınmamalıdır. El-Menhel yazarı daha sonra  Ebû Hanîfe'nin,Hicaz'da  sıcaklığın şiddetinin, cisimlerin göl­geleri istiva zamanındaki hâriç, bir boyu kadar uzadığı zaman oluş­tuğu ve iki boyu kadar uzamadıkça gevşemediği, yolundaki sözünün kabul olunmayacağını beyanla şöyle der: Çünkü Ebû Zerr (Radıyallâhü anhJ'in hadîsiyle sabit olduğu gibi öğle namazının ib-râd sonucu tepeciklerin gölgesinin zuhur etmesidir. Cisimlerin göl­gelerinin bir boyu kadar uzaması ölçüsü ibrâd için söz konusu de­ğildir.

İmam Ebû Hanîfe' nin delillerinden ikisi de şu mealde­ki hadislerdir:

Ali bin Şeybân: Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına varmak için Medine'ye gittik. O, güneş bembeyaz kaldığı müddetçe ikindi namazını geciktirirdi, demiştir.1 Câbir: Her cismin gölgesi, iki boyu kadar uzayınca, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bize ikindi namazını kıldırdı, demiştir.'

Bu iki hadîsin delil gösterilmesi pek uygun değildir. Çünkü bun­lar, gölge iki kat kadar uzadığı zaman ikindi namazını kılmanın câiz-liğine delâlet ederler. Fakat bundan önce ikindi namazı vaktinin gir­mediğine delâlet etmezler. Kaldı ki bir çok sahih hadîsler her şeyüı gölgesi, istiva vakttndekinden başka onun boyu kadar uzadığı zaman ikindi vaktinin girdiğine delâlet ederler.

Fıkıhçılardan bir cemâat,İmam-1 A'zam (Rahimehul-lah)'ın iki boy gölge hükmünden bir boy hükmüne rücu' ettiğini an­latmıştır.

Hadiste geçen «...Güneş dipdiri iken...» tâbiri ile, Güneş'in sı­caklığının şiddeti, renginin bembeyazlığı ve ışığının kalışı kasdedümiştir.Beyhaki   bu yorumu   Hayseme' den   bir senedle

nakletmiş tir.

683) Âişe (Radıyallâhü anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Güneş benim hücrem içinde olup gölgesi henüz hücremin üstü­ne yükselmemiş iken Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize ikindi namazını kıldırdı."[24][24]

6 — İkindi Namazına Sıkıca Devam Etme Babı

684) Ali bin Ebî Tâlib (Radtyallâhü ank)'âen rivayet edildiğine göre §Öyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Hendek günü kâfirler hakkında buyurdular ki:

«Onlar, bizi orta namazdan alıkoydukları gibi Allah da onların evlerini ve kabirlerini ateşle doldursun.»"[26][26]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1  — Kederler diyarı olan Dünya hayatında kâfirin müslümana eziyet edebilmesi mümkündür.

— Peygamberliğe noksanlık getirmeyen beşeri arızaların Pey-gamber'de husule gelmesi mümkündür.

3  — Zâlim adama, yaptığı zulme uygun bir cezaya çarptırılma­sı için beddua etmek caizdir.

— Orta namaz ikindi namazıdır.

5 — Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   ve arkadaşları, düşmanla meşguliyetleri dolayısıyla ikindi namazını kazaya  bırak­mışlardır. Çünkü korku namazı emri, henüz gelmemişti.

685) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâi'den rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : İkindi namazını kaçıran kimse ehli ve malı kaçırılmış gibidir.»[28][28]

Hadisin Fıkıh Yönü

İkindi namazını kaçırmak büyük bir tehdidi mucibtir. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu. aile efradını ve malı­nı kaybedene benzetmiştir. Bu benzetme bizim anlayışımıza yakın­lığı dolayısıyla buyurulmuştur. Hakikatta ikindi namazını kaçıran» azabı daha şiddetlidir.

686) Abdullah (İbn-i Mes'ud (Radtyalâhü ank)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Müşrikler, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i güneş ba­tmcaya kadar ikindi namazından alıkoydular. Bunun üzerine Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Onlar bizi orta (ikindi) namazından alıkoydular. Allah, onlara kabirlerini ve evlerini ateşle doldursun.» buyurdu."

Müslim'in de rivayet ettiği bu hadîs Alî (Radıyallâhü anh)'nin (684 nolu) hadisine benzer ve aynı hükümleri ihtiva eder.[30][30]

İzahı

Bu hadisi Buharı, Müslim ve Beyhaki de riva­yet etmişlerdir. Hadisin benzerini, Ebû Dâvûd, Enes bin Mâlik' ten; Nesâî, Eşlem kabilesine mensub bir sahâ-bîden; Ahmed de Ensar' dan bir cemaattan rivayet etmiş­lerdir.

Hadis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, akşam na­mazını erken kıldığına ve akşam namazında kısa sûreler okuduğu­na delâlet eder. Çünkü erken kılmasaydi ve kısa sûrelerle yetinme-seydi, namazdan çıkanların, attıkları okların düştüğü yerleri göre­bilmeleri mümkün değildir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in genellikle böyle yaptığı umulur. Bu nedenle akşam nama­zında A'raf veya Sâffât veya Duhân veya Tür veya Mürselât sûresini okuduğuna dâir sabit olan rivayet, bu hadîse muhalif düşmez. Çünkü bazen böyle yapıyormuş. Bazen de akşam namazını şafağın batmasına yakın bir zamana kadar te­hir ettiğine dâir rivayetin durumu da böyledir. Yâni bazen câizliği-ni beyan etmek için akşam namazını tehir ediyormuş.

Hadîs, merfu' hükmündedir. Müslim, Ebü Dâvûd ve diğer bâzı rivayetlerde hadîsin metni meâlen şöyledir:

«Biz akşam namazını Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber kılardık. Sonra birimiz namazdan çıkar da attığı okların düştüğü yerleri görürdü.»[32][32] (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre :

Güneş (ufuk) perdesiyle gizlendiği zaman, kendisi akşam na­mazını Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ile kılarmış."[34][34]

İzahı

Bu hadisi îbn-i Huzeyme ve Dârimi de Abbâs (Hadıyallâhü anh) 'dan rivayet etmişlerdir. Bunun bir benzerini Ebû Dâvûd, Ahmed ve El-Hâkim de Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişlerdir.

Hadiste geçen «Yıldızların iştibâki»nden maksad çok yıldızın gö­rülmesi ve çokluğu dolayısıyla birbirine karışmasıdır. Bununla, or­talığın kararması kasdedilmiştir.

Fıtrat i   Kelimesi ile sünnet, hak din ve istikâmet muraddır.

Bu hadis de akşam namazını erken kılmanın önemini ve ortalık iyice kararıp çok sayıda yıldızlar görülünceye kadar geciktirmenin sünnete aykırı olduğunu belirtmektedir.

Ebû Davud'un rivayeti şöyledir: Ukbe bin Âmir, Mısır valisi iken, Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh) oraya varıyor. Vali Ukbe, akşam namazını (yıldızların iştibâkine ka­dar) geciktirince, Ebû Eyyûb ona doğru kalkarak : Yâ Ukbe! Bu namaz nedir? diye onun bu hareketini kınamış, Ukbe de: Meşgul edildik, diye cevap verince Ebû Eyyûb ona : Sen Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu işitme­din mi? diyerek şu mealdeki hadîsi buyurdu :

«Benim ümmetim, akşam namazını yıldızla m iştibâkine kadar geciktirmedikçe hayırlı veya fıtrat üzerinde olacaktır.* «...hayırlı ve­ya fıtrat...» tâbiri, râvinin şüphesinden ileri gelmiştir.[36][36]

7—Yatsı Namazının Vakti Babı

690) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre, Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seltem) şöyle buyurmuştur :

«Ümmetime güçlük yüklemek korkusu olmasaydı, yatsı namazı­nı tehir etmelerini emredecektim."

691) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

Ümmetime meşakkat yüklemek endişesi olmasa idi, yatsı nama-zını gecenin üçte   birisine   veya yarısına tehir edecektim.[38][38]

İzahı

Bu hadisi Buhârî ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Müs1im'in rivayetinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'in yüzüğünün gümüş olduğu ve Enes (Radıyallâhü anh) 'in: «Yüzüğünün parıltısı hâlâ gözümün önündedir.» dediğinde sol elinin parmağını kaldırdığı belirtilmiştir. Bu işaret, yüzüğün Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in büyük parmağında olduğunu gös­termektedir.

Hadis, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yatsı nama­zını gece yarısına doğru geciktirdiğine ve cemaatla namaz kılmak için beklenen sürenin tamamının namazla geçirilmiş gibi sevab ol­duğuna delâlet eder. Ayrıca gümüş yüzük takınmanın caiz olduğuna delâlet eder. Bu hususta ümmetin icmâı vardır. Hattâ gümüş yüzüğün kullanılmasının erkekler için sünnet olduğuna delil olduğu da söy­lenebilir.

693) Ebû Saîd(-i Hudrî) (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize akşam namazını kıldırdı. Sonra (eve giderek) gecenin yarısı geçinceye kadar çıkma­dı. Bundan sonra çıkarak cemaata namaz kıldırdı ve namazdan sonra:

«Şüphesiz halk (yatsı) namazını kılmış ve uyumuştur. Sizler na­mazı intizâr ettiğiniz müddetçe hep namazdasınız (demektir.) Eğer (insanlardan) zayıf ve hasta olmasaydı bu namazı (yatsıyı) gece ya­rısına tehir etmeyi aralayacaktım., buyurdu.[40][40]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Âlim bildiğini bilmeyenlere öğretmelidir.

2 — Cemaatla namaz kılmak için beklemenin sevabı, namazla meşgul olanın sevabı gibidir.

3 — Zayıf ve hastanın haline riayet etmek ve onlara acımak raat-lubtur.

4 — Din, kolaylık üzerine kurulmuştur. Onda güçlük yoktur.

5 — Hadîs, Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in üstün şefkatini göstermektedir.[42][42]

İzahı

Bu hadisi Buharı ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Buhârî' nin   rivayetinde hadis şöyledir .

*Ebü*I-Melih (Amir bin Üsâme el-Hüzelî) (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir i Biz, bulutlu bir günde Bürey-de (Radıyallâhü anh) ile beraber bir savaşta bulunuyorduk. Büreyde (Radıyallâhü anh) bize ; İkindi namazına acele ediniz. Çünkü Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«İkindi namazım (kasden) terkeden kişinin ameli (nin sevabı) şüphesiz bâtıl olmuş olur.» buyurdu.'

Buharı" deki rivayete güre hadisin «Bulutlu günde namazı erken kılınız» fıkrası Büreyde (Radıyallâhü anh)'nin sözü­dür. Erken kılınması istenen namaz da ikindi namazıdır.

Sünenimizdeki rivayete göre bu fıkra da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in buyruğudur. Buradaki rivayette erken kılınma­sı emrolunan namazın hangi namaz olduğu sarahaten bildirilmemiş­tir. Fakat, gerek ikinci fıkra ve gerekse Buhâri' nin rivayeti, bununla ikindi namazının kasdedildiğine delâlet eder. Mamafih ha­vanın kapalı olduğu günlerde her namaz vaktinin girdiği kesinlik­le bilindikten sonra erken kılınması matlubtur. Çünkü geciktirildiği takdirde, ihtiyar vaktinden çıkarılması veya cevaz vaktinden çıka­rılarak kaçırılmasından korkulur.

Sindi    bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der:

«Namazı erken kılın... fıkrasının mânâsı şudur: Bulutlu gün-lerde namaza acele ediniz. Çünkü havanın kapalı olduğu günlerde namazı geciktirmek, tamamen kazaya bırakmaya veya müstahab va­kitten çıkarmaya sebebiyet verebilir. Namazı kaçırmak, bilhassa ikin­diyi kaçırmak büyük bir musibettir. «İkindi namazını kaçıranın ame­li bâtıldır.» fıkrası hakkında şöyle denmiştir: 'Bundan maksad, ha-kikatan kişinin amelinin bozulması ve sevabının yok olması değil, günahın azametini bildirmektir.'

Bu yorum, küfürden başka hiç bir günahla amelin sevabı gitmez, hükmüne göredir. Lâkin;

«Ey Müminler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden yüksek çıkar­mayın ve yek diğerinize bağırır gibi Ona bağırmayınız. Haberiniz ol­madan amelleriniz boşa çıkıverir. (Hucurât: 2)» âyetinin zahirine gö­re amellerin sevabı, küfürden başka bazı günahlarla gidebilir. İkindi namazını kasden terketmek, amelin gitmesine sebep olan günahlar çeşidinden olabilir.»[44][44]

İzahı

Bu hadîsi Buhârî, Müslim, Nesâî, Ebû Davüd ve Tahavî de rivayet etmişlerdir. Tirmizi de tahriç ede­rek hasen - sahîh olduğunu söylemiştir. Buhârî ve Ebû Dâvûd'un rivâyetlerindeki hadisin sonunda :

«...Ondan başka keffâreti yoktur.» fıkrası da mevcuttur. Fıkranın mânâsı: 'Unutulan namazın hatırlandığı zaman kaza edilmesinden başka bir keffâreti yoktur.' demektir. Şu halde bâzıları: Unutulan namaz kaza edilmekle beraber, ertesi gün o namazın vakti girdiğin­de tekrar kaza edilir, demişler ise de bunun tutarsız olduğu anlaşı hyor.

Hattâbi: 'Fıkradan maksad şudur: Unutulan namazın, ka­za edilmesinden başka, sadaka veya benzeri bir keffaretin ödenme­si gerekmez. Halbuki özürsüz olarak Ramazan orucunu tutmaya­na keffaret gerekir. Hac veya umre için ihrama girmiş olan kişi menasikten bir şeyi terkettiği zaman, bazen keffaret ödemesi ge­rekir. Namaz bunlar gibi değildir. Kişi başkası yerine hac yapabi­lir ve onun yerine borçlarını ödeyebilir. Hadîs, kimsenin başkası ye­rine namaz Allamayacağına delildir. Keza oruç ve başka ibâdetlerin boşluğu bazen malı tasadduk etmek ile tamir edilebilir. Namaz böy­le bir şeyle tamir edilemez.1 demiştir.

697) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)yden rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber savaşından[46][46] buyurmuştur."

(Râvi Yûnus) demiştir ki t İbn-1 Şihâb, âyeti ıjJ'JJJ olarak okumuştur.[48][48]

Uyuya Kalan Veya Unutanın Kaçırdığı Namazı Derhal Kaza Etmesi Gerekir Mi ?

Hadisin: «Namazı hatırladığı zaman kılsın.- fıkrası derhal kılın­masının vâcibliğine delâlet eder.

Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, El-Müzeni ve El-Kerhî böyle demişlerdir. Delilleri bu hadis ve bundan sonra ge­len Ebû Katâde hadîsi ile daha önce geçen En e s ' in ha­dîsleridir.

Şafiî ve Mâlik'e göre bilâhere kaza edebilir. Onların delili de bu ve benzeri hadîslerdir. Zira hadîste anlatılan gün, gü­neş doğduktan sonra uyanınca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem), sahâbilerin o yerden hareket etmelerini emretmiştir. Eğer cfer-hal kaza edilmesi vâcib olsaydı aynı yerde kaza etmeleri emredile­cekti. Diğer taraftan mezkûr fıkrada: «...hatırladığı zaman...' bu-yuruluyor. Hatırlama zamanı geniştir. Hatırladıktan sonra bir müd­det ara verilip kılmırsa yine hatırlandığı zaman kılınmış olur. Ha­tırlandığı ilk anda kılmak müstahabtır. Verilen emir istihbabdir.[50][50]

Hadîsin Fıkıh Yönü

— ihtiyaç hâlinde istirahat etmek ve uyumak meşrudur.

2  — Önemli işler için nöbet tutturulmalıdır.

3  — Peygamberlik görevine noksanlık getirmeyen beşerî arıza­ların Peygamber  (Sallalahü Aleyhi ve Sellem)'de görülmesi müm­kündür.

— Mazeret dolayısıyla va'dini yerine getirmeyenin mazeretini kabul etmek meşrudur.

5  — Şeytan yatağı olduğu sanılan yerden başka yere geçmek meşrudur.

—Kaçırılan namaz kaza edilmelidir.

7  — Kaza namazı için ikamet edilmelidir.

8  — Kaza namazının cemâatle kılınması meşrudur.

9 — Âlimler, dinî hükümleri başkalarına öğretmelidirler.

10 — Unutulan namaz hatırlandığı zaman kaza edilmeli, keza uykuda kalınarak kazaya kalan namazı uyandıktan sonra kılınma­lıdır.

İbn-i Şihâb (RA.)ın Hal Tercemesi

Ebu Bekir Muhammed bin Müslim bin Ubeydlllah bin Abdillah bin Şihab, bin Abdillfth, bin el-Hâris bin Zühre bin Kilâb el-Kureş! ez-Zührl, Hicretin ellinci yılı doğmuş, hadis hafızlarının en büyük âlimlerindendir. îbn-i Ömer, Seni bin Sa'd, Enes bin Mâlik, Mahmud bin Rabi', Said bin el-Müseyyeb, Ebû Ümâms bin Sehl (Radıyallâhü anhüm) ve onların tabakasından sayılan sah&btlerin meşhurları ile tabiilerin meşhurlarından hadis rivayet etmiçtir. Kendisinden de Yunus bin Ye­zld Zebidt, Salih bin Keysân, Maliıer, Şuayb bin Ebi Hamze, Evzâl, el-Leys, Malik tbn-i Ebİ Zi*b, Amr bin el-Hâris, tbrahim bin Sa'd, Süfyan bin Uyeyne ve bir çok zat hadis rivayet etmişlerdir. Ebû Davud'un dediğine göre ikibin ikiyüz hadisi bu­lunup yansı müsneddir. ZÜhrî : Ben, İbnü'l-Müseyyeb ile beraber sekiz yıl otur­dum, demiştir. El-Leys : Ben Zührî'den daha geniş malûmatı bulunan hiç bir âlim görmedim. Terğlb hakkında hadis anlatırken ancak bunu güzel bilir dersin; Arap va£nsâbdan bahsederken yalnız bunu güzel yapar dersin; Kur'an ve sünnet­ten bahsederken, bunu çok iyi bilir dersin, demiştir. El-Leys'in dediğine göre Züh-rt: Hiç kimse benim kadar ilim yolunda sabretmemi^ ve hiç kimse benim ka­dar, İlim yaymamiştır. Kalbime giren hiç bir ilmî meseleyi unutmamışım demiştir. Mâlik : tbn-i Şihâb'ın dünyada dengi yoktur demiştir. Amr bin Dinar: Altın ve gümüş, Zührİ yanında hayvan tersi gibidir, demiştir. Halife Hişâm bin Abdümelik çocukları için bir miktar hadis yazmasını Zührî'den rica etmiş, Zührî de 400 hadîs yazıp gitmiş bir ay sonra Hişâm ile karşılaştığında, yazdığı kitabın zayi oldu­ğunu öğrenince bir kâtip isteyerek yeniden 400 hadis yazdırmış, bilâhare kaybo­lan kitab bulununca, iki kitâb karşılaştırılıyor, aralarında bir harflik fark bile görülmüyor. Zührİ'nin hıfzının kuvvet derecesi Kur'an-ı Kerim'i sekiz gecede hıf­zetmesinden anlaşılıyor. Mftlik'ten rivayet edildiğine göre îbn-i Şihâb Medine'ye geldiğinde Rabia'nın elini tutarak beraberce divan evine girmişler, ikindi vakti ev­den çıktıklarında tbn-i Şihâb : Ben Medine'de Rabîa gibi bir âlimin bulunduğu­nu sanmazdım, demiş; Rabîa da : tbn-i Şihâb'ın eriştiği ilmi mertebeye hiç bir kimsenin erişeceğini zannetmiyorum, demiştir. El-Leys : tbn-i Şihâb çok bol yerdi ve hiç bal yemezdi, demiştir.                                                                           

Zührrnin menakıbuıı anlatmak için kırk sahtfelik yazıya İhtiyaç var. El-Hâfız tbn-İ Asâkir, onun hakkında geniş bilgi vermiştir. Hicri 124. yılı Ramazan ayinde vefat etmiştir. (Tezkire : Sah. 108)

Yûnus Bin Yezîd <R-A.)"in Hal Tercemesi

Yûnus bin Yezld bin Ebî Necâr Ebû Yezld el-EylI, mevlâ Muâviye bin Ebİ Süfyân'dır. İkrime. el-Kâsım, ez-Zühri ve bir cemaattan hadîs rivayet etmiş; ken­disinden de Evzâi, Cerir bin Hâzim, el-Leys, tbn-i Veheb, Osman bin Ömer bin Paris ve başkaları rivayette bulunmuşlardır. Hâfız-ı Mısri Ahmed bin Salih : Biz, Zührî'den yapılan rivayet hususunda hiç kimseyi Yûnus'a takdim etmeyiz, demiş­tir. Ahmed : Yûnus sıkadır, demiştir. Ebû Sald bin Yûnus'un dediğine göre hic­retin 152. yılı vefat etmiştir.  (Tezkire :   Sah. 162

698) Ebû Katâde [52][52]

İzahı

Bu hadîsi Müslim ve Ebû Dâvûd daha uzun olarak, Nesâl ve Tirmizi de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Tirmizi,   hadîsin hasen - sahih olduğunu söylemiştir.

Ebû Davud'un    rivayeti şöyledir:

«Ebû Katâde' den rivayet edildiğine göre şöyle demiş­tir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bir yolculuğunda yol­dan ayrıldı. Ben de onunla beraber ayrıldım. Bunun üzerine bana :

«Bak (gelen var mı)» buyurdu. Ben de: İşte bir süvari, işte iki süvari drha. Şunlar üç kişi, dedim. Nihayet biz yedi kişi olduk. Bun­dan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Namazımızı (vaktini) koruyun.» buyurdu. Bununla sabah na­mazını kaydediyordu. Sonra hepsi uyuyakaldılar. Ve ancak güneş ha­rareti onları uyandırdı. Uyandıkları zaman, biraz gittikten sonra ko­naklayarak abdest aldılar. Bilâl (Hadıyallâhü anh) ezan okudu. İki rekat sabah sünnetini kıldılar. Sonra sabah farzını kıldılar ve bi­neklerine bindiler. Daha sonra birbirlerine: Biz, namazımız hak­kında kusur işledik dediler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz uyumakta kusur yoktur. Kusur, ancak uyanıklık ha­lindedir. Sizden birisi bir namazı unuttuğu zaman, onu hatırlayınca kılsın ve ertesi gün vaktinde  (kılsın)» buyurdu.»

Sindi   bu hadîsi açıklarken şöyle demiştir:

«Sahâbiler, uyuya kalmak sebebiyle, namaz hakkında taksirat­larını kendi aralarında anlatmışlar. Onlardan birisi de kusurlu ol­duklarını ifâde etmek için: Güneş doğuncaya kadar uyudular, de­miştir. Namaz kaçırmaları yüzünden duydukları meşakkat ve sıkın­tıyı gidermek ve meseleyi kolaylaştırmak için Resûlullah (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) : «Uyumak hâlinde kusur yoktur.» buyurmuş­tur. Bu buyruktan maksad, uyumakta ve bunun için gerekli hazır­lığı yapmakta kusur yoktur demek değildir. Çünkü bazen bunda ku­sur olur. Meselâ yatsı namazını kılmadan önce uyumak, yatsı nama" zmın kaçırılmasına sebep olabilir. Haliyle böyle yapıp namazı kaçı­ran kişi, kusur işlemiş olur. Maksad, uyku halindeyken kaçan bir şey hakkında kişi kusurlu sayılmaz. Çünkü irâdesi dışında kaçmıştır. İbâdet etmeden uyumak teşebbüsü uyanıklık hâlinde işlenen bir suç olup, bu suçu işleyen kişi de kusurludur...»

Müs1im'in   rivayetinde bu fıkradan sonra şöyle buyuru-luyor:

«Ancak şöyle yapan kişi kusurludur: Başka bir namaz vakti ge­linceye kadar namaz kılmayan kişi kusurludur.»

Hadisin:..ve ertesi gün vaktinde  (kılsın.)»   fıkrası ile ilgili olarak El-Menhel yazarı şöyle der:

«Yâni ertesi gün vakti gelince aynı namazı ikinci defa kaza et­sin Hadisin zahirine göre, kişi unutarak veya uyuyakalarak kaçırdı­ğı namazı hatırlayınca bir defa kaza edecek, ertesi gün vakti gelince bir daha kaza edecek. Böylece kaçırdığı namazı iki defa kaza et­miş olacaktır. Bâzı âlimler böyle yorum yapmışlar ve ikinci deiâ ka­za etmeyi müstahabhk anlamına yorumlamışlardır.

Hattâbi:İkinci defa kaza edilmesinin vâcibliğini söyleyen hiç bir fıkıhçı bilmiyorum. Ayni vakitte kaza edilmekle vaktin fazi­letine erişmek için, müstehab olmak üzere tekrar kaza edilmesi emre­dilmiş olabilir.' demiştir.

Âlimlerin cumhuru: Fıkranın zahiri kasdedilmemiştir. Selef âlimlerinden hiç kimse ertesi gün vakti gelince kaçırılan namazın ikinci defa kaza edilmesi müstehabtır dememiştir, derler.

Nevevî: 'Fıkranın mânâsı şudur:Kişi bir namazı kaçırıp kaza ettikten sonra, onun vakti değişecek değildir. Vaktin, eskisi gibi kalır.Bu nedenle ertesi gün olunca, o günkü namazı, mutad Vak­tinde kılsın. Zamanını değiştirmesin. Fıkranın mânâsı: Kaçırılan na­mazı iki defa kaza etsin. Hatırlayınca derhal kaza etsin. Ertesi gün vakti gelince kaza etsin, değildir. Fıkranın mânâsı yukarıda anlat­tığımız gibidir,» demiştir.

Cumhurun kavlini te'yid eden delillerden birisi Dârekütni'-nin İmrân bin Husaym (Radıyallâhü anhJ'dao riva­yet ettiği şu mealdeki hadistir:

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bilâl * (Radıyallâhü anh))'a emretti. Bilâl (Radıyallâhü anh) ikâmet etti. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de kaçırılan namazı kıldırdı. Sonra biz  Yâ-Nebiyallah! Yarın vakti gelince bu namazı (tekrar) kaza etmiyelim mi? diye sorduk. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara:

«Allah sizi faizcilikten men edip, faizciliği sizden kabul eder mi?» buyurdu.»

İbrahim En-Nahâi: Bir namazı terkedip yirmi sene­ye kadar kaza etmeyen kişi, bundan sonra kaza ederken yalnız bir defa kılacak, demiştir.[54][54]

11 — Özür Ve Zaruret Hâlindeki Namaz Vaktinin Babı

Abdullah Bin Rabâh <R.A.)1n Hal Tercemesi

Abdullah bin Rabâh EbÛ Hâlİd el-Ensârt, Basra'da oturmuştur. Dbeyy bin Kat), Ammâr bin Yâsir, Ebû Katâde, Ebû Hüreyre, Aişe (R.A.) ve başkalarından hadis rivayet etmiştir. Kendisinden de Sabit el-Bunant, Katâde, Asım el-Ahvel, Ebû tmran ve bir çok zât rivayette bulunmuştur. Nesal ve İbn-i Sa'd onu sıka saymışlar, el-îcll de : Sıka bir tabiidir, demiştir. Buhârl'den başka sahih hadis kitab sahihleri ondan rivayette bulunmuşlardır. (El-Menhel C. 4, Sah. 29)

İmran Bin El-Husayn (R-A.)'ın Hal Tercemesi

tmran bin el-Husayn bin Ubeyd bin Halef el-Huzâl Ebû Nüceyd, Hayber yılı müslüman olmuştur. Peygamber (S-A.V.)'den 180 hadis rivayet etmiştir. Buhârl ve Müslim 8 hadisini İttifakla, Buhârl 4 hadisini, Müslim de 9 hadisini münferi­den rivayet etmişlerdir. Râvileri Ebû Recâ' el-Utftridl, Mutarraf bin Abdillah, Şa'bl, tbn-i Slrln ve Hasan-ı Basrl'dir. tbn-i Sa'd : Melekler, onunla tokalaşır ve ona se­lâm verirlerdi, demiştir. Sahâbller devrinde meydana gelen fitneden uzak kalan­lardandır. Bir kaç savaşa katılmıştır, Mekke fethinde Huzâa kabilesinin bayrak' tarlığını yapmıştır, tbn-i Abdil-Berr: O, Sahâbtlerin »kılıcılarından ve İleri ge-lenlerindendi, demiştir. Basra halkı, kendisinin; hafaza meleklerini gördüğünü, onlarla konuştuğunu, nihayet bir hastalık nedeniyle vücudunu dağlayınca, melek­lerin kendisine görünmez olduklarını ve dağlama eseri kalmayınca tekrar onlar­la görüşüp konuşmaya başladığını söylediğini naklederler. Ebû Nalm : Onun duası makbul İdi, demiştir. Hicretin 52. veya 53. yılı Basra'da vefat etmiştir. (El-Menhel C. 4. Sah. 38)

699) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'ate yetişen kimse, namaza yetişmiş olur ve güneş doğmadan önce bir rek'ate ye­tişen kimse, namaza yetişmiş olur.»"[56][56]

Vaktin Bitiminde Mazereti Kalkanın Hükmü

Bir namaz vaktinden bir rek'atlik süreden daha az bir zaman, kalmış iken mazereti kalkan kişiye o namaz farz mı, değil' mi? Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır:

Mâlik'e ve Şafiî' nin bir kavline göre farz değildir. Hadisin mefhumu bunu gerektirir.

Ebû Hanîfe ve Şafiî' nin en kuvvetli kavline göre farzdır. Çünkü mükellef, vaktin bir parçasına yetişmiştir. Hadîste 'Bir rek'at' kaydı, çoğu zamanki durum itibarı iledir.

Bu yorumun uzaklığı besbellidir.

Özürlü adamların mazeretleri kalkarken henüz bir rek'athk sü­re kalmış ise âlimlerin ittifakı ile o namaz farzdır.

Nevevi, Müslim'in şerhinde: Bir rek'at veya nama­za giriş için gereken süreden başka, abdest almak süresi de şart mıdır? Arkadaşlarımızın ikf görüşü vardır. En sıhhatli kavle göre şart değildir, demiştir.

Şu halde Şafiî mezhebinin kuvvetli görüşüne göre şart de­ğildir.

MâIikî1er'e göre kâfir için bu süre şart değildir. Çünkü daha erken Müslümanlığı kabul etmek onun elindedir. Fakat özür sahipleri için bu süre şarttır.

Hanefîler'e göre özürlüye bir namazın farz olması için onun vaktinden abdest almak, avret yerini örtmek ve tahrim tekbi­rini almak için gereken bir sürenin kalması şarttır.

E1-Ayni:Bu hadîs, ikindi namazından bir rek'at kıldıktan sonra vakit çıkarsa kişinin namazının bozulmayacağına ve namazı­na devam etmesinin gerekliliğine delâlet eder. Bu husus icmâ ile sa­bittir. Sabah namazında ise Şafii, Mâlik ve Ahmed bin Hanbel'e göre hüküm aynıdır. Ebû Hanîfe'ye göre sabah namazı güneşin doğması ile bozulur. Şâfii1er’e göre, hadis   Ebû   Hanîfe   aleyhinde delildir, demiştir.[58][58]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1 — Vakit çıkmadan önce bir rek'atine yetişilen namazın tama­mı eda sayılır.Nevevî:Namazı bu zamana kadar tehir etme­nin caiz olmadığı hususunda âlimler ittifak etmişlerdir, der.

2 — Vaktin bitimine bir rek'atlik sûre kaldığında özrü kalkan kişiye o namaz farzdır.

700) Aişe (RadtyaUâhü ankâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlul-lah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek'ate yetişen kişi, sabah namazına yetişmiş olur ve güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'ate yetişen kişi, ikindi namazına yetişmiş olur.»[60][60]

12 — Yatsı Namazını Kılmadan Önce Uyumaktan Ve Kıldıktan Sonra" Konuşmaktan Nehiy Babı

701) Ebû Berze el-Eslemî (Radıyallâhü ıwh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), yatsı namazını tehir etmeyi müstahab görürdü. Yatsı namazından önce uyumaktan ve yatsı namazından sonra konuşmaktan kerahet ederdi."[62][62]

İzahı

Semer i Geceleyin konuşmaktır. Bâzı râviler, bu kelimeyi «Semr» olarak rivayet etmişlerdir. Kelimenin asıl mânâsı: 'Ay ışığı'dır. Arap­lar geceleyin ay ışığında konulurlardı. Onun için bu konuşmaya «Se­mer» veya «Semr» denilmiştir.

«Cedb» Masdarından alınma «Cedebe» fiili: 'Ayıpladı, kınadı, yerdi' ve başka mânâlara gelir. Burada ayıplamak ve kınamak mânâ­sında kullanılmıştır.

Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız müellifin rivayet ettiği anla­şılan 702 ve 703 nolu hadisler Kütüb-İ Sitte sahiplerinin rivayet ettik­leri 701 nolu hadîsin hükmünü te'yid eder mahiyettedirler.[64][64]

İzahı

Ateme : Gece karanlığıdır. Araplar yatsı namazına Ateme diyor­lardı. Bu hadîsi Müslim'de Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh) 'den iki senedle ve biraz lafız farkıyla rivayet et­miştir. Oradaki bir rivayet, meâlen şöyledir:

«Araplar şu yatsı namazının «Işâ» isminde size galebe çalma­sınlar. Çünkü O(nun ismi) Allah'ın kitabında İsa'dır. Ve o namaz develerin sağılması sebebiyle gece karanlığına tehir edilerek,ona «Ateme ismi verilir.»

Hadisi bu lafızla E1-İsmâi1î Müstahrec'inde Ebû Mes'ud Râzi' den, Ebû Ya'lâ ile Beyhakî de Abdurrahman   bin   Avf' tan   rivayet etmişlerdir.

Buhârî, Abdullah El-Müzenî (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Senem) şöyle buyurmuştur:

«Araplar akşam namazının Mağrib isminde size gâlib gelmesin­ler. Araplar, akşam namazına İşâ derler.» Arapların akşam nama­zına İşâ ismini verdiklerine ait hadîsin son cümlesinin râvi Ab­dullah   El-Müzeni'ye   ait olması muhtemeldir.

Müellif, Müslim ve yukarıda adları anılan zatların rivayet ettikleri hadîsler ile Buhârî' deki hadisten anlaşılıyor ki; Arap­lar akşam namazına «İşâ» ve yatsı namazına «Ateme» diyorlarmış. Bir de Araplar akşam ile yatsı namazının ikisine «Işâeyn  iki İşâ» derlermiş.

Nevevî,   Müslim'in   şerhinde şöyle der:

«Hadîsin mânâsı şudur: Araplar, yatsı namazına Ateme ismini verirler. Çünkü araplar, develeri sağmakla meşgul olduklarından do­layı yatsı namazını şiddetli karanlığa tehir ederlerdi. Halbuki Al­lah'ın kitabında; ve yatsı nama­zından sonra...» âyetinde «İşâ» olarak geçer. Bu sebeple sız Ona İşâ demelisiniz.»

Sahih hadislerde yatsı namazının ismi Ateme diye geçmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yatsı namazına bir taraf­tan Ateme isminin verilmemesini emrediyor; diğer taraftan kendile­ri bu namaz hakkında «Ateme» ismini kullanıyor, diye bir istifham hatıra gelebilir. Buna iki şekilde cevap verilir:

1 — Ateme isminin verilmesine âit yasaklama  tenzihen kera­het içindir. Tahrim için değildir. Ateme isminin kullanılabileceğini beyan için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kullanmıştır.

2 — O günkü Araplar yatsı namazına İşâ adının verildiğini bil­medikleri ve İşâ denilince akşam namazını anladıklarından dolayı bir yanlışlığa meydan verilmemesi için Peygamber yatsı namazı hak­kında Ateme ismini kullanmıştır.»

705) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine-gprer Peygamber  (Sallaiahü Aleyhi  ve Sellem)  şöyle buyurdu, demiştir:

«Araplar (yatsı) namazının isminde size galip gelmesinler.» Râvi İbn-i Harmele (Radıyallâhü anh) şu fıkrayı da rivayet et­miştir: Çünkü şüphesiz O(nun adı İsa'dır.Araplar develerde meşguliyetleri)  sebebiyle (yatsı namazını)  gecenin şiddetli fcaranh-ğına geciktirdikleri için (ona) Ateme derler.Zevâid'de, Ebû Hüreyre (R.A.)'nin bu hadisinin isnadının sahih oldu­ğu bildirilmiştir.[66][66]


[2][2] Bu zat. Emevi halifelerinden olup, takva ve adaleti ile meşhurdur. Enes bin Mâlik, Abdullah bin Câ'fer, Ukbe bin Âmir, Sâİb bin Yezid ve bir çok zattan rivayette bulunmuştur. Kendisinden de Ebû Seleme bin Abdirrahman. İbn-İ Şiha-bi'z-Zührİ, Ömer bin Muhacir ve bir cemaat rivayet etmiştir. Mâlik bin Enes : Sald bin El-Müseyyeb, bundan başka hiç bir halifeye gitmezdi, demiş; tbn-i Sa'd'da : O sıka, emin, alim, fıkıhçı ve takva sahibi olup, bir hayli hadis rivayet etmiş, adil bir halife idi, demiştir. Mücahid de : Biz ona öğretmek İçin giderdik. Fakat her sefer ondan bir şey öğrenirdik, demiştir. Meymun bin Mihrân da : Alimler onun yanında talebeler gibiydi, demiştir. Öldüğü gün Hasanı Basri : İnsanların en ha­yırlısı öldü, demiştir. Hicri : 101 yılı, 3» küsur yaşında iken vefat etmiştir. (El-Men­hel Cİld : 3, Sahife : 291)

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/403-405

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/406-410

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/410-411

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/411-412

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/413-414

[14][14]Ebû Berze (R.A.)'in Hal Tercemesi

Ebû Berze (R.A.)'nİn adı Nadle olup babasının adının Ubeyd veya Âiz olduğu söylenmiştir. Eşlemi olan bu zat müslümanlığı ilk kabul eden sahâbilerdendir. Pey­gamber (S.A.V.) île beraber yedi savaşa katılmış ve Mekke fethinde bulunmuştur. Peygamber (S.A.V.)'den kırk altı hadis rivayet etmiş olup; Buhârl ve Müslim iki hadisini, yalnız Müslim 4 hadisini ve yalnız Buhârl iki hadisini rivayet etmişlerdir. Râvüeri Ebu'l-Minhal, Ebû Osman En-Nehedl, Kinâne bin Nalm, Ezrak bin Kays ve başkalarıdır. Basra'da ikamet etmiş. Peygamber (S.A.V.) devrinden sonra Hora­san savaşma katılmış ve Mu&viye (R.A.Vntn hilafetinin sonlarında veyahut Ye­zidin günlerinde Horasan'da vefat etmiştir. (El-Menhel C. 3, Sah. 307)

[16][16] Habbâb Ebû Yahya bin Eratt (R.A.) Ashab'dan olup. âzadlı kölelerden-dıı. Bazıları onun arap olduğunu söylemişlerdir. Bedir gazasına iştirak etmiştir

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/418

[20][20] Zevâid'de : İsnadının sahih olduğu ve îbn-i hibbân'ın bunu sahihinde rivayet ettiği bildirilmiştir.

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/419-420

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/424

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/427-428

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/428-432

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/433-434

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/435-436

[32][32]Seleme bin El-Ekra (R.A.)'ın Hal Tercemesi

Seleme bin Amr bin El-Akva bin Sinan bin Abdillah EI-Esleml Ebû Müslim sahâbldir. El-Ekva onun dedesinin lâkabıdır. Bey'atü'r-Rıdvan'da bulunmuş ve o gün üç defa Peygamber (S.A.V.)'e biat etmiştir. İlk biat edenler arasmda biat et­tikten sonra orada bulunan sahâbllerln takriben yarısına yakım biat ettikten son­ra tekrar cemaatın içerisine girerek biat etmiş ve en son biat edenler arasına ka­tılarak üçüncü defa biatta bulunmakla üç defa bu yüce şerefe erişmiştir. Peygam­ber (S.A.V.)'den yetmiş yedi hadis rivayet etmiştir. Buhârl ve Müslim 16 hadisini müttefikan, Buhftrt 5, Müslim de 7 hadisini münferiden rivayet etmişlerdir. Ra-vileri oğlu lyas. Zeyd bin Eşlem, Ebû Seleme bin Abdirrahman, Yezld bin Ebl Hubeyd ve bir çok zatlardır. Kendisi kahraman, nişancı, iyilik seve* ve çok hayır yapan biriydi. Koşarken atları bile geçtiği söylenmiştir. Hicretin 74. yıh Medine'de vefat etmiştir. (El-Menhel: Cİld 3, Sah. 340)

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/437-440

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/441

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/441-445

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/446-447

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/447-448

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/449

[46][46] Tâ-ha sûresi, ayet: 14

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/452-453

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/454-455

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/455-457

[54][54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/459-460

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/461-464

[58][58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/465

[60][60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/466

[62][62] Zevfiidde : Bu İsnadın ricali sikadırlar. İsnadın her hangi bir illetini bilemiyeceğim. Ancak râvi Ata' bin es-Sâib, rivayetleri birbirine karıştırdıktan sonra Muhammed bin Pudayl ondan rivayette bulunmuştur. (Burada Ata'ın ravi-si Muhammed bin Fudayl'dır.) denilmiştir.

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/467-470

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/471

[66][66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi Ve Şerhi,Kahraman Yayınları. 2/473

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

29 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk