Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceNikah Hadisleri

Nikah Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 1
En KötüEn İyi 

NİKAH KİTABI 7

1- Nikâhın Fazileti Hakkında Gelen   (Hadîsler)   Babı 7

Evlenmenin Meşrûtiyetindeki Hikmetler 8

Evlenmenin Serî Hükmü. 8

2 - Tebettül (= Kadınlardan Uzak Durup Evlenmeyi Terketmek)Den Nehiy Babı 10

3- Kadının, Kocası Üzerindeki Hakkı (Nın Beyânı) Babı 12

4- Erkeğin Karısı Üzerindeki Hakkı (nın Beyânı)  Babı 14

5- Kadınların En Faziletlisi (Nîn Beyânı)  Babı 16

6- Dindar  Kadınla  Evlenmenin   Fazileti Babı 18

7- Bakire Kızlarla Evlenme (Nin Fazlletî) Babı 19

8- Hür Kadınlarla Ve Velûd (Çok Çocuk Doğurucu)   Kadınlarla Evlenme (Nin Fazileti) Babı 21

9- Adam Bir Kadınla Evlenmek İsteyince Ona Bakması (Nın Meşruluğu)  Babı 22

Evlenmek Maksadı İle Kadına Bakmak İle İlgili Bilgiler Verelim: 23

Erkeğin Evlenmek İstediği Kadına Bakmasıyla İlgili Dört Mezhebin Görüşleri 24

10- Adam (Dîn) Kardeşinin Bir Kadına (Evlenmek İçin) İstekli Çıkması Üzerine (O Kadına) Talip  24

Olmasın, Babı 24

Ebûhüreyre (Radıyallahü Anh) Ve İbni-İ Ömer (Rad1yallahü Anh) İn Hadislerinin Fıkıh Yönü , 26

11- Bakire Ve Dul Kadından (Nikâh İçin) Emir İstemek Babı 28

12- (Erginlik Çağına Ermiş Bâkîre Veya Dul) Kızı Hoşlanmadığı Halde Onu Evlendiren Baba(Nın Kıydırdığı Nikâha Ait) Bâb. 29

Bakire Olup Erginlik Çaglna Varmış Bir Kız İstemediği Halde Babası Tarafından Evlendirilebilir Mi ? 31

Dul Olup Yetişkin Bir Kız İstemediği Halde Babası Tarafından Onun Nikâhı Kıyılabilir Mi? 32

Yetişkin Dul Kadının İzni Alınmadan Velîsi Tarafından Kıyılan Nikâhının Hükmü Nedir ? 32

13- Erginlik Çağına Varmamış Kızlarının Nikâhını Kıyan Babaların Akdettikleri Nikâh (İn Hükmünün  Beyanı)   Babı 33

Küçük Yaştaki Kızların Nikâhının Yapılması Hususundaki Âlimlerin Görüşleri 34

Küçük Yaştaki Dul Kızın Nikâhının Kıyılmasına Ait Hüküm Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri 35

14- Babalarından Başka Kimselerin Kıydıkları Küçük Yaştaki (Bakire Veya Dul) Kızların Nikâh (İn Hükmünün Beyanı) Babı 35

Erginlik Çağına Varmamış Bakire Veya Dul Yetim Kızın Nikâhını Velîsi Veya Vâsisi Kıyabilir Mi ? 36

15-  Velî (Den İzin) Siz Hiç Bir Nikâh Olamaz1 Babı 36

1. Akrabalık Nedeni İle Velî Sayılanlar: 37

2. Câriye Sahibi Olmak Nedeni İle Velî Sayılanlar 37

3. Cariyeyi Azat Etmiş Olmak Nedeni İle Veli Sayılanlar 37

4. Devlet Başkanı Veya Yetkili Kıldığı Kimse Olmak. 38

Yukardaki Üç Hadîsten Çıkarılan Hükümler 39

16- Şiğar (Suretiyle Nikah) İn Yasaklanması Babı 41

17- Kadınların Sadak (= Mehir) Babı 42

Mehirin En Az Miktarı Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri 45

Mehirin En Çok Meblâğı İçin Bir Sınır Var Mı? 46

18- Adam. Karısı İçin  (Bir Mehîr)   Tâyin Etmeden Nikâhı Kıyar, Sonra Mehir Durumu Böyle İken Ölür, Babı 48

19- Nikâh Akdinin Hutbesi(Ntn Beyanı)   Babı 49

20- Evlenmeyi Duyurmak Babı 52

21-  Gına’ (= Nağme Ve Yüksek Sesle Şiir Söylemek) Ve Def  (Çalmak) Babı 54

Çalgıları Çalmak Veya Dinlemek Hakkındaki Dört Mezheb Âlimlerinin Görüşleri 58

22- Muhannesîn   (= Kadınlaşan Erkekler) Hakkında Bir Bâb. 59

Tâif Gazvesi 60

23- Nikâh Tebriki   (İçin Söylenmesi Müstehab Duanın Beyânı)   Babı 61

24- Velîme (== Düğün Yemeği) Babı 62

25- (Velîme Ziyafetine) Davet Edene İcabet Etmek Babı 67

26- (Evli İken Tekrar Evlenen Adamın Son Aldığı) Bakire Ve Dul Kadının Yanında İkamet (Edeceği Sürenin Beyânı) Babı 68

Ümmü Seleme (Radıyallâhü Anhâj'nın Hadisinden Çıkarılan Hükümleb. 69

27- Karısı, Yatağına Gireceği Zaman Adamın Söyliyeceği (Duâ) Babı 70

28- (Eşlerin)  Cinsel İlişkide Örtünme (ye Riâyet Etmelerinin Önemi) Babı 71

29- Mak'adlarında Kadınlara Varmaktan Nehiy Babı 73

30- Azilıin Hükmünün Beyânı)  Babı 75

Âlimlerin Azil Hakkındaki Görüşleri 76

Doğum Kontrolü Hakkındaki Hanefî Alimlerin Görüşleri 77

31- 'Kadın Ne Halası Üzerine Ne De Teyzesi Üzerine Nikahlanır' Babı 78

32- Adam Karısını Üç Talâkla Boşar, Kadın Da Başka Erkekle Evlenir De Henüz Gerdeğe Girmeden (Îkincî) Kocası Da Onu Boşar. Kadın İlk Kocasına Dönebilir Mi? (Hükmünün Beyânı) Babı 80

33- Muhallil  (=Hulleci Koca)  Ve Muhallelleh (=Kendisî İçîn Hülle Yapılan Koca) Hakkındaki Bâb  82

34-   Soy Sebebi İle (Nîkâhlanması)  Haram Olanlar, Süt Sebebi İle De Haramdır Babı 85

35- 'Bir Ve İki Defa Süt Emmek (Nîkâhlamayı) Haram Etmez* Babı 88

Bir Erkek İle Bir Kadının Bir Biri İle Evlenmesine Mâni Olan Süt Emme Sayısı Hakkındaki Âlimlerin  89

Görüşleri 89

36- Erlik Çağındaki Bir Kimsenin Süt Emmesi(Nin Nikahlamanın Haramlığına Sebep Olduğu)  Babı 90

37- Sütten Ayırma  (Çağın)Dan Sonra Süt Emme   (Hükmü)  Yoktur Babı 92

Çocuğun Süt Emme Yaşı 94

38- (Emzikli Kadının Sütü)   Kocasının Sütü (Sayıldığının  Beyânı)   Babı 94

39- Nikâhı Altında İki Kız Kardeş Varken Müslüman Olan Adamın (Nikâh Durumunun Beyânı) Babı 95

40- Nikâhı Altında Dörtten Fazla Kadın Bulunduğu Halde Müslüman Olan Adamın (Nikâh Durumunun Beyanı) Babı 96

41- Nikâh Kıyılırken Koşulan Şart (İn Yerine Getirilmesi) Babı 97

Nikah Akdinden Önce Veya Sonra Kadın Tarafına Verilen Hediye İle İlgili Âlimlerin Görüşleri 98

42- Bir Cariyeyi Azat Edip Sonra Onunla Evlenen Adam (İn Sevabının Beyânı)  Babı 99

43- Efendisinin İzni Olmaksızın Kölenin Nikâh Akdinin Kıyılması (Hükmünün Beyânı) Babı 100

44- Muta Nikâhının Yaşarlığı Babı 101

45- İhramda Bulunanın Evlenmesinin Caiz Olup Olmadığının Beyanı Babı 103

46- (Evlenmede) Emsal (Gözetme) Babı 104

Erkek Hangi Hususlarda Kadına Küfü Olacak? 104

47-  (Kuma)   Kadınlar Arasında (Geceleri) E$Ît Olarak Bölmek Babı 105

48- Kadın Kendi Gününü  (Kuması Olan) Arkadaşına Hibe Eder, Babı 107

49- Evlendirme İşinde Aracı Olmak Babı 108

50- Kadınlarla İyi Geçinmek Babı 109

51- Erkeklerin Karılarını Dövmeleri Babı 111

52- Kadının Saçını Başka Saç İlâvesiyle Çoğaltan Ve Dövünleyen Kadın (Hakkında Gelen Hadisler) Babı 113

53- Ne Zaman Gerdeğe Girmenin Müstehab Olduğunun (Beyânı) Babı 115

54- Adam Karısına Bir Şey Vermeden Onunla Gerdeğe Girebilir, Babı 116

55- Uğurlu Ve Uğursuz Olan Şeylerin Beyânı)  Babı 116

56- Gayret (Kıskanma)  Babı 117

57- Nefsini  (Kadınlığını) Peygamber (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) E Hibe Eden (Yânî Mehîrsîz Veren)   Kadın   (Hakkında Gelen Hadisler)  Babı 121

58- Çocuğunun Kendisinden Olduğunda Şüphe Eden Adam (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 122

59- Çocuk, Fîrâş'a (Yatak Sahîbî Olan Erkeğe) Aittir. Zina Eden Erkeğe De Mahrumiyet Düşer, Babı 123

60- Birisi Diğerinden Önce Müslüman Olan Karı Ve Koca Babı 125

61- Ğayl (= Erkeğin Emzikli Karısı İle Cînsel İlişkide Bulunması) Babı 127

62-  Kocasına Eziyet Eden Kadın Hakkında Bir Bâb. 129

63- Haram, Helâli Haram Etmez, Babı 130


NİKAH KİTABI

Müellif, namaz, oruç ve zekât bölümleri ve bunlara bağlı bölüm­lerden sonra nikâh bölümüne geçmiştir. Çünkü, nikâhta da ibâdet an lamı vardır.    Evlenmek, kişinin kendisini tamamen ibâdete vermek için evlenmemekten üstün ve daha faziletlidir. 1846 nolu hadîs buna delil olduğu gibi    Buhâri    ile   Müslim'in    Enes    (Radı yallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet ettikleri bir hadîste Peydam ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Bana gelince, Allah'a yemin ederim ki şüphesiz ben hepiniz­den ziyâde Allah'tan korkar ve hepinizden fazla takva sahibiyim. Lâkin, geceleyin hem namaz kılarım hem uyurum, kâh nafile oruç tutarım, kâh tutmam ve kadınlarla evlenirim. Kim benim yolumdan yüz çevirirse, artık o benden değildir.» buyurmuştur.

Nikâh: Bu kelime Arap dilinde, birleştirmek, evlenme akdi ve cinsi münâsebet gibi değişik mânâlarda kullanılır. Din dilinde ise, sahîh kavle göre evlenme akdi demektir. Çünkü Kitab ve Sünnet'de nikâh kelimesi evlenme akdi mânâsında çok kullanılmıştır. E 1 - H â -fız İbn-i Haceril'As kalanı' nin beyânına göre; Hanefî" lerin ve bir kavillerinde Ş â f i i 1 e r' in görüşlerine göre bu kelimenin hakiki mânâsı cinsel ilişkidir, evlenmek akdinde ki kullanılışı mecazidir. Başka görüşler de vardır.

Nikâhın meşruluğu Kitap, Sünnet ve İcmâ' ile sabittir.    Nisa sûresinin üçüncü,   Nur   sûresinin 32'nci âyetleri keza   t b n-i M  e  sû   d    (Radıyalâhü anh)'ın   1845  ve      i   ş e    (Rndıyallâhiıanhâl'nın 1846 nokı hadîsleri bu cümledendir. Bu konudaki âyetler ve hadîsler çoktur. Müslümanlar evlenmenin meşruluğuna icmâ et­mişlerdir. Bunun meşruluğunun hikmetini, birinci bâbtakj hadislerin izahını yaparken anlatmaya çalışacağım :[2][2]

İzahı

Buhârî,    Müslim,    Ebû    Dâvûd,    Nesaî    ve Bey haki    de bunu rivayet etmişlerdir.

Müellifin rivayetinin zahirine göre   Osman    (Radıyallâhü anh)    İ  b n-i    Mes'ud    (Radıyallâhü anh)'l M  i n â' da   ce­maattan tenha bir tarafa götürüp ona evlenme teklifinde bulunur­ken    A 1 k a m e    (Radıyallâhü anh) da onların yakınında oturmuş ve evlenme teklifine âit   Osman    (Radıyllâhü anh)'m  sözünü duymuştur.    Abdullah    (Radıyallâhü anh) da   Osman    (Ra­dıyallâhü anh) "in bu işten başka bir diyeceğinin bulunmadığını an­layınca    Alkarna    (Radıyallâhü  anh)"ı   yanlarına çağırmıştır. Ebû    Dâvûd'un    rivayetinin zahirine göre ise    Osman    (Ra­dıyallâhü anh)    Abdullah    (Radıyallâhü anh)'ı tenha bir ta­rafa götürmek isterken,    Abdullah    (Radıyallâhü anh)'   A 1-k a m e    (Radıyallâhü anh)'ı da yanlarına çağırmış ve   A 1 k a m e (Radiyallâhü anh) da onların yanına vardıktan sonra   Osman (Radıyallâhü anh) evlendirme teklifinde bulunmuştur. Fakat   B u -h â r i' nin   rivayetinin zahiri, Müellifin rivayetinin zahirine ben­zer. Yâni   Osman    (Radıyallâhü anh)    Abdullah    (Radı­yallâhü anh)'a evlendirmeyi teklif ettikten sonra   A b d u 1 1 a h (Radıyallâhü anh)    A 1 k a m e    (Radıyallâhü anh)yi yanlarına ça­ğırmıştır.

El-Menhel'in Tekmile sahibi şöyle der:

"Rivayetlerin arasını şöyle bulmak mümkündür; Osman (Radıyallâhü anh) Abdullah (Radıyallâhü anh) a yaptığı ev­lenme teklifini A 1 k a m e (Radıyallâhü anh)'m gelişinden son­ra muhtemelen tekrarlamıştır. Çünkü Abdullah (Radıyallâhü anh)'in bu konu hakkında A 1 k a m e (Radıylalâhü anh)'in bilgi sahibi olmasını istediğini   O s ma n   sezmiştir.

Abdullah (Radıyallâhü anh)'in Osman (Radıyallâhü anh)'a verdiği cevap, iki mânâya yorumlanabilir.

Birincisi; Osman (Radıyallâhü anhl'ı teyid etmektir. Yâ­ni senin yaptığın evlenme teklifi ve teşviki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de yapmıştır.    Lâkin benim evlenmeye ihtiyacım

yoktur.

İkincisi; Osman (Radıyallâhü anh)'in teklifini reddetmek­tir. Yâni evlenme teklifi gençlere yapılmalıdır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hadisteki hitabı gençlere mahsustur. Ben genç değilim. Bu nevi teklifler genç yaştakilere yapılmalı­dır.

Hadistegeçen; kelimesi dört şekilde okunabilir. En meşhurve fasih okunuş "el-Bâet"dir. İkincisi "el-Bât", üçüncüsü "el-Bâ" ve dördüncüsü "el-£âhat"dır. Bu kelimenin asıl mânâsı cinsel ilişkidir, Sonra nikâh akdi anlamında da  kullanılmıştır.

Hadiste iki mânâya yorumlanabilir. Cinsel ilişki olsun, evlenme akdi olsun her iki mânânın neticesi şu olur: «Ey gençler, evlenme akdi veya meşru cima' için gereken masraflara gücü yeteniniz ev­lensin...» Şu halde hangi mAnA kastedilirse edilsin gaye, bunun için gerekli masraf ve külfettir.

Bâet kelimesini masraf ve külfet mânâsına yorumlamak zorun­luluğunun sebebi şudur; Eğer asıl mânâsı olan cima' kastedilmiş ol­saydı, buna yâni cima'ya gücü yetmeyenlerin şehvetlerini dindirme­leri için oruç tutmaları tavsiyesi anlamsız kalırdı. Çünkü cimâ'ya, gücü yetmeyenin şehveti yoktur ki, bunu oruçla dindirmesi tavsiye edilsin."[4][4]

Evlenmenin Serî Hükmü

Cumhura göre evlenmenin asıl hükmü müstehablıktır.    Çünkü 1846 nolu ve benzerî hadislerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) evlenmenin zat-i Nebevilerinin yolu olduğunu belirtmiştir. Ay rica farz ibâdetleri beyan buyururken evlenmeden bahsetmemiştir. Yâni evlenmeyi farzlardan saymamıştır. Ashabı Kiram büyük, kü çük her çeşit farzlara âit emirleri O'ndan nakletmişlerdir. Hiç biri si bunun farziyetine âit bir şey söylememiştir. Üstelik Ashâb ara sında bekâr kalanlar da vardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel lem)  bunlara karşı çıkmamış ve itirazda bulunmamıştır.

Zahiriye   mezhebinin mensubları Kitâb ve Sünnet'teki ev lenme emirlerinin zahirine bakarak vacip olduğuna hükmetmişler ise de yukarda özetlediğim gerekçe muvacehesinde bu görüş reddedil mistir.

Cumhür'a göre evlenmenin şer'î hükmü durum ve şartlara göre değişir. Söyle ki:

1. Evlenmediği takdirde zina ve fuhuş yapacağı ve bundan ko runamıyacağı muhakkak olan bu tehlikeden başka bir çâre ile ken dişini muhafaza edemiyeceğine inanan için evlenmek Farz'dır.

2. Evlenmediği takdirde zina - fuhuş yapmaktan korkun, nefsine hâkim olmadığı için bakması haram olan kadınlara bakmaktan ve yâ el ile istimna (şehvetini dindirme) etmekten kendisini koruya in a yan kimse için evlenmek Vâcib'dir.

Yukarda iki hüküm, evlenme masrafını sağlayabilen, mevcut ma­lı veya çalışmakla karısının nafakasını temin edebilen ve alacağı ka­dına zulüm etmek korkusu olmayana mahsustur. Bu şartlar olmadık ça evlenmek farz veya vacip olmaz.

3. Evlenme masrafına ve nafakaya muktedir olup zina ve ben­zeri harama düşme korkusu olmamakla beraber, normal olarak cin­sel ilişkiye gücü yeten, evleneceği kadına zulüm etmek endişesi ol mayan kimse için evlenmek, Sünnet-i Müekkede'dir.

4. Bir harama girmek endişesi olmamakla beraber, şehvet duy­gusu ile evlenmek isteyen ve evlenmenin Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve SellemJ'in bir sünnet ve yolu olduğunu hesaba katmadan ev­lenmek mubahtır. Mamafih, şehvet ihtiyacını gayri meşru yolla degil de meşru yolla giderme yolunu tutması, günah yolunu tıkaması­na vesîle olduğu için yine sevabsız değildir.

5. Evleneceği kadının haklarına riâyet etmemekle zulüm etmek­ten korkan için evlenmek tahrîmen mekruhtur

6. Karısının haklarına riâyet etmeyeceğine ve böylece ona zu­lüm edeceğine inanan kimse için evlenmek haramdır. Çünkü evlen­mek nefsi haramdan korumak ve sebep olacağı çocuklarından h* yır ve sevap kazanmak için meşru kılınmıştır. Zulüm etmekle ise ha­rama girmiş olacaktır. Bir zararı defetmek ve yararı celbetmeye tercih edilir.

Şehvet sahibi olmakla beraber, harama girmemek bakımından nefsinden emin olanlar ile şehveti olmayanların evlenmeleri veya ev­lenmemeleri hakkında bu kitabın 2. babında da biraz bilgi verme­yi düşünüyorum.[6][6]

İzahı

Bu hadîs Zevâid türündendir. Notta belirtildiği gibi isnadı zayıf ise de bunu teyid eden sahih bir şâhid durumunda olan başka hadis vardır. Şöyle ki:

Hadîsin ilk fıkrasının benzeri Buhâri ve Müslim1 in E n e s    (Radıyallâhü anhî'den merfu olarak rivayet etlikleri uzunbir hadiste şu lâfızlarla

«...Ve kadınlarla evlenirim,  (işte benini yolum  budur)   Kim benim bu yolum,(da gitmeyip on)dan yüz çevirirse, benden değildir.»

Hadisin ikinci fıkrasının bir benzerini A h m e d , Tabarâ-ni, Hâkim ve Bey haki, yine E n e s (Radıyallâhü anhJ'den merfu olarak şu lâfızlarla rivayet etmişlerdir:

Çok doğurucu ve (kocasını) çok sevici kadınlarla evleniniz. Şüp­hesiz ben kıyamet günü Peygamberlere karşı sizin çokluğunuzla if­tihar ediciyim.»

Müellifin 1863 nolu hadisi de bu fıkraya kısmen benzer ama gö­rüleceği gibi senedi zayıftır.

Hadîsin bundan sonraki kısmı bir Önceki hadîste geçen son kıs­mının meâlen aynidir.

Hadisteki 'Sünnet* kelimesi yol demektir. Farz ve vacibin karşı­lığı olan sünnet ve nafile anlamında kullanılmamıştır. Bu itibarla Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yolu anlamındaki bu kelime farz, vâcib ve sünnetin hepsine şümullüdür. Evlenmenin ki misine farz, kimisine vâcib, kimisine sünnet olduğu gibi bâzı kimse­ler için mubah veya mekruh yahut haram olduğunu yukarda anlat­mıştır.

Hadîsin : -Benim bu sünnetimle amel etmeyen benden değildir.»

cümlesinden maksat Buhâri ile Müslim'in Enes (Ra­dıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri ve bir fıkrasını yukarıya aldığım hadisten de anlaşıldığı gibi:

• Benim evlenme yolumdan yüz çevirip buna iltifat etmeyen ben­den değildir.» Bu itibarla evlenme külfet ve masrafına gücü yetme­diği veya tamamen kendisini ibâdete vermek gibi meşru mazeretle­re binâen evlenmeyenler, bu hadîsteki tehditlere mâruz değildir. Ha­dîsin böylelerine şürhulü yoktur    Sindi    bu durumu belirtmiştir,

1847) (Abdullah) hin Ahhâ> (Radtyullâhü anhumâ)dan rivayet edil Hinine göre; Resûlullalı (Sollalhıhu Aleyhi vr Srflrm) şöyle huyıırHu. demiştir :

«Sevişenler için nikâh kadar sevgiyi artırıcı hiç bir şey görme dik veya görülmedi.""

Not : Bunun senedinin sahih ve rövilerinin sıka oldukları Zevâid'de bildiril mistir.[8][8]

2 - Tebettül (= Kadınlardan Uzak Durup Evlenmeyi Terketmek)Den Nehiy Babı

1848) Sa'd (bin Ebi Vakks) (Radtyaltâkü anh)'<\en; Şöyle demiştir :

(And olsun ki) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Osman bin Maz'ûn (Radıyallâhü anh)'in tebettül (= evlenmekten imtina et­mesi )ni menetti. Eğer ona izin verseydi (biz daha ileri giderek) ha-dımlaşırdık."[10][10]

İzahı

T i r m ı z i de bu hadisi rivayet etmiştir. N e s a i' nin ri­vayet ettiği bu hadisin sonundaki Katâde' nin mezkûr âyeti okuduğuna dâir ilâve yoktur. Fakat N e sai'de Sa'd bin H i ş â m (Radıyallâhü anh)'den rivayet olan başka bir hadiste  i s e (Radıyallâhü anhâ), tebettül'ün yasaklandığını bildirdikten sonra mezkûr âyeti okuduğu ifâde edilmiştir.

S e m û r e (Radıyallâhü anh)'ın hadisinin garib - hasen oldu­ğunu    T i r m i z i    ifâde etmiştir.

Bu hadiste evlenmemenin ve kadınlardan tamamen uzak durup kendini ibâdete vermenin yasak olduğuna delâlet eder. Bu hususta­ki geniş bilgi bundan önceki hadisin izahı bölümünde verilmiştir.

Ka tâde'nin okuduğu âyet bölümü R a' d sûresinin 38. âyetinin baş kısmıdır. Meâi şöyledir:

"(Ey Muhammedi) And olsun ki, senden önce de Peygamberler gönderdik, onlara da kadınlar ve zürriyetler verdik..."

Katâde' nin bu âyet bölümünü okuması evlenmeme yasa­ğının teyidi içindir. Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) de evlenip zürriyet sahibi olmuşlardır. Allah Teâlâ da onların izlerini takip etmemizi emir buyurmuştur. Şu halde bizim de evlenmemiz meşrudur. Meşru mazeret yok iken aksi hareket meşru değildir.

Sindi ve Tuhfe yazarının beyanlarına göre ilgililer Hasanı Basri'nin Semûre (Radıyallâhü anhâ) den hadis işitip işit­mediği hususunda konuşmuşlardır. Mamafih, bundan önce Sa'd (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi bu hadîsi takviye eder.[12][12]

İzahı

Ebû Dâvûd, Beyhakİ ve Hâkim de bunu riva­yet etmişler, Hâkim hadîsin senedinin sahih olduğunu da be­lirtmiştir.

Müellifin rivayetinde soru sahibinin ismi belirtilmemiştir. Ebû D â v û d' un bir rivayetinde soru sahibinin hadis râvisi Muâ­viye    (Radıyallâhü anh) olduğu belirtilmiştir.

Hadisin mânâsı hakkında el-Menhel Tekmilesinde şöyle deniliyor : Yâni, kocanın karısının durumuna önem vermesi, nafakası ve giyimi hakkında mâli durumu nisbetinde önem vermesi istenmekte­dir. Erkek kendi giyeceğine ve yiyeceğine önem verdiği gibi eşinin-kine de önem vermelidir. Maksat karısını giydirmesini ve yidirme-sini kendi yemesi ve giymesine zaman ve yer bakımından bağlaması değildir.

Hadisin «yüzünü döğmesin» emrinden maksat şudur : Terbiye ve­ya kadının bâzı farzları terk etmesi gibi nedenlerle döğülmesine ih­tiyaç duyulduğu zaman kadının yüzünün döğülmemesidir. Çünkü yüz vücudun en şerefli kısmıdır. Duyu organları bu kısımdadır. Yü­zün döğülmesi duyu organlarına zarar verebilir.

Hadisin «Takbih etmesin» cümlesinden maksat kadına çirkin söz söylememesidir. Örneğin "Allah senin yüzünü" veya "senin vücudu­nu çirkin yaratmıştır" gibi kırıcı lâflar edilmemesidir. Çünkü kadı­nın yüzünü veya vücudunu yaratan Allah Teâlâ'dır. Bir yaratığı tak­bih etmek ve yermek dolaylı da olsa yaratıcıya dil uzatma sayılabilir.

Hadisin «ve ev içi müstesna (onu) terk etmesin* cümlesinden maksat şudur: Kadın terk edilmesini yâni ondan küs kalınmasını gerektiren bir hatâ işlediği zaman ev içinde yatağını terk etmek meş­rudur. Fakat kocanın eşini evden kovması veya kadının bulunduğu evden ayrılıp başka bir eve gitmesi doğru değildir. Bu emrin karı koca arasında meydana gelmesi alışkanlık hâline gelen olumsuz du­rumlara mahsus olması umulur. Çünkü kadının eşine karşı isyankâr davranışı hâlinde onu başka bir evde bırakmak caizdir. Nitekim Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hanımlarının odalarından bir ay ayrı kalmıştır.[14][14]  (RadtyaUâhü anhümâ)'-Han rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Babam Amr bana anlattığına göre kendisi Veda haccında Re sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SelJem) ile beraber bulunmuş ve Re-sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (meşhur Veda hutbesinde) Allah'a hamd ve sena ettikten sonra vaaz ve nasihat ederek (ez cüm­le) şöyle buyurmuştur:

«(Ey Ashabım!) Kadınlarınıza karşı iyi olmanızı tavsiye ederim. (Bu tavsiyeme riâyet ediniz). Çünkü onlar sizin yanınızda (sizlere bağlılık bakımından) esirler (gibi)dir. Şu (malum cinsel ilişkilerden başka onların hiç bir şeyine mâlik değilsiniz. Ancak apaçık çirkin ve haddi aşan hatâları olduğu zaman (onlar hakkında şu şeylere sahip­siniz:) Eğer (böyle çirkin ve haddi aşan hareketler) işlerler ise on­ların yataklarını terkediniz ve eziyet verici olmayan şekilde onları dövünüz. Eğer bundan sonra size itaat ederlerse onları takbih ve ezi­yet verme yoluna tevessül etmeyiniz. (Geçmiş kusurları bağışlayın) Şüphesiz karılarınızdan (istediğiniz birtakım) hakkınız vardır. Karı­larınız için de üzerinizde (birtakım) hak dar) vardır. Karılarınız üzerindeki hakkınıza gelince, karılarınız sizin hoşlanmadığınız hiç bir kimseyi evlerinize alıp onlarla konuşmasınlar ve hoşlanmadığınız hiç bir kimsenin evlerinize girmesine izin vermesinler. Bilmiş olunuz ki: Karılarınızın üzerindeki hakkı ise onları giydirmek ve yedirmek hususunda onlara İyi davran man izdir.»"[16][16] Fa­kat Ş â f i i 1 e r' in bu tesbitinin bir delili yoktur. N e v e v î, M ü s 1 i m ' in şerhinde, "Kazalar" bahsinde : Â i ş e (Radıyallâhü anhât'dan rivayet ettiği H i n d (Radıyallâhü anhâ)'nın hadisin­den anlaşılıyor ki nafaka miktarı müdlere takdir edilmeyip yetecek miktar olması gerekir. Şafiî mezhebindeki arkadaşlarımıza gö­re erkeğin yükümlü olduğu yakınlarının nafakası yetecek miktar ola­rak tesbit edilir. Fakat karısının nafakası müdlerle takdir edilir, Ama bu hadîs bu görüşü reddeder, demiştir

3- Mâl i k i 1 er'e göre kadının nafakası, kocasının mâli durumuna ve kadının hâline göre tesbit edilir. Bu tesbitte örf ve âde­te itibar edilir. Eğer erkek zengin olup karısı fakir ise karısının na­fakasını karısının seviyesindeki fakirlerden farklı ve daha üstün ola­rak verir. Eğer erkek fakir ise karısının fakirlik veya zenginlik du­rumunu dikkate alarak normal nafakasını ödemesi gerekir. Şu hal­de zengin koca fakir olan karısına zengin bir kadının nafakası se­viyesinde nafaka vermekle mükellef değildir. Keza zengin olmayan bir erkek zengin olan karısına bir fakir kadının nafakası kadar ver­mesi kâfi değildir. Kendi gücü nisbetinde ve şehrin genel durumu­nu dikkate alarak bir kadının nafakasından biraz olsun fazla ver­mesi gerekir. Bir şehir halkının âdeti darı ekmeği yemek ise kadın buğday ekmeğini isteyemez. Keza köydekilerin âdeti buğday ekme­ği yemek değil iken kadın buğday ekmeğini isteyemez. Mesken ve giyecek hususundaki hüküm de böyledir.

4- İmam A h m e d (Rahimehullah)'e göre kadının nafaka­sı kendisiyle kocasının durumlarına göre ayarlanır. Eğer ikisi de zengin iseler erkek karısına zengin nafakasını ödemekle yükümlü­dür. İkisi de fakir iseler fakir nafakası ödemekle yükümlüdürler. Ta­raflar orta halli iseler orta hallilerin nafakasına göre ödenir. Birisi fakir diğeri zengin ise erkek orta hallilerin durumuna göre karısının nafakasını ödemekle yükümlüdür. H a n e f î 1 e r ' den e 1 - H a s -s a f'da    bu kavli tercih etmiştir.

Konu hakkındaki deliller   Hanefî    ve   Mâliki   mezheb lerinin görüşlerini teyîd eder, durumdadır.[18][18]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadis kocasının karısı üzerindeki hak­kının büyüklüğüne delâlet eder. Allah Teâlâ'dan başka hiç bir var­lığa secde edilmesinin küfür olduğu malumdur. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) bu hadiste: «Eğer Allah'tan başka bir kim­seye...» buyruğu koca hakkının azametinden kinayedir. Kırmızı bir

dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş ta­şımak faydasız ve çetin bir iş olduğu halde bunun gibi bir teklifte bile karıya yakışır hâl kocasına itaat etmek olunca başka hususlar­daki emirlere itaat etmenin durumu besbelli olur. Hadiste dağ renk­lerinin değişik gösterilmesinin hikmeti dağlar arasındaki mesafenin uzaklığını bildirmek içindir. Çünkü renkleri değişik olan dağlar ge­nellikle bir birine yakın olmaz.

Hadisin secde ile ilgili baş kısmının benzerini Tirmizi, Eb'û H ü r e y r e (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet etmiş­tir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Erkek karısını hacetine (yatağına) davet edeceği zaman, karısı tandır üzerinde (kocasına âit ekmek pişirmekle meşgul) olsa bile (bu işi bırakıp) hemen kocasına varsın (emrine uysun.)»"

Yine notta işaret edilen Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadîsi ise 1854 nolu hadîstir.

1853) Abdullah bin Ebî Evfâ (Radtyaltâkü ankümâ)'âan; Söyle de­miştir :                                                                                                

Muâz (bin Cebel) (Radıyallâhü anh) (Şam'dan Medîne-i Münev-vere'ye) geldiği zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e secde etti. Efendimiz (onun bu hareketini red etmek üzere) :

"Bu ne Yâ Muâz?" buyurdu. Muâz:

Ben Şam'a vardım, onların, reislerine ve emirlerine secde ettik­lerine rastladım. Bu (secde) işini zâtınıza yapmamızı içimden arzu­ladım, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) :

-Sakın (böyle bir şey) yapmayın. Çünkü eğer ben Allah'tan baş­kasına secde etmeyi her hangi bir kimseye emir etmeyi caiz gorsey-dim, karının kendi kocasına secde etmesini emrederdim. Muham-med'in nefsi (kudret) elinde olan (Allah) 'a yemin ederim ki kadın, kocasının hakkını Ödeyinceye kadar, Rabbınm hakkını ödemiş olmaz ve eğer kadın deve (sırtındaki) semer üzerinde (binmiş) iken kocası kendisini (cinsi münâsebet için) istemiş olsa kadın kocasına mani olamaz.*"

Not: Zevâid'de şöyle elenmiştir : îbn-i Hibbân bu hadisi kendi sahihinde ti* vayet etmiştir. Sindi: Bana öyle geliyor ki Zevâid bu sözü Ue hadisin sahih oldu­ğunu kastediyor.[20][20] Diğer zât Muâz bin Cebel (Radıyallâhü anh)'dir.[22][22]

İzahı

Tirmizî de bu hadîsi rivayet etmiştir. Hadîs, kocasının rızâ­sının büyük sevaba ve ilâhî mağfirete vesile olduğuna delâlet eder. Sindi bu hadisle alâkalı olarak : Yâni böyle kadın doğrudan cen­nete girer, demiştir.

Hadîs'in şöyle yorumlanması muhtemeldir: Kocası kendisinden râzi olduğu halde ölen müslüman kadın kocası ile ilgili haklar hu­susunda muahaza edilmeden cennete girmeye müstehak olmuş olur. Ama başka günahları var ise bunların bağışlanması veya bunlardan dolayı cezasını çektikten sonra cennete girmeyi Allah Teâlâ'nın me-şiyet ve irâdesine bağlıdır. Dilerse bağışlar, dilerse azap verir, ibâ­detlerin faziletine dâir buna benzer hadisler, âlimlerce böyle yorum­lanır.[24][24]) inince, sahâbiler (Radıyallâhü anhüm), (bir yol­culuk esnasında kendi aralarında konuşup) :

Şu halde biz malın hangi çeşidini edinebiliriz? dediler. Ömer (Radıyallâhü anh) : Bunu ben (sorup) size haber veririm, dedi ve bi­nek devesini hemen koşturdu. Ben de onu takip ettiğim halde (ilerde giden) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e yetişti ve:

Yâ Resûlallah! Malın hangisini edinebiliriz? diye sordu. Bunun üzerine Efendimiz:

«(Mal edinmek isteyen her hangi) biriniz, şükür edici bir kalb, zikir edici bir dil ve âhiretle ilgili işte ona yardım eden imanlı bir ka­rı edinsin» buyurdu."

Not: Zevaİd'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin râvflerinden Abdullah bin Amr bin MÜrre'yi Nesaİ zayıf saymış. Hakim ile İbn-i Hibb&n da ona sıka saymışlar. İbn-i Muin de: Onun rivayetinde bir beis yoktur, demiştir. Zevaid yazan daha sonra şöyle demiştir: Tirmlzl, Tefsir bölümünde bu hadisin yalnız Peygamber (S.A.V.)'e ait olan kısmını rivayet ederek, hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Tir-nriifnJn rivayetinde Ömer (R.A.)'s ait sözler yoktur.[26][26]

İzahı

Notta belirtildiği gibi Nesaî de bunun bir mislini Ebû Hüreyre   (Radıyallâhü anh)'dan rivayet etmiştir.

Hadîs, mü'minin en hayırlı kazancının Allah korkusu ve takva olduğunu, bundan sonra da en hayırlı kazancın sâliha ve dindar ka­rı olduğunu bildirdikten sonra sâliha kadının hayırlı yönlerinin bâ­zısını belirtir. Birincisi kocasının emrine itaat etmesidir, ikincisi, ko­cası kendisine baktığı zaman ferah duymasıdır. Sindi: Ferah duymasının nedenleri şunlar olabilir: Kadının güzelliği, huylarının iyiliği veya kadının Allah'a itaat etmek ve takva ile meşgul olması gibi hasletleridir, demiştir. Üçüncüsü kocasının ettiği yeminlere önem verip gereğini yapmasıdır. Dördüncüsü de kocası hazır olmadığı za­man namus ve iffetini koruması ve kocasınm malında hiyânet etme­mesidir.[28][28]

İzahı

Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesaî de bu hadisi rivayet etmişlerdir.   Buharı   ve   Müslim' deki   ri-

vâyetin başındaki cümle;  «Kadın nikahlanır...» şeklin­dedir, ki mânâ değişmez.

El-Menhel'in Tekmile yazarı şöyle der:

"Yâni, halk kadınla evlenme hususunda şu dört hasleti arar. Bun­lardan kadının malı ve zenginlik hasleti pek aranmamalıdır. Çün­kü bu takdirde mal için evlenilmiş olur. Mal gidici olabilir. Ayrıca erkek, evleneceği kadının malından beklediği yararlanmayı ve um­duğunu bulmayabilir. Bu takdirde evlenmeden istenen ve umulan sevgi, uyum ve bağlılık gölgelenebilir, hattâ aile huzuru bile kaça­bilir.

Hadisdeki: L$l.X ifâdesindeki Hasep, babalar ve yakınların şe­refi demektir. Bu kelime Hesap kökünden alınmadır. Çünkü halk so­yu ile iftihar ettiği zaman .soyunun menkıbelerini, eserlerini ve has­letlerini sayıp dökerler, kiminkinin sayısı daha fazla çıkarsa bunun­la iftihar edip başkalarından üstünlüğünü ortaya koyma sevdasına kapılanlar çıkabilir. (Soy ve sop da pek önemli bir meziyet sayılma­malıdır. İnsanın kendisine bir meziyet olmadıktan sonra Peygamber­lerin soyundan bile olsa yeterli sayılmamalıdır.)

Bir kavle göre hadîsteki Haseb'ten maksat kadının iyi durum ve davranışlarının tümüdür.

Hadiste sayılan üçüncü haslet kadının güzelliğidir. Bu haslet, mal hasletine oranla eşler arasındaki sevginin devamlılığını daha iyi sağlamaya elverişlidir. Çünkü mal hasletinin durumunu yukarda anlattım. O, geçici ve gidici olabilir. Fakat güzellik devam edicidir, eğer nazlanma, kibirlenme ve böbürlenmeye yol açmazsa eşler ara­sındaki uyumu, sevgiyi ve bağlılığı muhkemleştirir. Ancak bu has­letin de pek önemli olmadığı bundan sonra gelen hadîste belirtilmek­tedir.

Kadının dördüncü ve şâyân-ı tercih olan hasleti, dindarlığıdır. Hadîste bu haslet sonraya alınmıştır. Bunun hikmeti ise, halkın ilk uç haslete gösterdikleri rağbetin yersizliğine ve bunlardan vazgeçip son haslete önem verilmesine işaret etmektir. Yâni en önemli haslet olarak, kadının dindarlığı esas tutulmalıdır. Diğer hasletlere tâli de­recede yer verilmelidir. Bunun içindir ki, hadisin sonunda dindar ka­dının ele geçirilmesine bakılması emri buyurulmuştur.

Hadîsin sonundaki;  cümlesinin mânâsı "Ellerin fakirleşsin veya şiddeti! fakirlikten toprağa yapışsın." Yâni, dindar kadı­nı ele geçirmeye bakmazsan fakirleşirsin.

Araplar bu cümleyi kınama mâhiyetinde ve 'fakirleşesin' anla­mında kullanırlar. Çünkü erkek dindar bir kadınla evlenmeyip, dindar olmayan bir kadınla evlenmeyi tercih ederse din yönünü tehli­keye mâruz bıraktığı için böyle bir bedduaya ve kınanmaya müste-hak olmuş olur."

Sindi: "Bu cümle Arap dilinde hem yerme hem de övme anlamlarında kullanılır. Dâima muhatap aleyhinde ve beddua anla­mında kullanılmaz. Bazen de bu anlamda kullanılır. Hadîste ya öv­gü mâhiyetinde kullanılmıştır. Yâni ey akıllı mü'min! Çok akıllı ol­duğun için seni çekemeyenler olabilir. Sen dindar kadını eline geçir­meye bak. Seni çekemeyenler, hasedlerinden dolayı senin hakkında bu cümleyi kullanmakla seni yerebilirler. Buna kulak asma.

Bu cümle yerme ve kınama ile beddua anlamında kullanılmış, diye yorum yapılabilir. Yâni eğer sen bu emre aykırı hareket eder­sen fakirleşesin, diye bedduaya ve yerilmeye müstehak olmuş olur­sun," demiştir.

N e v e v İ de: "Hadisin sahih ve doğru mânâsı şudur: Halk, genellikle evlenme işinde bu dört hasleti dikkate alırlar. Bunlardan dindarlık hasleti en son plâna alınır. Ey doğru yolu öğ­renmek isteyen mü'min! Sen dindarlığı ön plâna al ve halkın âdeti­ne bakma. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in maksadı, ka­dını, malı veya soyu yahut güzelliği için almayı emretmek değildir," demiştir.

Tekmile sahibi yukardaki N e v e v î' nin sözünü naklettik­ten sonra, N e v. e v î' nin sözünü teyid eder mâhiyetteki hadîs-ci Dehlevi'nin sözlerini nakleder. Bunu buraya almaya ih­tiyaç kalmadığı kanısındayım.

Tekmile sahibi daha sonra şöyle der:

Erkek, dindar kadını elde etmekle mükellef olduğu gibi kadın da dindar erkeği tercih etmelidir.     Keza kadının velîsi durumundaki yakın adamları da bu durumu gözetmelidirler. Huysuz, dinî yönü za­yıf olan erkeğe kızını vermemelidir. Çünkü evlenme kolay kolay kop-mayan bir bağdır. Bir kurulu ocağı yıkmak zor bir iştir. Kızını fa-sık, huysuz ve dini vecîbeleri yerine getirmeyen bir erkeğe veren bir baba kızı hakkında kötülük, hattâ bir cinayet işlemiş sayılır. Ve Al­lah'ın gazabına müstehak olmuş olur. Bir adam   Hasan-ı   Bas-r î    (Radıyallâhü anh)'a müracaat ederek: Bir çok kimse benim kı­zımı istiyorlar, kime vereyim? diye sormuş. O büyük âlim de: Al­lah'tan korkan bir adama ver. Çünkü eğer senin kızını severse ona iyilik eder, şayet ondan nefret duyarsa da ona zulüm etmez, diye ce­vap vermiştir."[30][30]

7- Bakire Kızlarla Evlenme (Nin Fazlletî) Babı

1860) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü anftümâydan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) hayatta iken bir kadın­la evlendim. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e rast­ladım. Buyurdular ki:

—  «Evlendin mi Yâ Câbir?» Ben:

Evet. (Evlendim)  diye cevap verdim. Buyurdu ki: —«Bakire (kız)  mı, yoksa dul mu?  (aldın.)» Ben:

—  Dul (aldım), diye cevap verdim. Buyurdu ki:

—  «Niçin birbirinizle oynaşacağınız bir kızla evlenmedin?» Ben ı

—  (Bakımları bana ait olan) kız kardeşlerim vardı. Benimle kız kardeşlerim arasına,  (bir genç) kızın girmesinden korktum, dedim. Buyurdu ki:

—  «Gayen bu olunca, dul alman daha iyidir.»"[32][32]

5. Bakire kızlarla evlenmek daha faziletlidir. Kızların genç yaş-takileri tercih edilmelidir."

Hadîslerdeki "Bakire" ve "Bikr" tâbirinden maksat her hangi bir kimse ile cinsel teması olmamış ve bu nedenle bakirelik zarı gideril-memiş olan kızdır.

1861) Abdurrahman bin Salim bin fkbe bin Üveym bin Sâide el-En-sârî, babasından, O da dedesi (Üveym bin Sâide) (Radıyallâhü anhüm)'âen rivayet ettiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Bakire (kız)larla evlenmeye bakınız. Çünkü (dul kadınlara na­zaran) onların ağızlan daha tatlı, rahimleri daha çok çocuk atıcı ve kendileri aza daha razidirler.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Muhammed bin Talha bulunur. Onun hakkında Ebû Hatim : O-nun rivayetlerine güvenilmez, demiştir Ibn-i Hibban da: O sikalardandır. Bazen hatâ eder, demiştir. Diğer ravi Abdur­rahman bin Salim bin ütbe hakkında Buhârl: Onun rivayet ettiği hadis, sahih değil, demiştir.[34][34]

Utbe bin Uveym bin Sâide (Radıyallâhü anh) sahâbidir. Râvisi oğlu Salim1 dir. Buhâri; Sâlim'in hadîsinin sahîh olmadığını söylemiştir. İbn-i Mâce Utbe (Radıyallâhü anh)'in hadîslerini almıştır.[36][36]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisin açıklaması hakkında Câmiü's-Sağîr şârihi el-Azîzî i 'Hadisteki paklıktan maksat, şehvetle ilgili gü­nahlardan kurtulmaktır. Yâni bu tür mânevi pisliklerden tertemiz olarak Allah'a kavuşmak isteyen kimseler hür kadınlarla evlensin­ler,1 diye bilgi vermiştir.

Sindi de : 'Hadiste hür kadınlarla evlenme tavsiyesinin hik­meti hakkında bâzıları: "Çünkü hür kadınlar, cariyelerden daha te­mizdirler. Onların temizliği eşlerine de sirayet eder," demişlerdir. Fakat en münâsip yorum hadîsteki hürriyeti, mânevi hürriyet olan vasıfların üstünlüğüdür. Sindi sözlerine devamla: Ben derim ki en iyisi şöyle demektir:

'İnsan nefsinin bir câriye ile tatmin olması çok nâdirdir. Bu se­beple câriye ile evli bir kimse, başka kadınla evlenme eğilimi yö­nünden evli değilmiş gibidir. Bu nedenle hür kadınla evlenme tavsi­yesi buyurulmuştur.' diye bilgi vermiştir.

1863) Ebû Hiireyre (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) şöyle buyurdu, demiştir :

«(Çok çocuk doğurucu kadınla) evleniniz. Çünkü ben (kıyamet günü) sîzin çokluğunuzla iftihar ediciyim.»"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun slnedindeki Talha bin Amr el-Mekki el-Hadrami'nin zayıflığı hususunda ittifak vardır.[38][38]

9- Adam Bir Kadınla Evlenmek İsteyince Ona Bakması (Nın Meşruluğu)  Babı

1864) Muhammed bin Mesleme [40][40] bin Şu'be (Radtyaüâhü anh) bir kadınla evlenmek istedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona :

«Git o kadına bak. Çünkü, bakman (evlendiğinizde) aranızda ül­fet ve sevginin devam etmesi için daha uygundur.» buyurdu. El-Mu­ğîre de (buyurulam) yaptıktan sonra o kadınla evlendi. Büâhere, el-Muğîre eşi ile kendisi arasındaki ittifak ve anlaşmadan (tarifi güç memnuniyetini) anlattı."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih ve ricali sıka zâtlardır. Tirmizi ve tbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. îbn-i Hibbân kendi sahihinde îbn-i Mâceh gibi Enes (R.A.)'den rivayet etmiştir. Tirmizi de el-Muğire (R.A.)'den ri­vayet etmiştir. Ve Nesai Ebû HÜreyre (R.A.)'den ve el-Muğîre (R.A.)'den rivayet etmiştir.

1866) El-Muğîre bin Şu'be (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vara­rak, nikahlamak istediğim bir kadını O'na anlattım. Buyurdu ki:

«Git o kadına bak. Çünkü bakman, (evlendiğinizde) aranızda ül­fet ve sevginin devam etmesi için daha uygundur.» Bunun üzerine ben Ensâr (Radıyallâhü anh um â) 'dan olan bir kadına gidip onu ba­bası ile anasından istedim. Ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in (kızı gönnekliğimle ilgili) buyruğunu onlara haber verdim. Bana öyle geliyor ki kızın babası ve anası kızı görmek teklifinden hoşlanmadılar. El-Muğîre (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Kız Örtüsü içinde olduğu halde (yapılan) konuşmayı işitti ve bana hitaben:

"Eğer Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) senin (bana) bakmanı emir etmiş ise, (bana) bak. Aksi takdirde, Allah'a yemin ederek senin bana bakmamanı isterim, dedi. Bana öyle geliyor ki kız benim ona bakmamı izam etti. El-Muğîre (Radıyallâhü anh) : Sonra ben ona baktım ve onunla evlendim, demiştir. Râvi demiş ki: (El-Muğîre bu kızla evlendikten) sonra aralarındaki ittifak ve an­laşmadan (tarifi güç memnuniyetini)  anlattı/1

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahhîtir. Tirmizi ve başkası bu hadîsin bir kısmını rivayet etmişlerdir.[42][42]                    

Evlenmek Maksadı İle Kadına Bakmak İle İlgili Bilgiler Verelim:

Gerek yukarda rivayet edilen hadisler ve gerekse benzer hadîs­ler, evlenmek maksadı ile erkeğin kadına bakmasının meşruluğuna delâlet ediyorlar. Bu hususta âlimler müttefiktir.

M ü s 1 i m' in bu babın benzer başlığı altındaki hadîslerinin şerhi bölümünde   N e v e v î   şöyle der:

"Hadîsler, nikahlanmak istenen kadının yüzüne bakmanın müs-tehablığına delâlet ederler. Bizim, (yâni Şafiî mezhebi) E b û Hani f e ve diğer Kufîler'in mezhebi, Mâlik ve Ah-m e d' in   mezhebleri ve âlimlerin cumhurunun mezhebi budur.

Kadı I y â z bâzı âlimlerin bunun mekruh olduğunu söyle­diklerini nakletmiş ise de bu görüş hatalıdır. Çünkü hadislerin açık hükmüne muhaliftir. Ayrıca alış - veriş ve benzerî işler için ihtiyaç duyulduğunda kadının yüzüne bakmanın câizliğine Ümmet icmâ et­miştir. Bu bakımdan da mezkûr görüş hatalıdır.

Evlenilmek istenen kadının yalnız bileklerine kadar ellerine ve yüzüne bakılır. Başka uzuvlarına bakılmaz. Bizim mezhebimiz ve âlimlerin çoğunun mezhebi budur.

Yine bizim mezhebimiz ile Mâlik, A h m e d ve Cumhur'un mezheblerine göre bu maksatla kadına bakmanın câizliği için kadı­nın rızâsı şart değildir. Ona haber verilmeden de bakılabilir. M â -1 i k' ten yapılan zayıf bir rivayete göre, kadının izini olmadan ona bakmak caiz değildir. Ama bu görüş müteaddit nedenlerle zayıftır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bakma tavsiyesin­de bulunurken bir kayıt koşmamıştır. Diğer taraftan kadın bakire ise bakılmasına müsaade vermekten utanabilir. Müsaade istemek iki taraf için de icâbında sakıncalar ve aldanmalar doğurabilir. Örne­ğin : Erkek onu beğenmediği takdirde, o kırılır ve üzülür. Bunun içindir ki kızı istemeden ona bakmak müstehabtır.

Adamın kadına bakması imkânsız olduğu takdirde adamın gü­vendiği bir kadını bu iş için gönderip bilgi toplaması müstehabtır."

El-Menhelin Tekmile yazarı N e v e v î' nin yukardaki söz­lerini nakletmekle beraber, îbn-i Kudame' den de aynı ko­nu etrafında geniş bilgi aktarmaktadır. Ben bunun bir bölümünü buraya aktarmayı yararlı görüyorum :

"Adam evlenmek istediği kadına ihtiyaç duyulduğunda mükerrer bakabilir. Fakat erkek ile kadın yalnız olarak bir yerde bulunamaz­lar. Çünkü bir erkekle, mahremi olmayan bir kadının halvette dur­maları haramdır. Şer'i şerif, bakmaktan başka bir şeye cevaz verme­miştir. Bu itibarla müstakbel eşlerin yalnız başlarına buluşmaları, görüşmeleri, genel yasak hükmün içinde kalır. Aynı zamanda sakın­calı bir durumun doğmasından emin olunamaz. Bir erkek yabancı bir kadınla yalnız duramazlar. Çünkü bu halde onların üçüncü arka­daşı şeytan olur, mânâsını ifâde eden hadîs, vardır."[44][44]

10- Adam (Dîn) Kardeşinin Bir Kadına (Evlenmek İçin) İstekli Çıkması Üzerine (O Kadına) Talip

Olmasın, Babı

1867) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü an h)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Adam, (din) kardeşinin bir kadına (evlenmek için) istekli çık­ması üzerine (o kadına) talip olmasın.»"

1868) Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edildi­ğine göre Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) jöyle buyurdu, demiştir:

«Adam, din kardeşinin bir kadına (evlenmek için) istekli çıkma­sı üzerine (o kadına) tâüp olmasın.»*'

1869) Fâtima bint-i Kays (el-Kureşiyye) (Radtyallâhü an*â)*dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) bana * «Senin (boşanmadan dolayı devam eden) iddetinden çıktığın za­man (iddetihin bittiğini) bana haber ver.» buyurdu. (îddeti bittik­ten) sonra Fâtıma O'na haber verdi. Sonra Muâviye (bin Ebi Suf-yânî, Ebü'1-Cehm bin Suhayr ve Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhu an-hüm) Fâtıma'yı nikahlamak için istekli çıktılar. Resûlullah (Sallal­iahü Aleyhi ve Sellem), (anılan istekliler hakkında Fâtıma'ya) :

«Muâviye'ye gelince (o), hiç malı olmayan fakir bir adamdır. Ebü'l-Cehme gelince (O,) da kadınları çok dövücü bir adamdır. Ve lakin Üsâme (ile evlenmen iyidir)» buyurdu. Bunun üzerine Fâtıma:

' (Üsâme'yi beğenmediğini belirtmek üzere) eliyle şöyle işaret ede­rek : Üsâme, Üsâme' dedi. (Fâtıma'nın Üsâme ile evlenmeye taraftar olmaması üzerine) Besûlullah (Sallallah üAleyhi ve Sellem), Fâtı-ma'ya!

«Allah'a itaat ve Resulüne itaat senin için hayırdır.» buyurdu. Fâtıma, demiştir ki -. Bunun üzerine ben Üsâme ile evlendim de onun­la mutlu oldum. (Veya durumuma kadınlarca gıbta edildi.)"[46][46]

Ebûhüreyre (Radıyallahü Anh) Ve İbni-İ Ömer (Rad1yallahü Anh) İn Hadislerinin Fıkıh Yönü ,

1. Bir erkek bir kadına istekli çıktıktan sonra başka bir erkeğin aynı kadına istekli çıkması haramdır.    Bu husustaki gerekli bilgi ve tafsilât yukarda verilmiştir.

2. Hadîsteki yasaklama  hükmü ilk  istekli  erkeğin müslüman olması hâline mahsustur. Bu hüküm hadislerdeki 'Kardeşi' kelime­sinden çıkarılır. Buna âit fıkıhçıJarın görüşleri de yukarda anlatıldı.

3. Bu hadisler deiîl gösterilerek aynı hükmün kadınlar hakkın­da da mevcut olduğu söylenmiştir. Meselâ: Bir kadın bir erkekle evlenmek ister ve isteğini erkeğe iletir. Erkek de kadına olumlu ce­vap verir.  Taraflar evlenme hazırlığı  işine girdikten sonra başka bir kadın o erkekle evlenmek ister ve onu ilk kadından caydırma­ya çalışır, erkek de birden fazla kadınla evlenmeme kararındadır, işte bu durumda ikinci kadının giriştiği iş haram sayılır.   Fakat er­kek her iki 'kadınla da evlenmek niyetinde ise ikinci kadının istekli çıkmasında bir sakınca yoktur.

Hadislerin fıkıh yönüne âit yukardaki bilgi el-Menhel'in tekmi-leşinden naklen verilmiştir. Yazar yukardaki üçüncü maddeyi Fet-hü'I-Bâri'nin 9. cildinin 158. sayfasından naklettiğini beyan etmiş­tir.

Fâtıma bint-i Kays (Radıyallâhü anhâ)'nın hadi-siyle ilgili izaha geçelim:

E b u Dâvûd "Boşanan kadının nafakası" babında bu ha­dîsi müteaddit senedlerle uzun ve kısa metinler hâlinde rivayet et­miştir. Kütüb-i Sitte yazarlarının, Mâlik, Tahavi ve Bey-haki1 nin de rivayet ettikleri bu hadîsin bâzı rivayetlerinde be­lirtildiği gibi Fâtıma bint-i Kays (Radıyallâhü anhâ) Ebû Amr bin Hafs (Radıyallâhü anh) ile evli iken ko­cası kendisini boşamıştı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'ya iddetini I b n-i Ü m m î M e k t û m (Radıyallâhü anh) 'in evinde doldurmasını emretmiş ve iddetini bitirdikten sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e müracaat etmesini emir buyurmuştu. Fâtıma (Radıyallâhü an­hâ) boşanma iddetinden çıktıktan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e durumu arzetmiş ve müellifin rivayetine göre M u â v i y e (Radıyallâhü anh), E b ü ' 1 - C e h m (Radıyallâ­hü anh) ve   Ü s â m e    (Radıyallâhü anhl'ın kendisiyle evlenmekisteğinde bulunduklarını arzetmiştir. Bâzı rivayetlerde Ü s â m e (Radıyallâhü anh)'in ismi istekliler arasında geçmemiştir. M ü s -1 i m ' in rivayetinde de geçmiştir. Fâtıma (Radıyallâhü an­hâ) isteklilerden hangisi ile evlenmesi konusunda Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'e danışmış. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de isteklilerin durumlarını beyân buyurmuştur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) M u â v i y e (Ra-dıyallâhü anh) in fakir olduğunu beyan etmiş, (bâzı rivayetlerde gö­rülen az lâfız değişikliği mânâyı değiştirmez) bu sebeple o değişik­likleri burada belirtmeyi gerekli görmüyorum.

İsteklilerden E b ü'l-C e h m (Radıyallâhü anh)'m da ka­dınları çok dövücü olduğunu belirtmiştir. Bâzı rivayetlerde: «Ebü'l-Cehm asasını omuzundan indirmez.- buyurulmuş ki, bu ifâde mü­ellifin rivâyetindeki ifâdenin mânâsını verir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Fâtıma (Radı­yallâhü anhâ)'nın   Ü s â m e    (Radıyallâhü anh) ile evlenmesini

uygun görmüş, bâzı rivayetlerde; -Üsâme ile evlen.»ifâdesi buyurulmuştur. Fakat Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) ile evlenmeye taraftar olmadığını belirtmek istemiştir. Tekmile yazarı­nın beyânına göre Fâtıma (Radıyallâhü anhâVnın bu teklif­ten hoşlanmayışının sebebi Ü s â m e (Radıyallâhü anh)'m çok si­yah tenli ve azadlı köle olmasıydı. Fakat Ü s â m e (Radıyallâhü anh)'m dindarlığı, fazileti ve güzel huyları Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in malûmu olduğu için Fâtıma (Radıyallâ­hü anhâJ'nın yaranna Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu tavsiyede bulunmuştur. Hadîsin son kısmında belirtildiği gibi bu tav­siyeye riâyetin Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) için hayırlı oldufcu buyurulduktan sonra, Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) Ü s â m e (Radıyallâhü anh) ile evlenmiş ve sonra bu evliliğin onu mutlu kıl­dığını ve bâzı kadınların onun hâline imrendiklerini ifâde etmiştir.[48][48]

11- Bakire Ve Dul Kadından (Nikâh İçin) Emir İstemek Babı

1870) Abdullah bin Abbâs (Radtyaltâhü anhümâ)'da.n rivayet edildi­ğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Dul kadın, nefsinin evlenmesi hususunda velîsinden daha çok hak sahibidir. Bakire de nefsi (nin evlenmesi) hakkında emri (= iz­ni) istenir.»

Denildi ki:

'Yâ Resûlallahl Şüphesiz, bakire, konuşmaktan haya eder.

Efendimiz buyurdu ki:

«Bakirenin izni onun susmasıdır.»"

Ebül-Cebm (R.A.)'in Hâl Tereemesi

Ebül-Cehm bin Suhayl'in adı Âmir veya TTbeyd bin Huzeyfe el-Kureşi Mek­ke'nin fetih yılı müslümanlığı kabul etmiş, Kureyş'in saygı değer öncülerinden idi. Asabi mizaçlıydı. Nakışlı bir yönlü, siyah elbiseyi Peygamber (S.A.V.)'e hediye eden zât budur. Fakat Şam mamulü bu elbise Peygamber (S.A.V.) tarafından kendisine iade edilmiştir. Mâlik ve Tahavi'nin Âişe (R.A.)'dan rivayet ettikleri hadiste be­lirtildiği gibi elbisedeki işlemeler Peygamber (S.A.V.)'ı meşgul etmiş olmasaydı, Peygamber (S.A.V.) bunu iade ederken Ebüi-Cehm (R.A.Vın inbican ma'mulü olan nakışsız bir elbisesini istemiş ve bu elbise hediye edilmiştir. (El-Menhel cild 8. san. 10 ve Tekmile cild 4, sah. 313)

1871) Ebû Hüreyre  (Radıyallâhü anh)'den  rivayet  edildiğine  göre Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Dul kadın, kendisinin açık emri alınmadıkça nikâh olunmaz. Ba­kire de izni alınmadıkça nikâh olunmaz ve onun izni, susmasıdır.»"

1872) Adiy (bin Amîre) el-Kindî (Radıyallâhü anhyâtn rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Dul kadın, nefsinin arzusunu açıkça söyler. Bakire de rızâsı onun susmasıdır.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki râviler sıka zâtlardır. Ancak sened munkatîdir. Çünkü ravi Adi (bin Adî) babası Adî bin Amire (R.A.)'-den hadis isitmemiştir. İkisinin arasına el-Urs bin Arnre girer. (Ki aracı olan el-Urs, senedde yoktur. Bunu Ebû Hatim ve başkası söylemiştir. Lâkin bu hadis İÇİn sahih şâhidler vardır.[50][50]

12- (Erginlik Çağına Ermiş Bâkîre Veya Dul) Kızı Hoşlanmadığı Halde Onu Evlendiren Baba(Nın Kıydırdığı Nikâha Ait) Bâb

1873) Ensâr'dan olan Abdurrahmân bin Yezîd ile Mücemmî' bin Ye-zîd (Radtyallâhü anhütnâ)  (isimli iki kardeş)'den rivayet edildiğine göre:

Onlardan Hizam (Radıyallâhü anh) isimli bir adam (Hansa adındaki) kızının nikâhını yapmış, sonra kız babasının yaptığı nikâh işinden hoşlan mı yarak Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına varıp (durumu) O'na anlatmıştır. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kızın babasının yaptığı nikâh işini ip­tal buyurmuş, kız da bundan sonra Ebû Lübâbe bin Abdi'l Münzir (Radıyallâhü anh) ile evlenmiştir.

Râvi Yahya o kızın dul olduğunu anlatmıştır."[52][52] (bin el-Hu-sayb)   (Radtyalİâkü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Gene bir kız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gelerek:

Babam hakirliğini benimle giderip yükselmek için beni erkek kardeşinin oğlu ile evlendirdi, diye şikâyette bulundu. (Büreyde) de­miştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (yapılan nikâ­hın kabul veya redd) işini kıza verdi. Bunun üzerine kız:

Ben babamın yaptığı işi kabul ettim. Velâkin babaların böyle yapmaya hakları olmadığının kadınlarca bilinmesini istedim, dedi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahihtir. Müelliften başka­sı bu hadisi Âişe (R.A.) ve başka sahâbiden rivayet etmişlerdir.

Hâl Tercemeleri

Hadîste isimleri geçenlerden Abdurrahman bin Yezid bin Câriye el-Ensârî Ebû Muhammed el-Medeni (R.A.) Ömer bin el-Hattâb (R.A.)'m oğlu Âsim <R.A.)'m ana bir kardeşidir. Peygamber (S.A.V.) hayatta iken doğmuş ve Hansa (R.A.)'dan bu hadisi rivayet etmiştir. Ebû Davud'un rivayeti bu şekildedir. Ab­durrahman (R.A ''in bu olayı Peygamber (S.A.V.)'den rivayet ettiği de söylen­miştir. Kendisi ayrıca amcası Mücemmi' bin Câriye, Ömer bin el-Hattâbf Ebû Eyyub ve başkalarından da rivayette bulunmuştur. Râvileri ise Abdullah bin Ab dillah bin Su'lebe, Zührî, Abdullah bin Muhammed bin Akil, Kasım bin Muham­med ve bir cemâattir. îbn-i Sâd onu sıka sayarak hadîslerinin az olduğunu söy­lemiş, îbn-i Hibbân da onu sikalar arasında zikretmiş, el-Askert ise onu Peygam­ber zamanında doğmuş olanların fazileti bölümünde anmıştır. Hicretin 93. yılı vefât ettiği söylenmiştir. Müslim hâriç Kütüb-i Sitte yazarlan rivayetlerini almış­lardır.

Hadiste ismi geçen Mücemmİ' bin Yezîd bin Câriye el-Ensârî (R.A.) yukarda hâl tercemesi verilen AMurrahman (R.A.)'ın .kardeşidir. Utbe bin Üveym bin Sâi-de ve Hansa bint-i Hizâm'dan rivayette bulunmuştur. Kavileri ise oğlu Yâkub, Kasım bin Muhammed ve îkrime bin Seleme bin Rabia'dır. Bu zât Peygamber (S.A.V.) hayatta iken Kur'an-ı bir araya cem edenlerden olan Mücemmi' (R.A.)'ın erkek kardeşinin oğludur. Bu zâtın Peygamber (S.A.V.)'in sohbetine kavuştuğunu söyleyenler yanılmışlardır. Sahâbîlik şerefine mazhar olan bu zât değil, bunun amcası olan Mücemmi' bin Câriye (R.A.)'dir. (Mücemmİ bin Câriye (R.A.)'ın hâl tercemesi 1536 nolu hadis bölümünde geçmiştir.)

Hansa bint-i Hıdam veya Hizam bin Hâlid el-Ensârl, Amr bin Avt oğulları kabJlesindendir. Ensârtn Evs kabilesindendir. Ebû Lübâbe (HA.) ile evlenmiştir. Bir kaç hadisi vardır. Buhârt bir tanesini rivayet etmiştir. Râvisi Mücemmi 7>in Yezld-bin Câriye'dir. (Er-Menhel Tekmilesİ C. 3, Cah. 271 ve" Hulâsa 490)

Ebû Lübâbe (RA.J'ın hâl tercemesi 1084 nolu hadis bölümünde geçmiştir.

İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

Bakire genç bir kız Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek, kendisi hoşlanmadığı halde babasının onun nikâhını kıydı­ğını Efendimize anlattı. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) onu (yapılan nikâhın kabul veya reddi için) muhay­yer kıldı.

(îbn-i Mâceh demiştir ki) : Bu hadîsin mislini İbn-i Abbâs (Ra-dıyallâhü anh) vasıtasıyla Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) '-den... râviler senedi ile Muhammed bin es-Sabbah da bize tahdis et­miştir.[54][54]

Bakire Olup Erginlik Çaglna Varmış Bir Kız İstemediği Halde Babası Tarafından Evlendirilebilir Mi ?

EI-Menhel'in Tekmile yazarı   (1875 nolu)    Ibn-i    Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadîsini açıklarken şunları söyler:

"Bu hadîsdeki bakire kız (1873 nolu) hadîste geçen Hansa b i n t - i Hizam (Radıyallâhü anhâ) 'dan başka bir kadındır. Kız evlenmek istemediği halde babası tarafından nikâhı yapılmış. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de yapılan nikâhın kabul veya iptal yetkisini kıza bırakmıştır.

Bu hadis bir babanın erginlik çağına varmış bakire I'izını evlen­dirmeye yetkili olmadığına delâlet eder. Bu husustaki âlimlerin gö­rüşleri şöyledir:

1. Hanef iler, Evzâi, Sevrî ve bir rivayete göre Ahmed böyle hükmetmişlerdir. Tirmizi; İlim ehlinin ek­serisinin böyle hükmettiklerim anlatmıştır.

Bu grubtaki âlimlerin delilleri, 1 bn-i Abbâs (Radıyal­lâhü anh)'in yukardaki hadisi, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m (1871 nolu) hadîsi ve İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in 1870 nolu) hadîsidir. Bir de şu delilleri vardır: Eğer duru­mu anlatılan kızın bir malı olmuş olsa ondan izin almadan babası­nın o malda tasarruf yetkisi yoktur. Bunun gibi, kızın izni olmadan babası onu evlendiremez.

2. Mâlik, Şafiî. (el-Leys, İbn-i Ebi Leylâ) ve î s h a k : Bir baba erginlik çağına varmış olan bakire kızını isteği dışında evlendirebilir, demişlerdir. Ahmed' den de böy­le bir rivayet vardır. Bunların deîîli: Ahmed, Nesâi, Ebû Dâvûd ve Beyhakî' nin rivayet ettikleri İbn-i Ab-bas    (Radıyallâhü anh) in şu merfu hadisidir:

«Dul kadın nefsinin evlenmesi hususunda velîsinden daha fazla hak sahibidir. Bakire de  (evlenmesi için) babası ondan izin ister.»

Bu grubtaki âlimler; Yukardaki hadisten anlaşılıyor ki, dul ol­mayan kadın evlenme hususunda velîsinden fazla hak sahibi değil ve velîsi ondan daha yetkilidir. Hadisdeki veliden maksat babadır. Çünkü kızına karşı şefkati tamdır. Baba ölmüş ise kızın baba ba­bası bu hükmündedir. Hadîslerde geçen «Bakire kızdan emir (izni) istenir.» mealindeki hüküm müstahablık içindir. Nitekim Ahmed, Ebü Dâvûd, Beyhakî ve Şafiî' nin rivayet ettikle­ri îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in şu merfu hadisinde Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.U;-*^;Üj j ^L-pl l*j*' = «Karı­larınıza, kızları (mn evlendirilmesi) hakkında danışınız- buyurmuş­tur. Şafiî: Kızların evlendirilmesinde anneler için hiç bir yet­ki bulunmadığı hususunda âlimler arasında bir ihtilâf yoktur. Bu hadisdeki emir müstahablık içindir. Maksat annelerin gönül hoşlu­ğunu sağlamaktır, demiştir.

Beyhakî (1875 nolu) î b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in hadîsine cevaben: Bu hadiste mezkûr bakire kız. Küfü (yâ­ni dengi) olmayan bir erkekle nikâhı kıyıldığı için Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) onu muhayyer kılmış, demiştir.

El-Hâfız da: Beyhakî' nin cevâbı, itimada şayan bir cevabtır. Özel bir olaydır, umumî bir hüküm ifâde etmez, demiş­tir.

Birinci gruptaki âlimler,  ikinci grubun delillerine şöyle cevap vermişlerdir:

a) ikinci grubun dediği   îbn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh)'m merfu' hadîsindeki;  «Dul kadın evlenmesi hususunda velî­sinden daha çok (yetki) sahibidir» ifâdeden çıkarılan «Dul olmayan kadın velîsinden daha çok hak sahibi değil, velîsi daha çok hak (yet­ki) sahibidir.» hükmü   Ebû   Hüreyre    (Radıyallâhü anh)'ın (1871 nolu) hadîsin açık hükmüne ters düşer.

b) İbn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh)   (1875 nolu)  hadi-sindeki bakire Juzın, babası tarafından, küfü (dengi)  olmayan bir erkeğe nikâhını kıydığı sözü hiç bir delili olmayan mücerred bir id­diadır. Bilâkis bu hadisin zahirine göre kız, nikâhının kıyıldığı ko­cadan hoşlanmadığı için Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından muhayyer kılınmıştır. Muhayyerlik işi kocasının denk ve küfü olmaması nedeniyle olmamıştır.

El-Allâme es-San'âni de: Beyhaki ve el-Hâ-f ı z' m yukardaki sözlerini bağlı bulundukları Şafii mezhebini savunmak kabilinden telâkki ediyorum. B e y h a k i' nin yorumu bir delile dayanmıyor. Eğer küfü, yâni emsal olmamak nedeni söz konusu olsaydı, kız bunu anlatacaktı. Halbuki sadece hoşlanmadığını anlatmıştır. E 1 - H â f ı z ' in dediği: Bu özel bir olaydır, umumî bir hüküm ifâde etmez, sözü de sıhhatli değildir. Bilâkis bu hüküm umumîdir. Çünkü illeti kızın hoşlanrnayışıdır. Nerede hoşlanma du­rumu olursa bu hüküm sabittir, demiştir.

İbn-i Hazm ise: İkinci grubun bildiğimiz tek dayanağı babanın henüz erginlik çağına varmamış olan kızının nikâhını kıya-bildiğine dâir (1876 nolu gibi) hadîslerdir. Onlar derler ki madem ki baba küçük yaştaki kızının nikâhını kıyabilir. O halde bu hüküm yetişkin kız için de caizdir, demiştir."

Tuhfe yazarı da yukardaki bilgileri daha genişçe naklettikten sonra: Ibn-i Mâceh'in (1874 nolu) B ü r e y d e (Radı-yallâhü anh) 'm merfu1 hadîsi de birinci grubun görüşünü teyid eder mâhiyettedir. Çünkü hadisteki "Fetât" kelimesi genç kız ve kadın anlamını ifâde eder ki bu ifâdenin şümulüne bakire de dul da girer. Nesai1 nin  i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'dan rivayet ettiği benze­ri hadîs mürsel ise de Ibn-i M â c e h ' in ki muttasıldır, de­miştir.[56][56]

Yetişkin Dul Kadının İzni Alınmadan Velîsi Tarafından Kıyılan Nikâhının Hükmü Nedir ?

Tekmile yazarı yukardaki bölümün devamında bu hususta da şöyle der:

"Bu (1873 nolu) hadîsle hükmeden âlimler izni alınmadan veli­si tarafından nikâhı akdedildikten sonra, durumdan haberdar olupkabul eden dul kadının kıyılmış olan nikâhının câizliği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1. Hanef İler ;    Dul kadın, yapılmış olan nikâhı kabulle­nirse, nikâh caiz sayılır. İptal ederse nikâh hükümsüz sayılır, demiş­lerdir.

2. Şafii,   Ahmed   ve   Ebû   Sevr:   Dul kadın, ya­pılmış olan nikâhı kabullense bile nikâh hükümsüzdür. Çünkü Pey­gamber  (Sallallahü Aleyhi  ve  Sellem)    Hansa    (Radıyallâhü anhâ)'mn yapılmış olan nikâhını reddetmiştir, derler.

3. Mâl i kiler: Velî durumdaki şahıs dul ve bakire bir ka­dından izin almadan nikâhını kıyar, sonra kadın durumdan haber-dar edilirse bakılır: Eğer bu kadın, şehirde ise ve rızâsının alınma­sı kolay olup durumu duyduktan sonra yapılmış olan nikâhı reddet­tim gibi bir harekette bulunmadan nikâhı kabul ve tasvip ederse, nikâhtan sonra alınacak izni geçerlidir ve nikâh da bu iznin alın­ması ile tamamlanmış olur. Şayet, kadın o şehirde değil, veya ka­bul etmesi ihtimâli zayıf ise yahut durumdan haberdar olur olmaz henüz muvafakat ve iznini almak gibi yollara baş vurulmamış iken, yapılan nikâhı reddetmiş ise, yapılan nikâh akdi, akit sayılmaz, do­layısıyla kadının boşanmasına da mahal kalmaz, demişlerdir."

Nevevî de Müslim'in "Dul kadından nikâh hususun­da açık izin istenir" bâbmdaki hadîsler şerhinde şunu söyler.-

"Nikâhı, akdedecek veli baba olsun, başkası olsun dul kadının nikâhını akdedebilmek için kadının kendi diliyle ve açıkça izin ver­mesinin gerekliliği hususunda ihtilâf yoktur. Çünkü daha önce ev­lenip erkekle yaşadığı için bakire kadar sıkılganlığı kalmamış olur. Bir kadının dul sayılması hususunda bakireliğinin sahîh veya bâtıl bir evlenme veya vad-ı şüphe (yâni bir erkek o kızı kendi karısı zan ederek, kız da o erkeği kendi kocası zannı ile yapılan cinsî te­mas) ile veya zina ile bakireliğinin giderilmesi arasında bir fark yok­tur. Hangi şekilde bakireliği zail olmuş ise dul sayılır. Fakat kadının yüksek bir yerden atlaması, yaşının ilerlemesi, parmak gibi bir şe­yin tenasül uzvuna sokması ile bakireliği zail olan yahut livata ile temas edilmiş olan bir kadını dul hükmünde sayılıp sayılmaması mes'elesi ihtilaflıdır. En kuvvetli kavle göre dul sayılır, demiştir.[58][58]

İzahı

Aişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisini Buhâri ve Müs­lim de rivayet etmişlerdir. Bu hadis'e göre Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem)'in Âişe (Radıyallâhü anhâ) annemiz ile nikâhı akdedilirken    Âişe    (Radıyaİlâhü anhâ) altı yaşmda idi.

Abdullah (Radıyallâhü anh)'m hadîsi notta belirtildiği gi­bi Zevârd türündendir. Nesai aynı hadîsi Âişe (Radıyal­lâhü anhâ)'dan rivayet etmiştir. Müslim de Âişe (Radı­yallâhü anhâ)'dan bunun benzerini rivayet etmiştir. Bu hadis'e gö­re Âişe (Radıyallâhü anhâ) yedi yaşında iken nikâhı kıyılmış­tır.

Buharı, Müslim Ebû Dâvûd, Nesaî ve B e y h a k i' nin yine Âişe (Radıyallâhü anhâ)'den rivayet ettikleri benzer bu hadisin benzeri bir hadiste Âişe (Radıyallâ­hü anhâ)'nm nikâhı akdedilirken altı veya yedi yaşında olduğu bil­dirilmiştir.

Görüldüğü gibi nikâh akdi yapılırken Âişe (Radıyallâhü an­hâ)'nın yaşının altı veya yedi olduğu hususunda değişik rivayetler vardır. Rivayetlerin ekserisine göre altı yaşında iken nikâh akde­dilmiştir. N e v e v î bütün rivayetlerin arasını şu şekilde bulmuş­tur: Nikâh akdi yapılırken Âişe (Radıyallâhü anhâ) altı'kü­sur yaşında idi. Rivayetlerin ekserisinde küsurat atılarak altı yaş denmiş, bâzı rivayetlerde küsurat tam gibi sayılarak yedi yaş den­miştir.

El-Menhel'in Tekmile yazarı "Küçük yaştaki kızların nikâhı" bâ-bmda aşağıdaki bilgileri vermiştir:

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hicretin birinci yılı Şevval ayında Âişe (Radıyallâhü anhâ) ile evlenmiş yâni zifafa girmiştir. Bir kavle göre hicretten 17 ay sonra Şevval ayında zifaf olmuştur. Birinci kavil Âişe (Radıyallâhü anhâ)'-nm bu bâbtaki hadisine daha uygundur.

İbn-i Abdi'I-Berr: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'yi rüyada ipekli bir elbise için­de görmüştü. Sonra annemiz Ha t î c e (Radıyallâhü anhâ) vefat ettikten üç yıl sonra Âişe (Radıyallâhü anhâ) ile nikâhı kıyıl­mıştı. Hatice (Radıyallâhü anhâ)'nın vefatı hicretten üç yıl önce vuku bulmuştu. El-İstiâb'da bu hususta anlatılanların en sıh­hatlisi budur, demiştir.

T a b a r â n î' nin Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet et­tiğine göre şöyle demiştir:

"Hatice (Radıyallâhü anhâ) vefat edince Osman bin Mazûn (Ra­dıyallâhü anh) 'in hanımı Havlete bint Hakim (Radıyallâhü anh) Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e gelerek j

Yâ Resûlallah evlenmiyecek misin? diye sormuş. Efendimiz t «Kim (ile) ?* diye karşılık vermiştir. Havlete :

Dilersen kız ile, dilersen dul ile (evlen) diye cevap vermiş. Efen­dimiz t

*Kız kimdir?» diye sorunca Havlete: Allah'ın yarattıklarından senin en çok sevdiğin Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'m kızı Âişe (Ra­dıyallâhü anhâl'dir, diye cevap vermiştir. Efendimizi

«Dul kadın kimdir?» diye sorunca Havlete: Şevde bint-i Zam'a (Radıyallâhü anhâVdır, sana îman edip izini takip eder, diye cevap vermiştir. Efendimizi

«O halde git onlara anlat.» Bunun üzerine Havlete Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) in evine gidip Âişe (Radıyallâhü anhA)'nın anne­sini bularak:

Ey Ümmü Rumân Allah size ne büyük hayır ve bereket idhâl etti? Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'yi zâtına istemek için beni gönderdi, demiş. Ümmü Rumân da Ebü Be­kir {Radıyallâhü anh)'ı beklemek isterim. Çünkü hemen gelecek de­miş, biraz sonra Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) gelince Havlete aynı sözü ona da söyleyince Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) :

Kızım ona olur mu. Çünkü kardeşinin kızıdır? diye sormuş. Hav­lete dönüp durumu Efendimize anlatınca Efendimiz:

«Ebû Bekir'e dön ve ona deki sen dinde benim kardesimsin ben de senin kardeşinim ve senin kızın bana olur» buyurmuş, Havlete tekrar Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in yanma vararak durumu ay­dınlatınca nikâh akdi yapılmıştır.[60][60]

Küçük Yaştaki Dul Kızın Nikâhının Kıyılmasına Ait Hüküm Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri

Tekmile yazarı bu hususta şöyle der:

1. Ebû Hanife ve Evzâî'ye göre henüz erginlik çağma varmamış olan dul kızın nikâhı velîsi tarafından yapılabilir. Kız bulûğ çağma varınca nikâhını feshetmek veya kabul etmek hu­susunda muhayyer kılınır, demişlerdir.

2. Şafiî,   Ebû   Yûsuf   ve   Muhammed'e   göre böyle bir kızın nikâhını kıymaya hiç bir veli yetkili değildir.   Ancak kız erginlik çağına varıp açıkça izin verince nikâhı kıyılabilir.

3. Mâlik:   Bu küçük dul kızın küçük bakire kız gibi ba­bası tarafından nikâhı yapılabilir, demiştir.

Nevevî, Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nm 1876 nolu hadîsi ile ilgili olarak verdiği geniş bilgiden şu birkaç noktayı belirtmek is­terim:

Âişe (Radıyallâhü anhâ)'yi götürmeye gelen Ensâr'dan bir kadın grubunun ona hitaben söyledikleri sözler, çıkarılan gelin ve damat için hayır bereket ve iyi nasibe kavuşmalarına duâ etmenin müstehabhğma delâlet eder.

Çıkarılacak gelinin yıkatılması, temizletilmesi, süsletilmesi ve onu çıkarmak için kadınların toplanmasının müstehablığı hükmü de hadisimi çıkarılır. (Bunda bir çok yarar vardır, diyen Nevevî bunları sıralamış ise de çoğu toplumun malûmu olduğu için bura­ya aktarmaya hacet görmedim.)

Hadîs gelin ile damadın gündüz zifafa girmelerinin câizliğine de­lâlet eder.[62][62] (Radıyallâhü anh) vefat ettiği zaman, (geride yetim) bir kızını bıraktı. İbn-i Ömer:

Kızın amcası olan dayım Kudame (bin Maz'un) (Radıyallâhü anh) ona danışmadan nikâhını bana yaptı. Bu (nikâh) İşi kızın ba­basının ölümünden sonra oldu. Kız, amcasının yaptığı nikâh işinden hoşlanmadı ve el-Muğîre bin Şu'be (Radıyallâhü anh) ile evlendir­mesini arzuladı. (Kız bulûğ çağına vardıktan) sonra amcası onu el-Muğire (Radıyallâhü anh) ile evlendirdi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı mevkuftur. Ve îbn-i Ömer (R.A.)'ın mevlâsı Nâfi'in oğlu Abdullah isimli râvi senedde bulunuyor ki onun zayıflığı Üzerinde ittifak vardır.[64][64]

Erginlik Çağına Varmamış Bakire Veya Dul Yetim Kızın Nikâhını Velîsi Veya Vâsisi Kıyabilir Mi ?

Bu bâbta Müellifimizin rivayet ettiği ve Ahmed ile D â-r e k u t n î' nin daha geniş bir metin hâlinde rivayet edip mea­lini yukarıya aldığım î b n - i Ömer (Radıyallâhü anh)'m hadî­sine göre nikâhı geçersizdir.

Bu husustaki âlimlerin görüşlerini yukarda T i r m i z i' den naklen beyân ettim.

El-Menhel'in Tekmile yazarı da Ebû Davud'un "İstimar" babı ile "Küçük kızların tezvîci" babında rivayet olunan hadislerin açıklaması bölümünde bu hususu uzun uzun anlatmıştır. Ben ora­lardaki bilgilerin bir kısmını özetliyerek buraya aktarmayı uygun buldum.

1. Ebû Hanİ'fe' nin arkadaşları, E v z â i ve başka bâzı âlimler: Yetim kızın velîleri onun nikâhını kıyabilirler. Kız bulûğ çağına varınca nikâhını feshedebilir, demişlerdir. Bunlardan yalnız Ebû Yûsuf'a göre, kız baliğ olunca feshedemez, de­miştir. Bunların bir delili:

«Ve yetim kızlarda evlendiğiniz zaman onlar) hakkında adalete riâyet edemiye-ceğinizden korkarsanız, (onlarla evlenmeyip) sizin için helâl olan kadınlarla... evleniniz.[66][66]

15-  Velî (Den İzin) Siz Hiç Bir Nikâh Olamaz1 Babı

Velî: Arap dilinde düşman kelimesinin karşıtıdır. Din istilahın-da, ise erginlik çağına varmış, hür ve müslüman olup başkasının ma­lında veya evlendirilmesinde dinen yetkili olan kişidir. Bu tariften anlaşıldığı gibi çocuk, deli, bunak, köle ve gayri müslim bir kimse bir müslümamn nikâhı hususunda velî olamaz.

Nikâh için velî olmanın nedenleri, akrabalık, bir cariyeye mâ­lik olmak, câriye'yi azâd etmiş olmak ve devlet başkanı veya onun yetkili kıldığı kimse olmak'tır. Bu dört neden hakkında gerekli bil­giyi verelim :[68][68]" ismi verilen yakını olmayan kadının velîsi, onun anası, kız kardeşi, teyzesi, ana bir erkek kardeşi, dayı­sı, anasının amcası gibi yakınlarıdır. El-Kisânî: Eğer kadının asaba sayılan yakını bulunmazsa, anası, kız kardeşi ve teyzesi gibi erkek veya kadın tüm yakınları velî durumda olur, kadının nikâhı­nı kıyabilirler. Şu şartla ki: Nikâhı kıyan kadın veya erkek, nikâ­hını kıydığı kadının mirasçısı olsun. Mirasçılık sırasına göre velilik hakkı verilir, demiştir.

Ebû Hanife' den diğer bir rivayete göre, kadının ölümü hâlinde onun malının belirli bir payını alan veya asaba durumunda olan her mirasçısı onun nikâhını kıymak hususunda velisi sayılır.

b. Mâlik, Şafiî, Ahmed ve bir rivayetinde Ebû H a n i f e : Yalnız ana bir erkek kardeş, dayı, kadının anasının amucası ve anasının babası gibi asaba sayılmayan akrabaları kadı­nın velîsi olmazlar.[70][70]

3. Cariyeyi Azat Etmiş Olmak Nedeni İle Veli Sayılanlar

Azat edilen cariyenin birinci maddede anlatılan yakınları yok ise onu azat etmiş olan kişi nikâh hususunda onun velîsidir. O da yok ise veya kadın, kâfir gibi veli olma şartlarını taşımıyorsa onun asa­bası sayılan yakınları birinci maddedeki sıraya göre velisi sayılırlar.

(ikinci ve üçüncü maddedeki durumlar bugün için hiç karşılaşıl­mayan hususlar olduğu için bunu kısa kesmeyi uygun buldum.)[72][72]

İzahı

Şafii.    Ahmed,    Tirmizî,    Ebû    Dâvüd,    Ta havi.    ve    Hâkim    de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadisin : cümlesi yerine Ebû Dâvüd'un rivayetinde; -velîlerin izni olmaksızın nikâh akdini bizzat kıyan kadın» ifâdesi ve    T i r m i z i ' de :«velisinin izni olmaksızın nikâh akdini biz­zat kıyan kadın» cümlesi bulunur.

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi  ve  Sellem)   velîden  izin  alınma­dan kıyılan nikâhın bâtıl olduğunu tekit için üç defa tekrarlamıştır.

Hadisin: cümlesi yerine T i r m i v. i ve Ebû D â v û d ' da : «Eğer kocası ona duhul ederse  (cinsi

temasta bulunursa)» cümlesi kullanılmıştır. İki cümlenin mânâsı ay­nıdır.

Nikâh bâtıl sayılmakla beraber kocası, kadının mehirini Ödemek­le mükellef tutulmuştur. Çünkü bu nikâha binâen yapılan cinsi mü­nâsebet, vat-t şüphe   hükmündedir.

Hadisin:  fıkrasının mânâsı şöyledir:

"Eğer veliler nikâh akdinin yapılmasına mâni olacak bir tarzda niza ve ihtilâfa düşerlerse nikâh akit işi sultana veya yetkili kıldığı vekiline intikal eder, onlar nikâh akdini yaparlar ve bu durumda mevcut veliler yok hükmündedirler."

Mecmeu'l Bihâr'da: Velîlerin ihtilâfa düşmelerinden maksat ni­kâh akdine engel olmalarıdır. Nikâh akdinin hangi velîye ait oldu­ğu konusunda velîlerin ihtilâfa düşmeleri kastedilmem iştir. (Velîle­rin öncelik sırası malûmdur. Bu hususta ihtilâfa düşmeleri söz ko­nusu değildir.) Eğer aynı sıraya dâhil bir kaç veli varsa (meselâ kadının velîsi durumunda bir kaç erkek kardeşi bulunursa) ve her kardeş ben nikâh akdini yapacağım diye ihtilâfa düşerlerse, ka­dının yararlan görüşü noktasından hareketle bunlardan hangisi ön­ce nikâh akdini yaparsa onunki muteberdir. Bundan sonra diğer ve­liler tarafından kadının başka erkekle yapılan nikâh akitleri hüküm­süzdür, denilmiştir.

Hadîsten çıkan Fıkıh hükümleri ve bu husustaki âlimlerin görüş­leri ile ilgili geniş bilgi bu babın son hadisinin izahı bölümünde in-şâallah verilecektir.

1880) Aişe ve İbn-i Abbâs (RadtyaUâhü ankümâyâan rivayet edildi­ğine göre; Resûllullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Veli(den izinhsiz hiç bir nikâh olamaz.»

Aişe (Radıyallâhü anhâ)'nın merfu hadîsinde şu ilâve vardır. «Sultan, hiç bir velîsi olmayanın velîsidir.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: 'Bunun isnadmdaki Haccâc, îbn-i Artat olup tedlisçidir ve bu hadisi an'ana ile rivayet etmiştir. Bu da var: Kendisi İkri-me'den hadîs işitmemiştir. O, ancak Dâvûd bin el-Husayn aracılığı ile İkrime'den rivayette bulunur. Bu durumu İmam Ahmed söylemiştir. Abbâd bin Zührİ'nin de­diğine göre Haccâc Zühri'den de hadis işitmemiştir. Lâkin sıka olan Süleyman bin Musa ZÜhrî'den (1879 nolu) hadisin senedi ve metnini rivayet etmekle Hac cac'a mutabi olmuştur. Sünen sahipleri İ879 nolu hadisi rivayet etmişlerdir.

Sindî: Ben diyorum ki, 1879 nolu hadisin isnadının sıhhatli olup olmadığı hususunda hadîsçiler konuşmuşlardır, demiştir.

1881) Ebû Musa (el-Eş'ârî)  (Radtyallâhü anh)'(\en rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Velîtden izin)siz hiç bir nikâh olamaz.-"

1882) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kadın kadının nikâhını kıyamaz. Kadın kendi nefsinin nikâhını da kıyamaz. Çünkü şüphesiz, zâniye kadın, kendi nefsinin nikâhını kıyan kadındır.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadîsin isnadında bulunan râvi Ce­mil bin el-Hasan el-Atakî, hakkmda Abdan: (Konuşmasında) yalan söyleyen bir fasıktır, demiştir. İbn-i Adi de : Abdal'dan başka Cemil aleyhinde konuşan hiç bir kimseyi duymadım. Şüphesiz onun rivayetinde hiç bir beis yoktur ve onun mün-ker bir hadis rivayet ettiğini bilmiyorum, demiştir. îbn-i Hibban de : Cemil'i si­kalar arasında zikrederek: O garlb hadisler rivayet eder, demiştir. îbn-i Hibban kendi sahihinde, İbn-i Huzeyme ve el-Hâkim onun rivayet ettiği hadisleri zikret mislerdir. Mesleme el-Endülüsi de : O, sıkadır, demiştir. Senedin diğer râvileri sıka zâtlardır.[74][74]

Yukardaki Üç Hadîsten Çıkarılan Hükümler

T i r m i z İ, benzer başlıkla açtığı bâbta (1879 nolu) Â İ ş e (Radıyallâhü anhâ) ve Ebû Mûsâ {Radıyallâhü anh)'mn ha­dîslerini ve başka bilgileri naklettikten sonra şöyle der:

"Ashâb-ı Kiram'dan Ömer bin el-Hattâb, AH bin Ebi Tâlib, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhüm)'ün dâhil olduğu bir sahâbi cemâati. Ta­biîlerden Saîd bin el-Müseyyeb, Hasan-ı Basrî, Şüreyh, İbrahim Na-hai, Ömer bin Abdilaziz ve başkalarının yer aldığı fıkıhçıların bir kısmı «Velîden izinsiz nikâh olmaz» mealindeki Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)'in hadisi ile amel etmişlerdir.

Süfyân-ı Sevrî, Evzâî, Mâlik, İbn-i Mü­barek, Şafii, Ahmed ve İshak da bu hadisle hük­metmişlerdir."

Tuhfe yazarı da geniş bilgi vermiştir. Bir kısmını buraya aktar­makla yetinelim:

"Nikâh kıymak için velînin bulunmasının veya kendisine bir er­kek vekil tâyin etmesinin şart olup olmadığı hususunda âlimler ihti­lâf etmişlerdir. Şöyle ki:

Cumhur bunun şart olduğuna hükmederek kadın kendi nikâhı­nı asla akdedemez, demişler. Ve bu babtaki hadîsleri delîl göstermiş­lerdir.

Ebû Hanife ise: Velînin nikâhı akdetmesi veya bir er­keği bu iş için vekil etmesi asla şart değildir. Kadın velisinden izin­siz olarak kendi nikâhını bizzat akdedebilir. Ancak evlenecek erke­ğin ona küf'ü (= denk ve emsal) olması şarttır. (Kadın kendisine küfü olmayan yâni Fıkıhta anlatılan ölçülere göre, dun ve aşağı sa­yılan bir erkekle nikâhlanırsa, kadının velîsi itiraz etme hakkına hâizdir.)

Ebû Hanîfe bu görüşünde nikâh akdini satış akdine kı-yaslıyarak: Kadın kendi malını velîsinden izin almadan satabildiği gibi nikâhını da kıyabilir, demiş ve bu bâbta rivayet edilen hadislerin erginlik çağma varmamış olan kızlara âit olduğu yorumunda bulunmuştur. Umumi hükümlerin kıyas yolu ile husûsîleştirilmesi işi, usûl ilminde uygulanan bir metotdur."

Tuhfe yazarı bu arada başka bilgiler ve nakiller yaptıktan sonra Cumhur'un görüşüne taraftar çıkmıştır.

Ebû Davud'un sünenin şerhi Tekmile yazarı "Velî1* ba­bında rivayet olunan  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın (1879 nolu) hadisinin fıkıh yönünü anlatırken özetle şöyle der:[76][76] âyetidir. Âyette nikâh fiili kadınlara isnat edilmiştir.

Diğer bir delil (1870 nolu) İbn-i Abtaâs (Radıyallâhü anh) 'in hadîsidir. Çünkü o hadiste velilik hakkı kadın ile velisi ara­sında müşterek kılınmış ve kadının hakkının daha fazla olduğu bil­dirilmiştir.

Şayet kadın kendisinden dun ve küfü olmayan bir erkekle ni­kâhını kıymış veya mehri, emsalinin mehirinden noksan tutulmuş ise velisi o nikâh akdini feshedebilir, demişlerdir.

c. Şafiî,   Ahmed,   meşhur kavline göre   Mâlik,    t s -hak   ve başkaları: Kadın nikâh akdini yapamaz, demişlerdir. Bunların delili ise (1879, 1880 ve 1881 nolu) hadîslerdir.

BJ Kadının velisi nikâh akdinden imtina ederse sultan veya yetkili kıldığı kimse nikâh akdini yapar.

Ebû Hanife ile Ebû Yûsuf: Eğer kadın küfü olan bir erkekle ve mehri misil ile nikâhının kıyılmasını velîsinden talep edip velîsi imtina ederse kadının bizzat yapacağı nikâh akdi sahihtir. Velî duruma muttali olup işi tasvip etmez ve yetkili devlet adamına baş vurursa Ebû Yûsuf'a göre devlet yetkilisi ve­lî yerine tasvip eder. Muhammed'e göre devlet yetkilisi ni­kâh akdini tazeler."

Tekmile yazarı yukardaki âlimlerin gösterdikleri delilleri ve baş­ka delilleri naklederek grupların yek diğerine verdikleri cevaplarını uzunca nakletmiş ise de çok yer tutar endişesi ile bunu aktarmak­tan sarfı nazar ettim.

El-Hâfız: Âlimler nikâh akdi için kadının velisinin şart olup olmadığı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Cumhura göre şarttır. Delilleri bu bâbtaki hadîslerdir. Ashâb-ı Kiram (Radıyallâhü an-hüm) 'den bu hükme muhalefet eden kimseyi bilmiyoruz. Buna gö­re kadın kendi nikâhını asla kıyamaz. Ebû Hanife ise: Ni­kâh akdi için velî asla şart değildir. Ondan izinsiz olarak kadın, küfü olan bir erkekle nikâhını bizzat kıyabilir, demiş ve nikâh işini satış akdine kıyaslamıştır. Çünkü kadın satış akdinde müstakildir. Velinin iznini şart koşan hadislere gelince Ebû Hanife bun­ları küçük yaştaki kızlar için yorumlamıştır. Hadîslerdeki umumi bu kıyaslama ile hususîleştirmiştir. Böyle yapmak usul ilminde caiz görülmüştür, demiştir.

Hanefİler'in   bu hususta Kİtab ve SOnnet'den de delil gös­terdikleri yukarda kısmen belirtilmiştir.

1882 nolu Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsi Zevâid türündendir. Bu hadîs de kadının ne kendi nefsinin ne de baş­ka kadının nikâhını akdedemiyeceğine delâlet eder.

Kadının kendi nefsinin nikâhını bizzat akdedip edemiyeceği hu­susundaki âlimlerin görüşlerini yukarda A) işaretli bölümün a. b ve c maddelerinde izah etmiştik.

Bir kadının başka bir kadının nikâhını akdedip edemiyeceği hu­susundaki âlimlerin görüşleri, kadının kendi nefsinin nikâhını ak­detmesi hakkındaki ilim ehlinin görüşlerinin aynısıdır. Yâni bir ka­dın başka bir kadından veya onun velîsinden izin alarak nikâh ak­dini yapabilir mi? (Takrir verebilir mi) yapamaz mı? Bu husus için âlimlerin verdikleri fetva yukardaki A bölümünün a. b ve c madde­lerinde anlatılan fetvaların aynısıdır. Oraya müracaat edilmelidir.

Hadîsin son cümlesi olan : ifâde­sinin yorumu hakkında   S i n d î   şöyle der:

"Yâni: Kadının kendi nikâh akdini şahsen yapması yâni oturup takrir vermesi zâniye kadının şiârmdandır. Artık şer'İ nikâhta ka­dının oturup şahsen takrir vermesi uygun değildir.

(Cümle böyle yorumlanınca, en uygun yolun kadının kendi ve­lisine usulü dâiresinde izin vermesi ve velîsinin nikâh akdinde tak­rir vermesidir. Veya ikisinin usulü dâiresinde izin ve vekâlet vere­cekler başka bir erkeğin nikâh akdinde bunlar adına bulunmasıdır.)

Sindi, yukardaki yorumu yaptıktan sonra, kadının kendi nikâh akdini yapmasını caiz gören âlimlere göre cümlenin şöyle yo­rumlanabileceğini söyler:

"Bu hadis, şâhidler olmaksızın kendi nefsinin nikâhını bir erkek­le akdeden kadın hakkındadır. Son cümle bu yoruma delil gösteri­lebilir. Çünkü zâniye kadın, şâhidlerin huzurunda nikâhını akdet­mez. T i r m i z i' nin tbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'den hem merfu hem mevkuf olarak rivayetle mevkuf olan rivayeti tercih

ettiği; "Fahişeler ve zâniyeler. şâhidler olmaksızın kendi nefislerinin nikâhını kıyan kadınlardır» ha­disi da bu yorumu teyid eder.

V«yâ hadlsdeki yasaklama mekruhluk mânâsına yoruBü*Wr."  yazan da bu hadiato ügüi olarak «ö#i# dar:

"Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in bu hadîsini B e y -haki de rivayet etmiştir. I b n - i Kesir: Sahih olanı bu ha­disin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) üzerine mevkuf ol­duğudur, demiştir.

£ J-Hâf ı z da: Bu hadisin râvileri sıka zâtlardır. D â r e -k, u t n î bir sözünde : Biz derdik ki: 'Kendi nefsinin nikâhını kıyan kadın, zâniyedir.' demiştir. E 1 ~ H â f i z sözlerine devamla: D â -rekutni' nin bu sözünden anlaşılıyor ki, hadîsin son cümlesi Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in sözüdür. Beyhaki bu hadisi iki senedle rivayet etmiştir. Birisi mevkuf, diğeri merfudur, demiştir."[78][78]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahipleri ve Şafiî bu hadisi rivayet etmişlerdir. T i r m i z i, şiğann tarifine âit metni rivayet etmemiştir. Şafii ve Kütüb-i Sitte yazarlarının rivayetlerinin çoğunda Şiğar'ın tarifine âit metin şöyledir:

Şiğar: Aralarında mehir olmadığı halde başkası, kızını onunla evlendirmek üzere adamın kendi kızını evlendirmesidir."

Şiğar'ın tarifine âit metin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'e mi, tbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'a mı, yoksa t b n - i Ömer (Radıyallâhü anh)'in râvisi N â f i' e mi âit olduğu ke­sinlikle bilinmemektedir. Ebû Davud'un rivayetine göre bu tarif   N â f i' e   aittir.

Ez-Zerkanî: 'Bu hadîsi Mâlik' den rivayet eden râvilerin ekserisi bu tarifin kime âit olduğunu belirtmemişlerdir. Bunun için­dir ki   Şafii:   Şiğar'ın tarifine âit metin Peygamber (SallallahüAleyhi ve Sellem) 'in buyruğu mu, Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'m sözü mü yoksa N â f i'in sözü müdür? bilemiyorum, de­miştir. Şafii' nin bu sözünü Beyhaki nakletmiştir. H a -t î b ve başkası bu tarifin M â 1 i k' e âit olduğunu söylemişler­dir.'

El-Bâcî de: Hadîsin : cümlesi âlimlerin ittifa­kı ile merfu hadistir. Şigar'ın tarifine âit metin ise N â f i' in sö­züdür, demiştir. Şigar'ın tarifine âit metnin râvi'ye âit olduğu ta­hakkuk etmedikçe, hadisten olduğunu söylemek uygundur. Çünkü hadîsin zahiri bunu gösterir, demiştir.'

Kurtubi de: 'Şigar'ın tarifi sahih olup lügat ehlinin anlat­tıkları tarife tamamen uyuyor. Artık bu tarif merfu ise ne a'lâ. Eğer sahâbî'nin sözü ile yine makbuldür. Çünkü bunun en iyi bileni, ha­disi rivayet eden sahâbî'dir,1 demiştir.

İslâmiyet'ten önce akrabalar arasında bu yolda kızlarını, kız kar­deşlerini ve diğer yakın kadınları değiş - tokuş etmeleri yaygın bir âdet idi. Mehir de alınmazdı. Verilen kadın, alınan kadının mehiri yerine, alınan kadın da verilen kadının mehiri yerine sayılırdı. Böy­lece mehirsiz evlenmek cereyan ederdi. İslâmiyet bu kötü âdeti kal­dırmıştır. Çünkü mehir evlenen kadının Öz hakkıdır. Ne babasının ne de başka velîsinin hakkı değildir. Bu hak çiğnenmiş oluyordu.

Gerek bu hadîs ve gerekse bundan sonra gelen hadîsler ve müel­lifin rivayet etmediği başka sahih hadîsler bu tür nikâhın haramh-ğına delâlet ederler. Ancak haram olmasına rağmen böyle kıyılan nikâhların sahih olup olmadığı hususunda fıkihçılar arasında ihtilâf vardır. Tekmile yazarı bu hadîsin fıkıh yönünü anlatırken şöyle der:

"Bu hadis, şiğar suretiyle yapılan nikâhın haram kılındığına de-Jâlet eder. Âlimler bu hüküm üzerine icmâ etmişlerdir. Fakat kıyı­lan nikâhın şahinliği ve bozukluğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöy­le ki:

1. Hanefîler, Sevrî, Mekhul, Amr bin Di­nar,   Zühri   ve   El-Leys   bin   Sa'd:   Nikâh akdi sahih-

tir. Çünkü:  = "Hoşunuza giden (ve si­ze helâl olan) kadınlarla evlenebilirsiniz.[80][80]

İzahı

Ebû Hüreyre (Rachyallâhü anh) 'in hadisini A h m e d, Müslim ve Nesaî de rivayet etmişlerdir. Bu hadis bir önceki hadîs metninin baş kısmının aynısıdır. Orada gerekli bilgi verilmiş­tir.

Enes (Radıyallâhü anh) 'in hadisi ise notta da belirtildiği gi­bi Zevâid türünden olup senedi sahih, râvileri de sıka zâtlardır. Şi-ğar'ın yasaklığma dâir bu bâbta rivayet edilen hadîsler ile benzeri sahih hadisler, bu hadîs için şâhid durumundadırlar. Ayrıca T i r-mizi, Ahmed ve Nesaî'nin îmrân bin Husayn (Radıyallâhü anh) 'den merfu olarak rivayet ettikleri uzunca bir ha­diste: Ve fslâmda şigâr (şekil ile nikâhyapmak) yoktur.» buyurulmuştur. Tirmizi, Îmrân (Radı­yallâhü anh)'in hadisini teyid eden ve 'Tâbi' ismi verilen hadis de var­dır.[82][82] (bin Abdirrahman bin Avf) (RadtyaÜâhü an-Awmâ)'dan; Şöyle demiştir:

Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâVye:

—  Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in eşlerinin mehiri ne kadar idi? diye sordum. Âişe:

—  O'nun eşleri hakkındaki mehiri 12 okiyye ve bir neşş idi. Neş-şin ne olduğunu biliyor musun? O, yarım okiyyedir. O (on iki buçuk okiyye) de beşyüz dirhem (gümüşî tür, diye cevap verdi."[84][84]

Okiyye hakkında da gerekli bilgi 1793 -1794 nolu hadîslerin iza­hı bölümünde geçmiştir.

12,5 okiyye 500 dirhem olduğuna göre 500 sayısı dip notunda gös­terilen gram ile çarpılınca elde edilen sayı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhterem hanımlarının çoğunun mehirinin kaç

gram gümüş olduğunu gösterir.

1887) Ebü'1-Acfâ es-Sülemî (Radıyallâhü ank)'âen rivayet edildiğine göre, Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh) şöyle söyledi, demiştir:

(Ey Mü'minler!) Kadınların mehiri (ni çoğaltmak) hususunda aşırı gitmeyiniz. Çünkü bunda aşırı gitmek, eğer dünya (hayatın) da Övülecek bir şey veya Allah katında bir takva olmuş olsaydı, buna en çok hakkı ve en liyakatli olanınız Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) olacaktı. (Halbuki) O, (muhterem) hanımlarından hiç bir kadının m eh irini on iki okiyyeden fazla yapmamış ve O'nun kızla­rından hiç bir kadının mehri on iki okiyyeden fazla yapılmamıştır.

Şüphesiz adam, karısının mehirini gerçekten o kadar ağır görür ki nihayet karısına (karşı) içinde bir düşmanlık olur ve (karısına) : Senin (ile evlenmek) için alaku'l-Kırba (= kırba ipi) veya araku'l-Kırba (= kırba teri) ne varıncaya kadar her şeyin külfetine girdim, der.

(Ebü'1-Acfâ (Radıyallâhü anh) demiştir ki:) Ve ben doğumum­dan Arap bir adam İdim. (Buna rağmen) Ömer'in dediği Alaku'l-Kırba veya Araku'I-Kırba'mn ne (demek)  olduğunu anlıyamadım."[86][86] âyetine aykırı düşmez. Çünkü âyet-i keri­me çok mehir vermenin câizliğine delâlet eder. Daha faziletli oldu­ğuna delâlet etmez. Ömer (Radıyallâhü anh)'m hadîsi ise me-hirin en faziletlisinin ne kadar olduğunu beyan eder.

El-Mirkat'ta beyan edildiğine göre bâzı rivayetlerde şöyle denil­miştir :

"Ömer (Radıyallâhü anh) kadınların mehirlerini kırk okıyyeden fazl al aştırmayın. Kim fazlalaştırırsa ben fazlasını Beytülmâla atarım, demiş. Bunun üzerine bir kadın, Ömer'e :

(Yâ Ömer!) Senin böyle yapmaya hakkın yoktur, demiş. Ömer

(Radıyallâhü anh) kadına:

—  Niçin (hakkım yok)? diye sorunca, kadın yukardaki âyeti oku­muş. Bunun üzerine Ömer (Radıyallâhü anh) :

—  Bir kadın isabet etti, bir erkek  (yâni kendisi)  hatâ etti, de­miştir." Tuhfe'den yapılan nakil burada sona erdi.

Hadisin son kısmındaki "Nihayet adamın karışma (karşı) İçin­de bir düşmanlık olur." cümlesinin şerhinde   Sindi   şöyle der:

"Yâni fazla mehir adama ağır geldiği için bunu öderken veya bu­nu düşünürken kalbinde karısına karşı bir düşmanlık duyar."

Hadîsin "Alaku'I-Kırba veya Araku'l-Kırba" kelimelerinin açıkla­ması ve bununla kastedilen mânâ hakkında   Sindi   şöyle der:

"Alak: Kırbaya bağlanan ip demektir. Cümleden kastedilen mâ-nâ şudur: 'Ey karı! Ben senin mehrin için kırbanın ipine varıncaya kadar her külfete katlandım.'

'Araku'l-Kırba' da rivayet edilmiştir.

Arak: Ter ve terlemek mânâsını ifâde eder. Araku'l-Kırba'dan maksat kırbanın suyunun akmasıdır. Buna göre cümlenin mânâsı şöyle olur: ('Ey karı!) Ben senin (mehrin) için o kadar külfete kat­landım ki kırbadan su aktığı gibi ter döktüm.'

Bâzılarına göre 'Araku'l-Kırba'dan maksat kırbayı sırtında ta­şıyanın terlemesidir. Cümlenin mânâsı da şöyle olur: «...kırbayı sır­tında taşıyanın terlemesi gibi terleme külfetine katlandım.'

Bir kavle göre bu kelime ile kırbanın terlemesi kastedilmiştir. Kırbanın kendisinin terlemesi muhaldir. Cümleden maksat şudur: , Kırbanın terlemesi çok çetin külfete katlanmaktır.

Sıhah'ta şöyle denmiştir:

' E 1 - A s m a î: Falan adamdan Araku'l-Kırba'ya rastladım, denilir. Yâni ondan çok zorluklar ile karşılaştım. Ben bu tâbirin as­lını bilemiyeceğim, demiştir.

El-Asmaî'den başkası da şöyle demiştir: Araku'l-KırbA*-dan maksat kırbayı sırtında taşıyanın terlem esidir. Bunun aslı da şudur: Kırba taşıyıcısı cariyeler ve yardımcısı bulunmayan kimseler su dolu kırbaları sırtlarında taşırlar. Bazen de eşraftan olanlar, mec­buriyet karşısında kırbayı sırtında taşımak ihtiyacını duyarlar. Hem alışkın olmadıkları için onlara zor gelir. Hem de halktan utanırlar. Bu nedenlerle ter dökerler. İşte bunun için Araplar; derler ki: Se­nin için 'Araku'l-Kırba' külfetine katlandım. Araku'l-Kırba yerine AJaku'l-Kırba da kullanılır, demiştir.'

Râvi E b ü ' 1 - A c f â (Radıyallâhü anh) 'in : 'Ben Alaku'I-Kır-ba veya Arâku'l-Kırba'nin ne (demek) olduğunu anlıyamadım' sözü­nü söylemesinin sebebi bu tâbirin pek kullanılmamasıdır."

N e s a i' nin   rivayetinde   E b ü' 1 - A c f â    (Radıyallâhü anh):  've ben henüz erginlik çağma varmamış, nes-len Arap bir gençtim' demiştir.   Sindi   onun haşiyesinde: Yâni yaşım küçük olduğu için bu tâbir ile neyin kastedildiğini anlıyama­dım, demek istediğini söylemiştir.

1888) Abdullah bin Amir bin Rebîa'nın bahası (Amir bin Rebîa)[88][88]

İzahı

Tirmizi ve Ahmed de bu hadîsi rivayet etmişler, T i r -m i z i hadîsin hasen - sahîh olduğunu söylemiştir. Tir raizi'-deki rivayete göre Benî Fezâre' den bir kadın (mehir ola­rak) bir çift ayakkabı üzerine nikâhlanmıştır. Oradaki hadisin meali şöyledir:

"...Abdullah bin Âmir bin Rebîa'mn babası (Âmir bin Rebia) (Radıyallâhü anhümâ)dan rivayet edildiğine göre Benî Fezâre (ka­bilesin) den bir kadın (mehir olarak) bir çift ayakkabı üzerine ev­lendi. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadına:

— "Sen varlıklı olduğun halde (mehir olarak) bir çift ayakkabı karşılığında nefsini (n karılığından yararlanmayı) vermeye razı ol­dun mu?" diye sordu. Kadın da:

Ebü'l Acfâ (R.A.)uı Hâl Tercemesi

Bu zâtın adı Herm bin Nesib'dir, Adının Nesfb bin Herm olduğunu söyleyen-ler de vardır.

Kendisi, Amr bin el-Âs (R.A.) ve onun oğlu Abdullah (R.A.)'den hadis riva­yet etmiştir. Râvileri ise, el-Hâris bin Hasiyra, Salih bin Cübeyr eş-Şâmi, Mu-hammed bin Cübeyr, Muhammed bin Şîrîn ve başkalarıdır, îbn-i Muin, Dârekutnl ve îbn-i Hibbân onu sıka saymışlardır. Dört sünen sahipleri onun rivayetlerini almışlardır. (El-Menhel Tekmilesi cild 3, Sah. 281)

Mehrin miktarı hakkındaki âlimlerin görüşlerini bundan sonra gelen hadisin izahı bölümünde anlatacağım.

— Evet, diye cevap verdi. (Râvi demiş ki) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de o nikâhı caiz .(muteber) saydı."

Tuhef yazarı şöyle der:

"El-Hâf iz, Buluğu' I-Merâm'da T i r m i z i' nin bu ha­disin sahih olduğuna dâir sözünü naklettikten sonra, bu hususta ih­tilâf vardır, demiştir.

Seneddeki râvi Âsim bin Ubey dullah'ın îbn-i Muin ve İbn-i Hibbân tarafından zayıf görüldüğünü İbnü'l-Cevzî' nin   söylediği   el-Hâfız   ez-Zeylaî' dennakledilmiştir."

Bu hadisin zahirine göre mehirin en azı belirli bir miktar ile tâ­yin edilmiş değildir.

Mehirin en azı belirli bir miktara bağlıdır, diyen âlimler, bu ve benzerî hadisleri peşin ödenen ve (mehir-i muaccel) ismi verilen me-hir mânâsına yorumlamışlardır.

Yeri geldiğinde peşin ve vadeli mehir çeşitleri hakkında gerekli izah yapılacaktır. Sâdece şu noktayı belirtmekle yetineyim: Bazen mehirin bir kısmı peşin ödenmek bir kısmı da şu kadar vâde ile öden­mek üzere nikâh kıyılır. Peşin olan mehire "Mehir-İ muaccel" va­deli olan mehire de "Mehir-i müeccel" denilir.[90][90] hadîs di­ğer mezhebleri yenen bir delildir, demiştir."

Tekmile yazarı cumhurun görüşünü yansıtan üç grubun göster­dikleri başka hadîsleri de nakletmiş ise de bunları buraya aktarmaya lüzum görmedim.[92][92]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahipleri ve Beyhakî bu hadîsi rivayet et­mişlerdir. Bâzı rivâyetlerdeki hadis metni Müellifinkinden uzundur.

Uzun olan rivayetlere göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-Iem)'e gelen kadın kendi nefsini (mehirsiz olarak) efendimiz'e ver­mek teklifinde bulunmuş ve ayakta dikelip durmuş, efendimiz bir ce­vap vermemiş, bunun üzerine orada bulunan sahâbilerden birisi:

Yâ Resûlallahl (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eğer senin ona ih­tiyacın yok ise onu benimle evlendir, demiş, efendimiz de adama »

«Senin ona verebileceğin bir mehir var mı?» diye sormuş, adam da t

Şu üstümdeki elbiseden başka hiç bir şeyim yoktur, deyince, efen­dimiz adama:

«Eğer sen, üstündeki elbiseyi ona verirsen elbisesiz oturursun. Sen başka bir şey bulmaya çalış» buyurmuş, adam, hiç bir şey bu-lamıyacağını söyleyince Efendimiz, adama:

«Şu halde demirden bir yüzük bile ol­sun bir şey temine çalış.» buyurmuş. Adam gidip araştırmış da hiç bir şey bulamayınca Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama i

«Kur'an'dan senin ezberinde bir şey var mı?» diye sormuş, adam da:

Evet. Şu ve şu sûreler ezberimdedir, diyerek bâzı sûrelerin isim­lerini söylemiş ve bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) adama:

«Kur'an'dan ezberindeki sûreler (i ona öğretmen şartı) ile seni onunla tezvic ettim. (Evlendirdim.)» buyurmuştur.

Uzun metnin ihtiva ettiği fıkhı hükümler yoktur. Ben Müellifi­mizin rivayet ettiği metnin ihtiva ettiği hükümleri özetliyerek anlat­makla yetineceğim. Bu konuya geçmeden önce şunu belirteyim:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e müracaat eden kadı­nın ismini araştırmama rağmen rastlıyamadım. Keza kadınla evlenen sahâbînin ismini de bir yerde göremedim. Tabarâni' nin ri­vayetinden, adamın Ensâr-ı Kirâm'dan olduğu anlaşılıyor.[94][94]

Bu Husustaki Âlimlerin Görüşleri

1. Şafiî,   Zührî   ve   Îbnü'l-Müseyyeb'e   göre nikâh akdi ancak bu masdarlar veya bunlardan türeme fiillerle ya­pılır. Başka kelimelerle olmaz. Tarafların böyle akid yapmaları za­ruridir.

2. Âlimlerin cumhuruna göre, nikâh akdi mezkûr kelimelerle olduğu gibi hibe, temlik, satmak ve sadaka etmek kelimeleri ve bun­lardan türeme mazî fiilleri ile de olabilir.

3. Mâlikîler'e   göre hibe kelimesi ile nikâh akdi yapıl­dığında, kadının mehiri anılırsa akid sahihtir.   Aksi takdirde sahih değildir.

Sattım, helâl ettim, verdim gibi hayat boyunca devamlılığı ifâ­de eden fiiller ile nikâh akdi yapılırsa, M â 1 i k î 1 e r' den bâzı­larına göre nikâh akdinde mehir anihrsa akid sahihtir. Anılmazsa sahih değildir. îbn-i Rüşd'e göre bu kelimelerle kıyılan ni­kâh bâtıldır.

Hayat boyunca devamlılığı ifâde etmeyen kiralamak gibi kelime­lerle akdedilen nikâh ise ittifakla bâtıldır."

1890) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü anhy&en; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Aişe (Radıyallâhü an-hâ) 'yi (mehir olarak) 50 dirhem (gümüş) kıymetindeki ev eşyası üze­rine nikahladı."

Not: Zevâld'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki râvi Atiyye el-Avfl zayıftır.[96][96]

İzahı

Tirmizi, Ebü Dâvûd, Nesai ve Beyhakî de bu hadîsi, mânâyı etkilemeyen az lâfız farkı ile rivayet etmişlerdir.

Müellifin zikrettiği iki senede göre bu hadisi îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'den hem M e s r û k hem de A 1 k a m e ri­vayet etmişlerdir.

Hadiste, İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) soruyu cevap­landırırken, verdiği hükmün Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'den alındığını söylemediği için hadis mevkuf sayılır. Ancak onun verdiği cevâbın aynısının Birvâ (Radıyallâhü anh) hak­kında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından verildi­ğine Ma'kıl bin Sinan (Radıyallâhü anh) şehâdet edin­ce hadis mevkufluktan çıkarak merfu' olmuştur.

Hadisdeki "DubÛF'den maksat cinsel temastır. Zayıf bir kavle göre bundan maksat halvete girmektir. Yani damat ile gelin yalnızn başlarına kapalı bir yerde buluşmaları duhul sayılır, zifafa girdik­ten sonra cinsel temas olmasa bile duhul hükmü vardır.

Hadisdeki "Farz"dan maksat mehir miktarının damat tarafından tâyin ve takdir edilmesidir. Tabiî kadının veya yetkili velisinin buna rızâ göstermesi şarttır.

İddet: Kocası ölen veya boşanan kadının bekleme süresidir. Bu süre bitmedikçe kadın başka bir erkekle evlenemez. îddetle ilgili bir çok hüküm vardır. Talâk kitabında yeri geldikçe ilgili hükümler an­latılacaktır.

Kocası ölen kadının iddeti dört ay on gündür. İbn-i   Mes'ud    (Radıyallâhü anh) 'a sorulan mes'elenin mâ­hiyeti tercemeden de anlaşıldığı gibi şudur:

Bir adam, bir kadınla evlenirken vereceği mehir miktarı tâyin edilmiyor. Adam henüz kadınla cinsel temas yapmadan ölüyor. Ka­dının mehir ve mirasçılık hakkı var mı? Keza duhul olmadığına gö­re kadın iddet denilen sürece beklemekle mükellef mi? îddetle ilgili hükümlere tâbi mi, değil mi?

îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) verdiği cevapta; kadı­na mehir ödenecek, kocasının malına mirasçıdır: Ve iddete tâbidir hükmünü vermiştir.

Ödenecek mehir, mehr-i misildir. Yâni kadının anası, teyzesi, ha­lası ve kız kardeşleri gibi yakınlarının mehiri ne kadar ise onunki de böyle hesaplanarak Ölen kocasının malından ödenir.

Kadının miras hakkına gelince ölen kocasının başka eşlerinden bile olsun çocuğu varsa, kadına 8'de bir hisse, çocuğu yok ise 4'de bir hisse ödenecektir.

îddet de yukarda anlattığım gibi dört ay on günlük bekleme sü­residir,

îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) böyle hüküm verdiğin­de orada bulunan Ma'kil bin Sinan (Radıyallâhü anh) onun verdiği hükmün isabetli olduğunu belirtmek üzere Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Birvâ' bint-i Vâşık (Radıyallâhü anhâ) adlı kadın hakkındaki ayni hükümleri verdiğini beyan etmiştir.

Ebû   Dâvûd,   Tirmizî,   Beyhakî,   îbn-i   Hib-b â n   ve   Hâkim'in   Abdullah   bin   U t b e    (Radıyallâhüanh)'den rivayet ettikleri bir hadîse göre bu hadiste söz konusu edi­len mes'ele hakkında Abdullah bin Mes'ud (Radıyal­lâhü anh)'a müracaat edenler, bir kaç defa ona müracaat ettikten sonra   İbn-i   Mes'ud    (Radıyallâhü anh) :

"Ben bu kadın hakkında derim ki: Kadının akrabası olan kadın­ların mehiri gibi ne onlannkinden fazla ne de noksan bir mehir bu kadının hakkıdır. (Kocasından) mirasçılık da onun hakkıdır. Kadın üzerine iddet de vardır. Eğer (verdiğim) bu hüküm doğru ise Allah'(in tevfikin) dendir. Şayet hatâh (bir hüküm) ise ben (im ilmimin eksik­liğin) den ve şeytan (in karıştırmasın) dandır. Allah ve Resulü (bu fetvamdan ve hatâdan) beridir, demiş. Bunun üzerine (orada bulu­nanlardan) el-Cerrâh ve Ebû Sinan'ın dâhil olduğu Eşcâ kabilesin­den bir kaç zât (Radıyallâhü anhüm) ayağa kalkarak :

Ey İbn-İ Mes'ud! Biz şâhidlik ederiz ki Birvâ' bint-i Vâşık (Radı­yallâhü -anhâ) hakkında Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizim içimizde senin verdiğin hüküm gibi hüküm buyurdu ve Birvâ'm kocası Hilâl bin Mürre el Eşcaî (Radıyallâhü anh) idi, dediler. Râvİ demiştir ki, bunun üzerine İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) verdiği hükmün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu hük­me uygunluğu nedeni ile son derece sevindi."

Nikâh akdinden sonra ve henüz mehir tâyin edilmemiş iken ko­cası ölen bir kadın, duhul yâni cinsî münâsebet olmamış olsa bile mehir-i misilin tamamına müstehaktır. Hadis buna delâlet eder.[98][98]

Hadîsten Çıkarılan Diğer Hükümler

1. Mehir anılmadan kıyılan nikâh akdi sahihtir.  Bunda âlim­ler müttefiktir.

2. Nikâh akdinden sonra henüz duhul yâni cinsel temas yapıl­mamışken ve mehir miktarı tâyin edilmediği halde kocası ölen bir bir kadın kocasının malına mirasçıdır.  Bu  hususta âlimler mütte­fiktir.

Mehir miktarı maddede durumu belirtilen kadın, henüz duhul olmamış olsa bile kocasının ölümü dolayısıyla iddete tâbidir. Bu id-det dört ay on gündür. Bu hususta âlimler müttefiktir.

Mâldl bin Sİnân (R-A.) ve Birvâ* bint-i Vâşık (R.A.)*nın Hâl Tercemeleri

Mâ'kil bin Sinan bin Mazhar el-Eşcai Ebû Muhammed <R,A.) sahâbîdir. Kün­yesinin Ebû Abdirrahman olduğu da söylenmektedir. Bir kavle göre künyesi Ebü Sinan'dır. Bu zât Mekke fethinde kavminin sancaktan olarak bulunmuştur. Pey­gamber (S.A.V.)'den bu hadisi rivayet etmiştir. Kendisinden hadis rivayet eden­ler İse Mesrûk el-Esved, Abdullah bin Utbe bin Mes"ud, Alkame, Nâfİ, bin Cübeyr bin Mutim ve başkalarıdır. Hicretin 63. yılı Harre'de katledilmiştir.

Birvâ* bint-i Vâşik (R.A.)'nın adı hadisçilerce 'Birva'dır. Lügat âlimlerince 'Berva'dır. El-Eşcaiyye el-KÜabiyye'dir. Hilâl bin Mtirre (B.A.)'ın karışıdır. (El-Men-hel Tekmilesi Cild 3, Sah. 301)[100][100]

İzahı

Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ahmed, Nesaî, Dâ-r i m î ve B e y h a k i de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Bâzı ri­vayetler kısadır. Ebû Dâvûd'un rivayetinde Hacet hutbe­sinin metninin bitiminde:

"Sonra bu hutbene Allah'ın kitabından şu üç âyeti eklersin" cümlesi olmaksızın mezkûr hutbesi bittikten sonra; "ve Efendimiz üç âyet okur," ifâ­desi ile hadîs son buluyor. Daha sonra T i r m i z İ şöyle der: Râvi Abser bin el-Kâsım: Süfyân-ı Sevrı bu âyetle­rin şunlar olduğunu açıklamıştır, diyerek mezkûr âyetleri naklet-m iştir.

Hadiste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım :

Hutbe: Yapılan konuşma, söz söylemek, va'z etmek, yapılan dîni konuşma ve başka mânâlara da gelir. Cuma ve bayram günleri ya­pılan dinî konuşmalara da anılan lügat mânâlarından dolayı Hutbe denilir.

Namaz sonunda okunan Teşehhüd'e de Hutbe denilir. Bu sebep­le   thn-i   Mes'ud    (Radıyallâhü anh) bu hadîsinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in onlara namaz hutbesini öğret­tiğini bildirmiştir. Namaz hutbesinden maksadı namazda okunan teşehhüd'dür.

Cevâmiül'-Hayr: Hayrın bütün nevilerini içine alan veciz sözler, demektir, Cevâmi; Câmi'in çoğuludur. Cami, çok mânâ içeren az sözdür ki buna veciz de denilir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eşsiz bir edip idi. Arap­ların en üstün edebiyatçısı, en fesâhatlisi ve belagatta en kuvvetlisi

idi. Nitekim sahih bir hadiste;  «Ben Arapların en fasihiyim. Bununla da iftihar etmem.» buyurmuştur. Başka bir sahih hadiste: "Bana (Alîah tarafından) Ce-vâmiü'I-Kelîm verildi.» buyurmuştur.

Az sözle, çok mânâlar ifâde eden dünyanın en üstün şahsiyyeti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'dir.

Gerek namazda okunan teşehhüd ve gerekse hacet hutbesi bu fesahat, belagat ve edebiyat gücünün birer canlı örneğidir. Görül­düğü gibi bunlar kısa birer sözlerdir. Ama mânâları gereği gibi an-latılırsa sahîfeler, hattâ cildler doldurur ve hayrın bütün nevilerini ihtiva ettiği rahatlıkla anlaşılır.

î b n - i Mes'ud (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu üstün meziyetini belirtmek istemiştir.

Havâtim: Hâtem, Hatim ve hâtime'nin çoğuludur. Değişik mâ­nâlara gelir. Burada Sonuçlar mânâsı kastedilmiştir. Namaz bir ha­yırdır. Namazın sonunda okunan teşehhüd'de bu hayrın bir sonucu­dur. Allah tarafından Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "e ve­rilen ve öğretilen veciz bir söz dizisidir. Efendimiz de bir üstün ha­yır olan namaz ibâdetinin bu güzel sonucu yâni teşehhüd'ü ümmeti­ne öğretmiştir.

Fevâtih: Fâtiha'nın çoğuludur. Fatiha ise bir şeyin başlangıcı demektir. Kur'an'ın ilk sûresine de bu nedenle Fatiha adı verilmiştir. Bu kelimelerin başka mânâları var ise de burada kastedilen mânâ başlangıç mânâsı olduğu için diğer mânâları anlatmaya gerek gör­müyorum.

Nikâh ve başka hayırlı işierin başlangıcında okunması meşru olan ve bu hadîste anılan hutbe de Allah tarafından Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'e öğretilen veciz bir söz dizisidir. Efendi­miz de bunu ümmetine öğretmiştir.

Hülâsa Havâtimü'1-Hayr•. Her nevî hayırlı işlerin bitiminde söy­lenen en veciz sonuçlarıdır. Teşshhüd bunun bir örneğidir.

Fevâtihü'1-Hayr de.- Her nevi hayırlı işlerin başlangıcında söy­lenen en veciz takdim konuşmalarıdır. Nikâh akdinin başında okun­ması meşru kılınan ve hacet hutbesi ismi verilip bu hadiste anılan sözler bunun bir misâlidir.

Hadisin tercemesinde "Veya böyle demiştir" sözü râvinin tered­düdünden ileri gelmiştir. Yâni İ b n - i M e s ' û d (Radıyallâhü anh)'a "Cevâmiü'I-Hayr ve Havâtimeh" ifâdesini kullanmış, ya da "Fevâtiha'1-Hayr ifâdesini kullanmıştır.

Bu iki ifâdenin taşıdığı mânâ tercemede Özlü verilmiş, yukarıda da ayrıntılı olarak belirtilmiştir.

Hadîste geçen 'Hacet' kelimesi ile nikâh akdi işi kastedilmiş ola­bilir.   Bâzı âlimler böyle yorumlamışlardır.   Bu kelime ile yalnız ni­kâh akdi değil, her çeşit hayırlı ihtiyaç ve iş kastedilmiş olabilir. Çün kü böyle yorum yapanlar da vardır.

Ebû Davud'un süneninde İbn-i M e s' u d (Radı­yallâhü anh)'den yapılan bir rivayette

"Nikâh akdi ve başka şeylerdeki hacet hutbesinde..." îf^desi bulunu­yor. Bunun için Şafiî: Nikâh, satış ve diğer bütün akidlerde hutbe okumak sünnettir, demiştir.

Tekmile yazarı da : Bu hadîs, nikâh ve diğer önemli akidlerde anı­lan hutbeyi okumanın müstehaphğına delâlet eder. Bu hususta mu­halif kalan bir âlimin bulunduğunu bilmiyorum, demiştir.

Hadiste geçen teşehhüd kısmı, Müellifimizin rivayet ettiği 899 no-lu îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinde geçmiştir. Onunla ilgili gerekli bilgi orada verilmiştir. Tekrarlamaya ihtiyaç yok­tur.

Hadîste geçen Hacet hutbesinin mânâsını verelim: Hutbenin Meali:

«Şüphesiz her türlü hamd Allah'a mahsustur. Biz O'na hamd ede­riz. (Emirlerine uymak ve yasaklarından sakınmak için) Ondan yardım dileriz. (Tüm günahlarımız için) O'ndan mağfiret dileriz. Nefis­lerimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülerin (i işlemek) den Al­lah'a sığınırız. Allah bir kimseyi (hidâyete ve iyi amele) muvaffak kı­larsa, artık hiç bir kimse onu delâlete götürmeye muktedir olamaz ve Allah bir kimsenin şakâvetini (~ mutsuzluğunu) takdir ederse, ar­tık hiç bir kimse onu hidâyete erdirmeye muktedir olamaz. Ben di­limle ikrar ve kalbimle tasdik ederim ki Allah'tan başka tapınmaya lâyık hiç bir ilâh yoktur. O, birdir, hiç bir ortağı yoktur. Yine dilimle ikrar ve kalbimle tasdik ederim ki; Muhammed Allah'ın (en sevgili) kulu ve (en son - en büyük) elçisidir.»

Hacet hutbesinin sonuna eklenen üç âyetin tamam1 ve mealleri:

"Ey İman etmiş olanlar!  Allah'a bihakkın takva ile ittika edin

(= O'na şükredip nankörlük etmeyin. ıtâat edip günah işlemeyin, O'nu anın. unutmayın) ve (ölünceye kadar müslümanlık dininden ayrılmayın). Ancak müslümaniar olarak Ölünüz.[102][102]

"Ey İman etmiş olanlar! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. (Böyle yaparsanız) O, sizin için amellerinizi islâh eder ve sîzin için günahlarınızı bağışlar. Her kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse şüp­hesiz büyük bir zafere ermiş olur.[104][104]

İzahı

N e s a i bu hadîsi "Nikâh akdedilirken m üsten ab olan sözler" babında^ rivayet etmiştir. Oradaki rivayetin baş kısmında şu ilâve vardır: "

"Bir adam bir şey hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile konuştu. (Konuşmadan) sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şunu buyurdu."

Bu ilâveden sonra buradaki hutbe rivayet olunmuştur.

Oradaki rivayete göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hayırlı işin başlangıcında bu hutbeyi irad buyurmuştur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Cuma hutbelerinin başında da bu mübarek sözleri buyurduğu Ebû Dâvûd, T i r -mizî, ve Nesaî'nin İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhVden rivayet ettikleri hadîsten anlaşılıyor. Bâzı rivayetlerde bu hutbeye biraz ilâve vardır.

Sindi, îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'm hadîsinin haşiyesinde, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu mübarek sözleri hutbede buyurduğunu kaydetmiştir.

Bu rivayetlerin tümünden anlaşılıyor ki. Peygamber (Sallallahü 'Aleyhi ve Sellem) Cuma ve Bayram hutbeleri olsun, nikâh ve baş­ka işlere âit konuşmalar olsun Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) hitabetlerinin başlangıcında bu mübarek sözleri söyler, sonra asıl konuya geçerdi.

Bu hadiste anılan hutbenin bitimindeki; M* U! sözü, konuşma­nın başlangıcı ile asıl konuya girişi bir birinden ayırmak için Arap dilinde kullanılması âdet olan bir ifâdedir. Bu nedenle bu ifâdeye 'Faslı Hitâb Edatı = Konuşmanın bir kısmını diğer bir kısmından ayırma edatı' denilir.

Bu ifâde bazen de konuşmanın bir konusundan diğer bir konu­suna geçişte kullanılır. Bundan gaye muhatabların dikkatini çekmek­tir.

Bu ifâdenin tercemesi "Bu söylenen sözlerden sonra söylenecek söze (veya yapılacak işe) gelince" şeklinde yapılabilir. Türkçemizde bu ifâde yerine bazen "İmdi" kelimesi kullanılır.

Hadîs, her hayırlı işle ilgili yapılan konuşmaya bu mübarek söz­lerle başlamanın müstehablığına delâlet eder.

1894) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

-(Allah'a) Hamd (etmek) ile başlanılmayan her önemli şey (be­reketi) kesilmiş (veya noksan bir şey)dir.»"

Not: Sindi, şöyle demiştir : Îbnü's-Sal&h ve Nevevt bu hadisin hasen oldu­ğunu söylemişler, îbn-i Hîbb&n kendi sahihinde, el-H&kim de el-Müstedrek'te bu hadisi rivayet etmişlerdir.[106][106]

20- Evlenmeyi Duyurmak Babı

1895) Âişe (RadtyaUâhü anhâ y dan rivayet edildiğine göre Peygam­ber (SallaUahü Aleyhi ve SeÜem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Bu evlenme işini (halka) duyurun ve bunun için def çalınız.»*'

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Alimler bunun senedindeki ravi Halid bin İlyâs Ebül-Heysem el-Adevî'nin zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Hattâ, tbn-i Hibbân, Hâkim ve Ebû Sald en-Nakkaş onun mevzu hadîslerinin bulunduğunu söy­lemişlerdir.

1896) Muhammed bin Hâtib (RadtyaUâhü anh)'den rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (SallaUahü Aleyhi ve Seltetn) şöyle buyurdu, demiştir:

«Helâl  (birleşme)  ve haram  (birleşme)  arasındaki fark, evlen­mekte def çalmak ve duyurmaktır.»"[108][108]

21-  Gına’ (= Nağme Ve Yüksek Sesle Şiir Söylemek) Ve Def  (Çalmak) Babı

1897) Hâlid el-Medenî isimli Ebü'I-Hüseyn (Radtyallâhü anhyûen; Şöyle demiştir :

Biz bir aşure günü Medine (-i Münevvere)'de idik. Cariyeler, def çalıp nağme ile söz söylüyorlardı. (Bu durumu yadırgadığımız için) Biz er-Rubeyyi' bint-i Muavviz (Radıyallâhü anhümâ) 'nın yanına gir­dik de cariyelerin durumunu ona anlattık. Kendisi bize şöyle dedi: Ben, gelin olduğumun kuşluk vaktinde Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) evlenme törenime gelerek odama girdi. O sırada iki kızcağız def çalgısı eşliğinde nağme ile söz söylüyor ve Bedir sava­şında şehid edilen babalarımın menkıbelerini anıyorlardı. Bu kızcağız­lar söyledikleri sözler arasında: İçimizde yarın ne olacağını bilen bir Peygamber de vardır, diyorlardı. Bunun üzerine Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem)   (oradaküere) :

«Bu söze gelince bunu söylemeyiniz. Yarın ne olacağını Allah'tan başka kimse bilmez.» buyurdu."

Muhammed bin H&tib (Rji.)'ui Hâl Tercemesi

Muhammed bin Hâtıb bin el-Hars bin Muammer bin Habib bin Veheb bin Huzftfe bin Cümh el-Cümhl Ebü'l-Kâsım, sahâbîdir. Alî bin Ebi Tâlib (R.A.yden badis rivayet etmiştir. Tirmizl, Nesaİ ve thrA Mâceh yanında onun iki hadisi vardır. Havileri ise tbrâhim ve el-Hars adlı iki oğlu ile Semmâk bin Harb ve btr cemaattır, meretin 74. yılı vefat etmiştir. (Hulasa: 333)[110][110]

Rivayetlerde mânâyı etkilemeyen bâzı kelime değişiklikleri var­dır. Bu değişiklikleri anlatmaya gerek görmüyorum. Zâten bunu an­latmak bir hayli yer alır.

Müellifin rivayet ettiği hadîste geçen bâzı kelimeleri açıklıyalım: Gına' ve Teğanni: Yüksek sesle ve nağme ile şiir söylemektir. Bu şiir, söyleyiciye âit olabildiği gibi başkasına da âit olabilir.

Def î Kalbur şeklinde olup, bir yüzüne deri çekilmiş ve diğer yü­züne deri çekilmiş ve diğer yüzü açık olan çalgı âletidir.

Câriye: Hür olmayan kadın ve hür olan genç kız demektir. Bu kelimenin çoğulu Cevârî'dir.

Nudbe i Ölünün hasletlerini ve iyiliklerini sayıp anmaktır. Aşure günü: Muharrem ayının onuncu günüdür. Yüce dinimiz­ce kutsal sayılan mübarek bir gündür.

Rubeyyi' bint-i Muavviz (Radıyallâhü-anhâ)'mn evlendiği zâtın isminin Eyâs bin el-Bükeyr el-Leysi olduğu ve sahâbîlik şerefine mazhar olduğu I b n - i S a' d tara­fından beyan edilmiştir.

Rubeyyi' bint-i Muavviz (Radıyailâhü anhümâ) '-nm evlendiği zâtın isminin Eyâs bin el-Bükeyr el-tey-s İ olduğu ve sahâbîlik şerefine mazhar olduğu î b n - i S a' d tarafından beyan edilmiştir .

Rubeyyi' (Radıyailâhü anhâ) 'nin Bedir savaşında şe-hid edilen ve hadîste "babalarım" diye geçen zâtların, Rubeyyi' (Radıyailâhü anhâ)'nin babası Muavviz (Radıyailâhü anh) ve amcaları   M u â z    (Radıyailâhü anh) ile   A v f    (Radıyailâhüanh) oldukları   el-Hâf iz   tarafından beyan edilmiştir. Hepsine "babalarım" ifâdesi kullanılmıştır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),    Rubeyyi'    (Ra­dıyailâhü anhâ)'nin gelin olduğu geceyi takip eden gün kuşluk za­manı   Rubeyyi.'    (Radıyailâhü anhâî'nin odasına gittiği,    B u -hâri   ve   Tirmizi' nin   rivayetinden açıkça anlaşılmaktadır. Müellifin rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Onun odasına girdiğinde odada iki câriye, yüksek sesle şiirler söy­leyip   Bedir   savaşında şehid edilen, gelinin babalarının haslet­lerini ve iyiliklerini yâd ediyorlardı.   Buhâri   ve   Tirmizi" nin rivayetinden; câriye sayısının ikiden fazla olduğu ve def çalgısı eş­liğinde şiir söyledikleri anlaşılmaktadır.   Buhârî   ve   Tirmi-z İ' nin   rivayetlerinde "Cüveyriyât: Câriyecikler" tâbiri kullanılmış­tır. Tuhfe yazarının beyânına göre bu cariyelerden maksad, Ensâr-ı Kirâm'ın kızcağızları imiş. Hürün, karşıtı olan câriye mânâsı kaste-dilmemiştir.  Yine Tuhfe'nin naklettiği bir kavle göre bu kızcağızlar, şehvet yaşına henüz gelmemiş küçük yaştaki kız çocukları imiş.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gelinin odasına gir­dikten sonra da kızcağızlar çalgı ve şiirlerine devam etmişler, bu ara­da "ve içimizde yarın ne olacağını bilen bir Peygamber vardır." de­mişler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu söze karşı çı­karak öyle söylememelerini ve yann ne olacağını Allah'tan başka hiç kimsenin bilmediğini buyurmuştur

Buhârî ve Tirmizi' nin rivayetine göre bu sözü cari­yelerden birisi söylemiş ve Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) öyle söylememesini emrettikten sonra : «Ve ev­velce söylemiş olduklarını söyle.» buyurmuştur. Bu cümle Tirmi-z î' de : Ve bu sözden önce söylemiş olduklarını söyle.» şeklindedir.

Buhâri ve Tirmizi' deki bu ilâve, içinde mübalâğa ol­mayan mersiyeleri dinlemenin câizliğine delâlet eder.[112][112]

İzahı

Bu hadîsi Buhâri, Müslim ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Tercemede parentez içi ifâdeler, Buhâri ve Müs­lim' deki    rivayetlerden alınmadır.

Hadîste geçen bâzı kelimeleri açıklayalım :

Buâs:    M e d i n e' de   oturan    Evs   ile   Hazreç   kabi­leleri arasında 120 yıl kadar süren savaşların vuku bulduğu bir ka­lenin ismidir.    Evs    ve    Hazreç    kabilelerinin, aslen    Y e  -m e n' li   olup câhiliyyet devrinde   M e d i n e' ye   yerleşmiş, kar­deş oğullarından oluşan iki topluluk olduğu malûmdur. Bu iki top­luluk arasında süre gelen savaşlar hicretten 3 yıl öncesine kadar ara­lıklı devam etmiştir. Zaman zaman vuku bulan savaşlara bir takım isimler verilmiş ve son savaş   Buâs   kalesi çevresinde vuku bul­duğu için o savaşa    Buâs    savaşı ismi verilmiştir. Bazen de  120 yıllık savaşa   Buâs   savaşı ismi verilir. Nihayet meşhur   Akabe görüşmeleri neticesinde îslâmiyeti kabul eden    Evs    ve    Hazreç kabileleri arasında süre gelen savaşlar, Peygamber (Sallallahü Aley hi ve Sellem)'in bereketi ve Allah'ın inayetiyle son bulmuş, ondan bu yana düşmanlık yerine samimi sevgi ve saygı hâkim olmuştur. Bu hususta geniş ma'lumat için İslâm  tarihine âit kitaplara müracaat edilmelidir.

Mezmûr ve Mizmâr: Düdük, ney ve kaval gibi üfürülmekle ça­lman çalgılar, bunları çalma işi, ıslık çalma anlamlarına gelir. Bir de makamla şiir okuma mânâsına gelir.

K a s t a i â n i' nin beyânına göre burada makamla şiir oku­mak veya def çalmak mânâsı kastedilmiştir. Çünkü hadislerde be­lirtildiği gibi cariyeler, def çalgısı eşliğinde şiir okumuşlardır. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh)'in bu işi şeytan işi olarak vasıflandır­ması sebebine gelince; Bu gibi şeylerin kalbi meşgul etmesi ve Allah'ı anmaktan alıkoymasıdır. Kalbin Allah'tan gafil kalması ise şey­tandan ileri gelir. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), her çeşit eğ­lence ve makamla şiir okumanın haram olduğunu ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKin, cariyelerin def çalıp makamla şiir okumalarına müsaade ettiğini bilmediği için karşı çıkmıştır. Bâzı ri­vayetlerde belirtildiği gibi Ebû Bekir (Radıyallâhü anhî Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin odasına girdiğinde Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'i uzanmış olarak görmüş ve uykuda oldu­ğunu zannetmiş. Bu nedenle müdâhale işini kendisine âit olarak te­lâkki etmiştir.

Nevevî: Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in bu müdâ­halesinden çıkarılan netice, büyük zâtların ve fazilet ehlinin bulun­duğu yerlerde günah sayılmayan oyun ve eğlencenin uygun olma­ması; keza büyük zâtların maiyetinde bulunan bir kimsenin büyük zâtların meclislerine lâyık olmayan bir durumu gördüğü zaman bu­na karşı çıkabileceği, bu çıkışın orada bulunan büyük zâta karşı say­gısızlık sayılmamasıdır. Bilâkis bu tür müdahaleler, büyüğe karşı du­yulan saygı ve ta'zimin gerektirdiği bir edep görevidir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), cariyelerin yaptığı işi mubah gördüğü için mâni olmamış, ancak cariyelerin sıkılıp bu işi bırakmamaları ve onları dinlememek için uzanıp mübarek yüzünü çevirmiş ve bâzı rivayetlerde belirtildiği gibi üzerine bir şey örtmüş­tür. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu hareketi O'nun güzel huyluluğundan, halimliliğinden ve şefkatinden ileri gelmiştir, der.

K a s t a 1 â n i' nin beyânına göre cariyeler, ensânn henüz er­ginlik çağına varmamış olan kızcağızları idi. Fakat bâzı sarihlere göre cariyeler, ensânn erginlik çağına varmış olan cariyeleri idi. Çün­kü Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâî 'nin rivayetine naza­ran cariyelerden birisi Hassan bin Sabit (Radıyallâhü anh) 'in cariyesi imiş ve bunlardan birisinin ismi A m â m e imiş. Diğerinin ismi hakkında bir kayda rastlamadım.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı)'in Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'e verdiği cevaptan çıkarılan hüküm, bayramlarda def çalmanın ve uygunsuz şeylere tahrik edici olmamak kaydıyla nağ­me ile şiir söylemenin caiz olduğudur. Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) '-nin "Bu iki kız şarkı söylemeyi san'at ve âdet edinmiş kızlar da de­ğildiler/' sözü bu olayda nefsi tahrik edici bir durum olmadığına de­lalet eder.

Nağme ve makamla şiir söyleme hakkında âlimlerin görüşlerini N e v e v i   bu hadîsin şerhinde özetle şöyle anlatır:

"Nağme ve makamla şiir ve benzerî sözleri yüksek sesle oku­mak hakkında âlimler ihtilâf etmişlerdir:

1- Hicaz âlimlerinden bir cemâat bunu mubah saymışlar. Ma­lik' ten   bir rivayet de böyledir.

2- Ebû   Hanîfe   ve   Irak   âlimleri, bunu haram say­mışlardır.

3- Şafiî   ve meşhur kavlinde   Mâlik,   bunu mekruh saymışlardır.

Caiz olduğunu söyliyen âlimler, bu hadîsi delil göstermişlerdir. Haram veya mekruh olduğunu söyliyenler ise şöyle cevap vermiş­lerdir : Hadisdeki gına bir fitneye sebep olmıyan savaş ve kahra­manlıkla ilgili şiirleri okumaktan ibarettir. Şehvetleri harekete geti­rip bir kötülüğe sebebiyet verecek veya uygunsuz bir harekete ve tembelliğe yol açacak gına tamamen ayrı bir şeydir.

Kadı   I y â z:   Hadiste anılan iki cariyenin okudukları şiirler, savaş şiirleri ve kahramanlık ile zafere âit sözlerdi. Bu tür şiirler, cariyeleri bir şerre teşvik etmez nitelikteydiler. Onların okudukları şiirler, âlimler arasında ihtilâf konusu olan gına çeşidinden değildir. Onların yaptığı iş, anılan konuya âit şiirleri yüksek sesle okumaktı. Bunun için   Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ) onların şarkıcı kızlar olma­dıklarını beyan etmiştir. Çünkü şarkı ve benzeri sözleri makamla ve yüksek sesle söylemeyi san'at hâline getiren şarkıcı kadınlar, söyle­dikleri sözlerle nefisleri kötülüğe tahrik eder, uygunsuz durumlara yol açar ve fitnelere sebep olabilir. Nitekim, şarkı söylemek, zinanın basamağıdır, denilmiştir. Ayrıca bu cariyeler şarkı söylemeyi san'at edinmedikleri için sakıncaları doğuracak jestler, mimikler v.s. şeh­vet ve dikkat çekici hareketleri becerecek durumda değildirler. Arap­lar şiir söylemeye gına ismini verirler.   Bu ise âlimler arasında ih­tilâf konusu değildir. Bilâkis mubahtır. Sırf nağme ile ve makamla şiir okumayı sahâbîler caiz görmüşlerdir, demiştir."

Şarkı söylemek ve def gibi çalgıları çalmakla ilgili dört mezhep âlimlerinin görüşlerini 1303 nolu nadîsin şerhinde kısaca anlatmış­tım. Tekrarlamaya gerek görmüyorum. Geniş bilgi isteyenler Fıkıh kitaplarına müracaat etsinler.

1899) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'6en; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) bîr defa Medine (i Mü­nevvere) 'nin bâzı yerlerinden geçti de aniden bir kaç kızcağızla kar­şılaştı. Kızlar def çalıyor, nağme ile şiirler okuyor veBiz Neccâr oğullarının kızlarıyız. Muhammed (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) ne iyi komşudur, diyorlardı. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), o kızcağızlara:

«Allah biliyor ki cidden ben de sizleri seviyorum.» buyurdu."

Not; Bunun isnadının sahîh. râvilerinin de sıka oldukları Zevâid'de bildi-rüaaistir.[114][114]

İzahı

Bu hadîs Zevâid türündendir. Hadiste geçen 'Gazel1 kelimesinin mânâsı, kadınların kendi aralarında sohbet etmeleridir.

Hadisin:   cümlesindeki fiil "Ehdeytüm" veya "Ehedeytüm" şekillerinde okunabilir. Birinci okuyuşa göre soru edatı tak­dir edilir. Çünkü cümlede soru edatı yoktur. İkinci okuyuşa göre fi'lin başındaki hemze, soru edatıdır. Biz, birinci okuyuşu tercemede esas aldığımız için soru anlamının karşılığını parantez içine aldık. «Genç kızı hediye ettiniz mi?» mânâsını ifâde eden bu cümleden maksat: "Gelini damadın evine gönderdiniz mi?" demektir.

Buradaki rivayete göre gelin edilen kız, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın yakınıdır.

Bu hadisin bir benzerini Buhâri, yine  i ş e (Radıyal-Iâhü anhâ) 'dan rivayet etmiştir. Oradaki hadîs, meâlen şöyledir:

Âişe (Radıyallâhü anhâî (yanında yetiştirdiği) bir kadını Ensâr-dan bir adam ile evlendirdi. (Gelin götürüldükten sonra) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Yâ Âişe! Yanınızda def çalgısı ve şiir söyleme eğlencesi yok (mu?) idi. Çünkü Ensâr oyundan hoşlanırlar.* buyurdu."

Kastalânî,   bu hadisin şerhinde şöyle der:

" Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nin gelin ettiği kız, onun yetiştir­diği bir yetimdi. Nitekim Taberânî' nin el-Evsât'mda böyle rivayet edilmiştir. îbn-i Mâc eh'in rivayetinde de kızın, Âişe    (Radıyallâhü anhâ) 'nin yakını olduğu bildirilmiştir.

Ebü'ş-Şeyh'in rivayetinde ise; kızın Âişe (Radıyallâ­hü anhâ) 'nin bacısının kızı veya bir yakını olduğu belirtilmiştir.

Üsdü'l-Ğâbe'de, kızın adının el-Fâria bint-i Es'ad bin Zürâre olduğu ve damadın isminin Nebit bin C â -bir   el-Ensâri   olduğu belirtilmiştir.

Ş e r î k' in rivayetine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Def çalan ve nağme ile şiir söyleyen bir cariyeyi gelinle beraber gönderdiniz mi?» diye sormuştur.

Bu hadis de düğünde def çalmanın ve şiir söylemenin meşrulu­ğuna delâlet eder.

1901) Mücâhid [116][116]

İzahı

Notta belirtildiği gibi bu hadisin senedinde zayıf bir râvi var ise de Ebû Dâvûd bu hadîsin bir benzerim değişik bir sened ile rivayet etmiştir. Ancak müellifimizin hadis metninde 'Tabi = Davul' kelimesi bulunur. Ebû Dâvûd'un rivayetinde bu kelime ye­rine 'Mizmâr* kelimesi bulunur. Mizmâr'm tarifi 1898 nolu hadisin izahında geçmiştir.

Bu hadîs, davul veya liflemekle çalınan kaval ve zurna gibi çal­gı âletlerinin sesini dinlemenin yasaklığma delâlet eder. Ancak İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın işittiği sesin evlenme veya dinî bayram gibi bir sevinç günü münâsebeti ile mi, yoksa başka bir sebeple mi çalınan davul veya mizmâr sesi olduğu hususunda bir bil­giye rasthyamadım.

Sindi bu hadisin haşiyesinde : Bu hadis, davul sesini din­lemenin mekruhluğuna ve bundan sakınmanın uygunluğuna delâlet eder, demekle yetinmiştir.[118][118]

22- Muhannesîn   (= Kadınlaşan Erkekler) Hakkında Bir Bâb

Muhannesin, kelimesi Muhannesın çoğuludur, kadmlaşan erkek­ler demektir. Bu da orta oyununda yapıldığı gibi, erkeğin, sesini ka­dın sesi gibi inceltmesi, kadın gibi kınla döküle yürümesi ve dav­ranışları ile huyları yönünden kadın gibi görünmesidir.

M ü si im'in 'Selâm' kitabının Muhannesi, yabancı kadın­ların yanma gitmekten menetmek' babında rivayet olunan Ü m m ü Seleme (Radıyallâhü anhâ) 'nin hadîsinin şerhinde N e v e v i şöyle der:

"Lügat âlimleri : Muhannes ve Muhannis: Huyları, konuşması ve hareketleri bakımından kadınlara benzeyen erkektir. Bu ben­zeyiş bazen yaratılıştandır.   Bazen de sun'idir, demişlerdir.

Din âlimleri de : Muhannes iki kısımdır:

Bir kısmı yaratılıştan böyledir; konuşmasında, durum ve dav­ranışlarında, huylarında ve görünüşte kadınlara benzetme kasdı kat'iyyen yoktur. Allah Teâlâ onu öyle yaratmıştır. Böyle olan Mu­hannes bu durumundan dolayı günahkâr sayılmaz, kınanmaz ve ye­rilmez. Çünkü ma'zurdur, bir rolü yoktur.

Diğer bir kısım Muhannes var ki yaratılışında böyle bir hali yok­tur, kasıtlı olarak; huylarında, durum ve davranışlarında, konuşma­larında, kılık ve kıyafetinde kendisini kadınlara benzetir. İşte sahih hadîslerde lanetlenen Muhannes bu kısma girendir."

1902) Peygamber'in eşlerinden Ümmü Seleme (Radtyallâhü rivayet edildiğine göre:

(Tâif in muhasarası esnasında) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun yanına girmiş. O sırada (Ümmü Seleme'nin karde­şi Abdullah bin Ebî Ümeyye (Radıyallâhü anh) ve kölesi Muhannes orada idiler.) Muhannesin Abdullah bin Ebî Ümeyye (Radıyallâhü anh)'a şöyle söylediğini efendimiz işitti = Eğer Allah yarın Tâif in fet­hini müyesser eylerse ben sana öyle bir (genç) kadın göstereceğim (yâni senin için yakalıyacağım) ki (semizlikten karnı) dört büklüm karşılar, sekiz büklümle de arkaya döner.

Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«(Ey Mü'minler!) bu herifi evlerinizden çıkartınız.» buyurdu."[120][120]

Tâif Gazvesi

H u n e y n savaşında hezimete uğrayan düşman kuvvetlerinin bir kısmı Tâif te toplanmıştı. Bunun için hicretin sekizinci yı­lı Şevval ayında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Taife hareket buyurdu. Mekke1 nin güneyinde olup 88 km. mesafede bulunan Tâif şehri o târihlerde eski bir kale ile çevri­li idi. Tâiflüer ile bu kaleyi onarıp içine çekilmişlerdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Tâ i f'e hareket etmeden önce Halid.bin el-Velîd (Radıyallâhü anh)'ın komutasında bin kişilik bir kuvveti oraya göndermişti. Tâif kalesi muhasara edildi ve bu muhasara yirmi gün kadar sürdü. Kale çok muhkem ol­duğu için muhasaranın uzatılmasından vaz geçildi. Bir yıl sonra T â i f'liler Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir hey'et göndererek müslümanlığı kabul ettiler.

1903) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anhyâen: Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendini (kasden) er­keklere benzeten kadına ve kendini (kasden) kadınlara benzeten er­keğe lanet etmiştir."

Not: Zevâİd'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin isnadı basendir. Çünkü râvi Yâfcub bin HÜmeydln sıkalığı hususunda ihtilâf vardır. Kalan râviler sıka zâtlardır. EbÜ Dâvûd da bu hadisi buna yakın lâfızlarla rivayet etmiştir.

1904) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) erkeklerden kendileri­ni (kasden) kadınlara benzeten erkeklere ve kadınlardan kendilerini (kasden) erkeklere benzeten kadınlara lanet etmiştir."[122][122]

23- Nikâh Tebriki   (İçin Söylenmesi Müstehab Duanın Beyânı)   Babı

1905) Ebû Hüreyre (Radtyallâhii anh)'den: Şöyle demiştir : Peygamber (Sallallahü  Aleyhi  ve Sellem),   (evlenenleri)   tebrik

etmek (veya onların uyum ve düzenleri) için dua ettiği zaman şöyle

derdi:

Allah sizler için bereket versin, O'nun bereketi üzerinizde olsunve O ikinizi hayır içerisinde bir araya getirsin.[124][124]

Hadisin Fıkıh Yönü

1. Evlenenleri tebrik etmek ve mutlu yaşamaları için duâ etmek müstehabtır.

2. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yaptığı gibi duâ etmek daha faziletlidir.

3. Eşler için yapılacak en iyi duâ onlara bereket    dilemektir. Çünkü bereket kelimesinin anlamı geniştir. Muhabbet, uyum, düzen ve bağlılık gibi hayrın tüm çeşitlerini içine alır.

1906) Akıl bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü ankyâen rivayet edildiğine «Öre:

Kendisi (Basra'da) Benî Cüşem kabilesinden bir kadınla evlen­miş. Bunun üzerine halk, onun için uyum ve oğlan çocuklar, dile­ğinde bulunmuşlar. Kendisi halka t

— Böyle söylemeyin. Lâkin Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lemJ'in dediği gibi şöyle söyleyin, demiştir t

«Allah'ım! Onlara bereket ver ve senin bereketin onların üzerin­de olsun.»"[126][126]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Câhiliyyet devri âdetine göre, evlenenler için dilekte bulun­mak meşru değildir.

2. Hatalı hareket edenleri uyarmak gerekir. Onlara doğru yol gösterilmelidir.

3. Evlenenler için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in buyurduğu gibi duâ etmek müstehabtır.

Râvi A k î 1 (Radıyallâhü anh) bin Ebi Tâlib bin Abdilmuttali b bin Hâşim el-Hâşimî Ebû Y e z î d, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in amcası Ebû T â 1 i b'in oğludur. Hazreti A 1 î (Radıyallâhü anh)'den yaşça yirmi yıl büyüktü. Hudeybiye seferinden önce müslüman ol­du ve M û't e savaşına katıldı. Rivayete göre Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) ona Hay ber'in mahsulünden her yjl 120 vesk[128][128]

24- Velîme (== Düğün Yemeği) Babı

T i r m i z î' nin bu bâbındaki hadîslerin şerhinde Tuhfe yaza­rı şöyle der:

"Lügatçılar, Fıkıhçılar ve başka âlimler demişler ki velîme, ev­lenme düğünü münâsebetiyle verilen yemeğe denilir. Bu kelime 'Velm* kökünden alınmadır. Velm ise toplamak demektir. Damat ve gelin bir araya geldikleri için bu münâsebetle verilen yemeğe 'Velî­me* denilmiştir.

Âlimler yemek ziyafetlerini şu sekiz çeşide ayırmışlar:

1. Velîme'dir.

2. Hurs: Doğum münâsebetiyle verilen ziyafettir.

3. İ'zâr: Sünnet düğünü vesiylesi ile verilen ziyafettir.

4. Vekîre: Bina yapmak nedeni ile verilen ziyafettir.

5. Nakîa: Misafir için verilen ziyafettir.

6. Akika: Çocuğun doğumunun yedinci günü verilen ziyafettir.

7. Vadıyma j Bir musibet başa geldiğinde musibet sahibi tara­fından  verilen ziyafettir. Bu caiz değil, hattâ haramdır.

8. Me'dube ve Me'debe: Her hangi bir sebep olmaksızın verilen ziyafettir.

E 1 - H â f ı z el-Fetih'te : Yukardaki ziyafet çeşitlerini sayanlar 'Hızak* denilen ziyafet nevini hesaba katmamışlar. Bu ziyafet ise ço­cuğu sütten kesmek veya hatim indirmek vesiylesiyle verilen yemek­tir, demiştir."

1907) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü ankyden; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem}   (bir gün)  Abdurrah-man bin Avf (Radıyallâhü anh)'in üzerinde (kadınlara mahsus gü­zel kokulardan) sufra (kokusunun) izini gördü ve (Ona) :

—  «Bu (koku izi) nedir?» veya «Nedir?» buyurdu. Bunun ü*e-rine Abdurrahman bin Avf:

—  Yâ Resul ali ah! (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ben (mehir ola­rak)  bir nevât  (= çekirdek)  ağırlığında altın üzerinde bir kadınla evlendim, diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz (Ona) :

—  «Bir koyun (kesmek sureti) ile de olsun velime  (ziyafetini) ver.» buyurdu."[130][130]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Hadîsin zahirine göre güveği, kadınlara mahsus güzel koku­lan düğün günlerinde sürünebilir. Ancak bu hadîsten bu hükmün çıkanlamıyacağı muhakkik âlimlerce beyan edildiğini yukarda Ne-v e v î' den nakletmiştim. Bu beyâna göre gelinin süründüğü gü­zel koku güveyi olan Abdurrahman (Radıyallâhü anh)'a bulaşmıştır. Bâzı âlimlere göre bu düğün, kadınlara mahsus güzel kokuların erkekler için yasaklanmadan önce vuku bulmuştur. Çünkü bu düğün hicretin ilk zamanlarına rastladığı B u h â r 1' nin uzun rivayetinden anlaşılıyor. Anılan kokuların erkekler için yasaklığıiu rivayet eden sahâbîlerin çoğu sonradan hicret etmiştir.

Tekmile yazan âlimlerin vermiş olduklan başka cevaplan da sı­ralamıştır. Onlan buraya aktarmaya gerek görmüyorum.

Ebû Hanîfe, Şafii ve onlara tâbi olan âlimler anı­lan kokuların erkekler tarafından kullanılmasının yasaklığına hük­metmişlerdir.

Mâlikîler'e   göre erkeklerin bu nevî kokulan elbiselerine

sürmeleri caizdir. Vücutlarına sürmeleri caiz değildir.

Bâzı âlimler de güveyi düğün günlerinde bu tür kokulan sürüne­bilir, demişlerdir.

2. Evlenmede mehir ödemek meşrudur. (Bu hususta geniş ma1-lumat 1886-1890 nolu hadîsler bahsinde verilmiştir.)

3. Hadisin zahirine göre evlenme düğünü münasebetiyle velî­me ziyafetini vermek vâcibtir. Bâzı âlimler böyle hükmetmişlerdir. Fakat selef ve halef âlimlerinin cumhuruna göre velime ziyafeti sün­nettir. Hadisdeki emir müstehablık içindir.

Bu ziyafetin ne zaman verilmesinin daha faziletli olduğu husu­sunda ihtilâf vardır. İmamların tümüne göre gerdeğe girildikten son­ra verilmesi müstehabtır.

M â 1 i k i 1 e r' in bir kısmına göre gelin getirildiği zaman ön­ce ziyafet verilmesi sonra gerdeğe girilmesi müstehabtır. Halkın bu günkü uygulaması böyledir.

4. Güveyiye bereket duasını yapmak müstehabtır. (Bu hususta geniş ma'lumat bundan önceki bâbta verilmiştir.)

5. Bu ziyafeti imkân nisbetinde bol yapmalıdır. Cumhura gö­re bu ziyafetin en azı veya en çoğu için bir sınır yoktur. Herkes gü­cü nisbetinde yemek verir.

Abdurraiıman bin Avf'in Hâl Tercemesi

Abdurrahman (R.A.) bin Avf bin Abd-i Avf Ebû Muhammed, Bedir ve diğer tüm savaşlarda Peygamber (S.A.V.)in refakatinde bulunmuştur. Cennetle müjde­lenen 10 sahâbîden biridir. Habeşistan ve Medine hicretlerinin şerefine kavuşmuş olan bu büyük sahâbî'nin faziletleri ve meziyetleri çoktur. İslam ordusunun cihaz-lanmasıns büyük maddî yardımlarda bulunmuştur. Buhârt'nin anlattığına göre bu zat. Bedir savaşına katılmış olan her zât için 400 dinar vasiyet etmiştir. Bu va­siyet edildiğinde Bedir gazilerinden 100 zât hayatta idi. Hz. AH (R.A) : Abdurrah­man gökte ve yerde emin bir zâttır, demiştir.

Peygamber (S-A.v\)'den rivayet ettiği 65 hadîsinden ikisini Buhâıi ve Müslim ittifakla ve beş tanesini Buhârî münferiden rivayet etmiştir. Râvileri İbrahim, Hümeyd, Musab ve Ebû Seleme adlı oğullan ile îbn-i Ömer, İbn-i Abbâs, Enes bin Mâlik (R.A.) ve bir çok zâtlardır. Hicretin 32. yılı 75 yaşında iken vefat et­miş, Hz. Osman (R.A.) onun cenaze namazını kıldırmış ve cenaze Bakî'a defnedil-miştir. Kütüb-I Sitte sahipleri ve başka hadîsçiler onun hadislerini rivayet etmiş­lerdir (El'Menhel cüd 2, sah. 116)

1908) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin Zeyneb (bint-i Cahş) (Radıyallâhü anhâ) için velîme ziyafeti verdiği kadar kanla­rından hiç birisi için velîme ziyafeti verdiğini görmedim. Çünkü Zey­neb (Radıyallâhü anhâ) 'nın velîmesinde bir koyun (keserek) ziyafet verdi."[132][132] için kavud ve kuru hurma ile velî­me ziyafetini verdi."[134][134]

İzahı

Mü'minlerin anası S a f i y y e (Radıyallâhü anhâ)'nın veli-mesi ile ilgili olarak Buhârî' nin Enes (Radıyallâhü anh)'-den yaptığı rivayetlerin birisinde   Enes    (Radıyallâhü anh);

"...ve Safiyye  (Radıyallâhü anhâ)'-nın velîme ziyafetinde ne ekmek vardı ne de et..." demiştir.

1910 nolu hadîste sözü edilen velîmenin Safiyye (Radıyal­lâhü anhâ)'nın velîmesi olduğu kuvvetle muhtemeldir. Bu hususta başka bir kayda rastlamadım.

1911) (Efendimizin eşlerinden) Âişe ve Ümmü Seleme (Hind bint-i Ebî Umeyye) (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle demişlerdir:

(Alt bin Ebî Tâlib ile Efendimizin kızı Fâtıma (Radıyallâhü an-hümâ)'nın düğününde) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'nın gelinlik hazırlığını yapıp onun Ali (Radıyallâhü anh)'in odasına götürmemizi emretti. Bunun üzerine biz Alî (Radıyallâhü anh)'m odasına gittik ve Bathâ[136][136]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîs, Fâtıma (Radiyallâhü an­hâ) ile Alî (Radıyallâhü anh)'in düğününde verilen yemeğin ku­ru hurma ve kuru üzüm olduğuna delâlet eder. Müellif bu maksatla bu hadisi bu bâbta zikretmiştir.

El-Mevâhibü'1-Ledünniye'de nakledilen bâzı rivayetlerde ise bu bahtiyar eşlerin velîmesinde zeytin ve kuru hurma bulunduğu,- di­ğer bir kısım rivayetlerde de velimelerinde kuru hurma ile kurutul­muş yoğurttan yapılan Hays isimli yemek bulunduğu ifâde edilmiş­tir.

Alî (Radıyallâhü anh) ile Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'nın nikâhları en sıhhatli görülen rivayete göre hicretin birinci yılı Re-c e b ayında kıyılmıştır. Bir kavle göre aynı yılm Ramazan ayında kıyılmıştır. El-Hâfız Mugoltâyİ1 nin dediğine göre aynı yılm   Z i' 1 - h i c c e   ayında düğünleri yapılmıştır.

T a b e r i ise : Hicretin ikinci yılı S a f e r ayında nikâhla­rı kıyılmış ve hicretin 22'nci ayının başlarında Z i'l-h i cc e'de düğünleri yapılmıştır, der.

Bu hususlarda Siyer kitablarında başka rivayetler de vardır. Ev­lenmeleri ile ilgili geniş ma'lumat isteyenler Siyer kitaplarına müra­caat etsinler.

Hz. Alî (Radıyallâhü anh)'m fazileti (114-121) nolu ha­dîsler bahsinde ve Hz. Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) 'nın hâl tercemesi de 771 nolu hadîsin izahı bölümünde geçmiştir.

Hadîs, en aziz ve çok değerli bu güveyi ile gelinin sade hayat­larına ve sâde düğünlerine işaret eder. Evlenmek ve düğün yapmak üzere bir sürü masraflara, ağır külfetlere, hattâ borçlar altına giren veya sokturulan müslümanlar bu hadîsten ibret dersini almalıdırlar. Cenab-ı Hak cümlemize şuur ihsan eylesin. Amin.

1912) Sehl bin Sa'd es-Sâidî (Radtyallâhü ankümâydan [138][138]

İzahı

Buhâri   ve   Müslim   de bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Ebû Üseyd (Radıyallâhü anh)'in adı Mâlik bin R a b i a' dır. Evlendiği kadın ise Ümmü Üseyd bint Veheb   bin   Selâmet    (Radıyallâhü anhâ)'dır.

Gelin'in hizmet etmesi hususunda N e v e v î: Bu hizmet ka­dınların örtünmesi ve erkeklerden sakınması hakkındaki ilâhi em­rin gelişinden önceki zamana âit olarak yorumlanır. Kadının örtü­lü olarak erkeklere hizmet etmiş olması yorumu uzak bir yorumdur, demiştir.

Bâzı rivayetlerde, gelinin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'e ne içirdiğine dâir soru sahibi   Sehl    (Radıyallâhü anh)'dır.

Parentez içine aldığım 'Tevr' kelimesi Buharı ve M ü s -1 i m' in rivayetlerinde vardır. Bu kelime Arap dilinde bakır kab, çömlek, desti ve taştan oyulmuş çanak anlamlarına gelir. Buhâri bu hadisi müteaddit yerlerde rivayet etmiştir. Velîme bölümündekirivayetinde "Taştan bir tevr" yâni 'taştan oyulmuş bir kab' diye geçer.

Hadîsdeki "Enka'tu" fiilinin alındığı " İnka*" masdan kuru üzüm veya hurmayı ıslatıp hoşaf ve şıra yapmak, demektir.

Geceden ıslatılırsa gündüz içilir, gündüz ıslatilırsa gece içilirdi.

N e v e vî : Kuru üzüm veya kuru hurma şırası ve hoşafının tadı bozulmadikça ve kükremedikçe ümmetin icmaı ile içilebilir, de­miştir. Kükreyip tadı değiştikten sonra, kaymağını ve tortusunu at-masa bile âlimlerin çoğuna göre artık içilmez. Şarap hükmüne girmiş olur. E b û Hanife: Bunun şarap hükmüne girmesi için kük­reyip tadının değişmesi yanında kaymağını atması da şarttır, de­miştir.

Şunu söylemekle yetineyim: Şerhoşluk verdiği takdirde âlimle­rin icmaı ile içilemez. Bu husustaki geniş ma'lumat "Eşribe" kitabın­da inşâallah verilecektir.

Bâzı rivayetlerde: Sabahleyin velîme yemeği verildikten sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e hurma şırasının ikram edildiği belirtilmiştir. Şu halde Ebû Üseyd (Radiyallâhü anh)'ın velîme ziyafeti gerdeğe girildikten sonraki gün verilmiştir. Yemekten sonra da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e özel bir ikram mâhiyetinde şıra içirilmiştir.[140][140]

25- (Velîme Ziyafetine) Davet Edene İcabet Etmek Babı

1913) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü ankyden; Şöyle demiştir: Yemeğin en fenası zenginlerin davet edilip fakirlerin terkedildi-ği (bu hâlin âdet edildiği) velîme yemeğidir.   Kim (velîme ziyafeti dâvetine) icabet etmezse şüphesiz Allah'a ve Resulüne İsyan etmiş olur."[142][142]

İzahı

Buhâri, Müslim, Ebü Dâvûd, Tirmizi, Mâ­lik,   Ahmed   ve   Dârimi   de bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Hadîs, düğün yemeği dâvetine icabet etmenin gerekliliğine delâ­let eder. Böyle davete icabet etmenin hükmü hakkındaki âlimlerin görüşleri biraz farklıdır. Şöyle ki:

1. Hanefî âlimlerine göre düğün yemeği dâvetine icabet et­mek vacibe yakın bir Sünnet-ı Müekkede'dir. Delîl ise bu bâbtaki hadîslerdir. El-îhtıyâr da: Düğün yemeği Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) devrinden beri devam edegelen ve riâyet edilen önemli bir Sünnettir. Buna icabet etmeyen günah işlemiş olur. Çünkü (1913 nolu) hadîste: "Kim icabet etmezse Allah'a ve Resulüne isyan etmiş olur." buyurulmustur. Artık davet edilen kişi oruçlu ise ica­bet eder ve duâ eder. Oruçlu değilse yemek yer ve duâ eder. Eğer yemek yemezse ve icabet etmezse günaha girer ve davet sahibine eziyet etmiş olur. Diğer davetler böyle önemli değildir, denilmiştir.

Bâzı Hanefi âlimleri ise düğün yemeği dâvetine icabet et­menin vâcib olduğunu söylemişlerdir

2. Mâliki, Şafiî ve Hanbeli mezheblerine men­sup âlimler düğün yemeği dâvetine icabet etmenin vâcibliğine, diğer davetlere icabet etmenin müstehabhğına hükmetmişlerdir.

E 1 - H â f ı z , el-Fetih'te : Düğün yemeği dâvetine icabet etme­nin vâcipliğinin şartları şunlardır.- Davet edici erginlik çağına varmış hür ve akıllı olacak, yalnız zenginleri davet edip fakirleri terket-memiş olacak, davet sahibi müslüman olacak, davet gerdeğe giril­diği gün veya ertesi gün olacak, davet edilen kişi daha önce başka bir düğün yemeğine çağınlmamış olacaktır. Eğer iki davetiyeyi be­raber alırsa, akrabalık bakımından daha yakını, akrabalık yoksa komşuluk bakımından en yakın olanı tercih edecektir. Bir de şu şart vardır: Davet edildiği yerde kendisinin gitmesiyle eziyet duyacak bir kimse olmayacaktır, demiştir.

Davet yerinde içki, haram çalgılar ve erkeklerle kadınların ka­rışık evlenmesi gibi dînen yasak olan bir fiil veya durumun bulun­duğunu bilen kimse davete icabet edemez.

1915) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)yden rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Düğün yemeği ilk gün haktır, ikinci gün meşrudur. Üçüncü gün riya ve gösteriştir.»"

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir : Bumun senedindeki râvi Ebû Mâlik en-Na-hal, zayıflıklarına âlimlerin ittifakla hükmettikleri râvüerdendir. Tirmizi kendi sü-neninde bu hadis-t İbn-İ Mes"ud <R.A.)'den merfu olarak rivayet etmiştir.[144][144]

26- (Evli İken Tekrar Evlenen Adamın Son Aldığı) Bakire Ve Dul Kadının Yanında İkamet (Edeceği Sürenin Beyânı) Babı

1916) Enes   (bin  Mâlik)   (RadıyaUâhü ankyden  rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Saltallahü Aleyhi ve Selle m) şöyle buyurdu, demiştir:

«Şüphesiz (son nikahlanan) dul kadın için üç gece ve bakire kız için yedi gece (ikâmet hakkı) vardır.»'*

1917) Ümmü Seleme (Radtyallâhü a«/rfl)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ümmü Seleme (yâni kendisi) ile evlendiği zaman, yanında (üst üste) üç gece ikâmet etti ve (ikâmet süresini kısa tutmasının sebebinin sırayla diğer zevce­lerinin yanında kalması gereği olduğuna işaret etmek üzere) ona şöy­le buyurdu:

«Senin ehlin yanında seninle ilgili bir önemsizlik yoktur. Diler­sen senin için (ikâmet süremi) yedi geceye tamamlarım. Eğer senin için yedi geceyi tamamlarsam, (diğer) karılarımın her birisi yanın­da yedişer gece ikâmet ederim.»"[146][146]

Ümmü Seleme (Radıyallâhü Anhâj'nın Hadisinden Çıkarılan Hükümleb

1. Erkek, karısının hakkını onun anhyabileceği bir dil ile an­latmalıdır.

2. Birden fazla karısı olan kişi bunlar arasında adaletli davran­malıdır.

3. Evli iken dul bir kadınla evlenen adam o dul kadını üç gün­lük ikâmet ile yedi günlük ikâmet arasında serbest bırakmalıdır. Şa­yet üç günlük ikamet ile yetinilir ise bundan sonra sırayla kanları­nın yanında birer gece kalınır. İkâmet süresi yedi güne çıkarıldığı takdirde diğer karıların her birisinin yanında yedişer gün kalınır.

a) Şafii,   Ahmed   ve cumhur'un kavli budur.

b) Mâlik:   Sonradan nikahlanan dul kadın için muhayyer­lik yoktur. Onun hakkı yalnız üç gündür, diyerek Enes    (Radıyal­lâhü anh)'ın 1916 nolu hadisiyle amel etmiştir. Ona göre   Ümmü Seleme    (Radıyallâhü anhâ)'nın bu hadîsinin Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'e mahsus bir hüküm olması muhtemeldir. Böyle bir ihtimal varken   Ümmü   Seleme    (Radıyallâhü an­hâ) 'nm hadisi delil olamaz.

c) Hanefî ler'e   göre adam son aldığı dul kadın yanında üç gece ikâmet ederse diğer karılarının her birisinin yanında üçer gece ikâmet edecek. Şayet yedi gece ikâmet ederse diğerlerinin her birisinin yanında yedişer gece ikâmet edecektir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) karıları arasında adaletli taksimat ya­pardı.    Ümmü   Seleme    (Radıyallâhü anhâ)'nın hadîsinde :

«Eğer senin yanında yedi geceyi tamamlarsam (diğer) kanları­mın her birisinin yanında yedişer gece kalırım» buyurulmuş. H a -nefiler'e göre bunun mânâsı şudur; "Ben senin ile diğer ka­rılarım arasında adaletli davranırım. Senin yanında yedi gece kal­dığım gibi onların yanında da yedişer gece kalırım." Keza onun ya­nında 3 gece ikâmet edince diğerlerinin yanında da üçer gece kal­masının gerekliliği mânâsı çıkar.

Cumhur şöyle cevap vermiştir.- Hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevceleri arasındaki eşitlik hükmü yalnız yedi gece ikâmet hakkındadır. Üç günlük ikâmeti buna kıyaslamak nass karşısında kıyas yapmak demektir ki, böyle bir kıyaslama muteber değildir. Zahir olan cumhur'un kavlidir.

Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) dul iken Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onunla evlenmiştir. Hâl tercemesi 600 nolu hadîste geçmiştir.

E n e s (Radıyallâhü anhJ'm hadîsinden çıkarılan hüküm şu­dur: Evli bir adam tekrar evlendiğinde sonradan evlendiği kadın dul ise onun yanında üç gece ikâmet eder. Sonra mevcut karıları­nın hepsinin yanında adaletli bir şekilde sıra ile ikâmet eder. Son­radan evlendiği kadın bakire ise onun yanında yedi gece ikâmet eder. Ondan sonra sırayla ve adaletli bir şekilde hepsinin yanında ikâmet eder,

Tuhfetü'I-Ahvezî'de şöyle denilmiştir:

"Yukardaki hüküm (yâni anlattığım hüküm) Şafiî, A h -med,   İshak   ve Cumhur'un kavlidir.

Nevevi, Müslim'in şerhinde : 'Bu hadis yeni evlenilen kadın için özel bir hak bulunduğuna delâlet eder. O hak şudur : Eğer bakire ise onun yanında yedi gün ve gece üst üste ikâmet edilir. Son­ra mevcut karılar arasında nöbetle ikâmet etmeye başlanılır. Nö­bet işi hesaplanırken onun yanında kalınan yedi günlük süre müs­tesna tutulur. Eğer sonradan alınan kadın dul ise bu kadın serbest­tir. Dilerse ilk üç gece onun yanında ikâmet edilir, sonra mevcut ka­dınlar arasında adaletli nöbet işine başlanılır. Onun yanında kalı­nan üç günlük süre nöbet işinden müstesna tutulur. Şayet bu dul ka­dın yedi gün ikâmet şıkkını tercih ederse kocası ona uyar. Bu süre bittikten sonra diğer karıların her birisinin yanında yedişer gün ikâmet edildikten sonra sıra bu dul kadına gelir. Şafiî ve ona mu­vafakat edenlerin mezhebi budur. Sahîh hadislerle sabit olan hüküm de budur. Mâlik, Ahmed, İshak, Ebû Sevr, îbn-i C e r i r   ve Cumhur'un kavli budur', demiştir.

Hanefî imamlarından Muhammed, kendi Muvat­ta'mda Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)nın hadîsini ri­vayet etmiştir. Oradaki rivayet şöyledir: «(Ey Ümmü Seleme) diler­sen senin yanında yedi gün ikâmet ederim ve diğer karılarımın ya­nında da yedişer gün kalırım. Dilersen senin yanında üç gün kalı­rım ve (sonra) dolaşmaya başlarım.» buyurulmuş. Ümmü Se­leme (Radıyallâhü anhâ) : (Benim yanımda) üç gün (ikâmet et) demiştir."

İmam Muhammed bu hadîsi rivayet ettikten sonra: Biz bununla amel ederiz. Eğer onun yanında yedi günü tamamlarsa di­ğerlerinin yanında da yedişer gün kalır. Ona diğerlerinden fazla bir hak vermez. Eğer onun yanında üç gün kalırsa diğerlerinin yanın­da da üçer gün kalır. Ebû Hanîfe' nin ve bizim mezhebimi­zin bütün Fıkıhçılannın kavli budur, demiştin"

Tuhfe yazan cumhur'un mezhebine taraftar çıkarak Hanefi âlimlerin yeni karı ile eski karı arasında ve bakire ile dul ka­dın arasında ikâmet bakımından bir farkın bulunmadığı yolunda verdikleri hükmün hadîslerin zahirine uymadığını söylemiştir. Da­ha sonra tmam Muhammed'in Muvatta* üzerinde yazıl­mış olan 'Et-Ta'liku'1-Mümecced* adlı kitaptan uzunca bir parçayı nakletmiştir. Bu eserin sahibi de cumhur'un görüşüne taraftar çık­mıştır .[148][148]

İzahı

Ebû Dâvûd ve Nesai de bunu mânâyı etkilemeyen az kelime değişikliği ile rivayet etmişlerdir.

Ebû Davud'un rivâyetindeki hadis metninde mevcut ben­zer duadan önceki metin meâlen şöyledir:

"«Biriniz bir kadınla evlendiği veya bir hizmetçi (köle veya câ­riye) satın aldığı zaman şöyle desin... ve biriniz bir deve satın al­dığı zaman hörgücünün tepesinden tutsun ve bu (duâ)nın mislini söylesin.»

Ebû Dâvûd demiş ki: Râvi Ebû Said şu ilâveyi de yapmıştır: «Sonra devenin başının kısmından tutsun ve kadın ile hizmetçi hak­kında bereket için duâ etsin.»"

Hizmetçi diye terceme ettiğim hadîsdeki 'Hadım' kelimesinden maksat köle ve câriyedir.

Hadîsdeki emir müstehablık içindir. Bir kadınla evlenen, köle veya câriye satın alan veya hibe gibi yollarla elde eden veya bir hayvana sahip olan bir kimsenin bu duayı yapması meşru ve müs-tehabUr.

1919) İbn-İ Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'&dtı rivayet edildiğine ib­re Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Sizden bir kimse karısının yanına (cinsel ilişki için) yaklaşmak isterken: "(Bismillah) Allah'ım! Şeytanı benden (ve eşimden) uzak 1 aştır ve şeytanı bize vereceğin (zürriyet)den uzak eyle" derse, soı» ra (bu cinsel ilişkiden) onların bir çocuğu olursa Allah Teâlâ şey­tanı o çocuğa musallat etmez veya şeytan o çocuğa zarar veremez >'[150][150]

Bir kısım âlimlere göre cümleden kastedilen mânâ şudur: "Şey­tan o çocuğu dîninden çıkaramıyacaktır. Veya çocuğun bedenine za­rar veremiyecektir. Yahut ona çarpamıyacaktır." Maksat, şeytan onu hiç bir günaha sokamıyacak, demek değildir.

Başka bir kavle göre, maksat, şeytanın o çocuğu büyük günah­lara sokamıyacağıdır.

Diğer bir kavle göre maksat, çocuk büyüdükten sonra bir günah işlediği takdirde şeytan onu tevbe etmekten ahkoyamıyacaktır.

Başka çeşit yorumlar var ise de bu kadarını anlatmakla yeti-nelim.[152][152]

28- (Eşlerin)  Cinsel İlişkide Örtünme (ye Riâyet Etmelerinin Önemi) Babı

1920) Behz bin Hakîm'in dedesi (Muâviye bin Hayda)   (Radtyal-lâhü anhümyden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

—Yâ ResulalIah! Avretlerimizin neresini örteriz (örtmemiz ge­rekir), neresini örtüsüz bırakırız    (örtmeyebiliriz)?    diye sordum.

Efendimiz, (bana) :

—  «Sen avretini  (helâlin olan) karından veya cariyenden baş­ka herkesten sakla!» buyurdu. Ben:

—  Yâ Resûlallah!   Eğer kavm kendi aralarında  (karışık ve bir yerde) olsalar, (avretle ilgili hüküm nedir?) bana bundan haber ver, dedim. Efendimiz (bana) :

—  «Avretini hiç kimseye göstermemeye gücün yeterse sakın av­retini katiyyen gösterme!» buyurdu. Ben t

—  Yâ Resûlallah! Eğer birimiz (tek başına)  boş bir yerde olur­sa? (hüküm nedir)  diye sordum. Buyurdu ki:

—  «İnsanlara nazaran Allah'tan haya etmek daha vâcibtir.»"[154][154] (Radıyallâhü a«A)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcm) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Sizden birisi karısına yaklaşmak (cinsel münâsebette bulun­mak) istediği zaman (karısı ile beraber) örtünsün der) ve yabanî eşeklerin çıplaklığı gibi soyunmasından).»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Hadisi sahâbi'den rivayet eden tabii meç­hul olduğu için senedi zayıftır.[156][156]

İzahı

Bu hadîs müellifin 662 nolu hadîsinin aynısıdır. Orada belirtildi­ği gibi bu hadis Zevâid türündendir. îsnadı da zayıftır.

Hadisin gerekli izahı orada yapılmıştır. Oraya müracaat edilme­si tavsiye olunur.[158][158]

İzahı

Zevâıd türünden olan bu hadîsin açıklanması ile ilgili olarak Sindi   şöyle der:

Allah Teâlâ'nın bakmasından maksat, âhiret günü ilâhi rahme­te müstehak kılınacak öncü mü'minler'e rahmet bakışıdır. Yâni bu kötü fiili işleyen bir kimse, mü'min olarak ölse bile anılan kafile için­de yer alamıyacaktır. Hadis böyle yorumlanınca bu fiili işleyen bir mü'minin ebedi olarak ilâhi rahmetten tamamen mahrum kılınaca­ğı mânâsı çıkmaz.    Böyle bir mânânın çıkarılması zâten hatalıdır. Çünkü:"Şüphesiz Allah  (Teâlâ) zâtına ortak koşulması  (günahı)nı bağışlamaz. Bun­dan başkasını dilediği kimse için bağışlar.[160][160]  (Radtyallâhü anh)\\en rivayet edil­diğine RÖre :

Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : Üç kez (üst üste) "Şüp­hesiz Allah gerçeği bildirmeyi bırakmaz." buyurdu (ktan sonra) : "Mak'adi arında kadınlara varmayınız" buyurdu, demiştir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Haccâc bin Ertât tedlisçidir. Hadis münker olup hiç bir yönden sahih değildir.

(Hadisin senedine ait) durumun böyle olduğunu söyleyen bir ki­şi değildir. T i r m i z i bu hadisi Ali bin Talk (Radi-yallâhü anhJ'den  (merfu* olarak)  rivayet etmiştir.[162][162]

Hadisin Fıkıh Yönü

1. Şer'i hükmü bildirmek hususunda çekingen ve utangaç olma­mak gerekir. Böyle hükümleri münasip bir dille ve gerektiğinde an­latmak îslâmm titizlikle üzerinde durduğu haya adabına aykırı de­ğildir.

2. Makadlarından kadınlara varmak kocaları için de yasak ve haramdır.

1925) Câbir bin Abdillah (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir: Yahudiler t Bir erkek bir kadının tenasül uzvuna kadının makat tarafından varırsa (bu birleşmeden doğan) çocuk gözü şaşı olur, di­yorlardı. Bunun üzerine Allah Sübhanehû t"Kadınlarınız     sizin  için   birekin yeridir. Artık bu ekin yerinize  (kadının rahim yoluna) nasıl is­terseniz varabilirsiniz.[164][164]

İzahı

N e s a i    hâriç Kütüb-i Sitte sahipleri bu hadisi rivayet etmiş­lerdir.

Yahudiler, erkeğin, karısıyla arkadan yâni makadı ta rafından kadının rahim yolu olan tenasül organı ile normal cinsel iliş­kide bulunduğu takdirde bu ilişkiden doğacak çocuğun gözü şaşı ol­duğuna inanıyorlar. Ve böyle söylüyorlardı. Onların iddiasına göre bu şekilde yapılan cinsel ilişki doğacak bebeğin gözlerine zararlı ve dolayısıyla yasaktır. Cenâb-ı Hak hadîste anılan âyet-i kerime'yi in­dirmekle onların itikat ve iddialarının yanlış olduğunu, kadınla yapı­lan normal ilişkide, kadının sırt üstü veya yüzü koyun yahut yanı üzerinde yatması, oturması veya başka şekilde durması doğacak ço­cuğa zararlı olmadığını ve bunda dîni bir sakınca bulunmadığını bil­dirmiştir

Âyet-i Celile'de, kadınlar çocuk yetiştirme bakımından tarlaya benzetilmiştir. Evlenmenin asıl amacı insan neslinin devamı ve çoğal-masıdır. Amaç bu olunca, erkek karısıyla ancak çocuk yetiştirme yo­lu olan kadının tenasül organı ile ilişki kurmaya yetkilidir. Âyet-i Kerime, çocuk yetiştiren tarlanıza varabilirsiniz, hükmünü beyan et­mek suretiyle makadlarında kadınlara varılamıyacağına delâlet eder. Çünkü  makadın  çocuk  yetiştirme  tarlası olmadığı  bilinmektedir.

Mezkûr âyetin iniş sebebinin başka olaylar olduğuna dâir riva­yetler de vardır. Geniş bilgi için Tefsir kitablarına baş vurmak ge­rekir.[166][166]

İzahı

Buharı. Müslim ve Ebiı Dâvûd da bunu riva­yet etmişlerdir. Ahmed ve Tirmizi de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Buhâri ve Ebû Dâvûd'un riva­yetleri uzundur. Oralardaki rivayetlere göre Beni M üs talik savaşının akabinde sahâbiler azil durumunu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemTe sormuşlar ve bu cevabı almışlardır.

Hadîsin:  cümlesi iki şekilde yorumlanmıştır.

Bunlardan birisini tercemede sundum. Buna göre çıkarılan mânâ şu­dur : Azil işini terk etmenizden dolayı bir zararınız olmaz. Siz kadın gebe kalmasın diye azil yapıyorsunuz ve azil işini terk etmeniz hâ­linde kadının gebe kalacağını ve böylece zararlı çıkacağınızı sanı­yorsunuz. Halbuki durum böyle değildir. Çünkü bir canlının yaratıl­masını Allah takdir buyurmuş ise o canlı mutlaka hayat bulacaktır. Sizin tedbiriniz takdiri bozmaz. Allah bir canlının olmasını takdir etmemiş ise siz olmasına çalışsanız bile olmasını sağlıya m azsınız.

Mezkûr cümlenin ikinci yorum şekli şudur: 'Azil yapmanızda bir zararınız yoktur. Yâni mânevi zarar olan günah yoktur." Bu takdirde mezkûr cümle ile azil yapmaya yine cevaz verilmiş olur. Ama azil tedbiri ile kadının gebeliğini önlemek sonucu elde edilmi-yebilir. Çünkü Allah Teâlâ bir canlının hayat bulmasını takdir etmiş ise o canlı mutlaka hayata kavuşacaktır. En basiti, erkeğin habe­ri bile olmadan ve farkına varmadan bir damlacık suyun rahme inti­kal etmesi ile cenin oluşabilir. Bu yoruma Köre Arapça gramerine

vâkıf olanların malumu olduğu üzere;cümlesinde olum­suzluk için olan "Lâ" edatı zaid sayılır

Azil yapmanın yasaklığına hükmeden âlimler ise; ifâdesini iki ayrı cümle kabul ederek şöyle

yorum yaparlar: "... Hayır. Azil yapmamanız üzerinize vâcibtir," Bu yoruma göre ikinci cümle birinci cümleyi te'kid ve takviye içindir.

Azil hakkındaki âlimlerin görüşlerini bu babın son hadisinin iza­hı bölümünde bildireceğim.

Bu hadîs, azil-yapmaktan vaz geçmenin daha iyi olduğuna ve azil yapılsa da yapılmasa da bir canlının yaratılması mukadder ise kim­senin bunu önliyemiyeceğine delâlet eder

1927) Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta ve Kur*an (âyet­leri) inmekte iken biz azil (işini) yapardık."[168][168]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisi A h m e d de rivayet etmiş­tir. Bu hadîse göre adam hür karısı ile cinsel ilişkilerde bulundu­ğunda karısının izni olmadıkça suyunu dışarı akıtamaz. Fakat ca­riyesi ile ilişkide bulunduğu zaman cariyesinden izin almadan su­yunu dışarı akıtabilir.

Tuhfe yazarının beyânına göre, Beyhaki ve Abdür-r e z z â k ' in tahriç ettikleri bir hadîste; "lbn-i A b b â s (Ra-dıyallâhü anh) : Hür kadının izni olmadıkça ondan azil yapılması yasaklanmıştır, demiştir." İbn-i Ebİ Şey be' nin İ b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiğine göre kendisi ca­riyesinden azil yapıyormuş. Beyhaki de İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den bunun mislini rivayet etmiştir. Bu eserler mü­ellifimizin hadisini takviye ederler.[170][170]

Doğum Kontrolü Hakkındaki Hanefî Alimlerin Görüşleri

Ed-DürrüT-Muhtar'm Hazar ve ibaha kitabı nin 'Nazar ve mess"

babının sonunda azil mes'elesinin hükmü anlatılmıştır. Bu kitabın haşiyesinde İbn-i Âbidin, azil mes'elesi hakkında bâzı na­killer yaptıktan sonra şöyle der:

"Ez-Zahîre'de: Erkeğin suyu kadının rahmine ulaştıktan sonra, kadın o suyu dışarı attırmak isterse, âlimler demişler ki: Cenine ru­hun girdiği süre olan 120 gün geçtiği takdirde kadın bunu yapamaz. Bu süre dolmadan önce kadının bunu yapıp yapmıyacağı hususunda yetkili âlimlerimiz arasında ihtilâf olmuştur,  denilmiştir.

El-Haniye sahibi: Ben bu süre dolmamış iken kadına böyle mü-bahlık hükmünü vermeye karşıyım. Çünkü ihrama girmiş olan bir hacı adayı ihramda iken av avlanması yasak olduğu gibi avın yu­murtasını da kıramaz. Kırsa tazminat öder. Çünkü o yumurta bir av hayvanının aslıdır. Bunun gibi rahime ulaşmış meni de bir ce­ninin aslını teşkil etmektedir. Bunu dışarıya attırmak en azından günahtır. Tabii şer'i şerifçe meşru sayılan bir özür yok ise hüküm budur, demiştir. Tamamlayıcı bilgi Ihyâü'J-Mevaf kitabından biraz evvel gelecektir. Allah en iyi bilendir."

Dürrü'I-Muhtâr müellifi 'İhyâü'I-Mevat' kitabının girişinden bir kaç satır önce *EI-Vehbaniyyefden naklen aldığı nazım hâlindeki me­tinde şu beyitler de vardır:

Manâsı: Hamlini düşürmek için kadının ilâç içmesi tahrimen mekruhtur. Cenin henüz şekillenmeye başlamamış iken meşru ma­zeret için kadının ilâç içmesi caizdir.

Eğer kadın isteyerek ölü bir düşük düşürürse kadının yakınları tarafından sağlanan tazminat düşüğün babasına Ödenir.

İbn-i Âbidin yukardaki beyitlerle ilgili olarak şu bilgi­yi sunar:

"EI-Hânlyye'de: 'Cenin henüz şekillenmeye başlamamış iken de bunu düşürmek günahtır. Ancak bir katil günahı kadar değildir, de­nilmiştir.

Anılan meşru mazeret şöyle olabilir: Emzikli kadında gebelik be­lirtisi görülür, onun sütü kesilir, süt anayı tutmaya çocuğun baba­sının maddî durumu elvermez ve emzikli çocuğun hayatı tehlikeye girerse, âlimler demişler ki, cenin henüz kan pıhtısı veya et parçası hâlinde olup şekillenmeye başlamamış ve her hangi bir organı belir­memiş iken, kadın onu düşürmek için ilâç içebilir. Âlimler bunu 120 günlük süre ile takdir etmişlerdir. Anılan şartlar dâhilinde, düşürme­nin câizliğinin sebebi emzikli çocuğu korumak için henüz şekillen­memiş bir düşüğü feda etmektir,1 denilmiştir.

Cenin şekillenmeye başlamış sayılması için el-Künye'de beyan edildiği gibi, ceninin parmak veya ayak yahut da başka bir orga­nının belirlenmesi veya cenin üzerinde tüy bitmeye başlamasıdır.

Kadın isteyerek ve ilâç kullanarak veya başka bir şey yaparak şekillenmeye başlamış Ölü bir cenin düşürürse kadının yakınları, ya­kını yoksa kadın kendi malından 'Gurre' denilen beşyüz dirhem gü­müşü tazminat olarak ceninin babasına öderler. (Bu maddi bir taz­minattır. Kadının işlediği günah bir katil günahıdır. Bu günahı ve mânevi sorumluluğu ayrıdır. Bu tazminatla bağışlanmaz. Kadın ko­casının muvafakati ile bu günahı işlemiş ise yine günah olmakla be­raber 'Gurre' denilen tazminatın ödenmesi durumu yoktur.)

Kadın yine isteyerek ve bir ilâç kullanarak canlı bir cenin dü­şürüp cenin düştükten sonra ölürse, kadının yakınları tam diyet yâ­ni bin dinar altın veya 10 bin dirhem gümüşü çocuğun vârislerine ödiyecekler. Kadının yakınları yok ise kadınln malından tahsil edi­lir. Kadın bu çocuğa mirasçı olamaz. Ayrıca bir köleyi satın alıp azad etmesi buna gücü yetmezse iki ay aralıksız oruç tutması gere­kir. Kadın bir katil günahı işlemiş sayılır."

Yukarıdaki bilgiyi verirken kitabın 'Cenin* babından naklen bâ­zı cümleler eklenmiştir. Bu konu çok geniştir. Tam bilgi için fıkıh kitablanna müracaat edilmesi tavsiye olunur.

Ülkemizde doğum Kontrolü namı altında bir çok yavrucakların canlarına pervasızca kıyıldığı için önemine binâen yukardaki bilgiyi aktarmayı gerekli gördüm.

Bâzı mazeretler dolayısıyla kadının gebe kalmaması için kocası nın muvafakati ile ön tedbir alınması caizdir.    Bu anlamda doğum kontrolünün sakıncası yoktur. Ama yukarda anlatılan durumlar, do­ğum kontrolünün sınırları dışına çıkılmış durumlardır.

Burada âcizane gördüğüm korkunç bir rüyamı sayın okuyucu­larıma bir hâtıram olması ve beni rahmetle anmalarına vesile olması ümidi ile anlatmayı uygun buldum : 1976 yılında bir adam bana mü­racaat ederek, karısının tahminen bir aylık gebe olduğunu ve em­zikli çocuğunun bulunduğunu söyliyerek bu gebelik hâlinin bir ilâç kullanılmak suretiyle giderilmesi için fetva istedi. Gebelik süresinin bu kadar olduğunu ve mazeretlerini dikkate alarak, ilâç kullanma­sında dinî bir sakınca bulunmadığını söyledim. Bunu takip eden gün­lerde şöyle bir rüya gördüm :

Bir meydandayım. Orada içleri su ile dolu üstleri açık bidonlar vardı. Orada 7 - 8 yaşlarında gül ve top gibi çocuklar duruyor. Bâ­zı adamlar bu çocukların boyunlarından ve ayaklarından tutup bu çocukların başlarını bu bidonların içine daldırıp boğuyorlar. Ben de bu manzarayı üzüntülü olarak seyrediyorum.

Sayın okuyucularım! Ben bu korkunç rüyayı gördükten sonra, çok korkmaya başladım ve gebelik süresi ne olursa olsun, bunu gi­dermek için artık fetva vermemeye kesin karar verdim. Ve derim ki, rüya ile şer i mes'eleler için fetva verilmez. Ama yukarıya aldığım El-Hâniye adlı kitabın müellifinin fetvasına bütün içimle katılıyo­rum. Çok ciddî ve meşru bir hayati mazeret olmadıkça cenin he­nüz kan pıhtısı hâline gelmemiş olsa bile bunu düşürmeye kalkışmak günahtır ve yasaktır. Ama gebeliği önleyici azil veya sağlığa zararlı olmayan ilâç kullanmak yahut torba kullanmak kadın ile kocasının ortak muvafakati ile olursa bunda dini bir sakınca yoktur.[172][172]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m hadîsini A h m e d, Müslim ve Ebû Dâvûd da ayni lâfızlarla rivayet etmiş­lerdir. Bâzı rivâyetlerdeki hadisin metin kısmi uzundur. Ayrıca ayni mânâyı ifâde eden başka bir hadîsi yine Ebû Hüreyre (Ra­dıyallâhü anh) 'den merfu olarak Buharı, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizİ, Ahraed, Nesai ve Beyhakİ rivayet etmişlerdir.

Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizi' nin Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den merfu olarak rivayet ettikleri bir hadisin meali şöyledir:

«Kadın kendi halası üzerine nikâhlanamaz. Hala kendi karde­şinin kızı üzerine nikâhlanamaz. Kadın kendi teyzesi üzerine nikâh­lanamaz. Teyze de kendi kardeşinin kızı üzerine nikâhlanamaz. Ne büyük (olan hala ve teyze) küçük (olan kardeşlerin kızları) üzerine, ne de küçük, büyük üzerine nikahlanır.»

Tirmizi, ayni hükümleri ifâde eden benzer bir hadîsi yine merfu olarak t bn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikten sonra Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ile î b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'm hadislerinin hasen - sahih olduğunu söyler.   Tirmizi    bu arada şöyle der:

"Bu hükümler hakkında Ali, İbn-i Ömer, Abdul­lah bin A m r (bin el-As), Ebû Saîd-i Hudrî, Ebû Üsâme, Câbir, Âişe, Ebû Musa ve S e m û -re bin Cündüb {Radıyallâhü anhümî'den de hadisler riva­yet edilmiştir.

Hadislerin tümü, bir adamın bir kadın ve o kadının halasını ve­ya teyzesini birlikte nikâhı altında bulunduramıyacağına delâlet eder­ler. Bütün âlimlerin uygulamaları ve hükümleri bu hadîslerledir. Alimlerden muhalif kalan bir kimseyi bilmiyoruz. Bu hükümlere gö­re bir adam bir kadınla evli iken o kadının teyzesini veya halasını veya onun erkek kardeşinin kızını yahut kız kardeşinin kızım ala­maz. Yâni karısının sayılan yakınlarının hiçbirisi ile evlenemez. Ev-lense ikinci nikâhı hükümsüzdür. Bütün âlimlerin kavli budur."

Tuhfe yazan da bu konuda rivayet edilen bâzı hadislerden söz ettikten sonra el-Hâfız'dan naklen başka sahâbîlerin de konu hak­kında benzer hadisleri rivayet ettiklerini anlatır. Bu cümleden ola­rak   E 1 - H â f ı z' m   şöyle dediğini bildirir:

'Bir kadınla halası veya teyzesinin bir adamın nikâhı altında bir­likte bulundurulamıyacağına dâir hadisi rivayet eden sahâbüerin sa­yısı on beş i bulmuştur. Bu onbeş sahâbinin rivayet ettikleri hadîs, İbn-i Ebi Şeyb.e, Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesaî, tbn-i Mâceh, Ebû Ya'la, el-Bezzâr, et-Ta-berâni, îbn-i Hibbân ve başka hadîsçiler yanında bu­lunmaktadırlar. Eğer sözü uzatmak endişesi olmasaydı ben bunla­rın hepsini ayrıntılı olarak burada zikredecektim.

Tuhfe yazan daha sonra İbnü'l-Münzir. İbn-i Ab-di'1-Berr, îbn-i Hazm, Kurtubi ve Nevevi' nin bu hususta icmâ bulunduğunu söylediklerini ve yalnız Hârici-ler'le Şiiler' den bir grubun bir de Basra fıkıhçıla-nndan Osman el-Betti' nin bu hükümlere muhalif kaldık-lannı ve bu muhalefetin bir değer taşımadığını âlimlerden naklen be­yan etmiştir. Zira bu hüküm sünnetle sabit olmuş ve ilim ehli bu sün­netle ( = hadîsle) amel etmek üzere ittifak etmişlerdir. Artık onla­ra muhalif kalanın muhalefetinin hiç bir zararı ve değeri olmaz.'

Hadîslerdeki «Kadının halası» ve «Kadının teyzesi» ifâdeleri umu­mî mânâda yorumlanmıştır. Yâni ister kadının öz halası olsun, ister kadının babasının veya baba babasının öz halası olsun hüküm ay­nidir. Kadın bu halalarının hiç birisi ile birlikte bir erkeğin nikâhı altında bulundurulamaz. Keza ister kadının öz teyzesi olsun, ister kadının anasının teyzesi olsun veya nenesinin teyzesi olsun hüküm aynidir. Kadın bu teyzelerinin hiç birisi ile birlikte aynı erkeğin ni­kâhı altında bulundurulamaz.

Bir erkeğin nikâhı altında birlikte bulundurulamıyacağını yu­karda anlattığım iki kadından hangisinin nikâhı önce kıyılmış ise o nikâh muteberdir. Ondan sonra kıyılan nikâh bâtıl ve geçersizdir. Meselâ bir adam bir kadınla evli iken o kadının halası veya teyze­si ile evlenemez. Faraza nikâhını kıyarsa bu nikâh bâtıldır. Keza adam nikâhı altındaki karısının yeğeni durumunda olan onun erkek veya kız kardeşinin kızları ile evlenemez. Faraza nikâhını kıyarsa bu nikâh muteber ve geçerli değildir.

Şayet bir adam. birlikte nikâhı altında bulundurması haram olan iki kadının nikâhını bir akitte ve birlikte kıyarsa, her iki nikâh da bâtıldır.

Birlikte bir erkeğin nikâhı altında bulundurulması haram olan kadınlar, ayn ayn zamanlarda aynı erkeğin nikâhı altında bulun­durulabilirler. Meselâ bir adamın kanst ölürse veya adam onu tamamen boşayıp iddeti de biterse adam bu kadının yukarıda anılan yakınlarından istediği bir kadınla evlenebilir. Nasıl ki karısı öldü­ğü veya onu boşayıp iddeti tamamlandıktan sonra adam kendi bal­dızı ile evlenebilir.

Nisa    sûresinin 23. âyetinde nikâhlanması haram olan kadın­lar bildirilmiştir.  Âyet i  Celilenin  meali  şöyledir:

(Ey Müminler!) size (şu kadınlarla evlenmeniz) haram kılın­dı : Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, sizi emziren süt analarınız, süt hemşireleriniz, kanlarınızın anaları ve kendileri ile gerdeğe girmiş bulunduğunuz karılarınızdan yanınızda bulunan üvey kızlarınız. Şayet üvey kızların anaları ile gerdeğe girmemiş ise­niz o kızlarla evlenmenizde bir beis yoktur. Kendi sulblerinizden olan oğullarınızın karıları (= gelinleriniz) ve iki kız kardeşi birlikte ni­kâhınız altında bulundurmanız da — size haramdır — (Câhiliyyet devrinde) geçmiş olanlar müstesna. Şüphesiz Allah gafur ve rahim­dir."

Bu âyet-i celile'yi takip eden 24. âyette evli kadınları da nikah­lamanın haranı ligi bildirildikten sonra :

"Ve bunlar (yâni 23 ve 24. âyetlerde bildi­rilen kadınlar)dan başka kadınlar size helâl kılındı."

Bu âyetin zahirine göre bir kadınla onun teyzesi veya bir kadın­la onun halası bir adamın nikâhı altında birlikte bulundurulabilirler. $ i i 1 e r' in ve Hâriciler'in birer grubu ve Fıkıhçılardan Osman el-Betti bu âyetin zahirini tutmuşlardır. Fakat bü­yük bir hatâya düşmüşlerdir. Çünkü bu konuda 15 sahâbi'den riva­yet edilen hadisler âyetin yukardaki cümlesinin hükmünü husüsi-leştirmişlerdir. Bu bâbta kısmen anılan hadislerde bir adamın nikâ­hı altında birlikte bulundurulması haram kılman kadınlarla ilgili bu hüküm bütün sahâbilerin icmaı. tabiilerin icmaı ve bütün imamla­rın ittifakı ile sabittir. Usul ilminin cumhuruna göre Kur'an âyetle-rindeki hükümlerin ahad hadisi ile hususileştirilmesi caizdir. Çünkü Allah'ın kitabını insanlara açıklayan Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'dir. Bu yetki ve kutsal görev yine Kur'an-ı Kerîm âyet­leri ile Efendimize Allah tarafından verilmiştir.[174][174]

32- Adam Karısını Üç Talâkla Boşar, Kadın Da Başka Erkekle Evlenir De Henüz Gerdeğe Girmeden (Îkincî) Kocası Da Onu Boşar. Kadın İlk Kocasına Dönebilir Mi? (Hükmünün Beyânı) Babı

1932) Âişe (Radtyallâhü a«*â)'dan; Şöyle demiştir: Rifâa el-Kurazi'nin karısı  (Temime el-Kurazîyye)   (Radıyallâhü anhümâ) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeHemJ'e gelerek:

—  Yâ Resûlallah! Rifâa beni boşadı ve (üç talâkla) kesin boşadı. Sonra ben Kurazî Abdurrahman bin ez-Zebîr ile evlendim. Fakat Ab-durrahman'ın erliği elbise saçağı gibi  (gevşek) dir, (cinsel ilişki gö­revini yapamıyor) dedi. Onun bu sözü üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) gülümsedi ve sonra i

—  «Sen Rifâa'ya dönmek mi istiyorsun? Sen diğer kocanın balca-ğızını tatmadıkça o da senin balcağızmı tatmadıkça, bu olamaz.» bu­yurdu."

1933) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ>'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:

Bir adam, karısını boşar. Sonra başka bir adam o kadınla evle­nir ve gerdeğe girmeden bu da onu boşar. Kadın ilk kocasına döne­bilir mi? (onunla tekrar evlenebilir mi?) diye soru soruldu. (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem) :

-Kadının ikinci kocası onun bale a gizini tatmadıkça, (onun ilk kocasına dönmesi) olamaz* buyurdu.[176][176]

33- Muhallil  (=Hulleci Koca)  Ve Muhallelleh (=Kendisî İçîn Hülle Yapılan Koca) Hakkındaki Bâb

Muhallil: Üç talâkla boşanmış bir kadının boşayan kocasına he­lâl olması niyeti ile veya boşamak şartı ile o kadınla evlenen adam'adenilir. Buna Muhill ismi de verilir. Sözde kadını ilk kocasma helâl kılıcı olduğu için ona bu isim verilmiştir.

Muhallel Leh: Kendisi için bu iş yapılan kadının eski kocası, demektir. Lügat mânâsı 'kendisi için helâl kılman' demektir. Sözde, boşadığı kadın başka bir koca ile evlendirilmek sureti ile onun için helâl kılındığından ona bu ad verilmiştir. Babın başlığında geçen bu kelimelerin özlü karşılığını parentez içinde gösterdim. Bu keli­melerden kastedilen mânâyı da yukarda verdim. Hadislerde de bu kelimeler geçeceği için terceme ederken, babın başlığındaki özlü ifâ­deyi kullanacağım.

1934) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'dan;  Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hulleci (koca)yı ve kendisi için hülle yapılan (koca)ı lânetlemiştir."

Not: Zev&id'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedindeki r&vi Zaro'a bin Salih zayıftır. Nesal ve Tirmizi bu hadîsi Abdullah bin Mes*ud (RA.)'den rlv&yet etmişlerdir. Tirmizi bu hadisin hasen- sahih olduğunu söylemiştir.

1935) Ali (bin Ebî Tâlib)  (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hulleci (koca) yi ve ken­disi için hülle yapılan (koca) yi lânetlemiştir."

1936) Ukbe bin Amir (el-Cühenî [178][178]

İzahı

Notta belirtildiği gibi îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'm ve Ukbe (Radiyallâhü anh)'m hadîsleri Zevâid türündendir. Tirmizi ve Nesaî, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'm hadisi olarak ve başka senedle rivayet etmişlerdir. T i r m i z î' nin rivayetinde 'Muhalin* kelimesi yerine 'Muhill' kelimesi kullanılmıştır. Her iki ke­limenin aynı mânâyı ifâde ettiğini yukarda anlatmıştım. Tirmi­zi, İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'm hadisinin hasen -sahih olduğunu ve bu hadîsin müteaddit senedlerle Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'den rivayet edildiğini söylemiştir.

A 1 î    (Radıyallâhü anh)'in hadîsini   Tirmizi   de rivayet etmiştir.

Bir kimseyi lanetlemek, onun Allah'ın rahmetinden ve hayırdan uzaklaştırılmasını dilemek, demektir.

Tuhfe yazarı bu hadîslerin şerhinde şöyle der: "Kadı Iyaz: Muhallil, başkasının üç talâkla boşamış ol­duğu karısının kocasına helâl olmasını ve tekrar onunla evlenebil­mesini sözde sağlamak amacı ile ve o kadınla cinsel ilişkide bulun­duktan sonra boşamak üzere onu nikâhlıyan adama denir. Sanki böy­le yapmak yâni o kadını nikahlayıp cinsel ilişkide bulunmakla, onu kocasına helâl edecekmiş.

Muhallel leh ise kadını boşamış olan kocasına denir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunların ikisini de lânetlemiştir. Çün­kü bu çirkin işte, insan şahsiyeti ve vakarı gider, izzeti nefis kal­maz ve kıskançlık duygusu körelir. Kadının kocası açısından görülen bu rezaletler açıktır. Hulleci koca yönüne gelince, o da rezil ve ke­paze olur. Çünkü o da başka bir adamın gayesi uğruna kendi nef­sini kiraya vermiş ve ücret olarak kadınla cinsel ilişkide bulunma­yı kabullenmiş olur. Çünkü kadının eski kocasına helâl olmasına ve cinsel temas yapmasına imkân sağlamak amacı ile kendisi kadınla ilişkide bulunur. Bu rezalet nedeni iledir ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hulleci kocayı kiralık döl hayvanına benzetmiştir, demiştir.

E 1 - H â f ı z da et-Telhis'te : 'Kocasından üç talâkla boşanan ka­dın' başka koca nikâhlarken boşıyacağmı şart koşsa veya 'Bu kadın­la evlendiğim zaman benden boş olsun' gibi bir şart koşsa, böyle bir şarta bağlı olarak kıyılan nikâhın bâtıl olduğuna hükmeden âlimler bu hadîsi delil göstermişlerdir. Şüphesiz hadîs umumî bir hü­küm taşıdığı için, böyle bir şartla kıyılan nikâhı da kapsar. Başka tür nikâhı da kapsar.

El-Hâkim ve Tabarânî'nin Ebû Cassan yo­lu ile   " N a f î' den   rivayet ettiklerine göre :

"Bir adam İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) 'ya gelerek şu soru­yu sormuş: Bir adam karısını üç talâkla boşamış, adamın kardeşi de bu karı adamla tekrar evlenebilsin, amacı ile nikahlamış. Fakat anı­lan amaç hususunda İlgililer arasında hiç bir danışma, görüşme ve konuşma olmaksızın nikâh kıyılmıştır. Bu ikinci koca karıyı boşar-sa, karı ilk kocası ile evlenebilir mi? İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh),Hayır. (Kadın ilk kocası ile evlenemez.) Ancak başka bir adam (ha­kikî anlamda evlenip) beraber yaşamak amacı ile bu kadınla evlenir, sonra (böyle hile söz konusu değil iken) normal bir boşama olursa o zaman kadın ilk kocası ile evlenebilir. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S eli em) hayatta iken biz bu (soruda anlatılan) birleşmeyi gayri meşru sayardık diyerek cevap vermiştir," şeklinde bilgi vermiştir." Tuhfe yazarı e I - H â f ı z' in sözünü ve onun Hâkim ile Tabarâni' den naklen beyân ettiği îbn-i Ömer (Ra-dıyallâhü anh) 'm hadîsini zikrettikten sonra şöyle der: Bz-Zey-1 â i, NasbuY-Râye'de açıkladığı gibi el-Hâkim, îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'m bu hadîsini el-Müstedrek'te rivayet ederek sahih olduğunu söylemiştir.

T i r m i z i, 1934 nolu îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadisinin mislini îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) '-den rivayet ettikten sonra: 'İçlerinde Ömer bin el-Hattab, Osman bin Affân, Abdullah bin A m r bin e 1 - A s' in da bulunduğu âlim sahâbiler ve tabiîlerin fıkıhçıları bu hadisle amel etmişlerdir. Süfyân-ı Sevrî, lbnü'1-Mü-bârek, Şafii, Ahmed ve İshak'ın kavli de budur. C â r û d bana şöyle dedi: V e k î de böyle hükmediyordu ve rey ehlinin bu konudaki sözleri onların fetvaları içerisinden çıkarılıp atılmalıdır, diyordu.

Yine V e k î demiştir ki: S ü f y â n: Bir adam, bir kadı­nın eski kocası ile evlenebilmesini sağlamak niyeti ile o kadını ni­kahladıktan sonra kadınla yaşamak ve onu nikâhı altında tutmak isterse (yâni eski kocası ile tekrar evlenmesi için kadını boşamak niyetinden cayarsa) adam yeniden ve sıhhatli bir nikâh kıymadıkça kadını yanında tutması haramdır, demiştir. (Yâni hileli olarak kıyı­lan nikâhın hükümsüz olduğunu söylemiştir.)1 der. Allah cümlesin­den râzi olsun.

Tuhfe yazan Tirmizi' nin yukardaki sözlerinin açıklaması bölümünde şu bilgiyi vermiştir:

"Sübülü-s-Selâm'da: 'Bu hadîs (yâni îbn-i Mes'ud (Ra~ dıyallâhü anh)'in bu bâbtaki hadîsi) hulleciliğin haram lığına delâ­let eder. Çünkü, lanet ancak haram bir şey işleyen için olabilir. Ha­ram olan her şey yasaktır. Yasaklama hükmü, kıyılan nikâhın bo­zukluğunu gerektirir. Âlimler, bu hileli nikâh için bir kaç misal ge­tirmişlerdir. O misallerin bir kısmı şunlardır:

Birincisi: Hulleci koca karıyı nikâhlarken akid içinde, ben onu eski kocasına helâl ettirince  (yâni onunla evlenip gerdeğe girdikten sonra) bizim nikâhımız sona ermiş olsun, der. Böyle kıyılan ni­kâh akdi, geçici nikâh mâhiyetini arzeder ki böyle muvakkat nikâh yapılamaz.

İkincisi: Hulleci koca kadınla nikâhını akdederken-, Bu kadım eski kocasına helâl ettireceğim zaman onu boşayacağım, der.

Üçüncüsü: Eski koca ile yeni koca hülle işinde antad kalırlar. Amaç, kadının yeni koca ile dâimi bir evlilik hayatı sürmesi değildir. Kadının tekrar eski kocasına helâl olmasını sözde sağlamaktır. Fa­kat nikâh akdedilirken bu amaçtan söz edilmiyor.

Hadisdeki lanetleme umumi ve şümullü olduğuna göre bu misal­lerin tüm ündeki nikâh akdinin bâtıl ve hükümsüz olması gerekir. Bu misallerin bir kısmında nikâh akdinin batıl sayılması hususun­da ihtilâf var ise de nikâhın sahîh olduğunu söyleyenlerin elinde bir delil yoktur. Bu nedenle bu söz ile amel edilmemesi icap eder,' denil­miştir.

Hafız Zeylaî, Nasbü'r-Râye'de şöyle der: 'Hanefi Fıkıh kitablarmdan el-Hidâye sahibi bu hadîsi yâ­ni "Allah Muhallil'e ve Muhallel leh'e lanet eylesin" hadîsini delil göstererek, hülle şartı ile kıyılan nikâhın mekruhluğunu söylemiştir. Halbuki hadîsin zahiri böyle kıyılan nikâhın haramlığını gerektirir. Nitekim   A h m e d' in   mezhebi budur.'

Z e y 1 âî' nin beyânına göre kıyılan nikâhın geçerli olduğuna hükmedenler şu noktaya dayanıyorlar: Hadîste hulleci kocaya Mu-halül yâni kadını eski kocasına helâl ettiren, denilmiştir. Ona bu is­min verilmesi nikâh akdinin sahîhliğine delâlet eder. Çünkü Muhal-UI, helâlliği gerçekleştiren, demektir. Eğer nikah akdi bâtıl olsaydı, Muhallil ismi verilmezdi.

Tuhfe yazarı bundan sonra şöyle der:

"Şüphesiz, îmam Ahmed'in söylediği gibi böyle bir ni­kâh akdinin haram lığı, hadîsten anlaşılan açık hükümdür. Hulleci kocaya Muhallil isminin verilmesi adamın sanısına göredir. Çünkü üç talâkla boşanmış bir kadınla, boşamak niyeti veya şartı ile nikâh akdini yapan hulleci koca, kendisinin bu kadınla böyle bir nikâh ak­dini yapıp onunla cinsel temasta bulunmak'sureti ile kadını eski ko­cası için helâl ettirdiğini sanıyor. îşte bu sanısı dolayısıyla ona Mu­hallil ismi verilmiştir. Yoksa bu adam böyle yapmakla gerçekten ka­dını eski kocasına helâl ettirdiği için ona bu isim verilmiş değildir, 'îbn-i   Ömer    (Radıyallâhü anhümâ) 'nin.- Biz bunu Resûlullah

 (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında gayri-meşru bir birleşme sayardık' mealindeki hadîsi bu durumu aydınlatır." Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın bu hadisinin sahih olduğunu yukarda H â-k i m' den    naklen beyan etmiştik.

Sindi,   Tirmizi1 nin   şerhinde: 'Rey ehli yâni   E b û H a n i f e   ve arkadaşlarının cevabı şöyledir: Rey ehlinin kavli bu hadîse muhalif değildir. Çünkü lanetlemek, bazen işin rezaleti ve erkeklik haysiyetinin yara alması nedeni ile olabilir. Hulleci kocaya 'Muhallil' ismi verilmesi kıyılan nikâh akdinin şahinliğine   delâlet eder. Çünkü bu kelimenin mânâsı helâl ettirici, demektir.    Eğer nikâh akdi sahih olmazsa helâl ettirme durumu gerçekleşmez. Ha­diste, kıyılacak nikâh akdinde, boşama şartının bulunmasından veya bulunmamasından söz edilmemiştir. Bu itibarla hulleci kocaya 'Mu­hallil = Helâl ettirici' isminin verilmesi ile böyle yapanların lanetlen­mesi noktalarının arasını bulmak ve hadisdeki bu iki noktayı uzlaş­tırmak için lânetlemeyi böyle nikâh   kıymayı  haram kılmak mânâ­sına değil de işin çirkinliğine bağlayıp böyle yorumlamak gerekir. Hadis böyle yorumlanınca, kadının eski kocasına helâl ettirilmesi ni­yeti veya şartı ile kıyılan nikâhın bâtıl olduğuna bir delâlet olmaz,' demiştir.

Tuhfe yazarı S i n d i' nin bu sözlerini naklettikten sonra: 'Lanetlemenin, böyle nikâh akdinin haramlığı için olmayıp işin re­zaleti için olduğunu söylemek dayanaksız ve mücerret iddiadır. Bi­lâkis Allah'ın laneti ancak yapılan işin haramlığı nedeni iledir. Hul-leciye Muhallil, denilmesinin nikâh akdinin şahinliğine delâlet etme­diği yukarda anlatılmıştır, * demiştir.

Tuhfe yazarı daha sonra H a t t â b î' den şunu nakletmiştir: ' H a 11 â b î, el-Maâlim'de : Kadın ikinci koca ile nikahlanır-ken, kadının eski kocası ile yeni kocası arasında kadını boşamak şar­tı söz konusu edilmiş ise kıyılan nikâh bâtıldır. Çünkü muvakkat bir nikâh olmuş olur. Fakat böyle bir şart söz konusu edilmeyip, tarafların besledikleri niyet bu ise kıyılan nikâh mekruh sayılır. Eğer bu şekilde nikâh kıyılıp ikinci koca kadınla cinsel temasta bulun­duktan sonra boşarsa, kadının iddeti bitince eski kocası ile evlene­bilir. Bir çok âlim, tarafların kadının ikinci kocasından ayrılmasını şart koşmasalar bile böyle bir şeyi düşünmelerini ve kalblerinde ni­yet etmelerini mekruh saymışlardır. Yalnız bir tarafın böyle düşünme­sinin hükmü de budur.

İbrahim   Nahai:   İkinci koca, kadınla dâimi olarak ev­lilik hayatını sürdürmek amacını gütmedikçe, o kadınla bir süre yasadıktan yâni cinsel ilişkide bulunduktan sonra onu boşasa, kadın eski kocası ile evlenemez. Eğer eski koca, yâni koca ve kadından bi­risinin niyeti kadının eski kocaya varması için bu nikâhı yapmak ise kıyılan nikâh bâtıldır. Ve kadın böyle bir nikâh ve birleşmeden son­ra boşanmakla eski kocası ile evlenemez, demiştir.

Süfyân-i Sevri: İkinci koca kadını eski kocasına he­lâl ettirmek niyeti ile onunla nikahlandıktan sonra niyetini değişti­rip kadını boşamamaya karar verirse, benim görüşüm ve uygun gör­düğüm yol adamın kadından ayrı durup yeniden nikâhını kıyma­sı d ir, demiştir.

Ahmed    bin   Han bel   de   Süfyân   gibi söylemiştir.

Mâlik bin Enes de şöyle demiş : Durum ne olursa ol­sun derhal kadın ile ikinci koca birbirisinden uzaklaştırılır ve kadın eski kocası ile böyle bir nikâhtan sonra evlenemez,' diye bilgi ver­miştir.

Tuhfe yazan H a t t â b î' den yukardaki bilgileri naklettik­ten sonra: Şafiî şöyle demiştir: Eğer ikinci kocanın nikâh ak­dinde her hangi bir şart söz konusu edilmezse kıyılan nikâh, sahih­tir. Tarafların kablerindeki gizli niyet nikâh akdini bozmaz. Çünkü niyet hatıra gelen bir şeydir. Hatıra bir şeyin gelmesinden dolayı in­san günah işlemiş sayılmaz. El-Hâfız el-Münzirî, et-Tei-hiz adlı kitabında Şafii' nin böyle söylediğini nakletmiştir. Ben derim ki   Şafii' nin   bu sözü hakkında da konuşulmuştur."

Tuhfetü'l-Ahvezî bundan sonra Ömer bin el-Hattâb CRadıyallâhü anhJ'den rivayet edilen ve bu konu ile ilgili eserlerini nakletmiştir. Bu eserlerden Ibn-i Ebî Şeybe' nin tahriç ettiği birisinde   Ömer    (Radıyallâhü anh) :

"Bana intikal ettirilecek her hul­leci kocayı ve kendisi için hülle yapılan her kocayı recmedeceğim, demiştir.**

Şafii mezhebinin mutemed Fıkıh kitablanna göre, ikinci ko­ca her hangi bir şartla kadını nikahlarsa o nikâh bâtıldır. Böyle bir şart koşulmamakla beraber, kadının ikinci kocası tarafından boşa­nıp tekrar eski kocasına varması niyetini beslemek ise mekruhtur.

Hanefi fıkıh kitaplarından Fethül-Kadîr'de şöyle denilmiştir: 'İkinci koca kadım bir şart koşulmadan nikahlarsa duruma bakılır. Eğer bu adam hulleci koca olarak tanınıyor ise yapılan iş tahrimen mekruhtur.'

Bu bâbta rivayet olunan hadîsler yüce dinimizde Hüllenin yeri olmadığına delâlet ederler. Konu hakkında daha geniş bilgi için Fı­kıh kitaplarına müracaat edilmesi tavsiye olunur.[180][180]

İzahı

Kütüb-i Sitte'nin tümünde bu hadis vardır: Bâzı rivayetlerde 'Neseb' kelimesi yerine 'Vilâdet' kelimesi bulunur. Asıl mânâsı do­ğum olan Viladet ve Velâdet kelimelerinden soy mânâsı kastedildiği için Neseb mânâsını ifâde eder. Bu hadîs bâzı rivayetlerde meâlen şöyledir:

"Şüphesiz Allah, soy nedeni ile (nikanlanmasını) haram kıldığı kimseleri süt nedeni ile de haram kılmıştır."

Neseb yâni soy birliği nedeni ile nikâhlanması haram olan ka­dınlar Nisa sûresinin 23. âyetinde sayılmışlardır. Âyeti Celîle'-nin mealini 1931 nolu hadîsin izahı bölümünde bir münâsebetle sun­muştum. Bunu tekrarlamaya gerek gürmüyorum. Âyet-i Celile'de sa­yılan kadınlarla ilgili özlü bilgi vermekle yetineceğim :

Âyetinde soy nedeni ile ebedî olarak nikâhlanması haram kılınan kadınlar yedi grup'a ayrılır t

1. Anadır. Adam, kendi anası ile evlenemez. Büyük analar yâ­ni baba anası, ana anası ve daha yukarı derecelerde kalan neneler, ana hükmündedir.

2. Kızıdır. Adam kendi kızı ile evlenemez. Oğlunun kızı, kızının kızı ve daha aşağı derecelerdeki kız torunlar, adamın öz kızı hük­mündedir.

3.  Ana - baba bir, yalnız baba bir veya yalnız ana bir kız kar­deşlerdir. Adam kız kardeşleri ile evlenemez.

4. Haladır. Adam, babasının kız kardeşi ile evlenemez. Adamın dedesinin kız kardeşi ve daha yukarı derecelerdeki halalarının hük­mü öz halanın hükmüdür.

5. Teyzedir. Adam anasının kız kardeşi ile evlenemez. Adamın ana anasının kız kardeşi ve daha yukarı derecelerdeki teyzelerinin hükmü de budur.

6. Erkek kardeşin kızıdır. Baba ana bir, yalnız baba bir ve yal­nız ana bir erkek kardeşler arasında bu hususta bir fark yoktur. Bun­ların oğullarının kızları, kızlarının kızları ve daha uzak yeğenleri de öz kızları hükmündedir.

7. Kız kardeşinin kızıdır. Baba ana bir, yalnız baba bir ve yal­nız ana bir kız kardeşlerinin hepsinin hükmü aynıdır. Kişi kız kar­deşinin kızı ile evlenemiyeceği gibi kız kardeşinin oğlunun kızı ve­ya kız kardeşinin kızının kızı ve daha uzak derecelerdeki kız yeğen­lerin hiç birisi ile evlenemez.

Soy sebebi ile nikâhlanmasmın haramlığı Nisa sûresinin 23. âyeti ile sabit olan kadınlar yukardaki yedi kadın ve onların hük-münde olan kadınlardır.

İzahına çalıştığımız Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nın 1937 nolu hadisi, îbh-i Abbâs (Radıyallâhü anhl'ın 1938 nolu hadisi ve benzeri hadisler. Soy sebebi ile haram olan kadınların süt sebebi ile de haram olduğuna delâlet ediyorlar. Şu halde yukardaki yedi grup kadın süt sebebi ile de haramdır. Bir kadın bir çocuğu emzi-rince, çocuğun anası olmuş olur. Süt sahibi olan kadının kocası da o çocuğun babası olmuş olur. Şöyle de söylemek mümkündür: Süt emen çocuk, sütünü emdiği kadının ve süt sahibi kadının kocasının öz çocuğu hükmündedir. Artık bu çocuk, erkek ise süt anası, süt kızkardeşi, süt halası, süt teyzesi, süt kardeşlerinin kızları ve yukar-daki yedi maddede anılan kadınların süt nedeni ile benzerlerinin hep­si haramdır.[182][182] (Radıyallâhü anh)'in kızı (ile evlenmesi için Hz. Ali (Radıyallâhü anh) tarafından) teklif yapıldı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ:

«Hamza'nın kızı benim süt kardeşimin kızıdır. Şüphesiz soy se-bebîtonikâhlanmasi) haram olanlar süt sebebi ile de haramdır.»"[184][184]

İzahı

Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tabarânî ve N e s a î de bu hadîsi rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde az bir kelime değişikliği var ise de bu değişiklik mânâyı etkilemediği için belirtmeye gerek görmüyorum.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in muhterem eşlerin­den Ümmü Habîbe (Radıyalfâhü anhâ) bir adamın karısı hayatta ve onun nikâhı altında iken baldızı ile evlenmesinin haram olduğunu bilmediği için kız kardeşi A z z e (Radıyallâhü anhâ) ile evlenmeyi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e teklif etmiş­tir. Bu kadının ismi M ü s 1 i m ' de de böyle geçmiş, Buharı ve Ebû Davud'un rivayetlerinde ismi belirtilmemiştir. T a" b a r â n İ' nin rivayetinde ise H a m n e olarak geçmiştir. El-H â f ı z ' m beyânına göre kadının ismi hakkındaki en meşhur olan, A z z e ' dir. E 1 - M ü n z i r i ise onun isminin H a m n e oldu­ğunu söylemiştir .

Ümmü Habibe (Radıyallâhü anhâ) Ebü Süfyân (Radıyallâhü anh)'m kızı ve M u â v i y e (Radıyallâhü anh)'in kardeşidir. Adı Remle' dir. İslâmiyetin ilk günlerinde müslü-manlığı kabul eden bu hatun kocası Abdullah bin Cahş ile birlikte Habeşistan'a hicret etmişti. Orada kocası hris-tiyanlaşmış ve ölmüştü. Orada dul kalan Ümmü Habîbe (Ra­dıyallâhü anhâ)'nın nikâhı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'e vekâlet edilmek sureti ile orada kıyılmış, mehiri de N e c â ş i (Radıyallâhü anh) tarafından ödenmiş ve Medine'ye gönde­rilmişti.

65 hadisi bulunan Ümmü Habîbe (Radıyallâhü anhâ) 'nin hadîslerinden ikisini Buhâri ile Müslim ittifakla ve iki hadîsini Müslim münferiden rivayet etmiştir. Kütüb-İ Sitte'-nin diğerlerinde de O'nun hadisleri rivayet edilmiştir. Râvileri ise kızı Habîbe (Radıyalâhü anhâ), kardeşi M u â v i y e (Ra­dıyallâhü anh) ve A n b e s e (Radıyallâhü anh)'dır. Ebû U b e y d ' in   dediğine göre hicretin 44. yılında vefat etmiştir.[186][186]

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i ve Ebû Seleme (Rachyallahü anh)'ı emziren Süveybe, Hamza {Radıyal­lâhü anh)'ı da emzirdiği bundan önceki hadisin izahında belirterek bu hatun hakkında özlü bilgi vermiştim.

Adamın kendi üvey kızı ile evlenmesinin harami ığı Nisa sû­resinin 23. ayetinin nassı ile sabit olduğu halde Ümmü Habibe (Radıyallahü anha)'nın Ümmü Seleme (Radıyallâhü an­hâ)'nin kızı ile evleneceğini nasıl konuşma konusu etmiştir? diye bir soru hatıra gelebilir. Ümmü Habîbe (Radıyallâhü anhâ) kendi kıx kardeşini de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e teklif etmişti. Bu da mezkûr âyetin nassı ile yasaklanmıştı. Yani iki kız kardeşin birlikte bir adamın nikâhı altında bulundurulması mez­kûr ayetle yasaklanmıştır. Yukarda bu teklifle ilgili olarak: Ünmû Habibe (Radıyallâhü anhâ) her halde bunun yasak olduğunu bilmediği için bu teklifte bulunmuş, demiştik. Aynı cevâbı üvey kız­la ilgili soruya kargılık vermek mümkündür. Her insanın her şeyi bil­mesi beklenemez.

Yukardaki iki soruya şöyle cevap vermek de mümkündür: Üm­mü Habîbe (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için bunların yasak olmadığını sandığı için böyle söyle­miş olduğu muhtemeldir. Nitekim dört kandan fazla almak Kur'an âyeti ile Ümmet-i Muhammediyye'ye yasak olduğu halde Resûl-i Ekrem için caiz kılınmıştı.[188][188]

35- 'Bir Ve İki Defa Süt Emmek (Nîkâhlamayı) Haram Etmez* Babı

1940) Ümmü'I-Fadl  (Lübâbe  bintü'l-Hâris [190][190]

İzahı

Ü m m ü ' 1 - F a d 1 (Radıyallâhü anhâ)'ın hadisini A h m e d ve   Müslim   de rivayet etmişlerdir.

Âişe (Radıyallâhü anhâ)'mn ilk hadîsini Buhar î'den başka Kütüb-i Sitte sahipleri ile Şafiî ve A h m e d rivayet etmişler   T i r m i z î,   bunun hasen - sahih olduğunu söylemiştir.

Hadislerde geçen "Massa" ve "Rad'a" kelimelerini açıklayalım: Massa i Bu kelimenin sözlük mânâsı: Bir şeyi bir defa emmek ve

yavaşça içmektir. Burada kastedilen mânâ: Emzikli kadının sütünü

bir defa sorup içmektir.

Rad'a t Bir defa süt emmek ve içmektir.

Ümmü'I-Fadl (Radıyallâhü anhâ) 'in hadisinde Rad'a mı, Massa mı kullanıldığı yolundaki tereddüt râviye aittir. Hangi kelime vârid olmuş ise hüküm ve mânâ def işmez. Çünkü kastedilen mânâ bir defa süt emmektir.

Massatân j Massa'nın tesniyesidir. îki massa, demektir. Rad'atân î Rad'a'nın tesniyesi olup iki rad'a demektir.[192][192] âyetidir.

Bu âyete göre evli bir erkek öleceği zaman karısının bir yıllık yiyecek, giyecek ve oturacağı mesken masrafını karşılayacak bir meb­lâğı vasiyet etmesi gerekir. Kocası ölen kadının iddeti de bir yıldır. Bu süre dolmadıkça kadın evlenemez. tslâmiyetin ilk zamanlarında hüküm böyle idi. Iddet süresine âit bu hüküm sonra inen:

= "... ve sizden Ölüp de karılarını geride bırakanların   karılankendi kendilerine dört ay on gün beklerler.[194][194]

Bir Erkek İle Bir Kadının Bir Biri İle Evlenmesine Mâni Olan Süt Emme Sayısı Hakkındaki Âlimlerin

Görüşleri

1. Hanefî âlimleri, Mâlik ve cumhura göre söz konu­su evlenme haramlığı, bir defa ve azıcık süt emmekle de gerçekleşir.

Bu görüş, tbn-i Abbâs, îbn-i Mes'ûd, îbn-i Ömer, Sevrî, Said bin el-Müseyyeb, el-Ha-san, Zührî ve Katâde' den de rivayet edilmiştir. Allah cümlesinden râzi olsun.

Bunların delili nikâhlanması haram olan kadınların sayıldığı Nisa   sûresinin 23. âyetindeki;

ve sizi emzirmiş olan süt analarınız, süt hemşireleriniz nazm-i celîlinin umu­miliğidir. Çünkü bu âyette emzirme işinin defalarca tekerrür etmesi şartı söz konusu edilmemiştir.

Diğer bir delil de "Soy sebebi ile nikâhlanması haram olanlar süt sebebi ile de haramdır." mealindeki hadîslerin umumîliğidir.[196][196]

36- Erlik Çağındaki Bir Kimsenin Süt Emmesi(Nin Nikahlamanın Haramlığına Sebep Olduğu)  Babı

1945) Aişe (Radtyallâkü anhâ)'âan; Şöyle demiştir: (Ebû Huzeyfe'nin karısı) Sehle binti Süheyl (Radıyallâhü anhüm) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek t

—  Yâ Resûlallahî   (Evlâtlığımız)  Salimin yanıma girmesinden dolayı (kocam) Ebû Huzeyfe (bin Utbe)'nin yüzünde cidden bir hoş­nutsuzluk görüyorum, dedi.   Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Sehle'ye :)

—  «Sen Salim'e süt emzir- buyurdu. Sehle:

—  O, yetişkin bir adam olduğu halde ben nasıl onu emzireyim? dedi. Bunun üzerine Resûluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gülüm­sedi ve:

—  «Ben onun yetişkin bir adam olduğunu şüphesiz biliyorum.» buyurdu. Sehle (Radıyalâhü anhâ) da (gidip bu işi) yaptıktan son­ra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek;

Ben (Sâlim'e süt emzirdikten) sonra (kocam) Ebû Huzeyfe (Ra­dıyallâhü anh)'uı yüzünde bir hoşnutsuzluk görmedim, dedi. Salim (onun sütünü emmeden önce) Bedir savaşma katılmış idi."[198][198] âyeti inince Ebû Huzey-f e (Radıyallâhü anh)'m karısı S eh 1 e (Radıyallâhü anhâî Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e müracaat ederek durumu ar-zetmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de Sehle (Ra­dıyallâhü anhâ) 'nın Salim (Radıyallâhü anh) 'ı emzirmesini em­retmiştir. M â 1 i k' in rivayetine göre efendimiz, beş defa emzir­mesini emretmiş ve Sehle (Radıyallâhü anhâ) da onu beş defa emzirmiştir.

Tekmile yazarı kadının bir erkeği emzirmesi usulü hakkında şöy­le der:

"îbn-i Abdi'1-Berr: Yetişkin erkeği emzirmek şöyle olur: Kadının sütü bir kaba sağılır. Sonra erkek onu içer. Kadının, memesini erkeğin ağzına vermesi suretiyle olan emzirmeyi hiç bir ilim adamı uygun görmez, demiştir.

Kadı Iyâz da: Her halde Sehle (Radıyallâhü anhâ) kendi sütünü bir kaba sağmış sonra Salim (Radıyallâhü anh) da o sütü içmiştir. Salim, onun memesini emmemiş ve onların tenleri birbirine dokunmamıştır. Çünkü nâmahrem erkeğin, kadının memesini görmesi ve herhangi bir uzvunun ona dokunması caiz de­ğildir, demiştir.

Nevevi de Kadı Iyâz'in bu yorumunu tasvip et­miştir.

İbn-i Sa'd'ın Vâkıdi' den rivayetine göre Sehle (Ra-dıyallâhü anhâ) hergün yeteri kadar sütünü bir kaba sağardı. Sa­lim (Radıyallâhü anh) de içerdi. Beş gün böyle yapıldıktan son­ra artık Sehle (Radıyallâhü anhâî 'nın başı Örtüsüz olduğu hal­de   Salim   onun yanına girerdi.

Yukarıda anılan âyetle evlâtlığın iptali nedeniyle, nâmahrem durumunda olan   S â I i m    (Radıyallâhü anh)'in   Sehle    (Radıyallâhü aflha)'nm odasına girmesini dinî kurallara aykırı gören Ebû Huzeyfe (Radıyallâhü anh) odasına Salim (Radı­yallâhü anh) eskisi gibi girmesinden hoşlanmamıştır. S e h I e (Ra­dıyallâhü anhâ) da bu hâli Ebû Huzeyfe (Radıyallâhü ann)'in yükünden sezince, durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SelJem)'e arzetmiştir.

Hadîs metninin sonundaki: "O, (yâni Salim, Sehle'nin sütünü em­meden önce) Bedir savaşına katılmıştı." cümlesinden maksat, S â -1 i m ' in süt emdiği sırada erginlik çağına ermiş olduğunu te'yid et­mektir.[200][200]

İzahı

Kütüb-i Sitte'nin diğerlerinde bu hadise rastlamadım. Hadiste anılan recmetme âyeti, .müellifin 2553 nolu hadîsinde geç­mektedir. Âyet şöyledir:"evli erkek ve evli kadm zina ettikleri zaman muhakkak onları recmediniz."

Bu âyetle ilgili gerekli bilgi orada verilecektir. Burada şunu be­lirtmekle yetinelim. Bu âyet, okunması neshedilip hükmü neshedtl-meyen âyetlerdendir.

Yetişkin kişinin 10 defa süt emmesi sebebi ile nikâhın haramlı-gma dâir âyetin de okunmasının mensûh olduğu ma'lumdur. Müellifin bu hadisi bu bâbta zikretmesi bu âyetin hükmünün mensuh ol­madığının belirtisidir.

Sindi bu hadisin haşiyesinde: Bu hadîs, süt emme sebebi ile oluşan nikâh haramhğınm yetişkinler hakkında 10 defa süt emmek şartına bağlı olduğuna delâlet eder. Fakat küçük çocukların da ay­ni hükme tâbi olduğuna delâlet etmez, demiştir.

1943 nolu  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın hadîsi 10 defa süt em­meye âit âyetin beş defa süt emmeye âit âyetle neshedildiğine delâ­let eder. Her iki hadisin birleştirilmesi için bu hadisi böyle yorumla­mak gerekir, kanaatındayım.

 i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın bu hadîsinin delil olup olami-yacağı hususu, onun 1942 nolu hadisine âit husus gibidir. Oradaki itiraz burada da söz konusudur.

Bu hadiste sözü edilen âyetlerin yazılı olduğu yaprağın bir ko­yun veya keçi tarafından yenildiğine dâir  i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın sözünden maksat bu iki âyetin, okunması gereken Kur'an*-dan olduğunu söylemek değildir. Çünkü böyle bir söz, Kur'an-ı Ke-rîm'de bir değişikliğin bulunmasını gerektirir ki, bu imkânsızdır. Nas-sa muhaliftir. Zira Kuranı Kerîm'in her çeşit tağyir ve tebdilden mahfuz bulunduğu. Allah Teâlâ'nın onun koruyucusu olduğu;

"Şüphesiz Kuranı biz indirdik ve şüphesiz onun koruyucusu biziz" âyeti ile sabittir. A i ş e (Radı­yallâhü anhâ) bu iki âyetin okunmasının mensuh olup hükmünün mensuh olmadığını söylemek istemiştir. Şu var ki 10 defa süt emme­ye âit âyetin hükmünün beş defa süt emmeye âit âyetle neshedildiği yine    Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ) dan rivayet edilmiştir.

Hadîste geçen "Dâcin" evde beslenen koyun ve keçiye denilir. Hadiste anılan yaprağı yiyen hayvan ya koyun veya keçi olduğu için bu duruma parentez içi ifâde ile işaret etmek istedim. Bu kelime ev­cil diğer hayvanlar için de kullanılır.

Hâl Tercemesi

Salim Mevlâ Ebf Huzeyfe (R.A.)'a Salim bin Malul denilirdi. Aslen İranlı olan bu zât Bedir gazilerinden meşhur ve çok değerli ilk müslümanlardandır. En-sâr'dan bir kadının mevlâsı yani azadlısıdır. Ona mevla Ebİ Huzeyfe deniliyor fen­de aslında Ebû Huzeyfe'nin azadhsı değildir. Ebû Huzeyfe onu evlât edinmişti Ev­lât edinmek yasaklanınca ona mevla Ebİ Huzeyfe denildi. Salim, Ebû Rusaiffa ta­rafından bir zaman evlât edinildiği için Kureyş'ten, aslen İranlı olduğu İçin acem' den, hicret ettiği için muhacirlerden ve Ensâri bir kadının azadlısı olduğundan En-sar'dan sayılırdı. Kur'an-ı en güzel okuyanlardan idi. Ebû Bekir (RA.)'m hilafeti döneminde Yemame savaşında şehid edildi. (El-Menhel C. 4* Sah. 300)[202][202]

İzahı

Buharı, Müslim, Ebû Dâvüd ve N e s a i de bunu rivayet etmişlerdir.   Bâzı rivayetlerde;    

«Kimlerin sizin süt kardeşleriniz olduğuna dikkat ediniz.» buyurul-muştur. Bu ve benzeri az lafız değişikliği var ise de mânâyı etkile­mez.

Âişe (Radıyallâhü anhâJ'nin odasında oturan süt kardeşinin isminin ne olduğu, rivayetlerde bildirilmemiştir. El-Hâfız: Ben bu zâtın adına rastlıyamadım. Ebü'l-Kays'ın oğlu olduğunu sanıyorum, demiştir.

Hadîsin;   cümlesi veciz bir ifâdedir.    Îkişekilde yorumlanmıştır. Birinci ve kuvvetli yorum şudur: "Nikah­lamanın haramlığına ve bir kadın ile bir erkeğin yalnızca bir oda­da durmalarının câizliğine sebep olan süt emme işi, süt emicinin, açlığını sütle giderecek, küçük yaşta bir çocuk olduğu zamana mah­sustur. Çünkü çocuğun midesi zayıftır, süt onu doyurup besler. Bu nedenle çocuk, emrizen kadının bir parçası ve öz çocukları gibi olur. H a 11 â b i böyle yorumlamıştır. Bu yoruma göre süt emenin çocuk olması şarttır.   Yetişkin kişinin emdiği süt muteber değildir.

Sindi" nin dediği gibi böyle yorum yapılınca bu hadisten çıkarı­lan hüküm hadisin râvisi  i ş e (Radıyalâhü anhâ)'nm görüşü­ne ters düşer. Çünkü  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'mn görüşüne gö­re büyüK yaştaki kişinin emdiği süt de muteberdir. Onun delillerin­den birisi 1943 nolu S e h 1 e (Radıyallâhü anhâ)'ya ait hadisidir. A i ş e (Radıyallâhü anhâl'mn 1943 ile 1945 nolu hadislerin arası­nı bulmak için şöyle demek gerekir:  i ş e bu iki hadîsin buyu-ruluş târihlerini bilir. Onun görüşüne göre 1945 nolu hadîs 1943 no­lu   Sehle    (Radıyallâhü anhâ)'nın hadisi ile mensuhtur.

Yukardaki cümlenin ikinci yorumu şöyledir:

Nikâhın haramhğına ve bir erkek ile bir kadının yalnızca bir odada durmalarına sebep olan süt emme işi, süt emicisini doyuru­cu olan bol süttür. Yâni bir iki defa emilen süt muteber sayılmaz.

Bu yorum şeklinin bu bâbla ilgisi yoktur. Müellifimizin bu hadî­si bu bâbta zikretmesi, kendisinin ilk yorumu tercih ettiğine delâlet eder. Eğer ikinci yorumu tercih etmiş olsaydı bu hadîsi bu bâbta değil, daha önce geçen 35 nolu bâbta rivayet edecekti.

Hulâsa bu hadîs, muteber olan süt emme işinin küçük yaştaki ço­cuklara mahsus olduğuna delâlet eder.

Küçük yaş sının hakkındaki âlimlerin görüşlerini bu babın son hadisini izah ederken beyan edeceğim.

1946) Abdullah bin Zübeyir (Radıyatlâhü anhümâ)'âan rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

"Barsakları (doldurup) birbirinden ayıran sütten başka süt, ni­kâh haremliğini gerektirmez."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde zayıf bir ravl olan ftm-i Lahİa vardır. Tirmizl bu hadisi Ümmü Seleme'm hadisi olarak rivayet edip hasen - sahih olduğunu söylemiştir,[204][204]

İzahı

İmam Mâlik. Şafii. Ahmed, Buhârl, Müs­lim, Ebû Dâvûd ve Nesai de bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhteremzevcelerinin, kendi görüşlerini   Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ)'ya an­lattıkları bâzı rivayetlerde belirtilmiştir.

Salim (Radıyallâhü anh)'ın S e h 1 e (Radıyallâhü anhâ)'-nın sütünü emmesi mes'elesi 1943 nolu hadîste anlatılmıştır. Tamam­layıcı bilgi için oraya müracaat edilmesi gerekir.

Bu hadis de süt emmenin muteber olması için, emicinin küçük yaşta olmasının şart olduğunun delilidir. Yâni A i ş e (Radıyal­lâhü anhâ) ve H a f s a (Radıyallâhü anhâ)'dan başka Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhterem zevceleri bu görüştedir­ler. Fakat Salim (Radıyallâhü anh)'m süt emmesine âit hük­mün ona mahsus bir ruhsat olduğuna dâir bir delil göstermemişler­dir. Bununla beraber ihtiyatlı olanı tutmuşlardır.

1943 nolu hadîsin izahı bölümünde belirttiğim gibi  i ş e (Ra­dıyallâhü anhâ), Urve bin Zübeyir (Radıyallâhü anh). Ata bin Rabâh, el-Leys bin Sa'd ve îbn-i Hazm'ın mezhebi, küçük büyük herkesin süt emmesi ile nikâh haramlığmın gerçekleşmesidir.

Selef ve halefin cumhuruna göre; süt emmenin muteber olması için küçük yaşta bir çocuk iken süt emilmesi şarttır. Süt emme ça­ğından sonra emilen süt bir değer taşımaz. Cumhurun delilleri bu bâbtaki hadisler ve benzeri hadîslerdir. Cumhur, S â 1 i m ' in ola­yını, ona mahsus bir ruhsat olarak yorumlanmışlardır.[206][206]  âyetidir.    Diğer bir delil:

ve çocuğun  (ana rahminde) ytiklenilmest ve sütten kesilmesi —süresi— otuz aydır.[208][208]

38- (Emzikli Kadının Sütü)   Kocasının Sütü (Sayıldığının  Beyânı)   Babı

1948) Âişe (Radtyallâhü anhâ)'âan; Şöyle demiştir;

Kadınların erkeklerden saklanması âyeti indirildikten sonra süt amcam E fi ah bin Ebi Kuays (Radıyallâhü anhümâ) ziyaretime gele­rek, odama girmek için izin istedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girinceye kadar ona izin vermekten imtina ettim. Sonra Efendimiz (gelince) :

—  «O senin (süt) amcandır. (Yanına girmesi için) ona izin ver.-buyurdu. Ben:

—  Beni ancak onun kardeşinin karısı emzirdi ve erkek emzirme-di (ki), dedim. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Senin İki elin topraklansın veya sağ elin topraklansın» bu­yurdu.-

1949) Âişe (RadtyaUâhü anAâJ'dan; Şöyle demiştir;

Süt amcam gelerek, odama girmek için izin istedi. Ben ona izin vermekten imtina ettim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bana:

—  "(Süt) amcan senin yanına girsin" buyurdu. Ben de ı

—  Beni ancak kadın emzirdi ve beni erkek emzirmedi, dedim. Efendimiz buyurdu ki:

—  "Şüphesiz o senin (süt)  amcandır. Bunun için senin yanma girsin.*',,[210][210]

39- Nikâhı Altında İki Kız Kardeş Varken Müslüman Olan Adamın (Nikâh Durumunun Beyânı) Babı

1950) (Feyruz)  ed-Deylemî (RadtyaUâhü ank)>den;

Câhiliyyet devrinde evlendiğim iki kız kardeş benim nikâhım al­tında iken Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e geldim (Ben muslumanlığı kabul ettikten) sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (bana) :

«Eve döndüğün zaman onlardan birisini boşa.- buyurdu."

1951) Feyruz ed-Deylemî (Radıyallâhü anh>'den; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resûlallah! Nikâhım altında iki kız kardeş varken ben müs-lüman oldum dedi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana bu­yurdu kİt

«İkisinden istediğin birisini boşa.-"[212][212]

40- Nikâhı Altında Dörtten Fazla Kadın Bulunduğu Halde Müslüman Olan Adamın (Nikâh Durumunun Beyanı) Babı

1952) Kays bin H-Hâris (Radıyallâhü anh)\\en; Söylememiştir:

Nikâhım altında sekiz kadın varken müslüman oldum. Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek bu durumu ken­dilerine arz ettim. Bunun üzerine buyurdular ki:

-Onlardan dört tanesini seç.»

Deylemi (KjV.)'nin Hâl Tercemesi

Peyruz ed-Deyleml (R.A.) aslen İranlıdır. Peygamber (S.A.V.)'i ziyaret ede­rek znüslümanlığı kabul eden bahtiyar sahâbilerdendir. Yemen'de Peygamberlik iddiası ile ortaya atılan sahte Peygamber el-Esved el-Ansi'yi Öldüren zâtdır. Dey-leml (R.A.)'ın bu yalancı peygamberi Öldürmesi haberi Peygamber (S.A.V.)'e son hastalığında ulaştı. Deyleml (R.A.) Peygamber (S.A.V.)'den hadîs rivayetinde bu­lunmuştur. Rfivileri, oğullan Dahhak ve Abdullah ile başka zatlardır. Osman (R.A.) veya Muaviye (R.A.)'in hilâfeti döneminde vefat etmiştir. (Tekmile C. 4, Sah, 222)

1953) (Abdullah) bin Ömer (RadıyaUâkü anhümdi'&dn: Şöyle de­miştir :

Cay lan bin Seleme (Radıyallâhü anh), nikâhı altında on kadın bulunduğu halde müslüman oldu. Bunun üzerine Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) ona:

«Onlardan dört tanesini al» buyurdu."[214][214]

Her Îki Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Müslüman olan kâfirlerin, müslüman olmadan önce kıyılan nikâhları geçerlidir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)Müslüman olan K a y s (Radıyallâhü anh) ve G a y 1 â n (Ra-dıyallâhü anh) nikâhlarının nasıl kıyıldığını sormamış ve nikâhlarını yenilemelerini istememiştir. Ancak iki kız kardeşi beraberce nikâh altında tutmuş olmak gibi mubah olmayan bir durumun olmaması şarttır.

2. Nikâhı altında dörtten fazla kadın bulunurken müslürnan olan adam bunlardan dilediği dört kadını seçebilir ve dörtten fazla olan­lardan ayrılmak zorundadır.

İmam Mâlik, Şafii, Ahmed, Leys, İshak, Hasan-ı Basri ve Muhammed bin el-Hasan'm mezhebi budur. Delilleri de bu iki hadîstir.

İmam Ebû Hanife, Ebû Yûsuf, Sevri, Ev-z â i ve Z ü h r î' ye göre, İslâm hükümlerine aykırı bulunan kâ­firlerin nikâhları muteber değildir. Bu nedenle nikâhı altında dört­ten fazla kadın varken müslüman olan bir adam, nikâhları ilk kıyıl­mış olan dört kadını seçebilir. Diğerlerinden ayrılmak zorundadır. Eğer dörtten fazla kadınların hepsinin nikâhı aynı anda kıyılmış ise, nikâhların tamamı bâtıldır. Bu grubun görüşü nassa karşı bir kı­yas olduğu için, zayıf görülmüş ve cumhurun görüşü kuvvetli sayıl­mıştır.

3. Dörtten fazla kadının bir erkeğin nikâhı altında bulunması caiz değildir. Selef ve halefin cumhurunun mezhebi budur âyeti de böyle yorum­lanmıştır. Böyle yorumlanmasının delili bu hadîslerdir.[216][216]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahipleri bunu rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde görülen az lâfız farkı mânâyı etkilemediği için bunu belirtmeye gerek görmüyorum.

Hadîsdeki;kelimesi "Evlâ" mânâsına yorumlanmıştır. Yâ­ni nikâh şartlan başka şartlardan ziyâde yerine getirilmeye lâyık ve onlara nazaran öncelikle riâyet edilmelidir. Çünkü nikâh akdi hakkında çok ihtiyatlı davranmak gerekir, onun zedelenmemesine özen gösterilmelidir.

Öncelikle yerine getirilmeye en liyakatli olan nikâh akdindeki şartlar nelerdir? Nikâh akdinde koşulan her şarta riâyet etmek ge­rekir ve vâcib midir? Bu hususu aydınlatalım :

N e v e v i şöyle der.- Şafii ve âlimlerin ekserisi: Bu ha­dis, nikâhın gereklerine aykırı olmayıp bilâkis onun gerek ve amaç­larından sayılan şartlar anlamına yorumlanır. Bu nevi şartlardan misal olarak, erkeğin, karısına karşı iyi davranması, nafakasına, gi­yeceğine ve meskenine iyi bakması, hukukuna riâyet etmesi, kuma­sı varsa kumalar arasında âdilâne nöbet uygulaması, keza kadının kocasından izinsiz evden çıkmaması, kocasına itaatsizlik etmemesi, kocasının izni olmadan nafile oruç tutmaması, kocasının izni olma­dan kimseyi eve almaması, kocasının rızâsı olmadan onun malını har­camaması gibi şartlar gösterilebilir.

Nikâh'ın gerek ve amaçlarına aykırı şartlar koşulmuş ise bun­ların yerine getirilmesine gerek yoktur. Bilâkis bu nevi şartlar ge­çersizdir ve nikâh sahih olup kadının emsalinin mehri ödenir. Çün­kü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);

«Allah'ın kitabında bulunma­yan her şart bâtıldır» buyurmuştur. Bu nevî şartların örnekleri: Er­keğin, karısının nafakasını ödememesi, kumalar arasında nöbet u^u-lünu uygulamaması, yolculuğa giderken karısını beraberinde goiur-memesi ve benzeri şartlar.imam Ahmed ve bir cemaata göre nikâh akdinde koşu­lan bütün şartlara riâyet edilmesi vâctbtir,' diye bilgi vermiştir.[218][218]

İzahı

Nesai   ve   Hâkim   de bunu rivayet etmişlerdir.

Hibâ: Hediye ve bağış mânâlarına gelir. Kocanın mehirden ay­rı olarak hibe yolu ile veya hibeden bahsetmeden verdiği maldır. Ha­diste hibe kelimesi de geçtiği için 'Hiba* kelimesinden maksat, hibe ismi anılmadan verilen maldır. Bu kelimeyi hediye diye terceme et­tim.

S i n d i' nin beyânına göre hadîsten kastedilen mânâ şudur: Nikâh akdinden önce kadın velisinin koca tarafından aldığı şeyle­rin tümü kadına aittir. Ona teslim etmesi gerekir. Nikâh akdinden sonra velinin koca tarafından aldığı şeyler ise kendisinedir.

H a 11 â b i : Veli, mehirden başka bir şeyin kendisine verilme­sini şart koşmuş ise, nikâh akdinden sonra kendisine verilen o şey ona aittir, diye yorum yapmak gerekir, demiştir.

Velî nikâh akdinde mehirden başka kendisine bir şeyin verilme­sini şart koşsa, kocanın bu şartı yerine getirmeye mecbur olup ol­madığı hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır.

Bâzı âlimler bunu da kadının kadınlığından yararlanmanın mu­bah kılınması şartlarından sayıp kocanın bunu yerine getirmek zo­runda olduğunu söylemişlerdir.

Velinin kendisine verilmek üzere şart koştuğu şeyin ödenmesinin gerektiğine hükmedenler, bu şeyin kime âit olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

İbn-i Ebİ Rabah. T u s i ve Zühri'ye göre bu mal kanya aittir. Veliye ait değildir. Ömer bin Abdi']-A ziz'in de böyle hükmettiği rivayet olunmuştur. Süf yân-ı Sevri   ve   Ebû    Ubeyd   de bu görüştedirler.

Ali bin Hüseyin ile Mesruk'a göre bu mal veli­ye aittir.

Bâzı âlimler ise şöyle demişlerdir.- Eğer veli kadının babası ise, kendisine verilmesi şart koşulan mal kendisine verilir. Başka bir ya­kını ise ona değil, kadına verilir.

Hadisin zahirine göre nikâh akdinden önce kocanın verdiği me-hir, hediye ve hibeyi kim teslim alırsa alsın bunların tümü kadına aittir. Veli olsun başkası olsun kocadan aldığını kadına vermekle mükelleftir. Nikâh akdinden sonra koca kime hediye ve hibe verirse

Hadisin sonundaki "Adama ikram edilmeye en uygun vesile onun kızı veya kız kardeşidir" cümlesinden maksat şudur: Bir adamın kızı veya kız kardeşi ile evlenen kimse adama ikramda bulunmanın en uygun ve en liyakatli fırsat ve münasebetini bulmuş olur. Bu iyi mü­nasebetle adama ikram etmelidir. Bu yolla yapılan ikram en iyi ve en uygun yolla yapılmış bir ikram olur.[220][220]

42- Bir Cariyeyi Azat Edip Sonra Onunla Evlenen Adam (İn Sevabının Beyânı)  Babı

1956) Ebû Musa (eİ-E$'arî [222][222]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Davud'un süneninden başka Kütüb-i Sit-te'nin hepisincie vardır. Ebû Dâvûd da bu hadisi çok kısaca ve şu mealde rivayet etmiştir: «Cariyesini azat edip onunla evlenen adama iki ecir vardır.»

Buhâri1 deki metin ise şöyle başlar: «Üç kişinin ikişer ecri vardır...»

Hadîs bu üç kişinin ikişer sevap kazandığına delâlet eder. Bir kimse Allah rızâsı için cariyesini azat edince bir sevap kazanır. Azat ettiği cariyeye yeni bir iyilik olması ve Allah rızâsı için onunla ev­lenirse, ayrı bir ecir sahibi olur. Kitap ehlinden olan bir kimse de kendi peygamberine îman etmişken, peygamberlik   görevi   verilen

Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) 'e ulaşıp O'na da îman edince iki imanından dolayı iki ecir kazanır. Buna örnek olarak Ashab-ı Kiram'dan Abdullah bin Selâm (Ra-dıyallâhü anh) gösterilebilir.

Köle de Allah'a karşı görevini yaptığı için bir ecir, efendisine ve­ya varsa birden fazla efendilerine karşı görevini yaptığı için ayrı bir ecir kazanır.

Sindi: Bu hadiste anılan üç kişinin beher amel karşılığında ikişer ecir kazandıkları anlamının kastedildiği umulur. Çünkü her amele karşı bir ecir kazanmak bunlara mahsus bir şey olmayıp umu­mîdir, demiştir.

Hâvi Ş a' b İ, söylediği sözü kendisine bir soru soran bir H o -rasanlı'ya söylemiş ve şunu demek istemiştir: Bu hadîse dikkat et, bunu belle, kıymetini iyi bil. Çünkü vaktiyle bu hadisin ihtiva et­tiği mânâ kadar önemli olmayan bir mes'ele için bineği bulunan bir kimse ta Medine-i Münevvere'ye kadar gitmeyi göze alırdı

1957) Enes (Radtyallâhü anh)'dtn; Şöyle demiştir:

(Hayber savaşında esir alman) Safiyye (binti Huyey) (Radıyal-lâhü anhâJ; Dıhye el-Kelbiyye (Radıyallâhü anh)'m (cariyesi) oldu. Bundan sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in (cariyesi) oldu. Bunun üzerine Efendimiz onunla evlendi ve onu azat etmeyi onun için mehir eyledi.

(Râvi) Hammâd demiştir ki: (Râvi) Abdü'1-Aziz, râvi Sâbit'e: Ey Ebâ Muhammed! Sen Peygamberin Safiyye'ye neyi mehir eylediğini Enes'e sordun mu? demiş. Sabit: Efendimiz, Safiyye'nin nefsini (azat etmeyi) onun için mehir eyledi demiştir."[224][224]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Hadisin zahirine göre cariyenin efendisi, onu azat etmeyi onun için mehir yapabilir.

S a I d bin el-Müseyyeb, Nahal, Tavus, Zührî, Sevri, Ahmed, îshak, Hasan-ı Basri ve Ebû Yûsuf böyle demişlerdir. Bunlara göre câriye sahibi böyle yaparsa câriye azat edilmiş olur, kıyılan nikâh sahihtir ve azat etme işi mehir sayılır

İmam Ebû Hanife, Mâlik, Şafii, Muham-med bin el-Hasan ve Züfer'e göre cariyeyi azat et­meyi mehir yapmak sahih değildir. Azat etmekten başka bir mehir kadına verilir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "in ve Ashabının yaptığı böyledir. Altın ve gümüşü mehir yaparak evle­nirlerdi. Mehir hakkında vârid olan hadislerden bu durum açıkça an­laşılıyor.

Bu grup, açıklamasını yaptığımız Enes (Radıyallâhü anh) 'in bu hadîsine müteaddit cevaplar vermiştir. Bu cevaplardan birisi şu­dur: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selem) Safiyye'yi azat etme­yi onun için mehir eyledi." sözü E n e s' in sözüdür. Bu söz E n e s' in bir yorumu olabilir. Safi yy e ' nin mehri anılma­yınca Enes böyle yorumlamış olabilir. İkinci bir cevap: Bu, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVe mahsûs bir hüküm olabilir. Başkası böyle yapamaz.

1958) Aişe (Radtyallâhü antâj'dan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sellallahü Aleyhi ve Sellem) Safiyye (binti Huyey) (Radıyallâhü anhâ) 'yi azat etti ve onu azat etmeyi ona mehir eyle­yerek onunla evlendi."

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: fbn-i Abbas'ın mevl&sı İklime, Alşe'den hadis işittiği kabul edilince bu hadisin senedi sahih olur. îkrlme'nin Aişe'den ha­dis işitmesi hususunda îbn-i Hâtim'in sözleri arasında bir çelişki vardır. Çünkü el-Merasil'de, Aişe'den hadis işitmediğini söylemiş, el-Cerh ve't-Ta'dll'de İse Ai$e'-den hadis işittiğini söylemiştir, tkrime'nln Aişe'den rivayetinin Sahih-i Buhart'de bulunması, onun Aişe'den nadis işittiğini teyid etmiştir. tbnül-Medinl de : İlerime'. nin Peygamber (S.A.V.)'in muhterem zevcelerinden her hangi birisinden hadis işit­tiğini bilemiyeceğim, demiştir. Bu hadis Enes'den rivayet edilmiş olarak Buharl, Müslim ve başka hadis kitablannda vardır. (1957 nolu hadis kastediliyor.)[226][226]

İzahı

Ebû Davud'un Câbir (Radıyallâhü anhl'den rivayet ettiği metin yukardaki son hadis metninin aynıdır.

T i r m i z i' nin iki senedle Câbir (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği metin de buradaki son hadîs metnine daha çok uyu­yor.

Hadîslerde geçen "Tezewüc"den maksat nikâh akdini kıymak­tır. Efendisinin izni olmadan nikâh akdini kıyan bir kölenin kıydığı nikâh bâtıl olduğu için zina tehlikesi ile karşı karşıya gelmiş olur. Ve bu akit üzerine evlendiği kadınla cinsel ilişkide bulunursa zina et­miş olur. Hadisten kastedilen mânâ budur.

Hadîsdeki "Tezevvüc" kelimesi mecazî olarak cinsel ilişkide bu­lunmak anlamında da kullanılabiliyor ise de bu mânâ kastedilmemiş-tir. Çünkü cinsel ilişkide bulunmak için kölenin efendisinden izin al­ması gerekliliği mânâsı çıkar ki bu mânâ kastedilmemiştir.[228][228]

Bu Husustaki Âlimlerin Görüşleri

1. İmam   Evzâl,   Şafiî,   Ahmed   ve   îshak   bin Rahaveyh'in   mezhebi budur. Bunlara göre kölenin efendi­sinden izinsiz olarak kıydığı nikâh, efendisi sonradan kabul etse bi­le bu bâtıldır.

2. Hanefîler'e   göre de nikâh bâtıldır. Ancak kölenin efendisi kıyılan nikâhı açıkça veya zımnen kabul etse akid geçerli sayılır.

3. M â 1 i k' e   göre kıyılan nikâh sahihtir. Fakat kölenin efen­disi bunu feshedebilir.[230][230]

İzahı

Buhâri, Müslim, Tirmizl ve Nesâi de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Hadîsin; "Hayber günü'* sö­zü Buharı ve Müslim'in birer rivayetlerinde "Nehâ" fii­linin hemen arkasında olup aralarında başka kelime bulunmadığın­dan hadisdeki her iki yasağın Hayber günü konulduğu kesin­likle anlaşılmıştır.

Bu hadisin başka bir rivayetinde, ehli merkeblerin etinin yenil­mesi yasaklandığı halde at etinin yenilmesine ruhsat verildiği bildi­rilmiştir. İmara Ebû Yûsuf, Muhammed, Şafii, A h m e d ve bir çok âlim, bu hadise dayanarak at etinin yenilme­sinin câizliğine hükmetmişlerdir.

Ebü Hanife, Mâlik, Evzâı ve Ebû Ubeyd'e göre at ve katır da merkeb gibidir, etleri yenilmez. Çünkü Kur'anbu hayvanların binilme, yük taşıma ve süs için yaratıldığını beyan buyurmuştur.

Hicretin 8. yılı vuku bulan Hayber savaşında mut'a nikâhı ile ehli merkeblerin etinin yenilmesinin yasaklandığına bu hadis de­lildir.

1962) Sebre  (bin  Ma'bed [232][232]

İzahı

Sebre (Radıyallâhü anh)'m hadîsini kısmen değişik lâfızlar­la N e s a î de rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd, Ahmed ve B e y h a k i de bu hadisi çok kısa olarak rivayet etmişler­dir. Bu hadis, hicretin 10. yılı vuku bulan meşhur Veda haccı se­ferinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Mut'a'ya ruh­sat verdiğine ve hemen sonra da haram kıldığına delâlet eder.

Müslim ve Âhmed'in yine Sebre (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri bir hadîse göre Mekke fethi seferin­de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mut'a'ya ruhsat ver­miş ve hemen sonra da yasaklamıştır. Mekke fethi ise bilindiği gibi hicretin 8. yılma rastlar.

Hülâsa, hadîslerden anlaşılıyor ki; Hicretin 7. yılı Hayber savaşında, 8. yılı Mekke fethi seferinde ve 10. yılı Veda haccı yolculuğunda Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) önce Mut'a için ruhsat vermiş ve hemen sonra da yasaklamıştır. Tekmile yaza­rının da belirttiği gibi bu hadîsler arasında bir çelişki yoktur. Çün­kü açık olan durum budur. Mut'a, ,Hayber savaşında mubah kılınmış, hemen sonra da yasaklanmış, bu yasak Mekke fethi zamanına kadar devam etmiş, fetih sırasında tekrar ruhsat veril­miş, yine hemen sonra yasaklanmış ve Veda haccına kadar yasak devam etmiştir, son kez olarak Veda haccında ruhsat verilmiş ve arkasında haram kılındığı emri verilmiştir. Böylece haramlığı de­vam edegelmiştir.[234][234] âyeti inince İbn-i Ab­bâs (Radıyallâhü anhümâ) : ( Daimî nikâhla evlenilen) karı ve ca­riyeden başka bütün kadınlar haramdır, demiştir.

îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'in bu eserinden de anla­şıldığı gibi mut'a, anılan âyetle de haram kılınmıştır.

Bâzı sahâbîler mut'a'nın mübahlığını söylemişler ise de Peygam­ber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) 'in Veda haccında kesinlikle ve ebe­dî olarak haram lığı m beyan buyurduğunu duyunca görüşlerini bı­rakmışlardır.

Hattâbî: Mut'a nikâhının haram lığı tüm müslümanların ic­mâ ı gibidir. îslâmiyetin ilk dönemlerinde mubah idi. Sonra Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Veda haccında harem kıldı. Bu itibarla bugün imamlar arasında bu hususta bir ihtilâf yoktur. Yalnız bâzı Rafizîler muhalif kalmışlardır. İbn-i Abbâs (Radıyal-îâhü anh) uzun süre bekâr kalıp, evlenmeye maddi gücü yetmeyen ve çok büyük sıkıntı içinde kalan kimse için mut'a fetvasını bir ara vermiş ise de, sonra bundan vazgeçmiştir, der.[236][236] Resûlullah (Sal* tallahü Aleyhi ve Sellem) in ihramda değil iken kendisi İle evlendiği­ni bana anlattı.

Yezîd (sözüne devamla) ve Meymûne, benim ve (Abdullah) bin Abbâs  (Radıyallâhü anhümâ) nın teyzesi idi, demiştir."

1965) Abdullah bin Alılıâs (RadtyaUâhiİ  anhümâ)\\ıın:     Şöyle de­miştir :

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  ihramda iken  (Meyrnûne ile) evlendi."

1966) Osman bin Affân (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sattallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«İhramda bulunan adam, evlenemez,  (başkasını)  evi endi rem ez ve evlenme teklifinde bulunamaz.'[238][238]

Âlimlerin Görüşleri

1- İbrahim   Nahaİ,   Sevri   ve   Hanefî   âlim­leri   İbn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh) 'm hadisini delil göste­rerek adam ihramda iken kendi nikâhını ve başkasının nikâhını kı­yabilir, demişlerdir. Bu hüküm   Ibn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh) ve   İbn-i   Mes'ud   (Radıyallâhü anh) 'den de rivayet edil­miştir.   Bu grubun delillerinden ikisi de   T a h a v i' nin   rivayet ettiği   Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ)'ya ve   Ebû   Hüreyre    (Ra­dıyallâhü anh) 'in bu hükmü te'yid eder mâhiyetteki hadisleridir.

2- El-Leys   bin   Sa'd,   Evzâî,   Mâlik,   Şafii, Ahmed   ve   Ishak'a   göre ihramda bulunan adam ne kendi nikâhını ne de başkasının nikâhını kıyabilir. Şayet kıyarsa, akid bâ­tıldır.   Ömer,   Alî,   Ibn-i   Ömer   ve   Zeyd   bin   Sa­fa i t   (Radıyallâhü anhüm)'ün de böyle hükmettikleri rivayet olun­muştur.  Bu görüş cumhurun görüşüdür. Bunlann delilleri ise   Os­man    (Radıyallâhü anh)'in 1966 nolu hadisi,   Y e z î d    (Radıyal­lâhü anh) 'in yukardaki hadisi ve   Ahmed,   Beyhaki,   T a -havi,   Dârimi   ve   Tirmizi' nin   Ebû   R â f i    (Radı­yallâhü anhüm) 'den rivayet ettikleri bir hadistir. O hadîs de Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in ihramda değil iken   M e y m û -n e    (Radıyallâhü anhâ)   ile nikâhını kıydığına ve ihramda değil iken onunla gerdeğe girdiğine delâlet eder.

iki grubun delilleri ve birbirinin delillerine verdikleri cevaplar bir hayli yer alır. Arzu edenler bu hadîslerin şerhlerine müracaat edebilirler.

Hülâsa olarak şunu söyleyeyim: Hanefi âlimlere göre ih­ramda iken adamın kendi nikâhını veya başkasının nikâhını kıyma­sı tenzihen mekruhtur. Buna rağmen kıyarsa, sahihtir. Diğer üç mezhebe göre kıyamaz. Kıyarsa haram işlemiş olur. Ve kıydığı ni­kâh bâtıldır. Bu nedenle takvaya uygun olanı bundan sakınmaktır.[240][240]

İzahı

Notta işaret edildiği gibi T i r m i z i bu hadisi Ebû Hü­reyre (Radıyallâhü anh)*dan kısmen değişik iki senedle riva­yet etmiştir. Senedin birisinde Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ile îbn-i Aclân arasındaki râvi îbn-i Vesime bulunmadığı için sened mürsel yâni munkati'dir. T i r m i z i bu senedi tercih etmiş, ayrıca başka bir senedle Ebû Hatem e 1 - M ü z e n i (Radıyallâhü anh)'den merfü olarak rivayet ederek : Ebü Hâtem sahâbidir, buncan başka hadisini bilmiyoruz, de­miştir.

Hadisin Mânâsı;

Tuhfe yazan şöyle der:

"Yâni huyunu ve dindarlığını güzel gördüğünüz beğendiğiniz bir adam evlâdınızdan ve yakınlarınızdan bir kadınla evlenmek için size teklifte bulunduğu zaman kadını onunla evlendirin. Eğer kadını di­yanetini ve huyunu beğendiğiniz adama vermeyip, sırf zenginliğe ve­ya sırf güzellik ve makama rağbet ederseniz yeryüzünde karışıklık, bozukluk olacaktır.    Çünkü kızlarınız zengin veya makam sahiplerinden başka kimselerle evlendirmezseniz, kadınlarınızın çoğu koca­sız ve erkeklerinizin çoğu kansız kalacak, dolayısıyla kötülük, fuhuş ve ahlâksızlık çoğalacak. Kadınların velîlerine birtakım lekeler gele­bilecek, fitne ve fesat çoğalacak, neslin devamlılığı aksayacak, iffet ve muhafazakârlık azalacaktır."[242][242]

Erkek Hangi Hususlarda Kadına Küfü Olacak?

1. Cumhura göre din, özgürlük, soy ve san'at (yaptığı iş) olmak özere dört hususta denklik aranır. Bu itibarla:

Müslüman bir kadın gayri müslim bir erkekle, dindar bir kadın fâsık bir erkekle, hür bir kadın, bir köle ile, köklü ve eşraftan bir aile kızı, soyu sopu tanınmayan bir erkekle, ticâret gibi üstün bir işle meşgul olan bir aile kızı, âdi bir işle meşgul olan erkekle ev-îendirilemez. Ancak kadın veya velisi evlenmeye rızâ gösterirse ka­dın emsali sayılmayan müslüman bir erkekle evlenebilir.

2. M â 1 i k' e   göre küf'ülük yanız din bakımından şarttır. Baş­ka bakımlardan aranmaz.

3. Ş â f i i 1 e r' in   meşhur kavline göre küf'ülük için şu özel­likler aranır: Dindarlık, özgürlük, soyluluk, san'at ve nikâhın feshe­dilmesine dînen gerekçe sayılan delilik ve cüzzâm gibi hastalıklardan sağlam olmak.

4. Â h m e d' e   göre, dindarlık ve soyluluk özelliği aranır. On­dan yapılan ikinci bir rivayete göre yalnız soyluluk özelliği aranır.

1968) Aişe (Radıyattâhü anhâ)d&n rivayet edildiğine göre; Resûtul-Iah (SaUallahü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kadınların en hayırlısıyla evlenmeye bakın, küfülük (em­salliniz olan kadınlarla evlenin ve küf ülerinizin kızlarını isteyin.»"

Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin senedinde el-Hâris bin îmrân el-Medini bulunur. Ebû Hâtem onun hakkında : O, kuvvetli bîr râvi değil ve onun rivayet ettiği bu hadisin sıka zâtlardan rivayet edilmiş bir aslı yoktur, demiştir. Dârekutnî de : O terkedilmiş bir râvidir, demiştir.[244][244]

47-  (Kuma)   Kadınlar Arasında (Geceleri) E$Ît Olarak Bölmek Babı

1969) Ebü Hüreyre (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (SaUallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«İki karısı olup (yanlarında yatmak hususunda) birisini diğerin* den Üstün tutan adam, kıyamet günü vücûdunun bir tarafı eğri ola­rak gelir.»"[246][246]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Birden fazla kadınla evlenmek caizdir.

2. Yanlarında yatmak hususunda kumaları eşit tutmak vâcibtir.

3. Anılan hususta kumaları eşit tutmamak şiddetli azaba sebepolur.

1970) Âişe (RadtyaUâhü anhâ)*i\ax\; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir yolculuğa çıkacağı zaman kadınları arasında kur'a çekerdi (ve kur'ayı kazananı bera­berinde götürürdü.)"[248][248]

İzahı

Bu hadisi Ahmed, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Ne-sâi,   Dârimî   ve   Hâkim   de rivayet etmişlerdir.

Müteaddit kadınlarla evli adamın kalb sevgisi ve sevgiden kay­naklanan şehvet duygusu bakımından hepsini eşit tutması mümkün değildir. Çünkü adamın gücü buna yetmez. Bu sebebledir ki, kalb sev­gisi bakımından kumaları eşit tutmak yükümlülüğü yoktur. Şöyle bir soru hatıra gelebilir:

Kalb sevgisi bakımından kumaları eşit tutmak yükümlülüğü bu­lunmadığı için bu noktadaki ayrıcalık muahaza ve kınamayı gerek­tirmez. Şu halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bu ha­dîste ettiği duanın anlamı nedir?

Bu soruya şöyle cevap verilmiştir: Bu duanın anlamı, kulun dâi­ma Rabbine muhtaç olduğunu ifâde etmektir. Keza, Allah Teâlâ, kul­larım güçlerinin dışında kalan bir takım şeylerle mükellef kılabilir, mükellef kılmamış olması sırf O'nun bir lütuf ve ikramıdır, kul bu durumu gözden uzak tutmamalı ve bu lütfün esirgenmemesi için dâi­ma Allah'a yalvarmahdır.[250][250]

48- Kadın Kendi Gününü  (Kuması Olan) Arkadaşına Hibe Eder, Babı

1973) Âİşe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre :

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellera) (bir defa) Safiyye binti-Huyeyy (Radıyallâhü anhâ)'ya[252][252]

İzahı

Zevâid türünden olan 1973 nolu hadis, bir kadının kendi günü­nü kumasına hibe edebileceğine ve hibe işinin kocasının rızası ile geçerli olduğuna delâlet eder. Ayrıca günü olmayan kadının süslenip kocasının yanına yaklaşmasının caiz olmadığı, kocanın böyle davranmak isteyen karısını uyarmasının ve buna karşı çıkmasının ge­rekliliği ve karı ile kocanın arasım bulmanın fazileti de bu hadîsten anlaşılır.

 i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın son hadîsinin benzerini Müs­lim de rivayet etmiştir. Buhâri, Tirraizi ve Ebü D â v û d' un rivayetlerine göre hadîsdeki âyeti celîle, müellifin rivayetinde anılan olaya benzer başka bir olay hakkında inmiştir.

Bir rivayete göre Ibn-i Ebi's-Saib adlı bir zâtın yaş­lı bir karısı vardı, bu kadından çocukları da bulunuyordu. Adam bu karıyı boşayıp başka bir kadınla evlenmeyi arzulayınca, kadın, ken­disine gün ayırma hakkından vazgeçmek üzere çocuklarının başın­dan uzaklaştırılmamasını ve boşanmamasını kocasından istemiş. Ko­cası da bu durumun uygun olup olmadığını öğrenmek üzere Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e baş vurmuş ve bunun üzerine anı­lan âyet inmiştir.

Müellifin rivayetinde bulunan; cümlesi Nisa sû­resinin 128'inci âyetinin bir parçasıdır. Âyetin başından bu cümleye kadar olan kısmın meali şöyledir:

«Ve eğer bir kadın (yaşlılık veya hastalık nedeni ile) kocasının nefret etmesinden veya (her hangi bir nedenle) yüz çevirmesinden korkarsa (kadının kendi gecesi, nafakası ve giyeceği gibi hakların­dan feragat etmesile ve kocasının bunu kabul e tın esile) kendi arala­rında sulh olmalarında onlara bir günah yoktur ve (bâzı haklardan vazgeçmekle) sulh olmak (ayrılıp boşanmaktan) hayırlıdır.»

Bir kısmının kısa mealini yukarıya aldığım âyetin tamamı hak­kında geniş bilgi için tefsir kitablarına müracaat edilebilir.[254][254]

İzahı

Bu bâbtaki iki hadis de Zevâid türündendir. Birinci hadîs bir erkek ile bir kadının birbirleri ile evlenmeleri için aracı olmanın fa­ziletini ifâde eder. Taraflardan birisi veya ikisi istekli ve arzulu ol­madığı halde baskı şeklindeki tavassut bu hadîsin şümulüne girmez. Çünkü tarafların rızası, nikâh akdinin sıhhat ve geçerliliğinin şar­tıdır. Rızâsız ve baskı etkisi ile yapılan evlendirmelerin sakıncaları günümüzde görülmektedir.

 i ş e (Radıyallâhü anhaJ'nın hadisinde anılan O s â m e (Radıyallâhu anh)'ın hangi Ü s â m e olduğu hususunda bir kay­da rastlamadım. Bu isimde dört sahâbînin bulunduğu Hülâsa'dan anlaşılıyor. Kuvvetli ihtimal bu zâtın Üsâme bin Zeyd bin el-Hârise olduğudur. Çünkü babası Zeyd (Radı­yallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in âzadlısı-dır. Baba ile oğul, Efendimizin özel sevgisine mazhar olan bahtiyar sahâbilerdend.ir. Üsâme'nin anası Ümmü Eymen (Ra­dıyallâhü anhâ) da Efendimizin çocukluğunda O'na hizmet etmek ve bakıcılık etmek şerefine, hattâ bâzı rivayetlere göre O'na süt em­zirme nimetine kavuşmuş hâtûnlardandır. Ü s â m e ' nin hâl ter-cemesi 795 nolu hadisin izahında verilmiştir.[256][256]

50- Kadınlarla İyi Geçinmek Babı

1977) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyattâkü ankümâyâan rivayet edil­gine göre; Resftlallah (SaUollahn Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Sizin en hayırlınız, ailesine en iyi olamnrahr. Ben de ailem» en iyi olanınizim.

Not:  Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisi Tirmizi tc Îön-İ Mbbön (R.A.Vdan rivayet etmişlerdir. İbn-i Abbâs (R.A.)'dan olan rivayete 8®"**^" vâyeün senedi zayıftır. Çünkü ravi Umâre bin Sevbân* tbn-i Httfoân «tadar sında zikretmiş ise de Abdüüıak : O, kuvvetli değil, demiştir. İbntil-Sattâa da . O"ium hâli meçhuldür, demiştir.

1978) Abdullah bin Amr (bin el-As) (Radıyallâhü ankütnâ)'âan ri­vayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem) şöyle buyurdu.

demiştir:

«Sizin en hayırlılarınız, karılarına en iyi olanlanmzdır.*

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi, Buharf ile Mü^'inşar£ lan üzerine sahihtir. Bu hadisi Tirmizi de Ebû Hürevre (B.A.Vden rivayet ederek hasen olduğunu söylemiştir[258][258]

İzahı

Bu hadîs de aileye karşı iyi davranmanın en güzel bir örneğini ifâde eder. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) ile koşu yarışmasında bulunuyor ve kanımca onu sevindirmek için bile bile Zâtını yenik gösteriyor.

1980) Âişe (Radtyallâhü anhâydan: Şöyle demiştir:

Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ), Safiyye bintl Huyey iRadıyallâhü anhâ) ile yeni evlenmiş iken (Hayber savaşından dö-nüp) Medîne-i Münevvere'ye gelince Ensâr-ı Kiramın kadınları (ya­nıma) gelip Safiyye'den bahsettiler. Âişe (Radıyallâhü anhâ) demiş­tir ki ben de (onu görmek üzere) tanınmıyacak bir kıyafetle ve yü­zümü örtüp gittim. Resûiullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (açık) olan) gözüme bakıp beni tanıdı. Âişe demiştir ki ı Bunun üzerine ben hemen geri döndüm ve hızlıca yürüdüm. Resûl-i Ekrem (arkamdan gelip) bana yetişti ve beni bağrına bastı. Sonra:

—  «Sen onu (Safiyye'yi) nasıl gördün?» diye (bana) sordu. Âişe demiştir ki, ben O'na:

—  Bırak (beni). Yahudi kadınlar arasında bir Yahûd? kadındır, dedim."

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Râvt Ali bin Zeyd bin Cudân'm zayıflığı nedeni ile bunun senedi zayıftır.[260][260]) (Radıyallâhü anhâ), benim odama izinsiz ve öfkeli olarak girinceye kadar (Kumalarımın kızdıklarını) bilmiyordum. (Zeynebî odama girdikten sonra (odamda bulunan) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemKe =

—  Yâ Resul ali ah I Ebû Bekir'in kızcağızı senin için kollarını çevi­rince, (onun yaptığı iş) sana yetiyor mu? dedikten sonra bana yönel­di (aleyhimde atıp tuttu.) Ben (ona cevap vermeyip) ondan vazgeç­tim. Nihayet Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (bana) :

— «O'nu tutup kendini savun,» buy uru ne a ben ona yöneldim. Ni­hayet bana cevap veremez ve tükürüğü ağzında kurumuş vaziyette kendisini gördüm. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in de mü­barek yüzünün güldüğünü gördüm."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih olup r&vtleri sıkadır. RâvI zekeriyyâ bin Zaide de tedlis ederdi.[262][262]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîste geçen Benât kelimesinin lügat mânâsı kızlar demektir. S i n d V nin beyanına göre en-Nihaye'de şöyle denilmiştir: Benât kelimesi ile çocukların oyuncağı olan be­bekler kasdedilmiştir. Kadı I y â z demiş ki: Bu hadîs, kız ço­cukların oyuncak bebeklerle oynamalarının câizliğine delâlet eder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bu durumu görüp itiraz etmediğine dâir hadîs vardır. Âlimler bunun hikmetini şöyle anlat­mışlardır. Bunun sebebi kız çocukların, bebeklere bakmaya, onlara zmet etmeye ve ev işlerine alıştırılmalarıdır.

N e v e v i: de: Resim ve heykellerin yapılması ve evde bulun-d anılmasının yasaklığına âit hadîslerden, oyuncak bebeklerin müstesnâ kılındığı muhtemeldir. Bunun hikmeti de yukarda anılan sebep olabilir. Yahut oyuncak bebekler de diğer resim ve heykeller gibi yasaktır, Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın oyuncak bebekler edinip onlarla oynaması, hicretin ilk zamanlarında ve henüz resim­lerle ilgili yasaklama hükmü verilmemiş iken olmuş olabilir, demiştir.

Süyûti de Nesâî' nin haşiyesinde: Resim ve heykel­lerin edinilmesi, bulundurulması ve yapılması ile ilgili hüküm var­ken  i ş e (Radıyallâhü anhâ) ve arkadaşları mükelleflik çağı olan erginlik çağına varmamış oldukları için oyuncak bebeklerle oy­namışlar, diye bir yorum yapılabilir. Çünkü erginlik çağına varma­mış olanlar, dînî vecibelerle mükellef sayılmazlar. Nitekim velî, erkek çocuğuna ipekli elbise giydirebilir. Halbuki ipekli elbise erkekler için haramdır, demiştir.

Sindi yukardaki nakilleri yaptıktan sonra şöyle der: S ü y û -t î' nin bu yorumu bizim Hanefi âlimlerimizin edindikleri kai­delere aykırıdır. Çünkü bizim âlimlerimize göre velî, erkek çocuğu­na ipekli elbise giydiremez. Hadîsler de âlimlerimizin görüşünü teyid eder. Örneğin: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendi ftüe ferdlerinin küçük yaştaki çocuklarını sadaka malını yemekten m°oet-miştir. Bilindiği gibi Efendimize ve aile ferdlerine sadakadan yemek haram kılınmıştır.[264][264]

51- Erkeklerin Karılarını Dövmeleri Babı

1983) Abdullah bin Zam'a (Radtyallâhü ankyâen:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ashabına) hitabede bulundu. Sonra kadınlardan bahsedip bunlar (a iyilik etmek) hak­kında erkeklere nasihatta bulunduktan sonra şöyle buyurdu t

«Cariyeyi değnekle dövercesine ne zamana kadar bazılarınız karı­larını değnekle dövecek (yâni bu âdeti sürdürecek)tir? Halbuki dö­ven adamın, dövdüğü karısının yatağına ayni günün sonunda girme­si umulur.»"[266][266]

İzahı

Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Dârimi ve Beyhakî de müteaddit yollarla rivayet etmişlerdir.

Hadîsten şu durum anlaşılıyor: Kesûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) önce kadınları dövmeyi tamamen yasaklamış, kadınlar bundan cesaretlenerek kocalarına itaatsizlik etmeye başlamışlar, bu­nun üzerine kadınları dövme müsaadesi verilmiş, bu kere erkekler karılarını fazla dövmeye girişmişler, kanlar da kocalarını Efendimi­ze şikâyet etmeye başlamışlar ve nihayet Efendimiz, tedîp için veya huysuzluklarından dolayı kadınları dövmek caiz ise de dövmeyip ezi­yetlerine sabır ve tahammül etmenin daha iyi olduğunu bildirmiştir.

1986) el-Eş'as bin Kays (Radtyallâhü ank)'den; Şöyle demiştir:

Ben bir gece Ömer (Kadıyalâhü anh) 'a misafir oldum. Gece ya­nsı olunca Ömer kalkıp karısını dövmeye başladı. Ben onlan ayırdım Ömer yatağına dönünce bana t Ey Eş'asi Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'den işittiğim (şu) şeyi benden (öğrenip) bellet

«Adama, karısını niçin dövdüğü sorulmaz. Vitir namazını kılma­dan uyuma.» Râvi demiştir ki ben (Peygamber'in) üçüncü cümlesini unuttum.

Müellif, râvi Ebû Avane'den sonra ikinci bir sened ile de hadisin kendisine rivayet edildiğini söylemiştir.*'[268][268]

52- Kadının Saçını Başka Saç İlâvesiyle Çoğaltan Ve Dövünleyen Kadın (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

1987) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadının saçını başka saçla çoğaltan, başka saç ilavesiyle saçını çoğalttıran, dövme yaptı­ran ve dövûnlenen kadınları lanetlemiş (veya Allah'ın lanetlediğini haber vermiş) tir."

1988) Esma (bint-i Ebibekr) (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle de­miştir :

(En.sâr'dan) bir kadın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma gelerek: Benim kızım yeni evlenmiş bir gelinciktir. Bir salgın hastalığa tutulup saçları döküldü. Ben başka saçla onun saçını ço­ğaltabilir (miy)im? dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) şöyle buyurdu t

«Kadının saçını başka saçla çoğaltan kadına ve başka saçla sa­çını çoğaltan kadına Allah lanet eylemiştir (veya lanet eylesin.)»"

1989) Abdullah (bin Mes'ûd) (Radıyallâhü a»A)'den; Şöyle demiştir: Resûlullah (SaJlallahü Aleyhi ve Sellem), güzellik İçin dövme yaptıran, dövûnlenen, yüzünün kıllarını yolduran ve ön dişlerini (eğe gibi âletlerle) aralayan ve bu suretle Allah'ın yarattığı tabiî güzel­liği değiştiren kadınları Iânetlemiştir. Beni Esed kabilesinden Ümmü Yakûb isimli bir kadın (İbn-i Mes'ûd'un) bu hadisini duyunca İbn-i Mes'ûd'a gelerek t

—  Senin böyle böyle söylediğini haber aldım, dedi. tbn-i Mes'ûd (Radıyallâhû anh) :

—  Söylediğim şey Allah'ın kitabında bulunduğu halde Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in lanetlediği kimseleri niçin ben de lânetlemiyeyim? dedi. Kadın:

—  Ben şüphesiz Allah'ın kitabının tamamını okurum.  (Onda) senin dediğin bu hususu bulamadım, dedi. İbn-İ Mes'ûd t

—  Eğer sen Kur'an'ı okudu isen şübhesiz dediğim hususu bul­muşsun. Sen âyetini oku­madın mı? diye cevap verince, kadın t

—  Evet. (Ben bu âyeti okudum) dedi. Ibn-i Mes'ûd

—  Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dediğim şeyi şübhe­siz yasakladı. (Bu kere) kadın :

—  Sanırım senin aile ferdlerin (yasaklandığını haber verdiğin şeyi) yaparlar, dedi. tbn-i Mes'ûd i

—  Cit de bak, dedi.   Kadın gidip baktı da aradığını bulamadı. (Sonra döndü ve) bir şey göremedim, dedi. Abdullah (îbn-i Mes'ud) kadına t

—  Eğer benim ailem senin dediğin gibi olmuş olsaydı bizimle ya* şıyamazdı (yâni onu boşardık), dedi."[270][270]

53- Ne Zaman Gerdeğe Girmenin Müstehab Olduğunun (Beyânı) Babı

1990) Aişe (Radtyallâhü ankâ)'âan; Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şevval ayında beni ni­kahladı ve (yine) Şevval ayında benimle gerdeğe girdi. (Nikâh ve zifafım Şevval ayında olduğu halde) O'nun hangi zevcesi Onun ya­nında benden daha şanslı (mutlu) dur? Âişe de (Peygamber'e uymak üzere) kendi yakını olan kadınları Şevval ayında gerdeğe ithal etme­yi tercih ederdi."

1991) el-Hâris bin Hişâm (Radtyallâhü onh)'âen rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ümmü Seleme (Radı-yallâhü anhâ)'yı Şevval ayında nikahladı ve Şevval ayında onunla gerdeğe girdi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadında bulunan Muhammed bin îsh&k tedlisçi olup bu hadisi an'ane ile rivayet etmiştir. Ayrıca müellifin yanında, el-Hâris bin Hişam bin el-Muğİre'nin bundan başka hadisi yoktur. BuhârI, Müs­lim, Tirmizl, Ebû Dâvûd ve Nesai'de İse bu ravlnin hiç bir hadisi yoktur.

El-MizzI: Muhammed bin Yezld el-Müstemli de bu hadisi Esved bin Âmir'-den, Esved'ln senedi ile rivayet etmiştir. Buradaki senedden şu farkla ki bu se-neddeki Abdülmellk yerine Abdurrahman bulunur. O daha isabetlidir, demiştir.[272][272]

54- Adam Karısına Bir Şey Vermeden Onunla Gerdeğe Girebilir, Babı

1992) Âişe (Radtyallâhü anhâyâan rivayet edildiğine göre;

Bir adam karısına bir şey vermemiş İken karıyı adamın gerdek odasına dâhil etmesini Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya emretmiştir.[274][274]

55- Uğurlu Ve Uğursuz Olan Şeylerin Beyânı)  Babı

1993) Mihmar bin Muâvİye (Radtyallâhü anh)'Aen; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şöyle buyu­rurken işittim t

«Hiç bir uğursuzluk yoktur. Bazen (şu) üç şeyde uğur olur» Ka­dında, atta ve evde.»"

Not :  Bunun senedinin sahih ve râvilerinin sıka oldukları Zevâid'de söylen­miştir.

1994) Sehl  bin  Sa'd   (es-Sâidî)   (Radtyallâkü anhümâyâan rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sullallahü Aleyhi ve Seli cm) şöyle buyurmuştur;

«Eğer olursa, atta, kadında ve meskende olur.» Resûlullah

lallahü Aleyhi ve Sellem) uğursuzluğu kasdeder.*"

1995) Sâlim'İn babası (Abdullah bin Ömer) (Radtyaüâhü an hum)'-den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurmuştur :

«Uğursuzluk (şu) Üç şeyde olur t Atta, kadında ve evde.»

Zührî başka bir sened ile ÜmmÜ Seleme (Radıyallâhü anhâ) 'dan rivayet ettiğine göre Ününü Seleme bu Üç şeyi sayardı ve bunlarla beraber kılıcı da ilâve ederdi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi Müslim'in şartı üzerine sa­hihtir. Müslim bunun bütün râvilerinden hadis rivayetinde bulunmuştur. Bu har dlsin aslı BuhârI ve Müslim'de mevcuttur. Hadis'in sonunda anılan kılıcın uğur­suzluğu yalnız müellifin rivayetinde bulunduğu için ben bu hadisi Zevâid türü ara sına aldım.[276][276]

56- Gayret (Kıskanma)  Babı

1996) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)'âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kıskançlığın bâzısını Allah sever, bazısını da çirkin görür. Al­lah Teâlâ'nın sevdiği kıskançlık, kötülük olduğu kuvvetle sanıldığın­da gösterilen tepkidir. Allah'ın çirkin gördüğü kıskançlığa gelince, kötülük belirtisi olmadığı yerde gösterilen tepkidir.»"

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvi Ebû Sehm meçhuldür. El-Mizzl, el-Etrâfta: Ebû Sehm lsmt bir vehimdir. Doğrusu Ebû Seleme'dir, demiştir. Ibn-İ Hibbân, bu hadisi kendi sahihinde Ubeyd el-Ensâ-ri'den rivayet etmiştir. Ahmed ve kendi Müsnedinde bu hadisi Ukbe bin Amir el-CÜhenİ'den rivayet etmiştir.[278][278]

İzahı

Buhâri bu hadisin benzerini rivayet etmiştir. Bir rivayeti yine   Âişe    (Radıyallâhü anhâî'ya ait olup şöyledir:

Ben (kumam) Hadice (Radıyallâhü anhâ)'yı kıskandığım kadar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in karılarından hiç birisini kıskanmadım. (Hadice'yi kıskanmamın sebebi şuydu) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onu (yanımda) çok anardı. Çok defa koyun kesip etini parçalardı sonra onun sadık kadın dostlarına gön­derirdi. Ben bazen Efendimize:

—  Sanki dünyada Hadîce'den başka kadm yokmuş, derdim. Efen­dimiz de:

—  «Hadice şöyle idi, Hadice böyle idi (diye överdi) ve ondan ço­cuklarım var,» buyururdu."

H a d î c e (Radıyallâhü an ha) 'mn cennette kasab'tan (yâni al­tından veya inciden) bir köşk ile müjdelenmesi için Allah'ın Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e emir verdiğine dâir olan ha­dîsi Buhârt, Ebû Hûreyre (Radıyallâhü anhVden ri­vayet etmiştir.

Buhârl1 nin bu iki hadisi, müellifimizin bu hadîsim teyid eder, mâhiyettedir.

Hadisdeki "Kasab" kelimesini müellifimiz altın, diye yorumlamış­tır. Bâzı âlimler bu kelimeyi içi boş inci, diye yorumlamışlardır. Bu kelime sözlükte kamış ve başka mânâlara gelir.

1998) el-Misver bin Mahreme (Radtyattâkü ank)'den; Şöyle demiştir: Hz. Hadîce (R-A.)'nin Hâl Tercemesi

Hz. Hadice, Huveylid bin Esed bin Abdİ'1-Uzzâ bin Kuseyy'in kızıdır. Onun nesebi Peygamber (S.A.V.)'in nesebi île Kusay'de birleşir. Hadİce'nin anası ise Pâtime bint-i Zâide'dir. Peygamber (S.A.V.) 25 yaşında iken 40 yaşında olan Hadîce İle evlenmiştir. Hz. Hadice 64,5 yaşında iken vefat ettiğine göre bu yüce evlilik hayatı 24 küsur yıl sürmüştür. Hadİce'nin vefat târihi hakkında müteaddit rivayetler vardır. Katâde'nin rivayetine göre hicretten 3 yıl Önce vefat etmiştir. Kabr-i şerifi Mekke'nin Cennetü'l-Muallâ mezarîıgındadır. Buharl'nİn Hz. Ali (ItA.)'den riva­yet ettiğine göre; Peygamber (S.A.V.) : «Meryem, (zamanındaki) kadınların hayır-bjsıdır. İslâm Ümmetinin en hayırlı kadını Hadîce'dir.» buyurmuştur. Bazı İlim ehli bu badls'e dayanarak Hz. Hadİce'nin Hz. Âişe'den faziletçe Üstün olduğunu söyle­mişlerdir.

Hz. Hadîce, Peygamber (S.A.V. >'e çok fedakârlık etmiş, en dar günlerinde O"nu teselli etmiş ve yardımcı olmuştur.

Peygamber (S.A.V.)'In ibrahim'den başka bütün çocukları Hadice'dendir. Bun-lann hepsi Peygamber (S.A.V.)'den önce vefat etmişlerdir. Yalnız Fâtime (RA.) Efendimizden sonra vefat etmiştir. Peygamber (S-A.V.)'in erkek çocukları Kasım Ue Abdullah Peygamberliğini ve halkı îslâma davet etmeden önce vefat etmişlerdir. Peygamber (S.A.V.)'in Abdullah isimli çocuğuna Tabir ve Tayyıb da denilir. Pey­gamber <S.A.V.)1n Mâriye'den olan oğlu İbrahim İse hicretin 8. yılı doğmuş ve bir buçuk yıl veya bir yıl on ay sonra vefat etmiştir. Zeyneb, Bukayye ve Ümmü Külsûm isimli kızları yukarda İşaret ettiğim giW Peygamber (S-A.V.)'den önce vefat ^emişlerdir. Hz. Fâtime ise Peygamber (S-A.V.Vden elti ay sonra vefat et­miştir. Peygamber (S.A.V. )'ln nesl-i mübarekl Ha. Patimû'dandır.Resûlullah (Sal lal la hu Aleyhi ve Sellem) minber Üzerinde iken şöyle buyurduğunu (bizzat) İşittim:

«Hişâm bin el-Mugire'nin oğulları, kendilerinin kızını Âli bin Ebî Tâlib'e nikahlamaları için benden izin istediler. (Ama) ben onlara izin vermiyeceğim, sonra da izin vermiyeceğim, daha sonra da İzin vermiyeceğim. Ancak Ali benim kızımı boşamak ve onların kızını ni­kahlanmak isterse (o takdirde izin vereceğim). Çünkü şüphesiz kı­zım, benden bir parçadır. Ona elem veren şey bana (da) elem verir ve ona eziyet veren şey bana (da) eziyet verir.»"

1999) Ali bin el-Hüseyn (bin Ali bin Ebi Tâlib) (Radtyallâhü an-hümyden rivayet edildiğine göre: el-Misver bin Mahreme (Radtyalldhü ank)f kendisine şöyle demiştir:

Ali bin Ebi Talib (RadıyaUâhüanh), Peygamber (SaüaUahü Aley­hi ve Sellem)'İn kızı Fûtuna (Radıyallâhü anhâ) ile evli iken Ebû Cehil'in kızı ile evlenmek istedi. F&tıma, bu durumu işitince Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak ;

— (Babacığım kızlarına eziyet edildiğinde) onlar için senin kız­madığını herkes söylüyor. Bak İşte Ali, Ebû Cehil'in kızı ile evlenmek üzeredir, dedi.

Misver demiştir ki Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) kalktı (bir hutbe okudu. Hutbesinde) şehâdet getirdik­ten sonra şöyle buyurduğunu işittim:

— «Besmele, hamd ve şehâdetten sonra (bilmiş olun ki:) Ben . (kızım Zeyneb'i) Ebül-Âs bin er-Rabia nikâh ettim. O bana (Zeyneb üzerine evlenmiyeceğine) söz verdi ve bana karşı (verdiği sözde) doğru davrandı. Ve şüphesiz Muhammed'in kızı Fâtıma benden bir parçadır. (Aranızda dolaşan söylentiler gibi şeyler yüzünden) onu bir hatâya düşürmenizi çirkin görürüm. Allah'a yemin ederim ki, hiç bir zaman Resühıllah'm kızı, Allah'ın düşmanı (Ebü Cehil)'in kızı ile beraber bir erkeğin nikâhı altında birleşemez.»

Râvi demiştir ki: Bunun üzerine Ali (Radıyallâhü anh), Ebü Ce-hil'in kızını istemekten vazgeçti."[280][280]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Hadis   Fâ t ı m a    (Radıyallâhü anhâ)'nın üstün faziletine ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in onun nzâsını gözet­leyip ona ne derece şefkatli ve düşkün olduğuna delâlet eder

2. Fâtıma,    Ali   nin   E b û   C e h i I' in   kızı veya baş­ka bir kimsenin kızı ile evlenmesine rızâ gösterseydi,   Ali' nin  bun­dan menedilmiyeceği hükmü çıkarılabilir

Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem)'in damadı Ebü'l-Âs (Radıyallâhü anh) hakkındaki bâzı bilgiler 60. bâbta rivayet edilen 2008 - 2010 nolu hadislerin izahı bölümünde verilecektir.[282][282]

İzahı

Buhârî, Müslim ve Nesâi de bunu rivayet etmiş­lerdir.

B u h â r i' nin bu âyet için açtığı bâbta rivayet ettiği Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nın bu hadisinin şerhinde A s k a 1 â n İ : Pey-gamber(Sallallahi) Alcvhi ve Selleml'e nefislerini yâni kadınlıklarını mehirsiz olarak hibe edim kadınların bir kaç tane olduğu müteaddit hadislerden anlaşılıyor. Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin bu bâb-taki:

"Nefislerini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hibe eden kadınları ayıblardım . " mealindeki hadisi de nefsini hibe eden ica­dının ikiden fazla olduğuna delâlet eder. Bâzı ri"âyeti*ere göre H a v -lete bint-i Hâkim, Fâtıma bint-i Şüreyh. Ümmü Şerik, Zeyneb bint-i Huzeyme isimli hâ­tûnlar, nefislerini anılan şekilde efendimize hibe eden kadınlardan­dırlar. Nefislerini bu şekilde efendimize hibe eden kadınlardan hiç birisi ile efendimizin gerdeğe girmediği sahih rivayetlerle sabittir, de­miştir.

Âişe (Radıyallâhü anhâ) nın bu kadınları ayıplamasının se­bebi hakkında Sindi şöyle der: Âişe (Radıayllâhü anhâ). kadınların fıtratında bulunan kıskançlıktan dolayı Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) in kadınları çoğalmasın, diye bu ayıplama­yı yapardı. K u r t u b İ de : Bu kınama kuvvetli kıskançlıktan ileri gelmiştir. Çünkü Âişe (Radıyallâhü anhâ). anılan hibe şek­linin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için Allah tarafından mubah kılındığını biliyordu. Ve Âişe (Radıyallâhü anhâ) bu ka­dınların anılan davranışlarının takdire şayan, imrenilecek bir hâl ol­duğunu da anlıyordu. Bu yüce şerefe kavuşmak ve Peygamber (Sal­lallahü Aleyhive Sellem) in bereket ve feyzinden istifâde etmek ve O'nun hayat arkadaşı olmak en büyük nimetlerdendi, demiştir.

Hadiste geçen âyetin açıklaması ile ilgili olarak Askalânî özetle şöyle der:

Cumhur'a göre âyetin mânâsı şudur: «Kadınların arasında nö­bet usûlünü uygulama zorunda değilsin. Bunlardan dilediğin ile ya­tarsın, dilediğini geri bırakırsın.-

Bir kavle göre mânâ şöyledir: «Kadınlarından dilediğin* alırsın, dilediğini bırakırsın.»

Diğer bir kavle göre mânâ şöyledir: -Nefislerini sana hibe eden kadınlardan dilediğini kabul edersin, dilediğini reddedersin.»

Bu babta rivayet edilen  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın ha­dîsi ilk ve son mânâyı teyid eder mâhiyette olmakla beraber ikinci mânâya da muhtemeldir. Zühri : Bu âyet indikten sonra da Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, kadınlarından herhangi birisinin nöbet sırasını geciktirdiğini bilmiyorum, demiştir. Peygam­ber (Sailallahü Aleyhi ve SellemJ'in son hastalığında  i ş e (Ra­dıyallâhü anhâKmn odasında devamlı kalmak için diğer zevcelerin­den izin istediğine dâir  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edilen hadîs de O'nun nöbet usûlünü son hastalığına kadar sürdür­düğüne delâlet eder. demiştir. Aşka Un i' den özetle alınan bilgi burada bitti.

Hadîste anılan âyet-i celîle inince  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'-nın söylediği sözden maksadı şudur: Ben kadınların kendi nefisleri­ni Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellemî'e (mehirsiz olarak) hi­be etmeleri nedeni ile onları kınıyordum. Sonra baktım ki Allah Teâ-lâ O'nun rızâsını ve arzusunu sür'atle gerçekleştiriyor. Artık ben de anılan kınama işini bıraktım. Çünkü benim ayıplamam O'nun rızâ­sına aykırı olabilirdi.

Hadîsin sonunda olup Âyet-i Celile'nin inişinden sonra  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellenü'e hitaben söylediği sözün yorumu hakkında N e v e v İ şöyle der: Yâni "Allah senin işini hafifletir ve işlerinde seni serbest bırakır." Bunun içindir ki Allah O'nu bu âyette serbest bırakmıştır.

Hadisin bu cümlesinde geçen "Hava" kelimesinin lügat mânâsı nefsin arzusu, demek ise de burada rızâ mânâsında kullanılmıştır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in nefsi arzuya gö­re hareket etmediği ve bundan«pak ve nezih olduğu Kuranı Kerîm ile sabittir. O, insanları nefsi arzuya uymaktan men ederken, böylebir şeyi O'nun hakkında düşünmek bile büyük bir hatâdır. Bâzıları­na göre  i ş e (Radıyallâhü anhâ) nazlılığından ve kadınların yaratılışında mevcut kadınlık kıskançlığı nedeni ile bu kelimeyi kul­lanmıştır.  i ş e IRadıyallâhü anhâ) bu kelime yerine Rızâ keli­mesini kullansaydı daha münâsip olurdu.'

2001) Sabit  (el-Iiennâni)   (RadtyaUâhü ank)\\en; Şöyle demiştir : Biz Enes bin Mâlik  (Radıyallâhü anhl'ın yanında atanıyorduk. Onun bir kızı da onun yanında idi. Enes:

Bir kadın. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in yanına gelerek kendi nefsini (kadınlığını) Ona arzetti ve: Yâ Resûlallah! Bana ihtiyacın var mı diyerek (O'nunla evlenmek teklifinde bu­lundu)?

(Yanımızda bulunan) Enes'in kızı -. O kadının hayasının azlığına şaşarım, dedi. Bunun üzerine Enes, (kızına) :

O kadın senden hayırlıdır. Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) ile evlenmek (şerefine) kavuşmak istediği için kendi nefsini O'na arz etti, dedi."[284][284] âyeti de ayni hükmü ifâde eder.

Yukardaki hadis ile âyet bir kadının kendi nefsini mehirsiz ola­rak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'e hibe edebildiğine de­lâlet ederler. Arkadaşlarımız bunları delil göstererek bu hükme var­mışlardır. Şu halde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle bir kadınla mehirsiz olarak evlendiğinde bu evlenme caizdir. Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu kadınla gerdeğe girdikten son­ra da mehir ödemez. Keza ölüm veya başka nedenle de mehir öde­me durumu söz konusu değildir. Peygamberden başka bir kimse için bu hüküm yoktur. Yâni bir erkek mehirsiz olmak kaydı ile bir kadın­la evlenemez.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in nikâh akdinin hibe sözü ile oluşup oluşmadığı hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır. Bâzı arkadaşlarımız anılan âyetin ve hadisin zahirine bakarak hibe sözü ile nikâh akdinin oluştuğuna hükmetmişlerdir. Diğer bir kısım arkadaşlarımız: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in nikâh akdi de başka kimselerin nikâh akdi gibi tnkâh veya Tezviç kelime­si ile oluşur. Hibe kelimesi ile akit yapılamaz, demişlerdir. Bu grub-taki âlimlere göre anılan âyet ve hadîsten maksat nikâhın mehirsiz olarak kıyılmasının câizliğidir.

îmam-ı A'zam Ebû Hanife'ye göre nikâh akdi için İnkâh veya Tezviç kelimesi şart değildir. Sürekli ve dâimi temlik anlamını ifâde eden her kelime ile nikâh kıyılabilir.

Sevri, Ebû Sevr ve Mâlik'in arkadaşlarından bir çok zât bizim görüşümüz gibi hükmetmişlerdir. Mâli k ' ten gelen bir rivayet de böyledir. Diğer bir rivayete göre, nikahlama ni­yeti olmak kaydı ile akit, hibe sadaka ve satış kelimeleri ile de yapı­labilir. Akitte mehir anılsın, anılmasın hüküm böyledir. Fakat, re­hin, icar veya vasiyet kelimesi ile akit yapılamaz.*[286][286]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Buhâri ve Müslim de rivayet etmişlerdir, tbn-i Ömer (Radı-yallâhü anh) 'm hadîsi ise Zevâid türündendir.

N e v e v î   bu hadisin şerhinde şöyle demiştir:

"Çocuğun deri rengi babasının deri rengine uymasa bile, çocuk babasından olma kabul edilir. Hattâ baba siyah iken çocuğu beyaz olsa veya bunun aksi olsa hüküm budur. Sırf deri renginin benzeme­mesi gerekçesi ile baba, çocuğun kendisinden olmadığını iddia ede­mez. Keza baba ile ananın her ikisi de beyaz olup çocuk siyah olsa veya bunun aksine onlar siyah olup çocuk beyaz olsa, hüküm ayni­dir. Çünkü çocuk, soyunun çok uzak bir damarına çekmiş olabilir. Ha­dis, anılan hükümleri ifâde eder. Yine hadisten anlaşılıyor ki, bir baba çocuğun kendisinden olmadığını ima ederse, bununla çocuğu dinen reddetmiş olmaz. Yine erkek ailesinden şüphelendiğini söyle­mekle, onu zina ile suçlamış sayılmaz. Şafiî ve ona muvafakat edenlerin görüşü budur. Bu hüküm de hadisten çıkarılan hükümler­dendir.

Hadisten çıkarılan bir diğer hüküm de şudur: Mes'elelerde ben­zerleri dikkate almak ve yetkili fıkıh âlimleri tarafından kıyaslama yapmak caizdir. Keza mümkün mertebe evli bir kadının çocuklarını meşru kabul etmeli ve bu konuda ihtiyatlı davranmalı."[288][288]

İzahı

T i r m i z i' den başka Kütüb-i Sitte sahihleri ve Şafii bu hadisi rivayet etmişlerdir. Bâzı rivâyetlerdeki az lafız değişikliği mâ­nayı değiştirmez. Bâzı rivayetler de Peygamber (Sallallahü Aleyhi veSellem) 'e ait metinde; «ve zina eden erkeğe de  (çocuktan)  mahrumiyet vardır.-  ilâvesi bulunuyor.   Buhar!   ve Ebû   Davud'un   rivayetlerinde bu ilâve bulunmaktadır.

Câhüiyyet devrinin kötü âdetlerinden birisinin de çok çocuk do­ğuran cariyelerin fuhuşta çalıştırılması, böylece efendileri için bir kazanç sağlanması ve cariyelerle zina eden erkekler arzu ettikleri tak­dirde doğan çocuk bendendir, deyince çocuğun ona verilmesi mes'e-lesi olduğunu yukarda anlatmıştım.

Sa'd ile Abd bin Zam'a arasındaki bu niza B u -h â r i' nin rivayetinde açıklandığı üzere Mekke1 nin fethedil-diği yıl vuku bulmuştur.

Sa'd bin Ebî Vakkas (Radıyallâhü anh) cennetle müjdelenen on sahâbîden birisidir. Onun fazileti 129 -132 nolu ha­disler bölümünde anlatılmıştır.

Abd bin Zam'a bin Kays bin Abd-i Şems el-Kureşi el-Âmiri ise Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muhterem zevcesi Şevde (Radıyallâhü anhâl'nın kar­deşi ve sahâbilerin ileri gelenlerindendir.

Bunlar arasında ihtilâf konusu olan çocuğun ismi   Abdurrah-dır.   Fakat çocuğun anasının ismi hakkında bir bilgi edinemedim.

Zam'a'nin cariyesi ile zina eden ve çocuğun kendisine ait olduğunu Sa'd (Radıyallâhü anhî'a vasiyet edip çocuğun alın­masını isteyen Utbe bin Ebî Vakkas ise Uhud sa­vaşında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in mübarek dişini kıran ve mübarek yanağını yarahyan kişidir. Bâzı rivayetlere göre bu adam müslüman olmuştur. Bâzıları ise bunun küfür üzerinde öl­düğünü söylemişlerdir.

M e k k e' nin fethedildiği gün Sa'd (Radıyallâhü anh) M e k k e ' de çocuğu görünce kardeşi U t b e' ye benzetmekle hemen tanımış ve çocuğu yakalamıştır. Sa'd câhüiyyet devri usulünce çocuğa sahip çıkarak yeğeni olduğunu iddia etmiştir. Zam'a' nin oğlu Abd (Radıyallâhü anh) ise çocuğun kendi­sinin kardeşi olduğunu, zira babasının cariyesinden olduğunu iddia etmiştir. Dâva Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e intikal edince O, câhiliyyet devrinin kötü âdetini yıkıyor ve çocuğun A b d'ın kardeşi olduğuna hükmediyor. Ve kadın kocalı ise, doğan çocuğun kocaya âit olduğunu, kadın kocalı olmayıp câriye ise, doğan çocuğun cariyenin efendisine âit olduğunu, kadınla zina eden erkeğin çocuk­la ilgili hiç bir hak iddia edemiyeceğini hükme bağlıyor.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) burada Islâmi hükmü belirtmekle beraber çocuğun zâni   U t b e' ye   benzediğini görüyor, bunun için Şevde (RadıyaJlâhü anhâ)'nın bundan sonra o çocuğa gözükmemesini yâni nâmahrem olduğunu bildiriyor. Hal­buki yukarda işaret ettiğim gibi Şevde, Zam'a' nm kızı idi ve dolayısıyla Abd bin Zam'a' nın öz kardeşi idi. A b -durrahman isimli çocuk da Abd bin Zam'a' nın kar­deşi olduğuna hükmedildiğine göre.S evde' nin de kardeşi olmuş olur. Şevde' nin o çocuğa görünmemesi ve ondan saklanması hükmü mendubluk içindir. Buharı' nin rivayetine göre bu emir­den sonra, Abdurrahman ölünceye kadar S e v d e' yi hiç görmemiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemVin «Çocuk firâş (sahi­bin) 'e aittir» buyruğu ile ilgili olarak   N e v e v î   özetle şöyle der:

"Yâni bir adamın karısı veya firâşa (yâni kan hükmüne) dönüş­müş cariyesi bulunup yanında gebeliğin en az süresince (ki bu süre altı aydır) kaldıktan sonra doğum yaparsa doğan çocuk, babasına benzesin, benzemesin babasının çocuğu olarak kabul edilir ve miras ile diğer hükümler onun hakkında uygulanır.

Bir kadının Firâş sayılmasının ne ile gerçekleştiği hususuna ge­lince eğer nikâhla helâl kılınan kadın ise sırf nikâh akdinin kıyılma­sı ile kadın Firâş sayılır. Bu hususta icmâ bulunduğunu âlimler nak-letmişlerdir. Ancak kadın Firâş sayıldıktan sonra kocasının kendisi ile cinsel ilişkide bulunduğunun mümkün olması şartı-koşulmuştur. Eğer bu mümkün olmazsa, meselâ : Doğuda oturan bir erkek ile batı­da oturan bir kadının nikâhı kıyılıyor. Ama bunların hiç birisi ken­di memleketinden ayrılmıyor ve böylece bunların buluşmaları müm­kün değil iken kadın 6 - 7 ay veya daha çok zaman sonra çocuk do­ğurursa bu çocuğun babasına ait olduğuna hükmetmek söz konusu değildir. Mâlik, Şafiî ve tüm âlimlerin kavli budur. Ancak Ebû Hanİfe bunlara muhalif kalarak karı - koca buluşması mümkün olmasa bile çocuk babasına ilhak edilir, hattâ adam nikâh akdini takiben ve henüz karısı ile buluşma imkânı yok iken karısı­nı boşar da 6 ay sonra kadın doğum yaparsa, doğacak çocuk o ko­caya ilhak edilir, demiştir."

N e v e v î daha sonra nikâhlı olmayıp câriye edinilen kadının doğuracağı çocukla ilgili fıkıhçıların görüşlerini anlatıyor. Bunu bu­raya aktarmaya lüzum görmüyorum.

Bir kadın, mahremliğine şüphe duyduğu erkeklere gözükmeme-lidir. Hadis bu hükme delâlet eder.

2005) Ömer (bin el-Hattab) (Radtyallâhü aM*;'den rivayet edildiği­ne göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çocuğun firâş (sahibin)'e

âit olduğuna hükmetmiştir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir. Ebû Yezld el-Mekki Ebû Ubeydillah'ı İbn-i Hibbân sikalar arasında anmıştır. Senedin kalan r&vüeri İse Buhâri ile Müslim'in şartlarını taşıyorlar.

2006) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ü«A)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Çocuk firâş (sahibin) e aittir. Zina eden (erkek) e de (çocuk­tan) mahrumiyet vardır.»"

2007) Ebû Ümâme el-Bâhilî (Radtyallâhü tf»ft)'den; Şöyle demiştir : Ben, Besûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den şöyle buyurur­ken işittim:

«Çocuk firâş (sahibin) e aittir. Zina eden (erkek) e de (çocuktan)

mahrumiyet vardır.»"                                                                 

Not:  Bunun senedinin sahih ve ricalinin sıka oldukları Zevâid'de bildirmiştir.[290][290]

60- Birisi Diğerinden Önce Müslüman Olan Karı Ve Koca Babı

2008) (Abdullah) bin Abbas (Radtyallâhü ankümâydan: Şöyle de­miştir :

Bir kadın. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına ge­lerek müslüman oldu. Sonra bir adamla evlendi. İbn-i Abbas demiş­tir ki sonra kadının ilk kocası gelerek :

— Yâ Resûlallah! Ben (bu) karımla beraber müslüman olmuş­tum ve karım benim müslüman olduğumu biliyordu, dedi. İbn i Ab­bas demiştir ki: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem), kadını son kocasından aldı ve ilk kocasına iade etti."

2009) (Abdullah)  bin Abbas (Radtyallâhü an/tümâ)'&dn; Şöyle demiştir:

Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kızını  (Zeyneb'i)  iki yıl sonra (kocası) Ebü'l-Âs bin er-Rabİ'a ilk nikâhı ile iade etti."

2010) Amr bin Şııayb'in dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Radt-yallâhü anhüm)'(\en; Şöyle demiştir:

Hesûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kızı Zeyneb'i yeni bir nikâh ile (kocası) Ebü'l-Âs bin er-Rabi'a iade etti."[292][292] âyetinin indiği târih ile Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ)'nin kocası­nın M e d i n e ' ye gelip müslümanlığı kabul ettiği târih arasın­da geçen süredir. Çünkü bu süre iki yıl, bir kaç aydır, denilmiştir.

Bu hadîse göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellern), Z e y -n e b (Radıyallâhü anhâ)'yı, müslümanlığı kabullenen kocası E b ü'l-Â s'a iade ederken yeni bir nikâh kıydırmamış ve câ-hiliyyet devrinde kıyılmış olan eski nikâhı geçerli saymıştır. Ti r-mizi1 nin   rivayeti daha kesindir. Çünkü oradaki rivayette;nikâhla iade etmiş ve yeniden nikâh kıydırmamıştır." diye geçiyor.

Bu hadîsten sonra gelen ve T i r m i z i' nin de rivayet ettiği Abdullah bin Amr (Radıyallâhü anh)'ın hadisine göre Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ) kocasına geri verilirken nikâhları ye­nilenmiştir.

Tirmizî, Abdullah 'm hadîsini rivayet edip isnadının söz götürür durumda olduğunu bildirdikten sonra: İlim ehlinin uy­gulaması bu hadise göredir. Şöyle ki: Bir kadın müslümanlığı ka­bullenip henüz iddeti bitmemiş iken kocası da müslüman olursa yeni bir nikâh kıymadan kadın, kocasına teslim edilir ve ona helâldir. (Ka­dının iddeti bittikten sonra kocası müslüman olursa, ancak yeniden nikâh kıymakla kadın ona helâl olur.) Mâlik. Evzâi, Şa­fii,   Ahmed   ve    Ishak'ın   kavli de budur, demiştir.

Tuhfe yazarı da bu bölümde : İmam Muhammed, ken­di Muvatta'ında demiş ki: Kadın müslüman olup kâfir olan kocası da İslâm memleketinde olursa, önce kocasına İslâmiyeti kabul etme­si teklif edilir. Eğer müslüman olursa, kadın kendisinin karışıdır. Şa­yet koca, müslümanlığı kabul etmeyi reddederse, kadın kendisinden alınır ve bu ayırma kesin boşanma hükmündedir.   Ebû   Hanife

ve   İbrahim    Nehai' nin   kavilleride böyledir, diye bilgi ver­miştir.

îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadisine göre Z e y -n e b (Radıyallâhü anhâ) 'nin nikâhı yenilenmemiştir. Abdul­lah (Radıyallâhü anh)'ın hadîsine göre ise nikâhı yenilenmiştir. Böylece iki hadîs arasında bir ihtilâf vardır. A b d u 11 a h ' in ha­dîsinin senedine itiraz edilmiştir. Çünkü bu senedde bulunan Hac-câc bin Ertat tedlisçidir ve Amr bin Şuayb' den hadîs almamıştır. Tuhfe yazarının en-Neyl'den naklen beyan ettiği­ne göre ilim ehlinden bir cemâat bu senedi bu gerekçe ile zayıf say­mıştır. İbn-i Abbâs'in hadîsi ise sahihtir. Şu halde Z e y -n e b    (Radıyalâhü anhâ) 'nin nikâhı yenilenmemiştir.

Hâl böyle olunca akla şu soru gelir: Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ), bir kaç yıl son**a hattâ T i r m iz i'nin rivayetine göre altı yıl sonra kocasın u iade edilmiştir. Yukarda beyan edildiği gibi müslümanlığı kabul eden kadından sonra ve henüz iddeti bitmemiş iken kocası da müslüman olursa nikâh kıymaya gerek kalmadan ka­dın kocasına geri verilir. Fakat kadının iddeti bittikten sonra kocası müslüman olursa yeniden nikâh kıymak gerekir. Nikâh kıyılmadan kadın bu kocasına helâl olmaz. Kadının iddeti ise bilindiği gibi üç defa âdet görüp temizlenmesidir. Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ)'-nın iddetinin yıllarca ve bilhassa altı yıl sürmesi ihtimali yok gibidir. Nikâh kıyılmadan Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ), kocasına na­sıl helâl olmuştur?

Sindi, Beyhakİ' nin bu soruyu şöyle cevabladığını nak­leder:

Yukarda yazılı Mümtehine sûresinin 10. âyeti ininceye kadar geçen süre için Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ)'nin müs-lümanhğı kabul etmiş olması ve kocasının küfür hâline devam etmiş olması onlar arasında mevcut nikâhı olumsuz yönde etkilememiştir. Çünkü mü'min bir kadının kâfir kocasına haramlığı ancak bu âyet ile bildirilmiştir. Bu âyetin inişinden önce böyle bir hüküm yoktu. Bu itibarla anılan âyet gelinceye kadar, Z e y n e b (Radıyallâhü an­hâ) ile kocası arasında mevcut nikâh geçerli sayılırdı. Bu âyet H u -d e y b i y e olayından sonra inmiştir. Âyet indikten sonra Z e y -n e b (Radıyallâhü anhâ) 'mn iddeti başlamış olur. Hudeybiye olayı üzerinde uzun bir süre geçmeden Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ) 'nin kocası M e d i n e ' ye gelip müslüman olmuştur. Z e y -n e b {Radıyallâhü anhâ)'nin iddetinin bu süre devam etmiş olması mümkündür ve bu neden ile yeniden nikâh kıymaya gerek kalmadan ilk nikâh ile Zeyneb (Radıyallâhü anhâ), kocasına iade edilmiş olabilir.

Bâzı âlimler de : t b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh) 'in hadi-sindeki ilk nikâhtan maksat ilk mehirdir, nikâh akdi değildir. Yâni Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Z e y n e b (Radıyallâhü anhâJyı kocasına iade ederken yeni bir mehir alınmamıştır. A b -d u 1 1 a h " in hadisindeki nikâhtan maksat ise nikâh akdidir. Yâ­ni Z e y n e b (Radıyaliâhü anhâî'nın nikâh akdi yenilenmiş, fa­kat yeni bir mehir alınmamıştır. Böylece iki hadîs arasında görülen ihtilâf bertaraf edilmiş olur, demişlerdir.

Daha geniş bilgi İçin B u h â r İ ' nin şerhlerine müracaat edile­bilir.[294][294] (Radıyallâhü anhâ)\\di\: Sİİyle demiştir :

Ben, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve SellemJ'den şöyle buyu­rurken işittim :

-Ben ğıyali (erkeğin, emzikli karısı ile cinsel ilişkide bulunması­nı) yasaklamayı arzuladım. (Fakat) baktım ki acemler ve rumlar ğıyal işini yapıyorlar ve (emzikli) çocuklarını öldürmüş olmuyorlar.»

(Cüdâme demiştir ki) ve O'na azıl (cinsel ilişki esnasında erke­ğin geri çekilip suyunu dışarıya akıtması) hükmü sorulurken de şöyle buyurduğunu (bizzat) işittim :

-Azıl, ve'd (= kız çocuğu diri olarak toprağa gömme işin)in giz­li bir çeşitidir.»"[296][296] (Radtyallâhü anhâyâan rivayet edildiğine göre kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'âen şu­nu işitmiştir:

«(Emzikli karılarınızla cinsel ilişkide bulunmak sureti ile) gizlice çocuklarınızı öldürmeyiniz. Nefsim, kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki ğayl, (emzikli kadınla cinsel ilişki çocuğa öyle zararlıdır ki çocuk yetişip) atma binmiş atlı (iken, o)na ulaşır ve nihayet onu attan düşürüp ölümüne sebebiyet verir.*"[298][298]

62-  Kocasına Eziyet Eden Kadın Hakkında Bir Bâb

2013) Ebû Ümâme (RadtyaUâhü attfı)'dçn\  Şöyle demiştir:

Bir kadın, iki çocuğu ile beraber Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi. Kadın bir çocuğunu taşımış, diğer çocu­ğunun da elinden tutup çeker vaziyette idi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kadının çocuklarına olan bu şefkat ve düşkünlü­ğünü görünce) şöyle buyurdu:

«(Kadınlar çocuklarını) karınlarında taşıyıcılardır, doğurucular­dır, çok merhametlilerdir. Kocalarına ettikleri eziyetler olmazsa bun­ların namazcıları Cennet'e girer.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki raviler sıka 2âtlardır, fakat sened munkati'Oir. Çünkü Tirmizl, el-llel'de anlattığına göre Buhârİ: Ravl Salim bin Ebi'I-Ca'd, Ebû Ümame'den hadis işitmemiş, demiştir. îbn-i Hibbân da, bu ravinin Ebû Ümâme'nin zamanına yetiştiğini söylemiştir.[300][300]

İzahı

Bu hadisi T i r m i z i de rivayet etmiştir. Hadîsin bâzı keli­melerini açıklıyahm :

Hür: Havrâ'nın çoğuludur. Havrâ'nın lügat mânâsı, gözünün beyaz kısmı bembeyaz ve siyah kısmı simsiyah olan kadındır. Cen­netlik olan mü'minlere Allah tarafından ihsan edilecek cennetin ka­dınlarına bu isim verilmiştir.

îyn: Aynanın çoğuludur, gözü geniş olan kadınlar, demektir. Hadis'in; cümlesini "Allah senin canını alsın11 diye terceme ettim. Bu cümle : Allah sana lanet eylesin veya Allah senin ce­zanı versin, gibi şekillerde de terceme edilebilir.

Hurinin "...O, senin yanında misafirdir..." cümlesi ile huri şu­nu demek ister: Adam senin yanında geçici bir süre kalacağı için bir misafir gibidir, sen onun hakikî karısı değilsin, hakiksrtta asıl ka­rıları bizleriz, senden ayrılıp bize kavuşacaktır.

Tirmizî' nin şerhi Tuhfe yukardaki bilgiyi vermiştir. Bu bilgiden dolayı kadınlar bana kırılmasınlar. Aslında hurilerin böyle bir azarına muhatap olmak istemeyen ve bundan hoşlanmayan ba­yanlar, beylerine eziyet etmeyi bıraksınlar ve bırakmalıdırlar.[302][302]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadis ile kastedilen mânânın ne ol­duğu kesinlikle bilinmemektedir. Sindi: Bundan maksat şu ola­bilir : Bir erkek bir kadınla zina ederse ve bu haramı işlerse, bun­dan dolayı bu kadın o erkeğe haram olmaz. Yâni bu suçtan sonra erkek bu kadınla evlenebilir. Kadın onun helâli olabilir.

Hadisten kastedilen mânâ su olabilir: Bir erkek bir kadınla zi­na, ederse, bu gayri meşru birleşme, nikâh ile olan birleşmeye ben­zemez. Yâni bir adam bir kadınla evlendiği zaman küdının usul ve furuu, adama haram olur. Adanı kadını boşasa bile, onun usul ve furuu ile evlenemez. Örneğin adan;, kayın anası, kayın nenesi, üvey kızı ve üvey torunu ile evlenenle/.. Fakat /mâ ile birleşme nikâhla birleşme gibi değildir. Meselâ bir adam bir kadınla zina ederse, bun­dan sonra aynı kadının usul ve furuu ile evlenebilir. Yâni aynı kadı­nın anası ile veya nenesi ile veyahut kadının kızı ile evlenebilir, şek­linde yorum yapılabilir, demiştir.

Sindi' nin ikinci yorumu M â 1 i k ' in meşhur kavline ve Şafii ile Ebû Sevr'in görüşlerine uygundur. Çünkü bun­lara göre zina ile olan birleşme, nikâh ile birleşme gibi değildir. Ki­şi zina ettiği kadının anası veya kızı ile evlenebilir.

Sahâbiler ile tabiilerin cumhuru, Hanefiler, Süfyan-ı Sevr i, Evzâi ve Ahmed'e göre gayri meşru birleşme de nikâh hükmündedir. Yâni bir adam bir kadınla zina ederse, artık onun anası, nenesi gibi usulü ve kadının kızı gibi furûu ile evlenemez.

[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/190

[4][4] Rûm sûresi 7. âyeti ile 1847 nolu hadîste bu hikmete işaret vardır.

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/192

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/194-195

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/197

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/198-201

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/202

[14][14] Bu hadisin râvisi Amr bin el-Ahvas (B.A.) el-Ceşmi, sahâbidir. Hadisini sünen sahipleri rivayet etmişlerdir. Hâvisi oğlu Süleyman'dır. Hadisin ikinci râ­visi ve anılan zâtın oğlu olan Süleyman bin Amr bin el-Ahvas, sıkadır. Babasının râvisidir. Kendisinden de Şebib bin Garkada rivAyet etmiştir. (Hulasa: Sah. 155. 1H7»

[16][16] Pıtır sadakası bahsinde belirtildiği gibi Şâfifler'den Nevevi'ye göre bir mUd 53S gram, R&fH'ye göre 811 gramdır.

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/209

[20][20]  Bu Muftz (HA.Vm kısa hâli 1116 nolu hadisin dip notunda geçmiştir.

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/211-213

[24][24] Tevbe sûrestain 34 ve 39. Ayetleri.

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/215-217

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/218

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/221

[32][32] NikihuT-Ebkâr babında

[34][34] Hulâsa : Sahife : 306

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/226-227

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/228

[40][40] Hal tercemesi 41. badis bölümünde geçmiştir.

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/231-233

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/235-236

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/238-241

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/243-244

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/246-248

[52][52]  Hâl tercemesi 149 nolu hadis bahsinde geçmiştir.

[54][54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/253-254

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/257

[58][58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/259-260

[60][60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/262-264

[62][62] Hftl tercemesi 1456 nolu hadis bölümünde geçmiştir.

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/265-267

[66][66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/267-268

[68][68] Asaba, Ölünün yakınlarından belirli hissesi olanlardan artan ölünün malını alan ve pak sahibi mirasçı yok ise ölünün malının tamamını alan miras­çılardır.

[70][70] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/271

[72][72] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/271-272

[74][74] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/275-276

[76][76] Bakara: 222

[78][78] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/280-281

[80][80] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/281-284

[82][82] Hâl tercemesl 1328 nohı hadis bahsinde geçmiştir.

[84][84] Bir dirhemi örfi 3,12 gr. Veya 3.207 gramdır. Bir <ürhem-i şerl de 2,457 gramdır. B&nlanna göre 2,8 gramdır.

[86][86] Nisa 20

[88][88] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/288-291

[90][90]  Bu hadisi KÜtüb-i SItte sahipleri rivayet etmişlerdir. Uzunca metnin bir parçan burada anılmıştır. (1869 nolu) hadistir.

[92][92] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/294

[94][94] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/295-297

[96][96] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/298-299

[98][98] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/301-302

[100][100] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/303-304

[102][102] Nisa :  I

[104][104] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/304-308

[106][106] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/310-311

[108][108] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/312-314

[110][110] Rubeyiy* (R.A.)'nin hâl tercemesi 390 nolu hadiste geçmiştir. Onun ravisi Halici el-Medeni hakkında Hulâsa'nm 100. sahifesinde şöyle denmiştir: H&-Hd bin Zekvân el-Medenî'nin künyesi Ebü'l-Hasan veya Ebül-Hüseyn'dir. Rubeyyi' (R.A.)'nın râvisidir. Kendisinden de Bişr bin el-Mufaddal rivayette bulunmuştur, îbn-i Muin onun sıka olduğunu söylemiştir. KÜtüb-i Sitte sahipleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir.

[112][112] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/317-319

[114][114] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/322-325

[116][116] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/325-327

[118][118] Hulâsa: 57

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/327-328

[120][120] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/329-332

[122][122] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/333-335

[124][124] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/335-336

[126][126] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/337

[128][128] Hulasa : 269. 270

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/337-338

[130][130] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/339-341

[132][132] Hal tercemesi 1779 nolu hadiste geçmiştir.

[134][134] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/343-345

[136][136] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/345-346

[138][138] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/346-347

[140][140] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/348

[142][142] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/349-350

[144][144] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/351-352

[146][146] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/353-355

[148][148] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/357-358

[150][150] Hİcr: 42

[152][152] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/360-361

[154][154] Hâl tercemesi 1604 nolu hadîsin dip notunda geçmiştir.

[156][156] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/364-365

[158][158] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/365-366

[160][160] Hâl tercemesi 315. hadis bahsinde geçmiştir.

[162][162] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/368-369

[164][164] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/369-370

[166][166] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/370-371

[168][168] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/372-373

[170][170] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/374-376

[172][172] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/378-379

[174][174] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/380-383

[176][176] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/385-388

[178][178] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/388-390

[180][180] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/396

[182][182] Hftl tercemesl 1913 nolu hadis bahsinde geçmiştir.

[184][184] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/399-401

[186][186]HÜl&sa 203 ve el-Menhel cild 4, sah. 307

[188][188] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/404-405

[190][190] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/405-406

[192][192] Bakara: 340

[194][194] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/407-409

[196][196] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/409-411

[198][198] Ahzab: 5

[200][200] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/414-415

[202][202] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/416-417

[204][204] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/419

[206][206] Bakara: 233

[208][208] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/420-421

[210][210] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/423-424

[212][212] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/425-426

[214][214] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/427-428

[216][216] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/429

[218][218] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/431-432

[220][220] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/433-434

[222][222] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/434-436

[224][224] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/436-437

[226][226] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/438

[228][228] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/439

[230][230] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/440-443

[232][232] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/443

[234][234] Mü'minûn sûresi. Ayet: 6

[236][236] Hâl tercemesi 372 nolu hadiste geçmiştir,

[238][238] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/447

[240][240] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/448-449

[242][242] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/449-450

[244][244] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/451

[246][246] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/452

[248][248] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/454

[250][250] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/455

[252][252] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/455-457

[254][254] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/458-459

[256][256] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/460

[258][258] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/462

[260][260] Peygamoer (S-A.V.)'in zevcelerinden olan bu hâtûnun hâl tercemesi 1908 nolu hadisin İzahında verilmiştir.

[262][262] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/465-466

[264][264] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/467

[266][266] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/468-470

[268][268] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/471-472

[270][270] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/475-479

[272][272] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/480-481

[274][274] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/481-482

[276][276] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/484-485

[278][278] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/486-487

[280][280] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/490-494

[282][282] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/494-495

[284][284] Ahzab: 50

[286][286] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/499-501

[288][288] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/502-504

[290][290] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/508

[292][292] Mümtehine : 10

[294][294] Bu hâtûn, meşhur Ukkâşa bin Muhsin'in ana hır kardeşidir. Hicret eden sahnbilerdendir. İki hadîs: vardır. Muslin bu hadisin; rivayet etmiştir Sünen sa-hibleri de onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Ruvisi Â:şe ı R.A.Vdır. ı Hülâsa 489)

[296][296] 1589 nolu hadisin tercemesine ait dip notunda bu kadın hakkında özlü bilgi verilmiştir.

[298][298] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/516-517

[300][300] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/518

[302][302] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/519

[303][303] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/519-520

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

45 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk