Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceOruç Hadisleri

Oruç Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

ORUÇ  KİTABI 5

1 - Orucun Fazileti Hakkında Gelen Hadîsler Babı 5

2 - Ramazan Ayının Fazileti Hakkında Gelen Hadisler Babı 7

3 - Şek  Gününün Orucu Hakkında Gelen Hadîsler Babı 9

Âlimlerin Şek Günü Hakkındaki Görüşleri 10

4 - Şaban Ayında Ramazan Ayına Kadar Peşpeşe Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 11

5 - Âdet Edindiği Orucu Rastlıyandan Başkasının Ramazan'dan (Bir-İki Gün) Önce Oruç Tutmasının Yasaklığı Hakkında Gelen Hadîsler Babı 12

6 - Hilâli Görmeye Şahitlik Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 13

Ramazan Hilâlinin Görüldüğüne Dâir Şahitlik Hususunda Âlimlerin Görüşleri 14

7 - Hilâl Görüldüğünde Oruç Tutunuz Ve (Şevvâlj Hilâli Görüldüğünde İftar Ediniz (Bayram Yapınız) Konusunda Gelen Hadîsler Babı 15

Rasathane Hesaplarına Göre Ramazan Orucunu Tutmak Ve Bayram Yapmak Doğru Mudur ? 15

8 - Ay   (Bazen)   Yirmidokuz Gün Olur Hakkında Gelen Hadisler Babı 17

9 - İki Bayram Ayları Hakkında Gelen Hadîsler Babı 18

10 - Yolculukta Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 19

11 - Yolculukta İftar Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 20

12 - Gebe Ve Süt Emziren Kadınların Oruç Tutmamaları Hakkında Gelen Hadîsler Babı 21

13 - Ramazan   (Orucu)  Kazası Hakkında Gelen  (Hadisler) Bâbî 22

Ramazan Orucunun Kazasının Geciktirilmesi 23

14 - Ramazan  (Ayın) Dan Bir Gün Oruç Bozanın Kefareti Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı 24

Kefareti Yalnız Erkek Mi Ödiyecek, Yoksa Karısı Da Ödiyecek Mi ? 25

15 - Unutarak Orucunu Yiyen Hakkında Gelen Hadisler Babı 26

16 - Kusan Oruçlu Hakkında Gelen Hadisler Babı 27

17 - Oruçlu İçin Misvak Kullanmak Ve Göze Sürme Sürmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 28

18 - Oruçlu İçin Hacâmet (Olmak Ve Etmek) Hakkında Gelen Hadisler Babı 29

19 - Oruçlunun Eşini Öpmesi Hakkında Gelen Hadisler Babı 30

Oruçlunun Eşini Öpmesi Hakkında Âlimlerin Görüşleri 31

20 - Oruçlunun Mübaşeret  (Çıplak Teninin, Eşinin Çıplak Tenine Değmesi)  Hakkında Gelen Hadîsler Babı 31

21 - Oruçlunun Gıybet Ve Çirkin Söz Söylemesi Hakkında Gelen Hadîsler Babı 32

22 - Sahur Yemeğini Yemek Hakkında Gelen Hadisler Babı 33

23 - Sehûr Yemeğini Geciktirmek Hakkında Gelen Hadisler Babı 34

24 - İftar Açmakta Acele Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı 35

25 - İftarı Ne İle Açmanın Müstehab Olduğuna Dâir Gelen Hadisler Babı 36

26 - Geceden Oruca Niyet Etmek Ve Nafile Orucu Bozma Serbestliği Hakkında Gelen Hadisler Babı 36

27 - Oruç Tutmak İstediği Halde Cünüb Olarak Sabahlıyan Adam Hakkında Gelen Hadisler Babı 37

28 - Devamlı (Yıl Boyunca) Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 39

29 - Her Aydan Üç Gün Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 40

30 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Vesellemkin Orucu Hakkında Gelen Hadisler Babı 41

31 - Dâvüd (Aleyhisselam)'In Orucu Hakkında Gelen Hadîsler Babı 42

32 - Nuh (Aleyhisselâm)'In Orucu Hakkında Gelen Hadîs Babı 42

33 - Şevval Ayından Altı Gün Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 42

34 - Allah Yolunda Bir Gün Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadisler Bâbi 43

35 - Teşrik Günlerinin Orucundan Nehiy Hakkında Gelen Hadîsler Bâbî 44

36 - Ramazan Ve Kurban Bayramı Günü Oruç Tutmaktan Nehiy HakkındaGelen Hadîsler Babı 44

37 - Cuma Günü Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı 45

Âlimlerin Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmak Hakkındaki Görüşleri 45

38 - Cumartesi Günü Orucu Hakkında Geı.En Hadîs Babı 46

39 -  (Zilhiccenin İlk)  On Gün Orucu (Hakkındaki Hadisler)  Babı 46

40 - Arefe  Günü Orucu Babı 48

41 - Aşure  Günü Orucu Babı 49

42 - Pazartesi Ve Perşembe Günleri Orucu Babı 51

43- Eşhür-İ Hurûm Orucu Babı 52

44- Oruç Bedenin Zekâtıdır' Hakkındaki Bâb. 54

45- Bir Oruçluya İftar (Yemeğini) Verenin Sevabı Hakkındaki Bâb. 54

46- Yanında Yemek Yiyilen Oruçlu Hakkındaki Bâb. 55

47- Oruçluyken Yemeğe Davet Edilenin Babı 55

48- Oruçlunun Duası Reddedilmez (Hakkındaki) Bâb. 56

49- Ramazan Bayramı Günü (Bayram Namazına) Çıkmadan Öncf Bir Şey Yemek Hakkındaki Bâb  57

50- Ölüp De Boynunda Özürsüz Olarak Tutmadığı Ramazan Orucu Bulunanların Babı 57

51- Ölüp De Üzerinde Adak Borcu Bulunanın (Beyânı) Babı 57

Bu Ve Bundan Önceki Bâblarda Geçen Hadislerin İzahı 58

Oruç Borçlusu Olarak Ölen Yerine Oruç Tutmak Veya Fidye Ödemek Meselesi 58

52- Ramazan Ayında Müslüman Olan Hakkındaki Bâb. 59

53- Kocasının İzni Olmaksızın Oruç Tutan Hakkındaki Bâb. 59

54- Bir Kavme Misafirliğe Giden Kişi Onların İzni Olmadan Oruç Tutamaz, Babı 60

55- Şükür Eden Oruçsuz, Sabreden Nafile Oruçlu Gibidir Diyen Hakkındaki Bâb. 60

56- Kadir Gecesi (Nin Hangi Gece Olduğu) Hakkındaki Bâb. 60

57- Ramazan Ayının Son On Gününün Fazileti Hakkındaki Bâb. 61

58- İtikâf Hakkında Gelen Hadîsler Babı 62

İtikâfın Asgarî Süresi 62

59- İtikâfa Başlıyan Ve İtîkâfı Kaza Etmek Hakkında Gelen Hadîs Babı 63

İtiraftan Çıkma Vakti 64

İtirafın Kaza Edilmesi 64

60- Bir Gün Veya Bir Gece İtikâf Etmek Hakkındaki Bâb. 65

61- 'Mutekîf  (Îtikâfta Olan) Mescidin Belirli Bir Yerinde Devamlı Durur Babı 65

62- Mesciddekî Çadırda İtikâf Etmek Babı 66

63- 'Mutekif  (İtikâf Eden)  Hastayı Ziyaret Eder Ve Cenazelere Katılır' Hakkındaki Bâb. 66

Mutekifin Hasta Ziyareti Ve Cenaze Takibi Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri 67

64- Mutekif, Başını Yıkar Ve Saçını Tarar' Hakkında Gelen Hadis Babı 67

65-  Mutekifi Mescid İçinde Eşî Ziyaret Eder' Babı 68

66-  Müstehaza  Kadın İtikâf Eder' Babı 69

67- İtikâfın Sevabının Babı 69

68- Ramazan Ve Kurban Bayramının İki Gecesini İhya Eden Hakkındaki Bâb. 70


ORUÇ  KİTABI

Müellif, namaz kitabından sonra Oruç kitabını zikretmiştir. Çün­kü oruç da namaz gibi bedeni bir ibâdettir. N e s a i de Müellif gibi yapmıştır. Müslim, Ebû Dâvûd ve Tirmizî ise oruç bölümünü, zekât bölümünden sonra B u h â r î de Hac bölümünden sonra zikretmişlerdir. İslâmın temel taşlan sayılan Na­maz, Oruç, Zekât ve Hac ibâdetlerinin çeşitli yönlerden birbiriyle olan münâsebetleri dolayısıyla mezkûr sıralanışların hepsi uygundur.

Savm ve Siyam kelimeleri Arap dilinde tutma, susmak, durgun­laşmak, kendini men etmek gibi mânâlara gelir. Şer'i şerifte Fecrin doğuşundan gün batıncaya kadar özel bir niyetle yemekten, içmekten ve cinsi münâsebetten kendini tutmaktır.

Ramazan orucu hicretin ikinci yılı Şaban ayının üçüncü Pa­zartesi günü farz kılınmıştır. Ramazan orucunun farziyeti Kitab, Sün­net ve İcmâ' ile sabittir. Bu itibarla farziyetini inkâr eden kâfir olur.

Ramazan orucu farz olmadan önce Ümmet-i Muhammadiye'ye her hangi bir orucun farz kılınıp kılınmadığı hususunda âlimler ih­tilâf etmişlerdir. El-Menhel yazarının bu hususta verdiği ma'lumatın

özeti şöyledir :

Hanefi âlimlere göre önce "Aşure Günü" yâni Muhar­rem ayının onuncu gününün orucu farz kılınmış, sonra her ayın beher on gününden bir tanesinin oruçla geçirilmesi farz kılınmış, bi-lâhere Ramazan orucu farz kılınınca mezkûr oruçların farziyeti kal­dırılmıştır.Cumhur ve Şafiî âlimlerinin meşhur kavline göre Ramazan orucundan önce her hangi bir oruç farz kılınmamıştır.[2][2]

İzahı

Buhâri ve Müslim de bunu rivayet etmişlerdir. T i r -mizî, Ebû Dâvûd ve Nesaî de bu mânâyı ifâde eden benzer hadîsleri rivayet etmişlerdir.

Hadîs, mü'min kulun işlediği her ibâdet ve hayırlı işin mükâ­fat bakımından en az on kat arttırıldığını, bu artışın yediyüz kata, hattâ daha büyük rakamlara ulaşabileceğini müjdeliyor. Bakara sûresinin aşağıya meali alman 261 'nci âyetinde de Allah yolunda harcanan malın sevabının bu şekilde arttırılacağını müjdeliyor :

«Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tane bulunan yedi başak veren tanenin durumu gibidir. Allah di­lediğine kat kat verir.   Allah'ın lütfü geniştir.   O, herşeyi bilicidir.»

Hadis, orucun sevabının bu ölçüden müstesna olup, çok daha faz­la olduğunu hükme bağlıyor. Bu hükme neden olarak da Allah Teâlâ :

«Çünkü oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm.» bu­yuruyor. Hadisin bu cümlesinin mânâsı hususunda âlimler değişik açıklamalar yapmışlardır.

Nevevi, Müslim1 in şerhinde bu hadîsin açıklamasını yaparken özetle şöyle der :

"Bütün ibâdetler Allah Teâlâ için olmakla beraber bu hadîste Al­lah Teâlâ'nın : «Oruç benim içindir...» buyurmasının sebebi hususun­da âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1 - Bâzı âlimlere göre bunun sebebi şudur: Kâfirler putlarına namaz, secde, sadaka, zikir ve benzeri ibâdet şekilleri ile taptıkları halde hiç bir devirde oruç tutmak suretiyle ilâhlarına tapmamışlar-dır, Dolayısıyla hiç bir devirde Allah'tan başka hiç bir ilâh için oruç tutulmamıştır.

2 - Namaz, Hac, Cihâd, Sadaka ve diğer ibâdetler açık yapıldığı için riya ve gösterişten tamamen uzak tutulması güçtür. Bu tür ibâ­detlerde İhlasın zedelenmesi mümkündür. Fakat oruç, kul ile Allah arasında gizli kalan bir ibâdet olduğu için riya ve gösterişten uzak­tır. Sırf Allah rızâsı için yapılır.

3 - Yemekten müstağni olmak, yâni yemek yemeye ihtiyaç duy­mamak, Allah Teâlâ'nın sıfatlarındandır. Kul, oruç tutmakla Allah Teâlâ'nın bu sıfatına sarılmak ister. Ama hiç bir şey Allah Teâlâ'nın sıfatlarına benzemez.

4 - Allah Teâlâ, oruçtan başka ibâdetler karşısında vereceği mü-kAfatı bâzı kullarına açıkladığı halde orucun mükâfatını belirtmiye-rek:

«Orucun sevabının miktarını ve kaç kat arttırılacağını ancak ben bilirim.» buyurmuştur,

5 - Orucun kadr ve kıymetinin yüceliğini ve üstünlüğünü ifâ­de etmek için bu ifâde buyurulmuştur.

Mezkûr fıkranın sonundaki: «...ve onun mükâfatını ben veri­rim...» cümlesi, orucun faziletinin azametini ve sevabının çokluğu­nu beyan ediyor. Çünkü Kerîm ve Cömert bir zât: Bu mükâfatı ben bizzat veririm, dediği zaman, verilecek mükâfatın ve bağışın büyük olması gerekir."

Hadisin : «Oruçlu için iki sevinç vardır..." fıkrasına gelince; Nevevi    şöyle diyor :

'Oruçlunun iftarını açtığı zamanki sevincinin sebebi; oruç ibâ­detini tamamlaması, orucu bozan şeylerden selâmette kalması ve oru­cun yüce sevabını beklemesidir.

Oruçlunun Allah'a kavuştuğu zamanki sevincinin sebebi ise, o an­da göreceği orucun yüce mükâfatı ve Allah in Onu bu ibâdete muvaf­fak kılma nimetini hatuiamasıdır.'

Sindi, oruçlunun iftar anındaki sevinç sebebini açıklarken N e v e v i ' nin beyan ettiği sebebin yanında, kişinin o anda yemek ve su ihtiyacını gidermeye mezun kılınmasıyla duyduğu tabiî sevin­ci de zikrederek böyle yorumlayanların da bulunduğunu anlatmıştır.1

Hadisin «Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusun dan daha güzeldir.» fıkrası ile ilgili olarak    N e v e v i    şöyle der :

Hulûf : Ağız râyihasının bozulmasıdır. Bâzıları bu kelimeyi "Ha lûf ' diye kaydetmişler ise de H a t t â b i ' nin dediği gibi. hatâ­dır, doğrusu "Hulûftur. Bu fıkranın mânâsı hakkında e 1 - M â z i -r i : 'Bâzı râyihaların gü/.eiligi ve bundan hoşlanmak canlı yaratık­ların sıfatlarındandır. Onlar, tabiatlarının temayül ettiği şeylerden hoşlanır. Tabiatlarının nefret ettiği şeylerden hoşlanmazlar. Bu du­rum Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Onun için bu cümle mecazi mânâda kullanılmıştır. Bundan maksad. oruçlunun açlığı dolayısıyla değişen ağzının kokusunun Allah katında makbul ve kıymetli olma­sıdır.' demiştir.

Kadı I y â /,' in dediğine göre bâzıları ; Allah Tealâ oruçlu­yu, ağzının kokusunun değişmesine karşılık kıyamet günü mükâfat­landırır da kıyametle onun ağzının kokusu misk kokusundan daha hoş olur. Nasıl ki şehidin kanının kokusu misk kokusu olur. demiş­lerdir.

Bir kavle göre; mezkûr cümleden maksad, bu kokunun Allah'ın melekleri katındaki hoşluğu bizim yanımızdaki misk kokusunun hoş­luğundan üstündür.                 

Nevevi sözlerine devamla : 'En sahih mânâ Magrib âlim­lerinden e d - D ü r a verdi' nin ve bâzı arkadaşlarımızın beyan ettikleri şu mânâdır: Oruçlunun ağzının kokusunun bozulmasıyla hâsıl olan sovab, cumalarda bayramlarda, hadîs ve zikir meclislerinde v.s. hayırlı toplantılarda menciup olan güzel koku ve bilhassa misk sürünmekten elde edilen sevabtan daha çok olmasıdır.

Arkadaşlarımız bu hadisi delil göstererek oruçlunun öğleden son­ra misvak kullanmasının mekruhluğuna hükmetmişler. Çünkü mis­vak kullanmak fazileti ise de, oruçlunun öğleden sonra kullanması, bu hadiste faziletli anlatılan kokuyu giderir. Bu kokunun fazileti ise, misvak kullanmanın faziletinden daha büyüktür. Nasıl ki, şehidin kanının kokusunun güzelliği hadislerde belirtilmiş ve bu nedenle şe­hidin yıkatılması terkedilmiştir. Halbuki ölüyü yıkamak farzdır. Gü­zelliğine hadîsle şehâdet edilen şehid kanının kalmasını korumak için farz olan yıkama terkedilince güzelliğine hadiste şehâdet edilen oruç­lunun ağız kokusunun muhafazası için vâcib olmayan misvak işini terketmek tabii görülür.' demiştir.

1639) Tîenî   Amir  bin   Sa'saa   kabilesinden  Mutarrif     (Radtyallâhü anh)'i\fx\ rivayet edildiğine göre :

Osman bin Ebi'l-Âs es-Sakafİ   (Hadıyallâhü   anh)[4][4]

İzahı

Nesai    ve    İbni    Huzeymo    de bunu rivayet etmiş­lerdir.

Buhâri   ve   Müslim    de bunun;  «oruç birkalkandır.» parçasını müteaddit senedlerle rivayet etmişlerdir. Hadîs orucun, sahibini Cehennem ateşinden veya Cehenneme girmeye se­bep olan günahlardan koruyucu olduğuna delâlet ediyor. Nasıl ki sa­vaşta kullanılan kalkan sahibini tehlikelerden korur.

1640) Sehl bin Sa'd (es-Sâîdî) (Radıyallâkü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, de­miştir :

«Şüphesiz Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Kıyamet gü­nü : Oruçlular nerededir? diye çağrı yapılır. Kim oruçlulardan idiy­se o kapıdan girer ve o kapıdan giren bir kimse ilelebed susuzluk duymaz.»"[6][6]

2 - Ramazan Ayının Fazileti Hakkında Gelen Hadisler Babı

1641) Ebû Hüreyre  (Radıyallâhü anh)'âen rivayet  edildiğine göre: Resûhıllah (SaUaUahü Aleyhi ve Selimi) şöyle buyurdu, demiştir  :

«Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekliyerek Ramazan orucu­nu tutarsa geçmiş günahı bağışlanır»[8][8]

İzahı

Tirmizî, Nesai, Hâkim ve İbn-i Huzeyme de bunu rivayet etmişlerdir.    Buhâri    de hadîsin :

«Ramazan geldiği zaman Cennetin kapılan açılır, Cehennemin kapıları kapatılır ve şeytanlar zincire vurulur.» kısmını rivayet et­miştir.

Tuhfe yazarı bu hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der : Merede "Mârid"in çoğuludur. Mârid : Şer işlemeye kendini ada­yana denilir. Cinlerin mûridleri şeytanların bir türüdür.

Şeytanların zincirlere vumlmasındaki hikmet, oruçlulara vesve se etmemeleridir. Bunun  bir  belirlisi, Ramazan'dan önce günahlara dalmış olanların çoğunun Ramazan orucunu tutmaya başlar başla­maz kötü alışkanlıklarını terketmeleri ve Allah'a dönüş yapmalarıdır. Bâzılarında görülen, kötülük ve isyana devam etmelerine gelin­ce; Bunun sebebi, şeytanların etkisinin, bunların içinde iyice kökleş­miş olmasıdır. Bâzı âlimlere göre şeytanlar zümresinin başkanı du­rumundaki İblis, zincire vurulmaz. Çünkü Âdem (Aleyhisse-lâm)'e secde etmekten imtina ettiği zaman ilâhî lanete mâruz kalın­ca Allah'tan kıyamete kadar mehil istemiş, Allah Teâlâ da bu isteği kabul etmiştir. Ramazan'da vuku bulan ma'siyetler. Onun vesvese ve aldatması ile meydana gelir.

Hadîsteki bağlama; sapıtma ve aldatma hususundaki şeytanların zayıf düşürülmesinden kinaye olabilir.

E 1 - H â fi z ' in, el-Fetih'te dediğine göre K â d t Iyâz: Şey­tanların zincirlere vurulmasının hakîki mânâsına göre olması muh­temeldir. Şeytanların zincirlere vuruluşu, onları mü'minlere eziyet et­mekten men etmek ve Ramazan ayının girişini ve yüce kıymetini me­leklere bildirmektir. İkinci ihtimal, ilâhî mükâfatın çokiuğuna ve şey­tanların zincirlere vurulmuşcasına mü'minleri günaha sokmalarının azlığına işarettir.    M ü s 1 i m ' in    rivâyetindeki;   

= «Rahmet kapıları açılır.» ilâvesi, ikinci ihtimâli te'yid eder, demiş­tir. Daha sonra şöyle der:

'Muhtemelen Cennet kapılarının açılması, Allah Teâlâ'nın kulla­rı için açtığı ibâdetlerden ibarettir. Çünkü ibâdetler, Cennet'e girme sebepleridir. Cehennem kapılarının kapatılması da, sahiplerini Ce­henneme sevk eden günahlara karşı soğuk davranmaktan ibarettir. Şeytanların zincirlere vurulması ise; onların, şehvetleri süslemekten ve sapıtmadan âciz bırakılmalarıdır.'

Ez-Zeyn bin el-Münir birinci ihtimâli tercih ede­rek : Hadîsi zahiri mânâsından başka bir mânâya tevil etmeyi gerek­tiren bir zaruret yoktur, demiştir.

EI-Hâf ız'ın dediğine göre; Kurtubi hadîsin zahirine hamledilmesini tercih ettikten sonra : 'Eğer denilse ki şeytanlar zin­cirlere vurulmuş olsaydı Ramazan'da günahların ve kötülüklerin iş­lenmemesi gerekirdi. Halbuki şok günah işlenir. Buna şöyle cevap verilir: Şeytanlar, şartları korunan ve âdabına riâyet edilen oruç ibâdetini lâyıkı veçhiyle ifâ eden mü'minlere karşı bağlanmış olur. Orucun şartlarına ve âdabına riâyet etmiyen oruçlulara karşı bağlı değildir. Yahut şeytanların bir kısmı bağlanır. Nitekim T i r m i z i ve N e s a i' nin rivayetinde buna işaret vardır. Çünkü bu rivayet­lerde; «Mârid f= Âsi)  şeytanlar...» kaydı vardır. Şöyle de denilebilir; Şeytanların bağlanmasından maksad, Ramazan'da kötülüklerin azaltılmasıdır. Bu durum görülebilir. Çünkü hakîkatan Ramazan'da nisbeten kötülükler azalır. Şeytanların hepsinin bağlanmış olması, hiç bir günahın vuku bulmamasını gerektirmez. Çünkü kötü ruhlu kimseler, çirkin âdetler ve insanlardan olan şeytanlar da mü'minleri günahlara sokarlar,' demiştir.

Hadîste «Bir nida edici...» buyurulmuştur. Tuhfe yazarının dedi­ği gibi nida edicinin bir melek olması muhtemeldir. Veya maksad, hayra yönelmesini Allah'ın irâde ettiği kimselerin kalblerine bu duy­gunun girmesidir.

Hadîsin «Ey şer isteklisi kendini tut!» çağrısından maksad, gü­nah işlemek istiyenin, nefsini günah işlemekten tutması ve tevbe edip Allah'a dönüş yapmasıdır.

El-Mirkat'ta belirtildiği gibi günah işliyenlerin Ramazan'da tev­be etmeleri, ibâdete karşı gevşek davrananların Ramazan'da ibâdete sarılmaları, sâlih insanların Ramazan'da ibâdetlerini çoğaltmaları ha­dîsteki nida edicilerin etkisi ve Allah'ın rahmet bakışı ile olabilir. Bu­nun içindir ki küçükler dâhil, müslümanlann ekserisinin oruç tut­tuklarını görürsün. Hattâ namaz kılmıyanların çoğunun Ramazan'da oruca başladıkları görülür. Halbuki oruç, namazdan daha zordur, ibâ­dete karşı gevşemeyi gerektiren vücut zayıflığına ve fazla uykuya yol açar. Bununla beraber mescidlerin Ramazan'da cemaatla ihya edildikleri görülür.

Hadîs, Allah Teâlâ'nın Ramazan ayında Cehennem'e müstehak olmuş olan kullarının bir kısmını Cehennem'den azâd ettiğine delâlet ediyor.   Âzâd edilenlerin çokluğu başka rivayetlerden anlaşılıyor.

Hadîsin son cümlesindeki: 'cJJi kelimesi, hadîsteki çağrıya işa­ret olabilir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyle olur: Nida edici Ra-mazan'ın her gecesinde hadîste anlatılan şekilde çağrıda bulunur. Mezkûr kelime âzâd edilmeye işaret olabilir. Bu takdirde cümlenin mânâsı: 'Ramazan'ın her gecesinde Allah, çok sayıda kullarını Ce­hennem ateşinden âzâd eder, olur. Mezkûr kelimenin anılan iki şe­ye de işaret olması mümkündür. Buna göre Ramazan'ın her gecesin­de çağrı yapılır ve âzâd edilenler olur.

S i nrd î, son ihtimâle göre yorum yapmıştır. Suyûtî ikin­ci ihtimâli tercih etmiştir. T ı y b î ilk iki ihtimâle göre yorumla­mıştır.

1643) Câhil" (Radnallâhii anh)\\en rivayet edildiğine güre; Resûlul-lah (SaUalitıhü Aleyhi ve Sel/em) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şüphesiz her iftar vaktinde Allah tarafından (Cehennem ate-sinden) âzâd edilenler olur. Bu (Ramazanın) her gecesinde olur.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinin ricali sıka zâtlardır. Çün­kü Ebû Sülyân'ın Câbir (R.A.Vden olan rivayeti sahihtir Râvi el-A'meş'in Ebû Süfyân'dan hadis işitmediğine dâir Bezzâr'm sözünün garib olduğunu, çünkü A'meş'in bu tür rivayetinin Kütüb-i Sitte'de bulunduğunu ve Ebû Süfyân'dan riva­yet etmekle tanındığını Şu'be söylemiştir.

1644) Ent'.s bin Mâlik  (Radıyullâhii un/ı)'tien\   Şöyle demiştir:

Ramazan ayı girdi de Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) şöyle buyurdu :

«Bu aya girmiş bulunuyorsunuz. Onda bin aydan hayırlı bir ge­ce vardır. Bu gecetnin kazancın)dan mahrum olan bir kimse hayrıntümünden mahrum olmuş olur, ve bu gecenin hayrından yalnız saa­detten payı olmayan kimse mahrum kalır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedindeki İmrân bin Dâvûd Ebü'l-Avvâm el-Kattân hakkında ihtilâf vardır. İmam Ahmed Onun hadîslerini geçerli saymış, Affan ve el-İclî Onu sıka saymışlar, İbn-i Hibbân da Onu sikalar arasında zikretmiş, İbn-i Adiyy ise : İmrân'dan rivayetten dolayı bu hadîs garîb sayılmıştır. İmrân'dan bir takım garib hadîsler rivayet edilmiş olup, onda beis olmadığını umarım, demiştir. İsnâdm kalan râvileri sikadırlar.[10][10]

3 - Şek [12][12]'den: Şöyle demiştir:

Biz (Ram az an'dan mı Şa'ban'dan mı olduğunda) şek edilen gün Ammâr (bin Yâsir) (Radıyallâhü anhümâ)'nın yanında idik. (Pişi­rilen) bir koyun getirildi. Cemâatin bir kısmı (onu) yemekten uzak durdular. Bunun üzerine Ammâr (Radıyallâhü anh) :

Kim bu gün oruç tutarsa şüphesiz Ebû Kasım (Muhammed) (SaJ-lallahü Aleyhi ve Sellem)'e isyan etmiş olur, dedi."[14][14]                                            

Âlimlerin Şek Günü Hakkındaki Görüşleri

1 - Hanefî    âlimleri,    Mâlik,    İshâk,    Evzâi    ve el-Leys   bin   Sa'd:    Ramazan niyetiyle o gün oruç tutmak tahrimen mekruhtur, nafile veya kaza ve adak niyetiyle oruç tut­makta beis yoktur, demişlerdir.

2 - Şafiî:    Ramazan niyetiyle o gün oruç tutmak, sahih de­ğildir. Âdetine rastlamadığı takdirde nafile niyetiyle de tutamaz. Ka­za ve adak gibi bir niyetle veya âdetine rastladığı için nafile niye­tiyle oruç tutmakta sakınca yoktur, demiştir.  Meselâ her haftanın Perşembe   gününü nafile oruçla geçirmeyi âdet edinen bir kimse, şek günü Perşembeye tesadüf ettiği takdirde âdeti olduğu için tutabilir.

İ bnü'l-M ünz i r'in anlattığına göre Ömer, Ali, Huzeyfe, Enes, Ebû Hüreyre, İbnü'l-Müsey-yeb, Şa'bî, Nahaî ve İbn-i Cüreyc (Radıyallâhü anhüm) da böyle hükmetmişlerdir.

3 - İbn-i    Ömer    (Radıyallâhü anh) :     Şek günü akşa­mı'bulut ve benzen bir şey hilâlin görülmesine mâni olduğu zaman Ramazan niyetiyle o gün oruç tutmak zorunludur.   Fakat hava açık olduğu halde halk gözetlediğine rağmen  hilâli  görmezlerse Rama­zan niyetiyle oruç tutulmaz, demiştir.    Ahmed    bin    Ha n bel'-den bir rivayet de böyledir.    A h m e d ' in    ikinci bir rivayeti,    Ş â -f i î    mezhebine uyar.

4 - Ahmed    bin    Hanbel'in    üçüncü kavline göre halk imama, yâni hüküm vermeye yetkili devlet adamına tâbidir. O tu­tarsa halk da tutar. O tutmazsa halk da tutmaz.    Hasan-ı    B a s -ri,    İbn-i    Şîrîn    ve    Şâ'bî    de böyle demişlerdir.

5 - Ebû   Bekri    Sıddîk    (Radıyallâhü anh)'in kızları Âişe   ve   Esma    (Radıyallâhü anhümâ) o gün Ramazan niye­tiyle oruç tutuyorlardı ve    Âişe    (Radıyallâhü anhâ) şöyle derdi: Şüphesiz    Ş â ban' dan    bir gün oruç tutmam,    Ramazan'-dan bir günün orucunu yememden bana daha sevimlidir.

1646) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hilâli görmeden önce (Ramazan niyetiyle) bir gün oruç tutmaya acele etmeyi yasaklamış­tır.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Râvi Abdullah bin Saîd el-Makberî'nin za­yıflığı üzerinde âlimler ittifak ettikleri için bu sened zayıftır.[16][16] den rivâyet edildiğine göre kendisi, Muâviye bin Ebî Siifyân (Radıyallâhü ankümâ)'yı minber üzerinde şöyle söylerken işi t mistir :

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayından önce minber üzerinde şöyle buyururdu :

«Oruç şu gündür. Biz o gün gelmeden Önce oruç tutarız. Artık kim dilerse önceden tutar. Ve kim dilerse oruç tutmayı o güne kadar tehir eder.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih, ricali sıka zâtlardır. Lâkin el-Mizzi'nin et-Tehzîb'te ve Zehebi'nin el-Kâşif te dediklerine göre seneddeki el-Kâsım bin Abdirrahman'ın sahâbilerden yalnız Ebû Ümâme (R.A.)'den hadis işittiği, başka sahâbilerden hadis işitmediği söylenmiştir.[18][18]

4 - Şaban Ayında Ramazan Ayına Kadar Peşpeşe Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1648) Ummü Seleme (Radıyallâhü ankâ)'dar\; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şaban ayını oruç tuta­rak Ramazan ayına birleştirirdi."

1649) Rebîa bin el-Ğaz [20][20]

İzahı

Ümmü   Seleme    (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesai ve Tirmizî de rivayet etmişler, Tirmizî hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ebû D â v û d' un rivayetinde Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ):

"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yılın hiç bir ayın ta­mamını oruçla geçirmezdi. Şaban ayı müstesna. Onu, oruç tutarak Ramazan'la birleştirirdi."

 i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nirı hadisini Nesaî ve Tirmi-z i de benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir. Bu hadîslerin zahirine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem Şaban ayının tamamını oruçla geçirirdi. Lâkin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Şaban ayının çoğunu oruçla geçirdiğine dâir riva­yetler vardır.

El-Menhel yazarı babımızın başlığına benzer bir başlıkla açtığı bâbta rivayet ettiği Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsini açıklarken bu konudaki rivayetleri zikrettikten sonra şöyle der :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bâzı yıllarda Ş â-b a n ayının tamamını ve diğer bâzı yıllarda Şaban ayının çoğunu oruçla geçirdiği yorumuyla mevcut rivayetlerin arasını bul­mak mümkündür. Tirmizî, Ümmü Seleme (Radıyal­lâhü ânhâ)'nin mezkûr hadîsini ve Ebû Hüreyre (Radıyal­lâhü anh) 'in (1650 nolu) hadisini naklettikten sonra tbnü'1-Mü-b â r e k' in : Bir kimse ayın çoğunu oruçla geçirdiği zaman Arap dilinde: Falan adam bütün ay oruç tuttu denilebilir. Keza: Falan adam bütün gece ibâdet etti denilir. Halbuki o adam, akşam yeme­ğiyle ve bâzı diğer işleriyle meşgul olmuş olabilir/ dediğini zikret­miştir. T i rm i z î daha sonra: Bana öyle geliyor ki tbnü'l-Mübarek bu konudaki rivayetlerin arasında zahiri bir ihtilâf bile bulunmadığı görüşündedir, demiştir.

T i r m i z i' nin söylemek istediği husus şudur : A i ş e (Ra­dıyallâhü anhâ) 'nin hadisinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in. Şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği; bâzı rivayet­lerde ise Onun Şaban ayının çoğunu oruçla geçirdiği beyân edilmiştir. Arap dilindeki kullanış tarzına bakılacak olursa Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Şaban ayının çoğunu oruçla geçirmişken bunu ifâde etmek için  işe (Radıyallâhü anhâ) Onun Şaban ayının tamamını oruçlageçirdiğini söylemiş ola­bilir.

E 1 - H â f ı z da el-Fetih'te: Hulâsa  i ş e (Radıyallâhü an-hâ)'nin hadisindeki "Şaban ayının tamamı"ndan maksad, ekserisi-dir. Bu tâbir, az kullanılan bir mecazdır. Fakat T ı y b î bu yoru­mu uzak bir ihtimal olarak göstermiştir. Tıybı" nin görüşüne göre rivayetler şöyle yorumlanmalıdır: Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bazen Şaban ayının tamamını, bazen de çoğunu oruçlageçirirdi şeklinde yapılan yorumdur, demiştir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Şaban ayını oruçla geçirmesinin hikmeti, N e s a î' nin rivayet ettiği Ü s â m e bin   Z e y d ' in   şu mealdeki hadisinde belirtilmiştir :

"Ben : Yâ Resûlallah! Şaban ayında tuttuğun kadar hiç bir ay­da oruç tuttuğunu görmedim, dedim. Buyurdu ki:

«Recep ve Ramazan ayları arasındaki şu (Şaban) ayından halk gafildir. Bu Öyle bir aydır ki; Ameller, âlemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim.»"[22][22]

5 - Âdet Edindiği Orucu Rastlıyandan Başkasının Ramazan'dan (Bir-İki Gün) Önce Oruç Tutmasının Yasaklığı Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1650) Ebû   Hüreyre  (Radtyallâhü an hy den  rivayet  edildiğine  göre Kesulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir ;

«Ramazan (ayı) orucunu bir* veya iki gün (oruç tutmak) ile kar­şılamayınız. Ancak oruç tutma âdeti olan adam, o orucu tutar (tut­sun.)»"[24][24]

İzahı

Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesai, Tahavi, İbn-i Hibbân, Dârimi ve Beyhaki de bu hadisi benzer la­fızlarla rivayet etmişlerdir. Hadisin zahirine göre Şaban ayı­nın ilk on beş günü geçince nafile oruç tutulamaz. El-Menhel yazan bu hadîsin açıklaması bahsinde Özetle şöyle der;

1 - Ş â f i î 1 e r' in çoğu bu hadîsin zahirini tutarak : Şa­ban ayının ilk yarısında nafile oruç tutmıyan ve ayın belirli gün­lerini oruçla geçirme âdeti olmayan bir kimsenin, Ş â b a n' in son yarısında oruç tutması yasaktır, demişlerdir. Şâfiîler' den Ruyânî: Ramazan1 dan bir veya iki gün önce R a m a -z a n ' i karşılamak üzere nafile oruç tutmak haramdır ve Ş â-b a n ' in son yansının diğer günlerinde tutmak mekruhtur, demiş­tir.

2 - Cumhura göre Ş â b a n' in ilk yansında oruç tutmayan ve ayın belirli günlerini oruçla geçirme âdeti olmayan kimsenin bi­le, Ş â b a n ' in son yarısında nafile oruç tutması mubahtır. Cum­hura göre bu hadis zayıftır. Ahmed ve İbn-i Muin: Bu hadîs münkerdir, demişlerdir. Hattâbî: Bu hadîs, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Şâban'ı oruç tut tak Ramazanla birleştirdi» mealindeki hadîslerine muhalif olduğu için Ahmed bu hadîsi münker saymış, demiştir. Lâkin   İbn-i   Hibbân,İbn-i Hazm, İbn-i Abdi'1-Berr gibi âlimler, bu ha­dîsin sahih olduğunu söylemişler. T i r m i z i de hadîsin hasen -sahih olduğunu söylemiştir.

Bâzı âlimler, bu hadis ile bundan önceki hadisin arasını bulmak üzere: Bu hadîs, çok oruç tutmakla kendisini zayıf düşürenlere veya R a m a z a n' ı karşılamak niyetiyle Ş â b a n' in son yarısında oruç tutanlara mahsustur. Bundan önceki hadîs ise Ramazan ayından olur ihtimâlini göz önünde bulundurarak Ramazan'-dan bir veya iki gün önceden Ramazan niyetiyle ihtiyaten oruç tutanlara mahsustur, demişlerdir,"[26][26]

İzahı

Ebû    Dâvûd,    Nesâî,    Tirmizi,    Dârekutnî, Hâkim,    Beyhaki    ve   Dârimi   de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadis, Ramazan hilâlini görmek mes'elesinde kâfirin şâ bitliğinin muteber olmadığına ve bu mes'elenin sübutu için şahidin müslüman olduğunun bilinmesiyle yetinilebileceğine delâlet eder. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) A'rabinin âdil veya fâşık­lık durumunu araştırmayıp sadece müslüman olup olmadığım araş­tırmakla yetindiğine göre Ramazan hilâlinin şahitliği için âdil olmak şartı aranmaz, denilemez. Çünkü o A'rabi eğer o anda kelime-i şehâdeti getirmekle yeni müslüman olmuş ise bir kâfirin müslümanlığı kabul etmesiyle geçmişteki tüm günahları affedilir. O halde âdil sayılır, fâsık değildir. Şayet A'rabî bu olaydan önce müs­lüman olmuş ise bütün sahâbîler âdildir. Şahidin âdil olma şartını koşan âlimler, böyle demişlerdir.

Ramazan hilâlinin şahitliği için âdil olmak şart değildir, diyen âlimlerin görüşlerini yansıtan Sindi: Peygamber (Sallal-lâhü Aleyhi ve Sellem)'in A'rabîye Kelime-i Şehâdetin mefhumuna inanıp inanmadığını sorması, müslüman olup olmadığını tahkik et­mek içindir. Hadisten anlaşıldığına göre hava bulutlu olduğu zaman hilâli gördüğüne şahitlik eden kişinin müslüman olduğu tahakkuk ettiği zaman, âdil olsun olmasın, hür olsun, köle olsun Ramazan hilâlini gördüğüne dâir şahitliği makbuldür. Şöyle de söylenebilir: Saadet devrindeki bütün müslümanîar âdil idiler. Bu sebeple âdil ol-mıyanın şahitliğinin kabul edilmesi gerekmez, demiştir.

Müellifin zikrettiği sened, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh)'a ulaşır. Bu senedle rrvâyet edilen hadiste halkın oruç tutma­ya başlamaları için Bilâl (Radıyallâhü anh)'in ilân yapması emredilmiştir. Fakat o gece teravih namazını kılmaları veya başka ibâdetle ihya etmeleri için bir ilân yapması emri bulunmamaktadır. Müellif, el-Velid bin Ebî Sevr'in ve el-Hasan bin   Ali' nin   yer aldıkları başka senedleri rivayet eden   EbûAli' nin beyânına göre. o senedlerle rivayet edilen hadîs metni böyledir. Ebû Dâvûd kendi süneninde e 1 - V e 1 î d bin Ebî S e v r ' in rivayeti M u h a.m med bin Bekkâr' dan rivayet etmiş, o rivayet yine Zaide bin Ku d â m e ' de Mü­ellifin senediyle birleşir. El-Hasan bin Alî' nin sene­dini ise bizzat kendisi rivayet etmiş. Bu da Hüseyin e 1 • C a ' f i' -nin aracılığıyla Zaide' den rivayet etmiş ve böylece müellifin se­nediyle birleşmiştir.

Müellifin E b ü AH' den naklen Hammâd bin Se­leme' den rivayet ettiği hadîsi Ebû Dâvûd, Müsâ bin î s m â i 1 aracılığıyla Hammâd' dan, Hammâd da Si­ma k ' tan, O da İ k r i m e' den mürsel olarak rivayet etmiştir. H a m m â d ' in rivayetinde bulunan hadîs metninde Bilâl (Ra­dıyallâhü anh)'in çağrısında halkın o geceyi ihya etmeleri emri de vardır.

Hadis, Ramazan hilâlinin görülmesi için âdil bir şahidin şahitliğinin kâfi olduğuna delâlet eder.

1653) Ebû Ümeyr (Abdullah) bin Enes bin Mâlik (Radıyallâhü an-hümâ)'da.n; Şöyle demişiir  :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ensârdan olan sahâ-bîlerinden amcalarım, bana hadîs anlatarak dediler ki: Şevval (ayın) in hilâli, havanın bulutlu olması nedeniyle görülmedi. Bu se­beple (Ramazanın otuzuncu günü) oruçlu olarak sabahladık. O gün akşama doğru bir cemâat gelerek: Dün (akşam) hilâli gördüklerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in yanında şahitlik ettiler. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilere oruçlarını bozmalarını ve yarın bayram namazına .çıkmalarını em­retti."[28][28]

Ramazan Hilâlinin Görüldüğüne Dâir Şahitlik Hususunda Âlimlerin Görüşleri

Bu bâbtaki ilk hadîs. Ramazan hilâlinin şübutu için bir müslümamn şahitliğinin kâfi olduğuna delâlet eder. Fıkıhçılar bu hususta ihtilâf etmişlerdir. El-Menhel yazarı, bu ihtilâfı şöyle anla­tıyor :

1 - Ebû   Hanîfe   ve arkadaşlarına göre gökte bulut ve­ya şiddetli toz gibi bir engel bulunduğu takdirde âdil bir kişinin R a -m a z a n   hilâlini gördüğüne dâir şahitliği makbuldür. O kişi köle veya kadın da olabilir. Çünkü bu şahitlik dîni bir mes'eleye aittir. Ramazan' dan    başka aylara âit hilâlin sübutu için hür iki er­keğin veya hür bir erkek ile hür iki kadının şehâdeti ve bunların âdil olması şarttır.

Gökte hilâli görmeye bir engel bulunmazsa Ramazan veya başka aylarda doğru söylediklerine kanaat getirilen bir cemâatin şahitlik etmesi gerekir. Hava açık iken iki kişinin şahitliği ile yeti-nildiğine dâir îmam-ı A'zam' dan bir rivayet vardır. Bahr-ı Râik'te : İmamın bu fetvasını meşâyihtan tercih edeni görmedim. Bi­zim zamanımızda bu fetva ile amel etmek uygundur. Çünkü halk hilâli gözetlemeyi ihmâl ediyor. Artık hilâli görenlerin iki kişi olma­sı, onların yanılmasını kanıtlamaz, denilmiştir.

2 - Şafiî    ve    Ahmed'e    göre âdil bir kişinin    Rama­zan    hilâlini görmesi kâfidir.    Ahmed'e    göre o kişi köle veya kadın bile olabilir.    Şafiî' nin    de böyle bir kavli vardır.    Fakat mutemed kavline göre görenin hür ve erkek olması şarttır.   Rama­zan' dan    başka ayların hilâli için hür ve âdil iki erkeğin şehâdeti şarttır.

3 - Mâlik   ve ashabına göre    Ramazan   ve   Şevval hilâli, âdil iki kişinin veya doğruluğuna kanaat getirilen asgarî beş kişilik bir cemâatin görmesiyle bu hüküm; hilâli gözetlemeye önem veren bölgeye mahsustur. Önem verilmeyen bölgelerde âdil bir kişi­nin görmesiyle sabit olur.

Nevevî : Eğer bir hâkim bir kişinin hilâli gördüğüne şehâ­det etmesi sonucunda    Ramazan'in    girdiğine hükmetmişse âlimlerin icmâı ile oruç tutmak mecburiyeti hâsıl olmuş olur. Ve bu hüküm nakzedilemez. Yukarıdaki ihtilâf, böyle bir hükmün bulun madiği hallere mahsustur, demiştir.[30][30]

İzahı

I b n - i Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'nin hadisini B u h â ri, Müslim, Ebû Dâvüd, Mâlik, Ahmed, Dâ-rekutnî, Nesaî ve Dârimi de rivayet etmişlerdir. A h -med, Dârekutnİ ve Ebû Dâvüd'un rivayetinde İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'nin görüşünü beyan eden şu ilâve vardır: 'Şaban ayının yirmidokuz günü dolunca hilâli gö-zetletirdi. Eğer Ramazan hilâli görülürse mesele kalmaz. Şa­yet görülmez ve görmeye mâni bulut veya toz yok ise İbn-i Ömer {Radıyallâhü anhümâ) ertesi gün oruç tutmazdı. Eğer bulut veya toz hilâli görmeye engel olursa ertesi gün oruç tutardı. Ramazan sonunda İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ) bu hesabı tut-mıyarak halkla birlikte iftar ve bayram ederdi.

Hadisin; cümlesini, tercemede belirttiğim gibi Fıkıhçılann cumhuru :

"Eğer bulut (toz da bulut hükmündedir) hilâli görmenize engel olursa. Ramazan hilâli için (otuz günü doldurmayı) takdir ve hesap ediniz." diye yorumlamışlardır. Yâni Ramazan orucunu otuz güne tamamlayınız. Çünkü Buhâri' nin î b n - i Ömer (Ra­dıyallâhü anhümâ)'den olan  bir rivayetinde:

= «Eğer hava bulutlu ise Ramazanorucu süresini otuz güne ikmâl ediniz.» buyurulmuştur. B u h â r î, Müslim ve Müellifin rivayet ettikleri 1655 nolu hadis de bu yo­rumu te'yid eder.Dârimî'nin   İbn-i   Abbâs    (RadıyallâhüanhJ'dan olan rivayetinde de:

-Eğer bulut hilâli görmeye mâni ise Ramazan ayını otuz güne ik­mâl ediniz.» buyuruluyor.

Ebû Hanife, Onun arkadaşları, Mâlik, Şafii, Evzâi, Sevri ve hadîsçilerin tümü, mezkûr cümleyi bu şe­kilde yorumlayanlardandırlar. Yainız Ahmed bin Hanbel bu cümleyi : "Eğer bulut hilâli görmenize mâni olursa, hilâlin bulu­tun arkasında olduğunu takdir ve farzediniz. Ayın süresini daraltı­nız.» şeklinde yorumlıyarak, bu yorumun dayanağı olarak hadîs râ-visi    t b n - i    Ömer    (Radıyallâhü anhümâ)'nin görüşünü göstermistir. Çünkü Ş â b a n ' m yirmidokuz günü dolunca, gözlerini kaybetmiş olan İ b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâ), adam göndererek hilâli gözetletirdi. Eğer bulut ve toz gibi bir engel bulun­madığı halde hilal görülmezse, ertesi gün oruç tutmazdı. Eğer bulut veya toz bulunsaydı ertesi gün oruç tutardı.

A h m e d ' in    bu gerekçesi reddedilmiştir. Çünkü râvinin re'yi değil, rivayeti muteberdir.İ bn-i    Ömer    (Radıyallâhü anhümâ) 'nin rivayetlerinin birisinde bu cümle :

= «Ramazan hilâli için otuz günü hesaplayınız şeklinde geçmiştir.

H a t t â b î : Bu cümlenin mânâsı, Ramazan orucunu otuz güne doldurmaktır. Âlimlerin bir kısmı, bu cümleyi rasat hesap­larına göre hilâlin durumunu takdir ve hesaplama şeklinde yorum-lamışlarsa da bu yorum isabetli değildir. Çünkü bâzı rivayetlerde bu cümle yerine : «Otuz gün oruç tutunuz.» buyurulmuştur. İlim ehlinin kahir çoğunluğu ilk yorumu yapmıştır. Şek günü oruç tutmanın Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından yasaklanması da bu yorumu te'yid eder. Ahmed bin Hanbel: Şâban'ın yirmidokuzundan sonraki gece gökteki bir engel dolayısıyla hilâl gö­rülemediği zaman halk oruç tutar. Eğer hava açıkken hilâl görülme* se oruç tutmazlar, diyerek İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhü­mâ)'nin mezhebine tâbi olmuştur.[32][32]

8 - Ay   (Bazen)   Yirmidokuz Gün Olur Hakkında Gelen Hadisler Babı

1656) Ebû  Hüreyre  (Radıyallâhü an/ı )'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Seller)}) :

«Aydan kaç gün geçti?» buyurdu.

Ebû Hüreyre   (Radyallâhü anh) :     Biz yirmiiki  gün   (geçti)   ve sekiz gün kaldı, diye cevap verdik, dedi. Bunun üzerine Resûlullah

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (ellerinin parmaklarıyla işaret ederek) üç defa :

«Ay şu kadardır, ay şu kadardır, ay şu kadardır.»  buyurdu ve üçüncü defada bir parmağını yumdu.İsnadının Müslim'in şartı üzerine sahih olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.

1657) SaVI bin Kbî Vakkâs (Radıyallûhü anh)\]an rivayet edildiğine «üre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (ellerinin parmaklarıyla işaret ederek) :

«Ay şu kadar, şu kadar ve şu kadardır.» buyurdu. Ve üçüncü de­fada  (bir parmağını yummakla)  yirmidokuz sayısını belirtti."[34][34]

İzahı

Notta belirtildiği gibi Tirmizî ve Ebû Dâvûd, bu hadisi   tbn-i   Mes'ud    (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiş-lerdir. Dârekutnî de İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhJ'den rivayet etmiştir. A h m e d de bunu  i ş e {Radıyal­lâhü anhâ)'den rivayet etmiştir.

Bu hadîs,    Ramazan   ayının ekseriyetle yirmidokuz gün ol­duğuna delâlet ediyor.[36][36]

İzahı

Buharı, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Ta-havi ve Ahmed de bunu rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetler­de mânâyı etkilemiyen az lafız farkı vardır.

Bu hadîs, müteaddit şekillerde yorumlanmıştır. El-Menhel yazarı bu konuda şöyle der :

Yâni Ramazan ve Zilhicce ayları otuzar gün değil yirmidokuz gün çekmekle sayıca noksan olsalar bile sevap ve ecir ba­kımından noksan olmazlar, tamdırlar.

Bâzılarına göre hadisten maksad, Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibâdetlerin faziletini ve sevap yönünden Rama­zan    ayından eksik olmadığını açıklamaktır.

Diğer bir kavle göre hadisin mânâsı şudur: B±r yıl içinde R a-m a z a n ayı ile Zilhicce ayının her ikisi yirmidokuz gün ol­maz. Birisi yirmidokuz gün çekerse, diğeri otuz gün olur, ama budâimi değildir. Ekseriyetle böyle olur. Bazen de her ikisi yirmido-kuzar gün çeker. Zilhicce ayında Kurban bayramı bulundu­ğu için Ona bayram ayı demek tabiîdir. Ramazan bayramı Ramazan ayında değildir. Bilindiği gibi Şevval ayındadır. Lâkin Ramazan ayının bitiminde olduğu için Ramazan ayına bayram ayı denilmiştir.

Bu ayların birisinde oruç, diğerinde hac ibâdeti bulunduğu için, hadîs bu ayların faziletini belirtmiştir. Maksad, diğer aylarda yapı­lan ibâdetlerin sevabının noksan olacağı değildir. Asıl maksad, R a -m a z a n ayı yirmidokuz gün olsa bile hakkında vârid olan fazilet­lerin ve hükümlerin sevabı tam olarak hâsıl olur. Keza hac mevsi­minde Arafat dağındaki Vakfe ( = Durmak) işi Zilhicce ayının dokuzuncu gününe veya başka gününe tesadüf etsin hac fa­zileti ve hükümlerinin sevabı noksan olmaz. Tabiî hilâli gözetlemekte kusur ve ihmâl olmaması, şarttır. Gerek Ramazan ayının baş­langıcı ve gerekse Zilhicce ayının başlangıcı hususunda bir yanılma vuku bulduğu takdirde tutulacak Ramazan orucu veya yapılacak hac ibâdeti ve Arafat' taki vakfeden hâsıl olacak sevabın noksanlığı şüphesi kalplere gelebilir. Hadisten mak­sad, bu şüpheyi gidermektir. Yanılgı sübut bulmadıkça yapılan ibâ­det sahihtir. Keza hacıların Zilhicce' nin dokuzuncu günü de­ğil, onuncu günü A r a f â t' ta durdukları bilâhere anlaşılsa bile yapılan hac sahihtir. Ama sekizinci gün durdukları anlaşılsa ve do­kuzuncu gün Arafat'a çıkmaları imkânı var iken sekizinci gün yapılan vakfe kifayet etmez. Ertesi gün vakfeyi iade etmeleri gere­kir, îâde etmezlerse haccı kaçırmış sayılırlar.

1660) Ebû Hüreyre  (Radıyallâhü ank)'âer\ rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-Fıtır (Ramazan bayramı)   günü iftar ettiğiniz gündür. Kurban (bayramı) günü kurbanı kestiğiniz gündür.»"[38][38]

10 - Yolculukta Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1661)  İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yolculukta oruç (da) tutmuş, iftar da etmiştir."[40][40]  Resûlullah     (Sallallahü Aleyhive Sellem)'e :

Ben (hazerde) çok oruç tutuyorum. Yolculukta da oruç tutmama izin verir misin? diye sordu. Efendimiz :

«Dilersen oruç tut, dilersen iftar et- buyurdu."[42][42]

İzahı

Buhar î,    Müslim,    Ebû    Dâvûd,    TahavI    ve B e y h a k I    de bunu benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.

Ebû Dâvûd'un rivayetinde bu yolculuğun bir savaş yol­culuğu olduğu belirtilmiştir. Fakat hangi savaş yolculuğu olduğu bilin­memektedir. Bu yolculuğun Mekke Fetih yolculuğu olduğu söylen-mişse de kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu savaştan Önce vu­ku bulan M u' t e savaşında Abdullah- bin Revâhâ (Radıyallâhü anh) şehid edilmişti. Telvih sahibi bu yolculuğun B e -d i r savaşı yolculuğu olmasını muhtemel görmüşse de bu ihtimâl da vârid değildir. Çünkü Ebü'd-Derdâ' Bedir savaşı tari­hinde henüz müslüman olmamıştı.

Bu hadîs, yolculukta gücü yetenler için oruç tutmanın efdal oldu­ğuna ve gücü yetmeyenler için iftar etmenin efdal olduğuna delâlet ediyor. Hadiste sözü edilen orucun nafile oruç olduğu söylenemez. Çünkü bu hadîsin Müslim' deki rivayetinde Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh) :

"Ramazan ayında şiddetli sıcakta Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber bir savaşa çıktık." demiştir.

Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî, Sevri, Fudayl bin İy âz ve Abdullah bin el-Mübârek yolcu­lukta Ramazan orucunu tutmanın efdal olduğuna hükmeden­lerdendirler. Sahâbîlerden Huzeyfe (Radıyallâhü anh) ve Os­man bin Ebi'l-Âs (Radıyallâhü anh) da böyle hükmetmiş­lerdir. Enes, Saîd bin Cübeyr ve İbrahim en-N e h a I' den   de bu kavil rivayet edilmiştir.[44][44]

İzahı

Ka'b (Radıyallâhü anh) "m hadîsini Ahmed, Nesaî ve T a b e r i    de rivayet etmişlerdir.

t b n-i Ömer (Radıyallâhü anhümâVnin hadîsi Zevâid tü-ründendir.    T a h a v î    de bunu rivayet etmiştir.

Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, Bey-haki ve Nesai bunun bir benzerini Câbir bin Abdil-1 a h    (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişlerdir.

K a'b    (Radıyallâhü anhl'ın    T a b e r i' deki    rivayeti uzunolup meâlen şöyledir:

"Şiddetli bir sıcakta biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber sefere çıktık. Cemaatımızdan bir adamı, hasta gibi bir ağacın gölgesi altında uzanmış olarak gördük. Resûlullah (Sallallahü

Aleyhi ve Sellem) -.

»Arkadaşınızın nesi var, neresi ağrıyor?» diye sordu. Sahâbîler: Hastalığı yoktur. Lâkin oruçludur. Sıcaklık ona çetin gelmiştir, diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber CSallallahü Aleyhi ve Sel­lem) :

«Yolculukta oruç tutmanız, matlub İbâdet değildir. Allah'ın size verdiği ruhsata sarılınız.» buyurdu."

Zâhiriyye ve Şia mezheblerine mensub bâzı âlimler, bu hadîsin zahirini delil göstererek :Yolculukta oruç tutmak günah­tır ve tutulan oruç, geçersizdir, demişlerdir. Bu görüş, E b ü H ü -reyre, Ömer, İbn-i Ömer ve Zührî (Radıyallâhü anhüml'den de nakledilmiştir.

Ahmed, Evzâi ve İshak: Yolculukta oruç tutmak caizdir, tutmamak efdaldır, demişlerdir.

Ebû Hanife, Mâlik ve Şafiî' nin dâhil olduğu cumhura göre gücü yetenler için oruç tutmak efdaldır.

H a t t â b İ bu bâbtaki hadîslere şöyle cevap vermiştir: Bu ha­dîsler; durumu yukarıda belirtilen, yânı oruç tuttuğu için hasta gi­bi halsiz düşen kimselere mahsustur. Çünkü (1663 nolu) hadîs ve ben­zeri hadîslerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yolcu­lukta oruç tuttuğu belirtilmiş ve (1662 nolu) hadîste Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) H a m z a el-Eslemî (Radıyallâhü anhl'ı yolculukta oruç tutup tutmamakta serbest bırakmıştır. Eğer oruç tutmak matlup olmasaydı, onu serbest bırakmazdı.

Şafiî bu bâbtaki hadîsleri yolculuk ruhsatını kabul etmek­ten imtina' edenlere yorumhyarak : Farz veya nafile oruç tutan bir kimse, hasta gibi perişan bir hâle düşmesine rağmen ve Allah Ona ruhsat vermesine rağmen oruç tutmakta diretirse Onun tuttuğu oruç, matlub bir ibâdet olmaktan çıkar. Hadîsin mânâsı şöyle olabilir : Yol­culukta oruç tutmak farz olan ve terkedilmesi günah sayılan ibâdet değildir, demiştir.

Tahavi de : Hadîsteki "Bİrr"den maksad, mükemmel ibâdet­tir. Maksad, yolculukta tutulan orucun ibâdet cinsinden ihraç edil­mesi değildir. Çünkü bazen yolculukta oruç tutmamak daha efdal vedaha matlub ibâdet olur. Meselâ savaşta düşmanla karşılaşmak üze­re olan bir mü'min, daha güçlü olmak için oruç tutmazsa daha çok sevap kazanır, demiştir

1666) Abdurrahmân bin Avf (Radıyallâhü anh)\\en rivayet edildiği­ne göre: Resûlullah (Sailallahü Aleyhi ve Sellcm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Yolculukta Ramazan orucunu tutan kimse, hazerde oruç tut­mayan gibidir.»

Ebû İshak: Bu hadîs bir şey değildir, demiştir."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin isnadında inkıta' vardır. Râvi Üsâme bin Zeyd'in zayıf sayılması hususunda ittifak vardır. İbn-i Muin ve Buhâ-rl'nin dediğine göre râvi Ebû Seleme bin Abdirrahman babasından hiç bir hadis işitmemiştir. Nesai bu hadîsi Enes bin Malik (R.A.)'den merfu' olarak rivayet et­miştir. Bu Enes, Peygamber (S.A.V.)'in hizmetçisi olan Enes bin Mâlik (R.A.) de­ğildir, bir köledir.[46][46]

12 - Gebe Ve Süt Emziren Kadınların Oruç Tutmamaları Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1667) Abdül-Eşhel oğullarından olan (Ali bin Muhammed'in dedi­ğine güre Abdullah bin Ka'b oğullarından ulan) fcnes bin Mâlik[48][48]

İzahı

Ahmed, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesaİ ve Beyhaki de bunu rivayet etmişlerdir. El-Menhel yazarının de­diğine göre hadîsin râvisi Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'in Abdullah bin Ka'b oğullarından olduğu rivayeti doğrudur. Buhârl bunu kesinlikle söylemiştir. A b d ü ' 1 - E ş -h e 1 oğullarından olduğuna dâir rivayet yanlıştır. Bu Enes, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in hizmetçisi olan Enes (Radıyallâhü anh)'den başka bir zât olup Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den yalnız bu hadisi rivayet etmiştir. Dört sünen sahibi Onun rivayetini almışlardır.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in süvarileri galiba bu kabilenin kâfir olduklarını îtikad ettikleri için mallarını alıp götür­müşlerdir.

Enes (Radıyallâhü anh); A h m e d ' in rivayetine göre kom­şusunun götürülen develeri; N e s a i' nin rivayetine göre ise ken­disine âit olup götürülen develeri hakkında görüşmek üzere Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına gittiğini söylemiştir.

Enes (Radıyallâhü anh)'in tutmuş olduğu orucun nafile oldu­ğu ve kendisinin yolcu olduğu S i n d î' de bildirilmiştir. Enes (Radıyallâhü anh)'in Medine'ye gidip orada Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) ile görüştüğü ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in o esnada yemek yemekte olduğu, hadîsin muh­telif rivayetlerinde belirtilmiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) M e d î n e ' de öğle yemeğini yediğine göre, görüşme R a -m a z a n    ayı dışında olmuştur.

Hadîs, yolculuk hâlinde dört rek'atli farz namazın yarıya indiril­diğine işaret ediyor. Kılınmayan yansının sonradan kaza edilmesi söz konusu değildir. Bu hususta geniş malûmat namaz bahsinde geç­miştir.

Hadîs, yolculuk hâlinde farz orucun tutulmasının mecburiyetinin kaldırıldığını bildiriyor. Yolculukta tutulmayan Ramazan oru­cu sonradan kaza edilir. Bu husus da bundan önceki bâblarda belir­tilmiştir.

Hadis, hâmile ve süt emziren kadının da Ramazan orucunu tutmayabileceğin! bildirmiştir. Râvi Enes (Radıyallâhü anh) yemin ederek, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in ya hâmi­le ile süt emrizenin ikisini veya birisini buyurduğunu söylemiştir. Da­ha sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yemeğindun ye­mediği için duyduğu Üzüntü ve hasreti dile getirr iştir.

1668) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den: Şöyle demiştir :

Resûlullah' (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nefsine zarar gelme­sinden korkan hâmile kadın ve çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatını vermiştir."[50][50]

13 - Ramazan   (Orucu)  Kazası Hakkında Gelen  (Hadisler) Bâbî

1669) Aişe (Rudtyutlüttİi anln'ı) <!,uı;  Şöyle demiştir:

Şüphesiz üzerimde Ramazan ayına âit oruç (borçlum olurdu ve Şaban ayı gelinceye kadar Onu kaza etmezdim."[52][52]

Ramazan Orucunun Kazasının Geciktirilmesi

Bu badis, bir ma'zerei: olduğu zaman Ramazan orucunun kazasını Şaban ayına kadar geciktirmenin câizliğine delâlet eder. Âlimler bu hükümde müttefiktirler. Hadîs, Â i ş e (Radıyal­lâhü anhâ)'nin bir fiilini ifâde etmekte ise de Onun bu hareketin­den Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in habersiz olması dü­şünülemez. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ha­nımları, şer'î hükümleri sık sık sorarlardı. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in bu harekete karşı çıkmaması ve susması, tas­vip ettiğini ifâde eder.

Oruç borcunun geciktirilmesi, bir mazeretten dolayı olmayınca âlimler değişik görüşler beyan etmişlerdir. Şöyle ki:

1 - Hastalık, yolculuk ve aybaşı âdeti gibi bir ma'zeret dola­yısıyla vaktinde tutulmayan Ramazan orucunun kazasını ge­ciktirmek cumhura göre caizdir. Ancak tutamadığı günler sayısınca ikinci Ramazan ayı yaklaştığında derhal kaza etmek vâcib olur. Te'hiri haramdır.

Şer'i bir ma'zeret yokken tutulmayan Ramazan orucunu geciktirmeden kaza etmek, Şâfii1er'ce vâcib görülmüştür. Bu tür oruç kazası te'hir edilemez.

2 - Ebû   Hanîfe   ve arkadaşlarına göre şer'î ma'zeret ol­maksızın bile tutulmayan   Ramazan   orucunun kaza edilmesi belirli bir vakte bağlı değildir. Bu itibarla ikinci bir   Ramazan'a kadar te'hir etmek günah değildir. Yeter ki kişi bu orucu kaza et­meye kararlı olsun. Bu kararda bulunması ve borcunu kaza etmesi vâcibtir.

3 - Dâvüd-i   Zahiri'ye   göre özürlü olsun, özürsüz ol­sun vaktinde tutulmayan    Ramazan    orucunu geciktirmeden ka­za etmek vâcibtir.

1670) Aişe (Radıyallâhü ankâ)'dan. Şöyle demiştir:

Biz, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yamndayken (Ramazan ayında) aybaşı âdetini görürdük. (Temizlendikten) sonra bize (tutmadığımız günler sayısınca) orucu kaza etmemizi emre­derdi."[54][54]

14 - Ramazan  (Ayın) Dan Bir Gün Oruç Bozanın Kefareti Hakkında Gelen (Hadîsler) Babı

1671) Ebû  Hüreyre  (Radıyailâkü anhj'den:  Şöyle demiştir: Bir adam. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemTe gelerek;

—  Helak oldum, dedi. Efendimiz:

—  «Seni helak eden nedir?» diye sordu. Adam :

—  Ramazanda   (gündüz)   eşimle cinsi  münâsebette  bulundum, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «Bir köle azâd et» buyurdu. Adam:

—  Bulamam, dedi. Efendimiz;

—  «Üstüste iki ay oruç tut* buyurdu. Adam :

—  Gücüm yetmez, dedi. Efendimiz:

—  «Altmış yoksula yemek yedir.» buyurdu. Adam :

—  Bulamam, dedi. Efendimiz:

—  Otur»  buyurdu. Adam da oturdu. Adam oturup beklerken arak denilen bir sebet hurma getirildi. Efendimiz ona:

—  «Git bu hurmayı sadaka olarak dağıt» buyurdu. Adam:

—  Yâ Resûlallah! Seni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ede­rim ki Medine'nin kara taşlı iki dağı arasında ailemizden daha muh­taç bir ev halkı yoktur, dedi. Efendimiz (Ona) :

—  «Peki git bunu aile fertlerine yedir» buyurdu.

Müellif bu hadisi Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den merfu ola­rak ikinci bir senedle de rivayet etmiştir. Bunda şu ilâve vardır: Ve Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama:

—  «Ve o gün yerine bir gün oruç tut.» buyurdu.İlâvesi hakkında Zevâid'de şöyle denilmiştir : Builâveyi Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız İbn-i Mâcete rivayet etmiştir. Bu ilâvenin bulunduğu seneddeki râvi Abdül-Cebbâr bin Ömer zayıftır. İbn-i Muîn, Ebû Dâvûd ve Tirmizi Onu zayıf saymışlardır. Buhâri de : Onun yanında münker hadîsler bu­lunur, demiştir. Nesai de : O. sıka delildir, demiştir. Dârekutnî de Onun terkedil-diğini söylemiş 've'İbîi-i Yûnus: Onun hadisi münkerdir, demiştir. İbn-i Sa'd da; O sikaydı, demiştir Ebü Hüreyre (R.A.fdcn merfu' olarak rivayet edilen (1672 nolu) hadiste : «Ruhsatsız olarak Ramazandan bir gün oruç bozan bir kimseye yıl boyunca tuttuğu oruç kâfi delildir.» buyurulmuştur. Yukarıdaki ilâve bu hadîse aykırıdır.[56][56]

Kefareti Yalnız Erkek Mi Ödiyecek, Yoksa Karısı Da Ödiyecek Mi ?

Bu hususta âlimlerin görüşleri farklıdır. Şöyle ki:

1 - Hanefî    ve   Hanbeli    âlimlerine göre erkek ödiye-cek. Eşine gelince; Eğer cinsi temasa zorlanmış ise ona kefaret ge­rekmez. Aksi takdirde   Hanefî ler'e   göre Ona da gerekir. Hanbeliler'e   göre iki görüş vardır.

2  - Şâfiiler'e   göre kefaret yalnız erkeğe gerekir.   Ev-zâj    ve   Hasan' m   görüşü de budur.

3 - Mâ1iki1er'e göre kadın zorlanmışsa Onun kefareti de kocasına yüklenir. Zorlanmamışsa Ona da kefaret gerekir.[58][58]

İzahı

Dört sünen sahipleri ile Bey haki, Dârimî ve Dâre-k u t n i de bunu rivayet etmişlerdir. B u h â r i de bunu ta'Hkan rivayet etmiştir.

El-Menhel yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: "Yâni hastalık veya yolculuk gibi şer'î bir mazeret olmaksızın bile bile Ramazan ayında bir gün orucunu bozan bir kimse, devamlı oruç tutsa bile o günkü orucun fazilet ve bereketini kazana­maz. Maksad o gün yerine yıl boyunca kaza niyetiyle tutacağı oruç kâfi gelmez ve kazasını yapmış sayılmaz demek değildir. Çünkü âlim­lerin ekserisinin hükmettiği gibi o kişi Ramazan' dan sonra kaza niyetiyle bir gün oruç tutarsa, vâcib olanı yapmış olur. Ve yu­karıda açıklandığı üzere kefaret ödemesi gerekir.

Alî ve İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhümâ) bu hadi­sin zahirini tutarak: Mazeretsiz bir gün Ramazan orucunu bozan kimseye yıl boyunca tutacağı oruç kâfi gelmez, demişlerdir.

Saîd bin el-Müseyyeb'e göre o kişi, bozduğu bir gün yerine kaza niyetiyle otuz gün oruç tutar.

Dört mezhep imamları ve âlimlerin ekserisine göre bu kimse, ke­faretten ayrı olarak kaza niyetiyle bir gün oruç tutmakla mükellef­tir.

Hadis, Ramazan orucunu, bile bile bozmanın günahının büyüklüğüne delâlet ediyor.[60][60]

İzahı

Kütüb-t Sitte sahipleri,    Dârekutnî,    Hâkim,    İbn-iHuzeyme,    Dârimi   ve    Beyhaki,    müteaddit senedlerle ve birbirine yakın lafızlarla bunu rivayet etmişler;    Ti r m i z î hadîsin Hasen - Sahîh olduğunu söylemiştir.

Hadis, oruç iken bir şey yiyen ve içen kimsenin orucunun bozul­madığına ve Ona bir şey lâzım gelmediğine delâlet ediyor. Kul, unu­tarak yiyip içtiği için fiili Allah'a isnad edilerek Allah'ın Ona yedi­rip içirdiği buyurulmuştur.

Ebû Hanîfe, Şafii, Hasan-ı Basrİ, Mücâ-h i d, E v z â î ve başka âlimler: Oruçlu iken unutarak oruç bo­zucu harekette bulunanın orucu bozulmaz ve Ona bir şey lâzım gel­mez, demişlerdir. Ashabtan Ebû Hüreyre, îbn-i Ömer ve   Alî    (Radıyallâhü anhüm)'ün kavli de budur.

A h m e d ' e göre oruçlu kimse, unutarak ailesiyle cinsi münâ­sebette bulunursa hem kaza hem kefaret gerekir. Fakat unutarak bir şey yemek, içmekle ne kaza, ne de kefaret gerekmez.

M â i i k' e göre oruçlu kişi, unutarak oruç bozucu bir şey işler­se kaza gerekir, kefaret gerekmez.

1674) Esma' bint-i Ebî Bekir (Radıyallâhü anhümâ)'d&n: Şöyle de­miştir ;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayattayken bir bulut­lu günde biz iftarımızı açtık. Sonra da güneş doğdu.

(Râvi Ebû Üsâme demiştir ki:) Ben, Hişâm'a: İftarım açanlar, o günkü orucunu kaza etmekle emredildiler (mi?), dedim. Hişâm: Ka­za etmekten kaçış yoktur, dedi."[62][62]

16 - Kusan Oruçlu Hakkında Gelen Hadisler Babı

l675) Fadale bin Ubeyd el-Ensari [64][64]

İzahı

Feda1e (Radıyallâhü anh)'in hadîsi Zevâid türündendir. An­cak bunun bir benzerini Ebû Dâvûd, Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh)'dan rivayet etmiştir. Oradaki rivayette Ebü'd-Derdâ    (Radıyallâhü anh) :

"Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kustu ve sonra orucu­nu bozdu." demiştir. Sevbân da Ebü'd-Derdâ (Radı­yallâhü anh)'m bu hadîsini te'yid etmiştir.

El-Menhel yazarı, Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh)'in hadîsini şöyle yorumlamıştır: Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem nafile oruç tutmuştu ve kendi iradesiyle kustu. Bir ma'zeret do­layısıyla bunu yaptı. Çünkü Genâb-ı Allah : «Amellerinizi iptal etme­yiniz.» buyurmuştur. Bu hadis, âlimlerce böyle yorumlanmıştır.

T i r m i z i de : Bu hadîsin mânâsı şudur: Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) nafile oruç tutmuştu, kustu ve zayıf düştü. Bu nedenle de orucunu bozdu. Bu durumu açıklayan bâzı rivayetler vardır, demiştir.

T i r m i z î' nin işaret ettiği rivayet, müellifin bu hadîsidir. Çün­kü bu hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in o günü na­file oruçla geçirmeyi itiyad hâline getirdiği belirtilmiştir.

Hadîsteki kusma işi isteyerek kusma anlamına yorumlanınca, bundan sonra gelen hadîse ters düşmez.

Sindi' nin beyânına göre Bey haki şöyle demiştir: Bu hadîsin isnadı, münâkaşa götürür durumundadır. Eğer sahîh ise ken­dini kusturan anlamına yorumlanır.

B e y h a k i' nin demek istediği yorum şudur : Oruçlu kendini kusturma ihtiyacını duymuş ve bu-yüzden kendini küstürmüştür.

El-Menhel yazarı, bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der :

"Yâni oruçluyken irâdesi dışında kusan bir kimsenin orucu bo­zulmaz. Ve o gün kaza etmesi gerekmez. Kusmuk ağız dolusu da olsa hüküm budur. Dört mezhep imamı böyle hükmetmişlerdir. Cumhu­ra göre kusmuk ağza gelip dışarı atılması mümkünken ondan bir şeyin boğaza dönmemesi şarttır. Aksi halde, yâni dışarı atılması mümkünken bunu yapmayıp bir kısmı boğaza geri dönecek olursa, kaza etmek gerekir.

Hanefî âlimlerinden Muhammed bin el-Hasan'a göre ağza gelen kusmuk, kendiliğinden geri dönerse, oruç bozulmaz. Hanefi âlimlerince sahîh sayılan kavil budur. Ebû Yûsuf'a göre, kusmuk ağız dolusu olursa kendiliğinden geri dönmesiyle bileoruç bozulur. Yâni Muhammed'e göre kişinin irâdesi esastır. Ebû Yûsuf'a göre ağız dolusu olması esastır. Bu esaslardan hareketle dört mesele doğar :

1 - Kusmuk, ağız dolusundan az olup kendiliğinden geri döndü­ğü zaman Ebû Yûsuf ile Muhammed'in ittifakıyla oruç bozulmaz. Çünkü Muhammed'in esas saydığı irâde du­rumu yoktur. Ebû Yûsuf un esas saydığı ağız dolusu durumu yoktur.

2 - Kusmuk ağız dolusundan az olup bunu iradesiyle yuttuğu za­man    Ebû    Yûsuf'a    göre oruç bozulmaz. Çünkü ağız dolusu du rumu yoktur. Seçkin kavil de budur.Muhammed'e   göre bo­zulur. Çünkü iradesiyle yutmuştur.

3 - Kusmuk ağız dolusu olup tamamı veya bir parçası kendili­ğinden geri döndüğü zaman irâde durumu bulunmadığı için  Muhammed'e   göre oruç bozulmaz. Sahih olan da budur. Ağız do­lusu olduğu için    Ebû    Yûsuf'a    göre bozulur.

4 - Kusmuk ağız dolusu olup tamamını veya bir parçasını irade­siyle yuttuğu zaman, ikisinin ittifakıyla oruç bozulur.

Hadîsin ikinci cümlesinin mânâsı şudur : Kişi oruçluyken kendisi­ni kusturursa orucu bozulur ve kaza gerekir. Ali, İbn-i Ömer, Zeyd b. Erkam, dört mezhep imamları ve başka âlimlerin (Radıyallahü anhüm) kavli budur.

İbn-i Mes'ud (Radıyallahü anhJ, İkrıme, Rabia ve e 1 - K â s ı m ' a göre kusmuk iradesiyle boğaza dönmedikçe kusmanın hiçbir çeşidiyle oruç bozulma/ Fakat birinci görüş kuv­vetlidir.[66][66]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîs, oruçlunun misvak kullanması­nın müstehablığına delâlet ediyor. Hadîs kayıtsız olduğu için öğle­den evvel ve öğleden sonraya şümullüdür.

Notta işaret edilen   Â m i r' in   hadîsi meâlen şöyledir: "Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i oruçlu olduğu halde misvak kullanırken gördüm."

El-Menhel yazarı   Â m i r' in     hadîsini açıklarken şöyle der :

"Bu hadîs, oruçlunun öğleden evvel ve sonra misvak kullanma­sının müstehablığına delâlet eder. Misvakın kuru veya yaş olması farketmez. Âlimlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:

1 - içlerinde    Ömer,    tbn-i    Abbâs,    Alî    ve    îbn.-i Ömer    (Radıyallâhü anhümJ'ün bulunduğu sahâbüerden bir ce­mâat ile   Mücâhid,   Saîd   bin   Cübeyr,    Ata',    İb­rahim   Nehaİ,   Muhammed   bin   Şîrîn,   Ebü   Ha-nîfe,   Muhammed,   Sevrî   ve   Evzâî' nin   kavli, yu­karıda anlatılandır.

2 - Şafiî   ve arkadaşlanna göre oruçlunun öğleden evvel misvak kullanması müstehab olup, öğleden sonra mekruhtur.    Ebû Sevr   ile   Evzâî   ve   Muhammed   bin   e 1 - H a s a n ' -dan bu kavil rivayet edilmiştir. Bunların delili, oruçlunun ağız ko­kusunun Allah katında misk kokusundan daha güzel olduğuna dâir Buhârî   ve   Müslim'in   Ebû    Hüreyre    (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri hadîstir. Misvak kullanmak ile bu koku­nun giderilmesine çalışılmıştır. Bu koku, öğleden sonra belirdiği için o vakitte misvak kullanmayı mekruh saymışlardır.Lâkin mezkûr hadîs, onların dedikleri mânâda kesin değildir. Başka mânâlarda dayorumlanmıştır. Geniş izah için oruç bahsinde geçen bu hadise mü­racaat edilsin.

3 - Mâlik   ve arkadaşlarına göre misvak yaş olduğu zaman oruçlu için kullanılması mekruhtur. Kuru olduğu zaman, oruçlu öğ­leden evvel de öğleden sonra da kullanabilir. Bu görüş,   Ş a' b i, K a t â d e ,   başka âlimler ve   Ebû   Yûsuf tan   rivayet edil­miştir.

4  - Ahmed'e   göre öğleden sonra oruçlunun misvak kul­lanması mekruhtur. Misvak yaş olsun, kuru olsun fark etmez.   Ke­za yaş iken öğleden önce de kullanmak mekruhtur.

1678) Âişe (Radıyallâhü anhâyfan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçluyken gözüne sür­me sürmüştür.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin İsnadı zayıftır. Çünkü raıri ZUbeydl zayıftır. Onun adının Said bin Abdül-Cebbâr olduğunu Ebû Bekir bin Ebi D&vûd beyan etmiştir.[68][68]

18 - Oruçlu İçin Hacâmet (Olmak Ve Etmek) Hakkında Gelen Hadisler Babı

1679) Ebû Hüreyre (Radtydlâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Hacâmet edenin ve hacâmet olanın orucu bozulur.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Ebû Hüreyre (R.A.)'ın hadisinin senedi münkatı'dır. Ebû Hatim : Abdullah bin Bişr'in el-A'meş'ten hadis işitmesi sabit olmamıştır. Abdullah, el-A'meş'ten hadis rivayet ettiğinde ancak şöyle söylüyor : Ebû Bekir bin Ayyaş, el-A'meş'ten bana yazmıştır ki :.... demiştir.

1680) Sevbân  (Radıyallâftü anh)'(\en:  Şöyle demiştir: Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'1 şöyle buyurur­ken işittim:

«Hacâmet edenin ve hacâmet olanın orucu bozulur.

1681) Şeddâd bin Evs (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre :

Ramazan ayından onsekiz gece geçtikten sonra bir gün kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Bakî'da yürür­ken Efendimiz hacâmet olan bir adama rastlamış ve Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)

«Hacâmet edenin ve hacâmet olanın orucu bozulur.» buyurmuş­tur."

1682) Abdullah bin Abbâs (Radıyallâhü anhümâJ'dan; Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçlu ve ihramdayken hacâmet oldu.[70][70]

19 - Oruçlunun Eşini Öpmesi Hakkında Gelen Hadisler Babı

1683) Aişe (RadtyaUâhü anhâyfr&n; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruç ayında (eşini gün­düz) öperdi."

1684) Âişe (RadtyaUâhü ankâ)'dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçluyken (eşini) öper­di. Ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seilem) nefsine hâkim oldu­ğu gibi hanginiz nefsinize hâkim olabilir?"

1685) Hafsa (Radıyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) oruçluyken (eşini) öperdi."[72][72]

Oruçlunun Eşini Öpmesi Hakkında Âlimlerin Görüşleri

1 - Sahâbilerden ve Tabiîlerden bir cemâat, nefsine hâkim olan oruçlunun eşini öpmesinin câizliğine ve bununla orucunun bozulmıyacağına hükmetmişlerdir. Hanefi âlimleri, A h m e d , 1 s -hak ve D â v û d bu görüştedirler. Ebû Hanife ve ar­kadaşları : Meninin gelmesi veya cinsi münâsebette bulunma teh­likesi hususunda nefsinden emin olmayanın oruçluyken eşini öpme­si veya çıplak vücutlarının birbiriyle temas etmesi mekruhtur. Aşırı dokunma, yâni eşlerin çıplak iken kucaklaşması veya dudak öpüş­mesi ise mutlaka mekruhtur. Cünüp olma endişesinin bulunup bu­lunmaması farketmez, demişlerdir.

2 - Meşhur kavline göre   Mâlik:   Kesinlikle nefsine hâkim olan oruçlunun eşini öpmesi mekruhtur. Nefsinden kesinlikle emin olmıyanınki ise haramdır, demiştir.

3 - Şafiî,   Sevrî   ve   Evzâî   genç ile yaşlı arasında ayırım yaparak yaşlının eşini öpmesini mubah, gencinkini mekruh saymışlardır.    İbn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh)'dan rivayet edilen hüküm de budur.   Nevevî,   Müslim'in   şerhinde : Şafiî   ve arkadaşları: Şehvetinin tahrikine yol açmayan öpme, oruçluya haram değildir .Bununla beraber iyisi, bunu yapmamak1 tır. Yapmanın mekruhluğu söylenemez, demişlerdir. Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) eşlerini öptüğü halde bunu yapmamasının daha iyi olduğunu söylemelerinin sebebine gelince; öpme sınırını aş­mamak emniyeti; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için mev­cuttu. Başkası için bu emniyetin varlığı söylenemez. Nitekim   Â i ş e (Radıyallâhü anhâ) : "O, hepinizden fazla nefsine hâkimdi." demiş­tir. Öpmekle şehveti tahrik edilen hakkındaki hüküm,   Şafiî   âlim-lerince en kuvvetli görülen hüküm, haramlıktır. Bir kavle göre ten-zihen kerahettir.

4 - Şüreyh,   İbrahim    Nehaî,   Şa'bi    ve başka bâzı âlimlere göre öpmek orucu bozar. Kaza etmek gerekir.

1686) Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)"m mevlâsı Meymûne (Radıyallâhü anhâyâan; Şöyle demiştir:

Oruçluyken oruçlu eşini öpen adamın durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e soruldu. Buyurdu ki i «İkisinin orucu bozulmuş olur.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Hadfsin isnadı zayıftır. Çünkü Zeyd bin Cübeyr'in ve Şeyhi Ebû Yezid ed-Dmnî'nin zayıflığı Üzerinde âlimlerin ittifakı var­dır. Et-Takrİb'de de Ebû Yezid ed-Dmni'nin meçhul olduğu nakledilmiştir. Ez-Zü-beyri de : Bu hadîs rnünkerdir ve Ebû Yezid meçhuldür, demiştir,[74][74]

20 - Oruçlunun Mübaşeret  (Çıplak Teninin, Eşinin Çıplak Tenine Değmesi)  Hakkında Gelen Hadîsler Babı

Mübaşeret kelimesi hadis âlimlerince bir kaç şekilde tarif edil­miştir. Tuhfe yazarı bu bâbtaki  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin hadisinin açıklaması bahsinde şöyle der:

Mübaşeret, öpmekten daha geniş kapsamlı bir mânâ ifâde eder. Bâzılarına göre mübaşeret; erkeğin hanımının avret mahallinden başka yerine elle dokunmasıdır. Bir kavle göre mübaşeret; öpmek ve elle dokunmaktır. N e v e v i' ye göre mübaşeret ile elle dokun­ma mânâsı kastedilmiştir. Mübaşeretin asıl mânâsı ise; erkek ile ka­dının tenlerinin örtüsüz temasıdır.

El-Menhel yazarının beyânına göre burada mübaşeretten mak-sad, cinsi temas kadar ilerlemiyen dokunmadır, öpme suretiyle veya başka tür dokunma ile olabilir.

1687) İbrahim (en-Nehaî)den rivayet edildiğine göre el-Esved (bin Yezîd) ve Mesrûk, Aişe (Radtyaltâhü unhiim)'ün yanına vararak:

Resûlullah (Sallalİahü Aleyhi ve Sellem) oruçluyken mübaşeret eder miydi? diye sormuşlar; Âişe (Radıyallâhü anhâ) : Yapardı ve nefsine en hâkim olanınızdı, demiştir."[76][76]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsin benzerini Ebû Dâvûd ve Beyhakî, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'den riva­yet etmişlerdir. Oradaki rivayet meâlen şöyledir:

"Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e oruçlunun mübaşeret hükmünü sordu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona ruhsat verdi. Başka birisi gelip aynı şeyi sordu. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) onu men etti. Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) 'in ruhsat verdiği adam, yaşlı ve men ettiği adam gençti."

Ahmed ve Tabarânî de bunun bir benzerini I b n - i Ömer    (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmişlerdir.

Hadîs, oruçlu iken öpme ve mübaşeret hakkında yaşlı ile genç arasında ayırım yaparak yaşlıya caiz ve gence mekruh sayan I b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh); Şafiî, Sevrî, Evzâî ve bir rivayete göre   Mâlik   için bir delildir.[78][78]

İzahı

Müslim' den başka Kütüb-i Sitte sahipleri, Ahmed ve Beyhakî   de bunu rivayet etmişlerdir.

Hadisten maksad şudur: Oruçluyken yalancılık, yalan şahitlik, gıybet, iftira, sövmek, lanetlemek gibi bâtıl söz söylemeyi bırakmı-yanın tuttuğu orucun makbul olmadığıdır. Çünkü oruçtan maksad; aç ve susuz kalmanın kendisi değil, bununla teminine çalışılacak şeh­vetleri kırmak, kötülüğü emredici nefsi frenlemektir. Hadîsteki Al­lah'ın ihtiyacının olmayışı, orucun makbul olmayışından mecazdır. Çünkü ne bâtıl sözü bırakanın ne de bırakmayanın aç ve susuz kal­masına Allah'ın ihtiyacının olmadığı ma'lumdur.

îbn-i Battal: Hadîsin mânâsı bâtıl söz söyliyenin oruç tutmayı bırakmasını emretmek değil, bâtıl sözden sakındırmaktır, de­miştir.

İbnü'l-Münzir: «Allah'ın ihtiyacı yoktur» cümlesi, oru­cun makbul olmadığından kinayedir. Nasıl ki öfkelenen bir kimseye istediği şey verildiği zaman Onu çevirirken : Benim buna ihtiyacım yoktur, der. Şu halde hadîsten maksad, bâtıl sözle kirletilen oru­cun, reddedilmeye mahkûm olduğu ve böyle kirletilmeyen orucun makbul olduğudur.

Hadis; bâtıl sözün, oruçlunun sevabını noksanlaştırdığına delâlet ediyor. Gıybet, yalancılık, koğuculuk, câhilce davranmak ve bunlar­la amel etmenin, orucu bozup bozmadığı hususunda ihtilâf vardır. Cumhura göre bunlar orucu bozmaz. Fakat sevabını noksanlaştırır. S e v r î' ye göre gıybet orucu bozar. Gazali' nin el-îhyâ'da beyân ettiğine göre Mücâhid: Gıybet ve yalancılık, orucu bo­zan hasletlerdir, demiştir.

E v z â İ' ye    göre gıybet orucu bozar ve kaza etmeyi gerektirir.

1690) Ebû Hüreyre (Radtyaliâhü anh)'den rivayet edildiğine güre; Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Nice oruçlu vardır ki; orucundan kendisine aç kalmaktan baş­ka bir şey yoktur. Ve gece namazına nice kalkan vardır ki kalkışın* dan kendisine uykusuzluktan başka hiç bir şey hâsıl olmaz.Bunun senedinin zayıf olduğu Zevâid'de bildirilmiştir.[80][80]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahipleri, Mâlik ve Bey haki bu hadîsi benzer lâfızlarla rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetler biraz daha uzun­dur.

Hadîsin : «Câhilce davranmasın» diye terceme ettiğimiz cümlesi­nin açıklaması bahsinde el-Menhel yazarı: Yâni gıybet, boş lâf, alay etmek v.s. günahlar gibi cahillerin kârı olan şeylerin hiç birisini iş­lemesin. Maksad bu hareketlerin yalnız oruç hâlinde yasak olduğu­nu, diğer zamanlarda mubah olduğunu bildirmek değildir. Maksari, oruç hâlinde bu gibi hareketlerden daha çok uzak kalmaktır.

Hadisin : «Ben oruçlu bir adamım, desin.» cümlesinin açıklaması bahsinde el-Menhel yazan şöyle der :

Oruçlunun bu sözü diliyle mi söy'iyeceği yoksa kalbinde mi söy-tiyeceği hususunda ihtilâf edilmiştir    H A i' i î' nin   nakline göreimamlar, bu sözü kalbinde söyleme yorumunu tercih etmişlerdir. Çün­kü dille söylemekte riyakârlık ve gösteriş olabilir.

N e v e v î,    el-Ezkâr'da bu sözü dille söyleme yorumunu tercih etmiş, diğer yorumun da iyi olduğunu beyan etmiş ve : Eğer hem cii liyle hem kalbiyle söylerse bu da uygundur, demiştir.

R û y â n î' ye göre eğer Ramazan ayı ise diliyle söyle­sin, başka bir oruç tutmuş ise kalbinde söylesin.

Oruçlunun bu sözü söylemesindeki hikmet, kendi nefsini kötü­lükten men etmek veya muhatabını fena davranmaktan men etmek­tir.[82][82]

İzahı

Buhârî,   Müslim   ve   Tirmizî   de bu hadisi rivayet etmişler;T i r m i z î    hadîsin Hasen - Sahih olduğunu söylemiştir.

Sehûr i Seher vaktinde yiyilen yemek ve içilen su ve benzeri meş­rubattır.

Bu babın başlığındaki; kelimesi iki şekilde de okunabi­lir. Keza hadîs metninde geçeri bu kelime iki şekilde okunabilir. Tuh-f# yazarının beyânına göre :

El-K aarî : Hadîs âlimlerinden tutulan rivayet bu kelime­nin "Sin"in üstünüyle okunmasıdır. Yâni "Sehûr" diye okunur. Bu da seher vaktinde yiyilen yemek ve içilen içecek maddeleridir, demiştir. E 1 - C e z e r i de en-Nihâye'de "Sin"in üstünüyle olan rivayetin daha çok olduğunu söylemiştir.

E 1 - H â f ı z , el-Fetih'te ; Bu kelime "Sin"in ötresi ve üstünüy­le okunabilir. Çünkü eğer hadîsteki bereketten maksad ecir ve se­vap ise Suhûr diye okumak uygundur. Çünkü ecir ve sevap, yiyecek ve içecek maddelerinde değil, bunları yemek ve içmek işindendir. Şayet bereketten maksad, oruçluya kuvvet ve zorluğu hafifletmek ise "Sin"in üstünüyle okumak uygundur. Çünkü zorluğu hafifletmek ve oruçluya kuvvet, gıda maddelerinde bulunur. Bâzılarına göre be­reketten maksad, seher vaktinde sehûr yemeği vesilesiyle uyanıp duâ etmektir. En uygunu şudur ki; Sehür yemeğine kalkmakta çeşit­li yönlerden bereket hâsıl olur. Bu yönlerin bir kısmı şunlardır: Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetlerine uymak, Ehl-i Kitâb'a muhalefet etmek, ibâdet için kuvvet almak, açlığın yol açtığı huysuzluğu gidermek, neşeyle oruç ibâdetine yönelmek, seher vaktin­de yardım dileyen yoksullara sadaka vermek, ibâdet ve duaların mak­bul olduğu kuvvetle umulan seher vaktinde ibâdet ve duâ etmek, oruç niyetini akşam unutmuş olana niyet etme imkânını bulmaktır, demiştir.

Hadîsteki emir, âlimlerce mendupluk için yorumlanmıştır. Yâni oruç tutacak kimselerin seher vaktinde kalkıp bir şey yemeleri veya içmeleri sünnettir, vâcib değildir. İbn ü'l-M ü n z ir bu hüküm hususunda icmâ bulunduğunu nakletmiştir

1693) İbn-i Abbâs (RadıyaUâhü anhiimâ/dan rivayet edildiğine «öre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Scllcm) şöyle buyurmuştur :

«Gündüz orucu için seher yemeğinden ve gece ibâdetine kalkmak için öğle istirahatından yardım dileyiniz,Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadsin senedindeki râvi Zem'a bin Salih zayıftır.[84][84]

İzahı

Bu hadîsi Buhârî ve Tirmizi de rivayet etmişler; T i r m i z î ; Bu hadîs hasen - sahihtir. Şafiî, Ahmed ve I s h a k sahur yemeğini geciktirmeyi müstehab saymışlardır, de­miştir,

Tuhfe yazarı bu hadîsi açıklarken : Elli âyetten maksad, ne uzun ne de kısa olmayıp, mu'tedil elli âyet olup, bunu acele etmeden ve çok ağır davranmadan vasat bir şekilde okumakla geçen süredir, der.

1695) Huzeyfe (Radtyallâhü an/ı)'der\; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber sehûryemeğini yedim. Sehûr vakti (şafak vaktine o kadar yakındır ki he­men hemen) şafaktır (denilebilir.) Şu farkla ki; henüz güneş (yâni şafak) sökmemiştir."[86][86] âyetinin inişinden önceki zamana âit olabilir, demiştir.

Sindî, Huzeyfe (Radıyallâhü anh)'m hadîsinin mez­kûr âyetten önceki zamana âit olup, sonradan mensuh olduğu görü­şünü uygun görmiyerek şu gerçeği belirtiyor : Oruç süresi, ilk za­manlar yatsıdan ertesi gün akşamına kadar idi. Bu süre, mezkûr âyetle kısaltılarak fecirden akşama kadar kılınmıştır. Yâni teşditten tahfife doğru bir değişiklik olmuştur. Huzeyfe (Radıyallâhü anhl'in hadîsiyle âyetin hükümleri karşılaştırılınca, ayetin inişiyle oruç süresinde tahfif ve kısaltma değil,  teşdîd ve uzatma durumuçıkmış olur. Ebû îshak; Huzeyfe (Radıyallâhü anh)'in hadisinin mensuhluğunu söylemek tutarlı değildir, derken bu gerek­çeyi kasdetmis olabilir.

1696) Abdullah bin Mes'ud (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiği­ne göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bilâl'ın ezant, herhangi birinizi sahur yemeğini yemekten alıkoy­masın. Çünkü O, uyuyanınız uyansın ve gece ibâdetine kalkmış ola­nınız (istirahatına veya ihtiyaçlarına) dönsün diye ezan okur. Fecir, aydınlığın şöyle çıkması değil, semânın ufkunda yaygın olarak şöyle çıkmasıdır.»"[88][88]

24 - İftar Açmakta Acele Etmek Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1697) Sehl bin Sa'd (Radtyallâhü anhümây&dn rivayet edildiğine gö­re; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selimi) şöyle buyurdu, demiştir:

«İnsanlar iftar etmekte acele ettikleri müddetçe dâima hayır ile yaşarlar,»"

1698) Ebû  Hüreyre (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Se.llem) şöyle buyurdu, demiştir :

«İnsanlar iftar etmekte acele ettikleri müddetçe hayır ile yaşarlar. İftar etmekte acele ediniz. Çünkü yahûdîler,  (iftarlarını)  gecik­tirirler.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı Buhâri ve Müslim'in şartı üzerine sahihtir. Bu hadisi Buhâri, Müslim ve başkaları Sehl bin Sa'd'ın rivâye-tiyle zikretmişlerdir.[90][90]

25 - İftarı Ne İle Açmanın Müstehab Olduğuna Dâir Gelen Hadisler Babı

1699) Selnıân bin Amir (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sailailahü Aleyhi ve Sellf.m) şöyle buyurdu, demiştir :

«Biriniz iftarını açacağı /aman hurmayla açsın. Eğer (hurn-a) bulamazsa suyla iftar etsin. Çünkü su, temizleyicidir.[92][92]

26 - Geceden Oruca Niyet Etmek Ve Nafile Orucu Bozma Serbestliği Hakkında Gelen Hadisler Babı

1700) Hafsa  (Raıhyallâkü anAû/dân rivayet edildiğine göre;  Resû-lullah (Sallallahü Aleyhi ve Setlrm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Geceden oruca niyet etmiyene (sahih) oruç yoktur.»"[94][94]  mealindeki oruçla ilgili âyettir. Şöyle ki: Allah Teâlâ fecre ka­dar yiyip içmeyi mubah kılmış, sonra orucu emretmiştir. Şu halde oruca niyet, fecirden sonra bir şey yemeyip içmemeye karar vermek­tir. İkinci delilleri,    Â işe    (Radıyallâhü anhâ)'nin 1701 nolu hadi­sidir.    Hanefi    âlimleri,    H a f s a    (Radıyallâhü anhâ)'nin bu hadisini,  faziletin olmayışı anlamına yorumlamışlardır. Yâni  gece­leyin niyet etmiyenin orucu, faziletli ve mükemmel bir oruç değildir, demektir. Veyahut hadisten maksad, akşam olmadan yarınki oruca niyet etmenin yasaklanmasıdır. Şöyle de yorumlanabilir: Bu hadîs, kaza ve kefaret oruçları gibi  muayyen olmayan oruçlara mahsus­tur.

El-Menhel yazan bu yorumlara karşı Ş â f i i 1 e r ' in cevapla­rını zikretmişse de buraya aktarmaya gerek görmüyorum.

4  - Ata,    Mücâhid,   Züfer   ve   Zühri'ye   göre mukim ve sıhhati olan kimse için    Ramazan   orucuna niyet et­mek farz değildir. Çünkü zaman, yâni   Ramazan   ayında bulun­muş olmak   Ramazan   orucunu gerektirir.

Bu hadis, Ram azan'in her günü için ayrı ayrı niyetin farziyetine delâlet ediyor. Ömer, tbn-i Ömer, Hasan-ı Basrî, Ebû Hanif e, Şafii, en sahih rivayete göre A h m e d (Radıyallâhü anhüm) ve âlimlerin cumhuru böyle hük­metmişlerdir.

Mâlik ile arkadaşları ve îshak; Ramazan1 m ilk gecesi bayrama kadar bir niyet kâfidir. Her gün için ayrı ayrı niyete gerek yoktur. Yapılması müstehabtır.

1701) Aişe (Radıyallâhü anhâ)'dan: Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yanıma girerek: «Yanınızda (yiyecek) bir şey var mı?» diye sorar; Biz de; Hayır, deriz. O da:

-O halde ben oruçluyum* buyurarak orucu üzerinde durur. Son­ra bize yiyecek bir şey hediye edilir, O da orucunu bozar (di) Âişe (Radıyallâhü anhâ) : O (böylece) bazen nafile oruç tutmuş ve boz­muştur, dedi. (Râvi Mücâhid demiştir ki :) Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâ) ya bu nasıl olur? diye sordum. Dedi ki: Bunun durumu, bir sa­daka ile çıktıktan sonra bir kısmını verip bir kısmını tutan kimsenin durumu gibidir."[96][96]

27 - Oruç Tutmak İstediği Halde Cünüb Olarak Sabahlıyan Adam Hakkında Gelen Hadisler Babı

1702) Ebû Hüreyre (Radıyallûhü anh)\\tw\  Şöyle demiştir:

Hayır. Kabe Rabbine yemin ederim ki! «Cünüb olarak sabahlayan kinişe, orucunu bozsun (bozmuş olur)» sözünü ben söylemiş değilim. Bu sözü Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) söylemiştir."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir. İmam Ahmed bu­nu bu yolla rivayet etmiştir. Buhâri de ta'liken zikretmiştir. Ebû Hüreyre (R.A.)'-nin bu hadîsi el-Padl (R.A.)'den işittiği, Buhâri ve Müslim'de bildirilmiştir. Müslim Ebû Hüreyre (R.A.)'in : «Ve ben bu hadîsi Peygamber (S.A.V.)'den işitmedim» sö zünü ilâve etmiştir.[98][98]

âyeti de onun mensuhluğunu te'yid eder. Çünkü âyet, Ramazan gecesinin tümünde cinsî münâsebetinin mübahlığını gerektirir. Şa: fağın doğmasına bitişik olan gecenin son anı da gecenin bir parça­sıdır. O kısa anda ailesine yaklaşan kişi bizzarure cünüb olarak sa­bahlamış olur. Diğer tareftan Beyhakî ve Tahavî' nin bir senedle Ebû Bekir bin Abdirrahman (Radıyallâ­hü anh)'dan rivayet ettiklerine göre Ebû Hüreyre (Radıyal­lâhü anh) kendi hadîsinden rücu' etmiştir. Ebû Bekir bin Abdirrahman (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir : Ben babam­la beraber Medine emîri Mervân bin el-Hakem (Radıyallâhü anh)'in yanındaydık, Ebû Hüreyre (Radıyal­lâhü anh)'in mezkûr hadisi emîre anlatıldı. Bunun üzerine Mer­vân, babama : Sana yemin ederim. Sen behemehal  i ş e (Ra-dıyallâhü anhâ) ve* Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'nin yanlarına giderek bu mes'eleyi onlardan soracaksın dedi. Ebû B e -k i r (Radıyallâhü anh) diyor ki : Bunun üzerine babam gitti, ben de beraberinde gittim. Nihayet  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'nin ya­nına vardık. Babam :

Ey Mü'minlerin annesi! Biz Mervân (Radıyallâhü anh) in yanın­daydık. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) in «Cünüb olarak sabahlı yanın orucu bozulur.» dediği Mervân (Radıyallâhü anh) a anlatıldı, dedi. Âişe (Radıyallâhü anhâ) : Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in dediği fenadır. Ey Abdurrahman! Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemVın yapageldiğinden vaz geçer misin? dedi. Bunun üzerine ba­bam: Hayır vallahi! dedi. Âişe (Radıyallâhü anhâ) : Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hakkında şahitlik ediyorum ki ihtilâm değil, eşine yaklaşmaktan dolayı cünüb olarak sabahladı. Sonra ogün oruçlu olurdu, dedi. Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) demiştir ki ı Sonra biz oradan çıkarak Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâl'nin ya­nına girdik. Babam aynı meseleyi ona sordu, o da Âişe (Radıyallâhü anhâl'nin dediği gibi cevap verdi. Bunun üzerine biz çıkıp Mervân (Radıyallâhü anh}'in yanına vardık ve babam Âişe (Radıyallâhü anhâ) ile Ümmü Seleme ^Radıyallâhü anhâl'nin söylediklerini Mer­vân (Radıyallâhü anh) a anlattı. Bunun üzerine Mervân (Radıyal­lâhü anh) babama:

Ey Ebâ Muhammedi Yemin ederim. Sen benim bineğime bine­ceksin. Çünkü bineğim kapıdadır. Ve Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'a gideceksin. Kendisi el-Akîk'deki yerindedir. Ve bu durumu ona haber vereceksin, dedi. Bunun üzerine babam bindi, ben de onunla beraber bindim. Nihayet Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) in yanına vardık. Babam bir süre onunla sohbet ettikten sonra durumu ken­disine anlattı. Bunun üzerine Ebû Hüreyre  (Radıyallâhü anh) :

Bu mesele hakkında benim kesin bilgim yoktur. Birisi bana söyle­miştir, dedi.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadisinin mensuh ol­madığı farzedildiği takdirde Âişe (Radıyallâhü anhâ) ile Üm­mü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'nin hadîsleri tercih edilir. Çün­kü iki sahâbînin rivâyetiyle sabittir. Ebû Hüreyre (Radıyal­lâhü anh)'in hadîsi ise bir sahâbînin rivayetidir. Bilhassa bu iki sa-hâbî Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in eşleridir. Onlar onun ahvâlini herkesten daha iyi bilirler. Sonra onların rivayeti, yu karıdaki âyete muvafıktır. Makul olanı da budur. Çünkü oruçlu gün­düz ihtilâm olur. Ve orucun bozulmachğı hakkında icmâ' vardır. İki rivayetin eşit olduğu farzedilse, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m hadîsi efdal olana işarettir diye yorum yapılır. Çünkü efdal olan, cünübün fecirden önce gusletmesidir. Âişe (Radıyallâhü anhâ) ile Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'rıin hadîsi, gus-lün fecirden sonraya bırakılmasının câizliğini bildirir, diye yorum yapılır.

1703) Âişe (Radıyallâhü anhâ)\\an; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (eşine yaklaşmaktan dolayı) cünüb olarak gecelerdi. Sonra Bilâl (Radıyallâhü anh) gele­rek sabah namazı vaktinin geldiğini Ona haber verirdi. O da kalkıp guslederdi. Ben de Onun başından gusül suyunun inmesine bakardım. Sonra O, Mescide çıkardı da. Onun sabah namazındaki sesini işitir-dim.

Râvi Mutarrif demiştir ki. Ben, râvi Âmir (eş-Şa'bî)ye : (Bu du­rum) Ramazan'da mı? diye sordum. Dedi ki: Ramazan ve başkası mü­savidir."

1704) \âfi' (Radıyallâhü u»//)'den: Şöyle demiştir:

Oruç tutmak isteyip cünüb olarak sabahlayan adamın durumunu (Efendimizin eşi) Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'ya sordum. De­di ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ihtilâmdan değil, eşi­ne yaklaşmaktan dolayı cünüb olarak sabahlardı, sonra boy abdestini alır ve orucunu tamamlardı."[100][100]

28 - Devamlı (Yıl Boyunca) Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1705) Abdullah biti eş-Şıhhîr (Radıyatlâhü anh)[102][102]

İzahı

İlk hadîsi Nesai, Ahmed ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. Bunun mislini Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî, Ebû Katâde (Radıyallâhü anh)'den merfu' olarak rivayet etmişlerdir.

Hadîsin açıklama bahsinde el Menhel yazan şöyle der:

'Yâni dâima oruç tutan kimse, tam faziletli oruç tutmamış olur. Bu adam, oruç tutmamış sayılmaz. Çünkü aç ve susuz kalmıştır. Ha­dîs, yıl boyunca oruç tutan kimseye oruç faziletinin hâsıl olmadığını bildiriyor. Çünkü aç kalmayı alışkanlık hâline getirmekle açlık me­şakkatini duymaz. Bu sebeple uzun boylu sevap kazanmaz. Bu kim­se yemekten ve içmekten kendini tuttuğu için oruçsuz olanların ra­hatlığını ve lezzetini duymaz. Bu yönden oruç tutmamış sayılmaz.

îshak, Zahiriye mezhebi mensupları ve Ma1iki­ler1 den İbnü'l-Arabî, hadisin zahirini tutarak devamlı oruç tutmanın mekruhluğuna hükmetmişlerdir. Bir rivayete göre A h -m e d    de böyle demiştir.

ilim ehlinin ekserisi, Ramazan bayramının ilk ve Kurban bayramının dört günü gibi oruç tutulması yasak olan günler hariç, yıl boyunca oruç tutmayı caiz görmüşlerdir. Ömer bin e 1 -H a 11 â b , oğlu Abdullah, Âişe (Radıyallâhü anhüm) ve Sahâbilerden birçok zâttan bu görüş nakledilmiştir. Ashabtan Ebû Talha e 1 - E n <• â r î ve Hamza bin Amr el-Eslemî (Radıyallâhü anhümâ)'nın, yasak günler hâriç bütün yıl oruç tut­tukları ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellerrO'in onlara itirazetmediği sabittir. Bu âlimler, bu ve benzerî hadîslere şöyle cevap ver­mişlerdir :

Hadîslerden maksad, bayram günleri gibi yasak günler dâhil, yı­lın tamamını oruçla geçirenlerdir. Veya yasak günlerin dışında ka­lan, yılın tamamını oruçla geçirmek hâlinde zarara uğrayan yahut boynundaki vâcib görevi yapamıyan kimselere mahsustur.

İkinci hadîsi Buharı, Müslim ve Nesaî de riva­yet etmişlerdir.[104][104]

İzahı

Müellif, bu hadîsi iki senedle rivayet etmiştir, Birinci senedde Şu'be; Enes bin Şîrîn'in Abdül-Melik bin el-Mi n h â 1' dan, Onun da e 1 - M i n h â 1' dan merfu' ola­rak rivayette bulunduğunu bildirmiştir.

İkinci senedde ise Hemmâm, Enes bin Şîrîn'in, A b d ü 1 - Me lik bin Katâde bin Melhân' dan, Onun da,   Katâde' den   merfu' olarak rivayet ettiğini bildirmiştir.

Müellif; Şu'be' nin yanıldığını söylemiştir. Yâni Abdül-Melik' in babası ve hadîsin ilk râvisi e 1 - M i n h â 1 değildir. H e m m â m ' in kendi senedinde belirttiği gibi Abdül'1-Me-1 i k' in babası ve hadîsin ilk râvisi Katâde bin Melhân'-dır.

Ebû Dâvûd, Ah me d ve B e y h a k î de bu hadîsi H e m m â m' in senediyle Katâde' den rivayet etmişler­dir.[106][106] âyeti ile bunun tasdikini indirmiştir. Şu halde her gün (orucu) on gün (oru­cun) a denktir."

1709) Muâza el-Adeviyye  (Radıyallâhü anhâ)'dnn rivayet edildiğine göre: Âişe (Radıyallâhü anhâ) :

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her aydan üç gün.oruç tutardı, dedi. Ben: Ayın hangi kısmından (tutardı?) dîye sordum. Âişe (Radıyallâhü anhâ) ;

O, ayın hangi kısmından olduğuna önem vermezdi, diye cevap verdi."[108][108]

30 - Peygamber (Sallallahü Aleyhi Vesellemkin Orucu Hakkında Gelen Hadisler Babı

1710) Ebû Seleme (hin Abdirrahman) (Radtyallâhü ankâ)'dan; Şöy­le demiştir :

Ben, Âişe (Radıyallâhü anhâ)'ya Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemTin (nafile) orucunu sordum. Dedi ki:

O, (bâzı aylarda) o kadar (çok oruç tutardı ki, biz: Hep oruç tut­tu, derdik. Ve bâzı aylarda) o kadar oruçsuz olurdu ki, biz:

Oruç tutmayı bıraktı, derdik. Ve Onu hiç bir ayda Şâban'dakin-den daha çok (nafile) oruç tutmuş olarak katiyyen görmedim. Şaban ayının tümüne yakın çoğunu oruçla geçirirdi."

1711) îbn-i Abbâs (Radıyallâhü an kü mâ) dan; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bâzı aylarda o kadar oruç tutardı ki biz:

Oruç tutmayı bırakmıyacak, derdik. Ve bâzı aylarda oruç tut­mayı o kadar bırakırdı ki, biz:

Oruç tutmayacak derdik. Medine'ye teşrif ettiği zamandan beri Ramazan hâriç hiç bir ayı devamlı oruçla geçirmemiştir."[110][110]

31 - Dâvüd (Aleyhisselam)'In Orucu Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1712) Abdullah bin Amr bin el-As (Radıyallâhü anhümâ)'d&n rivayetedildiğine göre; Resûlullah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiş­tir :

«Allah'a en sevimli oruç, Dâvûd (Aleyhisselâm)'in orucudur. Çünkü o bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi. Ve Allah'a en se­vimli (nafile) namaz Dâvûd (Aleyhisselâm)'in namazıdır. O, gecenin yarısı uyurdu. Üçte birisini namazla geçirirdi ve (son) altıda biri­sini uyurdu.» '

1713) Ebû Katâde (Radtyallâhü anh)'den\ Şöyle demiştir:

Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh) :

—  Yâ Resûlallah! (Sürekli) iki gün oruç tutan ve bir gün orucu bırakan kimsenin durumu nasıldır? diye sordu. Efendimiz:

—  «Buna kimsenin gücü yeter (mi?)» buyurdu. Ömer;

—  Yâ Resûlallah! (Sürekli) bir gün oruç tutup bir gün bırakanın durumu nasıldır? diye sordu. Efendimiz i

—  «Bu Dâvûd (Aleyhisselâm) in orucudur.» buyurdu. Ömer:

—  (Sürekli) bir gün oruç tutup iki gün tutmıyanın durumu na­sıldır? diye sordu. Efendimiz:

—  «Bunun gücümün dâhilinde kılınmış olmasını temenni ede­rim.» buyurdu."[112][112]

32 - Nuh (Aleyhisselâm)'In Orucu Hakkında Gelen Hadîs Babı

1714) Abdullah bin Amr bin eUÂs (Radıyallâhü anhümâ)'dan riva­yet edildiğine göre şöyle demiştir :

Ben, Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'den işittim.    Bu­yurdu ki:

-Nuh (Aleyhisselâm)  Ramazan bayramının ilk günüyle Kurban bayramının ilk günü müstesna bütün yıl oruç tutmuştur.Bunun isnadında, zayıf olan İbn-i Lehlâ'nm bulunduğu Zevâid'de bil­dirilmiştir.[114][114]

İzahı

Sevbân (Radıyallâhü anh);ın hadîsi Zevâid türünden olup, notta belirtildiği gibi, îbn-i Hibbân'ın sahihinde de riva­yet edilmiştir. D â r i m i de bunun benzerini rivayet etmiştir. El-Menhel yazarının beyânına göre bu hadisin benzeri Ebû H ü -reyre, C â bir, Berâ' bin Âzib, İbn-i Abbâs ve   Â i ş e    (Radıyallâhü anhüml'den de rivayet edilmiştir.

Ebû Eyyüb (Radıyallâhü anhî'ın hadisini A h m e d, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Beyhakî ve D â r i mi de rivayet etmişlerdir. Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anhî'ın hadîsine göre Ramazan orucundan sonra Şevval ayından altı gün oruç tutan kimse, bütün yıl oruç tutmuş gibi sevap kazanır. Çünkü Ramazan ayı orucu, on kat artmakla on aylık oruca tekabül eder. Şevval altı günlük orucu da altmış günlük oruca denk gelir.

S e v b â n (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinin zahirine göre R a-m a z a n' dan sonraki altı günlük orucun Şevval ayı içinde olması şart değildir. Bu hadîste anılan âyet-i kerime, her iyiliğin on katının verileceğini hükme bağlamıştır. Ramazan orucundan ayrı olarak Ş e v v â 1' in dışında bile altı gün oruç tutulunca, bu âyetin hükmü gereğince onun orucu, bütün yılın orucuna tekabül eder. Fakat hadisteki: «...bayramdan sonra...» tâbiri, Şevval ayını hatırlatır. Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh)'ın hadisinde de "Şevval" kaydı mevcuttur. Şu halde bir an önce yıllık orucun seva­bını elde etmek için R a m a z a n ' ı tâkib eden Şevval ayın­da bu altı günlük oruç tutulmalıdır.

El-Menhel yazarı, Ebû Eyyûb (Radıyallâhü anh)'m ha­disini açıklarken özetle şöyle der:

"Hadisin mânâsı şudur: Her yıl Ramazan orucuna ve Ş e v v â 1' in altı günlük orucuna devam eden kimse, ömür boyun­ca oruç tutmuş gibi olur.   Ve bir yıl   Ramazan   orucunu veŞ e v v â 1' in   altı günlük orucunu tutan bir kimse, o yıl boyunca oruç tutmuş gibidir.

Bu hadîs, Ş e v v â 1' in altı günlük orucunun müstehablığına delâlet ediyor. Şafiî, Ahmed, Dâvûd ve bir cemâat böy­le hükmetmişlerdir. Şevval orucunun meşrûiyetindeki hikmet şudur: Bu oruç, farz namazlara bağlı sünnetlere benzer. Sünnet na­mazlar, farz namazdaki bâzı noksanlıkları tamir ettiği gibi, Ş e v-v â 1 orucu. Ramazan orucundaki bâzı kusurları onarır. Ş â -f i î 1 e r' e göre bayramın ikinci günü ve aralıksız olarak tutulma­sı daha sevabtır. Şayet aralıklı veya Şev vâl'm diğer bölüm­lerinde tutulursa yine sünnet hâsıl olur. A h m e d' e göre fazilet yönünden aralıklı veya aralıksız tutulması farketmsz.

Ebü Hanîfe, Mâlik ve Ebû Yûsuf, Şev­val ' in altı günlük orucunu, mekruh saymışlardır. Tâ ki halk, bu nun vâcibliğine inanmasın. Mâlik, el-Muvatta'da : ilim ve Fıkıh ehlinden, Ş e v v â 1' in altı günlük orucunu tutan hiç kimseyi görmedim. Seleften kimsenin tuttuğuna dâir herhangi bir bilgiye rastlamadım. İlim ehli, câhillerin Ramazan' dan olmayan orucu Ramazan'a ekliyerek bid'at çıkarmalarından korkarak bu orucu mekruh saymışlar, demiştir. Lâkin Hanefî ve Mâli-k î mezhebîerine mensub Fıkıhçılar, Ş e v v â 1' in bu orucunu aralıklı tutmayı mendup saymışlar ve aralıksız tutulmasının mekruh olmadığı görüşünü seçmişlerdir. Ancak Ebû Yûsuf bunda muhalif kalmıştır. Bu fıkıhçılar, Ebû Hanîfe ile M â 1 i k' in yukardaki kerahet sözlerini Şevval orucuna bayramın ikinci günü başlayıp ara vermeden tutma hâline yorumlamışlardır. Şu hal­de eğer bayramın ikinci gününden sonra ve aralıklı olarak tutulursa kerahet yoktur. Veya bu hadîsler, bu iki imama ulaşmamış yahut ulaşmış ama onlarca sabit görülmemiştir.[116][116]

İzahı

Ebû Saîd (Radıyallâhü anh)'m hadîsini Buhârî, Müs­lim   ve   Nesaî   de rivayet etmişlerdir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadîsini, Nesaî de rivayet etmiştir.

Hadislerdeki «... Allah yolunda...» ifâdesinden maksad, cihad hâ­li kastedilmiş olabilir. Ancak şu varki savaşta düşmana karşı daha güçlü olmak için oruç tutmamak daha efdaldir. Eğer bu ifâde bu mâ­nâda yorumlanırsa şöyle cevap verilecek.- Oruç tutmayla zayıf düşen gazinin oruç tutmaması ve oruçtan etkilenmiyen gazinin tutması ef­daldir.

«... Allah yolunda...» ifadesi, sırf Allah rızası ve ihlâsh anlamında yorumlanabilir.

Harîf! Bu kelimenin asıl mânâsı güz mev ;midir. Burada yıl mâ­nâsında kullanılmıştır. Yâni yetmiş yıllık mesabe Cehennemden uzak­laştırılır. Bu ifâde, çok uzaklaştırmadan kinayedir.[118][118]

İzahı

İki hadîs de Zevâid türündendir.

Bu hadîsler, teşrik günlerinde oruç tutmanın yasaklığına delâlet ediyorlar. Bu günlerde oruç tutmanın yasaklığı hakkında Mâli k , Ebû Dâvûd, îbn-i Huzeyme, Hâkim, Nesâİ, Tirmizî, Beyhaki ve başkalarının rivayet ettikleri mütead­dit hadîsler de vardır.

Teşrik günlerine M i n â günleri denilmesinin sebebi, hacıların bu günleri    M i n â ' da    geçirmeleridir.

Teşrîk günlerinde oruç tutma hakkında âlimlerin görüşlerini el-Menhel yazan şöyle nakleder :

1 - Ali bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anh), el-Ha-san, Ata', el-Leys, Ebû Hani t'e, Onun arkadaş­ları, İbnü'l-Münzir ve Şafiî mezhebinin meşhur kav­line göre teşrik günlerinde hiç kimse oruç tutamaz.

2 - Mâlik, Evzâî, îshâk ve Kadîm kavline göre Şafiî: Temettü'[120][120]

36 - Ramazan Ve Kurban Bayramı Günü Oruç Tutmaktan Nehiy HakkındaGelen Hadîsler Babı

1721) Ebıı Saîd-i Hudrî (Radtyaliâhü anh)\\en.  Şöyle demiştir   :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) fıtır günü (Ramazan bayramının ilk günü) ve Kurban bayramı günü oruç tutmaktan ne-hiy buyurmuştur."

1722) Ebû Ubeyd (Sa'd bin Ubeyd) (Radtyaliâhü an/ı)'den: Şöyle demiştir :

Ben, Kurban bayramında Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anh) 'in beraberindeydim.önce bayram namazını kıldı, sonra (oku­duğu hutbede) :

Şüphesiz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), şu fıtır gü­nü ve Kurban günü orucundan nehiy buyurmuştur, Fıtır günü, Ra­mazan orucunuzu bıraktığınız gündür. Kurban günü de kurbanları­nızın etini yediğiniz gündür, dedi."[122][122]

37 - Cuma Günü Oruç Tutmak Hakkında Gelen Hadîsler Babı

1723) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Cuma günü orucundannehiy etmiştir. Fakat bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla beraberCuma günü orucundan nehiy etmemiştir."

1724) Muhammed bin Abbâd bin Ca'fer (Radtyallâkü anh)'âer\\ Şöy­le demiştir:

Ben, Ka'be'yi tavaf ederken Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü an-hümâ)'ya: Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   Cuma günü orucundan nehiy etmiş mi? diye sordum. Dedi ki: Bu Beyt'in Rabbi ne yemin ederim ki, evet. (nehiy etmiştir.)"

1725) Abdullah bin Mes'ud (Radtyallâhü aı»A)'den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i Cuma günü oruç-suz olarak az gördüm.[124][124]

Âlimlerin Yalnız Cuma Günü Oruç Tutmak Hakkındaki Görüşleri

El-Menhel yazarı bu görüşleri özetle şöyle anlatır:

1 - Alî,    Ebû    Zerr,    Ebû    Hüreyre    ve    Sel-m â n-ı   Fârisî    {Radıyallâhü anhüm)'e göre yalnız Cuma gü-

nü oruç tutmak haramdır. Delilleri, mezkûr iki hadis ile benzen ha­dîslerdir.

2 - Şâfiîler,   Hanbelîler,   Zührî,    Muham-med    bin   Şirin   ve   Tâvûs'a   göre mekruhtur.   Bunlar, mezkûr hadîslerdeki yasaklamayı kerahet mânâsına yorumlamışlar­dır.

3 - Ebû   Hanife,    Mâlik   ve   Muhammed   bin e 1-H a s a n'a    göre mekruh değildir. Onların delili   (1725 nolu) İbn-i   Mes'ud    (Radıyallâhü anh)'ın hadisi ve benzerî hadis­lerdir. Lâkin bu hadîs tam delil olamıyor. Çünkü Peygamber  (Sal-lallahü Aleyhi ve SellemJ'in Cuma günüyle beraber   Perşembe veya   Cumartesi   günü de oruç tutmuş olması muhtemeldir. E 1 - A y n i   böyle demiştir.

Hanefî Fıkhına âit et-Tecnîs'te; Ebû Yûsuf demiştir ki: Perşembe veya Cumartesi' yle beraber olmadıkça Cuma günü orucunun mekruhluğu hakkında hadîs vardır. C u -m a   gününe bir gün eklemek, ihtiyatlı olandır, denilmiştir.

Tahavî de: Cuma günü oruç tutmak ve tutmamak, ha­dîsle sabittir. Son hadîs, tutmamak hakkındadır. Çünkü Cuma günü bir takım görevler vardır. Kişinin oruç tuttuğu zaman o görevi tam yapamaması beklenebilir, demiştir.

Cuma günü oruç tutmanın yasaklığı hikmeti hususunda muh­telif şeyler söylenmiştir. En açık olan hikmet şudur ki; Cuma gü­nü bir bayram günüdür. Bayram günü oruç tutulmaz. Çünkü A h -med ve Hâkim'in Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'-den merfu' olarak rivayet ettikleri bir hadîste :

"Cuma günü bir bayram günüdür. Bayram gününüzü oruç gü­nü yapmayın. Meğer ki bir gün önce veya sonra oruç tutarsınız." bu-yurulmuştur.[126][126]

İzahı

Zevâid'in notuna göre bu hadis Zevâid türündendir. Halbuki mü­ellifin ikinci senedinin aynısı ile bir kelime hâriç aynı metinle Ebû Dâvûd,   Ahmed.Nesaî   ve   el-Hâk im    tarafındanrivayet edilmiştir.    Ebû   Dâvûd1 un   rivayetinde;cümlesi yerine   «Onu çiğnesin.» cümlesi bulunur.

Hadîs, Ramazan, adak ve kefaret gibi farz oruçlar müs­tesna, Cumartesi günü oruç tutmanın yasaklığına delâlet ediyor. Lâkin, Nesaî, Bey haki, Hâkim ve İbn-i Hibbân'ın Küreyb (Radıyallâhü anhi'den rivayet ettikle­rine göre ashâbtan bir cemâat, Küreyb (RadıyaUâhü anh)'ı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in hanımlarından Ü m-mü Seleme (Radıyallâhü anhâî'ya göndererek Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in en çok hangi günlerde oruç tuttugunu sordurmuşlar; Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) da: Cumartesi ve Pazar günleri diye cevap vermiştir. Bu­nun üzerine o cemâat, bu cevapla tatmin olmamış gibi topluca Üm­mü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'ya gidip tekrar sormuşlar ve aynı cevabı almışlardır. Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) bu arada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in:

«Cumartesi ve Pazar günleri, müşriklerin bayram günleridir. Ben onlara muhalefet etmek isterim» buyurduğunu söylemiştir.

Bu hadîs ile Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ)'mn hadîsi arasında muhalefet yoktur. Çünkü bu hadîs, yalnız Cumar­tesi günü oruç tutmanın yasaklığı mânâsına yorumlanır. Cuma günü veya Pazar günüyle birlikte Cumartesi günü oruç tutulursa caizdir.

Hanefi, Şafiî ve Hanbeli âlimleri, yalnız Cu­martesi günü oruç tutmayı mekruh saymışlardır. Fakat M â -1 i k ve bir cemâat bunu mekruh saymışlar ve bu hadisin mensuh olduğunu söylemişlerdir. Fakat mensuh olduğuna dâir bir delil yok­tur.[128][128]

İzahı

1 b n - i Abby s (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini B u h â r i, Ebû Dâvüd, Tirmizî ve Beyhakî de rivayet et­mişlerdir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhJ'm hadisini Tirmizî de rivayet etmiştir

Zilhicce' nin ilk on gününden maksad. ilk dokuz gündür. Çünkü onuncu gün Kurban bayramıdır. Kurban bayramı günü oruç tutmanın haram olduğu 36'ncı bâbta anlatılmıştır.

Bu iki hadis, bu on günde yapılan her türlü ibâdetin, yılın diğer günlerinde yapılan ibâdetlerden daha faziletli olduğuna delâlet edi­yorlar. Oruç da bir ibâdet olduğu için, bu günlerdeki orucun üstün faziletine de delâlet etmiş olur.

İkinci hadis, bu günlerdeki bir günlük orucun, bir yıllık oruca ve bir gecesindeki ibâdetin, kadir gecesindeki ibâdete eşit olduğuna delâlet ediyor.

El-MenheJ yazan, ilk hadisin açıklaması ile ilgili olarak özetle şöyle der :

"Hadisten maksad, bu günlerde işlenen sâlih ameller öyle yüce ecir kazandırır ki o ameller başka günlerde işlenirse bu kadar sevab kazandıramaz. Başka günlerde işlenecek amel cihad bile olsa durum aynıdır. Ancak bir adam, nefsiyle ve malıyla Allah yolunda savaşs? çıkıp şehit olur v« malı Allah yolunda harcanmış olduğu takdirde onun sevabı daha çoktur.

Muhtemelen hadisten maksad şudur: Bu günlerde işlenen sâlih amel az bile olsa sair zamanlarda işlenen çok amelden efdaldir.

Tuhfe yazan ikinci hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: Yâ­ni bu günlerde tutulan bir günlük nafile oruç, içinde bu günlerin bu­lunmadığı bir yıllık oruca denk gelir. İçinde Ramazan ayının bulunmadığı bir yıl demeye gerek yoktur. Çünkü onun orucu farz­dır.

Sindi de : Hadisteki «... on gün orucu...» ifâdesinden maksad dokuz gündür. Çünkü onuncu gün Kurban bayramıdır. Ve onda oruç tutulamaz, demiştir.

Tuhfe yazarı e 1 - M i r k â t' tan naklen şöyle der : Alimler, bu on gün ile    Ramazan    ayının son on gününden hangisininefdal olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bâzıları bu hadîse daya­narak bu günlerin, R a m & z a n ' in son on gününden daha fa­ziletli olduğunu söylemişlerdir. Bâzıları da R a m a z a n' in son on gününün bu günlerden daha faziletli olduğunu söylemişlerdir. Seçkin görüş bu on günün gündüzünün, R a m a z a n ' m son on gününün gündüzünden daha faziletli olmasıdır. Çünkü bu günlerin içinde A r e f e günü vardır. Gecelere gelince; R a m a z a n ' in son on gecesi, bu günlerin gecelerinden daha efdaldir. Çünkü içlsrinda Kadir gecesi vardır. A r e f e günü, yılın en faziletli günüdür. Kadir    gecesi de yılın en faziletli gecesidir.

1729) Aişf (Radtyal/nf/N anlın) dan : Söyle demiştir:

Ben, Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellenı)'i Zilhicce'nin on gününün orucunu tutmuş olarak hiç görmedim."[130][130]

40 - Arefe [132][132]

İzahı

Ebû Katâde (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesaî rivayet etmişlerdir. Katâde (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi Zevâid türündendir. Onun notunda işa­ret edilen sahih şâhid, mezkûr Ebû Katâde (Radıyallâhü anh)'ın hadîsidir.

El-Menhel yazarı, Ebû Katâde (Radıyallâhü anh)'ın ha-dlsiyle ilgili olarak şöyle der;

"Yâni: Arefe günü orucuyla geçmiş bir senelik günahların ba­ğışlanmasını Allah'tan ümit ederim ve Allah'ın o gün oruç tutanı gelecek yıl günahtan koruyacağını umarım buyurulmak istenmiştir.

Nihâye'de : Salih ameller hakkındaki ihtisâb, ümit edilen seva­bı istemek için çeşitli hayırlar işlemeye ve ibâdetleri lâyıkı veçhiyle yapmaya koşmaktır, denilmiştir.

Arefe günü orucuyla bağışlanacak günahlar, ilim ehlinin ekseri­sinin dediği gibi, küçük günahlardır. Büyük günahlar ise; ya ciddi tevbe ile bağışlanır veya Allah'ın lütfuyla bağışlanır. Arefe günü orucunu tutanın küçük günahları yoksa; büyük günahları varsa, on­lar hafifletilir. Yoksa dereceleri yükseltilir,

Bâzı âlimler, hadîsin zahirini tutarak : Büyük, küçük tüm günah­lar bağışlanır, demilşerdir.

1732) Ikrime (Radtyallâhü anh)'den\ Şöyle demiştir:

Ben, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anhJ'ın yanına evinde girdim ve Arafat dağında Arefe günü oruç tutmanın hükmünü ona sordum. De­di ki;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) Arafat'ta Arefe günü oruç tutmaktan nehiy buyurdu."[134][134]

41 - Aşure [136][136]

İzahı

 i ş e (Radıyallâhü anha)'nin hadîslerini Kütüb-i Sitte sahip­leri, Beyhakî ve Dârirnî de uzun ve kısa metinler hâlin­de rivayet etmişlerdir. Uzun olan rivayetlerde  i ş e (Radıyallâ-hü anhâ) meâlen şöyle diyor :

"Aşure günü; Kureyşin, câhiliyyet devrinde oruçla geçirdiği bir gündür. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de câhiliyyet dev­rinde (yâni Peygamberlikten veya hicretten önce) o gün oruç tutar­dı. Medine'ye hicret buyurunca A^ûre günü orucuna devam etti. Ve o gün oruç tutmayı umretti. Ramazan oncu farz kılınınca artık farz oruç Ramazan orucu oldu. Ve Aşureyi bıraktı. Artık dileyen Aşure orucunu tuttu, dileyen tutmadı."

El-Menhel ya/an bu hadisin açıkltmıusı bahsinde özetle r^oyle der:

Bu hadisin zahiri, Aşure £ünıi orucunun, ilk zamanlarda vâcib olduğuna, sonra Ramazan orucunun farz kılınmasıyla onun vâcibliğinin nesh edildiğine delalet ediyor.

Ebû Hanîfe ve Şafiî' nin arkadaşlarından bir cemâat bununla hükmetmişlerdir.

Bir kısım Şafiî âlimleri: Aşure orucu meşru kılındığı gün­den beri sünnettir. Bu ümmete hiç vâcib kılınmamıştır. Lâkin ilk za­manlarda çok önemli müstehab idi. Ramazan orucu farz kılının­ca o müstehab oldu, demişlerdir.

Birinci görüş, daha kuvvetlidir. Bu durumu 1735 nolu hadîs bah­sinde anlatacağız.

îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Tirmizî'-den başka Kütüb-i Sitte sahipleri ve B e y h a k î benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Rebiülevvel ayında M e d î n e' ye hicret buyurmuş ve hicretin ikinci yılı Aşu­re günü yahûdîlerin oruç tuttuğunu görmüştür.

Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) M û s â (Aleyhisse-lâm)'a yahûdîlere nisbeten çok daha yakın olduklarını, M û s â (Aleyhisselâm)'ın sünnetini ihya etmenin, öncelikle kendilerinin hak­kı olduğunu bildirmiştir. Çünkü biz müslümanlar, M û s â (Aley-hisselâmJ'ın kitabına inanırız. Ve dînin temel hükümlerinde bizim kitabımız ile M û s â (Aleyhisselâm)'ın asıl kitabı arasında bir aykırılık yoktur. Onun içindir ki Allah Teâlâ Peygamberimize :

«Kendilerine kitabıhüküm ve peygamberlik verdiğimiz o kimseler, Allah'ın hidâyet et­tiği zâtlardır. Sen de onların bu hidâyet yolunu tâkib et.[138][138] (Radtyallâhü anh)'âen; Şöyle de­miştir :   Rcsûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Aşure günü   bize:

—  «Sizden bugün bir şey yiyen var mı?» diye sordu. Biz î

—  Bizden yiyen de var, yemiyen de var, diye cevap verdik.   O:

—  «Artık (bir şey) yemiş olan ve  (bir şey) yememiş olan hepi­niz, bu gününüzün kalan kısmını (oruçla) tamamlayınız ve Arûd hal­kına haber gönderin. Onlar da günün kalan kısmını (oruçla) tamam­lasınlar.» buyurdu. Râvi demiştir ki: Medine dolaylarındaki Arûd eh­lini kasdetmiştir.Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı, Buhârİ ve Müslim'in şartı üzerine sahîh - garibtir. Şa"bî'den başka Kimse Muhammed bin Sayfî (R.A.)'den rivayet etmemiştir. Buhârî ve Müslim'de Seleme bin el-Ekvâ' (R.A.) ve er-Rubeyyi binti Muavviz (R.A,) hadisinden bu hadîsin şahidi vardır. El-Müzzî, Nesaî'nin de bu hadîsi rivayet ettiğini söylemiş ve İbnü's-Senİ'nİn rivayetinde yoktur.[140][140]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Ebû Dâvûd ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Müslim ve Ebû Dâvûd'un riva­yetlerinde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in işaret buyur­duğu gelecek yıla varılmadan vefat ettiği ilâvesi vardır. Fakat A h -med   bin   Yûnus* un   ilâvesi yoktur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) «Gelecek yıl (Muhar-rem'in) dokuzuncu günü oruç tutarız» buyururken; Aşure olan onun­cu gün yerine dokuzuncu gün oruç tutarız demek istemiş olabilir, Ve­ya Aşure günü ile beraber dokuzuncu günü de oruçla geçiririz, de­mek istemiş olabilir. Çünkü Ahmed'in İbn-i Abbâs (Ra-dıyallâhü anhJ'dan merfu' olarak rivayet ettiği bir hadîste Peygam ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

= «Aşure günü oruç tutunuz ve yahûdilere   muhalefet    ediniz. Aşûre'den bir gün önce veya bîr gün sonra oruç tutunuz.»

Her iki yorumda da yahûdilere ve hıristiyanlara muhalefet var dır.

Ahmed    bin    Yûnus'un    rivâyetindeki ilâveye göre Pey gamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Aşure günü fa/île'ini kaçıl­mamak maksadı ile ve ihtiyatlı davranmak üzere Aşure gününden bir gün önce oruç tutmaya başlamak istemiştir   Yâni hilâlin tesbilinde bir yanılma olabilir ve Aşure günü sanılan gün, Muharrem'in onbi rinci günü olabilir. Bu durumda asıl Aşure günü kaçırılmış olur. Bir gün önceden oruca başlamak ihtiyat olur.

1737) Abdullah bin Ömer (bin el-Hattab) (Radıyallâhü anhümâ)'-rian : Şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in yanında Aşure gü­nünden bahsedildi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  buyurdu ki:

«Aşure günü, câhiliyyet ehlinin oruç tuttuğu bir gündür. Artık sizden o gün oruç tutmak isteyen tutsun ve o gün oruç tutmak iste-miyen de o günün orucunu terketsin.»"[142][142]

İzahı

Müslim, Tirmizi, Nesai ve Ahmed de bunu rivayet etmişlerdir.

Tuhfe yazarı şöyle der: Nevevi : Hadisten maksad, küçük günahların bağışlanmasıdır. Eğer küçük günahlar yoksa, büyük gü­nahların hafifletilmesi umulur. O da yoksa dereceler yükseltilir, de­miştir. Kadı Iyâz da: Ehl-i Sünnetin mezhebi budur. Büyük günahlara gelince; Onlar ya makbul tevbe ile veya Allah'ın rahmeti ile bağışlanır, demiştir.[144][144]'dan rivayet edildiğine göre:

Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'in (nafile) oruçdurumunu Âişe   (Radıyallâhü anhâ)'ya sormuş, Âişe   Cradıyallâhüanhâ) da :

O, Pazartesi ve Perşembe (günleri) orucunu öncelikle arzulardı.demiştir."

1740) Ebû Hureyre (Rud/yal/âftii anh)\\cn;  Şöyle demiştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Pazartesi ve Perşembe (günleri) oruç tutardı. Kendisine:

Yâ Resûlallsh! Sen Pazartesi ve Perşembe oruç tutarsın, diye hik­meti soruldu. O buyurdu ki:

Pazartesi ve Perşembe günleri Allah İeâlâ her müslümum mağ­firet eyler. Kttfl olanlar müstesna. Allah : 'Küs olan bu iki kişi barıya kadar onları bırak' buyurur.Zevâid'e» şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahih - garibtir. Rövi Mu-hammed bin Rtftft'yı Ibn-i Hibbân sikalar arasında zikretmiştir. Ondan yalnız Dahhâk bin Mahltd rivayet etmiştir. Senedin kalan râvileri Buharı ve Müslim'in şartı üzerinedirler. Ebû Dâvûd ve Nesai'nin rivayet ettikleri Üsâme bin Zeyd'in hadisi, bu hadis İçin sâhid durumundadır. Tirmizî de bu hadisin bir parçasını ken­di süneninde rivayet ederek hasen - ş>arib olduğunu söylemiştir.[146][146]

43- Eşhür-İ Hurûm Orucu Babı

Hurûm: "HarânTın çoğuludur. Yılın dört ayına 'Haram aylar* veya "Eşhür-i Hurûm" denilir. Bu aylar, Receb, Z i 1 k a'de. Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Son üç ay ard ardadır. Z i 1 k â' de ayı, Ramazan' dan sonra gelen Şevval ayı­nı izleyen aydır. Recep ayı ise Ramazan' dan bir önce­ki ay olan Ş aban' dan evvelki aydır. Bu aylara hürmet gös­terildiği ve câhiliyyet devri ve islâmiyet'in ilk yıllarında bu aylar­da savaş haram olduğu için bu isim verilmiştir. İlim ehlinin ekseri­sine göre savaş yasakhğı neshedilmiştir.

1741) Ebû Mücîbe el-Bâhilî'nin babasından veya amcası (Radiyajlâ-kü anhiim)'den; Şöyle demiştir :

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanına vararak : Ey Allah'ın Nebisi! Ben geçen yıl senin yanına gelen adamım, de­dim. O :

«Ne oldu? Ben senin vücûdunu zayıf görüyorum.» buyurdu. (Ra-vi demiştir ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in muha­tabı :)

—  Yâ Resûlallah! (Geçen yıl seninle görüştüğüm günden bugüne kadar) gündüz hiç yemek yemedim. Yalnız gece yemek yedim, diye cevap verdi. Efendimiz ;

—  «Kim sana kendi nefsini  (aç bırakmakla)  ta'zib etmeni em­retti?» buyurdu.   (Adam demiştir ki:)  Ben;

—  Yâ Resûlallah! Ben güçlüyüm, dedim. O:

—  «Sabır (Ramazan)  ayı ve ondan sonra bir gün oruç tut- bu­yurdu. Ben :

—  Şüphesiz benim gücüm (bundan da fazlasına) yeter, dedim. O:

—  «Sabır ayı ve ondan sonra iki gün oruç tut.» buyurdu. Ben:

—  Şübhesiz benim gücüm (bundan da fazlasına) yeter dedim. O :

—  «Sabır ayı, ondan sonra üç gün oruç tut ve haram ayların oru­cunu tut.» buyurdu."[148][148]

1742) Ebû Hüreyre (Radtyaİlâhü anh)'Ğen: Şöyle demiştir:

Bir adam Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek: Ramazan ayından sonra hangi oruç efdaldir? diye sordu. O:

-Muharrem dediğimiz Şehrullah (orucu)» buyurdu."[150][150]

İzahı

Bu hadîsin Zevâid türünden olduğuna dâir eldeki nüshalarda ve Sindi haşiyesinde bir işaret bulunmamakla beraber, bu türden olması muhtemeldir.

R e c e b ayı, yukarıda da anlattığım gibi haram aylardandır. Bu aylarda oruç tutmak ise müstehabtır. Bu sebeple bu hadîsin sa­hih olması hâlinde yılın onbir ayında yalnız   R e c e b   ayının tamamini oruçla geçirme anlamında yorumlanması gerekir. Nitekim A h -med bin Hanbel: Yılın onbir ayından yalnız R e c e b ayinin tamamını oruçla geçirmek mekruhtur. Eğer bir adam bayram ve teşrîk günleri müstesna bütün yılı oruçla geçirirse bu meyanda Receb ayının tamamını oruçla geçirmekte bir beis yoktur. Şayet yalnız Receb ayını oruçla geçirmek isterse bir veya birkaç gün oruç tutmayı bıraksın ki Ramazan ayına benzemesin, demiş­tir.

1744) Muhammed bin İbrahim'den rivayet edildiğine göre: Üsâme bin Zeyd (Radıyallâhü anhümâ) haram aylar orucunu tu-tarmış. Sonra Resûiullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   ona;

«Şevval ayı oruç tut.» buyurmuş. Bunun üzerine Üsâme (Radıyal­lâhü anh) haram aylar orucunu bırakarak vefat edinceye kadar, dâi­ma Şevval ayı oruç tutmuştur."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. Bunun isnadı sahihtir. Ancak Üsâme bin Zeyd ile Muhammed bin İbrahim bin el-Hâris et-Teymi arasında inkıta vardır. (Şevval orucu İle ilgili bilgi 33'ncü bâbta geçmiştir.)[152][152]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsi Taberâni, Sehl bin S a'd    CRadıyallâhü anhJ'dan rivayet etmiştir.

Sindi bu hadîsin açıklaması bahsinde şöyle der: Yâni insan her şeyden bir miktarını Allah için çıkarmalıdır. Çıkarılan miktar, o şeyin zekâtı olur. Bedenin zekâtı da oruçtur. Çünkü beden, Allah yolunda tutulan oruçla noksanlaşır. Artık bedenden eksilen miktar sanki bedenin zekâtı olmak üzere Allah rızası için bedenden çıkarıl­mıştır.

El-H af ni de CâmiüVSağir haşiyesinde : Yâni zekât, malı temizlediği gibi oruç da bedeni temizler. Görünüşte noksanlık vermek mânâda bereket ve fazlalık sağlamak bakımından oruç, zekâta ben­zer, demiştir.[154][154]

İzahı

Tirmizî, Nesaî, İbn-i Huzeyme ve İbn-i H i b b â n    da bu hadisi rivayet etmişlerdir.

Tuhfe yazarı bu hadîsin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der;

"İbnü'l-Melik: İftâr'dan maksad, oruçluya yemek yedir­mektir, demiştir. E1 - K a â r i de : Hadîsteki iftardan maksad, oruç­lunun akşam iftarını açacağı zaman yemek yedirmektir, demiştir.

Selmân-ı Fârisi (Radıyallâhü anbJ'ın merfu' hadisin­de oruçluya yemek yedirmeye gücü yetmiyenlerin, oruçluya bir yu­dum süt veya bir tane hurma, yahut bir yudum su vererek iftar aç­tırmaları hâlinde aynı sevabı kazanacakları müjdelenmiştir.

Hadîsteki oruçluya âit zamir, çoğul için gelmiştir. Çünkü Arab dilinde malumu olduğu üzere şart edatının arkasında kullanılan ne-kire kelime tekil bile olsa umumîlik ifâde eder."

1747) Abdullah bin ZüUeyr (Radıyaltâhü anhümâ)\\m\: Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sa'd bin Muâz (Radı­yallâhü anh)''n yanında iftarını açtı. Sonra:

buyurdu."

Not :   Zevaıd'de şöyle denilmiştir :  Bu senedde Abdullah bin Zübeyr (R.A.)'-den rivayet eden Mus'ab bin Sabit zayıftır.[156][156]

46- Yanında Yemek Yiyilen Oruçlu Hakkındaki Bâb

1748) Ümmü Ümâre[158][158]

İzahı

ilk hadîsi Tirmizî, Nesaî ve Ahmed de rivayet et­mişlerdir. İkinci hadîs Zevâid türündendir. Hadîsler, oruçlunun ya­nında gündüz yemek yinildiği zaman oruçlu için meleklerin duâ ve istiğfar ettiklerini ve o yemek karşılığında oruçlunun Cennet'teki rız­kının üstünlüğünü ifâde ediyorlar.[160][160]

İzahı

ilk hadîsi    Müslim,    Ebû    Dâvûd,    Tirmizî,    N e -s a î    ve    D â r i m î    de rivayet etmişlerdir.

Nafile orucu gizlemek müstehab ise de davet sahibinin kırılma­sına veya kızmasına meydan vermemek için nafile oruç tutan davet­lilerin, oruçlu olduklarını davet sahibine açıklamaları meşru kılın­mıştır. Oruçlu bu özrünü açıklayınca davet sahibi onun mazeretini kabul ederek davete icabet etme isteğinden vazgeçerse davete icabet sorumluluğu kalkmış olur. Aksi takdirde oruçlu davete icabet etmek­le mükelleftir. Çünkü oruç, davete icabet etmemek için mazeret sayıl­maz. Oruçlu davet yerinde hazır bulununca orucunu bozması gerek­mez. Ancak davet sahibi onun yemek yememesiyle eziyet duyarsa, oruçlunun nafile orucunu bozması efdaldir. Tutulan oruç farz bir oruç ise bozdurulamaz.

Nafile orucu bozup bozmamak hakkında âlimlerin görüşleri 26'ncj bâbta geçen 1700- 1701 nolu hadisin izahı bölümünde geçmiştir.

C â b i r (Radıyallâhü anh)'ın hadisini Müslim de rivayet etmiştir. Fakat oradaki rivayette: «Davetli oruçluy­ken...» kaydı yoktur.

Bu hadîs de davete icabet etmenin gerekliliğine davetlinin oru­cunu bozmaya mecbur olmadığına delâlet ediyor. N e v e v î, M ü s 1 i m ' in şerhinde : Davet edilen oruçlunun orucunu bozma­sının vâcib olmadığı hususunda âlimler arasında ihtilâf yoktur. Eğer davetlinin tuttuğu oruç farz bir oruç ise, yemek yemesi caiz değil­dir. Şayet tuttuğu oruç nafile ise bozmak caizdir. Artık yemek'ye­memesi davet sahibine ağır gelecekse; efdal olan, orucu bozmasıdır. Aksi takdirde orucu lamamlamak pl'dftlriir, demiştir[162][162]

İzahı

Bu hadîsi    Tirmizî    ve    Hâkim    de rivayet etmişlerdir. Câmiü's-Sağîr şerhinde el-Azîzî'nin dediğine göre bâzı rivayetlerde : «iftarını açıncaya kadar...» ifâdesi yerine:

«iftarını açtığı zaman...» ifâdesi mevcuttur.

îlk ifâdeye göre oruçlunun gündüzün hangi vaktinde olursa ol­sun makbuldür. İkinci ifâdeye göre oruçlu iftarını bilfiil açtığı za­man veya iftar açma vakti girdiği zaman yapacağı dua makbuldür.

Sindi ise ilk ifâdenin râvilerden birisinin yanılgısı olduğu­nu ve ikinci ifâdenin doğru olduğunu savunarak bundan sonra gele­cek hadisi buna gerekçe olarak göstermiştir.

E 1 - A 1 k a m î' nin nakline göre ed-Demîyrî: Oruçlu­nun dünya ve âhiret mutluluğu için kendisine, sevdiklerine ve müs-lümanlara dua etmesi müstehabtır. Çünkü bu hadîs ve (bundan son­ra gelen) Abdullah (Radıyallâhü anh)'m hadîsi, oruçlunun özellikle iftar vaktindeki duasının makbul olduğuna delâlet ediyor, demiştir.

Mazlumun duası, zulümden kurtulmak veya zâlim aleyhinde ola­bilir. Hadîsin sonu bunu gösteriyor.

Sindi' nin dediğine göre hadîsteki "el-Ğamâm = bulut" ke­limesiyle    F u r k a n    sûresinin :

-Ve o günki, gök be­yaz bulutlar hâlinde parçalanacak ve melekler bölük bölük indirile­cektir.» 25'nci âyetindeki "ğamâm" kastedilmiştir.

Müellifin rivayetinde : «Kıyamet günü» kaydı bulunduğu için S i n d î' nin bu yorumda bulunduğunu sanıyorum. T i r m i z i' nin rivayetinde ise bu kayıt yoktur. Ve hadîsteki ğa­mâm ile dünyadaki bulutun kastedilmesine bir engel yoktur.

Hadîs, mazlumun duası jçin gök kapılarının açıldığını haber ve­riyor. Gök kapıları duanın arşa yükseltilmesi için açılır. Bu açılış duayı taşıyan melek için olabilir. Veya duanın geçişi için olabilir.

Hadîs, Allah'ın mazlum kimseye mutlaka yardımcı olduğunu, onu ihmal etmiyeceğini, ancak bir hikmet için yardımını geciktirmesinin muhtemel olduğunu bildiriyor. Buna işaret olmak üzere : Allah, zâli­mi ihmâl etmez, irnhâl  (mühletlendirme)  eder" derler.

1753) Abdullah bin Amr bin el-As (Radtyallâhü anhümâydan riva­yet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) $oyle buyurdu, de-mistir :

.Şüphesiz her oruçlu için iftarını açtığında reddedilmeyen bir duâ vardır.»

ibn-i Ebi Müleyke demiştir ki. Abdullah bin Amr bin el-As (Ra­dıyallâhü anhümâ) n.n iftarın, açtığı zaman şu duây. okuduğunu ken­disinden işittim

.AUahım! Herşeyi kaphyan rahmetin hakkı için bana mağfiret et meni Senden dilerim.[164][164] bu­yurmuştur Bu vaid, eski ümmetlerde yalnız peygamberlere vardı. Bu ümmete de verildi. Fakat şehvetler onların kalplerine hâkim olup iş­ler karmakarışık olunca durum değişti. Oruç ise nefsi şehvani duy­gu ve hareketlerden alıkoyar. Şehvet kalpten çıkarılınca gönül pâk olur. Ve duâ kabule şayan olur. Oruçlunun dilediği şey onun için mukadder ise süratle verilir, değilse âhiret azığı olarak onun için sak!an:r, demiştir.[166][166]

İzahı

îlk hadîsi   Buhârİ   ile   T i r m i 2 i   de rivayet etmişlerdir.

İkinci hadîs Zevâid türündendir.

Üçüncü hadisi Tirmizî, Ahmed, Ibn-i Hibbân, Dârekutnî, Hâkim ve Beyhakî de rivayet etmiş­lerdir.

Tirmizî bu hadîsleri rivayet ettikten sonra : ilim ehlinden bir cemâat Ramazan bayramı namazına çıkmadan önce bir şey yemeyi ve varsa hurma yemeği müstehab saymışlar; Kurban bayramı günü de namazdan dönmedikçe bir şey yememeyi müste­hab saymışlardır, der.

Tuhf e yazan da: Ramazan bayramı sabahı bayram nama­zından önce hurmayla iftar etmek müstehabtır. Bulamıyanlar bal gi­bi başka bir tatlıyı yemelidirler. Hiç bir şey bulamıyanlar su içmeli-dirler. Kurban bayramı günü ise kurban etinden yemek için bayram namazından dönünceye kadar bir şey yememek müstehabtır. A h-med bin Hanbel müstehablık hükmünü kurban keseceklere tahsis etmiştir, demiştir.[168][168]

51- Ölüp De Üzerinde Adak Borcu Bulunanın (Beyânı) Babı

1758) İbn-İ Abbâs  (Radtyallâhü anhümâ)'dan:   Şöyle demiştir:

Bir kadın Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resûlallaht Kız kardeşim boynunda aralıksız iki ay (kefaret) oruç (borcu) bulunduğu halde Öldü. dedi. Efendimiz:

—  «Söyle bakayım. Eğer senin kızkardeşinin boynunda bir borç bulunmuş olsaydı sen o borcu ödiyecek miydin?» diye sordu. Kadın »

—  Evet ödiyecektim, dedi. Efendimiz i

—  «O halde Allah'ın hakkı, öncelikle ödenmesi gereken bir hak­tır.» buyurdu."

1759) Biireyrle bin Husayb (Radtyallâhü a«A)'den; Şöyle demiştir:

Bir kadın Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek ı

—  Yâ Resûlallah! Annem üzerinde oruç borcu olduğu halde öldü. Ben ona bedel olarak oruç tutayım mı? diye sordu. Efendimiz;

—  Evet» buyurdu.[170][170]

Oruç Borçlusu Olarak Ölen Yerine Oruç Tutmak Veya Fidye Ödemek Meselesi

El-Menhel yazarı, âlimlerin bu husustaki görüşlerim özetle şöyle açıklar : .

1- Ebû Hanîfe, Mâlik, el-Leys, Evzâi, S e v r i ve yeni kavlinde Şafiî: Ölü yerine oruç tutulmaz, de­mişlerdir. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarına göre tutmadığı R a -m a z a n orucuna kaza etmeye muktedir olduğu halde kaza etme den ölen kişi, fidye çıkarılmasını vasiyyet etmişse, tutmadığı her gün •için bir fitre miktarı olarak yakınları tarafından çıkarılır.

M â 1 i k' e göre her gün için bir müd yâni bir fitrenin dörtte biri çıkarılır.

Bunların delili (1757 nolu) îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ve N e s a î' nin Sünen-i Kübrâ'smda İbn-i Ab­bâs    (Radıyallâhü anh) 'dan rivayet ettiği:

-Hiç kimse hiç kimseyerine namaz kılamaz ve hiç kimse hiç kimse yerine oruç tutamaz.»

hadisidir. Üçüncü ithl. Mâlik'in îbn-i Ömer (Radıyal-tehü anh)'den rivây-; ettiği İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) in bu hadîsimn benzeridir.

2- Hadis âlimleri: Üzerinde Ramazan, adak ve kefaret gibi oruç borcu jldu^j haîde kaza etmeden ölen kimsenin yakınla­rı onun yerine oruç tutabilirler, demişlerdir. Ebû Sevr, Tâ-vûs, el-Hasan, Zührî, Katâde, Hammâd ve eski kavlinde   Şafii,    böyle hükmedenlerdendirler.

Nevevî, Müslim1 in şerhinde : Biz bu kavlin sahîh ve seçkin olduğuna inanıyoruz. Fıkıh ve hadîs ilimlerini iyi bilen arka­daşlarımızın tahkikçileri bu kavli sıhhatli bulmuşlardır. Çünkü bu kavli te'yid eden apaçık ve sahih hadîsler kuvvetlidir, demiştir.

Bunların delilleri 1758 ve 1759 nolu hadisler ile Buhârİ, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesai ve başka­ları tarafından   Â i ş e    (Radıyallâhü anhâ) 'dan merfu' olarak rivâ-

yet ettikleri:  «Üzerinde oruç bor­cu olduğu halde ölen kimsenin velisi (yakım) onun yerine oruç tu­tar.» hadîsidir.

3- Ahmed, İs hak ve Ebû Ubeyd'e göre ölü­nün adak oruç borcu yerine yakını oruç tutar. Ve Ramazan oruç borcu yerine her gün için bir fitrenin dörtte birini fidye olarak çıkarır.

Bu gruptaki âlimler, İ bn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın 1757 nolu hadîsini. Ramazan orucu borcuna yorumlarlar. 1758 ve 1759 nolu hadisleri Ramazan orucundan başka oruç borç­larına yorumlarlar.

Müellifin bu hadislere ait açtığı bâbların başlığına bakılırsa, ken­disinin de hadîsleri bu şekilde yorumladığı kanısına varılır.

Bu orubun başka delilleri de vardır. Buraya aktarmaya gerek duy­madım.[172][172]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadis, Ramazan ayı içerisinde müslümanlığı kabul eden bir kimsenin müslümanhğı kabullendikten sonraki günlerin orucunu tutmakla mükellef olduğuna delâlet edi­yor.

Sakif: Tâif'te bir kabiledir. Bu kabilenin A h 1 â f ko­lundan iki ve Beni Mâlik kolundan üç erkek olmak üzere kurulan beş kişilik hey'et, T â i f' ten M e d î n e ' ye Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî ile görüşmek üzere gelmişler. Ebû D â v û d ' un bu heyette bulunan Evs bin Huzeyfe (Ra­dıyallâhü anh)'den olan rivayetine göre A h 1 â f kolundan olan­lar, Muğire bin Şu'be (Radıyallâhü anh)'a misafir ol­muşlar. Benî Mâlik kolundan olanlar ise Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından misafir edilmişler. Ve Mes­cid-i Nebevi'de kurulan bir çadıra yerleştirilmişler. Bu hey'et, T e b ü k seferinden sonra ve Ramazan ayında Medine' ye varmışlar. [174][174]

İzahı

İlk hadîsi   Buhârî,    Müslim,   Ebû   Dâvûd,    Bey-haki   ve   Dârimi   de rivayet etmişlerdir.

El-Menhel yazarı şöyle der:

Yâni eşi, kadının bulunduğu şehir veya köyde hazırken kadın nafile oruç tutamaz. Ancak kocası açıkça veya zımnen izin verirse, meselâ, onun razı olduğunu bilirse oruç tutabilir. Hadis, kadının ko­casının izni olmaksızın nafile oruç tutmasının haram olduğuna delâlet ediyor. Çünkü kocanın ailevî ve beşerî hakkı kadına vâ-cibtir. Nafile oruç, bu hakkı gölgeler. Cumhurun görüşü budur. N e v e v i, el Mühezzeb şerhinde : Arkadaşlarımızdan bir cemâat, kadının kocasından izin almadan nafile oruç tutmasının mekruh ol­duğunu söylem." şse de sahih olan kavil, bunun haram âğıdır. Eğer eşinin izni olmadan kadın nafile oruç tutarsa, tuıtuğu oruç sahih ise de haram işlemiş olur. Bu oruç, gasb edilmiş evde namaz kılmak gi­bidir., demiştir.

Hadîsten anlaşılıyor ki, eşi hazır olmayan kadın nafile oruç tu­tabilir. Bu hususta ihtilâf yoktur.

Ramazan orucuna gelince, eşinin iznini alruddan kadın oruç tutar. Çünkü vaktinde tutulması farz olan bir oruçtur. Diğer taraf­tan Ramazan'da kocası da oruçlu olduğu için beşeri hak ve ihtiyacının gölgelenmesi söz konusu değildir. Belirli günlerde tutul­ması adanan adak oruç da Ramazan orucu hükmündedir. Çünkü o oruç günlüdür, vaktinde tutulması gerekir.[176][176]

İzahı

Notta belirtildiği gibi T i r m i z İ de bu hadîsi başka bir se-nedle rivayet etmiştir.

Tuhfe yazan şöyle der: Misafirliğe giden kişi, ev sahibinden izin almadan nafile oruç tutamaz. Buradaki yasaklama tenzihen mekruh-luk içindir. Lv sahibinin gönlünü almak iç'.n oruç iznini almak ge­reklidir. Ebü't-Tayyib ise yasaklama hikmetini şöyle aç:k-lar : Misafir oruç tuttuğu takdirde ev halkına sıkıntı vermiş olabilir. Çünkü oruçlu için yemek hazırlamaya Önem vermek gerekir. îftar ve sahur yemeğini tam vaktinde hazırlama külfeti doğar. Fakat misa­fir oruç tutmazsa ev halkının yediği yemekten yiyer ve mezkûr sı­kıntılar söz konusu olmaz. Bir de şu var: Misafirin ev sahibine itaat etmesi misafirliğin âdâb ve usulündendir. Ev sahibine muhale­fet edince, âdaba aykırı hareket etmiş olur.[178][178]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m hadisini A h m e d , Tirmizi    ve   Hâkim    de rivayet etmişlerdir.

Zevâid türünden olan Sinan (Radıyallâhü anh)'in* hadisini A h m e d   de rivayet etmiştir.

Sindi: Yâni nafile oruç tutmayıp gıdasını alan ve gücünü Allah'a itaat yolunda harcayan mümin, açlığa ve susuzluğa taham­mül ederek nafile oruç   tutan  gibidir.   Çünkü  ikisi  de  insan oğlunun yaratılış gayesi olan Allah Teâlâ'ya itaat, yolundadırlar. İkin­ci hadîsin zahirine göre ikisinin sevabı aynıdır. Lâkin maksat şu ola­bilir : Sabreden oruçlu sevap kazandığı gibi itaat ve İbâdete güçlü olarak yönelmek maksadı ile nafile oruç tutmayan da sevap kazanır, demiştir.

Cftmiü's-Sagîr Sârini el-Azizi de: Gazali demiş ki: Sabır ile şükürden hangisinin efdal olduğu hususunda âlimler ihti­laf etmişlerdir. Bâzılarına göre şükür, sabırdan efdaldır. Bâzıları bu­nun aksini söylemiştir. Bâzılarına göre sabır ile şükür fazilet bakı­mından eşittir, demiştir[180][180]

İzahı

Buhârî, Müslim, Mâlik, Ebû Dftvûd ve Ne-sal   de bunu rivayet etmişlerdir.

Parentez içindeki ifadeler diğer rivayetlerden istifâde edilerek ilâ­ve edilmiştir.

Kadir kelimesi çeşitli mânâlara gelir. Bunlardan birisi kıy­met ve şereftir. Bu gecede yapılan ibâdetlerin sevabı bir aylık ibâ­detin sevabından üstün olduğu için bu geceye "Kadiı" ismi verilmiş­tir. Veya bu gece ibâdet işliyen mü'min, üstün kıymet ve şeref ka­zandığı için geceye bu isim verilmiştir.

Kadir kelimesinin ikinci mânâsı takdir ve tâyin etmektir. Ge­ceye bu ismin verilmesinin sebebi şudur : Bu geceden itibaren bir yıla kadar olan zamanda insanların karşılaşacağı Ölüm, rızık gibi tüm olaylar Allah tarafından ilgili meleklere bildirilir. Ve her me­leğe, yapacağı iş için emir verilir.

Sözü muteber olan tüm âlimler Kadir gecesinin varlığın? ve kıyamete kadar her yıl tekrarlandığına icmâ' etmişlerdir.

El-Menhel yazarının müteaddit-hadislere dayanarak verdiği bil­giye göre   Kadir   gecesinin şu alâmetleri vardır :

1- Kadir   gecesinin sabahı güneş doğarken bembeyaz ve göz kamaştırmayacak tarzda pâk ve bir leğen şeklinde görülür. Sebebi de o gece sabaha kadar çok sayıda melek yere iner ve göklere çıkarlar. Meleklerin izdihamı dolayısıyla güneşin şiddetli ışığı âdeta gölgelen­miş gibi olur.

2- Kadir   gecesi çok sakin olur. Ne fazla soğuk ne de fazla sıcak olur.

3- Kadir   gecesinde sabaha kadar yıldız kayması görülmez.

4- Herşey o gece secde eder.    T a b e r î' nin   bir cemaattan rivayet ettiğine göre o gece ağaçlar secde edercesine yere eğilir ve doğrulur.

Müslim'in Ebû Said iRadıyallâhü anh)'den rivayet ettiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kadir ge­cesini aramak üzere R a m a z a n ' in ilk on günü itikâf etmiş, sonra ikinci on günü itikâf etmiş, daha sonra :

"Kadir gecesinin Ramazan'ın son on gününde olduğu bana söy­lendi. Bu son on günde itikâf etmek isteyenlere itikâfa girsinler." bu­yurdu. Bunun üzerine sahâbîler Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber itikâfa girdiler.

Hadîste belirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) rüyasında Kadir gecesinin hangi gece olduğunu ve alâmetlerini görmüş, sonra hangi gece olduğu Allah tarafından unutturulmuştur. Unutturulma sebebini Bu h â r İ' nin rivayet ettiği bir hadîste Ubâde   bin   es-Sâmit    (Radıyallâhü anh) şöyle anlatmıştır:

"Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bize haber vermek için çıktı da iki müslüman adamın kavga ettiğini gördü ve,

«Ben Kadir gecesini size haber vermek için çıktım da fatan ve falan adam kavga etti. Bunun üzerine Kadir gecesi (bildirilmesi) kal­dırıldı. Kaldırılmasının sizin için daha hayırlı olduğu umulur. Artık siz o geceyi Ramazan'ın 29, 27 ve 25'nci gecelerinde arayınız.» bu­yurdu.

Kadir gecesinin tâyin edilmemesinin hikmeti şu olabilir : Mü'-miraler o geceyi tanısaydılar yalnız o geceyi ihya etmekle yetinip di­ğer gecelerin ihyasını bırakabilirlerdi.

Hadîs, Kadir gecesinin, Ramazan'ın son on gününün tek gecelerinde aranmasını emretmiştir.

Kadir gecesinin. Ramazan'm hangi gecesinde oldu­ğuna dâir değişik rivayetler vardır. 17, 21, 23, 25, 27, 29 gecelerine âit rivayetler olduğu gibi, 22, 24 ve 26. gecelerine âit rivayetler de vardır. El-Menhel yazarının dediği gibi bâzı âlimler bu rivayetlerin sayısını 44'e çıkarmışlardır. En kuvvetli rivayet, 27'nci geceye âit olan rivayettir.[182][182]

İzahı

ilk hadisi Müslim, Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

ikinci hadisi   Tirmizi   hâriç Kütüb-İ Sitte sahipleri ve   Bey haki   de rivayet etmişlerdir.

Hadisler, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Kadir gecesini aramak için veya fazla ibâdet etmek için Ramazan'in son on günü ciddî bir çalışmaya girdiğine ve başka zaman gösterme­diği gayreti gösterdiğine delâlet ediyorlar

El-Menhel yazarı ikinci hadisin açıklaması bahsinde şöyle der.

"Yâni Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) R a m a z a n'm son on gününde gecenin çoğunu ibâdetle geçirirdi. Çünkü gece na­mazı bahsinde rivayet edilen bir hadîste «Âişe (Radıyallâhü anhâ) Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hiç bir geceyi sabaha kadar ibâdetle geçirmemiştir.»" demiştir.

Nevevî de: Âişe (Radıyallâhü nnhâl'nin "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geceyi ihya ederdi" sözünün mânâsı; gecenin tamamını namaz ve şâir ibâdetle geçirirdi, demektir. Arka­daşlarımızın, gecenin tamamını ibâdetle geçirmenin mekruhluğuna dâir sözüne gelince; Bu sözün mânâsı; Yıl boyunca böyle yapmak­tır. Arkadaşlarımız, bir iki gece veya on geceyi sabaha kadar ibâ­detle geçirmenin mekruh olduğunu söylememişlerdir. Bunun içindir ki, her iki bayram gecesinin tamamını ve başka geceleri ibâdetle ih­ya etmenin müstehablıgı üzerinde ittifak etmişlerdir, demiştir.

Mi'zer: Belden aşağı giyilen elbiseye denilir. Bunun diğer bir is mi de 'İzâr'dır. Hadiste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )'in bu on gün girdiği zaman izârını sıktığı bildiriliyor. Bu cümle şâir zamanlardaki âdetinden fazla ibâdet hususunda ciddi çalışmasından kinayedir. Veya hanımlarından uzak kalmasından kinayedir.   Hat tabî' nin   dediği gibi mezkûr iki anlamdan kinaye olabilir   Bu nun yanında cümlenin hakiki mânâsı da kastedilmiş olabilir.

Hadîsin "aile efradım da uyandırırdı." cümlesinden maksad; aile efradından gece ibâdetine kalkmaya gücü yeten aile fertlerini uyan­dırmaktır, Muhammed bin Nasr'ın Zeyneb bint-i Ümmü Seleme CRadıyallâhü anhâ) dan olan bir rivayetinde "güç yetmesi" kaydı vardır.[184][184]

İtikâfın Asgarî Süresi

1- Hanefîler'e   göre nafile itikâfm en az süresi bir saat­tir. Bir kavle göre bir gündür. Vacip olan itikâfm asgari süresi bir gündür.

2- Şafii    ve arkadaşlarına göre itikâfm en az süresi bir lahzadır. Bir günden az olmaması müstehabtır.    Ahmed'in    meş­hur kavli ve   Dâvûd-i   Zahiri' nin   kavli de budur.

3- M â 1 i k' in   meşhur kavline göre itikâfın en az süresi bir gündür. Zayıf bir kavle göre üç gündür Başka kaviller de vardır.

1769) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)\\en: Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her yıl (Ramazan ayın­da) on gün itikâf ederdi. Vefat edeceği yıl olunca (Ramazan ayında) yirmi gün itikâf etti ve her yıl (Ramazan ayınca Cebrail aleyhisss-lâm tarafından) O'na Kur'an bir defa arzedilirdi. Vefat edeceği yıl olunca O'na iki defa arzedildi."

1770) Übeyy bin Ka'b (Radıyollûhü anh)'(\en. Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (her yıl) Ramazan'ın son on günü itikâf ederdi. Bir yıl (Ramazan'da) sefere çıktı. Gelecek yıl olunca (Ramazan'da) yirmi gün itikâf etti."[186][186]

59- İtikâfa Başlıyan Ve İtîkâfı Kaza Etmek Hakkında Gelen Hadîs Babı

1771) Âişe (Radıyallâkü anhâ)'dan; Şöyle demiştir : Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  itikâf etmek İstediği zaman sabah namazını kılar, sonra itikâf etmek istediği (Mesciddeki yere) giderdi. (Bir yıl) Ramazanın son on günü İtikâf etmek istedi. Emir buyurdu. Kendisi için (Mescid içinde) bir çadır kuruldu. Son­ra Âişe (Radıyallâhü anhâ) bir çadır getirilmesini emretti. Ona da bir çadır kuruldu. Hafsa (Radıyallâhü anhâ) da bir çadırın getiril­mesini emretti. Onun için de bir çadır kuruldu. Zeyneb (Radıyallâ­hü anhâ), Âişe İle Hafsa (Radıyallâhü anhümâVnm çadırlarını görün­ce O da bir çadırın kurulmasını emretti. Onun için de kuruldu. Son­ra Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   bu durumu  görünce (muhterem üç hanımına hitaben) :

«Siz hayır ve takva mı istiyorsunuz?» buyurdu. Ve (O yıl) Ra­mazan" da itikâf etmedi. Şevvâl'de on gün itikâf etti."[188][188] buyurmuş­tur Yâni gece sayısını belirten kelime "Aşr" olarak Kur'an'da kulla-nıin../tır. Aşr-i ahirin ilk gecesi yirmi birinci gecesidir.

Bu grubtaki âlimler bu bâbtaki  i ş e (Radıyallâhü anhâ)nın hadisine şöyle cevap verirler: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) akşama doğru itikâf niyetiyle mescide girmiş, gece tenha oldu­ğu için geceyi orada geçirmiş ve sabah namazından sonra kendisi için nıescid içinde kurulan çadıra girmiştir.

Bu hadise başka cevaplar da verilmiştir.[190][190]

İtirafın Kaza Edilmesi

Hadis, itikâfa başlayan bir kimsenin bir maslahat için itikâfını yarıda bırakmasının câizliğine delâlet eder. Çünkü Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) itikâfını tamamlamadan çıkmıştır.

Yarıda bırakılan itikâfın kaza edilip edilmiyeceği hususunda ih­tilâf vardır:

Mâlike göre kaza edilmesi gerekir. İster adak olan itikâf olsun, ister sünnet olan itikâf olsun. Ramazan' daki itikâf olsun. Başka aylardaki itikâf olsun. Hüküm budur.

Diğer üç mezheb imamlarına göre eğer girilen itikâf vacip bir itikâf ise kazası gerekir, değilse gerekmez. Çünkü Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) itikâfını yanda kesen eşlerine, kaza etme­lerini emretmemiştir. Kendisinin o yıl S e v v â 1 ayında itikâf et­mesine gelince, o itikâf kendisine vâcib olduğu için değildir. Bir ibâ­det yapmak istediği zaman onu tamamlamak iştiyakından dolayıdır. Ramazan'da yapmadığı itikâfı Ş e v v â 1' de nafile olarak kaza etmiştir. Kaza etmeye mecbur olduğu için yapmamıştır. Nitekim bir gün meşguliyeti dolayısıyla kaçırdığı öğlenin son sünnetini ikindi namazından sonra kaza etmiştir.

Buhar i' nin rivayetinde  iş e (Radıyallâhü anhâVnın itikâf için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den müsaade al­dıktan sonra kendi itikâfı için Mescid'de çadır kurdurduğu belirtil­miştir. H af s a (Radıyallâhüanhâî'nınkinin de böyle olduğu Ne-s a i' nin rivayetinde belirtilmiştir. Fakat efendimizin diğer hanı­mı Z e y n e b (Radıyallâhü anhâ)'nın müsaade aldığına dâir bir kayda rastlamadım.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hanımlarının üçünün çadırlarım görünce: «(Bununla siz hanımlar!) hayır ve takva mı istiyorsunuz?» buyurmuştur. Yâni hayır ve takva istemi­yorsunuz.

Ebû Davud'un rivayetinde : Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in hem kendi çadırını hem de (muhterem) eşlerinin çadırlarını yıktırdığı belirtilmiştir.

Hanımların çadırlarını şu sebeple yıktırmış olması muhtemeldir: Hanımları, O'na düşkünlükleri dolayısıyla bir kıskançlık duygusuy­la itikâf yarışma koyulmaları endişesi Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) de belirmiş olabilir, veya Mescid-i Nebevi içinde çadır­ların çokluğu cemata izdiham ve sıkıntı veriyordu.

Hanımların itikâflarını yarıda kesmelerine gönüllerinin yatışma­sı için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in kendi çadırını yık­tırmış olması muhtemeldir.[192][192]

60- Bir Gün Veya Bir Gece İtikâf Etmek Hakkındaki Bâb

1772) Ömer bin el-Hattâb (Radtyaliâkü ank)'den rivayet edildiğinegöre:

Üzerinde, câhiliyyet (zamanın) da nezretmiş olduğu bir gecelik itikâf borcu vardı. (Bu durumu) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e sormuş ve Peygamber, itikâf (borcunun) ifâsını O'na em­retmiştir."[194][194]

61- 'Mutekîf  (Îtikâfta Olan) Mescidin Belirli Bir Yerinde Devamlı Durur Babı

1775) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'6an: Şöyle demiştir: Resûlullah {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan'ın son on ge­cesi itikâf ederdi.

(Râvi) Nâfi' demiştir ki: Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü an-hümâî Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in itikâf ettiği (Mes-ciddeki yeri bana gösterdi."

1774) (Abdullah)   bin Ömer (Radtyaliâkü ankümâydan.  Şöyle de­miştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) itikâf edeceği zaman Onun yaygısı (Mescid'deki) tevbe sütununun arkasına atılırdı veya yatağı oraya koyulurdu."

Not :   Zevaid'de şöyle denilmiştir : Bunun isnadı sahih ve ricali sıka zatlardır.[196][196]

62- Mesciddekî Çadırda İtikâf Etmek Babı

1775) Kbix Saîrl-î Hurin (RadtyaUâhü ank)\\tv\\ Şöyle demiştir :

ResûlulJah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Mescid'de keçeden mamul) bir Türk çadırında itikâf etti. Çadırın kapı yerinde bir ha­sır parçası vardı. Ebû Saîd demiştir ki: Resûlullah bu hasırı eliyle aldı ve çadırın bir tarafına koydu. Sonra başını çadırdan dışarı çı­kardı ve (Mescidde bulunan) cemaata hitap etti."[198][198]

63- 'Mutekif  (İtikâf Eden)  Hastayı Ziyaret Eder Ve Cenazelere Katılır' Hakkındaki Bâb

1776) Aişe (R adı yalla hu ankâyâan; Şöyle demiştir:

Ben (Mescid'de itikâfta iken) odamda hasta bulunduğu hâlde (kaza-ı) hacet için girerdim de hastanın hâlini sadece yanından ge­çerek sorardım. Aişe  (Radıyallâhü anhâ) demiştir ki:

Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (ev halkı ile beraber) itikâfta oldukları zaman odasına yalnız (kaza-ı hacet) için girerdi."

1777) Enes bin Mâlik (Radtyallâkü a»*;'den rivayet edildiğine göre: Resülullah (SaUaliahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Mutekif, cenazeyi takip eder ve hastayı ziyaret eder.-

Not : Zevâid'de şöyle söylenmiştir : Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvilerden Abdülhalık, Anbese ve el-Heyyaç zayıftırlar. Ayrıca bu hadis, kendisinden daha kuvvetli olan :

«Peygamber <S.A.V.) itikâfta İken odasına ancak (kaza-i) hacet için girerdi.»

mealindeki < 1776 nolu> hadise ters dusmus durumdadır.[200][200]

Mutekifin Hasta Ziyareti Ve Cenaze Takibi Hakkındaki Âlimlerin Görüşleri

1. Hanefi   âlimleri: Vacip, sünnet ve müstehab itikâflar arasında fark vardır. Vacip ve sünnet itikâflara başlamış olan bir kimse. Cuma ve Bayram namazlarını kılmak gibi şer'î bir mazeret ve­ya abdest bozmak, necaseti gidermek, boy abdesti almak "e a bel es t yenilemek gibi tabiî bir özür olmadan ne gece ne de gündüz itikâf yerinden mescidin dışına çıkamaz, çıkması haramdır. Bir de mesci­din yıkılması, bir zâlimin cebren onu çıkarması ve can veya mal em­niyetinin olmaması gibi zaruretler karşısında çıkabilir.

Yukarda anlatılan şer'î, tabii veya zarurî mazeretler dolayısıyla itikâf yerinden dışarı çıkan bir kimsenin itikâfı bozulmaz. Ve çıkma­sı caizdir.

Vacip veya sünnet itikâfa başlayan kimse, hasta ziyareti, cenaze­yi teşyi', sel veya yangında hayatî tehlikede olanı kurtarmak niye­ti ile itikâf yerinden dışarı çıkarsa itikâfı bozulur. Fakat günah işle­miş olmaz.

Müstehab itikâf ise bunun belirli bir süresi yoktur. İtikaf niyetini getirerek mescide giren kimse orada kaldığı sürece itikâfta sayılır. Mescidden çıkınca itikâfı sona ermiş oîur, demişlerdir.

2. Şâf i i ler :   Adak itikâf ile adak olmayan itikâfı ayıra­rak adak itikâfa başlayan kimse, yemek ve abdest bozmak zaruri ih­tiyaçlar hâriç başka maksat ve ihtiyaçlar için çıkamaz. Şu halde has­ta ziyaretine ve cenaze uğurlamaya çıkamaz. Ancak cenazenin teç­hiz ve tekfini için hizmet edecek başka kimse yoksa çıkar. Mezkûr zarurî ihtiyaçları görmek için dışarıya çıkmış iken bir hastanın ya­nından geçtiği zaman orada beklememek kaydı ile hastanın hâlini sorabilir.

Adak olmayan itikâfa giren kimse ise hasta ziyareti gibi maksat­larla çıkabilir, demişlerdir.

3. M â 1 i k ' e   göre mutekif, hasta ziyaretine, cenazeyi uğurla­maya veya cenaze namazını kılmaya çıkamaz  Çıkarsa itikâfı bozu­lur.

Mutekif, babası veya annesi veyahut ikisi hastalandığı zaman çı­kabilir ve itikâfı bozulmuş olur. Fpkat günah işlemiş olmaz. Çünkü çıkmazsa baba ve anasının hakkına riâyet etmemiş sayılır.

Babası ve anası beraber öldükleri takdirde onların cenazesine katılmak için mezkûr kavle göre çıkamaz. Fakat bunlardan birisi ölürse onun cenazesine çıkar. Çünkü çıkmazsa hayatta kalan babasını veya anasını incitmiş olur.

Zühri, Atâ', Urve ve Mücâhid de böyle hük­metmişlerdir.

4. Hanbelîler'e göre itikâf, vacip nev'inden ise ne hasta ziyaretine, ne cenaze uğurlamaya ne de başka maksatla çıkamaz. Ancak itikâfı nezr edeıken mezkûr işler için çıkmayı şart koşmuş ise çıkabilir.

Vacip olmayan itikâfta ise çıkabilir. Fakat çıkmaması daha iyidir.

Vacip olan itikâfta iker abdest bozmak gibi zarurî ihtiyaçlar için çıktığında bir hastanın yanından geçerken orada durmamak şartı ile hâlini sorabilir.[202][202]

İzahı

Kütüb-i Sitte sahipleri, Ahmed ve Beyhakî bunu bir birine yakın sözlerle rivayet etmişlerdir.[204][204]

65-  Mutekifi Mescid İçinde Eşî Ziyaret Eder' Babı

1779) Peygamber (SaltaUakü Aieyki ve Sellem)' in zevcesi Safiyebint-i Huyey (Radtyallâfıü onAdJ dan rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ramazan ayının son on gecesinde Mescidi Nebevide itikâfta iken kendisi Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve SeİlemJ'i ziyaret etmek üzere yanına gelmiş ve yanında yatsıdan sonra bir saat kadar konuştuktan sonra evine dön­mek üzere ayağa kalkmış. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem) de Onu evine geçirmek için Onunla beraber kalkmış. Peygamber {Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Ümmü Seleme (Radıyallâhü an-hât'nın odasının yanındaki Mescid kapısının yanına ulaştığı zaman Ensar'dan iki adam onların yanından geçmişler ve Resûlullah (Sal tallahü Aleyhi ve Sellem) *e selâm verdikten sonra hızlı geçmişler. Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onlara:

«Hızlı gitmeyiniz. Demin yürüdüğünüz gibi yürüyün. Yanımdaki kadın (zevcem) Safiyye bint-i Huyey'dir.» buyurmuş. Adamlar:

Yâ Resûlallah! Biz Allah'ı (Resulünün uygunsuz bir harekette bulunmasından) tenzih ederiz, dediler. Ve Peygamber'in yanındaki kadının kimliğini açıklamak ihtiyacını duyması onlara ağır geldi. Bu­nun üzerine Resûlullah (Salfalahü Aleyhi ve Seltem) :

«Şeytan, Âdem oğlun (un vücûdun) dan kanın dolaştığı her yerde dolaşır. Ben (temiz kalplerinize) şeytanın (kötü) bir şüphe atmasın­dan korktum.» buyurdu.[206][206]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Mûtkif, ziyaretçisi ile konuşabilir ve onu uğurlayabilir.

2. Kadın, itikâfta olan eşini gece ziyaret edebilir ve onunla yal­nız kalâlfflîr

3. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ümmetine müşfik davranıp onları günahlardan ve tehlikeli şeylerden korumuştur.

4. Kötü zanlara meydan vermemek,    aydınlatıcı bilgi vermek meşrudur.

İbn-i Dakîkü'1-îyd: Bilhassa âlimler ve örnek duru­munda olan zâtlar bu hususta çok dikkatli olmalıdır. Haklarında kö­tü zanlara yol açabilecek durumlardan sakınmalıdırlar. Çünkü böy­le bir töhmet altında kaldıkları takdirde onların bilgisinden halk is­tifade edemez, demiştir.

H a t t a b î : Bu hadis, S a f i y y e (Radıyatlâhü anhâ)'yı evine geçirmek için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Mes-cidden çıktığına delâlet ediyor. Ve bir vacibin ifâsı için mûtekif Mes-cidden çıktığı zaman onun itikâfı bozulmaz, diyen âlimler için bir de­lildir, demiştir.[208][208] Kadın İtikâf Eder' Babı

Safİyye (R.A.)'mn Hâl Tercemesi

Safiyye bint-i Hüyey b. Ahtab (R.A.) Beni Nadir kabilesinin en büyük hane­danından ve Harun <A.S.)'ın neslinden bir hanımdır. Bu kabilenin büyüklerinden Sellâm b. Mişkem'in nikâh-ı altında iken boşanmış ve Kinâne b. Ebi'l-Hukeyk İle evlenmiş ve Hayber savaşı esnasında yeni gelin olmuştu. Buranın yahûdllerinden iken meydana gelen Hayber savaşı dolayısıyla esir alınmış ve Peygamber (S.A.V.) tarafından Dihye (R.A.)'a ihsan buyurulmuş iken bu köklü ve seçkin hanımın Dih-ye"ye verilmesi dedikoduya yol açmasın diye ganimet olarak Peygamber (S.A.V.)'e ayrılması uygun görülmüş. Sonra da Efendimizle evlenme şerefine mazhar olmuş­tur.

Hulâsamın 492. sahtfesinde bildirildiğine göre bir kaç hadisi vardır. Buhârİ ve Müslim Onun bir hadîsini rivayet etmişlerdir. Kendisinden Ali bin Huseyn ve tshak bin Abdillah bin el-Haris rivayet etmişlerdir. Vakidi'nin dadiğine göre hic­retin 50. yılı Muâviye (R.A.Vın hilâfeti devrinde vefat etmiştir. Bâzılarının dsdigina göre Ali (R.A.)*ın halifeliği devrinde hicretin 35. yılı vefat etmiştir.

1780) Âişe (Radıyallâhü anhâ>Vlan; Şöy!e demiştir:

Bir defa Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in zevcelerin­den birisi Onunla beraber itikâf etti ve (hayız günlerinden başka günlerdeki bu itikâfı esnasında akan kanında) kırmızılık ve sarılık görürdü. Bazen (kanının akmasından dolayı) altına leğen koyardı."[210][210]

67- İtikâfın Sevabının Babı

1781) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mutekif hakkında şöyle buyurdu, de­miştir :

 İtikâf (veya mutekif) günahları hapseder (= engeller) ve tüm iyilikleri işleyen gibi Ona iyilikler yazılır.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir. 'Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvi Ferkad bin Yâkup es-Sabahi el-Basrî el-Hâik zayıftır.'

Sindi de, Yahya bin Said'in Parkad es-Sabahi hakkında konuştuğunun ve hal­kın ondan rivayette bulunduğunun Tirmizi'nin sünenindeki Hac kitabının sonunda bildirildiğini söylemiştir.[212][212]

68- Ramazan Ve Kurban Bayramının İki Gecesini İhya Eden Hakkındaki Bâb

1782) Ebû Ümâme (Radtyallâkü ankyâtn rivayet edildiğine göre; Peygamber (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim sevabını Allah'tan umarak (ve sırf O'nun rızası için) Ra­mazan ve Kurban bayramının iki gecesini ibâdetle ihya ederse kalb-lerin öldüğü gün Onun kalbi ölmiyecektir.-"

Not: Râvi Bakiyye tedlis ettiği için bu hadisin senedinin zayıf olduğu Zevâid*. de bildirilmiştir.[214][214] âyetinde kâfire ölü denmiştir.

Hadisteki mükâfat bu gecelerin çoğunu ibâdetle geçirmek sure­tiyle de hâsıl olur. Hattâ İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhVdan rivayet edildiğine göre bu gecelerin yatsı ve sabah namazlarını ce­maatla kılanlar da bu mükâfatı kazanırlar, demiştir.

Câmiüs-Sagir haşiyesinde e 1 - H a f n î de : "Hadîs, bu gece­leri ibâdetle ihya edenlerin kıyamet günü kurtuluşa erenlerden ola­caklarından kinayedir. Yâni kalblerin helak olacakları kıyamet günü bu geceleri ihya edenlerin kalbleri helak olmıyacaktır. Hadis, bun­ların îmanla öleceklerinden de kinaye olabilir, demiştir.

Hadisteki bayram gecelerinden maksad, Ramazan ayının son gününü bayrama bağlıyan gece ve Arefe gününü Kurban bay­ramına bağlıyan gecedir.

[2][2] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/518

[4][4] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/518-521

[6][6] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/52-523

[8][8] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/524-525

[10][10] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/529

[12][12] El-Absî, el-Kufî, büyük ve sıka bir tabiî'dir. Ali, İbn-i Mes'ud, İbn-i Ab-bâs ve Ammâr bin Yâsir (R.A.)'den rivayet etmiştir. Râvileri Eyyüb es-Sahtiyâni, Ebû Vâil, el-Müstevrid bin el-Ahnef ve başkalarıdır. Kütüb-i Sitte sahipleri onun rivayetlerini almışlardır. (el-Menhel : cild 5, sahife 317)

[14][14] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/530-531

[16][16] EI-Kâsım bin Abdirrahman mevlâ beni Ümeyye Ebû Abdirrahman ed-Dı-mışkl tabiîdir. Sahâbilerden yalnız Ebû Ümâme (R.A.)'den hadîs işittiği ve başka sahâbllerden işitmediği söylenmiştir. Râvileri Sevr bin Yezîd ve Muâviye bin Sa­lih'tir, îbn-i Muin, el-îcli ve Tirmizî Onu sıka saymışlardır. Yakûb bin Şeybe : El-K&sım'm rivayetini zayıf sayanlar vardır, demiştir. İbn-i Sa'd : Hicretin 112. yılı vefat etmiş, demiştir. Ebû Dâvûd, Tİrmizi, Nesaî ve tbn-İ Mâceh onun rivayetlerini almışlardır. Buh&rî de Târih'te almıştır. (Hulasa : 312)

[18][18] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/533

[20][20] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/534

[22][22] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/536

[24][24] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/537-538

[26][26] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/539-540

[28][28] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/542-543

[30][30] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/544

[32][32] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/546-549

[34][34] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/550-551

[36][36] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/552

[38][38] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/554

[40][40] Hamza bin Amr bin Umeyr Ebû Salih, büyük bir sahâbidir. Eşlemi kabi­lesine mensubtur. Peygamber (A.S.)'den, Ebû Bekir (R.A.) ve Ömer (R.A.)'den rivayette bulunmuştur. Kendisinden de oğlu Muhammed, Hanzala bin Ali, Süley­man bin Yesâr, Ebû Seleme ve başkaları rivayet etmişlerdir. Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Ta'liklerinde Buhâri. Onun rivayetlerini almışlardır. Hicretin 91. yılı ve­fat etmiştir.

[42][42] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/556-557

[44][44] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/558

[46][46] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/560

[48][48] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/561

[50][50] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/563

[52][52] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/564-565

[54][54] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/566-567

[56][56] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/568-571

[58][58] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/572-573

[60][60] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/574

[62][62] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/575-576

[64][64] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/576-577

[66][66] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/579-580

[68][68] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/581

[70][70] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/583-585

[72][72] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/586

[74][74] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/588

[76][76] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/589

[78][78] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/590

[80][80] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/592

[82][82] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/593

[84][84] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/595

[86][86]  Bakara : 187

[88][88] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/597-598

[90][90] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/599

[92][92] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/600

[94][94] Bakara sûresi âyet : 187

[96][96] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/603-604

[98][98] Bakara 187

[100][100] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/608-609

[102][102] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/609-610

[104][104] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/611

[106][106] En'âm : 160

[108][108] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/614

[110][110] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/616

[112][112] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/617-618

[114][114] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/619-620

[116][116] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/621-622

[118][118] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/623-624

[120][120] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/624

[122][122] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/626

[124][124] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/627

[126][126] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/628-629

[128][128] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/630-631

[130][130] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/633-634

[132][132] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/634

[134][134] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/636-637

[136][136] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/637-639

[138][138] Muhpmmed bin Sayfî bin Sehl el-Hatmî, sahibidir. Râvisi Şabî'dir. Ne-sai ve îbn-i Mâceh Onun hadîsini rivayet etmişlerdi     '.iulâsa : 342)

[140][140] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/641-642

[142][142] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/643

[144][144] Rebia bin el-öaz veya bin Amr yûhut bin el-Hars el-Cürsî ed-Dımışki Fıküıçıdıı Ai^e ıR.A.) ve Ebû Hüreyre (R.A.i'den rivayet etmiştir. Kendisinden do Hâlid bin Ma'dân ve Atiyye bin Kays rivayet etmişlerdir. Dârekutni onu sıka saymıştır. Dürt sünen sahipleri onun rivayetlerini almışlardır. lbn-i Sa'd'ın de­diğine göre hicretin 74'ncü yılı Râhıt karışıklığı günü katledilmiştir   ıHulâsa :  1161

[146][146] Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 4/645-646

[148][148] El-Menhel : Cild 10. Sah. 181

[150][150] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/8

[152][152] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/9-10

[154][154] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/10-11

[156][156] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/12

[158][158] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/12-13

[160][160] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/13-14

[162][162] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/15

[164][164] Mü'min: 60

[166][166] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/18-19

[168][168] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/20

[170][170] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/21-22

[172][172] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/24

[174][174] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/25-26

[176][176] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/26-27

[178][178] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/27-28

[180][180] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/29

[182][182] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/31-32

[184][184] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/33-34

[186][186] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/35-36

[188][188] El-Fecr: 2

[190][190] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/38

[192][192] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/39

[194][194] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/40-41

[196][196] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/42-43

[198][198] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/43

[200][200] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/45

[202][202] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/47

[204][204] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/47-48

[206][206] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/49-50

[208][208] Müstahaza, hayız ve lohusalık süreleri dışındaki zamanlarda kan gören kadına denir. Bu kan bir hastalık kanı sayıldığı için ibâdete mâni sayılmaz.

[210][210] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/52

[212][212] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/53

[214][214] En'âm : 122

[215][215] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/54-55

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

44 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk