Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceRehinler Hadisleri

Rehinler Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

REHİNLER KİTABI 3

1- Ebû Bekir Bin Ebi Şeybe Bize Hadis Anlattı, Babı 3

2- Rehin Edilen (Hayvan) Binilir Ve Sağılır, Babı 4

3- Rehin (Borcun Ödenmesi Suretiyle) Geri Alınabilir, Babı 5

4- İşçilerin Ücretinin (Zamanında Ve Eksiksîz) Ödenmesi Babı 6

5- İsçiyî Karnını Doyurmak Ücretiyle Tutmak Babı 7

6- Adam Beher Kovayı Bir Adet Kuru İyi Hurma (Ücret) Île Su Çıkarır Ve Kuru Hurmayı (Almayı) Şart Koşar, Babı 8

7- (Tarla Mahsûlünün) Üçte Bir Ve Dörtte Bir (Gîbi Belirli Hissesi) İle Müzâraa (Muamelesinin Hükmünün Beyânı) Babı 9

8- Araziyi Kiraya Vermek Babı 11

9- Ağaçsız Arazi (Tarla)Yi Altın Ve Gümüş Karşılığı Kiraya Vermeye Dâir Ruhsat Babı 12

10- Yasak Olan Müzâraa Babı 12

11- (Mahsûlün)   Üçte Biri Ve Dörtte Biri Karşılığında Müzâraa (Arâziyî Kîraya Verme) Ruhsatı Babı 13

12- Araziyî   (Belirli)   Bir Mîkdar Zahire Karşılığı Kiralamak Babı 15

7. Bâbtan 12. Baba Kadar Olan Bâblarda  Rivayet Edilen Hadisler Ve Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki 15

Görüşleri 15

Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki Görüşleri 16

13- Bir Kavmin Arazisini Onların İzni Olmaksızın Eken Kimse (Hakkinda Gelen Hadîs)  Babı 16

14- Hurma Ağaçları Ve Üzüm Bağları (Müsâkat) Muamelesi Babı 17

15- Hurma Ağaçlarını Telkih (Döllendirme) Babı 19

16- Müslümanlar Üç Şeyde Ortaktırlar, Babı 20

17- Nehirlerin Ve Pınarların Iktâı (Devlet Büyüğünce Bir Kimseye Verilmesi) Babı 22

18- Su Satmaktan Nehiy Babı 23

19-  (İhtiyaçtan)   Artan Suyu   (Başkalarının Hayvanlarından)   Esirgemek Yüzünden (Bunların) Meradan (Yararlanmalarına) Engel Olmanın Yasaklığı Babı 25

Kişinin Kendi Arazisindeki Kuyu Suyuna Âit Hüküm.. 26

20- Derelerde  (Akan Sularda) N Şirb  (Yânî Ziraatı Sulamak İçin Sudan Yararlanma Nöbeti) Ve Suyu  (Ekinde - Bahçede)  Tutma Miktarı Babı 26

Müslümanların Ortak Oldukları Sular 29

21- Su Taksimi Babı 30

22- (Sâhibsiz Arazide Kazılan)  Kuyunun Harim’i Babı 31

23- Ağaçların Harîmi (Nîn Beyânı)  Babı 32

24- Bir Taşınmaz Malı Satıp Da Bedelini O Malın Misline  (Yâni Bîr Taşınmaz Mala) Koymayan (Yâni Satın Alınmasında Kullanmayan)   Kimse(Nin Durumunun Beyânı)  Babı 32

REHİNLER KİTABI

1- Ebû Bekir Bin Ebi Şeybe Bize Hadis Anlattı, Babı

2436) Aişe (Radtyallâkü anhâ)*dan; Şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (Ebü'g-Şahm isimli)

bir yahûdî'den bir mikdar zahire (arpa) vadeli olarak satın aldı t»

(demir) bir zırhını ona rehin verdi."

2437) Enes (bin Mâlik)  (Radtyaltâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

 (And olsun) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) (demir) zırhını Medine-i Münevvere'de (Ebü'ş-Şahm isimli) bir yahûdinin ya­nına rehin bırakarak ondan aile ferdi eri (nin nafakası) için arpa aldı."

2438) Esma bint-i Yerid (bin Seken[2][2]

İzahı

A i ş e    (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadîsini Buhârî, Müslim, Şafii,   N e s â î   ve   Beyhakl   de rivayet etmişler.E n e s(Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buharı, Müslim ve tbn-i Hibbûn da rivayet etmişlerdir. Diğer iki hadis Zevâid türünden-dir. Mif tâhü'1-Hâce yazarı İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadisinin Tirmizi tarafından da rivayet edildiğini beyân edi­yor ise de buna rastlamadım. Eğer Tirmizi tarafından da ri­vayet edilmiş ise Zevâid türünden olmaz.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yahûdîye rehin bı­raktığı zırhın demirden mamul olduğu Buharı' nin  i ş e' -den olan bir rivayetinde belirtilmiştir.

Yahûdinin isminin Ebü'ş-Şahm olduğu Şafii ve B e y h a k i' nin rivayetlerinde belirtilmiştir. Yahûdiden satın alınan zahirenin arpa olduğu ve bunun Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in aile ferdleri için alındığı Enes'in rivayetinde be­lirtilmiştir. Keza zahirenin belirli bir vâde ile veresiye satın alındığı Â i ş e' nin   rivayetinde ifâde edilmiştir.

Satın alman arpanın otuz sâ olduğu, müellifimizin son hadisin­de belirtildiği gibi Buhâri1 nin Cihad bölümündeki rivayetinde de belirtildiği Kastalâni tarafından ifâde edilmiştir. Otuz sa yaklaşık olarak bir deve yükünün yansı kadardır, denilebilir. Sa'ın net mikdan Zekât ve Fitre bölümlerinde belirtilmiştir.

Borçlu ölen bir kimsenin borcu ödeninceye kadar nefsinin tu­tuklu olduğuna dâir Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in 2413 nolu hadîsine şöyle cevab verildiği Kastalâni tarafın­dan ifâde edilmektedir:

Ebû Hüreyre' nin bu hadîsi borcunu karşılayacak bir malı alacaklının yanına bırakmayan kimseler hakkındadır. El-Ma-verdi de bu cevaba taraf dar olmuştur. Kaldı ki, anılan hüküm ümmetin ferdlerine ait olup Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se­lâm) bundan münezzehtir. Diğer taraftan Ebû Bekir (Ra­dıyallâhü anh)'m Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) "in vefa­tının hemen akabinde O'nun zırhını rehinden alarak borcu ödediği­ni   îbn-i    Tallâ,   Eî-Akdiyatü*n-Nebeviyye'de beyân etmiştir.

Kastalâni, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisinin şerhinde daha sonra şu bilgiyi verir:

Bu hadîs veresiye satışın câizliğine delâlet eder. Böyle bir sa­tışın ruhsat mı, azimet mi olduğu yolunda ihtilâf vardır, tbnü'l-Arabi: Veresiye satın almayı ruhsat saymışlar ise de açık ola­nı bunun ruhsat olmayıp azimet olmasıdır. Çünkü Cenab-t Hak B a -kara süresinin 282 ve 283. Ayetlerini bu konu hakkında İndirmiş. bunu İslâmiyet'in bir temeli kılmış ve bir çok hükümler» kaynak yapmıştır, der.

Hazerde olsun seferde olsun veresiye alınan mal karşılığında re­hin işlemini yapmak cumhura göre meşrudur. Bakara sûre­sinin 283. âyetinde rehin işleminin seferde yapılması buyurulmuş ise de, âlimler: Sefer hâlinde veresiye muameleleri sened ve kâtible tevsik etmenin güçlüğü nedeni ile anılan âyette seferden söz edil­miştir. Yoksa hazerde yapılan veresiye işlemleri için rehin işleminin yasaklığı anlamı kasdedilmemiştir, demişlerdir. (Zâten bu bâbtaki hadîsler de cumhurun görüşünü teyid eder. Bilhassa Enes'in hadîsinde Resûl:i Ekrem (Aleyhi's-salâtüve's-selâm)'in Medine-i Münevvere1 de rehin işlemini yaptığı açıkça belirtilmiştir.) T a b e r i * nin beyânına göre Mücâhid ve Dahhâk, cumhura muhalefet ederek, rehin işinin ancak seferde ve veresiye işleminin senedini yazacak bir kâtibin bulunmaması hâlinde meşru saymışlardır. Zahiriye mezhebinin îmâm-ı Dâvûd-i Zahirî   ve onun arkadaşları da bu görüştedirler."

Nevevi   de   Âişe    (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisinin şer­hinde özetle şöyle der:

"Hadisten şu hükümler çıkarılır:

1. Zimmîler (yâni vatandaş hakkı verilen Ehl-i Kitâb) ile alış veriş etmek caizdir.

2. Zimmîlerin elinde bulunan malların mülkiyet hakkı kendile-. rinedir.

3. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) dünya malına ta-rafdar olmamış, az bir varlıkla yetinmiştir.

4. Rehin işlemi caizdir.

5. Savaş malzemesini zimmi kimseye rehin bırakmak caizdir.

6. Rehin işlemi hazerde de caizdir. Dört mezheb imamları ile âlimlerin hepsi böyle hükmetmişlerdir.   Mücâhid   ile   Dâ­vûd-i   Zahirî   muhalif kalarak: Rehin işlemi yalnız seferde meşrudur. Bunun delili de   Bakara   süresinin 283. âyetidir, de­mişlerdir.   Cumhur ise bu hadîsi delil göstermiştir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in zahireyi sahâbîler-den değil de bir yahûdîden satın alması ve ona zırhını rehin bırak­ması meselesine gelince bunun nedeni hakkında müteaddid cevab-lar verilmiştir: Bir kavle göre, bu gibi işlemlerin câiziiğinin beyanı içindir. Diğer bir kavle göre o esnada ihtiyaç fazlası zahire yalnız o yahûdînin yanında bulunuyordu. Bir başka kavle göre Ashâb-ıKiram ResûH Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) den almıyacaklar-dı ve zahirenin bedelini de kabul etmiyeceklerdi, zahireyi bedelsiz vereceklerdi. Bu nedenle herhangi bir sahâbiye maddi bir sıkıntı olma­ması için bir yahûdî ile muamele yapılması tercih edilmiştir.

Zimmilerin ve diğer kâfirlerin elinde bulunan malın haramlığı kesinlikle bilinmedikçe onlarla muamele etmenin câizliği üzerine âlimler ittifak etmişlerdir. Lâkin müslümanlarla savaşmaları muh­temel olan gayr-i müslimlere silâh, diğer savaş malzemeleri, onların dinlerinin ayakta durmasına yardımcı olacak herhangi bir malı sat­mak caiz değildir. Keza zimmi olsun, müslümanlarla banş andlaş-masun imzalamış gayr-i müslimler olsun, banş andlaşması yapma­mış olan ve Ehl-i Harb denilen düşman kâfirler olsun bunların hiç birisine Mushaf-i Şerîf veya mü si uman köleyi satmak caiz değildir."[4][4]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Tirmizl ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir.

Buhâri ve Ebû Dâvûd'un rivayetlerinde "Yürkebu" ve "Yüşrebu" fiillerinin arkasında -Binefekatıh = hayvanın nafaka­sına karşılık» ziyâdesi vardır. Burada tercemede parantez içi ifâde İle buna i«&ret edildi. Hadisin manâsı «Öyle olur: Rehin edilen hay-

vanın nafakası yâni yemi verildiği için buna karşılık ona binmek ve sütünü içmek hakkı elde edilir. Onun nafakası, ona binen ve sü­tünü içen kimse üzerine vacibtir

Dikkat edildi ise burada hayvanı rehin bırakan mı yâni hayvan sahibi mi. yoksa hayvanın rehin olarak bırakıldığı alacaklı taraf mı kasdedild iğine dâir açık bir kayıt yoktur. Bu itibarla hadîsin mânâ­sında ihtilâf olmuştur. Şöyle ki :

Sindi; Cumhura göre yâni kişi rehin ettiği hayvanın sü­tünü içer ve ona biner. Hayvanın nafakası da kendisine aittir. Ha­dîsten maksad da şudur: Rehin bırakılan maldan yararlanmaya ara verilmez. Sahibi, onu rehin bırakmadan önce nasıl kullanıyor idi ise rehin bıraktıktan sonra da kullanma ve yararlanma hakkına sâhib-tir.

Bir kavle göre hadisten kasdedilen mânâ şudur: Alacaklı taraf rehin aldığı hayvanın sütünü içer. Yemi de ona vacibtir. Hadis böy­le mânâiandırılmca. rehin bırakılan hayvanın yemi. ondan yarar­lanmanın karşılığı olmuş olur. Rehin hayvandan yararlanma, baş­kasının malından karşılıksız yararlanma durumuna girmez. Ahmed   böyle mânâlandırmıştır. Hadisin zahiri de böyledir, demiş­tir.

Avnü'I^Mabûd yazan da bunun şerhinde özetle şu bilgiyi verir: "Rehin hayvanın sütünü içen ve ona binen taraf hadiste tâyin edilmediği için bu hadîsin mücmel olduğu söylenmiştir.

Bu söze şöyle cevab verilmiştir: Hadîste icmal yâni mücmellik yoktur. Burada mürtehin yâni yanına rehin bırakılan alacaklı ta­raf kaydedilmiştir. Çünkü râhin yâni hayvanı rehin bırakan kişinin bundan yararlanması onun yemini vermesinden dolayı değil, onun sahibi olmasından dolayıdır. Fakat karşı taraf öyle değildir. Hayva­nın yemini verdiği için buna karşılık olmak üzere ondan yararlanır.

Hadis, rehin bırakılan hayvanın bakım ve yemi bırakılan taraf­ça karşılandığı takdirde hayvan sahibinin izin ve müsaadesi olma­sa bile mürtehinin yâni rehin alan tarafın hayvandan yararlanması­nın meşruluğuna delâlet eder. Ahmed, el-Leys, el-Ha-s a n   ve başkası böyle hükmetmişlerdir.

E b û Hanife. Mâlik, Şafii ve âlimlerin cumhuru .-Mürtehin yâni rehin alan taraf, rehin alman maldan katiyyen ya­rarlanamaz. Rehin malın bütün yararlan ve masraftan mal sahibi­ne Aittir, demişlerdir

Bu bilgi en-Neyl'den naklen aktarılmıştır.

E 1 - H â f ı z   da el-Fetih'te şöyle der:

Hadisin zahirinin mânâsı şudur: Rehin edilen hayvanın sütünü içen ve ona binen kimse üzerine onun yemi vacibtir. Yâni hangi ta­raf olursa olsun hüküm budur. Bu hadîs, mürtehin rehin edilen ma­la baktığı takdirde mal sahibinin izni olmasa bile ondan yararlana­bilir, diyen âlimler için bir delildir. Ahmed, tshâk ve bir cemaat böyle hükmederek : Mürtehin, rehin hayvana verdiği yemin değeri kadar onun sütünü içebilir ve ona binebilir. Yeminin değe­rinden fazla binme veya sütünü içme hakkına sâhib değildir ve hay­vandan başka türlü yararlanamaz, demişlerdir.

Hadiste icmal bulunduğu iddiasına gelince, hadis, hayvana yem verme karşılığında ondan yararlanmanın câizliğini açıkça ifâde et­miştir. Bu hüküm ise mürtehine mahsustur. Evet hadîste mürtehin veya râhin kaydı yok ise de mürtehin kasdedilmiştir. Çünkü râhinin, kendi malından yararlanmasının sebebi mal sahibi oluşudur, malın nafakasını ödemesi değildir. (Fakat mürtehin, rehin edilen malın sahibi değildir. Bu itibarla o maldan nasıl yararlanabilir? Ancak malm yâni hayvanın yemini vermesi ve bakması karşılığında ve bu oranda yararlanma hakkına sâhib olabilir.)

Cumhura göre mürtehin hiç bir suretle rehinden yararlanamaz. Cumhur şu iki nedenle hadisi tevil etmişlerdir: Birincisi t Hayvan sahibinin izni olmaksızın başka kişinin onun sütünü içmesine ve ona binmesine cevaz verilmesidir. İkincisi: Başkasına âit hayvana binme ve sütünü içme karşılığında bunların değerlerinin ödettiril-mesi yoluna gidilmiyor da hayvanın yeminin verilmesi esas tutulu­yor. Bu iki neden ise kıyasa muhaliftir. Ibn-i Abdi'1-Ber: Bu hadis fıkıhçıların cumhuruna göre, üzerinde icma edilen bir ta­kım usullere ve şahinliği sabit olan bazı eserlere aykırıdır,   t b n – iÖmer'in:  -Hiçbir adamın sağımhayvanları onun İzni olmaksızın satılamaz» hadisi bu hadisin men-suh olduğuna delâlet eder, demiştir.

E 1 - H â f ı z bundan sonra t b n - i A b d i' I - B e r r * in sö­züne cevaben: Bir hadisin neshedilmiş olması ihtimâle dayandırıla­maz. Anılan iki hadisten hangisinin önce ve hangisinin sonra oldu­ğunu söylemek ve târihlerini tesbit etmek de mümkün değildir. Kal­dı ki hadîslerin birleştirilmesi, yâni zahiren görülen çelişkinin gide­rilmesi mümkündür. Evzâi, el-Leys ve E b û Sevr hadisi şöyle yorumlamışlardır : Râhin yâni hayvan sahibi rehin edilen hayvana bakmaz, yemini vermezse, mürtehinin hayvana bakma­sı, yemini vermesi ve hayvanın hayatını koruması meşru kılınmıştır. Mürtehinin bu hizmetine karşılık olmak üzere onun hayvana binme­si ve sütünü içmesi mubah kılınmıştır. Ancak şu şart vardır ki, mür­tehinin alacağı süt veya bineceği mikdann değeri, verdiği yemin de­ğerinden fazla olmaması gerekir. Fazlası, hayvan sahibinin hakkı­dır, demiştir. (El-Fetih'ten alınan nakil bitti.)

Avnü'I-Mabûd yazarı daha sonra: Bu sahih hadisin bir takım usûllere muhalif olduğu iddiasına cevaben şöyle denilir: Bu sabit hadîs de usullerden biridir. Diğer usuller (sabit deliller) ile birleşti­rilmesi mümkün olmadığı takdirde ondan daha kuvvetli bir asıl bu­lunmadıkça o reddedilemez. Ibn-i Ömer'in yukardaki ha­disine gelince o hadis umumidir. Bu hadis İse husûsidir. Onun hük­münü hususlleştirmiş olur, diye bilgi verir."

Ttıhfe yazarının beyânına göre Şafii bu hadîsin şöyle yo­rumlanabileceğini söylemiştir: Kişi binit hayvanını veya sağım hay­vanını rehin eder ve alacaklı tarafın muvafakati ile buna biner ve sütünü içer. Bu durumda, hayvan sahibi rehin işleminden önce ol­duğu gibi rehin işleminden sonra da hayvana biner veya sütünü içer ve hayvanın yemini de verir.

Bu konuda daha geniş bilgi edinmek isteyenler Tuhfe veya Hâ-:' in   el-Fetih kitabına müracaat edebilirler.[6][6]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisi Şafii, Dârekutnl, Hâkim, Beyhaki ve îbn-i Hibbân başka sened-le ve uzunca bir metin hâlinde rivayet etmişler. Dârekutnl o senedin muttasıl ve hasen olduğunu söylemiştir. Avnü'I-Mabüd yazan bu durumu belirttikten sonra : Ebû Dâvûd, el-Bez-zâr, Dârekutni ve îbn-i Kattân'ın bu hadisin Said bin el-Müseyyeb' den mürsel olarak, yâni E fc û Hüreyre amlmaksızm sahih bir senedle rivayet edildiğini söyle­mişlerdir. Oralardaki hadis metni şöyledir:

«Rehin edilen mal, rehin eden sahibinden (kopup) kendisine re­hin edilen alacaklının hakkı (ve malı) olmaz. Rehin edilen malın menfaati (ve kazancı) sahibine aittir, zararı (ve masrafı) da onun üzerindedir.-

Hadiste geçen "Yağlak" fiilinin masdarı olan "Ğulûk" ve "Ğalfc" kelimesinin mânâsını açıklamak zaruretini duymaktayım.

En-Nihâye'de: Rehin edilen malın Ğulûk'u onun alacaklının etol­de kalması ve sahibi olan borçlunun bunu kurtarmaya muktedir ola­mamasıdır. Hadisten kasdedilen mânâ şudur: Rehin, sahibinin bor­cunu Vâdesinde ödememesi nedeniyle alacaklının mülkiyetine geç­mez.

Câhiliyet devrinde bir malı rehin eden kimse zimmetindeki bor­cu vâdesinde ödemeyince o mal derhal alacaklının mülkiyetine geç­miş ve onun hakkı olmuş sayılıyordu, islâmiyet bu kötü âdeti iptal etti, diye bilgi verilmektedir.

El-Ezher! de: Rehin edilen malın Ğalk'ı onun çözülmesi­nin zıddıdır. Yâni çözülmemesidir. Malını rehin eden kişi bunu çö­zünce yâni borcunu ödeyince düğümlenmiş ve bağlanmış olan malı­nı serbest etmiş olur, demiştir. El-Misbâh yazarı da: Rehnin Ğalk'ı alacaklının mülkiyetine geçmesidir, demiştir.

Rehin edilen hayvanın sütünü almanın, ona binmenin ve onun yemini vermenin onun sahibine âit olduğunu, alacaklının yâni yanma rehin bırakılan tarafın hayvanın sütünden veya ona binmek sure­tiyle istifâde edemiyeceklerini söyleyen cumhurun görüşünü bundan önce geçen bâbtaki hadîsin izahı bölümünde açıklamıştım. En-Neyl yazan: Cumhurun en iyi delili   Ebû   Hüreyre' nin   bu hadi­sidir. Çünkü   Ş â r - i   Hakim   rehnin gelirini ve giderini rehin edene vermiştir. Lâkin hadisin mevsûl veya mürsel  olduğu,  keza merfü veya mevkuf olduğu konusunda ihtilâf vardır. Bu durum ise bunun diğer hadîslere karşı delil olmasını gölgeler, demiştir.    Fa­kat Avnü'l-Mabûd yazan bu hadisin   Şafiî   ve   Dârekutni tarafından hasen ve muttasıl bir senedle merfû olarak rivayet edil­diğini belirtmektedir. Yukarda belirttiğim gibi   Hâkim,   Bey-haki   ve   îbn-i   Hibbân   da ayni h ıdîsi rivayet etmişler­dir,[8][8]

İzahı

Bu hadisi   Buhar!,   t bn-i   Huzeyme   ve   1 b n - İ Hibbân   da rivayet etmişlerdir.   B u h â r İ' nin   rivayetinde;fıkrası yoktur. Oradaki rivayethadis-i kudsi şeklindedir. Yâni Allah Teâlâ'nın sözü olarak Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafından ifâde ve beyân edil­miştir. Çünkü hadisin baş kısmı şöyledir:

"... Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Allah Azze ve Celle buyurdu ki t Üç (sınıf insan) vardır...»"

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in hasım olmasının anlamı, O'nun davacı olmasıdır. Şu halde hadiste anılan üç sınıf in­sana kıyamet günü Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) dava­cı olur. Hadîste belirtildiği gibi O'nun davacı olduğu kimseler yeni­lir, yâni mutlaka müstahak olduğu elim azaba çarptırılır.

Allah Teâlâ'nın hasım olmasının mânâsı ile zıd olması ve ceza-landırılmasıdır. İbnü't-Tin : Allah Teâlâ bütün zâlimlerin hasmıdır. Bu üç sınıf zâlimlere karşı Allah'ın husûmetinin şiddetli ol­duğunun bilinmesi için hadîste bunlar anılmıştır, der. Şu halde anı­lan üç sınıf insanın göreceği azab çok şiddetlidir.

B u h â r i' nin   rivayetinde olduğu gibi hadîs,   kudsî olunca; cümlesinin mânâsı şöyle olur: «Benim adıma yemin edip söz verir de sonra ahdini bozar.»

Müellifimizin rivayetinde olduğu gibi hadis, kudsî olmayınca ifa­de Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e âit olur ve bu tak­dirde anılan cümlenin manâsı şöyle olur: «Benim adımı anarafc verir de sonra ahdini bozar.»

Kıyamet günü Allah'ın ve Resulünün husûmetine ve elîm azaba müstahak olan üç sınıf insandan birisi Allah'a yemin ederek söz ve­ren veya Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in adını anarak söz veren ve sonra ahdini bozan, sözünden cayan kimsedir.

İkincisi, hür bir kimseyi bile bile köle diye satarak karşılığında aldığı malı yiyen kimsedir. Satılan bir şeyin karşılığında alman mal genellikle kullanılıp yenildiği için burada yenilme kaydı konulmuş­tur. Alman bedel yeniîmese de hüküm aynidir. Hat tâbi : Hür bir kimseyi köleleştirmek iki şekilde olur: Birincisi, kişi kölesini azadlar. Sonra azadlamayı gizler veya inkâr eder. İkincisi, köleyi azadladığına rağmen zor kullanmak suretiyle onu köle gibi çalıştı­rır. Birinci şekil daha şiddetlidir, der. Üçüncü bir şekil daha vardır: Adam hür bir kimseyi cebir kullanmak suretiyle yakalar ve köle ol­duğunu söyleyerek satar.

El-Mühelleb : Hür bir insanı köle diye satma günahının ağırlığının sebebi şudur: Müslümanlar hürriyet bakımından eşittir. Bu itibarla hür bir kimseyi satan adam onu Allah'ın mubah kıldığı tasarruflardan alakoymuş olur ve esaret zilletine sokmuş olur. Hal­buki yaratıcı olan Allah Teâlâ hür kimseyi bütün tasarruflarında serbest kılmış ve özgürlük nimetini bahsetmiştir, der.

İbnü'l-Cevzî de: Hür kişi Allah'ın kuludur. Kim Allah'ın kuluna tasallut ederse, kulun sahibi olan Allah o kimsenin hasmı olur, der.

Üçüncüsü, bir işçiyi çalıştırıp ücretini vermeyen veya eksik veren kimsedir. Eksik ücret derken taraflar arasında mutabık kalman üc­ret kasdedüiyor. Yoksa iş veren taraf, bir işçiyi belirli bir ücretle tut­tuktan sonra işçinin baskı ve tehdîd yapmak suretiyle iş verenden almak istediği ücret kasdedilmemiştir. Çünkü iş verenin rızâsı dı­şında ve baskı ile kendisinden alman pazarlık dışı kazançlar dînen meşru ve mubah sayılmaz. Yapılan andlaşmaya göre işçinin hak et­tiği ücreti vermeyen kimse ise bir hür kimseyi köleleştirip satan kim­se gibi ağır vebal altına girer. E 1 - H â f ı z' m dediği gibi çün­kü bu takdirde, adam işçiden ücretsiz olarak yararlanmıştır. Artık yararlanılan şey yenilmiş olur. Keza onu ücretsiz çalıştırmak istemiş olur ki bu da bir nevi köleleştirmek sayılır.

2443) Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'ûan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurdu, demiştir:

İşçiye, ücretini teri kurumadan Önce veriniz.»*'

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu hadisin aslı Buh&rl'nln sahih'inde ve başka kitablarda Ebû Hüreyre*nin hadisi olarak vardır. Lakin musannifimizin se­nedi zayıftır. Çünkü ravllerden Vehb bin Sald ve Abdurrahman bin Zeyd zayıftır.[10][10]

5- İsçiyî Karnını Doyurmak Ücretiyle Tutmak Babı

2444) Utbe bin en-Nüdder [12][12]

İzahı

Hadiste anılan Tâsînmim sûresi, Kasas süresidir. Bu sûrenin baş kısmında M û s â (Aleyhisselâm) ile F i r' a v u n olayı an­latılıyor. Sûrenin 21 ilâ 26. âyetlerinde M û s â {Aleyhisselâm) 'm Mısır' dan çıkıp M e d y e n' e gidişi ve burada iki kadının babası ile olan görüşmesi beyân buyuruluyor. 27 ve 28. âyetlerde de kadınların babasının Musa. (Aleyhiseslâm) "ı işçi tutması ve iki kızından birini O'na nikahlaması teklifi ile O'nun cevabı ifâde buyu­ruluyor. Bu son iki âyet, hadîsimizin işaret ettiği hükmü ifâde etti­ği için buraya almayı uygun buldum.

Kadınların babası t "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kı­zımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan o senden bir ikram olur. Ama sana güçlük vermek istemem, tn-şâallah beni iyi kimselerden bulacaksın" dedi.

Musa: "Bu — taâhhüd — benimle senin aramızdadır. Bu iki sü­reden hangisini doldurursam artık bana bir zulüm olmayacaktır, Al­lah da söylediklerimize vekildir" dedi. (Kasas : 27, 28)

Bu konu hakkında geniş bilgi edinmek için tefsir kitâblarına mü­racaat etmek gerekir.

Sindi bu hadisin şerhinde: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in bizden önceki ümmetlere âit şeriat'i nakletmesi ve bu­nun bizim şeriatımızda caiz olmadığını bildirmemesi, bu hükmün şe­riatımızda da geçerli olduğunun delili sayılır. Şu halde bir işçiyi, kar­nını doyurmak ve evlendirmek yâni mehir masrafını karşılamak üze­re tutmak caiz olmalıdır, der.

El-Azizi de: Bu hadîs, işin nevini açıklamadan işçi tutma­nın câizliğine delâlet eder. Mâlik böyle hükmetmiş ve: Bu iş, örf ve âdete göre uygulanır, demiştir. Fakat Ebû Hanife ve Şafiî: Yapılacak ve görülecek işin nevî belirtilmeden işçi tut­mak geçerli bir akid sayılmaz, demişlerdir, der.

Muhammed el-Hafni de: Bu hadiste bildirilen hü­küm bizden öncekilere âit şeriattır. Bu nedenle bizim için bir delil değildir! Bir işin nevi belirtilmeksizin işçi tutmanın caiz olmadığına hükmedenlerin görüşü bu hadisle red edilmez, demiştir.

2445) Ebû Hüreyre (Radtyallâkü anhyden; Şöyle demiştir:

Ben yetim büyüdüm, fakir olarak hicret ettim. Karnımı doyur­mak ve (yolculukta) ayağımın (dinlenmesi için binit hayvanına bazen binmeme imkân verme) nöbeti karşılığında Ğazvan kızı (Büsre) '-nin işçisiydim. (Yolculukta bir yerde) konakladıkları zaman onlara odun toplardım. Binit hayvanlarına binip yolculuk ettikleri zaman da onlar için develerini şarkı söylemek suretiyle hızlı yürütmeye teş­vik ederdim. İslâm dînini bir nizam kılan, Ebû Hüreyre'yi de imâm (emîr-Vâli) kılan Allah'a hamd olsun."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahih ve mevkuftur. Çün­kü râvl Hayyâa bin Bistâm'ı İbn-i Hibbân sikalar arasında anmış, Dârekutni, Ze> hebî ve başkaları da onu sıka saymışlardır. Senedin kalan râvüeri de sıka zât­lardır.[14][14]

6- Adam Beher Kovayı Bir Adet Kuru İyi Hurma (Ücret) Île Su Çıkarır Ve Kuru Hurmayı (Almayı) Şart Koşar, Babı

2446) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâydsn; Şöyle de­miştir :

Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e (bir ara) yiyecek ihtiyacı ve maddî yokluk geldi. Sonra bu durumdan Ali (Radıyallâ­hü anh) in haberi oldu. Bunun üzerine Ali çıktı ve çalışıp Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir yiyecek vermek üzere bir iş ara­dı. Yahudilerden bir adamın bahçesine vardı ve beher kova bir adet kuru hurma karşılığı olmak Üzere ona on yedi kova su çekti. Ya­hudi de kuru hurmalarından on yedi adet acve (denilen iyi nevi) ku­ru hurmayı ona seçti. O da bunu Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) *e getirdi."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Haneş vardır. Bunun İsmi HÜseyn bin Kays'dır. Ahmed ve başkası onu zayıf saymışlardır.

2447) Alî (Radtyallâhü a»*)'den; Şöyle demiştir: Ben bir adet kuru hurma karşılığında bir kova su çıkarırdım ve hurmanın kuru, iyi olmasını şart koşardım."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinin r&vlleri sıka zatlardır. Hadis de mevkuftur. Ravl Ebû İsh&k'ın İsmi Amr bin Abdillah es-Sübeyl'dir. Son zamanlarında hafızası bozulmuştur. Kendisi tedlls ederdi. Bu hadisi de an'ane ile rivayet etmiştir.

2448) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü a»/r)'den: Şöyle demiştir: Ensâr'dan bir adam gelerek ı

Yâ Resûlallah! Ben senin rengini değişmiş görüyorum, ne oldu? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seli e m) :

«Açlık.» buyurdu. Bunun üzerine Ensâri zat hemen eşyasının ol­duğu yere gitti. Eşyası arasında (yiyecek) bir şey bulamadı. Sonra (yiyecek) aramaya çıktı. Bir hurmalığı sulayan bir yahüdî ile karşı­laştı. Ensâri zât, yahûdîye i

Senin hurmalığım suvarayım (mı)? dedi. Yahudi:

Evet (sula) dedi. Ensâri:

Her kova (su) bir adet kuru hurma (ücret) ile, dedi. Ve Ensâri. ne içi kararmış, ne sertleşmiş kuru ve ne de kötü olan hurmayı al­mamayı ve kuru iyi hurmadan başka hurmayı almamayı şart koştu. Sonra iki sâ kadar (kuru hurma) karşılığı su çıkardı ve aldığı hur­mayı Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellemî'e getirdi.*1

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Abdullah bin Sald bin Keys&n'ı Abtned, İbn-i Muin ve başkası zayıf saymışlardır.[16][16]

7- (Tarla Mahsûlünün) Üçte Bir Ve Dörtte Bir (Gîbi Belirli Hissesi) İle Müzâraa (Muamelesinin Hükmünün Beyânı) Babı

Bu ve bundan sonra gelen dört beş bâbta geçen bâzı kelimeleri açıkladıktan sonra hadîslerin tercemesine geçmek daha uygun olur,

kanaatindeyim.

Müzâraa ı Arazî sahibi ile bunu işletecek kimse arasında yapı­lan bir nevi ortaklık muâmelesidir. Bu muamelede, elde edilecek mahsûlün üçte biri, dörtte biri gibi belirli bir mikdann işleten ta­rafa verilmesi belirtilir. Tohum arazî sahibine âit olur. Ekip biçme hizmet ve masrafları ise işletene âit olur.

Muhabere* Müzâraanın aynidir. Ancak bâzılarına göre Muhabe­rede tohum araziyi işletene âit olur. Kastalâni, Müzâraa ile Muhabere arasında bu farkın bulunduğunu ifâde ediyor.

N e v e v i : Müzâraa ve muhabere birbirine yakın iki muame­ledir. Arazi üzerine yapılan bu iki muameleye göre alınacak mah­sûlün üçte biri, dörtte biri gibi belirli bir mikdarı arazîyi ekip bi­çene, kalanı da arazî sahibine âit olur. Lâkin, Müzâraa'da tohum arazî sahibine aittir. Muhaberede ise tohum işletene aittir. Bizim arkadaşlarımızın cumhuru ve Şafiî böyle demiştir. Arkadaşla­rımızın bir kısmı ve lügat âlimlerinden bir cemâat ise bunların mâ­nâlarının ayni olduğunu söylemişlerdir.

Muhâkala: Bir kavle göre müzâraa manasınadır. Diğer bir kav-• le göre, bir ölçek, beş ölçek gibi belirli bir mikdar buğday karşılığın­da araziyi kiraya vermektir. Bir başka kavle göre, Muhâkala, başa-ğındaki buğdayı, samandan temizlenmiş safi buğdaya satmaktır. Ol­gunlaşmamış olan ziraatı satmaya Muhâkala denilir, diyenler de vardır. Burada kiraya verme mânası kasdedilmiştir.

Müzâbene: Ağacı üzerindeki yaş hurmayı kuru hurmaya sat­maktır.

2449) Râfi bin Hadîc[18][18]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmiş­lerdir, N e s â î' nin bir rivayeti burada olduğu gibidir. Diğer bir rivayetinde ise merfû olan kısım yalnız Münakale ve Müzâbene'den nehiyden ibarettir. Metnin bundan sonraki kısmı ise S a î d bin el-Müseyyeb'in sözüdür. Mâlik ve Şafii de bu son kısmı S a î d bin el-Müseyyeb'in sözü olarak ri­vayet etmişlerdir.[20][20]

İzahı

İbn-i Ö m e f (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. M ü s -1 i m ' in N â f i aracılığıyla t bn-i Ömer' den olan bir ri­vayetinde N a f 1 şöyle demiştir: "İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhü­mâ), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn devrinde ve Ebû Bekir. Ömer ve Osman'ın emirlikleri döneminde ve Muâviye'nin halifeğinİn İlk zamanlarında arazilerini kiraya veriyordu. Nihayet Muâviye'nin hilafetinin son zamanlarında İbn-i Ömer, Râfi bin Ha-dîc'in bu muamele hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'in yasaklamasının bulunduğunu söylediğini işitince İbn-i Ömer, Rafi'in yanma girdi. Ben de İbn-i Ömer ile beraberdim. İbn-i Ömer bu meseleyi Râfi'a sordu. Râfi de t Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarlaları kiraya vermeyi menediyordu, dedi. İbn-i Ömer de bundan sonra bu işi terketti ve kendisine sorulduğu zaman t Râfi, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bunu yasakladığını söy­ledi, derdi."

Hülâsa görüldüğü gibi î b n - i Ömer (Radıyallâhü anh) bu görüşte olmadığı ve uzun süre uygulaması böyle olmadığı halde R â f i'in bu hadisinden sonra ihtiyatlı davranarak bu işi bırak­mıştır.

Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Müs­lim ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ise Buhârî ve Müslim tara­fından da rivayet olunmuştur. Bu iki hadiste, kişinin kendi arazisi­ni ekmesi veya din kardeşine karşılıksız ve menfaatsız ektirmesi em­rediliyor. Bu yapılmadığı takdirde arazi sahibinin arazisini elinde tutması yâni kiraya vermemesi emrediliyor.

'Arazi sahibinin bunu elinde tutması" hükmü ile ilgili olarak el-Fetih yazan şöyle der: Bir araziyi boş bırakmak onun menfaati­ni zayi etmek demektir. Bu ise malı zayi etmek sayılır. Halbuki bir malın zayi edilmesi sabit ve sahih hadislerle yasaklanmıştır. Bu iti­barla yukardaki hüküm müşkil görülüyor. Bu müşkile şöyle cevab verilmiştir: Bir malı zayi etmenin yasaklığı o malın aynisini veya te­lâfisi mümkün olmayan menfaatini elden atmaktır. Burdaki hüküm ise ona ters düşmez. Çünkü bir arazi ekilmediği zaman yararsız kal­mış olmaz. Ondan ot, yakacak gibi şeyler elde edilebilir, hayvanla­rın merası olabilir ve benzeri işlerde kullanılması mümkündür. Fa­raza hiç bir yararı olmasa bile toprağı dinlendirilmiş, İslah edilmiş ve güçlendirilmiş olur. İcâbında bir yıl sonra işletilince iki yıllık ve­rim alınabilir. Bu cevab, hadîsteki yasaklamanın her nevi kirayı kapsaması hâline aittir. Şayet hadisteki yasaklama o gün için uy­gulanan kira usûlüne âit ise arazinin muattal ve boş bırakılması emri söz konusu değildir. O zamanki usûl: Arazi, alınacak mahsû­lün üçte biri, dörtte biri gibi bir mikdar karşılığında kiraya verilme­si şeklinde idi. Hadis bu şekli yasaklıyor ise arazi başka usulle kira­ya verilebilir. Meselâ altın ve gümüş karşılığı kiraya verilebilir.

Bu bâbta rivayet edilen hadislerin zahirine göre araziyi, mah­sûlünden alınacak belirli bir mikdanna, meselâ yansına, üçte biri­sine, beşte birisine karşılık kiraya vermek caiz değildir. Fakat altın veya gümüş karşılığında kiraya vermek meşrudur. Bu bâbtan son­ra gelen bâblarda araziyi, mahsûlünün belirli bir mikdanna karşı­lık kiraya vermenin câizliğine, yasak olan Müzâraa'nm hangi nevî Müzâraa olduğuna ve altın gümüş karşılığında araziyi kiraya ver­menin câizliğine ait hadîsler gelecektir. Hepsinin kısa izahı bitince âlimlerin görüşlerini beyân etmeye çalışacağım.[22][22]

İzahı

Nâfi aracılığı ile îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'dw rivayet olunan ilk hadis Buh&ri, Müslim, Ebû Dâvûd ve   N e s â i   tarafından da rivayet edilmiştir.

Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadisi Buh&ri, Müsli» ve   N e s â I   tarafından da rivayet olunmuştur.Ebü   Said

(Radıyallâhü anhJ'm hadisi ise   N e s â i   tarafından da rivayet edilmiştir.

Araziyi, mahsûlünün belirli bir mikdan karşılığında kiraya ver­meye Müzâraa, Muhabere ve Muhakale denildiğini bundan önceki babın girişinde anlatmıştım. Bu muameleyi caiz görmeyenler bu bâbta ve bundan önceki bâbta geçen hadisleri delil gösterirler. Bu muamelenin câizliğine hükmeden âlimlerin bu hadislere verdikle­ri cevabların bir kısmı 10., 11. ve 14. bâblarda geçen hadislerdir. Bir de buradaki yasaklama tenzihen mekruhluk manasınadır. Amaç yar­dımlaşmaya teşvik ve ihtiyaçtan fazla tarlası bulunan müslüman-Jarın bunu îcarsız olarak din kardeşlerinin yararlanmasına emane­ten vermesini istemektir, diye yorum yapanlar vardır.[24][24]

İzahı

I b ti-i A bbâs (Radıyallâhü anh)'ın hadisini    Müslim, Ebü Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.   Râfi (Ra­dıyallâhü anh)'m hadîsini Buhâri, Müslim,   Ebû Dâ­vûd   ve   Nesâi   de rivayet etmişlerdir.

Birinci hadisin zahirine göre araziyi kiraya vermekte bir sakın­ca yoktur. Kira durumu herhangi bir kayıtla tahdîd edilmediğine göre ister altın ve gümüş karşılığı olsun, ister araziden alınacak mah­sûlün üçte bir gibi belirli bir mikdarı karşılığı olsun kira işleminin caizliği anlamı çıkarılabilir. Bu hadiste Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-sa-lâtü ve's-selâm) 'e âit metin ise müslümanları Minha"ya teşvik ma­hiyetindedir. Yâni araziyi kira olmaksızın bir müslümanın işletme­sine, kendine ekip biçmesine ve böylece yararlanmasına geçici ola­rak tahsisi tavsiye edilmektedir. Bâzıları bu teşvik emrini araziyi ki­raya vermenin yasaklanması anlamına yorumladığı nedeniyle 1 b n - i Abbâs   (Radıyallâhü anh) 'm bu açıklamayı yaptığı anlaşılıyor.

Haki ve Muhkala'nm ayni şey olduğu, Ibn-i Abbâs (Ra­dıyallâhü anh) tarafından ifâde edilmiştir. Bu da bir araziyi belirli bir ücret karşılığında kiraya vermektir. 7. babın girişinde Muhâka-la'nın tarifini yaptım. Bu hadisde araziyi belirli bir ücret, meselâ iki ölçek buğday veya on gram altın karşılığında kiraya vermenin câizliğine delâlet eder.

Râf i bin Hadic (Radıyallâhü anh)'in hadisi de arazi­nin belirli bir mikdar gümüş veya altın karşılığında kiraya verme­nin câizliğine delâlet eder. Fakat arazinin şu parçasının mahsûlü arazi sahibine ve bu parçasının mahsûlü kiracıya âit olmak üzere yapılacak kira işleminin yasaklandığı bu hadiste belirtilmektedir. Çünkü böyle bir akid taraflardan birisinin aldanmasına vesile olabi­lir. Bu hadisin bâzı rivayetlerinde Râfi bin Hadîc (Radıyal­lâhü anh) "Ama altın ve gümüş karşılığındakiraya vermekte beis yoktur" demiştir. Bunun için tercemede altın kelimesini parantez içine aldım.

Alimlerin arazi kiralamaya âit görüşleri 12. babın hadisi hakkın­da yapılacak izah bölümünde anlatılacaktır.[26][26]

İzahı

Râfi (Radıyallâhü anh)'m amcası Z u h a y r (Radıyal­lâhü anh) 'den rivayet ettiği hadîsi Buhârî, Müslim ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmt'in Z u h a y r'a: -Siz arazinizi ne yapıyorsunuz?» şeklin­deki sorusuna verdiği cevab, Buhârî' nin rivayetinde: "Tarla­ların sulak tarafı (bize) olmak üzere ve hurmadan arpadan vesk (de­nilen ölçek) ler karşılığında kiraya veriyoruz" biçimindedir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in buna karşılık buyruğunda da: «Veya tarlalarınızı (boş) tutunuz.» ilâvesi vardır.

Üseyd bin Zuhayr (Radıyallâhü anh) in Râfi (Ra­dıyallâhü anh) 'den rivayet ettiği hadîsi E b û D â v ü d ve Ne-s â i de rivayet etmişlerdir. Bu hadiste geçen bâzı kelimeleri açık­layalım :

Cedâvit Cedvel'in çoğuludur. Küçük nehirler manasınadır. Bur-da tarlalar içinde açılan küçük arklar kasdedümiştir.

Kusara: Harman dövülüp savunulduktan sonra başaklar için­de kalan hububata denildiği gibi, hububat eleklerde elenince elek üstünde kalan kabuklu tanelere de denilir. Bunu kapçık olarak ter-ceme ettik.

Rebî: Küçük nehir anlammadır.

Haki: 2457 nolu hadîsin izahı bölümünde tarif edildi.

Zuhayr (Radıyallâhü anh)'m hadîsine göre bir araziyi, on­dan alınacak mahsûlün üçte bir ve dörtte bir gibi belirli bir mikda-n veya arpadan, buğdaydan belirli ölçekler karşılığında kiraya ver­menin yasaklığına delâlet eder.

Üseyd (Radıyallâhü anh)'m hadisi ise bir araziyi, ondan alınacak mahsûlün üçte bir ve dörtte bir gibi belirli bir mikdarı kar­şılığında ve tarlanın şu tarafından, bu kısmından alınacak mahsûl tarla sahibine âit olmak üzere kiraya vermenin yasaklığına delâlet eder.

Urve bin Zübeyr (Radıyallâhü anh)'in hadisi ise ta­rafların niza ve döğüşmelerine yol açacak şekilde araziyi kiraya vermenin yasaklığına delâlet eder. Bu hadis Ebü Dâvûd ve Nesâ i   tarafından da rivayet edilmiştir.

Bu hadisler karşısında ilim ehlinin görüşlerini 12. babın hadi­sinin izahı bölümünde vereceğim.[28][28]

İzahı

T â v û s '.un ilk hadisini   Buhâri,   Müslim,   Tirmizi ve   K e s â i   de rivayet etmişlerdir. Onun ikinci hadîsi Zevâid tü-ründendir. Üçüncü hadîsi ise   Buharı   ve   Müslim   tara­fından da rivayet edilmiştir. Birinci hadîse göre Muhabere işlemi Re-sül-i Ekrem  (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)  tarafından yasaklanmamış, yalnız araziyi ekilmek üzere karşılıksız olarak bir müslümana mu­vakkaten vermenin ücretle vermekten arazi sahibi için daha iyi ol­duğu bildirilmiştir.   A m r   bin   Di nâr   Tâvüs'a: Keşke şu Muhabere işini bırak say d in.    Çünkü Resûl-i Ekrem  (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in bunu yasakladığını söylüyorlar, demiş.   E 1 - H â f ı z , el-Fetih'te:   A m r' in   bu sözü ile   Râf i   bin   Hadis    (Ra-dıyallâhü anh Tın hadisine işaret ettiğini sanıyorum.    Müslim ve   N e s â i' nin   Hammâdbin   Zeyd   yoluyla   A m r bin   Dinar' dan   rivayet ettiklerine göre şöyle demiştir: "Ta­vus, arazisini altın ve gümüş karşılığında kiraya vermekten hoşlan­mazdı ve mahsûlün Üçte biri ve dörtte biri karşılığında kiraya ver­mekte bir beis görmezdi. Bir defa Mücâhid, ona: Sen Raf i bin Ha-dic (Radıyallâhü anh)'ın oğlunun yanına git de onun kendi babasın­dan rivayet ettiği hadisi dinle, dedi. Tâvûs, (Mücâhid'e) :

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yasakladığını bilsem bunu yapmam. Lâkin bu isi Râfi'in oğlundan daha iyi bilen fbn-i Abbas (Radıyallâhü anh) bana şu hadisi rivayet etti, diyerek (burdaki) hadisini anlattı."

T â v û s ' un rivayet ettiği ikinci hadise göre bir araziyi, mah­sulünün üçte biri veya dörtte biri karşılığında kiraya vermede bir sakınca yoktur. Mu âz bin Cebel (Radıyallâhü anhî'm uygulaması, gerek Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) devrin­de ve gerkese dört halîfe döneminde böyle devam etmiştir. O gün­den bu güne kadar yâni Tav û s' un zamanına kadar olan tat­bikat da böyle devam edegelmiştir.

Üçüncü hadîs de birinci hadîsin benzeridir. Bu hadîste geçen "Ha-râc" kelimesi ücret manasınadır.

Bu bâbta geçen hadisler, araziyi belirli bir ücret karşılığında ta­rım için kiraya vermekte bîr sakınca bulunmadığına delâlet ederler. Ücret, arazi mahsûlünün üçte biri gibi belirli bir mikdarı olabilir.

El Fetih yazan:   t b n - i   A b b â s    (Radıyallâhü anh), bu ha-dişiyle,    Müzâraa'dan    nehiy eden hadîsin varlığını inkâr etmiyor. Onun maksadı şudur: Nehye âit nehiy eden hadisi açıklamış oluyor, şunu demek istiyor; Müzâraa'nın nehyinden maksad bunun yapıl­masının yasaklığı değil, araziyi ziraat için ücretsiz olarak vermenin daha iyi olduğunu bildirmektir. Bir kavle göre   İ b n - i   Ab bas (Radıyallâhü anh) şunu demek istemiştir:    Müzâraa işinin aslı ya­sak değildir. Sıhhatli bir akid yapılırsa bir sakıncası yoktur. Bu ya­saklanmamıştır. Fakat Müzâraa akdi yapılırken fâsid bir takım şart­lar koş ulursa  (Meselâ: Arazinin sulak tarafının mahsûlünün arazi sahibine âit olması şartı gibi) o takdirde yasaktır. Yasaklamaya âit hadisler böyle fâsid şartlara sahne olan Müzâraa akidlerine mahsus­tur.   Lâkin   T i r m i z î' deki rivayette : "Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) Müzaraa'yı haram kılmadı'* ifâdesi bulunuyor. Bu ifâde benim yorumumu takviye ediyor, der.[30][30]

12- Araziyî   (Belirli)   Bir Mîkdar Zahire Karşılığı Kiralamak Babı

2465) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir: Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken Mü­nakale ederdik (Yâni tarlalarımızı malum bir ücret karşılığında ki­raya verirdik.) Râfi'in anlattığına göre amcalanndan birisi onların yanına varmış ve şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:

«Kimin arazisi varsa onu belirli bir mikdar zahire karşılığı kira­ya vermesin.»"[32][32]

7. Bâbtan 12. Baba Kadar Olan Bâblarda  Rivayet Edilen Hadisler Ve Âlimlerin Müzâraa Hakkındaki

Görüşleri

Bu bablarda geçen hadislerin bâzısına göre araziyi kiraya ver­mek caiz değildir. Bazılarına göre belirli bir mikdar zahire karşılığında kiraya vermek  veya araziden elde edilecek  mahsûlün  üçte biri, dörtte biri gibi bir mikdarı karşılığında kiraya vermek caiz de­ğildir. Bir kısım hadislere göre bu şekilde kiraya vermek caizdir. Ge­ne bâzı hadîslere göre araziyi altın ve gümüş karşılığında kiraya vermek caizdir. Diğer bir kısım hadîslere göre belirli bir ücret kar­şılığında kiraya vermek caizdir. Bu hadîslerden altı tanesi   E â f i (Radıyallâhü anhJ'den rivayet edilmiştir.    Avnü'l-Mabûd yazanımı beyânına göre   Hattâbî:    Ahmed   bin   Hanbel.   Râ­fi' in   bu konudaki hadislerini zayıf sayarak şöyle demiştir, der. "Raf i' in   hadisi çok renklidir, — Yâni muzdarib'tir, rivayetleri muhteliftir— Çünkü kendisinde yapılan rivayetlerin birisinde: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim şöyle buyurdu, der. Bir başka rivayette: Amcam, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm'in şöyle buyurduğunu söyledi, der." diye bilgi verdikten son­ra   Hattâbî   sözüne devamla:   Ahmed   bin   Hanbel Müzâraa işlemini caiz görmüş ve Resûl-i  Ekrem     (Aleyhi's-SalSttÜ ve's-selâm) "in   H a y b e r   arazisini bu yerdeki yahûdilere Mûift-raa şeklinde ve   H a y b e r   bahçelerini Müsakat şeklinde verdi­ğini, delil göstermiştir.   îbn-i   Ebi   Leylâ,   Yakûb,   M u -hammed,   îbn-i   Sir'în,   Îbnü'l-Müseyyeb,   Zafe­ri   ve   Ömer   bin   Abdilaziz   de Müzâraa akdini caiz say­mışlardır. Fakat   Ebû   Hanife.   Mâlik   ve   Şafii   l&İ-zâraa işlemini caiz görmemişlerdir.  Bunlar   R â f i'in   hadîsinin zahirini tutmuşlar ve bunun gerçek illetine   Ahmed   gibi mut­tali olmamışlardır. Müzâraa, araziden alınacak mahsûlün üçte biri ve dörtte biri gibi belirli bir hissesi karşılığında veya tarafların an­laşacakları belirli başka bir ücret karşılığında caizdir. Ancak Müza-raa akdinde fâsid şartlatın bulunmaması gereklidir.  (Meselâ tarla­nın şu sulak tarafının mahsûlünün arazi sahibine âit olması şartı gibi). Bütün İslâm memleketlerindeki uygulama böyledir.   Râfi bin   H a d i c    (Radıyallâhü anhVden rivayet edilen hadislerin bir kısmı mücmeldir. Bir kısmı tafsilâtlıdır. Gerek   Râfi' den   ve gerekse başka sahâbilerden rivayet olunan ve Müzarra'nın her çeşi­dinin yasaklandığına delâlet eden mücmel hadisler Müzâraa nin şu veya bu nevinin câizliğine delâlet eden tafsilâtlı rivayetlere uygun yorumlanmahdır. Nitekim   îbn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh). Müzâraa yapılmamasına dâir hadislerin anlam ve hikmetini seze­rek : Bu hadislerden maksad araziyi, mahsûlün belirli bir mikdan karşılığında kiraya vermenin haram kılınması değildir. Amaç müs-lümanların birbirlerine yardımcı olmaları ve ihtiyacından fazla ara­zisi bulunan bir kimseyi bunu meccânen din kardeşine   ziraat içinvermesine teşviktir. Nitekim Raf i' den yapılan bâzı rivayetler­de Müzâraa'nm fâsid ve bâtıl bir takım şartlara bağlandığı ifâde edilmiştir. Bunlardan birisi Hanzala bin Kays'm R â -f i' den rivayet ettiği (2458 nolu) hadisidir. Zeyd bin Sabit (Radıyallâhü anh) de rivayet edilen (2461 nolu) hadîsinde araziyi kiraya vermenin yasak kılınması sebebini açıklamaktadır. M u -hammed bin İshâk, Müzâraa hakkında bir kitab yazmış ve orada güzel bilgiler vererek, bu işlemin yasaklanmasına ait ha­dislerin gerçek nedenlerini anlatmıştır." ( H a t t â b î' nin sözü bitti.)[34][34]

13- Bir Kavmin Arazisini Onların İzni Olmaksızın Eken Kimse (Hakkinda Gelen Hadîs)  Babı

2466) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine gö­re Resûlullah (SaHallnhü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim bir kavmin arazisini onların izni olmaksızın ekerse, ziraat­tan ona bir şey yoktur ve onun masrafı (arazi sâhiblerince) öde­nir.."[36][36]

14- Hurma Ağaçları Ve Üzüm Bağları (Müsâkat) Muamelesi Babı

Bu bâbtaki hadislerin tercemesine geçmeden önce Müsâkat'ın tarifini yapalım. Çünkü bu bâbtaki hadisler Müsâkat'ın meşruluğu hakkındadır.

Müsâkat kelimesi Sakıy kelimesinden alınmadır. Sakıy kelime­sinin lügat mânâsı sulamaktır. Müsâkat fıkıh ıstılahında şuna deni­lir : Hurma ağaçları ve üzüm asmaları sahibi bunu bir adama tes­lim eder. Adam bunların sulama, islah ve her türlü bakın* işlerinigdrür. Elde edilen meyvalar pazarlığa göre aralarında taksim edilir. Bu işleme âit yapılan akid Müsâkat'dır. Müsâkafın hükmü ve han­gi ağaçlar için yapılabileceği konusundaki ilmi görüşler hadislerin izahı bölümünde verilecektir. Ekinler hakkında yapılan benzerî işle­me Müzâraa, Muhabere ve Muhâkale ismi verildiği bundan önce ge­çen bâblarda anlatılmıştı. Şu halde bahçe sahibi ile bahçıvan ara­sında yapılan ortaklık akdine Müsâkat denilir. Tarla sahibi ile tar­layı ekip biçen ziraatçı arasında akdedilen ortaklığa Müzâraa, Mu­habere ve Muhâkale veya Haki ismi verilir.

2467) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâkü ankümâydan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî   (Hayber arazisinden) çıkan meyvadan ve ekinden yansı Hayber (in yahûdi) halkına âît ol­mak üzere onlarla (müsâkat ve müzâraa) muamelesini yaptı."

2468) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâkü anhümâ)'dzn; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber hurmalıklarını

ve arazisini bundan alınacak meyva ve ekinin yarısı    karşılığında

Hayber (m yahûdî) halkına (müsâkat ve müzâraa muamele usûlü

ile) verdi."

Not : Zevald'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Hakem bin Uteybe'nln Mıksem'den yalnız dört hadis rivayet ettiğini ŞuTse söylemiştir. Bu­radaki fbn-1 Ebl Leyla'nın adı Muhanuned bin Abdirrahman olup zayıf bir rftvldir.

2469) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ank)'den;  Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber*! fethedince bu­rayı (yâni buranın hurmalıklarını ve tarlalarını yerli halkına) mey­va ve ekinin yansı karşılısında (Müsâkat ve müzâraa usûlü ile) verdi."

Not: Zevâid'de söyle denilmiştir. Bunun senedinde bulunan Müslim bin Keysan'ın zayıf olduğunu Ahmed. tbrvi Muin ve başkaları söylemiştir.[38][38]

15- Hurma Ağaçlarını Telkih (Döllendirme) Babı

2470) Talha bin Ubeydillah[40][40]

İzahı

Bu iki hadisi Müslim Fadâil kitabında rivayet etmiştir. Müslim'in   Âişe   ve   Enes1 den   olan rivayetinde Resûl

Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) :«Dün­yanızın işini siz daha iyi bilirsiniz.» buyurmuştur.

Telkih ve Te'bîr Arap dilinde müteaddid mânâlara gelir. Bura­da hurma çiçeklerini döllendirme mânâsına gelmiştir. Bilindiği gibi meyva çiçeklerinde döllenme işi rüzgâr ve böcekler vasıtasıyla ya­pıldığı gibi başka yollarla da yapılabilir. Bu işe bazen tozlaşma da denilir- Hurma çiçeklerinde yapılan dölleme şekli hadîsin metninde anlatılmıştır. Erkek hurma çiçeğinden bir parça alınıp dişi hurma çi­çeğine yerleştirilir. Döllenen hurma çiçeklerinin verdiği hurma ol­gun ve dolgun olur. Döllenmeyen ağaçların hurmaları ise Şıys olur. Şıys kelimesi lügat kitablarmda adî hurma ve çekirdeği pekişme­miş hurma mânâlarına açıklanır.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in «Dölleme işinin bir yarar sağlıyacağını sanmıyorum» sözü ile ilgili olarak Sindi: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu sözünde doğrudur ve aksi çıkmamıştır. Çünkü gerçekten öyle sanıyordu. Eğer dölleme­nin bir yarar sağladığım sandığı halde yarar sağladığını sanmadığı­nı söylemiş olsaydı, sözünün hilafı çıktı diye bir şey hatıra gelebi­lirdi. Hâşâ böyle bir şey söz konusu değildir. Resûl-i Ekrem (Aley­hi's-salâtü ve's-selâm)'in buyurduğu "Ekzibe" fiili de yanılma mâ­nâsına yorumlanır. Yâni dînî bir hükmü bildirirken O'nun yanılma­sı mümkün değildir, demiştir.

N e v e v î    de bu hadîslerin şerhinde özetle şöyle, der   :

"Resûl-i Ekrem   (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in, şer'i bir meselehakkında kişisel ictihâdda bulunduğu zaman bununla amel etmekve buna uymak zorunludur. Fakat dünya işleri hakkında şer'î birhüküm olmamak üzere kişisel görüş ve danışma mâhiyetinde birsöz söylerse buna uymak dînen vâcib değildir. Hurma ağaçlarının döllenmesi meselesi hakkında buyurduğu ilk söz bu nevidendir. Bu­nun içindir ki «Dünya işini siz daha iyi bilirsiniz.» buyurulmuştur.

Âlimler yukardaki durumu beyân ettikleri gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in hurma döllenmesine âit sözünün bir durumu bildirmek değil bir zannı ifâde etmekten ibaret olduğunu, nitekim bâzı rivayetlerde bunun belirtildiğini söylemişlerdir. Dün­ya işleri hakkında O'nun bir zan sahibi olması ve zannettiği duru­ma aykırı bir durumun belirmesi O'nun için bir noksanlık sayılamaz. Bir peygamber'in bir dünya işinde yanılabilmesinin sebebi ise on­ların din işlerine önem vermeleri ve dünya işleriyle pek iştigal et­memeleridir."

İkinci hadîste geçen;  sözündeki; kelimesi  "Şe nu" diye okunabilir. Şe'n kelimesi Arap dilinde durum, hâl, iş, taleb, önemli iş, büyük iş, büyük hâl, huy, tabiat gibi mânâlara gelir. Bir de şuur mânâsına gelir. Müslim' deki rivayet bu son mânâyı kuvvetlendirdiği için böyle terceme ettim.

Bu kelime "Şe'ne" şeklinde de okunabilir kanısındayım. Bu tak­dirde mefûl-i mutlak durumunda olup onu nasbeden fiil "İş'enû"dur. Ve mânâ şöyle olabilir : «Dünya işinize kendiniz yönelinîz, sarılınız, bakınız...»

Sözü edilen kelime "Şeene" diye hareketlenmiştir. Bunun bir ka­lem hatâsı olduğu kanaatin dayım. Çünkü gerek gramer ve gerekse lügat   bakımından uygun bir mânâ bulamadım.[42][42]

16- Müslümanlar Üç Şeyde Ortaktırlar, Babı

2472) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'âan rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta ve ateşte. Bunun (satılmak suretiyle alman) bedeli de haramdır.»

Ebû Saîd demiş ki: Sudan maksad akar sudur."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Abdullah bin Hırâş'ı Ebû Zur'a, Buhâri ve başkaları zayıf saymışlar. Muhammed bin Ammâr el-Mevsıli de : O, kezzâbtır, demiştir.                                                              

2473) Kbû Hüreyre (Radıya/Iâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellcnt) şöyle buyurmuştur :

«Üç şey vardır ki vermemezlik edilmezler: Su, ot ve ateş.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu, sahih bir isnaddır ve râvileri mev­suk (güveniliri zâtlardır. Çünkü Muhammed bin Abdillah bin Yezid Ebû. Yahya el-Mekkî'yi Nesâî, İbn-İ Ebi Hatim ve başkaları sıka saymışlardır. Senedin kalan râvîleri de Buhâri ile Müslim'in şartı üzeredirler.

2474) Âişe (Radtyatlâhü  anhâ)\\-An  rivayet edildiğine  göre  kendisi (bir gün Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) :

Yâ Resûlallah! Vermemezlik edilmesi helâl olmayan şey nedir? diye sordu. Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Su, tuz ve ateş», diye cevab verdi, Âişe dedi ki: Ben:

Yâ Resûlallah!   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   Şu suyu   (esirgememeyi)   anladık. Peki, tuz ve ateşin durumu nedir? diye sordum.

Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bana hitaben) :

«Yâ Humeyrâ!  Kim bir  (parça)   ateş verirse, o ateşin pişirdiği yemeğin tamamını sadaka etmiş gibi (sevab kazanmış) olur. Ve kimbir (parça) tuz verirse, o tuzun güzelleştirdiği yemeğin tamâmını sadaka etmiş gibi (sevab kazanmış) olur. Kim Su bulunan yerde bir müslümana bir içim su içirirse bir rakaba (köle - câriye) yi âzadla-nuş gibi (sevab kazanmış) olur ve kim su bulunmayan yerde bir müslümana bir içim su içirirse onu ihya etmiş gibi (sevab sahibi) olur.»"

Not ;    Zevâid'de şöyle denilmiştir : Râvi Ali bin Zeyd bin Ced'ân'm zayıflığı nedeniyle bu sened zayıftır.[44][44]

17- Nehirlerin Ve Pınarların Iktâı (Devlet Büyüğünce Bir Kimseye Verilmesi) Babı

Bu babın hadîsinin tercemesine geçmeden önce Iktâ kelimesini açıklıyayım:

E 1 - K a a r i: İktaa: Yerin belirli bir kıtasını bir kimseye ver­mektir, demiştir. Avnü'I-Mabûd yazarı da: İktaa: Sâhibsiz bir ara­ziyi belirli kimselere tahsis etmektir. Bu arazi bir toprak parçası ola­bildiği gibi bir maden ocağı ve çevresi de olabilir. Böyle bir tahsis yapılınca başkası o yerden yararlanamaz. Böyle bir tahsisin yapı­labilmesi için o yerin herhangi bir kimsenin malı olmaması gere­kir.

İbnü't-Tin de: Bir tahsisin İktaa sayılabilmesi için bir ara­zi veya akar olması şarttır. İktaa ancak sulh yoluyla fethedilen top­raklarda uygulanabilir. Bir müslümanın veya andlaşmalı bir gayr-i müslim'in mülkiyetinde bulunan bir gayr-i menkûlde İktaa olamaz. İktâa mülkiyet veya intifa hakkının verilmesi şeklinde yapılabilir.

Hangi arazi ve mâden türünde İktaa olabileceği ve hangisinde yapılamıyacağı hususu hadîsin izahı bölümünde anlatılacaktır.

2475) Ebyad bin Hammâl (RadtyaUâhü <mJı)'<\en rivayet edildiği­ne göre :

Kendisi Me'rib Şeddi Tuzlası denilen tuzlayı (bağış veya satış yoluyla Resûl-i Ekrem CAleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'den) istedi. (Re~ sûl-i Ekrem (Aleyhi's-saiâtü ve's-selâm) de) bu tuzlayı kendisine ver­di. Sonra el-Akra' bin Habis et-Temîmî (Radıyallâhü anh) Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma vararak:

Yâ Resûlallah! Ben câhiliyet devrinde (yâni müslüman olmadan önce) o tuzlaya vardım (gördüm). O tuzla susuz bîr arazidedir. Kim oraya varırsa tuz alır. Ve o tuz kesintisiz su gibidir (devamlı bulu­nur), dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebyad bin Hammâl'den bu tuzla tahsis akdini kaldırmasını istedi. Eb­yad bin Hammâl da (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e) :

Anılan tuzlayı (ben(im tarafım)dan bir sadaka kılman üzere tahsis akdini kaldırmak hususunda senin isteğini kabul ettim, dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)de:

«O (tuzla) senden bir sadakadır ve kesintisiz devam eden su mislidir. Kim ona varırsa onu(n tuzunu) alabilir (Yâni müslüman-larm müşterek malıdır)   buyurdu.

(Müellifimizin şeyhinin şeyhi) Ferec (bin Saîd) : O tuzla bugün de o durum üzerinedir. Kim ona vardıysa onu(n tuzunu) alır, demiş­tir.

(Râvî) demiştir ki:

Ebyad bin Hammâl tuzlanın tahsis akdini kaldırmakla Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in isteğini kabul edince Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve,Sellem) bu (tuzla)nın yerine kendisi­ne Cürf-i Mürâd'da bir arazi ve hurma ağaçlarını verdi."[46][46]

18- Su Satmaktan Nehiy Babı

Üç Hâl TiTcemesi

Ebyad bin Hammâl (R.A.) Yemen'in Me'rib şehrindendir. Medîne-i Münevve-re'ye gelerek sahâbilik şerefine kavuşmuştur. Bir kavle göre Veda haccı yapılır­ken Resûl-i Ekrem (S.A.V.)'i ziyaret ederek sahâbîlik mertebesine erişmiştir. İbn-i Sa'd'm dediğine göre Ezd kabilesindendir. Bu zâtın dokuz hadisi var. Tir-mizî, Ebû Dâvûd ve İbn-i Mâceh onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. (Hulâsa: 44)

Akra' bin Habis (R.A.) Mekke fethinden sonra Peygamber (S.A.V.)'e gelen Temim kabilesi eşrafından kumlu hey'ette idi. Bu zât Mekke fethi ve Huneyn savaşlarında Peygamber (S.A.V.)'in maiyetinde idi. Irak ve Enbâr fetihlerinde Hâlid bin el-Velid (R.A.)'m ordusunda öncü birliklerin kumandam olarak sava­şan bu zâtın asıl isminin Ferrâs olduğu söylenmiştir. Akra'm lügat mânâsı kel demektir. Bu zâtın başının bir bölümündeki kıllar döküldüğü için Akra' lâkabını almıştır. Gerek İslâmiyetinden önce ve gerekse bundan sonra eşraftan idi. Abdul­lah bin Âmir onu bir askerî kuvvetin başında Horasan tarafına göndermişti. Bu seferinde el-Cûzcâni'de şehid edildi. (Üsdü'1-Gâbe : I. C, Sah. 131)

Perec bin Saîd bin Alkame bin Eybad bin Hammâl el-Me'ribi, babasının amca­ları Sabit ve Cübeyr'den rivayette bulunmuştur. Rivayetlerinde bir beis bulunma­dığı Ebû Zur'a tarafından ifâde edilmiştir. Ebû Dâvûd ve İbn-i Mâceh onun riva­yetlerini almışlardır. (Hulâsa: 308)

2476) İyâs bin Abd  {Ebû  Avf)   el-Müzenî  (Radıyattâhü anlı)  bâzı insanların su sattığını görünce   (onlara)   şöyle dediği  rivayet olunmuştur:

Su satmayınız. Çünkü ben Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)den   (ihtiyaç fazlası)  suyun satılmasını yasakladığını işittim."

2477) Câbir (bin Abdillah) (Radıyallâhü anhümâ)\\an\ Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) suyun fazlasını satma­yı yasakladı."[48][48]

19-  (İhtiyaçtan)   Artan Suyu   (Başkalarının Hayvanlarından)   Esirgemek Yüzünden (Bunların) Meradan (Yararlanmalarına) Engel Olmanın Yasaklığı Babı

2478) Ebû Hüreyre (Radıyallâkü a«/t)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Herhangi biriniz (ihtiyacından) artan suyu (başkalarının hay­vanlarından) esirgemek yüzünden (bunların) meradan (yararlan­malarına) engel olmasın.» "

2479) Âişe (Radıyallâhü <wAâ/dan rivayet edildiğine göre; Resûlul-)ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«(İhtiyaçtan) artan su (başkasından) esirgenemez ve kuyunun (ihtiyaçtan)  artan suyu  (kimseden) esirgenemez.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan Harise bin Ebi'r-Ricâl'm zayıf olduğunu Ahnıed ve başkası söylemiştir. İbn-i Hibbân da bu hadîsi kendi sahihinde, içinde İshâk'ın bulunduğu bir senedle rivayet etmiştir. İshâk da tedlisçidir.

tyâs fcin Abd (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

İyâs bin Abd veya bin Abdillah el-Müzenî Ebû Avn veya Ebû Avf el-Hicâzl sahâbîdir. Bir hadîsi vardır. — Burdaki hadîstir — Hâvisi Abdurrahman bin Mu-tim Ebü'I-Minhâl'dır, Buhârî : Bunun sahabüiği bilinmiyor, demiştir. Fakat İbn-i Ebi Hatim : O, sahâbîdir. Ben babamdan ve Ebû Zur'a'dan onun sahâbî olduğu­nu söylediklerini işittim, demiştir. Sünen sâhibleri onun hadîsini rivayet etmiş­lerdir. (Hülâsa: 42)[50][50]

Kişinin Kendi Arazisindeki Kuyu Suyuna Âit Hüküm

1. Hanefî mezhebine göre bir kimsenin kendi arazisi için­de kazıp imar ettiği kuyu suyu kesilmez durumda ise bu su onun malı sayılmaz. Kendisi için öncelik hakkı bulunmakla beraber ihti-

yacmdan artan fazla sudan başkası istifâde edebilir. Yâni kuyu sa­hibinin izni olmasa bile oraya bir mil mesafede başka su bulunma­dığı takdirde başka adamlar o sudan içebilir ve hayvanlarını suvara­bilir. Fakat tarlalarını sulayamaz. Ancak şu var ki, kuyu sahibi izin vermedikçe kimsenin onun tarlası ve arazisi içine giremez. Bu iti­barla kişinin arazisi içinde bulunan bu nevî kuyu ve havuzdan su iç­mek veya hayvanını suvarmak isteyen kimse için arazi sahibi ya su çıkarır veya arazisine girmeye izin verir. Kuyu sahibi bu iki şık­tan birisini tercih etmek mecburiyetindedir. Çünkü oraya bir mil mesafeye kadar mubah su bulunmadığı için insan ve hayvanın iç­me su ihtiyacının giderilmesi mecburiyeti vardır. Bu hak hayatî bir Önem taşıdığı için mülk sahibi su isteyen kimseye su vermediği ve su isteyenin veya hayvanlarının susuzluktan telef olması tehlikesi olduğu zaman su isteyen kişi zorla onun arazisinin içine girip su alma hakkına sâhibtir. Ancak onun kuyu veya havuz kenarını boz­mak gibi bir zarara sebebiyet vermemek de şarttır.

Hülâsa kişinin kendi arazisi içinde kazdığı kuyu veya yaptığı havuz suyu kesintisiz ise yâni ondan alınacak su yerine yeniden su geliyor ise bu su mülk sahibinin mülkiyetine girmiş sayılmaz. Do­layısıyla başka kimselerin de bu suda hakkı vardır. Mülk sahibi ken­di ihtiyacını giderdikten sonra artan suyu bedava olarak insanların ve hayvanlarm içmesine açık tutmak durumundadır. Onların da hakkıdır. O çevrede başka su bulunmadığı takdirde mülküne zarar vermemek kaydiyle başkası kuyu ve havuzdan su alır veya mülk sahibi ona su verir.

Kuyu suyu kesilir durumda ise, bu su fıçı ve küpe alınan su hükmündedir. Yâni sahibinin mülkiyetine girmiş kabul edilir ve bunda kimsenin ortaklık hakkı kalmamış olur.

Kuyu sahibi kendi mülkünde kazdığı kuyu suyundan başkasının bahçe veya tarlasına su vermek mecburiyetinde değildir.

2. Şafiî mezhebine göre bir kimsenin arazisi içinde kendi­liğinden veya çalışıp uğraşmak neticesinde çıkan kuyu ve pınar su­yu mülk sahibinin malıdır. İhtiyacından artanı bedava olarak baş­kasının arazisinin sulanması için vermek mecburiyetinde değildir. Fakat şu şartlar tahakkuk ettiğinde başkasının hayvanlarının suva-nlmasina bedava vermek mecburiyetindedir: Su ihtiyacım duyan hayvan sahibinin o çevrede başka su bulamaması, orada bir meranın bulunması suyun çıktığı yerde su sahibinin hayvanları, ekinleri ve bahçeleri için duyulan su ihtiyacının giderilmesi, hayvanların su sahibinin arazisine girmesi yüzünden ekinlerine veya başka malına zarar verilmemesi.[52][52]

İzahı

Bu hadis Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir. Süneni-mizin 15. numarasında da ayni hadîs geçti. Orada gerekli bilgi veril­miştir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) önce sulh yoluy­la ve Z ü b e y r ' in asgarî ihtiyacını gidermek suretiyle suyu kom­şusuna salıvermesi yolunda hükmetmiş. Sonra da şer'i hükmü be­yân etmiştir. Şikâyetçinin müslüman veya münafıklardan olduğu yolundaki görüşleri orada beyân ettiğim için burada tekrarlamaya gerek görmüyorum.

Hadîsin konumuzla İlgili yönünü açıklamakla yetinelim : Şirb: Sudan isabet eden pay anlammadır. Fıkıh ıstılahında ise ekin bahçe ve hayvan sulamak için sudan yararlanma nöbetine de­nilir. Bu bâbta rivayet edilen hadisler ekin ve bahçelerin sulama nö­beti hakkında olduğu için bunlara âit su nöbeti mânâsı kasdedü-miştir.

Evdiye: Vâdi'nin çoğuludur, dereler demektir. Burada kasdedi-

len mânâ derelerde akan sel, yağmur sulan ve çaylar gibi umûma âit sulardır. Bu nevî sular kimsenin malı değildir. Müslümanların ortak malıdır. Herkes bunu içmek, temizlik işlerinde kullanmak, hay-

vanlarını sulamak hakkına sâhibtir. Tarla ve bahçeleri sulama hak­kına gelince bunu aşağıda anlatacağım.

Şirâc: Şerc'in çoğuludur. Su yolları ve arkları anlammadır.

Harre : Siyah taşlı arazi anlammadır. Kastalâni1 nin de­diğine göre burada kasdedilen mânâ Medine-i Münevve-r e ' nin   bir semtidir.

Cennetle müjdelenen 10 sahâbîden olan Zübeyr (Radıyal­lâhü anh), Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in halası S a-f i y y e tRadıyallâhü anhâ) bint-i Abdulmuttalib'in oğludur. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in halalarından yalnız    S a f i y y e    (Radıyailâhü anhâ) müslüman olmuştur.

Cedi*: Duvar, demektir. Bir kavle göre burada ağaçların kökü mânâsı kasdedilmiştir. Diğer bir kavle göre ağaçların sulanması için bahçede açılan küçük arklar ve cetveller kasdedilmiştir. Diğer bir kavle göre her ağacın etrafında açılan çukurcuklar anlamı kasde­dilmiştir.[54][54]                                  

İzahı

S a'l e b e (Radıyallâhü anh) ile Ubâde (Radiyallâhü anh) 'in hadîsleri Zevâid türündendir. Amr bin Şuayb'm dedesinin hadisini   Ebû   Dâvûd   da rivayet etmiştir.

Mehzûr: Hicaz'da Beni Kurayza isimli yahûdi kabilesine âit bir derp ismidir. El-Bekri' nin el-Mucem'de be­yân ettiğine göre Medine-i Münevvere'de bir deredir. Diğer bir kavle göre Medîne-i Münevvere çarşısının olduğu yerin ismidir. Îbnü'1-Esîr ile el-Münzirî' nin dediklerine göre Medîne-i Münevvere çarşısının ol­duğu yerin ismi   Mehzûr' dur.

Avnü'l-Mabûd yazarı şöyle der:

"Hadîsteki "A'Iâ"dan maksad suyun çıktığı yere en yakın olan­dır. (Buna göre hadîsteki "Esfel"den maksad da suyun çıktığı yere A'lâ'ya nazaran yakın olmayan demektir.)

Bu hadîsler, arazisi suyun çıktığı yere yakın olan kimsenin ara­zisini sulama hakkma sahip olduğuna, suyu insan ayağının topuk­larına varıncaya kadar arazisi içinde tutabildiğine ve bundan son­ra suyu aşağıdaki komşusuna salıvermesinin gerektiğine delâlet eder. Bu hüküm derelerde akan sular, sel suları ve kuyu (yâni sahipsiz olan kuyu) suları hakkındadır.

İbnü't-Tîn: Tarla ve bahçe sahibinin suyu tutma mikda-rı hakkında Cumhurun görüşü suyun insan ayağı topuklarına va­rıncaya kadar tarlada birikmesidir. îbn-i K i n â n e ise bu mikdan hurmalıklara ve ağaçlara tahsis ederek; Ekinlere gelince su ayakkabı bağlarına —nalin tasmasına— varıncaya kadar tutu­labilir. Bundan sonra salıverilir, demiştir. T a b e r i de şöyle de­miştir : Araziler değişiktir. Her arazi için yetecek mikdar tutulur, diye bilgi vermiştir,[56][56]

21- Su Taksimi Babı

2484) kesir bin abdillah bin Amr bin Avf el- Müzeni’nin dedesin den rivatet edildiğine göre: Resulullah sallallahü Aleyhi ve sellem şöyle buyurdu, demiştir:

Atlar sulama gününde diğer hayvanlardan önce sulanır.[58][58]

22- (Sâhibsiz Arazide Kazılan)  Kuyunun Harim’i Babı

Harlm: Himâyesi gerekli olan her yere denilir. Evin harîmi, evin hak ve menfaatleri için çevresindeki yerlerden himaye edilme­si gerekli bölümdür. Meselâ mevât yâni sâhibsiz bir arazide inşâ edilen evin giriş cebhesinde eve girip çıkmak için gerekli yer, sü-pürülecek kar, çöp ve ateş külünün atılacağı yerler o evin harimidir.. Bu yerler ev sahibinin tasarrufu ve himâyesi altına girmiş olur. Baş­ka bir adam bu yerlerde tasarruf edemez. Kuyunun harîmi de ku­yu yarar ve haklan için kuyu sahibinin himâyesi altında tutulması gerekli olan kuyunun çevresidir. Bu çevre ile ilgili bilgi bu bâbtaki hadislerin izahı bölümünde anlatılacaktır.

2486) Abdullah bin Muğaffel[60][60]

23- Ağaçların Harîmi (Nîn Beyânı)  Babı

2488) Ubâde bin es-Sâmit (Radtyallâhü anhydtn;  Şöyle demiştir:

Hurma bahçesi (yakın) ında (ki sahipsiz arazide başka bir) ada­mın bir, iki, üç tane hurma ağacı bulunup, sonra (bahçe sahipleri ile adam) bu ağaçların haklan hususunda ihtilâfa düştüler. Resûlul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemi bunun hakkında şöyle hüküm verdiî

Ağaçların bulunduğu araziden beher ağacın boyu kadar olan çevresi o ağacın harım i d îr."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi munkaü, zayıftır. Çünkü îshak bin Yahya TTbâde (R.A.)'a ulaşamadığı halde ondan rivayette bulunmakta­dır,   

2489) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Hurma ağacının harı mi onun dallarının uzunluğu (kadar) dır.»"

Not :   Bunun senedinin zayıf olduğu. Zevâid'de bildirilmiştir.[62][62]

24- Bir Taşınmaz Malı Satıp Da Bedelini O Malın Misline  (Yâni Bîr Taşınmaz Mala) Koymayan (Yâni Satın Alınmasında Kullanmayan)   Kimse(Nin Durumunun Beyânı)  Babı

2490) Saîd bin Hureys (Radıyallâhü anh)'den. Şöyle demiştir: Ben Resûlullah   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim,  bu­yurdu ki t

*Kim bir ev veya akar satıp da bedelini bunun misline koymaz (yatirmaz) ise o kimse, (aldığı) bedelin kendisine mübarek olmama­sına müstahak olur.»

Bu hadîs kısmen değişik ikinci bir sened ile ayni sahâbîden mer-fû olarak müellife intikal etmiştir."

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Saîd İsin Hureys'in hadîsinin senedinde İsmâîl bin İbrahim vardır. Buharî, Ebû Dâvûd ve başkası bu râvîyi zayıf saymış­lardır. Buhârî, Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâî'ye ait beş kitabta Said bin Hureys'in hiç bir hadîsi yoktur. Müellifin süneninde d© bundan başka hadisi yok-

2491) Huzeyfe bin el-Yemân (RadtyaUâkü ank)'âen rivayet edildiği­ne göre ResûluHah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim bir ev satıp da bedelini onun misline koymaz  (yatırmaz) ise ev (in bedeli) o kimse için mübarek olmaz.»1'

Not :   Zevâid'de şöyle denilmiştir:   Bunun senedinde bulunan Yûsuf bin Meymûn'u Ahmed ve başkası zayıf saymışlardır.[64][64]


[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/569-570

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/573

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/576-577

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/578-579

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/581

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/581-582

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/584

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/586-587

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/587-588

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/589-590

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/592-593

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/594-595

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/596-598

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/600-602

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/602-603

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/604

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/606-607

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/608-609

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/611-614

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/5-7

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/8-9

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/11-13

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/15-18

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/19-20

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/22-23

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/25-26

[54][54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/27-30

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/31-33

[58][58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/34-36

[60][60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/36-37

[62][62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/39-40

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/42-43

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

41 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk