Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceSadakalar Hadisleri

Sadakalar Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

SADAKALAR KİTABI 3

1- (Verîlen) Sadakaya Rücû (Dönüş) Yapma Babı 3

2- Bir Malı Sadaka Olarak Verip Sonra Onun Satışa Arz Edildiğini Gören Kişi O Malı Satın Alabilir Mi?. Babı 3

3- Bir Sadaka Verip Sonra Ona Mirasçı Olanın Babı 4

4- (Malını) Vâkıf Edenin Babı 5

Hadisten Çıkarılan Diğer Fıkıh Hükümleri Şunlardır, 6

5- Ârîye (İntifa Hakkı Geçici Ve İvazsız Olarak Verilen Mal) Babı 6

6- Vedia (Hıfz Edilmek Üzere Bırakılan Emânet)  Babı 8

7- Emanetçi Kişi Emânet Bırakılan Malda Ticâret Edip Kâr Sağlar, Babı 8

8- Havale Babı 9

9- (Boçluya) Kefil Olmak Babı 11

Yukardaki İki Hadisten Çıkarılan Hükümler 12

10- Borcunu Ödemek Niyetiyle Borçlanan Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 13

11- Ödeme Niyetinde Olmayarak Bir Borç İle Borçlanan Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 14

12- Borçlanma Hakkında Teşdid Babı 14

13- Kîm Bîr Borç Veya Bakıma Muhtaç Âîle Bırakır (Ölür) İse (Borcunu Ödemek Ve Ailesine Bakmak) Allah'a Ve Resulüne Âittîr. Babı 16

14- Fakirin Borcunu Erteleme Bâbı 17

15- Hakkı Güzelce İstemek Ve Günahlara Girmekten Sakınarak Almak Babı 18

16- Borcu  Güzelce Ödeme   (Faziletinin Beyânı) Babı 18

17- Hak Sahibi   (Hakkını İstemekte»  Bir Nüfuza Sâhibtir, Babı 20

18- Borçtan Dolayı   (Borçluyu)  Hapsetmek Ve Mülâzeme (Alacaklının Onun Yakasına Yapışması) Babı 21

19- Karz (Borç Para Ve Mal Verme Faziletinin Beyânı) Babı 23

20- Ölü Yerine Borç Ödeme Babı 26

21- Üç Şey Vardır Ki Kim Bunlar İçin Borçlanırsa Allah (Kıyamette) Onun Yerine Borçlarını 28

(Hazînesinden) Öder, Babı 28


SADAKALAR KİTABI

1- (Verîlen) Sadakaya Rücû (Dönüş) Yapma Babı

2390) Ömer bin el-Hattâib (Radıyallâkü ««*;'dcn rivayet edildiğine ; ResCıluDah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (kendisine) :

«(Vermiş olduğun) sadakana dönüş yapma.»"

2391) Abdullah bin el-Abbâs (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edil­diğine «öre; ResûhiHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Sadaka verip sonra sadakasına dönüş yapan kimsenin durumu, kusan sonra dönüp kusmuğunu yiyen köpeğin durumu gibidir.»"[2][2]

2- Bir Malı Sadaka Olarak Verip Sonra Onun Satışa Arz Edildiğini Gören Kişi O Malı Satın Alabilir Mi?. Babı

2392) Ömer  (bin el-Hattâb)   (Hadtyallâhü anh)'âen  rivayet edildi­ğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken kendisi (yaya bir mücâhide) bir atı sadaka olarak vermiş, bir süre sonra at sahibinin atı noksan fiyatla satmak istediğini görmüş ve bunun üze­rine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e giderek ata müşte­ri olmasının hükmünü sormuştur. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de (Ömer'e) :

«Sadakam satın alma,» buyurmuştur."

2393) Zübeyîr bin el-Avvâm (Radtyallâhü anhyden rivayet edildi­ğine Röre:

Kendisi gamr veya gamre denilen bir atı sadaka olarak (birisi­ne) vermiş sonra o attan olduğu söylenen erkek veya dişi kir tayın satışa arz edildiğini görmüş ve (onun atından olduğu için) tayı sa­tın almayı bırakmıştır."

Not:   Bunun senedinin sahih olduğu, Zey&id'de bildirilmiştir,[4][4]

3- Bir Sadaka Verip Sonra Ona Mirasçı Olanın Babı

2394) Büreyde   (bin el-Husayb)   (Radıyallâkü anh)'âen; Şöyle de­miştir :

Bir kadın, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek: Yâ Resul al lan! Ben anneme  (genç)  bir cariyeyi sadaka olarak verdim. Annem de öldü  (ve o cariyeyi bıraktı), dedi. Bunun üzeri­ne Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (kadına) şöyle bu­yurdu i

-Allah seni sevablandırdı ve (cariyeyi) mirasla sana geri verdi.-"

2395) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs) (Radt-yallâhü ankümyden; Şöyle demiştir :

Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek: Yâ Resûlallah! Ben anneme bir bahçemi verdim. (Sonra) annem de öldü ve benden başka mirasçı bırakmadı, dedi. Resûlullah  (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de (adama) şöyle buyurdu: «Senin sadakan tam oldu. Bahçen de sana döndü.»"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir : Amr bin Şuayb'ın hadisini delil gösteren­lerin yanında bu sened sahihtir.[6][6]

4- (Malını) Vâkıf Edenin Babı

2396) (Abdullah) bin Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edil­diğine göre:

(Babası) Ömer bin el-Hattab (m ganimet payı) Hayber'de (Semg denilen hurmalık) bir araziye isabet etti. Sonm Ömer (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeüemVİn yanına gidereki

Yâ Resülaliah! Hayber'de(ki ganimetten) öyle bir mal bana isa­bet etti ki benim nazarımda bundan daha azizi ve güzel bir malı şim­diye kadar hiç elde etmedim.    Bana ne emir buyurursun? diyerek

(araziyi hayır için değerlendirme şekli hakkında)    O'ndan emir is­tedi.    Bunun üzerine Resûl-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)(kendisine) :

«Dilersen arazinin aslını vakfedersin ve onun mahsullerini sa­daka edersin,» buyurdu.

İbn-i Ömer demiştir ki: Sonra Ömer bu arazi hakkında şu (şartlı vakıf) işlemi yaptı: Malın aslı satılamaz, hibe edilemez ve ona mi­rasçı olunamaz. Ömer onun gelirini fakirlere, vâkıfın yakın akra­basına, esaretten kurtulmak isteyen kölelere, Allah yolunda savaşan mücâhidlere, yolculara ve konuklara sadaka kıldı. Bu maun müte­vellisi olan kimsenin bundan mal biriktirmeksizin ve mülkiyetine te­câvüz etmeksizin gelirinden örfe göre yemesinde veya bir dostuna yedirmesinde bir günah yoktur."

2397) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâyâan rivayet edil­diğine g.'ire (babası) Ömer bin el-Hattâb:

Yâ Resûlullah! Şüphesiz ben, Hayber'deki yüz sehimdik malım) -dan bana daha sevimli bir malı hiç bir zaman elde etmedim. Ben bu­nu sadaka etmek istedim, dedi. Bunun üzerine Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem)  (ona) :

«Onun aslını vakfet ve mey vasim Allah yoluna tahsis eti» bu­yurdu.  

(îbn-i Mâceh'in şeyhi) İbn-i Ebi Ömer: Sonra ben bu hadisi baş­ka bir yerde kitabımda şu sen e di e gördüm dedi ve senedi beyân ede­rek : Ömer (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir, diyerek bunun mislini nakletti."[8][8]

Hadisten Çıkarılan Diğer Fıkıh Hükümleri Şunlardır,

1. Vakıf malı, satılamaz, hibe edilemez ve vâris olunamaz. Yâ­ni vâkıfın ölümü hâlinde mirasçıları vakıf malını kendi mülkiyetle­rine geçiremezler. Vâkıfın şartlarına uymak mecburiyeti vardır.

2. Vâkıfın koşacağı şartlar geçerlidir.

3. Vakıf işi fazilet ve sevabı yüce olan bir hayır yoludur. Vo-klf »daka-i câriyedir.

4. Şifinin sevdiği değerli malını vakfetmesi veya başka yolla, Allah yolunda harcaması fazileti yücedir.

5. Hadis   Ömer    (Radıyallâhü anh) 'm faziletini ifâde eder.

6. Hayır yollarında ve diğer işlerde fazilet ehline danışma ya­pılmalıdır,

7. H a y b e r   bölgesi savaşla fethedilmiş olup arazisi gaziler arasında taksim edilmiştir. Gaziler kendi paylarına düşen emlâk ve arazide tam tasarruf hakkına sâhib kılınmışlardır.

8. Kişi yakın akrabalarına vakıf yapabilir ve böyle yapmak fa­zileti mûcibtir.

9. Mütevelli örf ve âdete uygun biçimde vakıf gelirinden bir mikdanm kendi yiyecek ve giyeceğine harcayabilir.    Fakat bunda aşırılık edemez."

T i r m i z i   de bu hadisi rivayet ettikten sonra: Sahâbller ile başkaları bu hadîsle amel etmişlerdir. Arazilerin ve başka mallarınvakfedilmesinin meşruluğuna muhalefet eden bir kimseyi mütekad-dim âlimler arasmda da görmüyoruz, demiştir.

Tuhfe yazarı da özetle şöyle der:

"Tahâvi, İsâ bin Ebân'ın şöyle dediğini anlatır: Ebû Yûsuf, vakıf malının satılmasının câizliğini söylüyordu. Sonra Ömer (Radıyallâhü anh) 'm bu hadîsi kendisine ulaşınca: Bu hadîsi î b n - i A v n' den kim işitti, diye sordu. Bunun üze­rine tbn-iAliyye bu hadîsi Ebû Yûsuf'a rivayet etti. Bunun akabinde Ebû Yûsuf: Artık kimse bu hadise muhalefet edemez ve eğer bu hadis Ebû Hanife'ye ulaş­mış olsaydı o da bununla hükmedecekti, dedi ve vaktin' satılabilece­ğine dâir verdiği fetvadan dönüş yaptı. Nihayet vakıf malının sa-tılamıyacağı hususunda bir ihtilâf kalmamış gibi oldu."

Bu babın ikinci hadîsini Nesâî ve Şafiî de rivayet et­mişlerdir.

Bu hadîste anılan yüz sehimlik arazi parçası bundan önceki ha­dîste anılan ve semğ denilen hurmalık olabilir. Yâni H a y b e r arazisi gaziler arasmda taksim edilirken Ömer < Radıyallâhü anh) 'a yüz senim düşmüş ve bu pay semğ denilen hurmalıktan iba­ret olmuş olabilir.

İbn-i Kfâceh'in şeyhi İbn-i Ebî Ömer bu ha­disi iki senedle rivayet etmiştir. İki seneddeki râviler ayni zâtlar­dan ibarettir. Şufarklaki N âf i'in râvisibirincisenedde Ubey-dullah bin Ömer' dir. İkinci senedde ise Abdullah'-dır.

Bu hadis de bir malın aslını vakfedip mahsûlünü Allah yoluna tahsis etmenin meşruluğuna delâlet eder.[10][10]

İzahı

Ebû Üm â m e (Radıyallâhü anht'ın hadisini Ebû D â-v û d daha uzun bir metin hâlinde rivayet etmiştir. T i r m i z I de Minha ile ilgili cümle hâriç, Ebû Davud'un rivayet et­tiği metnin mislini rivayet etmiştir. Hâl böyle iken Zevâid yazarının bu hadîsi Zevâid türünden saymasının sebebini bilemedim.

Hadisin "Âriye (sahibine) ödenir" mealindeki cümlenin açıkla­ması bölümünde Tuhfe yazarının el-Mirkat'tan naklen beyânına gö­re Turbeştî şöyle demiştir: Yâni âriye sahibine tediye edilir. Âlimler bu cümleyi değişik şekilde yorumlamışlardır. Çünkü âriye'-nin helak olması hâlinde, bedelinin bundan yararlanan kişiye ödet­tirilip ödettirilmiyeceği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Ödettirilir, gö­rüşünde olanlara göre bu cümlenin yorumu şöyledir: Âriye duru­yor ise sahibine aynen tediye edilir. Durmayıp helak olmuş ise onun değeri tediye edilir.

Âriye, telef olduğu takdirde değeri ödettirilmez diyen âlimler ise bu cümleyi şöyle yorumlarlar: Âriyenin, sahibine geri verilme­si masrafı sahibine âit olmayıp karşı tarafça ödenir.

Hadisin "Minha (sahibine) iade edilir" cümlesinin mânâsı şöy­ledir : Yâni minhanın mülk. yet hakkı sahibine aittir. Bundan yarar­lanan kişi bunu sahibine iade etmekle mükelleftir. Meselâ bir adam süt veren ineğini sütünden yararlansın, diye bir adama geçici ve karşılıksız olarak veriyor veya meyva ağacı, meyvasindan yararlan­sın, diye bu şekilde veriyor ya da sebze ve hububat; eksin diye arâzisini veriyor. Minha ismi verilen bu bağış anılan malların mülki­yetine âit değil, sâdece intifa hakkına ve belirli bir süreye aittir. Malın mülkiyet hakkı, mal sahibine aittir. Şu halde yararlanma sü­resi bitince anılan malın sahibine iade edilmesi gerekir.

Ahiye telef olunca sahibi bunun değerini ödettirebilir mi?

Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır. El-Mirkafta Kadı'-dan naklen beyân-edildiğine göre âriye, müstaîrin yâni yararlanmak üzere alan kişinin yanında iken telef olursa îbn-i Abbâs, Ebû Hüreyre, Atâ, Şafii ve Ahmed'e göre âriyenin değeri müstair'e ödettirilir. Şürayh, el-Hasan, Nahai, Ebû Hanîfe ve Sevrî'ye göre ödettirilmez. Çünkü âri­ye, müstaîr'in elinde bir emanet durumundadır. Onun bir kusu­ru olmadıkça kendisine ödettirilmez. Bu görüş Ali ve I b n - i M e s' û d' den de rivayet edilmiştir. Allah cümlesinden râzi ol­sun.

Âriye olarak verilen bir mal müstair'in elinde iken helak oldu­ğu takdirde hangi durumlarda ona ödettirilir ve hangi durumda ödettirilemez, âriye akdi nasıl oluşur ve ne gibi hükümleri vardır? Bu hususlar geniş izahlar ister. Bu itibarla fıkıh kitablarma baş vur­mak lâzımdır.

2400) Semûre  (bin Cündüb)   (Radtyallâhü anhyden rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) şöyle buyurmuştur;

«El, (başkasına âit) aldığı malı, (mâlikine) ödeyinceye kadar o maldan sorumludur.»[12][12]

6- Vedia (Hıfz Edilmek Üzere Bırakılan Emânet)  Babı

2401) Amr bin Şuayb'm dedesi (Abdullah bin Amr bin el-Âs (Radt-valfâkü anhümâ)'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Srllem), şöyle buyurdu, demiştir :

«Bir mal hıfz edilmek üzere kimin yanma emaneten bırakılırsa o kimse üzerine tazminat yükleme yoktur.»"

Not :    Râvi el-Müsennâ ve onun râvisi zayıf oldukları için bu sened zayıftır.[14][14]

7- Emanetçi Kişi Emânet Bırakılan Malda Ticâret Edip Kâr Sağlar, Babı

2402) Örve el-Rârıkî (bin ebi'l-Ca'd) (Radtyaifâhü fl«A)'den rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seli em) kendisi için bir koyun satın almak üzere ona bir dinar verdi. O da (gidip) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için (o dinarla) iki koyun satın aidi. Sonra bir koyunu bir dinara sattı ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir koyun ile bir dinar getirdi. Bunun üzerine Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (alış verişinin) bereketli olması için ona dua etti.

Râvî demiştir ki: Artık Örve ve toprak alsaydı onda kâr ederdi." ... "Örve bin Ebi'l-Ca'd el-Bârıkî   (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir î

Satılmak üzere bir koyun sürüsü geldi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bana bir dinar verdi ve râvi bunun mislini an­lattı."[16][16]

8- Havale Babı

Havale t Tahvil kökünden alınmadır. Nakletmek manasınadır. Fıkıhçılann ıstılahında ise: Bir borcu bir kimsenin zimmetinden baş­ka bir kimsenin zimmetine aktarmak ve nakletmektir.

Asıl borçlu, zimmetindeki borcu başka bir kimseye havale ettiği için kendisine MuKil denilir. Alacaklı olan şahıs için havale işlemi yapıldığından kendisine Muhâlün Leh denildiği gibi havale işlemini kabullendiğinden dolayı da Muhtal denilir. Söz konusu borç zimme­tine havale edilen şahsa da Muhal Aleyh denilir. Havale edilen borca da Muhal Bth denilir.

Bazı fıkıhçılara göre havale işlemi bir borcun diğer bir borç ile satışıdır. Borcun borç ile satışı yasak olmakla beraber bu işlem ge­nel hüküm dışında tutularak buna ruhsat verilmiştir. Diğer bir kı­sım fıkıhçılara göre bu işlem, borcun bir ödeme nevidir. Diğer ba­zılarına göre bu akid bağımsız ve özel bir akid durumundadır.

Havale işleminin geçerliliği için muhil'in muvafakati âlimlerin ittifakı ile şarttır.   Onun nzâsı dışında böyle bir işlem yapılamaz.

Âlimlerin ekserisine göre muhtarın rızâ ve kabulü de şarttır. Asıl borçlunun zimmetindeki borç ile muhâlün aleyh'in zimmetindeki borcun vasıflarının müşterek olması ve bilinmesi şarttır. Bâzı âlim­lere göre her iki borcun nakid olması ve yiyecek maddelerinden ol­maması da şarttır.

2403) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Zulüm, borcunu ödemeye muktedir olanın Özürsüz olarak bor­cunu Ödemeyi geciktirmesidir. Ve (alacaklı durumda olan) biriniz varlıklı ve güvenilir bir kimseye havale edildiği zaman, havale işini kabullensin.»"

2404) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel/cm) şöyle buyurdu, demiştir :

«Borcunu Ödemeye muktedir olanın özürsüz olarak borcunu öde­meyi geciktirmesi bir zulümdür. Ve sen (alacaklı durumda iken) varlıklı ve güvenilir bir kimseye havale edildiğin zaman ona hava­le edilmeni kabullen.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Yûnus bin Ubeyd ile Nâfi arasında bir inkıta vardır. Ahmed bin Hanbel : Yûnus, Nâfi'den bir şey işit-memiştir. O ancak Nâfi'in oğlunun aracılığıyla Nâfi'den işitmiş yâni rivayet et­miştir, demiştir. İbn-i Muin ve Ebû Hatim de : Yûnus Nâfi'den bir şey işitmemiş, demişlerdir. Ben derim ki: Hüşeym bin Bişr de tedliscidir ve bunu an'ane ile ri­vayet etmiştir.[18][18]

Hadisten Çıkarılan Hükümler

1. Matl, yâni borcunu ödiyebilir durumdaki şahsın özürsüz ola­rak borcunu geciktirmesi zulüm ve haramdır. Cumhura göre, bile bi­le böyle yapan kişi büyük günah işlemiş olur ve fâsık sayılır. Bâzı âlimlere göre kişinin fâsık sayüabilmesi için bunu bir defa yapması yeterlidir, tekrarlanması gerekmez.

2. Alacaklı kişi, alacağını istemeksizin borçlunun ödemeyi ge­ciktirmesi fâsık sayılmasını gerektirir mi, gerektirmez mi? Bu hu­susta ihtilâf vardır. Hadîsin zahirine göre alacaklı tarafından taleb vuku bulmadıkça, borç ödeme geciktirilmesi ile borçlu fâsık sayıl­maz. Çünkü Matl. taleb anlamını işaret eder. Boynunda bir hak bu­lunan herhangi bir kimsenin bu hakkı vaktinde ödememesi ve özür­süz geciktirmesi Matl sayılır. Meselâ: Erkeğin karışma, efendinin kölesine ve hâkim'in kendisine baş vuranlara karşı mükellef olduğu hakları geciktirmeleri bu hükme girer.

3. Borçlunun ödemeye muktedir olmadığı borcu    geciktirmesi zulüm sayılmaz.

4. Malı hazır olmadığı için borcunu vaktinde ödemeyen zengin zulüm etmiş sayılmaz. Çünkü bu durumdaki zengin fakir hükmün­dedir.

5. Borcunu ödemekten âciz kalan fakir, borcunu vaktinde öde­medi diye hapsedilmez, eline imkân geçinceye kadar kendisinden öde­me istenmez. Ama hapsedilebileceğini söyleyenler olduğu gibi borcu­nu ödemesi için istekte bulunulabileceğini söyleyenler de vardır.

6. Havale işlemi taraflarca kabul edilip kesinleştikten sonra Muhâlün aleyh'in yâni borç ödemesi kararlaştırılan kişinin ölmesi veya iflâs etmesi gibi bir engel nedeni ile borcun tahsili imkânsız-laşınca, Muhtâl yâni alacaklı şahıs Muhil yâni asıl borçluya dönüş yapamaz ve ondan tahsil edemez. Çünkü eğer ondan taleb etmesi yolu açiK tutulsaydı, borcun havale edildiği şahsın zengin olması şartı koşulmamalı idi ve bu şartın koşulması anlamsız kalırdı. Zen­ginlik şartı koşuiunca, alacaKimın ilk borçluya dönüş yapmaması ge­reği ortaya çıkmış olur.

Hanefîler'e göre yukarda anlatılan durumda, alacaklı şahıs asıl borçluya dönüş yapabilir.

7. Borcunu ödeme gücüne sâhib olduğuna rağmen mazeretsiz ve bilerek borcunu geciktiren şahısdan borcun cebirle tahsili, tah­sil edilinceye kadar peşinin bırakılmaması, İsrarla taleb edilmesi ve tahsil için gerekli her çâreye baş vurmanın meşruluğu anlaşılıyor. Çünkü onun yaptığı iş bir zulümdür.

8. Havale işleminin oluşması için muhil ve muhtâlın yâni asıl borçlu ile alacaklının rızâsı şarttır. Fakat muhâlün aleyh'in yâni bor­cun havale edildiği kişinin rızâsı şart değildir. Çünkü hadîste ken­disinden söz edilmemiştir. Cumhurun görüşü böyledir. Ktfkat   Ha­nefî   âlimler, onun da rızâsının şart olduğunu söylemişlerdir.   Ş â -fiiler' den   el-Ustuhrî   de böyle demiştir."  CEl-Fetih'ten ya­pılan nakil bitti.)[20][20]

İzahı

Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Ebû D â -vûd, Tirmizî ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. T i r -m i z i bunun hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Ebû D â -v û d ' un rivayet ettiği metin uzundur. Oradaki rivayette müellifi­mizin 2398 nolu hadis metni de mevcuttur.

Hadîste geçen Zaim, kefil demektir. Gârim, kefil olup taahhüd ettiği borcu yüklenen, demektir. «Zaim, gârim'dir» cümlesinin mâ­nâsı şudur: Kefil olan kişinin yüklendiği borcu ödemesi gerekir. Yâ­ni borçlu, borcunu ödemediği takdirde kefili onu ödemekle mükel­leftir.

İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Ebû D a -v û d da rivayet etmiştir. Hadîste sözü edilen borçlu ile alacaklı­nın isimleri hakkında bir bilgi edinemedim.

Hadîs'in;    »eUü   cümlesi iki şekilde mânâlandırılabilir:

Birincisi: «Borçlu Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e geldi.-

İkincisi: «Borçlu vaad ettiği işi yaptı.» Yâni borcunu getirdi.

Ebü Davud'un rivayetinde; borçlunun, vaad ettiği mik-dan Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmî'e getirdiği ve getirilen nesnenin altın olduğu ifâde edilmektedir.

Borçlu, bunu bir madenden elde ettiğini söyleyince Resûl-i Ek­rem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) : «Bunda hayır yoktur» buyurmuş­tur. Ebû Davud'un rivayetinde ise: «Buna İhtiyacımız yok­tur, bunda hayır yoktur» Duyurulmuştur. Bu ifâde ile kasdedilen mâ­nâ hakkında Sindi: Bana öyle geliyor ki adamın madenden el­de ettiği altının beşte bir hissesini devlete vermediği Peygamber (Aîeyhi's-salâtü ve's-selâm)'ce bilindiği için, bunda hayır bulunmadığı ifâde buyurulmuştur. Çünkü devletin hakkı olan humusu öde­nen madenleri işletmek meşrudur, demiştir.

Avnü'l-Mabûd yazarının beyânına göre H a t t a b i hadisin bu cümlesi ile ilgili olarak aşağıdaki bilgiyi vermiştir:

Adamın madenden istihsal ettiği altının Peygamber (Aleyhi's-sal&tü ve's-selâm) tarafından reddedilmesine ve: «Buna ihtiyacımız yoktur...» Duyurulmasına gelince, bu, Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafından bilinen özel bir sebebe dayanıyor gibidir. Yok­sa, madenlerden istihsal edilen altının edinilmesinin mubah olmayı­şı anlamına dayanmıyor. Çünkü altın ve gümüşün tümü madenler­den elde edilir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) zamanın­dan bugüne kadarki uygulama madenlerden altın ve gümüşün istih­salinin meşruluğuna delâlet eder.

Yukardaki buyruğun nedeni şu olabilir: Maden sahihleri, ma­denlerdeki toprağı işletenlere satarlar. Bunlar da topraktaki altın ve gümüşü istihsal ederler. Topraktan elde edilecek altın ve gümüş oranı bilinmeyince, bu nevî satışlarda aldanma veya aldatma olabi­lir. Zâten âlimlerden bir cemâat madenlerin toprağını satmayı mek­ruh görmüşlerdir. Atâ, Şâbî, Süfyân-i Sevrİ, Ev-z a I, Şafii, Ahmed ve İshâk bin Râheveyh de böyle söyleyenlerdendir.

«Buna ihtiyacımız yoktur, bunda hayır yoktur» ifâdesinden inak-sad şöyle de olabilir: «Yâni getirdiğin şu altına revaç yoktur ve işi­mizi görmez.» Bunun sebebine gelince Resul-i Ekrem (Aleyhi's-salâ­tü ve's-selâm) 'in kefil olduğu altın sikkeli idi. Borçlunun getirdiği al­tın ise sikkesiz idi. Orada darphane gibi bir yer ve külçe altını sikke­li altın hâline getirecek kimse de yoktu. O dönemde sikkeli altınlar Rum memleketlerinden Hicaz'a getirilirdi. Halîfe A b d ü 1 -melik bin Mervân zamanına kadar durum böyle devam etti. Nihayet kendisi ilk darphaneyi açtırıp sikkeli altını îslâmî bir para olarak piyasaya sürdü. Onun döneminde basılan altınlara M e r Anî altın ismi verilir.

Yukardaki cümlenin Duyurulmasının sebebi şu olabilir: O dö­nemde madenlerden elde edilen kazançlar pek meşru sayılmazdı, bir takım aldatma ve aldanmalar vuku bulurdu. Şöyle ki maden sâhib-leri, madenleri işletme hakkını istihsal edilecek mahsûlün yüzde on, yirmi veya otuzu kendilerine verilmek üzere işletmecilere verirler­di. Bu ise aldatmaya veya aldanmaya yol açardı. Çünkü işletmecile­rin bir şey çıkarıp çıkaramıyacokları meçhul idi.[22][22]

İzahı

Bu hadisi Tirmizİ ve Nesâl de rivayet etmişlerdir. Ölünün zimmetindeki borç mikdarma âit kısım oralardaki rivayetlerde yoktu, ölen adamın Ensâr-i Kirâm'dan olduğu, N e s â i' de­ki rivayette belirtilmiştir. Ebû Katâde (Radıyallâhü anh) ölünün zimmetindeki borcu ödemeyi üzerine aldıktan sonra Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in o cenaze üzerine namaz kıldı­ğına dâir cümle burada ve   Nesâî'de   yok ise de   Tirmizi'-

deki rivayette vardır. Orada; «Ebû Katâde ölünün borcunu ödemeyi üzerine aldıktan sonra Peygamber     (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) cenaze üzerine namaz kıldı.» cümlesi bulunuyor.

Buhâri de bu hadîsin benzerini Seleme bin el-Ek-v a (Radıyallâhü anh) 'den rivayet etmiştir. Oradaki rivayette -Ebû Katâde: Yâ Resul allan! Cenaze üzerine namaz kıl onun borcu (nu ödemek) benim üzerimde (vâcib)dir, dedi. Bundan sonra Peygam­ber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) o cenaze üzerine namaz kıldı.» de­nilmektedir.

Tuhfe yazarı bu hadisin şerhinde şöyle der:

"Kadı ve başkası demişler ki: Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in borçlu olarak ölen kimseler üzerine cenaze namazı kıl­maktan imtina etmesi, müslümanların borçlanmaktan sakınmalarım sağlamak ve bile bile, özürsüz olarak borçlarını geciktirmelerini ve ödemede kusur etmelerini önlemek için olabilir. Ya da borçlu öle­nin zimmetinde kul hakkı bulunduğundan dolayı Peygamber (Aley­hi's-salâtü ve's-selâm) ona yapacağı duanın Allah katında makbul tutulmasından endişelendiği ve böyle bir durumu arzulamadığı ne­deni ile onun üzerine namaz kılmaktan çekinmiştir.

Hadîs, her hangi bir kimsenin ölünün borcunu yüklenmesinin ve ödemeyi üzerine almasının câizliğine delâlet eder. Ölen şahsın bor­cunu karşılıyabilecek malı bulunsun veya bulunmasın fark etmez, îki halde de caizdir. İlim ehlinin ekserisi böyle hükmetmiştir. Ş â -f i î * nin görüşü de budur. Fakat Ebû Hanife: Borcunu kar­şılıyabilecek kadar mal bırakmadan ölen şahsın borcuna kefil olmak geçerli bir akid değildir, demiştir.

T ı y b i : de şöyle der: Bâzı âlimlerimiz demişler ki: Borcu­nu karşılıyabilecek kadar mal bırakmadan ölen kimsenin borcuna kefil olmanın geçerliliğine hükmeden Ebû Yûsuf, Muham-med, Mâlik, Şafiî ve Ahmed — Allah hepsine rah­met eylesin— bu hadisi delîl göstermişlerdir. Çünkü eğer kefalet işi sahih olmasaydı. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) hadîste anılan kişi üzerine namaz kılmıyacaktı.   Ebû   Hanife   ise:

Müflis bir ölünün borcuna kefil olmak sahîh değildir. Çünkü böyle bir borç, sakıt olan yâni düşen borç nevindendir. Düşen bir borca kefil olmak ise bâtıldır ve geçersizdir. Bu hadîste anılan Ebû K a -t â d e' nin kefalet işi, borçlu ölen şahsın ölümünden önce yükle­nilmiş bir kefalet durumunun açıklanması mâhiyetinde olabilir. Yâ­ni Ebû Katâde' nin, daha önce bu borca kefil olup, cenaze töreni esnasmda bu durumu açıklamış olması muhtemeldir. Ya da Ebü Katâde'nin yaptığı iş bir kefalet değil de bir vaad mâ­hiyetinde olabilir. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ölünün borcunun nasıl ve ne yolla ödeneceğini öğrenmek istediği için na­mazdan imtina etmiş, bu durum açıklığa kavuşunca namaz kılmış, demiştir.

Tuhfe yazarı yukardaki nakilleri yaptıktan sonra : Bence ilim eh­linin ekserisinin söylediği görüş, açık olanıdır. Allah daha iyi bilir, der.[24][24] bin Huzeyfe (Radtyallâhü a*kütnâ)'âa.n; Şöyle de­miştir :                                                                                                      

Müzminlerin anası Meymûne (Radıyallâhü anhâ) borçlanıyordu. Onun ev halkından birisi (bir gün) kendisine i Yapma, diyerek onun böyle borçlanmasına karşı çıktı. Meymûne t

'Hayır (Böyle yapmaya devam edeceğim). Çünkü ben, Peygam­berim ve sadık dostum (Muhammedi (Sâllallahü Aleyhi ve Sellem) '-den şöyle buyururken işittim i

«Hiç bir müslüman yoktur ki bir borç ile borçlansın ve borcumu Ödemek istediğini Allah bilsin de o m üs 1 umana dünyada borcunu Ödemesini kolaylaştırmasın  (borcunu ödetmesin).»"[26][26] bin Cafer (bin Ebl Tâlib) (Radtyallâhü anhü-*«d>'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurdu, demiştir :

«Borçlu Allah'ın rızâsına aykırı bir şeye Aid olmadıkça borcunu ödeyinceye kadar Allah onunla beraberdir.»

Râvî demiştir ki t Abdullah bin Cafer kesedarına şöyle derdi, Gİt de bana veresiye al. Çünkü Resûlullah (Sallaliahü Aleyhi ve Sel­lem)'den İşittiğim (bu) hadisten sonra şüphesiz, her gece Allah be­nimle beraber olduğu halde gecelemek isterim. Allah benimle bera­ber olmadığı halde bir gece (bile) gecelemek istemem.*'

Not:   Bunun senedinin sahih olduğu, Zevâid'de bildirilmiştir.[28][28]

11- Ödeme Niyetinde Olmayarak Bir Borç İle Borçlanan Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

2410) Suhaybü'1-Hayr[30][30]

İzahı

S u h a y b    (Radıyallâhü anh)'m hadîsi Zevâid türündendir. Müellif, bunu iki senedle   S u h a y b' den   rivayet etmiştir. Hadis, ödememek niyetiyle borç almanın bir nevî hırsızlık olduğuna de­lâlet eder. Bu niyetle halkın malını alan bir kimsenin Allah'a hır­sız olarak kavuşacağından maksad ise o kimsenin hırsızların müs­tahak oldukları cezaya çarptırılacağıdır.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadisi Buhârl tarafından da rivayet edilmiştir. Oradaki rivayet daha uzundur. Ha­disin baş kısmında şu cümle vardır:

-Her kim halkın mallarım, ödemek niyetiyle alırsa Allah o kimseye,   (dünyada)  ödeme işini kolaylaştırır.»

Hadis'in: «Allah onu telef ettirir» cümlesinin mânâsı ile ilgili olarak Ayni: Yâni o kimse kötü niyetli olduğu için ödünç al­dığı maldan yararlanamaz, mal elinden gider, borcu zimmetinde ka­lır ve âhiret günü bu fiilinden dolayı cezalandırılır. K i r m â n I bu hadîste anılan muameleyi ödünç işlemine tahsis etmiş ise de bu­nun bir anlamı yoktur. Hadîsin mânâsı umumîdir. Yâni ister ödünç almak yolu ile olsun ister başka tür muamele yollan ile olsun hep­si bu hükme girer, demiştir.

Hülâsa gerek ödünç nakid alınırken, gerek veresiye mal alınır­ken borçlanan şahsın niyeti esastır. Eğer iyi niyetle ve borcunu öde­mek azim ve kararı ile bu işlemi yaparsa, Allah onun yardımcısıdır, borcunu dünyada ödemesini kolaylaştırır. Aksi takdirde, kişi, aldı­ğı maldan hayır ve bereket elde edemez. Allah o malı onun elinden almak suretiyle telef ettirir. Ayrıca o kişi âhiret azabına müstahak olmuş olur.[32][32]

12- Borçlanma Hakkında Teşdid Babı

2412) Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Settem)'m mevlâsi (azadh kö­lesi) Sevbân (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallat-lahü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurmuştur:

«Kim (şu) üç şeyden uzak iken ruhu cesedinden aynlırsa, cen-net'e giren Kibir, ganimet mauna hıyanet ve borç.»"

2413) Ebû Hüreyre (RadtyoUâhü on*J'den rivayet edildiğine göre: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«(Ölen) mü'min'in ruhu. zimmetindeki borç ödeninceye kadar borçluluğundan dolayı tutukludur.»"[34][34]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsin bir benzerini Taberânİ, gene I b n-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir. Oradaki merfü rivayet şöyledir:

"Borç iki nevidir: Borcunu ödemek niyetinde iken Ölen kimsenin velîsi (yardımcısı) benim. Borcunu ödemek niyetinde olmadığı hal­de ölen kimse de hasenatı (hayırları) ndan alınan (ve alacaklıya ve­rilen) borçlu işte budur. O gün ne dinar var ne de dirhem."

Taberâni1 nin rivayet ettiği metinde belirtildiği gibi borç­lu ölen her mü'minin borcuna karşılık hayır ve ibâdetlerinin seva­bından alınıp alacaklıya verilmesi mânâsı kasdedilmemiştir. Ancak borcunu Ödemek niyetinde olmayan ve böylece müslümanlann hak­larını ve mallarını telef etmek gibi kötü niyeti bulunan kimseler bu halde ölürlerse, borcu nisbetinde sevablarından alınıp alacaklıya ve­rilmesi kasdedilmiştir. denilebilir.[36][36]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini B u h â r i, Müslim, Tirmizî ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi ise Ahmed, Ebû D â -vûd   ve   Nesâî   tarafmdan da rivayet edilmiştir.

Nevevi, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ın hadî­sinin şerhinde özetle şu bilgiyi verir:

"Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ilk zamanlarında borçlu ölen ve borcunu karşılıyabilecek malı olamayan müslüman-lar üzerine cenaze namazı kılmazdı. Bunun hikmeti ise halkı borç­larını ödemeye ve borçlu olarak ölmemek için hayatta iken borçla­rı tasfiye etmeye teşviktir. Cenâb-ı Hak, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e fetihler nasib eyleyip devlet hazinesini sıkıntıdan kurtarıp zenginleştirince Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu durumdaki cenazelerin namazını kılmaya ve borçlarını kapatacak mal bırakmayanların borçlarım ödemeye başladı.

Hadîs'in; «Arkadaşınız üzerine siz namaz kılınız» cümlesi cena­ze namazının kılınması için bir emirdir. Bu namaz farz-ı kifâye'dir.

Mal bırakmadan borçlu ölen müslümanlann borçlarının Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafmdan ödendiği ifâde edil­mektedir. Bu borcun nereden ve kimin mahndan ödendiği hususun­da şu görüşler vardır:

Bir kavle göre bu borç, müslümanlann maslahatları ve hizmet­leri için ayrılan mallardan ödenirdi. Diğer bir kavle göre Resûl-i Ek­rem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in öz malından ödenirdi.

Bu tür borçların Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ta­rafından ödenmesi hükmü hususunda da ihtilâf vardır. Bir kavle gö­re O'na vâcib idi. Diğer bir kavle göre bir teberru mâhiyetinde idi.

Kez'ı, boıçlu ölen ve buna karşılık mal bırakmayanın borcunun devlet hazînesinden ödenmesi hükmü hususunda da ihtilâf vardır. Bunun vâcib olduğunu söyleyenler olduğu gibi değildir diyenler de vardır.

Hadîsin mânâsı şudur: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-se­lâm) şunu beyân buyurmak istemiştir: Ben sizlerin işlerinizi düzen­lemekteyim. Biriniz hayatta iken de ölü iken de onun işleri ile meş­gul olurum ve her iki durumda da onun velisiyim. Bu itibarla borç­lu öleninizin malı yok ise borcunu ben öderim. Ölünün malı var ise mirasçılarına aittir ben onun malından bir şey almam. Eğer ölünün bakıma muhtaç kimsesiz çoluk çocuğu var ise bana gelsinler. On-lann nafakası ve masrafları bana aittir." ( N e v e v i' nin sözü bitti.)

Câbir (Radıyallâhü anh) 'm hadîsinde geçen "Daya" kelime­si masdar olup helak olmak manasınadır. Burada, bakıma muhtaç ve fakir aile ferdleri anlamında kullanılmıştır. Çünkü bu durumda olan çoluk çocuk bakmışız bırakılırsa helak olmak ile karşı karşı­ya kalır. Bu kelime "Dıyâ" olarak da rivayet edilmiştir. Bu takdirde "Dâyi" kelimesinin çoğuludur, helak olanlar anlamını ifâde eder. Yâ­ni helak olanlar durumu ile karşı karşıya kalan aile ferdleri demek­tir. Bir kavle göre "Dıyâ" kelimesi, küçük yaştaki çocuklar ye sakat­lar gibi bakıma şiddetle muhtaç olup ihmal edildiği takdirde helak olmaya mahkûm olanlara verilen bir isimdir.

El-Münzirî de et-Tergîb'de: Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in ilk zamanlarda, borçlu ölen üzerine namaz kılmadığı sabittir. Bu hüküm sonra neshedildi, demiş ve buradaki hadîsi ri­vayet etmiştir.[38][38] (Radıyallâhü ankyden rivayet edildiği­ne göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurmuştur:

«Kim bir fakirin borcunu ertelerse (erteleme süresince) her gün karşılığında o kimseye bir sadaka sevabı olur. Kim onun borcunu vâdesi geldikten sonra ertelerse (bu sürece) her gün karşılığında o kimseye borç mikdarının bir misli sadaka sevabı olur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Nüfey' bin el-Hâris el-Ama el-Kûfl vardır. Bu râvinin zayıflığı üzerinde ittifak edilmiştir.

2419) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sahabisi Ebü'l-Yeser (Ka'b bin Amr) (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Resûlul­îah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim Allah'ın kendisini (kıyamet günü Arş'ın) gölgesinde göl­gelemesini severse bir fakirin borcunu ertelesin ya da (borcunu kıs­men veya tamamen) düşsün.-"   „

2420) Huzeyfe (Radtyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«(Sizden önceki ümmetlerden) bir adam ölmüş (ve cennete gir­miş) sonra kendisine: Sen ne (hayır) işledin (ki cennetlik oldun)? diye sorulmuştur. Adam — işlediği hayrı — (ya hatırlamış veya ken­disine hatırlatılmış) da: Ben (istihkakım olarak) dirhemleri, dinar­ları ve nakid para (yi aldığım) da müsamaha ve kolaylık gösterirdim. Fakir borçluya da mehil verirdim, diye cevab vermiş. Bunun için Al­lah kendisini bağışlamıştır.

(Huzeyfe (Radıyallâhü anh) bu hadisi rivayet ederken orada bu­lunan Ukbe bin Amr el-Ensârî) Ebû Mes'ûd (Radıyallâhü anh) : Ben (de) bunu Resûlulîah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim, de­miştir."[40][40]

15- Hakkı Güzelce İstemek Ve Günahlara Girmekten Sakınarak Almak Babı

2421) (Abdullah) bin Ömer ve Âişe (Radıyallâhü anhüm)'den riva­yet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyur­muştur :

-Kim hakkini taleb ederse bunu imkân nisbetinde günahlara gir­mekten sakınarak istesin.»"

Ebttl-Yeter <ILA.)1n Hâl Terccmesi

EbÜ'l-Yeser Kat bin Amr bin Abbâd bin Amr el-Ensârİ es-Selemİ Akabe gö­rüşmelerine katılan ve Bedir savaşına iştirak eden yüce sahâbllerdendir. Birkaç hadisi vardır. Müslim onun bu hadisini rivayet etmiştir. Sünen sahibleri de onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Ravlleri oğlu Amraar ve Musa bin Talha'dır. Ebû Hatim onun hicretin 55. yılı vefat ettiğini söylemiştir. Bedir savaşına katılan sa-habllerin en son vefat edeni bu zâttır. Allah cümlesinden razi olsun. (Hulasa: 321)

2422) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'öen rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hak sahibine :

«Sen hakkını, imkân dâhilinde günahlara girmekten sakınarak al.» buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu, sahih bir seneddir. Râvileri Müslim'in şartı üzerine sıka zâtlardır. îbn-i Hibbân da bunu kendi sahihinde rivayet et­miştir.[42][42]

16- Borcu  Güzelce Ödeme   (Faziletinin Beyânı) Babı

2425) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'6ea rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Şüphesiz sizin en hayırlınız borcunu en güzel şekilde verenleri-nizdir. (Veya borcunu en güzel şekilde verenleriniz sizin en hayırlı olanlannızdandır.)»"

2424) Abdullah bin  Ebî Rebîa el-Mahzûmî  (Radtyallâhü aw*)'den rivayet edildiğine göre :

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  Huneyn savaşma gi­derken kendisinden otuz veya kırk bin (dinar veya dirhem)  ödünç almış ve savaştan dönünce bu borcu kendisine ödemiş sonra Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisine:

«Allah senin için ailene ve malına bereket ihsan eylesin. Şüphe-siz borcun karşılığı (borçlunun) bunu tam olarak (alacaklıya) Öde­mesi ve teşekkür etmesidir.»"

Abdullah (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Abdullah bin Ebî Rebia Amr bin el-Muğtre bin Abdillah bin Ömer bin Man­zum el-Kureş! el-Mahzûmt Ebû Abdİrrahmân el-Mekkl sahabidir. Bir hadîsi (ki buradakidir) vardır. Hz. Osman (R.A.) zamanında ve onun şehld edildiği gün­lerde Mekke yakınlarında vefat etmiştir. îbn-i Mâceh ile Nesat onun hadisini ri­vayet etmişlerdir. (Hulfts»: 197)[44][44]

Hadîsin Buradaki Metninden Çıkarılan Hükümler

1. Kişinin borcunu güzelce ödemesi onun iyiliğinin belirtisidir.

2. Borçlu kişi alacaklısına cefâ vermemelidir.

3. ödünç alınan malın cinsinden olmak    kaydiyle daha üstünolanı ödemek caizdir. Ancak ödünç verme akdinde, daha üstün ola­nının borçlu tarafından alacaklıya verilmesi şart koşulmuş ise böy­le bir akid yapmak ve böyle bir fazlalığı almak âlimlerin ittifakı ile haramdır, faize girer.

Abdullah    (Radıyallâhü anh)'m hadisi   N e s â İ   ve   Ah-m e d   tarafından da rivayet edilmiştir.   Nesâî' nin   rivayetinde hadisin metni;   - «peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) benden kırk bin (dinar veya dirhem) ödünç aldı...» şeklindedir. Bu rivayet, yapılan muamelenin borç muamelesi olduğunu açıkça ifâde eder. Verilen meblâğın dinar veya dirhem olduğuna dâir bir kayda rastlamadım. O günkü nakid para dinar ve dirhemden ibaret olduğu için mânânın anlaşılması ba­kımından parantez içi ifâde kullandım.

Hadîste geçen şu kelimeleri açıklıyahm:

Selef: Borç manasınadır. Burada bu mânâ kasdedilmiştir. Bir de Selem denilen bir satış türüne verilen ikinci bir isimdir. Bu tür satış hakkındaki hadisler ve hükümler 2280 - 2286 numaralarda geç­miştir.

Vefa: Borçlunun alacaklıya hakkını tam olarak ve zamanında ödemesidir.

Hamd: Bu kelimenin lügat ve ıstüâhî mânâsı geniş izah ister. Burada borçlunun alacaklıya teşekkür mânâsı kasdedildiği için di­ğer mânâlar üzerinde durmayı gereksiz görüyorum.

Huneyn: Mekke-i Mükerreme ile Tâif arasın­da ve M e k k e' ye 3 mil mesafede bir derenin ismidir. H u -n e y n savaşı hicretin 8. yılı Şevval ayının 5. günü vuku bulmuştur.[46][46]

17- Hak Sahibi   (Hakkını İstemekte»  Bir Nüfuza Sâhibtir, Babı

2425) (Abdullah) bin Abhâs (Rarftyalİâhü anhümâ)'<\an; Şöyle de­miştir :

Bir adam gelip Allah'ın Nebisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellern) 'den bir alacak veya bir hak taleb etti de (yüce huzura münâsib olmayan kaba) bâzı sözler söyledi. Resûlullah (Sallalİahü Aleyhi ve Sellem)'in sahâbîleri o adamın haddini (fiil veya sözle) bildirmek istediler. Bu­nun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Sahâbîlerine hitaben) :

«Susunuz, bırakınız. Çünkü kişi borcunu ödey İnceye kadar ala­cak sahibinin onun üzerinde bir nüfuzu (yâni edep çerçevesinde ala­cağını taleb etme hakkı) vardır.» buyurdu."

Wot:    Zevâid'de şöyle denilmiştir :  Bunun senedinde Haneş bulunuyor. Bu tm ismi Huseyn bin Kay* Ebû Ali er-Rahbl'dir. Ahmed, İbn-i Muin. JEbû Hatim  Cbâ Zur'a bunun aayjflığını ifâde etmişlerdir.

2426) Ebû Saîd-i Hudri (Radıyallâkü ö«A>'den :

Bir bedevi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in uhdesinde bulunan alacağını istedi de O'na karşı sert davrandı. Hattâ O'na t

Borcumu ödemezsen (veya: Borcumu ödediğin zaman dışında) seni sıkıştıracağım, dedi. Bunun üzerine sahâbiler (o kaba) bedevi­yi azarladılar ve (kendisine) :

Yazıklar olsun sana kimle konuştuğunu biliyor (mu)sun? dedi­ler. Bedevi:

Ben şüphesiz hakkımı istiyorum, dedi. Bundan sonra Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (sahâbîlerine) :

«Niçin hak sahibi ile beraber (ondan yana) olmadım*? (olmahy-

Hfil TercemesJ

Hadiste sözü edilen Havle WnW Kay» bin Pehr, Peygamber (•-A.Y.>*in «w» 5i Hamsa (R-A.)'ın altesidir. Snsar-İ Kirftm'ın Beni Necc&r kabllMineen elaa bu hatunun bir kaç hadisi vardır. Buharl onun bir hadisini rivayet etmiştir. Sonra Resûl-i Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) (Hamza bin Abdi'l-Muttalib'in kansı) Havle büıt-i Kays (Radıyallâ-hü anhümâ)'ya (haber) gönderdi. (Havle gelince) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:

«Eğer senin yanında kuru hurma var ise bize ödünç ver bizim kuru hurmamız gelince senin borcunu öderiz.» buyurdu. Havle de:

Evet (olur), babam sana feda olsun Yâ Resûlallah, dedi. (Râvî) demiştir ki: Havle Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e Ödünç (kuru hurma) verdi ve ResûH Ekrem (Sallalalhü Aleyhi ve Sellem) de bedevinin borcunu ödedi ve (üstelik) ona yemek yedirdi. Sonra bedevi  (Resûl-i Ekrem)   (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e:

Sen benim hakkımı mükemmel bir şekilde ödedin, Allah da sa­na mükâfatını tam olarak versin diye (sevinçle) dua etti. Bunun üze­rine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

İşte bunlar insanların en hayırlılarıdır. İçinde, zayıf kimsenin in­citilmeden hakkını alamadığı bir toplum yücelemez (veya yücelme­sin.)»"

Not: Zevâld'de şöyle denilmiştir: Bu, sahih bir seneddir, râvileri sıka zat­lardır. Çünkü râvi İbrahim bin Abdillah'ın çok doğru sözlü olduğunu Ebû Hâtûn söyten^tir.  [48][48]

Hadisten Çıkarılan Hükümler

1. Borçla muamele yapmak meşrudur.

2. Alacaklı kimse edeb sınırını aşmamak kaydı ile hakkını iste­me yetkisine sâhibtir. Adab-ı muaşerete yâni beşerî münâsebetlere aykırı söz veya davramşia hak talebinde bulunmak uygun değildir.

3. Cehaletinden,    görgüsüzlüğünden dolayı kaba davranan ve sert çıkışla hakkını taleb edenlere karşı müsamahakâr davranılma* hdır.

4. Hak sahibine hakkını alıncaya kadar yardımcı olmak ve hak­kı -avunmak gerekir.

5. Kuru hurmayı ödünç almak meşrudur. (Kuru hurmanın ve-vasye kuru hurma ile satmak ayrı bir meseledir. Satış yapıldığında /erlen ile alman hurma mikdan eşit de olsa veresiye olunca faiz say lir. Bu konu faiz bölümünde genişçe izah edilmiştir.)

6. Alacaklı kişinin hakkı ödenirken ona hakkından fazla bir i ay vermek ve ikramda bulunmak meşrudur. (Ancak ödünç akdi ya-l ılırken böyle bir fazlalık söz konusu edilmiş ise veya bu amaçla ak-coı yapıldığı taraflarca bilinirse bu işlem faize girer.)

7. Zayıf ve nüfuzsuz insanların haklarını kollamak ve korumak gerekir. Kuvvetli insanların bunlara zulüm etmemeleri ve bilâkis zu­lümden korumaları gerekir. Bir toplum içinde bu vecibeye riâyet edil­mezse ve zayıf insanlar ancak incitilmek suretiyle haklarını alabili­yorlar ise o toplumun tümü zarara uğrar, yücelmez, bilâkis zillet ve ha-tarete mâruz kalır. Çünkü zayıfın hakkını korumak toplumun gö-revidiı'. Birisi zayıfa zulüm ederken diğerlerinin seyirci kalması da bir suçtur ve işte bu suçtan dolayı hepsi zarar görebilir.[50][50] ) (Radıyallâkü anh)'-den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle bu­yurdu, demiştir:

«Borcunu ödemeye gücü yeten kişinin borcunu Ödemeyi geciktir­mesi (alacaklısı tarafından) şikâyet edilmesini ve cezalandırılması­nı helâl kılar.»

Ali e t-Tan afisi dedi ki t Borçlunun ırzından maksad şikâyet edil­mesidir. Ukubetinden maksad da onun  hapsedilmesidir."

2428) El-Hirmâs bin Habîb'in dedesi (Radtyallehü anküm)'den; Şöy­le demiştir:

Ben bir borçlumu (yakalayıp) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e götürdüm. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana ı

«Borçlunun peşini bırakma,- buyurdu. Sonra gündüzün sonun­da bana uğrayarak ı

«Yâ Ahâ benî Temim! Senin esirin ne yaptı (Yâni borcunu ödedi mi?)» buyurdu."[52][52]

İzahı

Bu hadis Tirmizl' den başka Kütüb-f Sitte yazarlarının hepsi tarafından rivayet edilmiştir. Bu hadîsin bu bâbla olan münâ­sebeti şudur: Kâ'b (Radıyallâhü anh) alacağım tahsil etmek için Abdullah (Radıyallâhü anh) ile konuşurken aralarında tartış­ma ve münakaşa çıkmış ve nihayet sesleri o kadar yükselmiş ki

Mescid-i Nebevi'nin bitişiğindeki Hane-i Saa­det * inde bulunan Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ta­rafından duyulmuştur. Buna rağmen Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) K â' b ' i hakkmı bu şekilde istemekten men etme­miştir. Hattâ K â' b ' m, istediği meblâğın yansından vazgeçmesi ve bağışlaması için teklifte bulunmuştur. Hadîsin şerhlerinde beyân edildiği gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in bu emri tarafları sulh etmek ve borcun bir kısmının bağışlanması için aracı olmak mahiyetindedir.

Avnü'l-Mabûd'da naklen beyân edildiğine göre en-Neyl yazarı: Kâ'b ile Abdullah arasında çıkan niza ve ihtilâf borcun mikdarı hakkında olabilir. Meselâ borçlu bir mikdar borcun varlı­ğını kabul ediyor. Fakat alacaklı taraf borcun bu kadar değil, faz* la olduğunu iddia ediyor. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) de ihtilâf konusu olan fazla mikdann yansının bırakılmasını ve diğer yarısının ödenmesini emrediyor. Böyle bir ihtimal vardır. Şayet du­rum böyle olmuş ise yapılan sulh işi, inkâr edilen yâni varlığı ka­bul edilmeyen bir istihkaka âit olmuş olur. Hadis de bu tür sulhun câizliğine delil olmuş olur.

Taraflar arasında çıkan nizâm borcun mikdan hakkında değil de ödeme vâdesinin gelip gelmediği hakkında olması muhtemeldir. Böyle bir ihtimâle göre inkârdan doğan ihtilâfın sulh yolu ile çö­zümlenmesinin câizliği hükmü hadisten çıkarılamaz. E b û H a-nife, Mâlik ve Şafiî inkârdan dolayı yapılan sulhun bâ­tıl olduğu görüşündedirler, diye bilgi vermiştir.

Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) borçluya: «Kalk da bu­nu öde,» buyurmuştur. Bir kavle göre bu emir vâciblik içindir. Çün­kü alacaklı taraf borcun bir mikdanndan vaz geçince ve bu konu­da yapılan teklifi kabullenince borçlunun kalan borcu derhal öde­mesi vâcib olur ki, alacaklı kişi hem borcun bir mikdarını tenzil et­mek hem de kalan istihkakının geciktirilmesi suretiyle zararlı du­ruma düşmesin.[54][54] )'a Ödeneği çıkıncaya kadar bin dirhem borç vermiş idi. Sonra Alkame'-nin Ödeneği çıkınca Süleyman alacağını kendisinden İstedi ve onu sıkıştırdı. Bunun üzerine Alkame borcunu ödedi. (Ama) Alkame kız­mış gibiydi; bir kaç ay durdu. Sonra Süleyman'ın yanma gidereki Benim ödeneğim çıkıncaya kadar bana bin dirhem ödünç ver, dedi. Süleyman da: Peki, memnuniyetle (dedikten sonra ailesine.) Yâ Ümme Ut be! Senin yanmda bulunan mühürlü keseyi getir, dedi. Bu­nun üzerine Ümmü Utbe keseyi getirdi. Süleyman (bana hitaben:) Bilmiş ol ki: Allah'a yemin ederim bu (para), şüphesiz senin bana ödediğin dirhemlerdir. Ben bundan tek bir dirhemin (bile) yerini değiştirmedim (kullanmadım), dedi. (Bunun üzerine) Alkame t Allah babandan razı olsun. O halde (alacağının tahsili için) beni sıkıştır­manın sebebi ne idi? dedi. Süleyman t

—  (Sebebi senden işittiğim  (hadis) dir deyince, Alkame <

—  Sen benden ne işittin? diye sordu. Süleyman t

—  Ben senden İşittim, sen fbn-i Mes'ûd (Radıyallâhü anh)'denrivayetle Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve S«llem)'in şöyle buyur-du&unu naklettin:

«Bir müslumana bir şeyi iki kez borç olarak veren hiç bir nuis-lüman yoktur ki onun bu davranışı, o şeyi bir defa sadaka etmesi gibi (sevab) olmasın.»

Alkame: İbn-i Mes'ûd bana böyle rivayet etti, dedi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun se&edi zayıftır. Çünkü ravl Kays bin Rûmi meçhuldür. Süleyman bin Yüseyr'in de zayıflığı üzerinde ittifak edilmiş­tir. Bu hadisi İbn-i Hibban kendi sahlh'Inde başka bir sened ile İbn-i Mes'ftd (R.A.)'den rivayet etmiştir.

2431) Enes bin Mâlik (Radtyaüâkü ank)'den rivayet edildiğine gi­re Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Miraca çıkarıldığım gece Cennet'in kapısı üzerinde "Sadaka kar­şılığı (nda) on misli (sevab var) dır. Borç karşılığı (nda) da on sekiz misli (sevab var) dır." ifâdesinin yazılı olduğunu gördüm. Bunun üzerine Cebrail'e:

Borç vermenin sadakadan üstün olmasının hikmeti nedir? diye sordum. Cebrail dedi ki ı

Çünkü sadaka dileyen kişi (bazen) yanmda (bir şey) bulundu­ğu halde dilenir. Fakat borç isteyen kimse, ancak ihtiyaçtan dolayı borçlanmak ister."

Kot: Zevald'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Hattâ bin T» sdd'İB zayıflığını Ahmed, İbn-i Muin, Kbu Davûd, Nea&l, Sbû Zur'a. Darefcutnt re başkaları ifâde etmişlerdir.[56][56]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsi Bey haki de rivayet et­miştir. Hadis, İkraz işlemi suretiyle alacaklı durumda olan tarafın borçlu olan taraftan hediye ve benzeri yolla yararlanmasını yasak­lıyor. Ancak ikraz işleminden önce taraflar arasında hediyeleşme ve benzeri yardımlaşma cereyan edip âdet hâline gelmiş ise, yâni sözü edilen yararlanmanın ikraz işlemi ile hiç ilgisi yok ise alacak­lının borçlu tarafından verilen hediyeyi kabul etmesi, bineğine bin­mesi, keza yükünü taşıtması caiz kılınıyor. El-Alkami : Ha­disteki yasaklama fenzîhen mekruhtuk mânâsına yorumlanmıştır. Yâni takvaya en yakışanı alacaklının borçlusundan hediye almama­sı ve bir menfaat sağlamamasıdır, demiştir.

E 1 - H a f n İ de: Alacaklıya hediye vermek, onu bildirmek, yükünü taşıtmak gibi menfaatler ikraz akdi yapılırken şart koşulur-sa, faiz olur. Dolayısıyla hadisteki yasaklama haramhk anlamına yo­rumlanır, îkrâz akdinde böyle bir şart koşulmamış ise bu yasaklama tenzih ve takva anlamına yorumlanır, demiştir.

Para veya başka bir şeyi borç olarak verip bunun karşılığında mukrız'a yâni verene bir menfaatin şart koşulması faiz sayılır. Çün­kü «Muknz'a menfaat sağlayan her nevî borç faizdir» mealinde ha­dîs vardır. İkraz akdinde böyle bir şart koşulmadığı gibi taraflarca düşünülmemiş ve böyle bir amaç güdülmemiş iken sonradan borçlu taraf borcunu öderken fazlasıyla ödemesi veya aldığı şeyden daha iyisini iade etmesi meşrudur.

Abdurrahman el-Cezeri de el-Fıkih Ala'l-Mezâhib adlı kitabının Karz bölümünde İkraz ile ilgili gerekli bilgi vermiştir. Muknz'a yarar sağlama konusu île ilgili olarak dört mezhebin gö­rüşünü özetle şöyle anlatır:

1. Hanefi mezhebine göre bir menfaat karşılığı bir kim­seye bir şeyi borç olarak vermek mekruhtur. îkrâz akdi yapılırken böyle bir şart koşulduğu takdirde hüküm budur. Fakat böyle bir şartkoşulmamış iken borçlu taraf borcunu öderken aldığından daha iyi­sini veya fazlasıyla verirse bunda bir sakınca yoktur. Borçlunun ala­caklıya bir hediye vermesi de caizdir. Ancak takvaya en uygun ola­nı bundan sakınmaktır.

2. Ş â f i i" ye   göre muknz'a her hangi bir menfaat sağlayan borç akdi geçersizdir. Yâni borç akdi yapılırken muknz'a herhangi bir yarar sağlayan bir şartın koşulması ıkrâz akdinin bozulmasına sebebiyet verir. Meselâ alman malın daha kalitesinin veya mikdar-ca fazlasının verilmesi şart koşulmuş ise ıkrâz akdi geçersizdir. Fa­kat böyle bir şart koşulmadığına rağmen borçlu    tarafın borcunu öderken aldığından fazla mikdarı veya aldığından daha üstün ola­nını vermesi güzel bir şeydir.

3. Mâlikîler'e   göre îkrâz akdi yapılırken muknz'a her­hangi bir menfaat sağlayan bir şartı koşmak haramdır. Keza muk-nz'ın (borç verenin) muktanz yâni borç alandan hediye alması ha­ramdır. Fakat taraflar arasında hediyeleşme âdeti İkraz işleminden önce var idiyse veya İkraz işleminden sonra taraflar   arasında kız alıp verme akrabalığı gibi bir ilişki kurulursa alacaklının borçludan hediye kabul etmesinde bir sakınca yoktur. Sırf İkraz nedeniyle he­diye almak ise mutlaka haramdır.

4. Hanbeliler'e   göre İkraz akdi yapılırken alacaklıya herhangi bir menfaati sağlayıcı bir şartın koşulması caiz değildir. Meselâ alacaklının borçlunun evinde ücretsiz veya ucuz bir ücretle oturması veya bir hediye alması gibi.[58][58] (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiği­ne göre '

Kardeşi vefat etmiş, üçyüz dirhem (mal) bırakmış ve baloma muhtaç çoluk çocuğu bırakmıştır. (Sa'd demiş ki:) Bunun üzerine ben bu parayı kardeşimin çoluk çocuğunun nafakasına harcamak istedim. Fakat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (bana) :

Senin (ölen) kardeşin borcundan dolayı hapsedilmiştir. Artık sen onun yerine borcunu öde», buyurdu. Sa'd da t

Yâ ResOlaUaht Ben onun yerine borcunu ödedim. Yalnız bir ka­dının iddia edip şâhidlendiremediği iki dinarı ödemedi m. dedi. Bu­nun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (Sa'd'a) :

«Sen kadına (iddia ettiğini) ver. Çünkü kadm şüphesiz gerçeği söyleyendir (veya bunu hak edendir)» buyurdu/'

Not: ZfcvücTde şöyle denilmiştir : Bunun senedi sahihtir, ftavl Abdülmelik Kbû Cafer'i tfen-i Hibban sıka zâtlar arasında anmıştir. Senedin kalan ravlleri da sahihtir. KütOb-i Sitte'de SVd M» el-Atvan'ın bundan başka hadisi yoktur.[60][60]

Hadisten Çıkarılan Hükümler

1. ölen bir müsl umanın borcu var ise önce bu ödenir. Sonra bir şey kalırsa mirasçılarına dağıtılır, ölenin geride bıraktığı mi­rasçılar bakıma muhtaç fakir çoluk çocuk da olsa hüküm budur.

2. Ölen bir müslüman, borcu ödenmedikçe cennete girmekten menedilir veya onun hakkında verilecek kurtuluş veya cezalandır­ma hükmü bekletilerek borcunun ödenip ödenmeyeceğine bakılır.

3. Hâkim, dâvanın iç yüzüne vâkıf olduğu takdirde bu durum şâhidle ispat edilmese bile gerçeğe göre hükmeder. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ölünün borcundan dolayı tutuklu oldu­ğuna vâkıf idi. İki dinar alacağı olduğunu iddia eden kadın bunu şâhidlendireznemişti. Buna rağmen kadının doğru söylediği ifâde bu-yurularak alacağının ödenmesi emredildi. Bir ölüde alacağı olduğu­nu iddia eden bir kimse dâvasını ispatlamak durumundadır. Delil­siz iddia ile, ölünün mirasçıları bir şey vermek zorunda değildir. Ak­si takdirde birçok ölünün terekeleri dolandırıcı ve yalana davacıla­ra kaptırılır. Buna rağmen ölüden alacaklı olduğunu iddia edip şâr hidlendiremeyen .kimsenin iddiasının mirasçılar tarafından gözden geçirilmesi ve iddia mâkul sebeblere dayalı görüldüğü takdirde ölü­nün terekesi veya mirasçıların mâli durumu istenen borcu ödeme­ye müsâid ise takvaya en uygun olanı bu borcu ödemektir.   Fakat fetva yolu bu değildir.

2434) Câbir bin Abdillah (bin Amr bin el-Harâm) (Radtyallâkü a«-A*wnd)'dan rivayet edildiğine göre :

Babası (Abdullah) bir yahûdi adamın (alacaklı) olduğu otuz vesk (kuru hurma) borcunu kendisinin boynunda bırakıp vefat et­ti (şehid edildi). Câbir bin Abdillah, borcun ertelenmesini yahûdî-den taieb etti ise de yahûdî ona mehil vermekten imtina etti. Bu­nun üzerine Câbîr Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "e mü­racaat ederek kendisi İçin yahüdî ile görüşüp aracılık etmesini dile­di. Sonra Resûlullah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) Câbir'in yanına giderek boynundaki borca karşılık hurmalığının meyvasım almayı yahudiye teklif etti. Fakat (hurmalıktaki hurma az olduğundan) ya-hûdi bundan imtina etti. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yahûdî ile (tekrar) konuştu. (Câbir'e mehil vermesini istedi) Ya­hudi borcu ertelemeyi de kabul etmedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Câbir'in hurmalığına girdi ve içinde dolaştıktan sonra Câbir'e:

Ağaçlardaki hurmaları yahûdi için topla ve onun borcunun ta­mamını ver-, buyurdu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (hurmalıktan çıkıp) döndükten sonra Câbir de yahûdi için otuz vesk hurma topladı ve on iki vesk de kendisi için arttı. Sonra Câbir olup biten bu durumu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber vermek üzere O'nun yanına gitti. Fakat Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'i (yerinde) bulamadı. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (gittiği yerden) dönünce Câbir O'nun yanına vardı, yahu-dînin borcunun tamamını ödediğini haber verdi ve on iki veskin art­tığını arz etti. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)   (Câbir'e) :

«Bu durumu Ömer bin el-Hattâb'a haber ver,- buyurdu; Câbir de Ömer (Radıyallâhü anhJ'a gidip haber verdi. Ömer, Câbir'e t And olsun Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hurmalıkta dolaştığı zaman kesin olarak bildim ki Allah muhakkak hurmalığı bereket-lend irecektir.»"[62][62]

Hadîsten Çıkarılan Hükümler

1. Vadesi gelmiş bir borcun ertelenmesini teklif etmek caizdir.

2. Borçlu taraf borcunu Ödiyeceği malın zararını önlemek için uygun bir süre borç ödemeyi erteleyebilir.

3. Devlet büyüğü, tebasının ihtiyacını gidermekle meşgul olma­lı ve aralarını bulmak için teşebbüslerde bulunmalıdır.

4. Resûl-i Ekrem    (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in   bir mucizesi olarak hurma miktarı çoğalmıştır. Çünkü daha önce az olduğu bili­nen hurmalar O'nun himmetiyle çoğalmış ve istenen borcu karşıla­dığı gibi hemen hemen bir o kadar da artmıştır.

5. Ölen kimsenin bakıma muhtaç çoluk çocuğu olsa bile boy* nunda kul borcu var ve mal bırakmış ise önce borcu ödenir.

Sahâbî oğlu sahâbi Câbir (Radıyallâhü anh)'m hâl terce-mesi 190 nolu hadîs bölümünde geçti. O hadîs, U h u d savaşın­da şehîd edilen C â b i r' in babası Abdullah (Radıyallâ­hü anh)'in faziletini bildirmekte ve şehîdlerin yüce mertebelerine dâir Âl-i tmrân sûresinin 169 nolu âyetinin C â b i r' in şehîd babasının dileğine binâen indirildiğini belirtmektedir.[64][64]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisi   B e y h a k i   de rivayet et­miştir.

Borçlu ölen bir kimsenin borcunun kıyamet günü kendisine ödet­tiril meşin in mânâsı onun zimmetindeki borca karşılık kendisinin se-vablannm alacaklılara dağıtılmasıdır. Bu nokta 2413-2414 nolu ha­disler bölümünde belirtilmiştir. Hadiste anılan üç iş ve maksadla borçlanan bir kimsenin borcunun kıyamet günü Allah tarafından ödenmesinin, mânâsı Allah Teâlâ'nın kendi hazinesinden alacaklıla­ra istihkaklarını vermesi ve borçluyu bundan kurtarmasıdir. Anı­lan şeyler için borçlanan bir kimse, borcunu ödemek niyet ve kara­rında iken buna imkân bulmadan ölürse durum böyledir. Ama, bor­cunu ödemek imkânına sâhib olduğuna rağmen ödememezlik edip mazeretsiz geciktirirse ve ödeme niyetinde olmadığı halde ölürse mesuldür. Hadiste beyân buyurulan ilâhi ikram böyleleri için değil­dir. Levamiü'I-Ukûl yazarı Hâmuz un şerhinde böyle yorum yaptık­tan sonra (2414 nolu) İbn-i Ömer'in Tabarâni tara­fından rivayet edilen hadisini bu yoruma delîl olarak nakletmiştir. Tabarânî' nin rivayet ettiği hadis meâlen şöyledir: «Borç iki (nevi)dir: Borcunu Ödemek niyetinde iken ölen kimsenin velisi be­nim. (Yâni onun yerine borcunu ben öderim) Borcunu Ödemek ni­yetinde olmadığı halde ölen kimse de, (kıyamet günü) sevablann- (yeterince) alınıp (hak sâhiblerine dağıtılan) borçludur. O gün  kıyamette) ne dinar var, ne dirhem.» Yâni kişinin borcu, sevaplarından ödenir.

[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/496

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/497-499

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/500-501

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/503-504

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/505-507

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/508-509

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/510

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/511-513

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/515-516

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/517-519

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/521

[24][24] îmrânbin Huzeyfe. Hz. Meymûne anamızdan rivayette bulunmuştur. HA-vt Ziyad bin AmrMır. İbn-i Maceh ile Nesal Onun hadisini rivayet etmişlerdir. (Hulasa: 895)

[26][26] İ610 nolu hadis bölümünde geçti

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/525

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/525-526

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/527-528

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/529-530

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/531-532

[38][38] Hal tescemesi 149. hadis bÖHimüncte geçti.

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/536-537

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/538

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/540

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/541

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/544-545

[50][50] Bir kavle göre aslen Hadramûtlu olan bu zat Hudeyblye seferine lan sahâbUerdendir. (Ayni • C. 82. Sah.)

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/547-550

[54][54] AUcame'nin hâl tercemesi 1845. hadis bölümünde geçti. Kays bin Rûmi İse onun râvlsidir. Süleyman bin Üzünân'ın ismine Hulâsa'da ve Tezkire'de rastla­madım

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/554-558

[58][58] Bin Abdillah el-Cendami ei-Basri sahibidir, Jki hadisi vardır. KÜtüb-i Sitte'den yalnız sünenimizde bu hadisi vardır. Hicretin «4. yılı vefat etmiştir. (Hu-lftM: 134)

[60][60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/560-561

[62][62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/563-564

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/565-566

[65][65] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/566-567

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

42 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk