Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceTalak Hadisleri

Talak Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

TALAK KİTABI 4

Boşamanın Değişik Hükümleri 5

1- Süveyd Bin Said Bize Hadis Rivayet Etti. Babı 5

2- Sünnet (Hadîs)'e Uygun Olan Boşama (Usûlünü Beyan Eden Hadîslerin Beyânı) Babı 7

3- Hâmile Kadın Nasıl Boşanır, Babı 10

4- Bir Oturumda Üç Talâkla Boşayan Adam (in Ettiği Boşamanın Hükmünün Beyâni) Babı 10

Bir Defada Yapılan Üç Talâkla Boşamanın Hükmü. 11

5 - Racat Babı 13

6 - Boşanan Hâmile Kadın Doğum Yapınca İddeti Bitmiş Olur, Bâb1. 14

7- Kocası Ölen Hâmile Kadın Doğum Yapınca Erkeklerle Evlenmesi Helâl Olur, Babı 14

8- Kocası Ölen Kadın İddeti Süresince Nerede Durur, Babı 16

9- Kadın İddette İken Bulunduğu Evden Çıkabilir Mi, Babı 17

10- Üç Talakla Boşanan Kadın İçin Mesken Ve Nafaka (Hakkının Bulunup Bulunmadığını Beyân Eden Hadisler) Babı 19

11- Boşama Mutası Babı 19

12- Adam (Karısını) Boşadığını İnkâr Eder  Babı 20

13- Şaka Olarak  (Karısını)  Boşayan Veya (Bir Kadınla)  Nikahlanan Yahut Karısına Rac'at Eden (Dönüş Yapan)  Erkek (Hakkında Gelen Hadîs) Babı 21

14- Kalbinde Karısını Boşayıp Dîl İle Boşamayan Adama Ait Bâb. 21

15- Matuh  (= Deli), Çocuk Ve Uyuyanın Boşaması Babı 22

16- Zorlananın Ve Unutanın Boşaması Babı 24

Yanılmakla Yapılan Boşama Yeminin Hükmü. 25

Zorlama Altında Yapılan Boşamanın Hükmü. 26

17- Nikahtan Önce Boşama Olamaz Babı 26

Nikâh Akdinden Sonra Yapılan Şartlı Boşama Yeminleri 27

18- Boşama Sayılan Söz (Hakkında Gelen Hadîs)  Babı 28

19- Elbette   (Kelimesinin Îlâve Edildiği) Boşama  Babı 29

20- Adam,  (Boşanmak  Huslusunda) Karısını Muhayyer Kılar, Babı 31

21- Kadının  (Gerek Yok İken) Hul’Etmesi (= Talakını Satın Alması) nın Keraheti Babı 32

22- Hull Edilen Kadın, Kocasının Kendisine Verdiği (Mehiri)  (Hul1 Bedeli Olarak Kocasına) Verebilir, Babı 33

23- Hul' Olan Kadının İddeti Babı 34

Hul'un Bir Nevî Boşama Olduğunu Söyleyen Âlimler 35

Hul'un Talâk Olmayıp Nikâh Akdinin Feshi Olduğunu Söyleyenler 36

Hul Yolu İle Bir Talâkı Satan Adam Aynı Kadınla Tekrar Birleşebilir Mi? 36

24- İlâ Babı 36

İlânın Hükmü Ve Delîli 37

25- Zihâr Babı 38

26- Zihâr Yemini Eden Adam Kefâretî Ödemeden Önce Karısı İle Cinsel İlişkide Bulunur, Babı 42

27- Liân Babı 42

28- Kocanın Karısını Kendine Haram Etmesi Babı 49

29 - (Evli) Câriye Âzad Edildiği Zaman Nikâhını Feshetmekte Serbest Olduğu (Na Dâir Gelen Hadisler) Babı 51

30- Cariyenin Talâk  (Sayıs) ı Ve İddet (Süres)i Bâbı 53

31- Kölenin (Karısını)   Boşama (Yetki)Si Babı 54

32- Bir Cariyeyi İki Talâkla Boşayıp Sonra Onu Satın Alan Erkek (Hakkında Gelen Hadis) Babı 55

33- Ümmüt-Veled'in İddet (Süresinin Beyân) I Babı 55

34- Kocası Ölen Kadının  (Îddetînce) Süslenmesinin Yasaklığı  Babı 56

35- Kadın, Kocasından Başka Bir Kimsenin Ölümü Dolayısıyla İhdâd (= Matem) Eder Mi? Babı 57

36- Baba Oğluna Karısını Boşamasını Emreder, Babı 58

Baba Veya Annenin Emri Üzerine Evlâd Karısını Boşamaya Mecbur Mu? 59


TALAK KİTABI

Müellif, bu kitabta boşama ile ilgili hadisleri rivayet etmiştir.

Talâk ı Bu kelime Arap dilinde bağlı bir şeyin bağını çözmek de­mektir. İslâm hukukunda bu kelime kadını boşamak manasında kul­lanılır. Çünkü boşamak, nikâh bağını çözmek demektir.

Kadını boşamak işi İslâmiyetle doğmuş bir kavram değildir. Câ-hiliyyet devrinde de boşama işi vardı. Ancak o dönemde boşamanın belirli bir sınırı yoktu. Boşamanın üç talâk ile yapılması sınırı îslâ-miyetle yerleşmiştir. Mâlik ve Şafiî' nin H i ş â m bin U r v e' den rivayet ettiklerine göre U r v e (Radıyallâhü anh) şöyle demiştir: Câhiliyyet devrinde adam karısını boşardı, henüz ka­dının iddeti bitmemiş iken ona dönüş yapardı ve tekrar onunla ya­şardı. Bir süre sonra yine boşar, iddet bitmeden tekrar dönüş yapar­dı. Adam bu işi bin defa tekrarlayabilirdi. Nihayet adamın biri ka­rısını boşadı. Kadının iddeti bitmek üzere iken, adam karısına dönüş yapıp birlikte yaşadı. Sonra tek~ar boşadı ve karısına: Allah'a ye­min ederim ki, artık seni yanıma almıyacagım ve ilelebed bana helâl olmıyacaksın, dedi. Bunun üzerine;

"Kadını boşamak iki­dir. Bundan ^onra (erkeğin görevi) ya iyi geçinmek üzere (karısına dönüş yöpıp onu nikâhında) tutmak, ya da iyilikle (kadına zarar vermeden) bırakmaktır.[2][2]

Boşamanın Değişik Hükümleri

Erkeğin kadını boşaması bazen mubah, bazen mustahab veya vâcib, bazen haram veya mekruhtur. Şöyle ki:

1. Erkek kadından hoşlanmayıp onu istemez ve kadınlığından yararlanmadığı halde nafaka ve diğer masraflarını ödemeye gön­lü razı olmazsa onu boşaması mubahtır.

2. Kadın, dili ve sözleri ile, veya fiilleri ile kocasına eziyet edi­yor veya başkasını incitiyorsa, yahut namaz kılmamakta İsrar edi­yorsa kocasının onu boşaması müstahabtır

3. Erkeklik uzvunun kesikliği veya erkekliğin yitirilmesi gibi bir nedenle erkek kadınla cinsel ilişkide bulunmaktan âciz ise, kadını boşaması vâcibtir.

4. Yukarda anılan nedenler bulunmadığı halde  sebebsiz yere ve geçimsizlik yok iken kadını boşamak mekruhtur.

5. Kadın aybaşı veya lohusahk âdeti içinde iken veya cinsel iliş­kinin yapıldığı temizlik hâlinde kadını boşamak ise haramdır.    Bu hususta geniş bilgi ikinci bâbta verilecektir.[4][4]

İzahı

Ebû Dâvûd ve Dârimi de bunu rivayet etmişlerdir. Tekmile yazarının beyânına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in, muhterem zevcelerinden Hz. Ömer (Radıyallâhü anh)'ın kızı Hz. Hafsa (Radıyallâhü anha)'nm boşaması ola­yı şöyle olmuştur:

Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), muhterem zevceleri arasında düzenlediği nöbet usûlüne göre onların odalarında sırayla kalırdı. Bir defasında sıra   Hafsa    (Radıyallâhü anhâ)'nın oda­sına gelmişti. Peygamber  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun oda­sında idi.   Hafsa    (Radıyallâhü anhâ). baba ve anasını ziyaret etmek üzere izin istedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de izin verdi.    Hafsa    (Radıyallâhü anhâî gittikten sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) haber göndererek cariyesi   M â r i y e el-Kıbtiy e    (Radıyallâhü anhâ)'yi    Hafsa    (Radıyallâhü anhâl'nın odasına getirtti. Onunla temasta bulundu. Bu esnada dö­nen   Hafsa    (Radıyalâhü anhâ)  odanın kapısını kilitli görünce, kapının önünde oturup ağlamaya başladı.    Biraz sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kapıyı açıp dışarı çıkınca   Hafsa (Radıyallâhü anhâ)'nın ağlamakta olduğunu gördü ve niçin ağladı­ğını sordu.    Hafsa    (Radıyalâhü anhâ)   da şöyle cevap verdi: Sen bunun için bana izin verdin. Cariyeni benim odama getirtip be­nim yatağımda ve benim günümde onunla yattın. Benim bir hakkım ve saygınlığım senin yanında yok mu?

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona :

«Mâriye benim cariyem değil mi, Allah onu bana helâl etmemiş mi? Senin rızânı almak üzere Mâriye bana haram olsun. Sakın be­nim onu kendime haram ettiğimi kumalarına söyleme.- buyurdu. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem oradan ayrılıp gittikten sonra Hafsa (Radıyallâhü anhâ), kendi odası ile  i ş e (Radıyallâhü anhâ)'mn odası arasındaki duvara vurarak     i ş e    (Radıyallâhüanhâ)'ya: Sana müjde. Resülullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) Mâriye (Radıyallâhü anhâ)'yi kendisine haram etti ve Allah bizleri Mâriye (Radıyallâhü anhâ)'den rahat ettirdi, dedi ve gördüklerini ona anlattı. Hafsa (Radıyallâhü anhâ) ile Âişe (Radıyallâhü anhâ), kumalarına karşı birbirini destekler ve dost durumunda idiler."

[6][6]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Rac'i talâkla karısını boşamış olan bir kimse, iddet bitme­miş iken rac'at yâni karısına dönüş yapabilir. Rac'at yaparken ni­kâhı tazelemeye gerek yoktur. Yukarda da işaret ettiğim gibi Rac'i talâktan maksat bir veya iki talâkla yapılan boşamadır. Bu hüküm Kitab, Sünnet ve İcmâ ile sabittir.   Bakara sûresinin 228. âyetinde;

«...ve boşanan kadınların iddeti henüz bitmemiş iken. kocaları ba­rışmak isterlerse onları geri almakta öncelikle hak sahibidirler...*

buyurulmuştur. Keza    Bakara    sûresinin ı*:il. üyelinde :

«...kadınları boşadığımz zaman (yâni rac'î talâkla boşadığımz za­man) iddetleri sona ererken (ermek üzere iken) onları ya güzellik­le tutun {rac'at edin) ya da güzellikle bırakın...» buyurulmuştur.

Bu iki âyet, rac'i talâkla boşanıp henüz iddetini doldurmamış olan kadına, kocasının dönüş yapabileceğine delâlet ederler.

îkinci bâbta rivayet edilen 2019 nolu hadîs de ayni hükme delâ­let eder.

Kurtubi; Hür adam karısını bir veya iki talâkla boşadık-tan sonra, henüz iddet süresi dolmamış iken yeniden nikâh kıyma­ya gerek olmadan karısına dönüş yapabilir. Bu dönüş için kadının muvafakat etmesi söz konusu değildir. Adamın kadınla gerdeğe gir­miş veya girmemiş olması bu hususta fark etmez. Şayet iddet bitin­ceye kadar adam dönüş yapmaz ise artık kadın serbesttir. Dilerse yeniden nikâh kıyılmak sureti ile kocası ile yaşıyabilir. Dilerse bag-ka bir erkekle usûlü dâiresinde evlenebilir. Yâni eski kocasının bir tercih hakkı söz konusu değildir. Bu hususta âlimler ittifak halinde­dir, demiştir.

Yukardaki bilgi Tekmile'nin Müracaat babından naklen veril­miştir.

2017) Ebû Musa (el-Eş'ârî)  (Radıyaüâkü anhyfen rivayet edildiği­ne göre; Resülullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

-Bâzı kimselere ne oluyor ki Allah'ın kanunları ile oynuyorlar. Onlardan birisi (karısına) : Seni boşadım. Sana rücu (dönüş) yap­tım. Seni boşadım, diyor.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedi hasendir. Râvi Müemmel bin İsmail'in sıkalığı ihtilaflıdır. Onun sıka olduğu söylendiği gibi hatâsının çok­luğu da söylenmiştir. Bir kavle göre hadisleri münkerdir.[8][8]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvüd, Beyhaki ve Hâkim de rivayet etmişlerdir.

Hadîste anılan Helâl'dan maksat haramın karşılığıdır. Parantez içi ifâde ile de buna işaret etmek istedim. Haramın karşıtı olan manâ kasdedilince, vâcib, mendub, mekruh ve mubah şümullü olur. He­lâl kelimesini böyle açıklamakdan maksat şudur. Talâk kitabının gi­rişinde anlattığım gibi boşamanın şer'İ hükmü değişiktir. Bazen ka­dını boşamak vacip olur. Bazen de müstahap olur.   Diğer bâzı du­rumlarda mubah olur.   Allah Teâlâ, dînen vacip veya müstahap, ya­hut mubah kılman bir şeye buğzetmez, haram veya mekruh olan şey­lere buğzeder. Şu halde vacip, müstahap veya mubah sayılan bo­şama çeşitlerine Allah Teâlâ buğzetmediğine göre bu hadiste geçen Helal kelimesi ile mübahhk mânâsı kasdedilmemiştir. Bununla hara­mın karşıtı olan kavram kasdedilmiştir. Bu takdirde Helâl kelimesi­nin mânâsına mekruh kavramı da girer. Ve böylece Allah'ın buğzet­tiği boşamanın mekruh olan boşama çeşidi olduğu anlaşılmış olur. Allah'ın haram olan boşamaya buğzettiği zâten malûm olan bir şey­dir. Çünkü Allah bütün haramlara buğzeder. Mekruh olan boşama ise sebepsiz yere yapılan boşamadır.    Böyle bir boşama nikahlan-manın yararlarını giderir, üzüntülere yol açar ve evlenme amaçla­rına ters düşer.[10][10]

İzahı

Bu hadîsi Kütüb-i Sitte sahihleri, Mâlik ve Şafiî rivayet etmişlerdir.

Abdullah'm boşadığı kadının adı Âmine bint-i G i f â r dır. Ona Bint-i Ammâr diyenler de vardır. A h -m e d' in müsnedinde kadının isminin N e v v â r olduğu bildi­rilmiştir. Rivayetlerin birleştirilmesi için şöyle söylenebilir: Kadının adı   Âmine,   lâkabı da   N e v v â r   olabilir.

Abdullah'm karısına dönüş yapmasına âit verilen emir vücûp için olabilir. Mâlik ve bir cemâat böyle hükmetmişlerdir. Hanefî ler' den el-Hidâye sahibi de bu görüşün sıhhatli görüş olduğunu söylemiştir.

Diğer üç mezhep imamlarına göre bu emir mendubluk içindir. Yâni aybaşı âdeti içinde iken kadını bir veya iki talâkla boşayan bir erkek, birinci görüşe göre karısına dönüş yapmak mecburiyetinde­dir. İkinci görüşe göre dönüş yapması müstahabchr.

Abdullah'ın, karısına dönüş yapması için Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Selîem) 'in emir vermesinin sebebi, kadının iddet sü­resinin uzamamasım sağlamaktır. Çünkü âdet süresi iddetten sayıl­maz.

Hadîsin zahirine göre, aybaşı âdeti içinde karısını bir veya iki talâkla boşayan erkeğin dönüş yapmasından sonra kadının iki kez temizlenmesini beklemesi ve ancak bundan sonra boşayabileceğine delâlet eder. Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve baş­kalarının da rivayet ettikleri müellifin 2023 nolu Ibn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadisine göre ise anılan kadının bir kez temiz­lenmesi kâfidir. İkinci kez temizlenmesini beklemeye gerek yoktur.

Ebû Hanife (Rahimehullah), bir rivayetinde Ş â f i I ve   A h m e d    (Rahimehullah) son rivayetle amel ederek, kadınınbir kez temizlenmesi yeterlidir, demişlerdir. Bunlar: Kadın aybaşı âdeti içinde iken boşanması m enedi İmiş tir. Bu engel, kadının temiz­lenmesi ile kalkmış olur. Diğer temizlik hallerinde olduğu gibi ilk te­mizlik hâlinde de kadını boşamak caizdir. Allah Teâlâ da Talâk sûresinin birinci âyetinde meâlen : "Ey Nebî kadın boşamak duru­munda kaldığınız zaman onları iddetlerinin başlamasına elverişli za­manda boşayımz..." buyurmuştur. îddetin başlamasına elverişli za­man ise kadının âdetten temizlenip, henüz cinsel ilişkinin olmadığı zamandır. Âyet umumi hükmü ile kadının ilk temizlik zamanına da şümullüdür, demişlerdir.

Bu grubtaki âlimler: İki kez temizlenmeye delâlet eden rivayet­lere şöyle cevap vermişlerdir: Bu rivayetler iki kez temizlenme za­manını beklemenin müstahablığma delâlet eder.

Hadîste sözü edilen temizlenmeden maksat, kadının kanının ke­silmesi mi, yoksa kan kesildikten sonra boy abdesti alması mı?

Bu hususta âlimler arasında ihtilâf vardır. A h m e d ' den her iki kavil de rivayet edilmiştir. Tekmile yazarının beyânına göre ikin­ci kavil tercih edilmiştir. Çünkü bâzı rivayetlerde Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem)'in İ b n - i Ömer (Radıyallâhü anhKıtt karısı ile ilgili olarak buyurduğu emirde: «Yâ Ömer oğluna emret, karısına geri dönsün, kadın boy abdestini alınca tekrar aybaşı Âdeti­ni görünceye kadar...» ifâdesi bulunuyor.

M â 1 i k' in   mezhebi de budur.

Hadîsin son cümlesi Talâk sûresinin ilk âyetine işarettir. Bu âyetin kısa mealini yukarıya almıştım. Âyet-i Celîle kadınları, iddetlerinin başlamasına elverişli zamanda boşamayı hükme bağla­mıştır.[12][12]

İzahı

t b n - i M e s' u d' un bu iki hadisini N e s â î de riyâyet etmiştir. Bu hadîsler de sünnete uygun boşama usûlünü tarif eder­ler.

Hadîslere uygunluk açısından boşama iki kısma ayrılır: Birinci­si Sünnî yâni sünnete — hadîslere — uygun olan boşamadır. İkincisiBidî ve bidat yâni sünnete —hadîslere— uygun olmayan boşama­dır.

Kadın aybaşı âdeti veya lohusalık hâlinde iken yapılan boşama Bidat olan boşamadır. Keza kadın temizlendikten sonra onunla cima yapıldıktan sonra olan boşama da Bidat sayılır.

Kadın temiz iken ve onunla cinsel ilişki yapılmaksızın yapılan boşama Sünnî sayılır. Şafiî ve Ahmed'e göre kadını bir temizlik hâlinde üç talâkla boşamak da bir veya iki talâkla boşamak gibi Sünnî sayılır. Diğer bir kısım âlimlere göre bir temizlik hâlinde birden fazla talâkla boşamak Bidat sayıbr. Ancak buna rağmen ya­pılan boşama geçerlidir.

Yukardaki hükümler, kendisi ile gerdeğe girilmiş ve aybaşı âde­ti gören ve hâmile olmayan kadınlara mahsustur. Çünkü gerdeğe girmemiş olan kadın boşandığı takdirde onun için iddet diye bir şey bulunmadığından boşanmasının zamanı kendisine bir yarar veya za­rar sağlamaz. Hâmile kadının iddeti ise doğum yapmasıdır. Bu ne­denle bunların boşanması Bidat veya Sünnî diye vasıflanmaz. Bunlar­la, bir de henüz aybaşı âdetini görecek yaşa henüz varmamış olan küçük yaştaki kadınlar ve aybaşı âdetinden kesilmiş bulunan ka­dınların boşanması ve iddetlerinin hesablanması hususunda ayrın­tılı bilgi için fıkıh kitablarına başvurmak gerekir.

Bu hadis, yukarda durumu anlatılan kadının iddetinin üçüncü kez aybaşı âdetinden temizlenmesi ile tamamlandığına delâlet eder. Yâni temiz iken boşanan kadın, bundan sonra üç defa aybaşı âde­tini görüp temizlendikten sonra iddeti tamamlanmış sayılır. Çünkü hadîsin râvisi İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'in görüşüne göre Bakara süresinin 228. âyetinde geçen Kur' kelimesi ayba­şı âdeti demektir. Âyet-i celîle boşanan kadının iddet süresinin üç Kur' olduğunu bildirmiştir. Âyette geçen Kur' kelimesi ile aybaşı âdetinin kasdedildiğini söyleyenlerin başında Hulefâ-i Râşi-d î n, sahabîlerin diğer ileri gelenleri, Ebû Mûsâ el-Eş'â-ri, îbn-i Abbâs (Radıyallâhü anh) gelir. Tabiîlerden S a i d bin Cübeyr, Tâvûs ve Said bin el-Müseyyeb, Hanefî   âlimler ve   A h m e d   de böyle hükmetmişlerdir.

Aişe, Mâlik, Şafii bir rivayetinde A h m e d ve yedi fıkıhçı  Saîd bin el-Müseyyeb bir kavlinde, Urve bin Zübeyr, Kasım bin Muhammed, Ebû Bekir bin Abdirrahman, Harice bin Zeyd   bin   Sabit, Ubeydullah   bin   Abdillahbin   Utbe bin  Mes'ud   ve  Süleyman  bin Y e -sâr   Kur' kelimesini temizlik hâli olarak yorumlamışlardır.

Arap dilinde bu kelime iki mânâda da kullanılır. Yukarda anı­lan grublann gösterdikleri deliller, Âyet-i Celîlenin tefsir bahsinde ve bu bâbta rivayet edilen müteaddit hadislerin şerhlerinde uzun uza-dıya anlatılmıştır. O delilleri buraya aktarmaya gerek yoktur. Neti­ce itibarı ile şöyle demekle yetinmek istiyorum :

Kur' kelimesini hayız olarak yorumlayanlara göre temizlik hâ­linde iken ve kendisi ile cima yapılmaksızın boşanan kadın, boşandı­ğı temizlik hâlini takiben üç kez aybaşı âdeti görüp temizlendikten sonra iddetini tamamlamış olur. Hadisimizin râvisi İbn-i Mes'ud {Radıyallâhü anh) da bu hadîste bu durumu belirtiyor.

Kur* kelimesinin temizlik hâli olduğunu söyleyenlere göre, duru­mu yukarda anlatılan kadın, boşandığı temizlik hâli dâhil üç kez te­mizlenip üçüncü kez aybaşı âdetine başlayınca iddeti tamamlanmış olur.

2022) Yûnus bin Cübeyr Ebû Ğallab (Radtyallâhü anh) şöyle de­miştir :

Aybaşı âdeti içinde iken karısını boşayan adamın durumunu Ab­dullah bin Ömer'e sordum. Abdullah (Radıyallâhü anh) :

Sen Abdullah bin Ömer'i (yâni beni) tanıyor (mu) sun? (İşte Abdullah), karısını hayız hâlinde iken (bir talâkla) boşadı. Sonra (babası) Ömer, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem)'in yanına vararak (durumu arzetti). Bunun üzerine Peygamber, Abdullah'ın, karışma geri dönmesini emretti, diye cevap verdi. Ben (Abdullah'a) :

(Adam ettiği boşamadan dönüş yapınca) o talak, adamın aleyhin­de hesablanır mı? diye sordum .Abdullah t (Radıyallâhü anh) :

Eğer adam (boşama yemininden sonra) karısına geri dönmek­ten âciz ise veya. dönebildiği halde ahmaklık edip dönüş yapmazsa (o talâk adam aleyhinde hesablanmaz mı?) Evet o talâk hesablanır."[14][14]

3- Hâmile Kadın Nasıl Boşanır, Babı

2023) (Abdullah) bin Ömer (Radıyatlâhü anhiimâ)'dan rivayet edil­diğine göre;

Kendisi karısını, aybaşı âdeti içinde iken boş a m iş. Sonra Ömer

(Radıyallâhü anh), durumu Peygamber    (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'e anlatmış, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«Oğlun Abdullah'a söyle, karısına geri dönsün. Sonra karısı âdet­ten temizlenmiş (boy abdesti almış) iken (—onunla cima etmeksi­zin—) veya hâmile iken boşasın (boşayabilir)» buyurmuştur."[16][16]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Kadın ay başı âdeti içinde iken onu boşamak haramdır ve hemen ona dönüş yapmak vâcibtir. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in dönüş yapmasını emretmiştir. Ancak bilindiği gibi onun boşaması bir ta­lâk ile olmuştu. Üç talâkla boşama olmuş ise aybaşı âdeti içinde de olsa artık kadına dönüş yapmak mümkün değildir. Böyle bir boşa­ma haram ise de geçerlidir.

Tekmile yazan Sünnet talâkı babında rivayet olunan bu hadî­sin açıklaması bahsinde şöyle der:

N e v e v î: Kadının rızâsı olmaksızın hayız hâlinde ve hami­lelik durumu da yok iken onu boşamanın haramhğı hususunda tüm ümmet icmâ etmiştir. Şayet adam bu durumda karısını boşarsa ha­ram işlemiş olur. Talâkı da geçerlidir. Adam karısına dönüş yapmak­la mükelleftir. (Tabiî boşama üç talâkla olmuş ise artık dönüş yapı­lamaz) . Zahiriye mezhebine mensup bâzı âlimler, hayız hâ­lindeki boşama geçersizdir, çünkü böyle bir boşamaya izin verilme­miştir .demişler ise de bu söz muteber değildir. Doğrusu yukarda an­lattığım sözdür, demiştir

2. Karısını aybaşı âdeti içinde iken bir veya. iki talâkla boşa-yan adam, ona dönüş yapıp âdetten çıkılıncaya kadar onunla birlik­te yaşaması emredilmiştir. Karısı temizlendikten sonra onu boşamak caizdir. Yâni iki kez temizlenmesini beklemeye gerek yoktur.   E b û Hanîfe' nin   kavli budur   Şafii   ve   Ahmed' den   alman birer rivayet de böyledir.

3. Hâmile kadını, temiz iken veya aybaşı âdeti içinde iken bo­şamak caizdir ve sünnete yâni hadîslere uygun boşama sayılır. Cum­hurun kavli budur. Hâmile kadını boşamanın Sünnî bir boşama ol­madığına dâir bir kavil   Ahmed' den   rivayet edilmiştir.

4. Rac'at hususunda erkek kendi başına yetkilidir.    Karısının muvafakati veya velinin aracılığı ve izni gibi şeylere ihtiyaç yok­tur.[18][18]

İzahı

Bu hadisi Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Ta-h a v î de rivayet etmişlerdir. Müellifin bu hadis için açtığı babın başlığına bakılırsa bu hadîste anılan üç talâkla boşama olayının bir oturumda yapıldığı mânâsını vermek gerekir Hadîsin lafzında ise bu hususta bir açıklık yoktur. Fâtıma bint-i Kays (Radı-yallâhü anhâ) 'nın boşanmasına âit rivayetler muhteliftir. Bâzı rivâyetlere göre ayrı ayrı zamanlarda boşanmıştır. Diğer bâzı rivayetler buradaki rivayet gibidir. Ebû Dâvûd'un süneninde bu ri­vayetlerin bir kısmı rivayet edilmiştir.

Ebû Dâvûd "Mebtûte (yâni tamamen boşanmış) kadının nafakası" babında bu rivayetlerin bir kısmını almıştır. Tekmile ya­zarı da anılan rivayetler arasında görülen ihtilâfın halli için N e -v e v i' nin   şöyle dediğini nakleder :

Fâtıma   bint-i   Kays    (Radıyallâhü anhâ)'nin boşan­masına âit rivayetler arasında görülen ihtilâfın bertaraf    edilmesi için şöyle yorum yapılır: Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) daha önce iki talâkla boşanmıştı.    Sonra da kalan bir talâk ile boşanmış.    Artık Onun boşandığını belirtip talâk sayısına temas etmeyen rivayetler, onun bir talâkla boşandığına dâir rivayetler ve onun son kalan ta­lâkla boşandığına âit rivayetler açıktır. Yâni bir yoruma gerek yok­tur. Bu rivayetler zahiri gibi kabul edilir. Onun tamâmı ile boşandı­ğına dâir rivayetten maksat, bir celsede üç talâkla boşandığı değil­dir. Maksat kalan talâkla boşanmak suretiyle tamamen boşandığım ifâde etmektir. Keza onun üç talâkla boşandığına dâir rivayetten maksat üç talâkın bir oturumda vuku bulduğunu ifâde etmek de­ğildir.   Gaye üç talâkı tamamlayan bir boşamanın vuku bulduğu­dur.

Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) 'nın kocası Ebû Amr bin Hafs bin el-Muğire (Radıyallâhü anh) 'dır. Bâzı rivayet­lere göre Ebû Amr' (Radıyallâhü anh), Fâtıma (Radı­yallâhü anhâ)'yi boşadıktan sonra "V" e m e n tarafına çıkmıştır. Buradaki rivayette olduğu gibi bâzı rivayetlere göre Ebû Amr (Radıyallâhü anh), Yemen tarafında iken onu boşamıştır. Riva­yetlerin şöylece birleştirilmesi mümkündür: Ebû Amr (Radı­yallâhü anh) yolculuğa çıkmadan önce iki talâkla boşamış. Ye­men tarafına gittikten sonra kalan bir talâkla da boşamıştır. Baş­ka şekilde de rivayetleri birleştirenler olmuştur.

Tekmile yazarının beyânına göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ali (Radıyallâhü anh)'ı Yemen tarafına gön­derdiği zaman Ebû Amr (Radıyallâhü anh) da onunla beraber gitmişti. Orada iken kalan son ve üçüncü talâkla karısını boşamıştı.

Fâtıma (Radıyalâhü anhâ)'nın hâl tercemesini 1789 nolu hadîs bölümünde vermiştim. Onu boşayan kocasına gelince, künyesi Ebû Amr bin Hafs bin el-Müğîre' dir. Bir kav­le göre   Ebû   Hafs   bin   el-Müğire   el-Mahzûmî

e 1 - K u r e ş i' dir. Adının A h m e d veya Abdülhamid olduğunu söyleyenler vardır. Bir kavle göre adı ile künyesi birleş­tirilmiştir. Yâni künyesinden ayrı olarak bir ismi yoktur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken E b û A m r (Radı-yallâhü anh) Ali (Radıyallâhü anh) ile beraber Yemen ta­rafına gitmiş, orada iken karısı F â 11 m a (Radıyallâhü anhâ) 'yi boşamış ve orada vefat etmiştir.[20][20]

5 - Racat Babı

2025) Mutarrtf bin Abdillah bin eş-Şıhhîr (Radıyallâhü ank)'den ri­vayet edildiğine göre :

İmrân bin el-H us ay n (Radıyallâhü anh)'a şöyle bir soru soruldu : Bir adam karısını (bir veya iki talâkla) boşar. Sonra (henüz iddet bitmemiş iken) karısına dönüş yapıp onunla cinsel ilişkide bulunur. Halbuki, adam ne boşamayı ne de rac'atı (geri dönüşü) şâhidlendir-memiş   (şâhidlerin huzurunda yapmamış) tır.

İmrân (Radıyallâhü anh) (bu soruya cevaben) şöyle demiştir i Sen (boşamayı ve karına geri dönüşü şâhidlendirmerr;ekle) Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine aykırı boşamada bu­lunmuş ve (yine) Onun sünnetine aykırı rac'atta bulunmuşsun. Ka­dım boşamayı ve ona rac'at etmeyi şâhidlerin huzurunda yapmalı­sın, dedi."[22][22]

Hadisin Fıkıh Yönü

1. Boşama ve rac'at için iki şahit tutulmalıdır.

2. Şahit olmaksızın yapılan boşama ve rac'at Peygamber (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) 'in sünnetine aykırıdır.

3. Rac'at kadınla cinsi münâsebette bulunmakla da olabilir. Bu üç maddede anlatılan hükümler hakkındaki fıkıhçılann gö­rüşlerini yukarda Tekmile'den naklen verdim.[24][24]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîs, hâmile bir kadm boşandığı za­man iddetinin doğum yapması olduğuna delâlet eder. Hâmile olma­yan kadın gibi üç defa temizlenmesi ve aybaşı âdeti görmesi diye bir iddet onun için söz konusu değildir. Hadîsten çıkarılan diğer bir hüküm de : Bir talâkla boşanan kadının iddeti esnasında kocası rac'at etmez veya edemezse, iddet bittikten sonra, artık karıya  dönüş yapamaz. Ancak yabancı bir erkek gibi kadına yeniden istekli çıka­bilir. Kadın kabul ederse usulü dâiresinde yeniden nikâhları kıyılır. Kadın muvafakat etmezse, onu boşayan erkek için bir tercih hajütı yoktur.   

Talâk   sûresinin 4. âyetinde geçen;

« ,. ye hâmile kadınların iddet süresi doğum yapmalarıdır...» nazm-i celîlde hâmile kadınların iddetlerinin doğum yapmaları ile sona erdiğine delâlet eder. Bu âyet-i celîlenin anılan kısmı acaba kocası ölen hâmile kadınlara da şümul­lü mü? yoksa yalnız boşanan hâmile kadınlara mı mahsustur? Bu hususta gerekli bilgi ve ilim ehlinin görüşleri inşaallah bundan son­ra gelen bâbta rivayet olunan hadîslerin izahı bölümünde verilecek­tir.

Burada şunu söylemekle yetiniyorum. Boşanan kadın hâmile ise onun iddeti, doğum yapması ile sona ermiş olur. Bu hususta yukar-daki nass mevcuttur.[26][26]

İzahı

Bu babın ilk hadîsini Tirmizî ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. İkinci hadisin birer benzerini Müslim, Ebû D â -vûd ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Üçüncü hadîsi Buhâ-ri ve Nesâî de rivayet etmişlerdir. Bâzı rivayetler uzundur. Ama, hepsinden çıkarılan fıkhî hüküm aynıdır.

Hadîste anılan Sübey'a bin t-i el-Hâris el-Es-I e m i y y e (Radıyallâhü anhâ) 'yi îbn-i S a' d muhacirler­den saymıştır. îbn-i îshak'ın bir rivayetinde bu kadının ismi Sübey'a bint-i Ebi Berza el-Eslemi, di­ye geçer. E 1 - H â f ı z: Eğer bu rivayet sabit ise, burada anılan Ebû Berzâ, meşhur sahâbî olan Ebû Berza' dan bas-fca, bir kimsedir. Ebû Berza sözcüğü, ya Sübey' nın ba-bası H & r i s ' in künyesidir, ya da Sübey'a' nın bir dede-sinin isim veya künyesidir, demiştir.

Sübey'a (Radıyallâhü anhâ) Peygamber (SallaHahü Aleyhi ve Sellem) den bu bâbtaki hadîsi rivayet etmiştir. Kendisinden de Medîne-i Münevvere fıkıhçiları ve Küfe ehli riva­yette bulunmuşlardır.   Buhârî,   Müslim,   E t> û   Dâvûd,Mesâi   ve   İbn-i   Mâceh   onun hadisini rivayet etmişler­dir.

Sübey'a (Radıyallâhü anhâ) 'yi boşayan kocasının adı ise Sa'd bin Haviete' dir. Ebû Dâvûd'un rivayetine göre bu zât, Beni Âmir bin Lüey kabilesinden olup Bedir savaşma katılma şerefine mazhar olanlardandır. Sübey'a fHadıy&U&hü anhâ) ile evli iken hicretin 10. yılı Veda haccında Mekke'de vefat etmiştir. Bir kavle göre bu zât aslen İran'h olup Yemen tarafından gelmedir ve Beni Âmir kabile­sinin antlaşmak mensubu idi. Onun vefat târihi hakkında başka ri­vayetler de vardır.[28][28]

Bu Hadîslerin Fıkıh Yönü

Hadîsler, kocası ölen hâmile kadının doğum yapması ile iddeti-nin sona erdiğine delâlet ederler. Ashab-ı Kiram'dan Ömer (Ra­dıyallâhü anh), oğlu Abdullah ve îbn-i Mes'ud (Radıyal­lâhü anhâ) keza Hanefiler, Malık, Şafii, Ahmed ve Süfyân-i Sevri bu hadislere göre hükmetmişlerdir. Bu grubtaki âlimler kocası ölen hâmile kadınların iddet süresinin dört ay on gün olduğuna dâir Bakara sûresinin 228, âyetinin hük­münü Sübey'a (Radıyallâhü anhâVnm hadîsi ile husüsileştir-misler ve anılan âyetin hâmile olmayan kadınlara mahsus olduğunu söylemişlerdir. Yine bu gruba dâhil âlimler Talâk süresinin 4. âyetinde bulunan; «Hamile kadınların iddeti doğum yapmaları ile sona erer...» nazm-i celilin hük­münün boşanan ve kocası ölen kadınlara şümullü olduğunu söyle­mişlerdir. Yâni hâmile kadın, boşandığı takdirde iddeti doğum yap­ması ile sona erdiği gibi kocası öldüğü takdirde de iddeti dört ay on gün değil, doğum yapmasıdır. Çünkü Bakara sûresinin 228. âye­ti ile Talâk sûresinin 4. âyetindeki anılan hükümler umumi mâ­nâya alındığında iki âyet arasında bir çelişki doğar. Şöyle ki, Ba­kara sûresinin 228. âyetine göre "Kocası ölen kadınların İddet sû­resi dürt ay on gündür." Bu âyetteki hükmün hâmile olan ve olma­yan bütün kadınlara umumî olduğunu farzedelim.

Talâk sûresinin 4. âyetinde de "Hâmile kadınların iddetinin doğum yapmaları ile sona erdiği bildirilmiştir.» Bu âyetteki hükmün kocası Ölen ve boşanan tüm kadınlara umunu ve şümullü olduğunu farzedelim.

Şimdi: Kocası ölen hamile kadının iddeti ne kadardır? B akara   sûresinin 228. Âyetini umumi mânâda alırsak anılan kadın dört ay an gün iddet bekler.Ta1ak   sûresinin 4. âyetiniumumî mânâda alırsak anılan kadının doğum yapması ile iddetten çıkması gerekir.

İşte, yukarda anılan Zavat-i Kiram, S ü b e y ' a (Radıyallâhü anhâ)'nın hadisini delil göstererek kocası ölen hâmile kadının idde-tinin, doğum yapması ile bittiğine hükmetmişlerdir. Buna paralel ola­rak Talâk sûresinin 4. âyetindeki "hâmile kadınların iddeti ile ilgili hükmün" umûmi olup boşanan veya kocası ölen hâmile kadın­ların iddetinin doğum yapması ile sona erdiği yolunda yorum yapmış­lardır. Bunun için Bakara sûresinin 228. âyetindeki hükmün hâmile değil iken kocası ölen kadınlara âit ve mahsus olduğunu da bu zâtlar söylemişlerdir.

2030) Abdullah bin Mes'ûd (Radıyallâhü an fi)'den; Şöyle demiştir: Vallahi kim dilerse (gelsin) haksız olanı beraberce lânetliydim. (—Haksız olana lanet olsun diyelim.)  Şübhesiz Talâk sûresi,  (ko­cası ölen kadının iddetinin)  dört ay on gün olduğuna dâir âyetten sonra indirilmiştir."[30][30]

8- Kocası Ölen Kadın İddeti Süresince Nerede Durur, Babı

2031) Zeyneb bint-i Kâ'b bin Ücra (Radtyallâhü ankâ)'dan rivayet edildiğine göre; Kocası Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâhü anh)'m kız kardeşi Fu-ray'a bint-i Mâlik (Radtyallâhü anhâ) şöyle demiştir :

Kocam, (kaçan) kölelerini aramaya çıktı ve Kadûm tarafında on­lara yetişti. Köleler kocamı (orada) öldürdüler. Kocamın ölüm ha­beri geldi. Ben o sıralarda babamın evine uzak düşen Ensar'ın evle­rinin birisinde ikâmet ediyordum.   Bunun üzerine ben. Peygamber(Sallallahü Aleyhi ve Seliem) 'in yanına vararak

Yâ Resûlallah! Kocamın ölüm haberi geldi. Ben babamın evin­den ve kardeşlerimin evinden uzak olan bir evdeyim. Kocam ne ba­na harcanacak bir mal bıraktı, ne mirascıhk yolu ile sahip olduğum bir mal bıraktı, ne de maliki bulunduğu bir ev bıraktı. Babamın evi­ne ve kardeşlerimin evine taşınmama izin verirseniz şübhesiz bunu çok arzularım ve bazı isterim yönünden iyi olur, diye müsaade İste­dim. Efendimiz *

«Ditersen (taşınma işini) yap,- buyurdu. Furay'a demiştir İd t Re-sttlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeUemKta diü ile Allah'ın benim içinverdiği bu hükme sevinçli olarak Peygamberin huzurundan ayrıldım. Nihayet ben mescidde veya evin sahanlığında iken, Efendimiz beni (geri) çağırarak :

«Sen nasıl söyledin?» buyurdu. Furay'a demiştir ki: Ben söyle­diklerimi tekrar anlattım. Bunun üzerine O, bana s

«Yazılı (yâni süresi Kur'an da belirli) iddet süresi tamamlanın­caya kadar, sen kocanın ölüm haberini aldığın evinde dur» buyur­du. Furay'a demiştir ki: Ben o evde dört ay on gün iddet olarak dur­dum."[32][32]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Bir kadın, kocası öldüğünde hangi evde ikâmet ediyor ve koca­sının Ölüm haberini alıyor ise iddetini o evde sürdürmek zorundadır, başka eve taşınamaz. Hadîs buna delildir. Dört mezheb imamları, Evzâi, îshak ve sahâbiler ile tabiilerden birer cemâat böy­le hükmetmişlerdir. Ömer bin el-Hattâb, Osman bin Affân, tbn-i Ömer, İbn-i Mes'ud (Radıyal­lâhü anhüm) ile Kasım bin Muhammed, Salim bin Abdill ah ve Said bin el-Müseyyeb böyle hük­medenlerdendirler.

Hattâbî: Bu hadis, kocası ölen kadının iddeti boyunca ko­casının evinde oturmasının gerekliliğine, başka evde oturamıyacağı-na ve mesken ihtiyacının karşılanmasının vücûbuna delâlet eder. Ebû Hanîfe demiştir ki: Kocası ölen kadının iddeti süresince mesken ihtiyacı kocasının malından karşılanır, kadın kendi meske­ninden başka bir yerde geceleyin duramaz ve gündüzleri dilerse evin­den dışarı çıkabilir.

Mâlik, Şafii, Ahmed ve Sevri de böyle hük­metmişlerdir. Muhammed bin el-Hasan ise: Koca­sı ölen kadın iddeti bitinceye kadar evden dışarı çıkamaz, demiş­tir.

Atâ, Câbir, el-Hasan, Ali, İbn-i Abbâs ve  i ş e (Radıyallâhü anhüm) : Kocası ölen kadın iddetini dile­diği evde geçirir, demişler, diye bilgi vermiştir."

Zeyneb (SA)'ma Hal Tercemesi

Zeyneb bint-İ Kâ*b bin Ücra el-Ensârîye (R.A.)'yı İbn-i Esir ve başkası saha-bilerden saymışlardır. Bâzıları da onu tabiilerden saymışlardır. Kendisi, kocası Ebû Saîd-i Hudri (R.A.)'den ve onun kız kardeşi Furay'a (R.A.)'dan rivayette bu­lunmuştur. Kendisinden de yeğenleri Sa'd bin îshak bin KâTs ile Süleyman bin Muhammed bin KâT» rivayette bulunmuşlardır. İbn-i Hİbbân onu sikalardan say­mıştır. Hadîslerini Ahmed ve dört sünen sahibleri rivayet etmişlerdir.

Furay'a bint-i Mâlik ise Ebû Saîd-i Hudri'nin kız kardeşidir. Ensar'ın Beni Hud-ra kabllesindendir. Biat-ı Rıdvan'da bulunan bahtiyar hâtûnlardandır. Anası Ha-bîbe bint-i Abdillah'tır. Sünen sahibleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Men-hel Tekmilesi C. 4. Sah. 346)[34][34] (Radtyallâhü ank&mâyâan rivayet edildi­ğine göre şöyle demiştir:

Ben (Medine-i Münevvere valisi) Mervân (bin el-Hakern)*tıı y*-nına girerek ona şöyle dedim: Senin ailenden bir kadın boşanmış (iddette)dir. Ctea uğradım evini değiştiriyordu. Sonra kadın şöyle de­di : Fâtıma bint-i Kays evimizi değiştirmemize müsaade ederek ken­disinin (iddette iken) ev değiştirmesine Resulullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in müsaade ettiğini bize haber verdi. (Urve demiştir ki:) Bunun üzerine Mervân: (Evet.) Fâtıma onlara ev değiştirme­lerini emretti, dedi. Urve demiştir ki: Mervân'ın bu sözü üzerine ben şöyle dedim: (îyi) ama Allah'a yemin ederim ki Âişe, Fâtıma'nın bu fetvasını kınadı ve dedi ki: Fâtıma ıssız ve ücra bir evde idi. Onun o evde durmasından korkuldu. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) de bundan dolayı Fâtıma'nın ev değiştirmesine müsâade etti."

2033) Âişe (Radtyallâkü anhâydzn rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Fâtıma bînt-i Kays : Yâ Resûlallah! (îddet için durduğum ey ıssız olduğundan) zorla evime girilmesinden korkuyorum, dedi. Bunun üzerine Ftesûlullah onun ev değiştirmesine müsaade etti."[36][36]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Üç talâkla boşanan bir kadın zaruret olmadıkça kocasının kendi­sine tahsis ettiği evde iddetini tamamlamakla mükelleftir, başka eve taşınamaz. Tehlike korkusu olduğu takdirde ise başka eve taşınabilir. Tekmile yazarının beyânına göre İbn-i Abbâs, Câbir, Atâ, Tavus ve îkrime: Üç talâkla boşanan kadın idde­tini dilediği evde sürdürür, demişlerdir. İbn-i Mes'ûd, Âişe, Saîd bin el-Müseyyeb ve Süleyman bin el-Ye-s â r'dan   da bu görüş nakledilmiştir.

Ebü Hanife'ye göre, anılan kadın ne gece ne de gimdüz, evinden çıkamaz. Fakat kocasının ölümü dolayısıyla iddette bulunankadın gündüz evden çıkabilir, gece çıkamaz, Muhammed bin el-Hasan'a göre ise kocasının ölümü veya boşaması nedeni ile iddette olan kadın ne gece ne de gündüz evden dışarı çıkamaz.

Mâlik, Şafii ve Ahmed'e göre kocasının ölümü dolayısıyla iddette olan kadın gündüz evden dışarı çıkabilir, fakat akşamlan evine dönmesi gerekir.

Âişe (Radıyalâhü anhâ) 'nın hadîsini Müslim ve N e -s â î de rivayet etmişlerdir. Bu hadîsde boşanan Fâtıma b in t-i K a y s ' in ev değiştirmesine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in müsaade etmesinin sebebinin, F â t ı m a* nın duyduğu tehlike korkusu olduğu bildirilmiştir.

Fâtıma (Radıyallâhü anhâ)'nın hâl tercemesi 1789 nolu ha­disin izahı bölümünde verilmiştir.

2034) Câbir (bin Abdiilah bin Amr bin Haram el-Ensârî) (Radtyallâ-hü anhümâydan: Şöyle demiştir :

Teyzem (üç talâkla) boşanmıştı. Hurmalığındaki hurmaları kes­mek için (evden dışan) çıkmak istedi. Fakat bir adam onu (iddetteolduğu gerekçesi' ile) hurmalığına çıkmasına mâni oldu. Bunun üze­rine teyzem Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanına git­ti (ve durumu ona arzetti). Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) • «Hayır. Hurmalarını kes. Çünkü şübhesiz (hurmalarından) sada­ka vermen veya başka hayır yapman umulur.» buyurdu."[38][38]

10- Üç Talakla Boşanan Kadın İçin Mesken Ve Nafaka (Hakkının Bulunup Bulunmadığını Beyân Eden Hadisler) Babı

2035) Fâtıma bint-i Kays (Radtyallâhü <wAfl)'dan rivayet edildiğinegöre;

Kocası kendisini üç talâkla boşamış da Resûlullah    (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) o(nun iddet süresi) için ne mesken ne de nafakagöre:(hakkını) kıldı."

2036) Fâtıma bint-i Kays (Radtyallâhü anhâ)'âan; Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta İken kocam be­ni (üç talâkla) boşadı. Bunun üzerine Resûlullah  (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) (bana) :

«Senin İçin ne mesken ne de nafaka (hakkı) vardır» buyurdu."[40][40]

Âlimlerin Bu Husustaki Görüşleri

Tekmile yazan "Mebtûte (yâni tamamen boşanan) kadının nafa­kası" babında özetle şöyle der:

"Bu mes'ele hakkında âlimler arasında ihtilâf vardır. Şöyle ki: İbn-i   Abbâs,   Hasan-ı   Basrî,   Amr   bin   Di­nar,   İkrime,   Şa'bî,   Ahmed   bir rivayetinde   lshak ve   Zahirîye   mezhebi mensubları ile tüm hadîs ehli,   Fâ tı­nı a    (Radıyallâhü anhâ) 'nın hadisine uygun hükmetmişlerdir.

Mâlik, Şafii, Evzâi ve el-Leys bin Sa'd'a göre üç talâkla boşanan kadın hâmile değilse onun mesken hakkı var, fakat nafaka hakkı yoktur. Hâmile ise mesken hakkı bulunduğu gibi doğum yapıncaya kadar nafaka hakkı da vardır.

Nahai, Sevri ve Hanefîler: Anılan kadın hâmile olsun olmasın hem mesken hem de nafaka hakkına hâizdir, demiş­lerdir."

Tekmile yazan bu arada her grubun delîlinide anlatmıştır.[42][42]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsin senedinin durumu notta belir­tilmiştir. Hadiste sözü edilen kadının adının Esma olduğuna dâir rivayet vardır. B u h â r i bu hadisin bir benzerini Âişe (Ra­dıyallâhü anhâ), diğer bir rivayeti de Ebû Üseyd (Radıyal­lâhü anh) 'den rivayet etmiştir. Buhârî' nin rivayetinde kadı­nın ismi belirtilmeyip ondan "Cevn kızı" diye bahsedilmiştir. Bâzı ri­vayetlere göre kadının adı Ümeyme1 dir. B u h â r i' nin Ebû Üseyd1 den olan rivayetinde "Kadın: Senden Allah'a sığınırım, deyince Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kadına t «Şüphesiz sen (şanı çok yüce) bir sığınılan a —Allah'a— sığındın» buyurduk­tan sonra (odadan) yanımıza çıktı ve : -Ey Ebû Üseyd ona râzıkkıye (denilen beyaz keten kumaştan mamul) iki kat elbise giydir ve onu ailesine teslim e$» buyurdu." denilmiştir.

Bu kadın C e v n oğullarından Numân bin Şerâ-h İ 1' in kızıdır. C e v n oğulları E z d soyundan bir kabiledir. Bu kabile   Kinde   emirlerinden idiler.

Rivayetlere göre Kinde emiri, Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) ile akraba olmak şerefine kavuşmak üzere kızını O'na arz etmiş, O da kabul buyurmuştu. î b n - i S a' d' in rivayetine göre anılan kadının nikâh işi bittikten sonra Âişe ve Hafsa (Radıyallâhü anhümâ) kadınlık kıskançlığı etkisi ile kadının yanına giderek başını taramışlar. Sonra Âişe (Radıyallâhü anhâ) ona şöyle demiş: Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) senin ya­nına girdiğinde sen O'na: Senden Allah'a sığınırım, dersen bundan memnun olur, demişti. Kadın da bu yüzden böyle söylemişti.

Hadîste bulunan "Muâz" kelimesinin sözlük mânâsı "Kendisine sığınılan, sığınak, sığınma zamanı ve sığınma işidir." Burada kendi­sine sığınılan zât mânâsı kastedilmiş olabilir. Bundan maksat da Al­lah Teâlâ'dır. Çünkü kadın "Senden Allah'a sığınının.*' demişti. Bu kelime ile sığınak mânâsı da kastedilmiş olabilir. Bu takdirde cüm­lenin mânâsı "Şübhesiz sen yüce bir makama (yâni Allah katına) sığındın," demektir.

Anılan kelime "Maaz" olarak da okunabilir. Maaz kelimesi ise sığınak, sığınma zamanı ve sığınma işi anlamına gelir. Burada sığı­nak mânâsı kastedilmiş olur.

Hadis, henüz gerdeğe girilmemiş bir kadını boşamak hâlinde ona Mut'a denilen bir miktar malın verilmesinin meşruluğuna delâlet eder.

Mut'a (Mehir) hakkındaki âlimlerin görüşleri özetle şöyledir:

1. Hanefiler'e göre, nikâh akdi sıhhatli bir şekilde kıyı-lırken mehir durumu söz konusu edilmez veya fasit bir mehir tâyin ve tesbit edildiği, meselâ; şarap, mehir kılınırsa ve gerdeğe girilme­miş iken erkek karısını boşarsa, mehr-i misil yâni kadının yakını olan kadınların mehirlerinin meblâğının yarısını geçmemek üzere mut'a ödenir. Mut'ayı verecek erkek mut'ayı elbise olarak verebildi­ği gibi onun değerini nakit olarak da ödeyebilir. Mut'a miktarının tâyin ve tesbitinde erkek ile kadının mâli durumu esas alınır. Mut'amiktarı hiç bir zaman mehr-i mislin yarısından fazla olamaz ve beş dirhemden az da olamaz. Taraflar zengin olduğu takdirde mut'anın en üstün miktarı ve taraflar fakir olduklarında mut'anın en azı tak­dir edilir. Taraflar orta halli iseler, mut'a'nın vasat bir miktan tâ­yin edilir. Mut'a, vacip, müstahap ve mubah kısımlarına ayrılır. Şöy­le ki: Mehirsiz olarak kıyılan nikâhtan sonra gerdeğe girilmeden ön­ce boşama vuku bulduğunda mut'a vâcibtir. Nikâh akdinde mehir anılsın anılmasın gerdeğe girilip cinsel temas vuku bulduktan son­ra boşama olursa mut'a ödemek müstahabtır. Nikâh akdinde mehir tayin edilip, henüz cinsel temas olmamış iken boşama yapılırsa mut'a ödemek mubahtır.

Ayrıntılı bilgi için fıkıh kitaplarına müracaat edilmesi tavsiye olunur.

2. Şâfiiler'e   göre nikâh akdi mehirsiz olarak veya me­hir durumu söz konusu edilmeden kıyılıp da henüz mehir miktan tâyin edilmemiş ve cinsî temas vuku bulmamış iken boşama olursa mut'a ödemek gerekir. Cinsel ilişki vuku bulmuş olduğu takdirde de mut'a ödenir. Fakat nikâh akdinde mehir miktarı tâyin edilmiş olup da henüz cinsel temas yapılmadan boşama vuku bulursa mut'a öden­mez. Mut'a'nın en azı, mâlî değeri bulunan herhangi bir şeydir. Onun en çoğu için bir sınır yoktur. Mut'a'nın 30 dirhemden az olmaması ve mehir miktarının yarısından az olması müstehabtır. Taraflar bir meblâğ üzerinde anlaşırlarsa mesele kalmaz. Aksi takdirde mikta­rı, hâkim tarafından tesbit edilir. Hâkim, yapacağı tesbitte tarafların mâlî durumlarını dikkate alır.

3. Mâliklîer'e   göre mut'a'nın vacip kısmı yoktur. Mut'a mendubtur.

4. Hanbeliler'e   göre mut'a'mn en üstünü bir köledir. En azı da kadının namaz kılması için örtmesi gereken vücûdunu ör­tecek durumda olan bir elbisedir. Mut'a miktarı erkeğin mâli duru­muna göre tesbit edilir. Gerdeğe girilmeden ve hâkim tarafından me­hir miktarı tesbit edilmeden veya taraflar bir miktar üzerinde anlaş­mamış iken boşama vuku bulduğunda mut'a vacip olur. Keza mehir olmaya elverişli olmayan şarap ve domuz gibi bir madde mehir kı­lınmak sureti ile nikâh kıyıldığı takdirde yine mut'a ödenmesi vâ­cibtir.

Başka âlimlerin değişik görüşleri de vardır. Dört mezhebin mut'a hakkındaki ayrıntılı hükümleri bir hayli yer aldığı için bu kısa bil­gi île yetiniyorum. Geniş bilgi için fıkıh kitablanna baş vurulabilir.[44][44]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîse göre kadın, kocasının kendisini boşadığım iddia edip bir erkek şahit getirdiği zaman, kocasına ye­min teklif edilir. Şayet kocası onu boşamadığına yemin ederse, şahi­din ifâdesi muteber sayılmaz ve kadın kocasına teslim edilir. Şayet kocası yemin etmekten imtina ederse »imtina etmesi de bir şahit hük­münde olur ve kadının boşandığına karar verilir.

Bu hususta âlimlerin görüşlerine gelince:

Hanefî fıkıh kitablarmdan el-Hidâye'nin "^ahâdetler" kita­bının şerhi Fethü'l-Kadir'de özetle şu bilgi veriliyor: Muamelelerde ve nikâh, boşama, vekâlet, vasiyet, rac'at ve neseb gibi konularda iki erkek şahit veya bir erkek ile iki kadın şahit gerekir. Ş â f i î' ye göre kadınların erkeklerle beraber ettikleri şahitlik ancak mâli konularda kabul edilir. Mâli olmayan hukuki konularda kadınların ettik­leri şahitlik muteber değildir. (Yâni iki erkek şahit gerekir. Şu hal­de boşama ve nikâh gibi konularda iki erkek şahit şarttır.) Mâlik de Şafii gibi söylemiştir. A h m e d' den iki kavil rivayet edil­miştir. Birisi bizim kavlimiz gibidir, diğeri ise anılan iki imamın kavligibidir."

Görüldüğü gibi kadının boşama iddiasının ispatı için bir erkek şahit ile iki kadın şahit veya iki erkek şahit şarttır. Bir erkek şahit ile kadının kocasının yeminden imtina etmesi dört mezhebin görüş­lerine göre yeterli sayılmıyor.

Talâk sûresinin ikinci âyetinde, bir veya iki talâkla karısı­nı boşayan erkeğin rac'at etmesi yâni kadının iddet süresi henüz bit­memiş iken kadına dönüş yapması için iki âdil şahidi tutması em­redilmiştir. Hanefîler, Mâlik ve Ahmed'e göre bu emir müstehablık içindir. Yâni erkek rac'at ettiğinde bunu iki âdil erkek şahitle tevsik etmelidir, bunu yapması müstehabtır. Şafiî ve A h m e d' den yapılan birer rivayete göre rac'atın anılan şa­hitlerle tevsik emri vâciblik içindir.

Geniş bilgi için fıkıh kitablarma baş vurulmalıdır.[46][46]

İzahı

Bu hadisi   Tirmizi,   Ebû   Dâvûd   ve   Hâkim   de rivayet etmişlerdir.

Hadisin mânâsı şudur: Bir erkek karısını boşar veya bir kadın­la evlenir veyahut bir yeyâ iki talâkla boşadığı karısının iddet sü­resi henüz bitmemiş iken ona dönüş yaptıktan sonra, anılan işleri cid­di yapmadığını ve şaka ettiğini iddia etse onun bu iddiası geçersiz­dir. Bu işlerde şaka olamaz.

Hadisin bu hükmü hakkında âlimler ittifak halindedirler.

Tekmile yazan bu hadîsin açıklaması bahsinde H a 11 â b i' nin 967le söylediğini yazar:

Erginlik çağına varmış ve akıllı olan yâni deli olmayan bir er­keğin ağzından apaçık boşama yemini çıktığı zaman, karısını boşa­dı gına hükmedilir, bu hususta âlimler ittifak halindedirler. Adamın: Ben saka ettim, bununla karımı boşamak istemedim, gibi sözleri hiç bir yarar sağlamaz. Eğer bu gibi sözlere itibar edilmiş olsaydı, şart hükümler İşlemez olurdu. Karısını boşayan veya bir kadınla nikah­laman yahut kölesini azat eden bir kimsenin sonradan pişmanlık duy­ması sonucu böyle sözleri ve mazeretleri ileri sürmesinden emin olun­mazdı. Ve netice itibarı ile ilâhî hükümler işlemez olurdu. Bu itibar­la hadiste anılan sözleri kim kullanırsa, bunun sonucuna da katlan­mış olur v& bunun aksini iddia etmesi geçersiz sayılır. Hadis, bu ko­nularda ihtiyatlı davranmayı ve laubali olmamayı vurgular.[48][48]

İzahı

KÜtüb-i Sittenin tümünde rivayet edilen bu hadisin hasen- sa­hih olduğu   T i r m i z i   tarafından ifâde edilmiştir.

Tekmile yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle demiştir:  "Bu hadisin, fıkıh yönünden delâlet ettiği hükümler şunlardır:

1. Allah Teâla bu ümmetin hatırından geçen kötülükleri günah saymamıştır. Ancak hatırdan gecen şer bir şey işlenir veya dil ile söylenir ise; o zaman günah sayılır. Bu ilâh! lütuf, bu ümmete mah­sustur. Geçmiş ümmetler için böyle bir bağış yoktu. Onlar hatırla­rından geçen, serlerden dolayı mesul sayılırdı. Bir kavle göre   O m -m e t - i Muhammediye de ilk zamanlarda sorumlu tutul­muş, sonra   Bakara   sûresinin son âyeti ile sözü edilen sorum­luluk kaldırılmıştır.

2. Adam kalbinde karısını boşadığı zaman, boşama yeminini di­li ile söylemedikçe, boşamış olmaz.   Haneliler   ile   A t &   bin Ebİ   Rabâh,   Said   bin   Cübeyr,   Katâde,   el-Ha-s a n ,   S e v r i,   Şafii,   Ahmed   ve   İshak   böyle hük­metmişlerdir.

Z ü h r î' ye göre, adam kalbinde karısını boşadığı zaman, bo­şama yeminini dili ile söylemese bile boşamış sayılır. E ş h e b' in Mâl i k' ten olan rivayeti de böyledir. Îbnü'l-Arabi bu görüşün gerekçesini şöyle anlatmıştır: Kalbi ile kâfir olan bir kim­se, küfrünü açığa vurmasa bile küfre gitmiş olur, keza, ibâdetlerini riyakârlıkla ve gösteriş için yapan veya bir müslümanı zina ile kal­ben ithamda bulunan bir kimse günah işlemiş olur. Kalb ile işlenen bütün ameller böyledir.

H a 11 â b i bu görüşe cevaben şöyle der: Bu hadis bu grubun aleyhinde delildir. Ayrıca bir adam karısı ile Zihâr etmeye yâni ka­rısının vücûdunun bir kısmını anası ve kız kardeşi gibi ilelebed ni­kahlaması haram olan bir kadının o kısmına benzetmeye karar ve­rirse, bunu dili ile söylemedikçe; Örneğin adam karışma: "Senin sır­tın anamın sırtı gibidir" sözüne benzer bir söz söylemedikçe Zihâr yeminini etmiş sayılmaz. Bu hususta ilim ehli ittifak halindedir. Zi­hâr yemini, boşama yemini anlamını taşır. Şu halde sadece kalben karar vermekle Zihâr yemini oluşmadığına rağmen neden boşama yemini oluşsun? Keza bir adam kalben bir kimseyi zina suçu ile itham etse bile bunu dili ile söylemediği sürece itham etmiş sayılmaz. Yi­ne namazda konuşmak haramdır, namazı bozar. Halbuki namaz içinde ikan kalbinden bir konuşmayı geçiren kimsenin namazı bozulmaz. Eğer kalbden geçen konuşma dil ile konuşma hükmünde ol­muş olsaydı, namazı bozması gerekirdi."

Âcizane şöyle bir yorum hatırımdan geçiyor, doğru ise Allah'tan­dır, yanlış ise bendendir: Şöyle ki; insan oğlundan meydana gelen ve şer'i hükümlerin alanına giren şeyler üç kısma ayrılır:           

1. Dil ile söylenen sözler.                                                   

2. Vücûdun tamamı veya el, ayak ve göz gibi bir organ ve vü­cûdun bir kısmı ile işlenen fiiller.

3. Küfür, îman, ihlâs ve riya gibi kalb ile işlenen işler.

Hadis-i şerif, birinci ve ikinci maddelerin kapsamına giren şey­ler hakkındadır. Bu gibi işler; dil ile söylenmedikçe veya vücûdun tamamı veya organları ile işlenmedikçe, sadece kalbden geçmesi hâ­linde günah sayılmaz. Meselâ: Bir adam aleyhinde konuşmak ve sövmek kalbten geçse bile dil ile söylenmedikçe günah sayılmaz. Ke­za bir hırsızlık fiili hatırdan geçse bile hırsızlık fiili işlenmedikçe, bu suç işlenmiş olmaz. Ama kalbin fiillerinden sayılan küfür, riyakâr­lık ve benzerî şeyler günah sayılır. Hadîs-i şerif bu tür kalbi fiillerin günah sayılmadığına âit bir hüküm taşımaz.

Şöyle de denilebilir: Hadîs, bir vesvese şeklinde insanın kalbine gelen geçici şeylerin günah sayılmadığını ifâde eder. însanın kendi istek ve irâdesi ile hatırına getirip kalbinde kökleşmesine çalıştığı kö­tü niyetlere ve duygulara İsrar eder ve bunu kalbinden atmak da is­temezse bu gayretkeşlik manevî sorumluluk ve âhiret cezasını gerek­tirir,[50][50]

İzahı

Bu hadîsi Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâİ de ri­vayet etmişlerdir.

Bu babın başlığındaki "Matuh" kelimesini deli diye terceme et­tim. Çünkü müellifin bu bâbta rivayet ettiği hadîslerde çocuk, uyu­yan ve delinin mükellef olmadıkları bildiriliyor. T i r m i z î de Talâk kitabının bir babını Matûh'un talâkına ayırmış ve burada ri­vayet ettiği bir hadîste :Matûh'un talâkının geçersiz olduğu bildiril­miştir. Tuhfe yazarının beyânına göre âlimler oradaki Matuh keli­mesini değişik şekillerde tarif etmişlerdir. Şöyle ki: e 1 - H â f ı z: Matuh: Aklı noksan olan, demektir. Çocuk, deli ve sarhoş, bu keli­menin anlamına girer. Cumhura göre; bunların işledikleri fiiller ge­çersizdir, demiştir. İbnü'1-Esîr el-Cezeri' nin en-Nihâ-ye'de beyan ettiğine göre Matuh, deli demektir.

Zeynü'1-Arab da: İrâdesi dışında sarhoş olan, deli, uyu­yan, hastalığın şiddeti ile aklı giden hasta ve baygın kimse, bu ke­limenin şümulüne girer. Çünkü bunların hiç birisinin talâkı geçerli değildir. Çocuk da bunlar gibidir, demiştir.

El-Hidâye yazan da: Erginlik çağına varmamış olan çocuğun boşaması geçersizdir, onun akıllı olması neticeyi değiştirmez. Deli ve uyuyanın da talâkı muteber değildir. Matuh da deli hükmünde­dir, talâkı vâki olmaz, demiştir. î b n ü'I-H ü m âm: Matuh, bir kavle göre anlayışı az, konuşması dengesiz ve tedbiri bozuk ol­makla beraber; sövüp saymayan, dövüp kırmayan kimse demektir Deli ise sövmek ve dövmekle, matûh'tan farklıdır. Matûh'u başka şekilde tarif edenler olmuş ise de bu tarif daha uygundur, demiştir.

T i r m i z î' nin rivayet ettiği hadîste çocuğun ve uyuyanın ta­lâkından söz edilmediği için âlimler oradaki Matuh kelimesini, çocuğu ve uyuyanı da kapsamına alacak şedide mânâlandırmıslardır. Burada ise; gerek babın başlığında ve gerekse hadîsin metninde ço­cuk ve uyuyan, anıldığı için matuh kelimesini hadîsin metnine uy­gun olarak deli mânâsına yorumlamak isabetli olur, kanısındayım.

Müellifimiz bu hadisi iki şeyhinden rivayet etmiştir. Bunlardan Muhammed bin Hâlid'in rivayetinde uyuyan ve ço­cuktan sonra anılan üçüncü kişi "Akülanıncaya veya ayıhncaya ka­dar deli" şeklinde ifade edilmiştir. Bundaki tereddüt râviye aittir. Müellifin diğer şeyhi E b û Bekir'in rivayetinde anılan üçün­cü kişi ise "Şifâ buluncaya kadar delilik hastahgma tutulmuş olan" şeklinde ifade edilmiştir. îki rivayetin m&nAsı aynıdır. Ancak ifâde tarzında değişiklik vardır.

Hadis, çocuk, uyuyan ve akli dengesi bozuk olan kimselerin bu durumları devam ettiği sürece işledikleri şeylerden dolayı sorumlu olmadıklarını ifâde eder. "Bu genel mânâ dolayısıyla, bunların bu hal­leri devam ettiği sürece, ettikleri boşama yeminlerinin de geçersizli­ği hükmü ifâde edilmiş olur.

Abdurahman el-Cezeri, dört mezhebin fıkhına âit kitabının Talâk bölümünde talâkın oluşmasının şartlarını beyân eder­ken özetle şöyle der:

"Talâkın oluşmasının şartlarından birisi boyaşanm akıllı olma­sıdır. Bu itibarla delinin boşaması hükümsüzdür. Deli bir kimse ara sıra ayılsa bile, delilik hâlinde ettiği boşama yemini geçersizdir. De­li ifâdesinden maksat, bir hastalık nedeni ile aklı giden kimsedir. Bu itibarla deli kelimesi, beygm veya herhangi bir hastalığın şiddeti ile aklı zail olan ve konuştuğunu bilmeyen hastaya da şâmildir. Sar­hoşluk verdiğini bile bile bir maddeyi alıp sarhoş olan ve bu halde iken karısını boşayan bir kimse de deli hükmünde sayılmayıp karısı boşanmış olur. Hülâsa alınması haram olan herhangi bir müskiratı bile bile alıp sarhoş olan bir kimsenin boşaması muteberdir. (Sar­hoşun ettiği boşama yemininin hükmü hakkında geniş bilgi için anı­lan kitaba veya diğer fıkıh kitablarına müracaat edilmesi tavsiye olunur.)

Boşamanın oluşmasının şartlarından birisi de boşayanın erginlik çağına varmış olmasıdır. Bu itibarla bu çağa varmamış olan çocu­ğun ettiği boşama yemini geçersizdir. Ancak Hanbelîler'e göre boşamanın ne demek olduğunu ve sonuçlarını idrak eden bir çocuk on yaşından küçük bile olsa ettiği boşama yemini geçerlidir."

2042) Ali bin Ebî Tâlib (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selletn) şöyle buyurmuştur:

«Çocuktan, deliden ve uyuyandan sorumluluk kalemi kaldırı­lıyor.» "

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Kasım bin Ye-iEİd, meçhuldür ve Ali bin Ebî Tâlib (B.A.)*a yetişmemiştir.[52][52]

16- Zorlananın Ve Unutanın Boşaması Babı

2043) Ebû Zerr-i Ğifârî (Radtyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resûllulah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve zorlandığı şey (in güna­hın)! Allah Teâlâ şüphesiz affetmiştir.»"

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir:  Âlimler, bu senedde bulunan râvi Ebû Bekir et-Hüzelî'nin zayıflığı üzerinde ittifak ettikleri için bu sened zayıftır.

2044) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü ank)'âen rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Ümmetimin gönüllerinden geçen (günah işleme) temayülleri (fiilen) işlemedikçe, yahut (dilleri ile) söylemedikçe, bir de onların zorlandıkları şeyleri Allah Teâlâ şüphesiz affey lemistir.»"

2045) (Abdullah) bin Abbas (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve zorlandığı şey (in güna­hın) ı Allah Teâlâ affeylemiştir.-"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu sened munkati değilse sahihtir. Fakat münkati görülür. Nitekim ikinci senedde, Ubeyd bin Nümeyr isimli râvi ilaveten vardır... Bu münkatilik yani senedden bir ravinin atılması ile meydana gelen ko­pukluk râvi el-Velîd bin Müslim'den ileri gelmiş olabilir. Çünkü kendisi tedlisçi idi.

2046) Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhive Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Zorlama altında ne boşama olabilir, ne de (köle ve cariyeyi) âzad etmek.»"[54][54]

Yanılmakla Yapılan Boşama Yeminin Hükmü

Dört mezhebin fıkhına âit "ETFıkhü Ale-rMezâhibi-1'Erbaa" adlı kitabın Talak bölümünde yazar Abdurrahman şöyle der: "Boşamanın oluşmasının şartlarından birisi de yanılmaksızın boşama sözünü kullanmaktır. Bu itibarla adam, karısına; Sen tanırsın di­yeceği yerde yanılarak; Sen taliksin derse, kendisi ile Allah arasın­da boşamanın olmadığı malûmdur. (Talik, boş demektir.) Ama iş hâkime intikal ederse, adamın yanılma iddiası kabul olunmaz. Çün­kü, hâkim onun kalbindeki niyete muttali olamaz."

Şafii fıkhına âit el-Envâr'da ayrıca şu mesele de vardır: Bir adam evli olduğunu unutarak veya vekili tarafından nikâhı kıyıldığı halde bundan habersiz olarak : Karım boştur, gibi bir boşama yemi­ninde bulunursa, zahiren karısı boşanmış sayılır. Ama adam ile Al­lah arasında gizli kalan duruma göre boşama olmamıştır.

Bu iki hadiste sözü edilen "Zorlama" hususunu aşağıda açıkla­mak üzere şimdi, bu babın ikinci hadisi olan Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadisine geçelim :

Bu hadis, zorlama ile ilgili son cümlesi hâriç. B u h â r i ve M ü s 1 i m' de de rivayet edilmiştir. Müellifin 2040 nolu hadisi de bunun benzeridir. însanın hatırından geçen, fakat bilfiil işlenmeyen^ veya dil ile söylenmeyen nefsâni temayüllerin Allah tarafından ba­ğışlandığına dâir gerekli bilgi orada verilmişti. Bunu tekrarlama­ya gerek yoktur. Ancak M ü s 1 i m' in îman kitabında rivayet et­tiği bu hadisin şerhinde N e v e v i' nin verdiği bilgiyi buraya ak­tarmakla yetinmek istiyorum.    N e v e v İ   özetle şöyle der:

"İmam    e 1 - M â z i r i' nin   dediğine göre   Kadı   E b ü B e k i r' in    mezhebi şudur.

Bir kimse bir günah işlemeyi kalbine yerleştirip buna karar ve­rirse, verdiği karar ve azimden dolayı günah işlemiş sayılır. Bu ve benzeri hadisler, bir günah işleme arzusu hatırına gelip geçen ve kalbinde karar kılmayan kimseler hakkındadır, diye yorum yapılır Günah işleme arzusu ile günah işlemeye azimli olmak birbirinden tamamen farkh iki ayrı şeydir.

îşte Kadı Ebû Bekir'in mezhebi budur. Fıkmçılar-dan ve hadisçilerden çok kimseler K â d ı' ya muhalefet ederek bu ve benzeri hadisleri zahirlerine göre mânâlandımuşlardır.

Kadı Iyâz da: Selef âlimlerinin tümü ve fıkıhçılar ile hadisçilerden ilim erbabı Kadı Ebü Bekir'in mezhebini tutmuşlardır. Çünkü kalb ile işlenen suçlardan dolayı sorumluluğun varlığı hadislerle sabittir. Şu varki âlimler şöyle demişlerdir; Kalbinazim ve karar kıldığı suç başka şey, kalbin buna azim ve karar ver­mesi başka bir şeydir. Kul suç işlemeye kalben karar vermekle bir günah işlemiş olur, o günahı fiilen işleyince ikinci bir günah işle­miş olur. Eğer kalben karar verdiğine rağmen Allah korkusu ile o günahı işlemekten vazgeçerse bir hasene Isevap) kazanır.

Günah sayılmayan kalbi arzu ve istek ise hatıra gelen ve kalbte karar kılmayıp geçici olan nefsânî istek ve arzulardır demiştir.

N e v e v i yukardaki nakilleri yaptıktan sonra; Kadı E b û B e k i r * in görüşü iyi ve açıktır, buna ilâve edilecek bir şey yok­tur. Kalbin bir günah üzerinde azim ve karar kılmasının sorumlu­luğu mucip bir hâl olduğu nasslarla sabittir.

«Zanların çoğundan sakının. Şübhesiz zanların bâzısı günahtır...» ve «Müminler arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere dünya ve âhirette elim azap vardır.[56][56]

Zorlama Altında Yapılan Boşamanın Hükmü

Gerek bu hadîs ve gerekse bundan önce bu bâbta rivayet edilen hadîsler zorlama altında yapılan boşamanın geçersizliğine delâlet eder.

Bu husustaki âlimlerin görüşlerine gelince Tekmile yazan şu bil­giyi verir:

Ashâb-ı Kiram'dan Ömer. Ali, îbn-i Ömer, Ibn-i Abbâs, İbn-i Zübeyir, Câbir bin Semûre (Ra-dıyallâhüanhüm) ve başkaları zorlama ile yapılan boşamanın geçer­sizliğine hükmetmişlerdir. Mâlik, Şafii, Ahmed, Ev-zâi ve İshak'm mezhebi de budur. Bu grubun delilleri bu hadisler ile N a h i 1 sûresinin 106. âyetidir. Çünkü bu âyet-i ce-lîlede küfür kelimesini kullanmaya zorlanan fakat kalbindeki İman devam eden bir mü'minin ağzından çıkan küfür kelimesinden dola­yı bir sorumluluğun bulunmadığı bildirilmiştir. Küfür kadar ağır ol­mayan şeyler de bu hükme tâbidir. Şu halde boşamaya zorlanan, fa­kat kalbinde boşama niyeti olmayan bir kimsenin ağzından çıkan bo­şama yemini ile karısı boşanmaz.

(Zorlama ile yapılan boşamanın geçersizliği fıkıhçıîarca bâzı şart­lara bağlanmıştır. Bu şart ve ölçülerin öğrenilmesi için fıkıh kitab-larma baş vurmak gerekir.)

Hanefiler, Sevri, Zühri, Şâbi ve Katâde'-ye göre zorlama ile yapılan boşama muteberdir. Çünkü boşamaya âit âyet umumidir. Herhangi bir kayıt ile bağlılığı yoktur. İkinci de-lîl de Safvân bin A m r et-Tâ İ'nin rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:

«Kocasından nefret eden bir kadın bir gün kocasını uyurken ya­kalamış, eline büyük bir bıçak alıp kocasının göğüsünün üzerine otur­duktan sonra onu uyarmış ve ona: Allah'a yemin ederimki ya beni Üç talâkla boşarsm, ya da seni boğazlarım, demiş. Adam yalvarmış ise de kadın İsrarda bulununca, adam onu üç talâkla boşamış, sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemKe giderek durumu arz etmiş. Peygamber, onun yaptığı boşamanın geçerli olduğunu bildir­miştir.»

Bu grubtaki âlimler: Zorlama neticesinde-adam rızâsı dışında ka­rısını boşamış oluyor. Boşamanın oluşması için adamın rızâsı ise şart değildir."

Tekmile yazan daha sonra cumhurun bu gruba verdiği cevab-Jan yazıyor ve delil gösterilen boşama âyetinin bu hadislerle husûsi-leştiğini, S a f v a n ' in hadisinin senedinin zayıf olduğunu ve bu nedenle cumhurun görüşünün tercihe şayan olduğunu bildiriyor. Da­ha sonra zorlamanın oluşmasının şartlarını açıklıyor.

Bu şartların bilinmesi için fıkıh kitablanna müracaat edilmesi gereklidir. Buraya alamadım. Çünkü bir hayli yer ve zaman alır.[58][58]

İzahı

Bu babın ilk hadîsini Tirmizi, Ebü Dâvûd, Ah-med, Beyhaki, Dârekutnî ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Tirmizi bu hadîsin hasen - sahih olduğunu söyle­miştir. Bu hadîsin metni bâzı rivayetlerde uzuncadır.

Bu bâbtaki diğer hadîsler Zevâid türündendir.

Bu hadîslerde geçen Nikâh kelimesinden maksat nikâh akdidir. Yâni nikâh akdi yapılmadan önce edilen boşama yemini geçersiz ve etkisizdir. Bir adam henüz nikâhlanmadığı bir kadını boşarsa bu bo­şama hükümsüzdür. Çünkü adam henüz o kadının kadınlığından ya­rarlanma hakkına sahip değildir. Köle ve cariyeyi azad etmek de böy­ledir. Adam, mâliki bulunduğu bir köleyi, bir cariyeyi âzad edebilir. Fakat henüz mâliki olmadığı köleyi, cariyeyi âzad edemez. Böyle bir hak ve yetkisi yoktur.

Tekmile yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde özetle şöyle der: Bu hadis, nikâh akdi kıyılmadan önce yapılan kesin ve şartsız boşamanın geçersiz ve hükümsüz olduğuna delâlet eder. Çünkü bo­şama hak ve yetkisi nikâh akdinin kıyılmasından sonra doğar. Ke­sin ve şartsız boşamaya misâl şu olabilir: Bir adam, Fatma is­mindeki kadınla evli olmadığı yâni aralarında bir nikâh akdi bulun­madığı halde: Ben F a t m a'yi boşadım, derse bu yeminin bir değeri yoktur. Bu yeminden sonra adam o kadınla evlense, nikâh akdinden önce ettiği bu yeminin bir etkisi ve zararı yoktur. Bu hu­susta âlimler ittifak halindedirler.

Keza, kişi henüz mâlik olmadığı köleyi âzad edemez veya her han­gi bir malı satamaz, satış yapsa bile böyle bir satış muteber değil­dir.

Nikâhlanmaya bağlanan boşama ve mâlik olmaya bağlanan âzad etme meselesine gelince; bu konuda âlimler arasında ihtilâf vardır. Anılan meseleyi bir misal ile açıklayalım:

Adam bir kadına: Eğer seninle nikâhlanırsam sen boşsun, der ve­ya : Nikâhlanacağım her kadın boş olsun, der. Köle meselesinde de örneğin: Satın alacağım her köle hür olsun, der. îşte nikâhlanmaya bağlanan böyle bir boşama veya mâlik olmaya bağlanan bir âzad etme sözü hakkında âlimler farklı görüş beyan etmişlerdir. Şöyle ki:

1. Hanef iler'e göre nikahlanma şartına bağlı boşama geçerlidir. Şart tahakkuk edince yâni nikahlanma akdi kıyılınca bo­şama gerçekleşmiş olur. Meselâ bir adam : Falan kadmla evlenirsem, o boş olsun, veya: Nikâhhyaeağım her kadın boş olsun, derse, nikâh-lanması hâlinde boşama vuku bulmuş olur. Köleyi âzad etme mese­lesi de böyledir.

Mâlik' ten yapılan meşhur rivayet de böyledir. Bunların de­lili   Ma'mer'in   Zührî' den   rivayet ettiği şu fetvadır:

«Bir adam: Benim nikâhlanacağım her kadın boş olsun ve satın alacağım her köle hür olsun, derse hüküm onun dediği gibi gerçekle­şir. Yâni bir kadınla evlenirse, kadın boşanır ve bir köleyi satın alır­sa köle âzad edilmiş sayılır. Zührî böyle fetva verince Ma'-' m e r,   ona:

"Nikahlanmadan önce boşama yoktur ve mâlik olmadan önce (köleyi) âzad etme yoktur", mealinde hadis gelmemiş mi? diye so­runca, Zührî: Bu hadîs; Benim karım boş olsun ve benim kö­lem âzad olsun, şeklinde söz söyleyen adam hakkındadır, diye cevap vermiştir.

2. Sahâbilerin cumhuru ve selef âlimlerine göre nikâhlanmaya bağlanan boşama ve mâlik olmaya bağlanan âzad etmeler, şartları tahakkuk etse bile hükümsüzdür.   Şafiî,   Ahmed,   İshak, hadîs ehlinin cumhuru ve   Zahiriye   mezhebi mensupları da böyle demişlerdir. Bunların delilleri bu bâbta rivayet edilen hadîs­lerdir.

Hanefiler   ise bu bâbtaki hadîsleri şartsız yapılan boşama yeminleri hakkında yorumlamışlardır.

3. Mâlik i 1 e r'in   cumhuruna göre nikahlanmadan önce yapılan boşama yeminleri iki çeşittir. Şöyle ki:

1. Eğer adam belirli bir kabileden veya belirli bir şehirden ni-kâhlıyacağı her hangi bir kadm hakkında boşama yemininde bulu­nursa, meselâ: Falan sülâleden veya falan şehirden nik Ahi anacağım her kadın boş olsun, gibi bir söz söylerse, nikâhlanacağı kadın bo­şanmış olur. Şu halde adam, umumî bir yemin değil özel bir yemin etmiş olur.

2. Eğer adam böyle değil de umumî bir yeminde bulunursa; me­selâ : Nikâhlanacağım her kadın boş olsun, gibi bir söz söylerse, son­ra evlenirse karısı boşanmış sayılmaz. Çünkü böyle bir yemin, men-dub olan evlenmeye bir nevî sed çekmiş olur.

Rebîa bin Ebî Abdurrahman Rebiatü-1 Rey adı F e r r u h' dır), Sevrî, Leys bin Sa'd ve Ev-z â i de böyle hükmetmişlerdir. Bir rivayete göre Mâlik bu me­sele hakkında sükût etmiştir."

Nikâh akdinden önce yapılan boşama yemini hakkında âlimle­rin görüşlerini yukarda beyan ettim. Bilindiği gibi bu boşama da: Şartsız ve nikahlanma şartına bağlı olmak üzere iki kısma ayrılır. Şartsız yapılan bu tür boşama âlimlerin ittifakı ile geçersizdir. Ni­kahlanma şartına bağlı boşama meselesi hakkındaki ihtilâfı yukarda beyan ettim.[60][60]

18- Boşama Sayılan Söz (Hakkında Gelen Hadîs)  Babı

2050) Evzâî: Ben Zühri'ye :Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellem)'in hangi zevcesi O'n-dan Allah'a sığınmıştır? diye sordum. Zührî şöyle cevap verdi, de­miştir : Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın şöyle dediğini bana Urve haber vermiştir.

Cevn kızı (Amra) Resulü ilah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (e ni­kâh olunup O'nî un huzuruna konulup Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) ona yaklaşınca, Cevn kızı: Senden Allah'a sığınırım, dedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«(Ey Cevn'in kızı) sen (şanı) büyük olan (Allah)'a sığındın. Ar­tık ailen gile git.- buyurdu."[62][62]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Hadis, boşama niyeti ile adamın, karısına; Baban gile git, sözü ile kadının boşandığına delâlet eder. Boşamayı gerektiren sözlerle ilgi­li özlü bilgi verelim :

Boşama yemini olarak kullanılan sözler iki kısma ayrılır:

1. Talâk kökünden alınma kelime ve cümlelerle veya örf ve âdet­te boşama yemininden başka mânâlarda kullanılmayan başka cüm­leler. Bu tür sözlerle yapılan boşama sözüne fıkıh ıstılahında "Talâ­kın sarihi" adı verilir.

2. Boşama mânâsına muhtemel olduğu gibi başka mânâlara da muhtemel olup bu mânâların hepsinde kullanılan   sözlerle yapılan boşama nevi. Bu çeşit sözlere ise fıkıh ıstılahında "Talâkın kinayesi" adı verilir. Bunu bir misâl ile açıklayalım : "Baban gile git" sözü ki­naye kısmına giren bir cümledir. Bu cümle boşama anlamında kul­lanılabilir. Adam bu sözle şunu demek istemiş olabilir: Seni boşa­dım, seninle ilgim kalmadı, artık yanımda durma, baban gile git. Bu takdirde bu cümle ile kadın boşanmış olur. Nitekim bu hadîste be­lirtildiği gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mezkûr cüm­leyi bu anlamda kullanmış ve   Cevn'in    kızını böylece bosamış-tır. Bu cümle boşama değil, kadının ziyaret için babası gile gitmesi niyeti ile de kullanılabilir. Bu takdirde, cümlenin boşama ite ilgisi söz konusu değildir. İşte boşamaya ve başka mânâlara muhtemel olan bu gibi sözlere Kinaye ismi verilir.[64][64]

19- Elbette   (Kelimesinin Îlâve Edildiği) Boşama  Babı

2051) Abdullah bin Ali bin Yczîd bin Kükâııe (Radıyallâhü an-hüm)'ün dedesi (Rükâne)'den rivayet edildiğine güre:

Kendisi (Süheyme isimli) karısını "Elbette boşamak" sözü ile bo-şamış (Yâni boşama yemininde elbette kelimesini de kullanmış), son­ra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna varıp etti­ği yeminin hükmünü sormuştur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona:

—  -Elbette kelimesi ile neyi kasdettin?» buyurmuş. Rükâne (Ra­dıyallâhü anh) :

—  Bir talâkı (kasdettim), demiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) :

—- «Bununla yalnız bir talâkı kasdettiğine Allah Teâlâ'nın ismi ife yemin eder misin?» buyurmuş. Rükane  (Radıyallâhü anh) :

—  Vallahi, ben elbette kelimesi ile yalnız bir talâk kasdettim, (birden fazla talâkı kasdetmedim) diye cevap vermiştir. Râvi demistir ki, Bunun üzerine Resül-i Ekrem  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (sözü edilen) kadını Rükâne'ye geri verdi.

(Müellifimiz) Muhammed bin Mâcete: Ben Ebü'l-Hasan AH bin Mu ham m ed et-Tanâfısî'den işittim dedi ki: Bu seçme hadise hayra­nım, diye rivayette bulunmuştur.

(Müellifimiz) îbn-i Mâcete dedi ki: Ebû Ubeyd, elbette kelimesi­nin kullanıldığı boşama yeminini (nikâh bağlarım tamamen) kesici olarak bırakmıştır. Ahmed de elbette kelimesinin kullanıldığı boşa-ma yemini ile yalnız bir talâkın gittiğine fetva vermekten korkmuş­tur."[66][66]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Tekmile yazan bu hususta şöyle der; Hadîsten çıkarılan fıkıh hükümleri şunlardır:

1. Elbette kelimesini kullanarak karısını boşayan ve bu sözle yalnız bir talâkla boşamayı kasdettiğini beyan eden adama yemin teklif edilir. Yemin ettiği takdirde beyânı kabul olunur. Aksi takdir­de kabul edilmez. Boşamaya dönük olup adama yarar sağlayan her iddiası ancak yeminle tevsiki hâlinde muteberdir.

2. Kocanın kullandığı sözün apaçık durumuna ters düşmemek kaydı ile onun her iddiası ancak yemin etmesi hâlinde kabul edilir.

3. Elbette kelimesini kullanarak boşama yemininde bulunan ko­ca bu yeminle birden fazla talâkı kasdetmediği takdirde, karısını bir talâkla boşamış sayılır. Bu talâk rac'i talâk sayılır.   Ş â f i i' ye   gö­re bu talâk rac'î sayılır. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)    Suheyme'yi   Rükâne'ye   teslim etmiştir. Eğer bu talâk bâin talâk sayılmış olsaydı, yeniden nikâh kıymak sureti ile kadının, kocasına teslim edilmesi gerekirdi.   Hanefîler'e   gö­re bu talâk bâin talâk nevindendir.    Rükâne   ile   Süheyme'-nin nikâhları yenilenmiş olabilir.

Elbette kelimesinin kullanıldığı boşama yemini ile vuku bulan talâk durumu ve sayısı hakkında âlimler şöyle demişlerdir:

a) Ebû   Hanife'ye   göre adam, bu sözle bir talâkı kas-detmiş ise bâin bir talâk vuku bulur. Eğer üç talâkı kasdetmiş ise üç talâk vuku bulur.

b) M â 1 i k * e   göre bu sözle üç talâk vuku bulur.

c) Ş â f i î' ye   göre adam yalnız bir talâkı kasdetmiş ise rac'i bir talâk vuku bulmuş olur, üç talâkı kasdetmiş ise üçü de vuku bu­lur.

d) Â h m e d :   Elbette kelimesinin kullanıldığı boşama yemi­ni île üç talâkın vuku bulunduğundan endişeliyim, bu itibarla bu­nunla yalnız bir talâkın vuku bulduğuna fetva vermeye cesaret ede­miyorum, demiştir.

4. Bir sözle yapılan üç talâk yemini ile talâkların üçü de git­miş olur. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),   R ü k â -n e' nin   ettiği elbette boşama sözü ile yalnız bir talâkı kasdettiğini tevsik için ona yemin teklif etmiştir.   Şu halde eğer   Rükâne üç talâkı kasdetmiş olsaydı, üçü   de vuku bulurdu. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in yemin teklifi buna delâlet eder.

5. Yemin etmesi gereken bir kimse, yetkililerce yemin teklifi ya­pılmadan önce kendiliğinden yemin ederse, bu yemin muteber de­ğildir. Çünkü muteber olsaydı Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem), Rükâne1 nin ilk yemini ile yetinecekti. Halbuki ona, ikin­ci kez yemin etmek üzere teklifte bulunmuştur."

Tuhfe yazarının beyanına göre el-Ayni, Buhâri' nin şerhinde:

"Adamın karısına hitaben: Sen elbette boşsun, demek sureti ile ettiği boşama yemini hususunda âlimler ihtilâf etmişlerdir. Ömer (Radıyallâhü anh)'a göre bu sözle bir talâk vuku bulur, adam üç talâkı kasdederse, üçü de gider. Îbnü'l-Münzir, O'nun böyle dediğini anlatmıştır. Ebû Hanife ve Şafii de böy­le demişlerdir. Âlimlerden bir cemaata göre bu sözle üç talâk gider. Bu kavil, Ali, İbn-i Ömer, İbnü'l-Müseyyeb, Urve, Zührî, İbn-i Ebî Leylâ, Mâlik, Evzâî ve   Ebû   Ubeyd' den   de rivayet edilmiş, demiştir."

El-Kaari de el-Mirkat'ta: Elbette kelimesinin kullanıldığı boşama sözü ile Ş â f i i' ye göre rac'i bir talâk vuku bulur, adam iki veya üç talâk kasdetmiş ise, kasdettiği sayıda talâk vuku bulmuş olur. Ebû Hanife'ye göre bu yemin ile bâin bir talâk vu-kû bulur. Eğer adam üç talâkı kasdetmiş ise üç talâk vuku bulur. M â 1 i k' e   göre bu sözle üç talâk vuku bulur, demiştir.

T i r m i z î' nin beyânına göre Sevrİ ve Küfe âlim­leri : Adam bu sözle bir talâkı kasdetmiş ise bir, üç talâkı kasdetmiş ise üç talâk vuku bulur Fakat iki talâkı kasdetmiş ise, yine bir ta­lâk vuku bulur.

Adamın iki talâkı kasdettiğinde iki değil de bir talâkın vuku bulmasının sebebi, Mirkat'ın şerhinde şöyle açıklanmıştır. Mastar sözcüğü tekildir. Birden fazla sayıya delâlet etmez. "Üç" sayısı, bir topluluğu ifâde ettiği için topluluk, bir sayısı hükmündedir, "Elbette" kelimesi mastardır. Bununla bir veya onun gibi düşünülen üç talâk kasdedilebilir, fakat iki talâk kasdedilemez.

Hadis râvîsi Rükâne (Radıyallâhü anh) bin AH-4 Yezîd bin Hâşim el-Muttalibi, Mekke'nin fe­tih günü müslüman olmuştur. Râvileri; Nâfi bin Uceyr ve kendisinin torunu Ali bin Yezîd bin Rükâne' dir. M u â v i y e (Radıyallâhü anh) hilâfeti döneminde M e d i n e - i Münevvere1 de   vefat etmiştir.[68][68]

İzahı

Bu babın ilk hadisini Kütüb-i Sitte sahihleri ve A h m e d ri­vayet etmişlerdir. A h m e d ' in rivayeti uzundur. Diğer rivâyet- lerin bâzı lafızlarında görülen farklılık mânâyı etkilemez.

İkinci hadisi Müslim ve Buhârİ de rivayet etmişler­dir. Bu hadîslerin fıkıh hükümlerini anlatmadan önce her iki hadi­sin mânâsını ilgilendiren ve ikinci hadîste anılan A h z a b Sûre­sinin 28. ve 29. âyetlerinin meallerini ve iniş sebebim anlatalım :

Âyetlerin Meali î

Ey Peygamber eşlerine de ki: Eğer siz dünya hayatını ve line­tini istiyorsanız gelin size mut'a (denilen bağışı) vereyim ve güzel­likle salıvereyim.» (28)

-Eğer Allah'ı, Resulünü ve Âhiret yurdunu istiyorsanız (bilin ki) Allah, içinizden güzel amellerde bulunanlar için büyük ecir hazırla­mıştır.- (29)

Tekmile yazan Talâk kitabının Hıyar babında bu iki âyetin iniş sebebinin Câbir bin Abdillah tarafından şöyle açıklan­dığını beyan eder:

E b ü Bekir (Radıyallâhü anh) Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'in odasına girmek için müsade istemeye geldiğinde Efendimizin odasının kapısı önünde sahâbîler toplanmış idi. Orada­kilerden hiç kimseyi içeri girmek için izin verilmemiş idi. E b û B e -k i r (Radıyallâhü anh)'a içeri girmesi için Resûl-i Ekrem (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) tarafından izin verildi. O girdi. Sonra Ömer tRadıyallâhü anh) geldi, o da izin istedi. Kendisine de izin verilinceO da huzura girdi. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i üz­gün ve suskun olarak oturmuş ve zevcelerini O'nun etrafında top­lanmış vaziyette gördü. Ömer: Ben Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i güldürecek bir söz söyliyeceğim, diye şöyle dedim, demiştir: Yâ Resülallah! Keşke Hârice'nin kızını — Ömer kendi eşini kasdediyor— göreydin, benden nafaka istedi, ben de kalkıp üzerine yürüdüm ve ensesini tokatladım. Bu söz üzerine Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) gülümsedi ve:

«(Kendi eşlerini kasdederek) bunlar, gördüğün gibi etrafımda toplanmış, benden nafaka istiyorlar», buyurdu. Bunun üzerine E b ü Bekir, (kızı) Â i ş e ye doğru kalkıp ensesini tokatladı. Ömer de (kızı) H a / s a' ya doğru kalkıp ensesini tokatladı. E b û Bekir ile Örn e r (kızlarını tokatlarken) şöyle diyorlar­dı: Sakın Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den, yanında olmayan bir şeyi istemeyin. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) "în eşleri: Vallahi biz, Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'den yanında bulunmayan bir şeyi ilelebed istemiyeceğiz, dediler. Bu olaydan sonra Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bütün zevcelerinden bir ay veya 29 gün uzak durdu. Sonra şu âyetler— A h -z â b sûresinin 28. ve 29. âyetleri — indi (Râvi bu arada inen âyet­leri nakleder.) Bu âyetler inince Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu ilâhi emri zevcelerine, Â i ş e ' den başhyarak tebliğ et­ti. (Râvi bundan sonra Müellifimizin 2053 nolu hadîsinin benzerini rivayet etmiştir. Bu rivayet   Müslim'de   mevcuttur.)

Tekmile yazarı yukardaki nakli yaptıktan sonra bu babın ilk ha­dîsinin fıkıh yönünü şöyle anlatır:

Bir adam, nikâhı altında kalıp birlikte yaşamak veya ayrılıp git­mek hususunda karısını muhayer (serbest) kıldığı zaman, karısı onun nikâhı altında kalma şıkkını tercih ederse, kadının bu tercihinin bir boşama sayılmıyacağı bu hadisten anlaşılıyor. İmamlar ve cumhur da bununla hükmetmişlerdir.

Yukarda anlatılan durumda, kadın kendi nefsini tercih ettiği tak­dirde, bir rac'i talâk mı, bir bâin talâk mı, yoksa üç talâk mı vuku bulduğu hususunda âlimler arasında ihtilâf vardır. Hat tâbi bu ihtilâfı şöyle anlatır:

Nikâhı altında kalmak ve ayrılıp gitmek hususunda karısını ser­best bırakan adamın durumu hakkında ilim ehli ihtilâf etmişlerdir. Fıkıhcılann ekserisine göre, kadın serbest kılındığı yerden kalkıp gitmedikçe anılan iki şıktan dilediği şıkkı tercih edebilir. Boşanmaşıkkını tercih etmeden ve kendini boşamadan o yerden aynlırsa, ar­tık elinde bu yetki kalmamış olur. Mâlik, Sevrî, Evzâi, rey ehli ve   Şafiî   böyle hükmetmişlerdir.

Zühri,   Katâde   ve   el-Hasan'a   göre, kadın o mec­listen ayrılsa bile yetkisi devam eder.

Kadın kendi nefsini tercih ettiği takdirde; bu tercihi ile kaç ta­lâkın vuku bulduğu hususunda da ihtilâf vardır:

1. Anılan tercihin bir talâk hükmünde olup, bu talâk konusun­da kadının öncelikle hak sahibi olduğu yolunda   Ömer,   îbn-i Mes'ud   ve   Ibn-i   Abbâs    (Radıyallâhü anh) 'den rivayet olmuştur.   Süfyan-i   Sevri,   Şafiî,   Ahmed   ıje   î s -h â k' in   kavilleri de böyledir.

2. Bu tercihin bâin bir talâk mâhiyetinde olduğu,   Ali   bin Ebi   Tâlib    (Radıyallâhü anh)'den rivayet edilmiştir. Rey ehli­nin görüşü de böyledir.   El-Hasan   ise: Kadın kendi nefsini tercih ederse bu tercih üç talâk hükmündedir, kocasını tercih eder­se bu tercih bir talâk hükmündedir, kocası bu talâka öncelikle hak sahibidir, demiştir.

3. Mâlikiler'e   göre hüküm şöyledir: Kadın kocasını ter­cih ederse bu tercih talâk mâhiyetinde değildir. Kadın kendi nefsini tercih ederse durumuna bakılır. Eğer kocası ile gerdeğe girmiş ve on­dan sonra söz konusu serbestlik almış ise, kadının kendi nefsini ter­cih etmesi üç talâk hükmündedir. Eğer kadınla kocası arasında cin­sel ilişki vuku bulmadan bu serbestlik verilmiş ise ve kendisi de ken­di nefsini tercih ederse, bu tercih bir talâk hükmündedir.[70][70]

İzahı

İlk hadis Zevâid türündendir. İkinci hadîsi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Hâkim bu hadisin, B u h â r î ile M ü s 1 i m' in şartlan üzerinde sahih olduğunu, Tirmizî de bunun hasen olduğunu söylemişlerdir.

Her iki hadîs, boşanmayı gerektiren, aşırı geçimsizlik gibi bir durum bulunmadığı halde kadının, kocasından kendisinin veya ku­masının bir mal karşılığı veya karşılıksız olarak boşama teklifinde bulunmasının haram olduğuna delâlet ederler.

Böyle bir talebte bulunan kadının cennet kokusunu duyamıyaca-ğına dâir cümlenin mânâsı, onun cennet kokusunu duymak nimet ve lezzetinden mahrum kılınması olabilir. Yâni kadın cennete girse bile bu kokudan mahrumdur. Cümlenin mânâsı şöyle de olabilir: îyi mü'minler cennet kokusunu ilk andan itibaren duyarlar, fakat böyle davranan kadın bu kokuyu onlar gibi ilk zamanlarda duymayacak­tır. Yâni geç duyacaktır. Her iki ihtimalde de bu cümle büyük bir tehdit anlamını taşır. Tekmile yazan : Bu cümlenin açık mânâsı; böy­le davranan kadın, öncelikle cennete müstahak olanlardan değildir, demiştir.[72][72]

İzahı

îlk hadisi Buhâri veBeyhakî de rivayet etmişlerdir. İkinci hadis ise Zevâid türündendir.

Sabit (Radıyallâhü anh) ile karısı arasında hul' yolu ile boşa­ma olduğuna dâir Ebû Dâvûd, Nesâî' nin ve başka sa­hih hadis kitablannda müteaddit rivayetler mevcuttur. Gerek mü­ellifin rivayetlerinde ve gerekse diğer rivayetlerde S â b i t' in ka­rısının ismi değişil! gelmiştir. Bâzı rivayetlerde Cemile, bint-i Selûl, bir kısım rivayetlerde Habibe bint-i Sehl ve bir kısmı rivayetlerde   Meryem   el-Meğâliye,   diye geçer.

El-Hâfız, el-Fetih'te beyân ettiğine göre İbn-i Abdi'l-Be rr:

Sabit bin K a y s ' m karısının ismi hakkında ihtilâf var­dır. Basra' Ular, kadının Cemile bint-i Übey (bin S e 1 û 1 î olduğunu, M e d î n e ' li âlimler de onun H a b î b e bint-i Sehl olduğunu anlatmışlardır. Kadının ismine âit riva­yetlerin ikisinin de sıhhatli ve her iki hadîsin meşhur oluşundan çıkan açık sonuç; olayların ayrı ayrı olup S â b i t' in ayrı za­manlarda bu iki kadından hul' yolu ile boşanmış olmasıdır, demiş­tir.

El-Hâfxz: Bâzı rivayetlerde bulunan Meryem el-Ma-galiye. Cemile1 nin başka bir ismi olabilir, demiş ve bu ihtimâlin delillerini izah etmiştir. Kadının değişik isimleri hakkında görülen farklı rivayetlerin birleştirilmesi hususunda geniş bilgi için el-Fetih'in Hul' bölümüne müracaat edilebilir.

ilk hadiste C e m î 1 e'nin söylediği sözdeğişik mânâlarda yorumlanmıştır. El-Fetih'te,   e I - H â f ı z   bu hu­susta özetle şöyle der :

Yâni eğer ben, Sabi t * in nikâhı altında kalırsam küfrü mu­cip bir duruma düşmemi çirkin görüyorum. Kadın bu sözü ile şuna işaret etmiş olabilir: S â b i t' e karşı duyduğum şiddetli nefretin baskısı ile sırf nikâhımızın çözülmesi amacı ile İslâmiyet'ten çıktığı­mı ve kâfir olduğumu söylemek mecburiyetinde kalabilirim. Kadın, böyle bir pozisyona girip böyle bir söz söylemesinin haram olduğunu biliyordu. Lâkin şiddetli nefretin kendisini böyle bir duruma düşme­sinden korkuyordu.

T ı y b î: Kadının sözünün mânâsı şu olabilir: Ben müslüman olduğum halde, kocasından nefret eden genç ve güzel kadından bek­lenen itaatsizlik ve kocanın hakkına riayetsizlik gibi İslâmiyet'e ters düşen olumsuz davranışlar içerisine düşmekten korkarım. Kadın İs­lâmiyet'e ters düşen kocaya itâatsızlığa ve koca hakkına riayetsizli­ğe küfür ismini vermiş olur, demiştir.

Cümlenin mânâsı şöyle de olabilir: Ben nefret ettiğim bu adam­la beraber yaşarsam, küfrün gereği olan düşmanlık, kin ve husûmet gibi olumsuz hareketlerde bulunmayı çirkin görürüm. Bunun için ondan ayrılmak istiyorum.

" Kadının sözünde bulunan küfürden maksat ybcaya karşı küfran ve nankörlük olabilir. Çünkü kocanın hakkına riayetsizlik ve ona ita­atsizlik, bir nevi nankörlüktür.[74][74]

23- Hul' Olan Kadının İddeti Babı

tddet: Kocası ölen veya boşanan kadının bekleme süresine veri­len bir isimdir. Bu hususta gereken bilgi 2026 - 2030 nolu hadîsler bö­lümünde verilmiştir. Tekrarlamaya gerek yoktur. Ancak şunu belirt­mekle yetineyim :

Boşanan kadın hâmile değil ise onun iddet süresi üç defa ayba­şı âdetini görüp temizlenmesidir. Bundan sonra başka bir erkekle ev­lenebilir. Hul' yolu ile kocasından ayrılan ve hâmile olmayan kadı­nın iddeti ne kadardır? İşte bu bâbta rivayet edilen hadîs bu konu hakkındadır. Hadîsi izah ederken bu konudaki fıkıh hükmünü anlata­cağım.

 üJ»

Sabit (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Sabit bin Kays bin Şemmâs el-Ensârf el-Hazred, sahâbîlerin ileri gelenlerin­den ve kuvvetli bir hatib idi. Müslim'de rivayet edilen şahin bir hadiste onun cen­netlik olduğu belirtümiştir. Buhârî onun bir hadisini rivayet etmiştir. Ebû Davüd ve Nesâî «Kitabu ameli yevmin ve Leyletin»de onun hadîslerini rivayet etmişlerdir. Hâvileri Enes, Muhammed bin Kays ve kendi oğlu İsmail'dir. Uhud ve ondan son­raki savaşlara katılmış ve hicretin 12. yılı vuku bulan Yemâme savaşında şehid olmuştur. Ölümünden sonra Hâlid bin el-Velİd (R.A.) onu rüyada görmüş ve rü­yada yaptığı vasiyeti Halid infaz eylemiştir. El-tstîâb'ta rivayet edildiğine göre Sabit, Yemâme günü şehid edildiğinde üzerinde bulunan zırhlı elbisesini bir müs-lüman ahp götürmüştür. Sabit ölümünden bir kaç gün sonra Hâlid'in, bir rivayete göre başka bir müslümanm rüyasına gelmiş ve arhu elbisesinin nerede olduğunu haber vererek, bunun oradan alınmasını, satılıp j?«rasmın fakirlere dağıtılmasını istemiş ve bunun üzerine bulundurulan elbisesi, vasiyet ettiği gibi satılıp bedeli fa­kirlere dağıtılmıştır. (Hülasa sah. 57)

2058) übâde bin Sâmit (Radtyallâhü anA)'den;  Şöyle demiştir:

Ben Rübeyyi1 bint-i Muavviz bin Afra'  (Radıyallâhü anhâ) *ya  Bana, (kocanın seni hul' etmesi) olayını anlat, dedim. Rubeyyi' şöyle dedi: Ben hul' yolu ile kocamdan ayrıldım. Sonra Osman (bin Af-fân)  (Radıyallâhü anhl'ın yanına vardım ve: Bana ne kadar iddet gerekir? diye sordum. Osman, bana: Senin üzerinde hiç bir iddet yok­tur. Ancak kocan yakın bir zamanda sana yaklaşmış (yâni cinsi iliş-kide bulunmuş) ise sen bir defa aybaşı âdetini görünceye kadar onun hakkı altında bekliyeceksin, dedi. Rubeyyi dedi ki: Osman bu fetva­sında, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Meryem el-Mağâ-liye hakkında verdiği hükme uydu. Meryem, Sabit bin Kays'ın ni­kâhı altında idi, hul' yolu   ile ondan ayrıldı idi."[76][76]

Hul'un Bir Nevî Boşama Olduğunu Söyleyen Âlimler

Ali, Osman, îbn-i Mes'ûd, el-Hasan, İb­rahim Nahâî, İbnü'l-Müseyyeb, Süfyân-i Sevrî, Hanefîler, Mâlik, Evzâi, Şafii (Radı-yallâhü anhüm) böyle hükmetmişlerdir.

Bunlara göre hul' yolu ile ayrılan kadının iddeti talâk yolu ile ayrılan kadının iddeti gibidir.[78][78]

Hul Yolu İle Bir Talâkı Satan Adam Aynı Kadınla Tekrar Birleşebilir Mi?

Bilindiği gibi adam bir talâkla boşadığı karısının iddeti henüz bitmemiş iken nikâhı yenilemeden ona dönüş yapabilir. Fakat adam karısının bir talâkını hul' yolu ile satınca artık nikâhı yenilemeden ona dönüş yapamaz. Dört mezheb imamının ve bir çok âlimin görüşü budur. Şu halde böylece bir talâkını satınalan kadın veya fıkıhta an­latılan velisi istemezse, nikâh yenilenmez ve iddet bitince kadın baş­ka bir adamla evlenebilir. Eski kocası onu veya velisini nikâhı yeni­letmeye zorlayamaz. Ancak Said bin el-Müseyyeb ve Z ü h r î: Adam, kadından aldığını geri verse ve henüz iddet bit­memiş ise iki şâhid tutup kadına dönüş yapabilir, demişlerdir. Yu-kardaki bilgi Tekmile den alınmıştır. (C. 4, Sah. 200)

$u noktayı da belirteyim: Bir adam, yakın zamanda cinsel iliş­kide bulunmadığı karısını hul' yolu ile boşadığı takdirde kadın için hiç iddet olmadığı anlamı bu hadisten anlaşılıyor ise de; diğer riVâ-yetlerde, böyle bir kayıt olmaksızın kadının iddetinin bir hayız oldu­ğu bildirilmiştir. Sabit bin Kays'in. karısına dâir T i r -m i z I'nin rivayet ettiği hadiste de Peygamber I Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kadının bir hayız süresince iddet beklemesini emretmiş ve böyle bir kayıt koşmamıştır. Bu itibarla, bu kayıt üzerine hüküm veren bir kimseyi bilmiyorum.[80][80]

İlânın Hükmü Ve Delîli

Arablar eskiden beri, karıları ile cinsî münâsebette bulunmamak için ilâ yemininde bulunurlardı. Câhiliyyet devrinin kötü âdetlerin­den biri olan îlâ âdeti gereğince bir çok kimse bir yıl, iki yıl veya daha uzun süre için îlâ ettikleri gibi, ilelebed karılarına yaklaşmamak için bu yeminde bulunanlar da olurdu. İslâmiyet bu kötü âdeti islah eyledi ve îlâ'nın dört aya kadar adamın karısından uzak kalmasına imkân verdiğini, bundan sonra ya kadına yaklaşması veya onu boşa­masının gerekliliği hükmünü getirdi. Bu konuda inen Bakara sûresinin 226. ve 227. âyetlerinin mealleri şöyledir:

-Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler, dört ay bekleyebilir­ler. Eğer yeminlerinden dönerlerse, şübhesiz Allah, mağfiret edici ve rahmet edicidir.» (226)

«(Yemin edenler) şayet boşamaya kararlı iseler, şübhesiz Allah işitici ve bilicidir.»  (227)

Son âyetteki; «Şayet boşamaya kararlı iseler» ifâdesi iki mânâ­ya muhtemeldir:

Birincisi i Yemin edenler dört ay geçtikten sonra, eğer boşamaya kararlı iseler... Bu süre bittikten sonra boşamaya kararlı olmak, yaadamın kendi kendine karısını boşaması veya işin kadıya intikal et­mesi ile gerçekleşir. Şu halde yalnız dört ayın tamamlanması ile bo­şanma gerçekleşmiş olmaz.   Mâlik,   Şafii    ve   Ahmed'in

görüşü de böyledir.

İkincisi: Yemin edenler dört ay geçinceye kadar, yeminlerinin gereği olan uzak durmaya İsrar ederlerse, onların bu azim ve İsrar­ları boşamaya karar ve İsrar olur. Artık onlar boşadık, demeseler bile bu sürenin bitmesi, bizatihi talâktır. H a n e f i le r' in görüşü de budur."

Hulâsa; îlâ yemininde bulunan bir adam dört aya kadar yemini­ni bozmayıp karısından uzak durmaya devam ederse, dört ayın biti­minde :

1. Adam ya karısına derhal dönüş yapar veya onu boşar.

2. Bu sürenin bitmesi ile kadın bâin bir talâkla boşanmış sayılır. Tuhfe yazarı bu iki görüş sahiblerinı, gösterdikleri delilleri ve gö­rüşlerin mukayesesini bildirir.

Buhâri Ashâb-ı Kiram'dan Osman, Ali, I bn-i Ömer, Âişe, Ebü'd-Derdâ ve on iki sahâbî'nin ilk gö­rüşle amel ettiklerini söylemiştir. El-Hfif ı z: Bu görüş M â -lik. Şafiî, Ahmed ve İshak'ın da kavilleridir. Diğer hadis ehli de böyle demişlerdir, der.

İmam Muhammed, el-Muvatta1 ında naklettiği­ne göre Ömer, Osman, tbn-i Mes'ûd ve Zeyd bin Sabit: İlâ edip dört ay tamamlanıncaya kadar karısına dönüş yapmayan adamın karısı bâin bir talâkla boşanmıştır. Ve ko­cası diğer istekliler gibi, kadına yeniden istekli çıkabilir, demişlerdir. Buna göre bu âlimler ikinci görüştedirler. Rey ehlinin görüşü de bu­dur.

Bu mesele hakkında Ashâb-ı kiram'ın görüşleri değişiktir.

Yukarda da anlattığım gibi İlâ konusunda bir çok mesele vardır. Bu kadarlık bilgi ile yetinip hadîslerin tercemesine geçelim. Terce-meye geçmeden önce şunu da hatırlatalım : Şer-i Şerifteki îlâ'nın en-az süresinin dört ay olduğunu yukarda beyan etmiştik. Görüleceği gibi şu gelen hadislerde haber verilen Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yemin süresi ise bir aydır. Bir ay için yapılan yemine lügat mânâsı bakımından ilâ ismi verilir, fıkıh ıstılahında verilmez. İlânın lügat mânâsı yemin olduğu için bu babın başlığında ve hadis­lerin metninde ilâ tâbiri kullanılmıştır.

2059) Aişe (Radtyallâhü anhö)'da.n; Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), kadınlarının odalarına bir ay girmemeye yemin etti. Bu yemin üzerine, Resû-i Ekrem (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) yirmi dokuz gün bekledi. Nihayet otuzun­cu günün sonuna doğru benim odama teşrif buyurdu. Ben : Bir ay oda arımıza girmemeye şüphesiz yemin ettin, dedim. Resûl-i Ekrem (Sal* lallahü Aleyhi ve Sellem) üç kez:

-Ay (bazen) şöyledir,» buyurdu ve her defasında elinin on par­mağını salıveriyordu. (Sonra yine üç kez) :

«Ve ay (bazen) şöyledir,» (buyurdu) ve parmaklarının tamamı­nı salıverdi, üçüncü defasında bir parmağını yumdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun isnadı hasendir. Çünkü Abdurrah-man bir Ebi'r-Rical'in sıkalığı ihtilaflıdır.

2060) Âişe (Radtyallâkü atıhâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûîul-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ancak şu sebeble îlâ etti:

(O'nun kadınlarından) Zeyneb (bint-i Cahş) O'nun hediyesini O'na iade etti. Bunun üzerine Âişe. Resûl-i Ekrem'e : Zeyneb şüphesiz senin hediyeni küçümsedi. dedi. Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sel-İem) de kızdı ve bütün kadınlarından İlâ etti."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Harise bin Muhammed bin Ebi'r-Rİcâl bulunur Bu râviyi, Ahmed. îbn-i Muin, Nesâi, İbn-i Adi ve başka­ları zayıf görmüşlerdir,

2061) (MiTminlerin anası) Ümmü Seleme (Radtyallâhü atıhâ)'dan ri­vayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bâzı kadınlarının oda­larına bir ay girmemeye yemin etti. (Bu süre) yirmi dokuz gün olun­ca (otuzuncu) günün sonuna doğru veya evvelinde (Âişe'nin odası­na) gitti. (Aişe tarafından) :

—  Yâ Resülallah (aydan) ancak yirmi dokuz gün geçti, denildi Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «Bu ay yirmi dokuz gündür,- buyurdu."[82][82]

25- Zihâr Babı

Zihâr: Bu kelimenin lügat mânâsı iki kişinin sırtlarını biribirine dayamalarıdır. Buna müzâharat da denilir.

Şer-ı Şerifte ise müslüman ve mükellef bir adamın kendi karı­sını veya onun boynu, başı, sırtı ve karnı gibi önemli bir uzvunu, ya­hut vücudunun yansı, üçte birisi gibi Dır parçasını, kendi anası, ba­cısı, halası ve teyzesi gibi ebedi olarak nikâhlanması haram olan bir kadına veya onun uzuvlarına veya belirli fc;r parçasına benzetmesi-1 dir. Bunu örneklerle açıklayalım: Meselâ adam kendi karışma hita­ben:

1. Sen anam gibisin.

2. Senin sırtın anamın sırtı gibidir.

3. Senin vücudunun üçte birisi teyzemin vücudunun üçte birisi gibidir.

Yukarda yapılan tariften de anlaşıldığı gibi bir adam karısını, kendi babası, oğlu gibi bir erkek akrabasına benzetirse veya baldı­zına benzetirse, yahut üç talâkla boşamış olduğu eski karısına ben­zetirse bu, Zthâr sayılmaz. Ancak   A h m e d ' e   göre zihâr sayılır.

Zihâr yemini câhiliyyet devrinde de vardı. Adam karısı ile cin­sel ijişkide bulunmayı zihâr yemini ile kendine haram kılardı. Ar­tık o kadınla ilelebed, birleşemezdi. Ayni zamanda o kadınla birleş­mek bütün erkekler için haram telâkki edilirdi. Arablar zihâr yemi­nini genellikle: Sen bana, anamın sırtı gibisin, şeklinde karılarına hitab etmek sureti ile bu yemini yaparlardı. Bu yeminde sırt kelime­sinin tercihan kullanılmasının sebebi, kadının erkek için bir binek mesabesinde farz edilmesidir. Çünkü cinsel yevlaşımlarda erkek üst­te kalır. Sırt kelimesinin Arapça karşılığı "Zahr"dır. Zahr ile Zihâr kelimeleri ayni kökten gelmedir. Bu tür yeminlerde genellikle Zahr ke­limesi kullanıldığı için bu yemine Zihâr ismi verilmiştir.

Şer-i Şerif, câhiliyyet devrinin kötü âdetlerinden olan Zihâr ye­mini için bâzı müeyyideler getirmek sureti ile bunu İslah eylemiştir.

Getirilen hükümler:

1. Böyle bir yeminde bulunmak haram ve yasak kılınıyor, âhi-rette cezayı mucip bir suç olduğu bildiriliyor.

2. Böyle bir yeminde bulunan erkek, maddî bir ceza olarak ke­faret ödemekle mükellef kılınmış ve bu kefareti ödemedikçe karısı ile birleşmesi yasaklanmıştır. Ayrıca bu yeminle kadının kocasına ebedi haram olmadığı bildirilmiştir

Yukarda iki madde hâlinde belirtilen hükümlerin delilleri aşa­ğıya meali çıkarılan M ü c â d e 1 e süresinin 2 - 4. âyetleri ve mü­ellifin 25. ve 26. bâblarda rivayet ettiği hadisler ve bunlara benzer hadislerdir.

Âyetlerin mealleri:

«Sizden, zihar yemininde bulunmakla karılarını annelerinin yerine koyup haram sayanlar (bilsinler ki) karıları anneleri değil­dir, anneleri ancak onları doğuranlardır. Şübhesiz onlar elbette kötü ve yalan bir lâf söylüyorlar ve muhakkak, Allah çok afıv edici ve mağfiret edicidir.» (2)

«Zihâr yemininde bulunmakla kanlarını haram sayan, sonra da sözlerinden dönenler, artık cinsel ilişkide bulunmadan önce bir kö­le âzad etmeleri gerekir. İşte siz bununla öğütlenmiş olursunuz. Allah, işlediklerinizden haberdardır.»  (3)

«Kim köle bulamazsa, cinsel temastan Önce iki ay aralıksız oruç tutması gerekir. Buna da gücü yetmiyenler altmış yoksulu do­yurur. İşte bu, Allah'a ve Peygamberine iman etmeniz içindir. Bun­lar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Kâfirler için de elim azâb vardır.» (4)

Bu âyetler ile bunlardan önceki birinci âyetin iniş sebebi 2063 no-lu hadisin terceme ile izahında gelecektir.

Zihâr ile ilgili bâzı fıkıh hükümlerini gelecek hadîslerin izahı bö­lümünde münâsebet geldikçe sunacağım. Ancak bu konudaki hüküm­ler çoktur ve âlimlerin görüşleri bazen farklı olur. Bu bakımdan ta­mamlayıcı bilgi için fıkıh kitabi a rina baş vurmak gerekir.

2062) Seleme bin Sahr el-Beyâzî (Radıyallâhü ankyden; Şöyle de­miştir :

Ben (helâlim olan) kadınlara karşı çok şehvetli bir adamdım. Be­nim kadar helâli ile temasta bulunan bir erkeğin varlığını sanmıyo­rum. Bu durumum dolayısıyla Ramazan ayı girince, (gündüzleri bir hatâya düşmemek için) Ramazan ayı çıkıncaya kadar karımdan zi-hâr'da bulundum. Bir gece karım benimle konuşurken onun şehvet getirici bir tarafı açılıp o yere gözüm ilişti. Bunun üzerine ben de karımın üstüne atlayıp temasta bulundum. Sabah olunca kavmimin yanma gidip başımdan geçeni anlattım ve:

—  Benim için (bu durumu) Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'e sorun, diye ricada bulundum. (Fakat) Onlar:

—  Biz bunu yapacak değiliz. (Çünkü) bunu yaptığımız zaman, (bakarsın) Allah, hakkımızda âyet gönderir veya hakkımızda Resü­lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bir kavli (~ hadisi) olur da bunun lekesi bizim üzerimizde kalır ve lâkin, biz seni günahınla baş-başa bırakacağız. Sen git de hâlini Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlat, dediler. Seleme demiştir ki:

Artık ben (onların yanından) çıktım ve nihayet Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in huzuruna varıp başımdan geçen olayı O'na arzettim. Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bana:

— *(Yâ Seleme) Sen (mi) bu fiili işledin?» buyurdu. (Bu söz kı­nama mahiyetindedir.) Ben de ı

—  (Evet) bunu yapan benim. Ve Yâ Resûlallah! İşte ben (hazı­rım), Allah'ın benim aleyhimdeki hükmüne sabrederim, dedim. Re-sûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «Şu halde bir rakaba (köle veya câriye)yi âzad et», buyurdu. Seleme demiştir ki ben:

—   (Yâ Resûlallah!)  Seni hak (din)  ile gönderen   (Allah)'a ye­min ederim ki, kendi nefsimden başka hiç bir şeye mâlik değilim, de­dim. Resûl-i Ekrem (Saîlallarü Aleyhi ve Sellem) ;

—  «O halde aralıksız iki ay oruç tut», buyurdu. Seleme demiştir ki, ben:

—  Yâ Resûlallah! Başıma gelen belâ oruç tutmamdan başka bir sebeble mi geldi? dedim. Resûl-i Ekrem (Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «Bu durumda sen yetmiş yoksula sadaka ver veya yemek ye­dir», buyurdu. Seleme demiştir ki ben:

—  Seni hak ile gönderen (Allah)'a yemin ederim ki, bu (geçen) gecemizi akşam yemeğimiz bulunmadığı halde geçirdik, dedim. Bu­yurdular ki:

—  «Öyle ise Benî Zürayk (kabilesinin) zekât âmili (memuru) na git de ona söyle, onların zekâtını sana ödesin. Sen de (bundan) alt­mış yoksulu yedir ve kalanından yararlan,»"[84][84]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Geçici süre için yapılan zihâr yemini, bir süre ile kayıtlı ol­mayan zihâr gibidir. Çünkü Seleme (Radıyallâhü anh) Ra­mazan ayı çıkıncaya kadar karısını kendisine haram etmek kay­dı ile zihâr etmişti. Ş â f i î' ye göre böyle bir zihâr, muteber de­ğildir. Şu halde bir **dam karısına : Sen bu geceye kadar bana, ana-mm sırtı gibisin, diye zihârda bulunursa, Ş â f i i' ye göre bu ye­min geçersizdir. Cumhur ve Hanef iler'e göre, adam, koş­tuğu süre bitmeden karısına yaklaşırsa kefaret ödemesi gerekir. Sü­re bittikten sonra yaklaşırsa bir şey ödemesi gerekmez. Mâlik ve îbn-i Ebi Leylâ'ya göre süre bitince adamın kefaret öde­mesi gerekir, yeminini bozmamış olması onu kefaret ödemekten kur­tarmaz.

2. Bu hadîs, zekâtın tamamını bir sınıf müstehaklara vermenin câizliğine hükmedenler için bir delildir. Çünkü bu hadîste Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)    Benî   Züreyk   kabilesinin zekâtının tamamını   Seleme    (Radıyallâhü anh)'a ve aile efradı­na verilmesini emretmiştir. Bilindiği gibi zekâtın müstehaklan sekiz sınıf insanlardır. Âlimlerin çoğuna göre bu sekiz sınıftan mevcut sı­nıfların hepsine dağıtmak gerekir.

3. Kefaret olarak âzad edilecek rakabe, köle veya câriye ola­bilir Bunların küçük yaştakini veya tamamen işe yaramaz hâle so­kan eksiklikler hâriç, bir elin, bir ayağın kesikliği veya aksaklığı gi­bi bir kusuru olanı âzad etmek de yeterlidir. Cumhûr'a göre rakabe-nin müslüman olması şarttır.   Mâlik,   Şafiî   ve   Ahmed de bu görüştedirler.   H a n e f i 1 e r   ise delillerin umumiliğine ba­karak kâfir rakabeyi âzad etmek de kâfidir, demişlerdir.

4. Rakabe (köle - câriye) âzad etmeye gücü yetmeyen adam, iki ay aralıksız oruç tutmakla mükelleftir. Bu süre içinde   Ramazan ayı, oruç tutmanın haram olduğu   Ramazan   bayramının ilk günü ve Kurban bayramının dört günü bulunmayacaktır.    Ancak Ebû   Hanîfe'ye   göre   Ramazan   ayında oruç tutmakla mükellef olmayan yolcu ve hasta adam   Ramazan   ayını ve bun­dan önce gelen   Sabân   ayını kefaret orucu ile geçirebilir.   Mâ­lik   ve   Ebû   Yûsuf   ile   Muhammed'e   göre geçire­mez. Adam iki aylık kefaret orucunu tutarken bir gün bile oruca ara verirse daha önce tuttuğu oruç muteber sayılmaz. Keza, adam bu iki ay içinde geceleyin bile karısına yaklaşamaz. Çünkü henüz kefaret ödemiş değildir. Hastalık ve yolculuk gibi bir mazerete binâen oru­ca ara verilemez. Verildi mi, tutulan oruç muteber sayılmaz.

5. İki ay fasılasız oruç tutmaya muktedir olamayan bir kimse altmış yoksulu doyurur veya onlara sadaka verir. Ebû D â v û d'un rivâyetindeki ziyâdeye göre bunlara bir Vask yâni altmış Sâ' Kuru hurma vermesi gerekir. Bir Sâ* dört Müd'dür. Bunların kaç kilo, kaç gram tutarında olduğu zekât bölümünde etraflıca anlatılmıştır.

Bu madde hakkındaki âlimlerin görüşlerinin özeti:

a) Hanefîler'e   göre altmış yoksulun her birisine kuru hurma veya kuru üzüm veya arpadan birer sâ (3300 küsur gr.) veya yarım sâ buğday verir. Bunun bedelini nakit olarak da ödeyebilir. Yahut bunları sabah ve akşam doyurur.

b) Mâlik   ve   Ş â f i i'ye   göre şehrin zahiresinin çoğu buğday ise bundan, arpa ise bundan, altmış yoksulun beherine bir müd (yaklaşık 1100 gr.) verir.

c) A h m ed' e   göre her yoksula bir müd buğday veya yarım sâ' kuru hurma veya kuru üzüm verir.

Hadis kitablarında ve şerhlerinde bunların hepsinin delilleri mev­cuttur. Konunun uzamaması için bu delilleri anlatmıyorum.

6. Bir adam anılan kefaretin hiç birisini ifâ etmeye muktedir de­ğil ise bu hadisin zahirine göre, yükümlülükten kurtulamaz. Çünkü Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) S e 1 e m e' ye yardım­da bulunarak altmış yoksula kefaret ödemesini sağlamıştır. Cumhu­run kavli budur. Dört mezheb imamlarının kavli de böyledir.

2063) Âişe (Radtyallâhü anAâ)fdan; Şöyle demiştir:

İşitmesi her şeyi kaplayan (Allah Teâlâ) çok yücedir. Havle bint-i Salebe, kocasını Resûluliah (Sallallahü Aleyhi ve SeUeml'e şikâyet ederken (öyle yavaş fısıltı ile söylüyordu ki yanlarında bulunduğum halde) ben gerçekten onun sözlerini işitiyordum da bir kısmını duya-mıyordum. Havle şöyle diyordu :

'Yâ Resûlallah! Kocam gençliğimi yedi, karnım ona saçıldı (yâni ona evlâd doğurdum). Nihayet yaslanıp çocuktan kesildiğim zaman kocam bana zihâr yaptı. Al I ahım, ben şüphesiz hâlimi sana. arzediyorum.

Kadın (böyle demeye devam edip) henüz oradan ayrılmadan ni­hayet Cebrail (Aleyhisselâm) şu âyetleri indirdi •.

(Mücâdele 1, 2, 3 ve 4. âyet)

(1) «(Ey Muhammed) Kocası hakkında seninle tartışan ve hâlini Allah Teâlâ'ya arzeden kadının sözünü Allah şüphesiz işitti ve Al­lah ikinizin (seninle kadının) karşılıklı konuşmanızı işitir. Şüphesiz Allah (her şeyi) hakkı ile işitici ve görücüdür.[86][86]

26- Zihâr Yemini Eden Adam Kefâretî Ödemeden Önce Karısı İle Cinsel İlişkide Bulunur, Babı

2064) Seleme bin Sahr el-Beyazî (Radtyallâhü anhyden rivayet edil­diğine göre:

Kefaret ödemeden Önce karısı ile cinsel ilişkide bulunan ziharcı (zihâra yemin eden) adam hakkında Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir kefaret (yeter) dir- buyurmuştur."

2065) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'âan rivayet edil­diğine göre :

Bir adam — Seleme bin Sahr — karısı hakkında zihâr yemininde bulunmuş ve kefaret ödemeden önce onunla cinsel temas etmiştir. Daha sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek bu durumu O'na anlatmıştır. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)  (adama) :

«Ne sebeple öyle ettin? (= Yâni zihâr kefaretini ödemeden kan-na yaklaştın?» buyurmuş. Adam:

Yâ Resûlallah! Ay ışığında katımın ayak bileziklerinin beyazlığı­nı gördüm, bunun etkisi ile nefsime hâkim ol a m ay ip onunla cinsel te­masta bulundum, demiş. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), gülürasemiş ve kefaret ödey inceye kadar kadına yaklaşmamasını ona emretmiştir."[88][88]

Hadisin Fıkıh Yönü

2065 nolu hadîs, zihâr yeminini yapan adamın kefaret ödemeden karısına yaklaşmasının haram olduğuna delâlet eder. Bu hususta ilim ehli ittifak halindedir. Keza kefaret ödemeden karıya yaklaşmakla kefaret ödeme gerekliliği adamın üzerinden kalkmaz.

Gerek bu hadis ve gerekse bundan önceki hadis ile 2062 nolu ha­dise göre, kefaret ödemeden karısına yaklaşan adama tek bir kefaretgerekir. Yâni kefaretten önce işlediği temas suçundan dolayı ayrı bir kefaret gerekmez. Cumhur ile dört mezheb imamlarının verdiği hüküm böyledir.

Kefaret ödemeden önce adamın, karısına şehvetle bakması, öp­mesi, avret mahalline bakması ve temas olmaksızın sevişmesi mese­lesine gelince, bu hususta âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki; Cum­hur ile Hanef iler'e göre bunlar da temas gibi haram şey­lerdir. Çünkü zihâr âyetinde -Teihâstan önce kefaret ödenmesi» em­rediliyor. Temas kelimesi cinsel ilişki ve buna yol açan hareketlere mâna bakımından şümullüdür. Şehvetsiz temasın (dokunmanın) bu âyetin hükmünün dışında tutulmasına dâir icmâ; âyetteki temas ke­limesinin hakiki mânâsından çıkarılarak mecazi mânâsına yorumlan­masını gerektirmez.

S e v r î ve bir kavlinde Ş â f i i' ye göre haram olan, yalnız cinsî temastır.

Kefaret ödemeden kadına yaklaşmanın haramhğı hakkında yu­karda anlatılan hüküm, geçici olmayan zihâr yemini hakkındadır. Muvakkat yâni belirli bir süre için yapılan zihâr o süre için geçerli­dir. Süre bitince zihâr hükmü ve etkisi kalkmış olur. Yâni adam o belirli süre içinde karısına yaklaşamaz. Yaklaşmak isterse, önce ke­faret çıkarır, sonra yaklaşır. Şayet adam süre bitinceye kadar, ka­rısına yaklaşmazsa, süre bittikten sonra artık kefaret ödemesi gerek­liliği kalkmış olur ve dolayısıyla karısına yaklaşması mubah olur.

Bâzı zihâr yeminleri, boşama niyeti ile kullanılırsa, kan boşan­mış sayılır. Bu konu çok geniştir. Fıkıh kitablarında ayrıntılı olarak ve âlimlerin değişik görüşleri üe beraber anlatılmıştın.[90][90] Bunun üzerine Resul-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Seliem), Uveymir ile karısı (Havle) arasında Liân işlemini icra etti. Bu işlemden hemen sonra Uveymir

—  Ey Allah'ın Resulü! Allah'a yemin ederim ki eğer ben bu ka­dım götürse m (yâni nikâhım altında tutsam) onun aleyhinde yalan söz söylemiş olurum, (yâni artık onunla yaşıyamam) dedi. Râvi de­miştir ki: Ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seliem), Uveymir'e (karısını boşamasını)    emretmeden önce kendisi karısından ayrıldı (yâni üç talâkla boşadı). Artık lânetleşen karı, koca hakkında bu şekil boşama, uyulan bir yol oldu. Sonra Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Seliem) (orada bulunanlara) :

«Bu kadma nezâret ediniz. Eğer vücudu siyah, gözlerinin siyahı koyu, kalçaları iri (ve baldırları kaba) bir çocuk getirirse (doğurur­sa) ben Uveymir'in bu kadına zina isnadında gerçekten doğru oldu­ğunu sanırım. Eğer kadın keler nevinden kızılca kurt gibi kızılca birçocuk getirir (doğurur) ise ben Uveymir'in yalancı olduğunu sanı­rım» buyurdu. Râvi demiştir ki sonra kadın (Havle) hoşlanılmayan (Yâni zina isnadını doğrulayıcı) surette bir çocuk getirdi."[92][92]

Hadisin Fıkıh Yönü

1. Başına bir iş gelen kimse, meselesini ve dini hükmü direk ilim ehline sormalı, ortaya aracı koymamalı ve meselesini gizli tut­malıdır.

Ümmetin başına güçlük gelmesin diye Resûl-i Ekrem (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) gerek yok iken fazla soru sorulmasından hoş­lanmazdı. Dini sorular ancak gerek görüldüğünde sorulmalıdır. Alim­lerin bir kısmı vuku bulmamış bir mesele hakkında soru sorulmasını mekruh saymıştır. Fakat âlimlerin ekresirinin uygulaması böyle de­ğildir.

Hakkında vahiy gelmemiş olan meseleler hakkında sahâbiler so­ru sorabilirlerdi. Sorulan sorudan âlimin hoşlanmaması, sorana kız­ması ve incitmesi bile soru sahibini bağlamaz. Kişi ihtiyaç duyduğu mesele hakkında uygun ve nazik bir şekilde âlimin müsâid zamanı­nı kollayıp sorusunu tekrarlayıp sonuç almaya çalışmalıdır.

Sorulan soru çirkin bir olaya âit olsa bile ilgili kişi sorusunu açık veya gizli sorabilir. Bunda bir ayıp ve kusur yoktur. Ancak özel ve gizli sormak evlâdır.

2. Evinde bir adam öldürüp bunu öldürmesinin sebebinin onu kendi karısı ile beraber zina hâlinde yakalaması olduğunu iddia eden kimsenin bu iddiası kabul olunmaz ve kısas olarak öldürülür. Çün­kü böyle mücerred iddia dinen makbul sayılsaydı bir çok masum in­sanın kanı heder olurdu. Zira birisini öldürmek isteyen bir kimsenin, onu kendi evine bir bahane ile götürüp evinde öldürmesi ve gerekçe olarak böyle iddiada bulunması mümkündür. Nevevî: Bir ada­mı öldürüp onu karısı ile zina hâlinde yakaladığını ileri süren adam hakkındaki hüküm konusunda âlimler ihtilâf etmişlerdir:

Cumhur: Adamın iddiası kabul olunmaz ve kısas olarak öldü­rülmesi gerekir. Ancak maktulün vârisleri olayı doğrular veya katil dört âdil erkek şâhid ile zina iddiasını ispat ederse ve maktul evli ise katil öldürülmez, ama katil dâvasında doğru olup katil meselesi de gizli kalırsa katil, Allah'a karşı sorumlu değildir, demiştir.

2. Zararı az olan, zararı çok olana tercih edilmelidir. Karısı ile zina ettiğini bilen adam, bunu dört âdil erkek şâhid ile ispat imkâ­nına sahib değil iken zâniyi öldürürse, kendisi de kısas olarak öldü­rülecek. Öldürmeyip sabretse ve liân veya boşama yolu ile kadından aynlırsa bunun zararı nisbeten azdır. İşte bu yolu seçmek matlub-tur.

3. Karısını zina ile itham eden ve şâhid bulamayan kimse liân yoluna baş vurabilir. Bu onun için meşrudur. Liân bazen vâcib, bazen mekruh, bazen de haram olur. Şöyle ki:

Adam karısını zina hâlinde yakalar veya kadın zina ettiğini iti­raf eder ve adam bu itirafı doğrularsa, zina olayı da adamın karısı­na yaklaşmadığı bir temizlik hâlinde cereyan etmiş ve adam bu is-naddan sonra da karısına yaklaşmadığı halde kadın hâmile çıkarsa, adam liân yoluna gitmek ve çocuğun kendisinden olmadığını söylemek zorundadır, işte bu durumdaki liân vâcib olan Hândır.

Mekruh olan liân ise şu durumdaki Hândır: Adam, karısının ya­nına yabancı bir kimsenin girdiğini görür ve karısı ile zina ettiğini kuvvetle sanırsa, liân talebinde bulunabilir. Lâkin bu olayın gizli tutulup karıyı boşaması daha. uygundur. Çünkü zan ile hükmedil­mez.

Yukarda anlatılan iki durum dışındaki hallerde liân yapmak ise haramdır. Karısının zina ettiği dedikodusu yaygınlaşan adamın Iinn etmesinin caiz olup olmadığı hususunda Ş â f i i' nin arka­daşları ile   A h m e d1 in     iki kavli vardır.

4. Liân işi hâkîm'in marifeti ile yapılır. Eşlerin kendi aralann-da arzuladıkları başka birisinin huzurunda liân etmeleri geçersizdir.

5. Liân işlemi bir cemâatin huzurunda yapılır, gizli bir yerde yapılamaz. Çünkü bu hadis ile bunu takip eden hadisler gösteriyor ki, Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  liân işini   S e h 1 bin   Sa'd,   îbn-i   Mes'ûd,   İbn-i   Ömer   ve   îbn-i Abbâs'ın   bulunduğu bir cemâatin huzurunda icra eylemiştir." ITekmileden alınan bilgi burada bitti.)

Sehl   bin   Sa'd    (Radıyallâhü anhVın hâl tercemesi 164 nolu hadîs bölümünde geçmiştir.

Asım b. Adî (R.A.) Hal Tercemesi

Asan bin Adi bin el-Cedd bin Aclân el-Kudâi (R.A.) Ensâr'm andlaşmahsıdir. Uhud ve ondan sonraki savaşlara katılmıştır. Bedir savaşına katılmak için yola çıkmış, takat Peygamber (S.A.V.) gördüğü lüzum üzerine kendisini Kubâ ve e>Ali-ye halkının başına göndermiştir. Bu nedenle kendisi Bedir ehlinden sayılmış ve bu savaşın ganimetinden kendisine bir pay verilmiştir. Kendisi Peygamber (S.A.V.)'den badis rivayet etmiştir. Hâvileri ise Sehl bin Sa'd, Şa"bl ve oğlu Ebü'l-Beddâh'tır, H. 40. yılda vefat ettiği söylenmiştir. Dört sünen sahibleri onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Tekmile C. 2, Sah. 131. Not: Buhari, Müslim ve imamlar da onun hadislerini rivayet etmişlerdir. Liân hadisi bunun bir misalidir.)

2067) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyailâhü ankümâ)'dan rivayet edil­diğine göre:

Hilâl bin Ümeyye (el-Ensâri), karısı (Havle)'nin Şerik bin Sah-mâ ile zina ettiğini Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzu­runda iddia etti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) Hilâl'e î

«Dört şahidini hazırla veya sırtına had (vurulur)» buyurdu. Hi­lâl, Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "e;

— (Yâ Resûlallah!) Seni hak (din) ile gönderen (Allah)'a ye­min ederim ki ben (bu isnadımda) muhakkak doğru sözlüyüm ve mu­hakkak Allah Teâlâ bu meselemde benim sırtımı (şahsımı) hadden kurtaracak âyet göndercektir, dedi. îbn-i Abbâs demiştir ki: Hemen

sonra; âyetinden  âyetine  kadar olanNazm-i İlâhî indi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Slelem) de (bu âyetlerin kendisine indiği yerden) hemen ayrılıp Hilâl ile karısına haber gönderdi (onları huzura getirtti.) İkisi de geldi. (Önce) Hilâl ayağa kalkarak (âyetlerde emredildiği şekilde) liân yemininde bu­lundu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de (eşlere hita­ben) : Allah, ikinizden birisinin yalancı olduğunu şüphesiz bilir. Bu itibarla (ikinizden) tevbe edip bu liân yemininden imtina eden var mıdır? buyuruyordu. Hilâl liân yemini ettikten sonra karısı ayağa kalktı ve liân yeminini (âyetlerde emredildiği gibi dört defa) etti. Be­şincisinde : "Eğer Hilâl (zina isnadında) doğru sözlü ise Allah'ın ga­zabı Havle'nin üzerinde olsun" demeye sıra gelince, orada bulunan­lar kadına.- (Ey kadın bil ki) bu (beşinci) yemin şüphesiz elim azabı mûcibtir, diye uyardılar. îbn-i Abbâs demiştir ki: Bu uyan üzerine kadın durakladı ve biraz geriledi. Hattâ biz kadının (kocasını tek-zib etmekten) dönüş yapacağım (ve beşinci yemini yapmadan gerisin geriye gideceğini) sandık. Fakat kadın (kendini toparladı ve) :

—  Vallahi ben kabilemi ömür boyunca rezîl ve rüsvay etmem, de­di, (ve beşinci yemini de etti). Sonra Resul i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) orada bulunanlara:

—  «(Hâmile olan bu kadının doğuracağı çocuğun)    durumuna dikkat edin. Eğer gözleri sürmeli, kalçaları iri ve baldırları kaba bir çocuk getirir ise, çocuk Şerik bin Sanmaya aittir», buyurdu. Kadın da hakikaten bu şekilde bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «Eğer Allah'ın kitabının (liân) hükmü yerine getirilmemiş ol­saydı benim ile bu kadın için bir durum  (kadını recmettirmek işi) olacaktı.» buyurdu."[94][94]

İzahı

Bu hadisi   Müslim,   Ebû   Dâvûd   ve   Ahmedde rivayet etmişlerdir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e müracaat eden ada­mın ismi belirtilmemiştir. Bu zâtın Hilâl bin Ümey y-,e (Radıyallâhü anh) olması ihtimali kuvvetlidir. Çünkü İslâmiyet'te Uk Hân yemini eden zât Hilâl' dır. Bu hadisin Müslim' deki rivayetinde, müracaat eden adamın İslâmiyet'te ilk liân yemini eden olduğu, belirtilmiştir. Şu halde müracaat sahibi   Hilâl' dır.

Hadîste sözü edilen liân âyetleri bundan önceki hadisin izahında mealleri verilen   Nûr   sûresinin 6, 7, 8 ve 9. âyetleridir.

2069) (Abdullah) bin Ömer (Radtyaİlâhü anhümâydan; Şöyle de­miştir :

Bir erkek karısı ile liân yemininde bulundu ve çocuğun kendi­sinden olmadığını söyledi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) eşleri birbirinden ayırdı ve çocuğu tneseb ve mirasta) kadına ilhak eyledi.[96][96]

İzahı

Bu hadis Zevâid türündendir. Sindi: Bu hadîse göre erkek karısının nikâhtan önce zina ettiğini iddia ederse yine aralarında liân hükmü icra edilir, demiştir.

Bu hadis, erkeğin cinsel ilişkide bulunduğu kadından liân hük­mü gereğince ayrıldığı takdirde nikâh dolayısıyla tahakkuk etmiş olan mehirin tamamım kadına ödemekle mükellef olduğuna delâlet eder. Erkek bunu ödemekten imtina edemez veya Hândan önce öde­miş ise tamamını veya bir kısmını geri isteyemez. Bu hadisin isnadı zayıf ise de ayni hadisi teyid eden ve t b n - i Ömer (Radıyal­lâhü anh) 'den merfü olarak rivayet edilen hadis vardır. îbn-i Ömer'in hadisini Buhâri, Müslim, Şafiî, Ah-med, Ebû Dâvûd ve Nesâi rivayet etmişlerdir. O ha­diste beyân edildiğine göre liân yemini icra edilen eşlerden erkek, liân hükmü icra kılındıktan sonra, nikâh nedeni ile ödediği mehiri geri istemiş, fakat Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) erkeğe:

-Senin bir alacağın yoktur, eğer sen zina İsnadı İddiasında doğ­ru sözlü isen, kadına vermiş olduğun mehir, onun kadınlığından ya­rarlanmana karşılıktır.    Eğer sen zina İsnadı iddiasında yalan sözsöylemiş isen mehir talebinde bulunman sana çok uzaktır., buyurdu.

Yukardaki hadîslere dayanarak âlimler bu hükümde ittifak et­mişlerdir. Şayet henüz cinsel temas vuku bulmamış iken erkek karı­sına zina isnadında bulunup, liân yemini icra edilirse, verilmiş olan mehirin geri verilmesi hususunda âlimler şöyle demişlerdir:

Ebû Hanife, Şafiî, Mâlik ve Evzâi: Kadına mehirin yarısı ödenir, demişlerdir. El-Hakem ile Hammâd ise:   Kadına mehirin tamâmı ödenir, demişlerdir.

2071) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin el-As) (Ra-dtyaHâhü ankümâ)'âan rivayet edildiğine göre: Peygamber (SaUaUahii Ah-yhi ve Scltem) şöyle buyurmuştur :

«Kadınlardan dört sınıf vardır ki onlar (ile kocaları) arasında Hân (yeminlerinin icrası) yoktur: Müslüman erkeğin nikâhı altında­ki Hristiyan kadın, m uslum an erkeğin nikâhı altında bulunan yahüdî kadın, kölenin nikâhı altındaki hür kadın ve hür erkeğin nikâhı altın­daki câriye.*

Not; Bunun senedinde bulunan Osman bin Atâ'nın zayıflığı üzerinde ittifak edilmiştir.[98][98]

28- Kocanın Karısını Kendine Haram Etmesi Babı

2072) Âişe (Radtyattâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

ResûluIIah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) karılarından İlâ etti (onlann odalarına bir ay girmemeye yemin etti) ve haram etti, böy­lece (kendisine) helâl olanı haram eyledi ve (böyle) yemin için ke­faret ödemeyi (gerekli) kıldı.[100][100]

İzahı

Bu hadisi Buhâri ve Müslim de rivayet etmişlerdir. Buhâri' deki   İbn-i    Abbâs'm   eseri meâlen şöyledir:

"Erkek karısını kendine haram ettiği zaman (onun bu sözü) bir şey (yâni talâk) değildir. Şübhesiz Resûlullah sizin için güzel bir Ör­nektir/1

Müslim' deki bir rivayet müellifimizin rivayeti gibidir. Di­ğer bir rivayeti ise meâlen şöyledir:

"Erkek, karısını kendine haram ettiği zaman onun bu sözü, ke­faretini çıkarması gerekli bir yemindin And olsun ki şüphesiz Resû­lullah sizin için güze! bir Örnektir.»

Hadisin sonundaki fıkra, A h z â b sûresinin 21. âyetinden iktibastır, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhl'ın bu iktibas ile M â r i y e (Radıyallâhü anhâl'nm meselesine işaret ettiği Kas-t a 1 â n î ve TuhfetÜ'l-Bâri'de beyan edilmiştir: Şöyle ki; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yukarda anlatıldığı gibi cariyesi Mâ-r i y e ' yi zâtına haram eylemişti. Sonra Cenâb-ı Hak T a h r i m sûresinin birinci âyeti ile Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İ uyarmıştı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) yemin kefaretini ödeyip Mâriy e'ye dönüş yapmıştı. îşte t b n-i Abbâs (Radıyallâhü anh), karısını kendisine haram eden erkeğin Peygamber (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) i en güzel ör­nek alıp kefaret ödemesini ve karısına dönüş yapmasını istemiştir. El-Fetih yazarı: Anılan âyetin iniş sebebi, en sıhhatli rivayetlere gö­re M â r i y e (Radıyallâhü anhâ)'nın meselesidir. Evet erkek, ka­rısının şahsını kendisine haram etmek niyeti ile bu sözü söylediği tak­dirde, mekruh bir söz söylemiş olur. Karısına yaklaşmasa bile der­hal yemin kefareti ödemesi gerekir. Bu söz yemin değildir. Çünkü ye­min ancak Allah Teâlâ'nm isimleri veya sıfatları ile edilir.

N e s â i' nin İbn-i Cübeyr' den rivayet ettiğine göre bir erkek   îbn-i   Abbâs'a:

"Ben karımı kendime haram ettim, diyerek bunun hükmünü sor­muş, İbn-i Abbâs (Radıyallâhü anhümâ) da adama: Sen yalan söz söylemişsin. Karın sana haram değildir, demiş ve mezkûr âyeti oku­muştur." diye bilgi vermiştir.[102][102]

29 - (Evli) Câriye Âzad Edildiği Zaman Nikâhını Feshetmekte Serbest Olduğu (Na Dâir Gelen Hadisler) Babı

2074) Âişe (Radtyallâkü anhâ)'ddn rivayet edildiğine göre:

Kendisi (cariyesi) Beri re'yi âzad etmiş, bunun üzerine Resulü 1-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Berîre'y». (nikâhını feshetmesi hu­susunda) muhayyer bırakmıştır. Berîre'nin hür kocası var idi."

2075) (Abdullah) bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle de­miştir :

(Âişe'nin cariyesi) Berîre'nin kocası Muğîs isimli bir köle idi. (Berire âzad edilip kocasından ayrılmayı tercih edince) zavallı Mu­ğîs (in perişan durumu hâlâ gözümün önünde, kendisin) e bakıyor gi­biyim. (Berîre'yi aşırı seven) Muğîs, ağlıyarak ve göz yaşları yana­ğının üzerinden akarak, (Medine sokaklarında ve çevresinde) Berî­re'nin arkasında dönüp dolaşırdı. (Berîre ise ondan nefret ederdi.) Bir gün Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)   (babam)  Abbâs'a:

—  «Yâ Abbâs Muğîs'in Berire'ye aşın muhabbetine ve Berîre'nin ona olan nefretine hayret etmiyor musun?» buyurdu.   Sonra  (Muğis'in baş vurusu üzerine) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Berîre *ye j

—  «(Ey Berîre!) keski Muğîs'e dönüş yapsan. Çünkü senin ço­cuğun babasıdır.» buyurdu. Berîre:

—  Yâ Resûlallah! (Ona dönüş yapmam için) bana emir ediyor musun? dedi. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

—  «(Ben emretmiyorum). Ancak şefaatçi (aracı) oluyorum» bu­yurdu. Berîre i

—  Muğîs'e ihtiyacım yoktur, dedi."

2076) Âişe (Radtyallâhü anhâ)'dan; Şöyle demiştir:

(Cariyem) Berire dolayısıyla üç sünnet (şer'i hüküm) tamamlan­dı s Berire âzad edildiği zaman nikâhının feshi hususunda serbest kı­lındı, kocası da köle idi. Sahâbîler Berîre'ye (cariyem iken) sadaka verirlerdi» kendisi de (bu sadakadan) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hediye ederdi, O da t

«Bu, Berire'ye sadakadır, bize de (Berîre'nin) bir hediye (si) dir,» buyurdu. Bir de s                                                                                

«Velâ (yâni âzad edilen köle ve câriye'ye mirasçı olmak hakkı) âzad edene aittir,» buyurdu."

2077) Âişe (Radtyallâhü anhâf'dan; Şöyle demiştir:

Berire (nikâhını feshettiğinde) üç kez aybaşı âdetini görünceye kadar beklemesi (yâni bu süre bitmeden başka bir adamla evlenme­mesi) kendisine (Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tara­fından) emredildi."

Not: Bunun senedinin sahîh ve râvilerinin sıka oldukları Zevâld'âe biîdiril*

2078) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)yden rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Berîre'yi (âzad edildi ğinde nikâhının feshi hususunda) serbest kıldı."[104][104]

30- Cariyenin Talâk  (Sayıs) ı Ve İddet (Süres)i Bâbı             

2079) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâydan rivayet edil­diğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Cariyenin talâkı ikidir, iddeti de iki hayız hâlidir.»

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadîsin senedinde bulunan Atiyye eI-Avn"nin zayıflığı hususunda ittifak vardır. Râvi Ömer bin Şebîb el-KÛfl de bu­nun gibidir. Bu hadisi Mâlik, el-Muvatta'da îbn-i Ömer (R.A.) üzerinde mevkuf olarak rivayet etmiştir. Nesâî hâriç, sünen sahibleri de bu hadisi Aise yolu ile rivayet etmişlerdir.                                                                                                 -

2080) Âişe (Radıyallâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre Peygam­ber (SallaUahü Aleyhi ve Scllem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Cariyenin talâkı ikidir, iddeti de iki kez aybaşı âdetidir.» Râvi Ebû Âsim: Ben râvi Müzahire bu hadîsi anlattım ve ken­disine dedim ki: (Ey üstad!) bunu İbn-i Cüreyc'e rivayet ettiğin gibi bana da rivayet et. Bunun üzerine (Üstad Müzahir) şöyle söyledi, de­miştir i

El-Kasım aracılığı ile Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'dan rivayetle ba­na intikal ettiğine göre Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve Sellem) şöy­le buyurmuştur;

«Cariyenin talâkı ikidir, iddeti de iki kez aybaşı âdetidir.»"[106][106]

Hadîsin Fıkıh Yönü

1. Cariyenin kocası hür olsun köle olsun, câriye üzerinde iki ta­laka sâhibtir. Yâni hür veya köle erkek câriye karısını iki talâkla boşadı mı tamamen boşamış olur. Üçüncü talâk söz konusu değildir. Tekmile yazarı âlimlerin bu husustaki görüşlerini bu hadîsin riva­yet edildiği "Kölenin talâkının sünneti" babından şöyle anlatır:

a) Hanefiler'e   göre cariyenin iki talâkı bulunur. Koca­sı hür olsun, köle olsun fark etmez. Bunlar: Talâk ve iddet husu­sunda muteber olan kadındır. Eğer kadın câriye ise kocası onun iki talâkına mâliktir ve onun iddeti iki kurdur.   Kadın hür ise kocası onun üç talâkına mâliktir ve onun iddeti üç kur'dur. Kocası hür ol­sun, köle olsun netice değişmez, demişlerdir.

Sevri, Hasan, İbn-i Şîrîn, îkrime ve Zühri de böyle demişlerdir. Bu kavil Ali bin Ebi Tâiib ve Ibn-i   Mes'ud' dan   da rivayet olunmuştur.

Hanefîler'in delili bu hadistir. î bn ü'l-Hüm âm: Hadîsin sahîhliğinin bir alâmeti de âlimlerin uygulamasının böyle ol­masıdır, demiştir. Mâlik de; Bu hadîsin Medine-i Mü­nevvere'de olan şöhreti, hadisin senedinin sıhhatına ihtiyaç bırakmaz, demiştir.

b) Mâlik,   Şafiî,   Ahmed,   Said   bin   el-Mü-seyyeb   ve   îshâk'a   göre talâk hususunda erkeğin durumu muteberdir. İddet hususunda ise kadının durumu muteberdir.    Şu halde koca hür ise üç talâka mâliktir. Karısı hür olsun, câriye olsun fark etmez. Eğer koca köle ise karısının iki talâkına mâliktir. Karı­sı hür olsun câriye olsun netice değişmez. Bu kavil   Ömer   bin el-Hattab,   oğlu   Abdullah,   Osman   bin   Affân, Zeyd   bin   Sabit   ve   Ibn-i   Abbâs    (Radıyallâhü an-hüm)'den rivayet edilmiştir. Bunlar şöyle gerekçe göstermişlerdir:

Allah Teâlâ talâk konusunda erkeklere hitab eylemiştir. Şu hal­de talâk hükmünde erkeklerin durumu muteberdir. Keza talâk sırf kocanın bir hakkıdır. Bu hak hürriyet ve kölelikle değişir. Çünkü hür erkek dört kadınla evlenebilir, fakat köle ancak iki kadınla ev­lenebilir. Karısı hür olan hür erkeğin talâkının üç, karısı câriye olan

kölenin talâkının iki olduğu hususunda ihtilâf yoktur. İhtilâf ancak eşlerden birisinin köle, diğerinin hür olması hâline mahsustur.

îddet bakımından ise kadının durumu muteberdir. Yâni kadın hür ise iddeti üç Kur'dur. Kocasının köle veya câriye oluşu neticeyi değiştirmez.[108][108]

İzahı

Zevaid türünden olan bu hadis, boşama yetkisinin kadının koca­sına Ait olduğuna ve koca köle de olsa hükmün bu olduğuna, kölesahibinin, kölenin karısını boşamaya yetkili olmadığına ve kölenin kansı köle sahibinin cariyesi bile olsa neticenin ayni olduğuna delâ­let eder.

Âlimlerin görüşü de bu merkezdedir. Buna muhalif görüş beyan edeni bilmiyorum,[110][110]

İzahı

Bunu Âhmed, Ebû Dâvûd, Nesâî ve Beyhakî de rivayet etmişlerdir. Hadîsin son kısmında bulunan ve râvi Ebü'I-Hasan hakkında İbnü'l-Mübârek'in söylediği söz ile ilgili fıkrayı Ebü Dâvûd, Ahmed bin Hanbel' den naklen rivayet etmiştir.

İ b n - i A b b â s (Radıyallâhü anh)'a soru soran zâtın râvi Ebü'l-Hasan olduğu Ebû Dâvûd'un rivayetinde be­lirtilmiştir. Ebü'l-Hasan bu soruyu kendi şahsı ile karısı için sormuştur. Çünkü N e s â i' de bulunan bir rivayette Ebü'l-Hasan : Ben ve karım ikimiz de memluk idik, demiştir.

Memluk; başkasının malı demektir.  Köle ve câriye mânâlarını kaplar,[112][112]

33- Ümmüt-Veled'in İddet (Süresinin Beyân) I Babı

Ümmü'I-Veled : Efendisinden çocuğu olan cariyeye denilir.

2083) Amr bin el-Âs (Radıyaitâhü anhyâen; Şöyle demiştir: Peygamberimiz Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Selleml'in sün­netini (yolunu) bize bozmayınız. Ümmü'l-Veled'in idtieti dört ay on gündür,"[114][114]

Hadîsin Fıkıh Yönü

Ümmü'I-Veled olan cariyenin efendisi öldüğü zaman bu cariye­nin iddetinin hür kadının iddeti gibi dört ay on gün olduğuna bu ha­dis delildir. Âlimlerin bu husustaki görüşlerine gelince, Tekmile ya­zarı şöyle der:

1. Said   bin   el-Müseyyeb.   İbn-i   Cüheyr, İbn-i    Şirin.   Mücâhid,    Evzâi,   İshâk    bin   Ra-h e v e yh    ve bir rivayetinde    Ahmed   böyle hükmetmişlerdir. Delilleri bu hadistir. Bir de şu var.- Bu câriye, efendisinin ölümü ile" kendiliğinden âzad edilmiş sayılır. Artık hür bir kadın durumuna geçtiği için onun gibi iddeti olur.

2. Hanefiler,    Atâ.   Sevri    ve    Nahaî:   Efendisi tarafından âzad edilmekle veya efendisinin ölümü ile âzad edilmiş sayılan cariyenin iddeti üç Kur'dur. Çünkü   Ömer    (Radıyallâhü anhî  ve başka sahâbilerden rivayet edildiğine göre kendileri: Ünv mü*l-Veled'in iddeti üç hayızdır, demişlerdir. Şu halde hüküm bu­dur, demişlerdir.

3. Mâlik   ve   Ş â f i i' ye   göre bunun iddeti bir hayızdır. Osman,   Ibn-i   Ömer,   Âişeve   el-Hasan    (Radı-, yallah ü anh)'den bu kavil rivayet olunmuştur.   A h m e d'den.  d« böyle bir rivayet vardır.[116][116]

İzahı

Bu hadisi Şafiî. Mâlik ve Kütüb-i Sitte sahihleri tara­fından rivayet edilmiştir. Bâzı rivâyetlerdeki metin bir hayli uzun­dur. Bâzı rivayetlerde bu hadis Peygamber (Aleyhi's-salâtü ,ve'sse-Iam)'ın zevcesi Zeyneb bint-i Cahş (Radıyallâhü anhâ)'-dan da rivayet edilmiştir. Tekmile yazarının beyanına göre Peygam-ber'e müracaat eden kadın Âtike bint-i Na'im bin Abdillah'tır. Fakat kızının ismine dâir bir bilgiye rastlanmamıştır. Vefat eden erkek ise el-Muğire el-Mahzumı'dir.

Tekmile yazan daha sonra şöyle der:

"Kadının sorusunun süs için kullanılan sürme hakkında olduğuumulur. Çünkü süs için olmayan ve gözün tedavisinden başka bir amaçla kullanılmayan bir sürme nevinin kullanılması mahzurlu ol­masa gerek. Bilindiği gibi hastalıklara karşı tedavi olmak meşrudur. Bilhassa tedavi yapılmadığı takdirde bir organa veya vücûdun tümü­ne bir zararın gelmesinden korkulursa.

Peygamber (Aleyhi1 s-salâtü ve'sselâm) :  İddet ancak dört ay on gündür.» buyruğu ile iddet süresinin kısalığına ve eski iddet adetine nazaran kolaylığına işaret etmek istemiştir.

Buhâri ve diğer bâzı kitablardaki rivayetlerde belirtildiği­ne göre câhiliyet döneminde, kocası ölen kadın bir yıllık iddet ini yas hâlinde geçirmek üzere, en fena elbise içinde ve evinin en kötü bir tarafında beklerdi. Yılı doldurunca, yakınından bir köpek geçtiği za­man kadın yerden bir tezek parçasını alıp atardı ve böylece iddetin-den çıkardı.

İslâmiyet'in ilk zamanlarında, kocası ölen kadının iddeti bir yü olarak tesbit edildi. Bu tesbit Bakara sûresinin 240. âyeti ile ya­pıldı. Ama yukarda anlatılan câhiliyet âdetinin kötü durumları kal­madı. Sonra inen aynı sûrenin 234. âyeti ile bu süre dört ay on güne indirildi.[118][118]

35- Kadın, Kocasından Başka Bir Kimsenin Ölümü Dolayısıyla İhdâd (= Matem) Eder Mi? Babı

İhdâd: Ölü dolayısıyla kadının süsünü ve güzel koku sürünme­sini bırakmasıdır. Terceme ve izahta bu kelime yerine yas tutma ifâ­desini kullanacağım, bununla İhdâd anlamını kasdediyorum.

2085) Aişe (RadtyaUâhü ankâydun rivayet edildiğine göre Peveam-ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :      

— «Bir kadının, kocasından başka Wr ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir,- buyurdu."                         

2086) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellemy'm karısı Hafsa (Ra* dtyallâhü anhây&an rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

— «Allah'a ve âhiret gününe îman eden bir kadının, kocasından başka bir ölü için üç günden fazla yas tutması helâl değildir.»

2087) Ümmü Atiyye (Nesîbe bint-i el-Hârîs) (RadtyaUâhü rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

— «Kadın kocasından başka bir ölü için üç günden fazla yas tu­tamaz, kocası için (ise) dört ay on gün yas tutar, (bu sürece süs için) boyanmış elbise giyinmez, lâkin (Yemen'in bir nevî boyalı kumaşı olan) asb elbisesini giyinebilir. Gözüne sürme çekmez ve güzel koku sürünmez, ancak aybaşı âdetinden temizlendiği vakit (buhurun birer çeşidi olan) kust veya azfar'dan azıcık bir parça kullanabilir.»"[120][120]

36- Baba Oğluna Karısını Boşamasını Emreder, Babı

2088) Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anftümâ)'dat\; Şöyle demiştir.

Benim nikâhım altında bir karım var idi ve ben onu severdim, babam da ona buğzederdi. Sonra (babam) Ömer (Radıyallâhü anh) bu durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e anlattı. Bu­nun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bana bu ka­rımı boşamamı emretti. Ben de onu boşadım."

2089) Ebû Abdirrahman (es-Sülemî)  (Radtyallâhü anhyden rivayetedildiğine göre:

Bir adamın babası veya annesi Crâvi Şube tereddüd etmiş) ken­disine karısını boşamasını emretti. Adam da (karısını boşamak iste­mediği için) karısını boşaması hâlinde yüz köleyi âzad etmeyi adadı. Adam sonra Ebü'd-Derdâ (Radıyallâhü anh)'in yanına vardı. Baktı ki EbÜ'd-Derdâ kuşluk namazını kılıyor ve namazını uzatıyor. Öğle ile ikindi arasında da namaz kıldı. Sonra adam (durumu) ona sordu. Ebü'd-Derdâ; Adağını ifa et ve baban ile annene itaat et, dedi.

Ebü'd-Derdâ şöyle de dedi: Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den işittim, buyurdular ki s

«Baba, cennet kapılarının en hayırlısı (ndan girmeye vesile) dir, artık (dilersen) baba ve annenin hukukunu iyice koru veya (iyice korumayı) terk et.»"[122][122]

Baba Veya Annenin Emri Üzerine Evlâd Karısını Boşamaya Mecbur Mu?

Bu bâbtaki hadîsler evlâdın kayıtsız ve şartsız bu emre uymak mecburiyetine delâlet etmezler. Şöyle ki İbn-i Ömer (Radı-yallâhü anh) sevdiği karısını, babasının isteği üzerine Resûl-i Ek­rem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in emri ile boşamış ise de, bu olay­dan umumi hüküm çıkarılamaz. Çünkü Ömer (Radıyallâhü anh) gibi bir baba, kendi gelininden hoşlanmamış ve oğlunun onu boşa­masını istemiş ise muhakkak bu istek sırf Allah yolunda bir istek­tir, dünya ile ilgili bir istek değildir. Nitekim et-Tâc el-Cami H'l-Usûl adlı hadis kitabının 5. cildinin başında bulunan "Birrin nevileri" ba­bında rivayet olunan bu hadisin haşiyesinde : "Ömer (Radıyal­lâhü anhî 'in hoşlanmaması üzerine oğlu Abdullah'in karı­sını boşaması için Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in emir ver­mesi hükmü H z. Ömer ve onun gibi zâtlara mahsus bir hü­kümdür. Çünkü Örn er'in hoşlanmaması muhakkak Allah için­dir ve din açısından hoşlanmamayı gerektiren bir nedene dayanır. Bunun içindir ki Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), Abdul­lah'a   kadını boşamayı emretmiştir. Böyle bir özel durum olmadiktan sonra kadını boşama hususunda erkek, kimseye itaat etmekle mükellef değildir. Ancak boşamayı gerektiren meşru bir sebep var­sa, bu ayrı bir mesele olur. Bilindiği gibi "Boşama Allah katında en çirkin helâl şeydir" mealinde sahih hadis vardır" denilmiştir.

tbn-i Hacer-Heytemi de Zevâcır kitabının "Baba ve anneye itaat" babında ve bu bâb'dan önceki bâbta baba ve anneye itaatsizliğin ölçüsü hakkında geniş bilgi vermiştir. Orada ezcümle ve özetle şöyle de söyler; "Baba ve anneye Ukûk diye ifâde edilen asilik ve itaatsizlik, onlara, örf ve âdette basit sayılmayacak derecede ezi­yet etmek ve incitmektir. Eziyet ve incitme konusunda muteber olan şey, baba ve annenin durumudur. Yâni baba ve anne bir şeyden in­ciniyorsa evlâd bundan sakınmalıdır. Lâkin baba ve annenin ikisi­nin veya birisinin aklı noksan olduğu ve iyi ile kötüyü seçemediği için evlâdına bir şeyi emreder veya menederse, buna muhalefet et­mek de örf ve âdette asilik ve itaatsizlik sayılmazsa, evlâd bu durum­da muhalefet edebilir ve bu muhalefetten dolayı fâsık sayılmaz. Çün­kü mazurdur. Meselâ adam karısını seviyor ve ondan ayrılmak iste­miyor, babası veya annesi, yahut ikisi ise onun karısını boşamasını istiyorlar. Bu istek kadının diyanetinin noksanlığından bile ileri gel­se adam bu noktada baba ve annesinin isteğine uymaya mecbur de­ğildir. İlerde gelecek Ebü'd-Derdâ' nın hadisinden bu hüküm çıkarılır. (Yazar 2089 nolu hadîsimizi kasdediyor) Çünkü E b ü' d -D e r d â (Radıyallâhü anh) soru sahibini serbest bırakıyor, ama babanın emrine uyulup boşamanın daha iyi olduğuna işaret ediyor, îbn-i Ömer {Radıyallâhü anh)'in hadîsi de böyle yorumlanır. (Yazar 2088 nolu hadisimizi kasdediyor)

Baba ve annenin diğer emir ve yasaklan da böyledir. Yâni sırf akıllarının noksanlığı ve meseleyi kavrıy ama maları nedeni ile vere­cekleri emir veya yasak, akıllı adamlara arz edildiği zaman bu nok­tada baba ve anneye itaat etmemeyi eziyet etmek ve incitmek say­mazlarsa, evlâd o işte muhalefet edebilir."

Şu halde baba ve annenin, evlâdına, karılarını boşamaları için verecekleri emre uyma zorunluluğu yoktur ve bu emri yerine getir­memekle evlâd, haram bir iş yapmış sayılmaz. Baba ve anneye itaat ve onlara isyan etmekle ilgili gerekli bilgi inşaallah 33. kitabın baş kısmında geîen ilk bâbiannda verilecektir.

[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/521-524

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/524-525

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/525-526

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/528

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/529-530

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/531-533

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/536

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/537

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/538

[20][20] (El-Menhel Tekmilesİ C. 2, cüz, 4 sata. 125-139)

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/540-544

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/545-546

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/546-547

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/548-550

[28][28] Hülasa: 451

Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/550-551

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/552-553

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/555-556

[34][34]Urve (R.A.)'ın Hâl Tercemesi

Urve bin Zübeyr bin el-Avvâm (R.A.) Medine-i Münevvere'nin âlimi ve imam olarak anılmış büyülc bir tabiidir. O; babası, Zeyd bin Sabit. Üsâme bin Zeyd, Said bin Zeyd, Aişe, Ebü Hüreyre (R.A.) bir cemaattan rivayette bulunmuştur. Kendisinden de oğullan Hişâm, Muhammed, Osman, Yahya ve Abdullah rivayet etmişler, ayrıca torunu Ömer bin Abdiilah, Zühri, Bbü'z-Zinad, tbn-İ Münkedir, Salih bin Keysân ve bir cemaat da ondan rivayet etmişlerdir. Kendisi, halası Âişe (R.A Vdan geniş çapta fıkıh bilgisini almıştır. Oğlu Hişâm ; Ben babamın hadis­lerinin ancak binde birini belleyebilelim, demiştir. Urve, bütün yıl oruç tutardı ve oruçlu İken vefat ettiği yine oğlu Hiş&ra'dan rivayet edilmiştir. Hz. Osman'ın ha­lifeliği döneminde doğmuştur. Bir rivayete göre ise Hz. Ömer'in hilâfetinin sonu na doğru doğmuştur. (Meriyetleri pek çoktur. Bu kadarlık kısmını belirtmekle ye­tiniyorum.) Hicretin 94. yılı vefat etmiştir. Tez ki ret ü'l-Hu f faz C. 1, S. 62)

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/558

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/560

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/561-562

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/562-563

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/566

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/567

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/568

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/570-571

[52][52] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/573-574

[54][54] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/575-576

[56][56] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/576-579

[58][58] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/580-581

[60][60] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/583-584

[62][62] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/585

[64][64] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/585-587

[66][66] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/589

[68][68] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/592-593

[70][70] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/595-597

[72][72] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/598-599

[74][74] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/601

[76][76] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/603-604

[78][78] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/604-605

[80][80] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/606-607

[82][82] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/610-611

[84][84] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/615

[86][86] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/618-619

[88][88] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/621

[90][90] Nur : 6, 7, 8 ve 9. Ayetler

[92][92] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/625-627

[94][94] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/631-634

[96][96] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/635-637

[98][98] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/638-639

[100][100] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/640-642

[102][102] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 5/643-646

[104][104] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/7-11

[106][106] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/12-13

[108][108] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/14

[110][110] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/15

[112][112] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/16

[114][114] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/17

[116][116] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/18

[118][118] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/19-20

[120][120] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/21-22

[122][122] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 6/23-25

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

20 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk