Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceVasiyet Hadisleri

Vasiyet Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

VASİYYETLER KİTABI 2

1- Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi Ve Sellem) Vasiyyet Etti Mi? Babı 2

2- Vasiyyet Etmeye Teşvik Babı 4

3- Vasiyyette Zulüm Etmek Babı 5

4- Hayatta (Îyi Yollarda) Mal Harcamayıp Ölüm Yaklaşınca Savurganlık Etmenin Yasaklığı Babı 6

5- Malın Üçte Biriyle Vasîyyet Etmek Bâbı 8

6- Hiç Bir Mirasçıya Vasiyyet Yoktur, Babı 11

7- (Ölüye Âît) Borç Vasiyyet Ün) Den Önce (Ödenmeli) Dir, Babı 12

8- Vasiyyet Etmemiş Halde Ölen Kimse Yerine Sadaka Verilir Mi? Babı 13

9- Allah'ın; Ve (Yetimin Velîlerinden) Kim Fakir İse (Yetimin Malından) Mâruf Veçhiyle Yesin- Kavlinin. 14

(Beyânı) Babı 14

VASİYYETLER KİTABI

Vasâya, vasiyyet'in çoğuludur. Vasiyyet, bir şeyi tavsiye etmek, ısmarlamak ve tavsiye edilen şey mânâlarına gelir.

Fıkıh ıstılahında ise vasiyyet, bir malın veya bir intifa hakkım te­berru suretiyle ölümden sonraya bağlamak üzere başkasına temlik et­mektir. Meselâ kişi sağlığında : Ben öldüğüm zaman şu malın falan kişi veya kuruluşa olsun, veya şu akarımın geliri bu hayır yoluna tahsis edilsin, der. İşte bu gibi temliklere vasiyyet denilir.

Müslümanm, sağlığında vasiyyet etmesinin hükmü ve önemi bu kitabın 2. babında rivayet olunan hadislerin izahı bölümünde anlatı­lacaktır.[2][2]

İzahı

Bu hadîsi Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir.

Hattâbi, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nın : «ve bir şey va­siyyet etmedi» sözünden maksadı Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's selâm) "in mâli bir vasiyyette bulunmadığım ifâde etmektir. Çün­kü, insan miras olarak geriye bıraktığı malda vasiyyet edebilir. Ge­riye mal bırakmadığı takdirde neyi vasiyyet edecektir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) mirasçılarına kalacak bir mal bırakma­dı ki bunda vasiyyet etsin. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) mâli olmayan bâzı vasiyyetîerde bulunmuştur. Meselâ, yahüdîlerin Arabistan Yarımadası' ndan çıkarılmasını, misafirlere ikramda bulunulmasını, namazlara dikkat edilmesini, köle ve cariye­lere iyi bakılmasını ve malın zekâtına riâyet edilmesini tavsiye bu­yurduğuna dâir hadîsler mevcuttur, demiştir.

M ü s 1 i m ' in şerhinde Ne v evi de: Âişe (Radıyal-3âhü anhâ) Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in mâlî vasiy­yette bulunmadığını ve Ş i i 1 e r ' in iddia ettiği gibi A 1 i (Ra-dıyallâhü anh)'in hilâfetine dâir bir vasiyyette bulunmadığını ifâde etmek istemiştir, der.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in H a y b e r ve F e d e k ' te bulunan arazisine gelince O, bu araziyi hayatında müslümanlara vakfederek gelirini onlara tahsis buyurmuştu.

2696) Talha bin Musarriftan rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir :

Ben Abdullah bin Ebî Evfâ  (Radıyallâhü anhünıâ) 'ya: Resûlullah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) bir şey vasiyyet etti nü? diye sordum. Abdullah:

Hayır, (etmedi) dedi. Ben:

Öyle ise O, müslümanlara nasıl vasiyyet etmelerini emretti? de­dim. Abdullah:

O, Allah'ın Kitâb'ı Ue  (amel edilmesini)  vasiyyet etti, dedi.

Mâlik dedi ki: Talha bin Musarrif, el-Hüzeyl bin Şürahbîl'in şöy­le dediğini söyledi: Ebû Bekir (Radıyallâhü anh), Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vasîsî (yâni Şîîler'in iddia ettiği gibi) hi­lâfeti verdiği Ali (Radıyallâhü anh) başında halîfe olmaya (mı) kal­kıştı? Ebû Bekir, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den (her­hangi bir sahâbî'nin halifeliği yolunda) bir ahdini bulup da kendini, onun hükmü altına almayı çok arzu etti."[4][4]

İzahı

Enes (Radıyallâhü anhl'ın hadîsi Zevâid türündendir. Tuhfe'-nin beyânına göre A I i (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini N e s â i de rivayet etmiştir.

Bu iki hadîste belirtildiği gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) son nefeslerini verirken beş vakit namaza devam edilmesini ve müslümanlarm mâlik olduğu şeylerin hak ve hukukuna riâyet etmelerini tavsiye buyurmuştur.

Mallar el ile kazanıldığı ve alış verişlerde genellikle sağ el kul­lanıldığı için «sağ ellerinizin mâlik olduğu» tâbiri kullanılmıştır. Müslümanların mâlik olduğu şeylerden maksad ise zekâta tâbi mal-

lar ile köle ve cariyelerdir. Yâni mallarınızın zekâtını hakkıyle ve­riniz ve köle ile cariyelerinize iyi muamele ediniz. Onların hakları­na riâyet ediniz. Bu iki emir ahkâmla ilgilidir. Demek ki, ahkâmla ilgili olarak Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in son tavsiye­si bu iki meseleye aittir. Tercemede parantez içi ilâve ile ahkâm kay­dını koymanın sebebi şudur: Diğer bâzı hadislerde rivayet edildiği gibi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in son nefeslerini ve­rirken buyurduğu son söz «Allahım bana mağfiret eyle ve beni Re-fîk-i A'Iâ'ya eriştir.»

«Refîk-i A'lâ» ile kasdedilen mânâ hakkında müteaddid yorumlar bulunur. Bu husus 1619 nolu hadiste geçti. Oraya bakılabilir.[6][6]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği î b n - i Ömer (Radıyalâhü anh)'ın hadîsini Kütüb-i Sitte yazarlarının hep­si, Mâlik ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. E n e s (Ra­dıyallâhü anh) ile   Câbir    (Radıyallâhü anh)'ın hadisleri ise Zevâid türündendir. Bu bâbtaki hadîslerin hepsi  vasiyyet etmeyi  teş­vik etmektedir.

İ b n-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın hadîsinde geçen hak kelimesi yakışır ve lâyık olan mânâsına yorumlanmıştır. Cumhur bu kelimeyi böyle yorumlamıştır. El-Münâvî: Hadîsten kasdedilen mâ­nâ şudur: Bir müslümanın vasiyyet etmek istediği bir malı, veya borcu, ya da başkasına âit olup yanında emânet edilen bir şey var ise bu durumları açıklayıcı yazılı vasiyyeti yanında bulundurması ihtiyata uygun olanıdır, demiştir.

Burdaki rivayette iki gece kaydı var ise de bu kayıd tahdid için değildir. Bâzı rivayetlerde bunun yerine bir gece, kaydı vardır. Bir kısım rivayetlerde ise üç gece kaydı mevcuttur. Rivayetlerin deği­şikliği bu sürenin tahdid için olmadığına delâlet eder. Yâni az bir zaman olsa bile, o sürenin vasiyyetsiz geçirilmesi uygun değildir. Çünkü insan ne zaman öleceğini bilemez.

Avnü'l-Mabûd yazarının naklen beyânına göre    tbnü'1-Me1 i k    bu hadisin şerhinde özetle şöyle demiştir:

"Bâzı ilim adamları bu hadîsin, yâni İbn-i Ömer'in ha­dîsinin zahirini tutarak : Vasiyyet etmek vaciptir, demiştir. Cumhu­ra göre ise vasiyyet etmek müstahabtır. Çünkü Resûl-i Ekrem (Aley-hi's-salâtü ve's-selâm) vasiyyet etmeyi müslüman için bir hak kıl­mış, onun aleyhine kırmamıştır. Eğer vasiyyet etmek vacip olsaydı Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-saiâtü ve's-selâm) vasiyyet işini müslüma­nın lehinde değil, aleyhinde kılacaktı. Hadîsin ifâde tarzı ise vasiy-yetin müslümanın aleyhinde olduğuna yorumlanmaya müsâid değil­dir. Bâzı âlimler: Müstahab olan vasiyyet, teberru olan işlerle ilgili vasiyyettir. Borç ödeme ve emânetleri sahiplerine iade etmekle il­gili vasiyyet ise vâcibtir, demişlerdir."

Hanefi âlimler vasiyyet etmenin müstehablığma hükmeden­lerdendir. Buna delil olarak da bu hadisin râvisi olan İbn-i Ömer (Radıyallâhü anhl'ın vasiyyet etmediğine dâir bir rivayetin bulun­masını göstermişlerdir.

Nevevi de İbn-i Ömer'in hadîsinin şerhinde özetle şöyle der:

"Vasiyyetle emrolunduğu hususunda tüm müslümanlar ittifak halindedir. Bizim mezhebimiz ve cumhurun mezhebi, vasiyyet etme­nin mendûbluğudur, vâcibliği değildir. Zâhiriyye mezhebi mensupları bunun vâcibliğini söyleyerek bu hadisi delil göstermiş­ler ise de bu hadîs onların delili sayılamaz. Çünkü hadîste vasiyyetin vâcibiiğine dâir bir hüküm yoktur. Lâkin bir müslümamn borcu, başkasına âit emânet gibi bir hak var ise bunu vasiyyet etmesi lâ­zımdır. Şafiî: Bu hadîsin mânâsı, müslümamn ihtiyatlı davran­ması bakımından en uygun olanı vasiyyetnâmesinin yazılı olarak ya-nında bulundurulmasıdır. Bu itibarla müslüman kişinin, vasiyyetini bir an önce yapması, yazdırması, bunu şâhidle tevsik etmesi ve ih­tiyaç duyduğu şeyleri vasiyyetnâmesine geçirmesi müstehabtır. Son­ra vasiyyetnâmesine ilâve etmek istediği bir durum olursa bunu da eklemelidir, demiştir.

Hadîste vasiyyetin yazılı olması istenmiştir. Bununla beraber şâ-hidlendirilmesi gereklidir. Şâhidlendirilmiş olması kaydı da düşünü­lür. Böyle yorum yapılmalıdır, Şâhidsiz olarak yazılması kasdedilme-miştir. Hattâ şâhidlendirilmemiş yazılı vasiyyet ile amel edilmez ve bir yarar sağlamaz. Bizim mezhebimiz ve cumhurun mezhebi budur. Muhammedbin Nasr hadîsin zahirini tutarak, şâhid­lendirilmemiş yazılı vasiyyetlerin muteber olduğunu söylemiştir." Ahmed   bin   Hanbel   de bu görüştedir,

Kurtubî de: Bu hadîste vasiyyetin yazılı olmasından söz edilmesi, bir tevsik ve teyid içindir. Vasiyyette esas olanı şâhidle tevsik etmektir. Şâhidle tevsik edilen bir vasiyyet, yazılı olsun ve­ya olmasın muteberdir. Bu hususta âlimler ittifak halindedir, de­miştir.

£700 nolu hadîsten kasdedilen mânâ ise şudur.: Vasiyyet etmeden ölen bir müslüman vasiyyet amelinin sevabından mahrum kalmakla hayırlı amelin kemâlinden mahrum kalmış olur. Çünkü vasiyyet dünyadaki amellerin sonuncusu durumundadır. Vasiyyet meşru kı­lınmış ki müslüman kimse âhirette bundan yararlansın. Bundan mahrum kalan kimse büyük bir hayırdan mahrum kalmış olur.[8][8]

İzahı

Enes    (Radıyallâhü anh)'in hadîsi Zevâid türündendir.    Bu hadîste, vârislerinden mal kaçıran,  yâni ölümü hâlinde mirasçılanna mal kalmasın veya az mal kalsın, diye malının üçten fazlasını vasiyyet etmek, malının tamamını veya çoğunu bir mirasçısına hibe etmek gibi davranışlarda bulunan bir kimsenin Cennetten mahrum edilmeye müstehak olduğu bildirilmektedir. Böyle yapan kimse Cen­nete mirasçı olma hakkından mahrum edilmeye müstehak olmakla beraber bağışlanırsa Cennete girer. Bağışlanmazsa cezasını çektik­ten sonra Allah'ın lütfü ile Cennete girer.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadisini T i r m i z i ve Ebü Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Bu hadîste geçen «Va-siyyette zulüm etmek» ifadesiyle mirasçılara zarar vermek mânâsı kasdedilmiştir. Nitekim    Ebû    Dâvûd    ile    Tirmizi' ninrivayetlerinde bu cümle yerine«Altmış yılAllah'a itaat eden erkek veya kadın Ölecekleri zaman vasiyyette (mi­rasçılarına) zarar verirler-..» cümlesi kullanılmıştır. Mirasçılara za­rar vermek, vasiyyet yüzünden mirasçıları miras hakkından mahrum etmek veya malın üçte birinden fazla mikdarda vasiyyette bulun­mak suretiyle mirasçıların alacakları meşru miktarı azaltmakla olur.

Erkek ve kadının vasiyyetten dolayı mirasçıları zarara uğratmak ile ilgili olarak Tuhfe yazarı özetle şöyle der:

"Yâni altmış yıl Allah'a İtaat eden erkek veya kadın, mirasçısı olmayan yabancı kimselere malının üçten birisinden fazlasını vasiy­yet etmek veya mirasçılarının bir kısmı mirastan mahrum kalsın di­ye malının tamamını diğer mirasçısına hibe etmek suretiyle, miras­çılarının tamamına veya bir kısmına zarar verir. Bu ise Allah'ın koy­muş olduğu miras hükmünden kaçmak sayıldığından yasaklanmış­tır. İ b n ü'l-M elik bu cümleyi böyle açıklamıştır. Bâzıları da bu cümleyi şöyle yorumlamışlardır : Yâni kişi, vasiyyete liyakatli ol­mayana mal verilmesini vasiyyet eder veya doğru olarak yaptığı hak bir vasiyyetten cayarak uygulanmaması için ikinci bir vasiyyette bulunur ya da vasiyyetinin bir kısmını nakzeder, yâni iptal eder, de­miştir.

Böyle davranan erkek veya kadının cehennemlik olduğuna dâir cümlenin mânâsı da şöyledir : Yâni bu kimseler azaba müstehak olurlar. Lâkin azap edilip edilmemesi Allah'ın dilemesine kalmıştır."

Müellifimizin rivayetinde «yetmiş yıl» kaydı mevcuddur. Ebû Dâvûd ile Tirmizi' nin rivayetlerinde bunun yerine «Alt­mış kaydı» bulunur. Bu sayılardan tahdîd değil, uzun süre mânâsı kasdedilmiştir.

Gerek iyi amellerde ve gerekse kötü amellerde ömrün son za­manları önemlidir. Hayatı boyunca kötülükler işleyen kimse, ömrü­nün sonlarında bunlardan pişmanlık duyarak hayırlı işlere yönelirse inşâallah akıbeti iyi olur. Aksine hareket de aksi sonuç verir. Bu konuda başka hadisler de vardır.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in rivayet ettiği bu ha­disi teyid etmek üzere okuduğu âyetler Nisa sûresinin 13 ve 14. âyetleridir. Bu âyetlerden önceki âyetlerde miras ve vasiyyetten bah­sedilmektedir. Miras ve vasiyyetle ilgili hükümler beyân Duyurulduk­tan sonra bu iki âyette meâlen şöyle buyurulur:

-İşte bunlar Allah'ın kanunlarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada ebedî kalacaklardır. Büyük kurtuluş da budur.» (13)

«Kim Allah'a Ve Resulüne isyan eder, yasalarını aşarsa Allah onu da içinde ebedî kalacağı bir ateşe sokacaktır. Zillet verici azab da onadır.» (14)

Tirmizi ile Ebû D â v û d ' un rivayetlerine göre Ebü Hüreyre    (Radıyallâhü anh)  bu sûrenin  12. âyetinin sonundabulunan;   (mirasçılara)   zararverme kasdı olmaksızın yapılmış olan vasiyyetten veya borçtan son­ra..." parçasından 13. âyetinin bitimine kadar okumuştur.

Bu sûrenin 12. âyetinde bâzı mirasçıların hisse mikdarları belir­tilmekte ve bu hisse sahiplerinin hisselerinin, murisin, yâni Ölen ki­şinin vasiyyeti ile borcu terekeden çıkarıldıktan sonra hesaplanaca­ğını hükme bağlamaktadır. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m okuduğu parçanın meali ve 13. âyetin mânâsı yukarda beyân edildi.

2705) Kurre (bin Eyâs)[10][10]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadisin senedinin durumu notta belir­tildi. Allah'ın kitabına uygun vasiyyette bulunmanın önemini bun­dan önceki bâbta rivayet olunan hadisler beyân etmişti. Meşru va-siyyetin mü'min kimse için bir ecir ve sevap taşıdığı da muhakkak­tır. Sevabların günahlara keffâret veya azabın hafîfletilmesine ve­sile olduğu da sabittir. Ancak zekâtta kul hakkı da bulunduğu cihet­le mükellefin boynunda ve zimmetinde kalan bir borçtur. Mutlaka ödenmesi gereklidir. Nafile sadakalar ve bağışlar, zekâta müstehak kimselere verilse bile zekât borcu ödenmiş sayılmaz. Vasiyyet de böy­ledir. Eğer bu hadîs sahih ise şöyle yorumlanmalıdır : Bir müslüman zimmetindeki zekâtı ölümüne yakın zamana kadar ödememiş de ölü­müne yakın günlerde zekât borcunun ödenmesini vasiyyet etmişse, vasiyyetine binâen ödenen zekât borcu, onun zamanında vermediği zekât için bir keffârettir. Yâni inşâallah günahının bağışlanması umulur. Allah gerçeği bilendir.[12][12]

İzahı

Bu hadisi T i r m i z i ' den başka Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi rivayet etmişlerdir. Ancak bâzı rivayetlerde yalnız sadaka ile ilgili kısım bulunur. Diğer kısım yoktur.

Hadîste geçen «Sohbet» kelimesi, arkadaşlık, muaşeret, yaşama, geçinme gibi mânâlara geldiğinden, geniş anlamlı olarak davranma şeklinde terceme etmeyi uygun buldum.

Hadiste geçen «Sahih» kelimesi ihtirasla, cimri şeklinde açıklan­dığı gibi cimri mânâsından geniş bir anlam verenler de vardır. Bu itibarla bu kelimeyi ihtiraslı mânâsına terceme ettim.

N e v e v İ bu hadisin açıklaması bölümünde özetle şu bilgiyi verir :

Hadîsten kasdedilen mânâ şudur.

"İhtiras ve dünyalığı sevmek, insana sıhhatli iken galebe çalar. Bu nedenle insan sıhhatli iken cömertçe davranıp sadaka verirse, daha ihlâslı, samîmi ve ecri daha büyük olur. Fakat hayattan ümi­dini kesip ölümünün yaklaştığını sezen ve malının vârislerine kala­cağını anlayan kimsenin bu sıralarda verdiği sadaka böyle değildir. Çünkü bu esnadaki sadaka, sıhhat, ihtiras, yaşama ümidi ve fakir­leşme endişesi duyulduğu durumdaki sadakaya nazaran noksandır.

Ruhun gırtlağa geldiği zamandan maksad bu hâlin yaklaştığı zamandır. Çünkü ruh gırtlağa gerçekten geldikten sonra edilen vasiyyet, verilen sadaka ve yapılan tasarrufların hiç birisi geçerli sayıl­maz. Bu hususta fıkihçılar ittifak halindedir.

Akla şöyle bir soru gelebilir :

Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) soru sahibinin babasına yemin etmiştir. Halbuki, Allah'tan başkası ile yemin etmenin yasak-lığı bilinmektedir. Babalar adına yemin etmenin yasaklığı da sahih hadislerle sabittir.

Bu soruya şöyle cevap verilir : Yasak olan şey, Allah'tan başka bir şeye bile bile ve teammüden yemin etmektir. Hadiste geçen söz ise kasıd olmaksızın dile gelen bir kelimedir. Bu ne yemin sayılır, ne de yasakların şümulüne girer."

Hadisin son kısmında geçen :

«Ruhun gırtlağa gelince malım falanadır, malım fulanadır, der­sin. Halbuki sen hoşlanmasan bile malın (ölümün dolayısıyla) onla­radır.» cümlelerinde bulunan falan ve fulan kelimeleri ile mirasçı-

lar mı, yoksa kendilerine mal vasiyyet edilen kimseler mi kasdedil-diği yolunda değişik yorumlar yapılmıştır.

Sindi, bu kelimelerle mirasçıların kasdedildiği görüşündedir Yâni ölüm döşeğindeki bu lâflar bir anlam taşımaz. Çünkü adamın malı ölümü ile mirasçılarına kendiliğinden intikal etmiş olur. Adam bu durumdan hoşlanmasa da netice budur.

Bazı rivayetlerde  bu cümleler  yerme;

«... Falana şu kadar mal,fulana da bu kadar mal  (olsun) dersin. Halbuki o mal filâna olmuş­tur.» cümleleri bulunur.

Bâzıları bu cümlelerde geçen falan, fulan ve filân kelimeleri ile mirasçıların kasdedildiğini söylemişlerdir. Bir kısım âlimler ise : İlk iki kelime ile kendilerine mal vasiyyet edilen kişiler ve son kelime ile

mirasçılar kasdedilmiştir, derler.

Yâni sen ölüm döşeğine girdikten sonra malını şuna buna va­siyyet ediyorsun. Halbuki vasiyyet ettiğin mal sen terekenin üçte birinden fazla olduğu takdirde mirasçıların dilerlerse bu vasiyyeti iptal ederler. Böylece bu vasiyyet geçersiz sayılır.

Âlimler bu cümleleri başka şekillerde de yorumlamışlardır. İste­yenler hadis kitablannın şerhlerine bakabilirler.[14][14]

İzahı

Zevâid türünden olan bu hadîsi A h m e d de rivayet etmiş­tir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), muhâtablarınm dik­katini çekmek üzere tükürük damlasını örnek göstererek insanın böy­le bir damlacık sudan yaratıldığım Allah'tan naklen beyân buyur­muştur. Bu yüce kudrete sahip olan Allah Teâlâ, kulun vereceği sa­dakanın yerini fazlasıyla dolduracağım vaad buyurduğu halde muh­teris kimseler fakirleşme endişesinden dolayı sağlığında sadaka ver­mekten çekinirler. Bu davranış bir bakıma Allah Teâlâ'nın kula dün­yalık vermekten âciz olduğu zannını sezdirmektedir. Hadîsin kudsi kısmı böyle bir zannın bâtıl olduğuna işaret eder.

Ruhun boğaza gelmesi zamanından maksad tam o zaman ola­bilir. Bu takdirde, hastanın bu esnada verdiği sadaka geçersizdir. Bu

durum bundan önceki hadîsin izahı bölümünde anlatıldı. Hadisin son cümlesi de böyle yorumlanır. Yâni artık sadaka verme zamanı geç­miştir, yapılan tasarruf geçersizdir.

Ruhun boğaza gelmesi zamanından maksad, bu zamanın yaklaş­tığı vakit ise bu esnada verilen sadaka geçerli olmakla beraber pek sevaplı olmadığı anlamı kasdedilmiş olur. Bu durum da yukardaki hadîsin izahı bölümünde anlatıldı.[16][16]

İzahı   

Bu hadîs Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur. S a ' d (Radiyallâhü anh)'ın M e k k e ' de hastalandığı bâzı rivayetlerde belirtildiği için bu durumu parantez içinde belirttim. S a' d (Ra-dıya-llâhü anh) hastalığının ağırlığından dolayı ölümünün yaklaştığı kanısına varmıştı. Fakat Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bir mu'cize olarak, Buhâri ile Müslim' deki rivayette sa­rahaten belirtildiği gibi meâlen «Ey Sa'd Allah'tan umarım ki seni bu hastalıktan kaldıracak ve senin (fetihlerin) le bir çok müslüman-lar faydalar sağlayacaklar ve bir çok müşrikler zararlanacaklardır.» buyurmuştur. Hz. Sa'd (Radıyallâhü anh) bu hastalıktan kur­tulup bandan sonra 45 veya 48 yıl yaşadığı ve bir çok fetihlerde bu­lunduğu sabittir.

Sa'd (Radıyallâhü anh) bir kızından başka mirasçısının bulun­madığını söylemiştir. Halbuki farâiz ilminde «Asaba» ismi verilen mirasçıları vardı. Bu itibarla N e v e v i onun bu sözünü şöyle yo­rumlar : Yâni "Mirastan belirli hissesi olan mirasçı yalnız bir kızım var." Diğer mirasçıları asaba durumunda idiler. Asaba belirli payı olmayıp pay sahiplerinden artan malı ve pak sahibi durumunda hiç mirasçı olmadığı zaman terekenin tamamına mirasçılardır. Sa'd bu cümleyle şunu kasdetmiş olabilir: "Bir kızdan başka çocuğum ve çok yakın mirasçım yoktur."

Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) S a ' d ' m, malının üçte birinden fazlasını vasiyyet etmesini uygun bulmayıp üçte birisi­ne izin verdikten sonra: «Üçte bir de çoktur» buyurmuştur. Bu cüm­le de değişik şekillerde yorumlanmıştır;

El-Hâfiz: Bu cümlenin malın üçte biriyle vasiyyet etme­nin câizliğini ve fakat vasiyyet edilecek meblâğın bundan az tutul-

masının daha iyi olduğunu açıklamak amacıyla buyurulmuş olması muhtemeldir. Cümleden ilk anda anlaşılan mânâ da budur, Cümle­den kasdedilen mânâ şu olabilir : Malın üçte birini vasiyyet etmek en mükemmel olanıdır, sevabı çoktur. Üçüncü bir ihtimal : Malın üçte biri çoktur, az değildir. Şafiî son ihtimâlin daha uygun oldu­ğunu söylemiştir, î b n-i Abbâs (Radıyallâhü anh) ise ilk yorumu benimsemiştir, der.

Hadîste geçen    Sa'd     (Radıyallâhü anh) in;sözünü «Ben malımın üçte ikisini sadaka olarak vasiyyet edebilir mi­yim?» diye terceme ettim. Nevevi; Bu cümle iki mânâya muh­temeldir : Birisi, sadaka edilmek üzere vasiyyet etmektir. (Yâni ben öldüğüm zaman malımın üçte ikisi sadaka olarak dağıtılmak üzere vasiyyette bulunabilir miyim?). Diğer mânâ : Malımın üçte ikisini ölmeden önce ve bu hastalık esnasında hemen sadaka olarak dağı­tabilir miyim? Bu iki mânâdan hangisi kasdedilirse edilsin, netice değişmez. Tüm âlimlere göre ölüm döşeğinde kişi malının üçte birin­den fazla mikdarda ne sadaka edebilir, ne de vasiyyet edebilir. An­cak mirasçılarının rızâsı varsa bu takdirde sadaka etmesi de vasiy­yet etmesi de caizdir, diye bilgi vermiştir.                

B uhâri' nin    rivayetinde bu cümle yerine;

«Ben malımın tamamını vasiyyet edeyim (mi)?- tâbiri bulunduğu için yukardaki cümleyi buna uygun bir şekilde terceme etmeyi ter­cih ettim.[18][18]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'m hadîsi Zevâid türün­den olup D â r e k u t n î ve B e y h a ki tarafından da riva­yet edilmiştir. Bu hadisten kasdedilen mânâ şudur: Hayır amelleri­nizin çoğalması için öleceğiniz zaman mirasçılarınız razı olmasalar bile malınızın üçte birinde tasarruf etme yetkisine sahipsiniz. Allah size bu yetkiyi ihsan etmiştir. Sadaka ve vasiyyetle hayırlarınızı böy­lece fazlalaştırmış olabilirsiniz.

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsi de Zevâid tü-ründendir. Bu hadîs kudsî hadîslerdendir. Çünkü hadîsin ifâde tar­zı Allah Teâlâ'nm kuluna hitab etmesi şeklindedir. Bu hadîsten kas­dedilen mânâ da şudur :

Mal, dünya hayatı içindir. Ölüm gelince malın başkalarına kal­ması ve vârislere intikal etmesi tabiidir. Buna rağmen Allah Teâlâ, kuluna ölüm zamanında malının üçte birinde tasarruf yetkisi ver­miştir. Bu yetki Allah'ın rahmetinin mahsûlüdür ve kulun günah­lardan paklanması içindir. Cenaze namazı da böyledir. Cenaze nama­zı bir ibâdet olduğu için sevabı kılanlara aittir. Ölünün bundan ya­rarlanmaması normaldir. Çünkü herkes ancak sa'i ve gayretinin mah­sûlünü alır. Nitekim Allah Teâlâ   N e c m   sûresinin 39. âyetinde;

«ve şüphesiz, insana çalışmasının kar­şılığından başka bir şey yoktur.» buyurmuştur. Bununla beraber Al­lah bir lütuf ve ikram olmak üzere kulunu, üzerinde kılman cena­ze namazından yararlandırır ve mü'minlerin namazda ettikleri dua­lardan onu istifâde ettirir. Sanki onun bir çalışması imiş gibi amel­lerine ilâve eder. Hadîste geçen Kazam gırtlak manasınadır.

2711) (Abdullah)  bin Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

Halkın (vasiyyetlerini) mallarının üçte birinden dörtte birine in­dirmelerini arzularım. Çünkü Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) ;

«Sülüs (yâni malın üçte biri vasiyyet için) büyüktür veya çok­tur,» buyurdu."[20][20]

6- Hiç Bir Mirasçıya Vasiyyet Yoktur, Babı

2712) Amr bin Hârice (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (Kasvâ isimli binek) devesi üzerinde hutbe irâd buyurdu. CBu esnada) binek devesi geviş getiriyordu ve ağzının köpüğü benim iki omuzumun arasında akıyor­du. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (hutbesinde) bu­yurdu ki i

«Allah, şüphesiz her mirasçıya mirastan olan nasibini taklim (ve tâyin) buyurdu. Artık hiç bir mirasçıya vasiyyet caiz değildir. Çocuk döşek (sahibin) e aittir. Zina eden (erkeğ)e de mahrumiyet vardır. Kim babasından başka bir kimsenin oğlu olduğunu iddia eder veya kendisini âzadlayanlardan başkasının âzadlısı olduğunu söyleT-se Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti o kimsenin üzerine olsun (veya onun üzerindedir.) O kimseden ne tevbe ne de fidye (râ-vl dedi ki: veya Peygamber! ne fidye ne de tevbe buyurdu) kabul olunur."

2713) Ebû Ümâme el-BâhiH (Radıyallâhü ankyden; Şöyle demiştir:

Ben Veda Haccı yıh Resûlullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i hutbesinde şöyle buyururken işittim :

«Allah her hak sahibine (mirastan)  hakkını şüphesiz vermiştir. Artık mirasçıya vasiyyet yoktur.»"

2714) Enes bin Mâlik (Radıyallâhü onAj'den; Şöyle demiştir:

(Peygamber Veda Haccı yılı hutbe irâd ederken) ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (kasvâ isimli) devesinin (boynunun) altında idim. Devesinin ağzının köpüğü benim üstüme (dökülüp) akı­yordu. (Hutbesinde) Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den şu buyruğu işittim:

«Allah şüphesiz her hak sahibine (mirastan) hakkını vermiştir. Bilmiş olunuz ki hiç bir vârise vasiyyet yoktur.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi sahihtir. Râvİ Muhammed bin Şuayb'i Rahim ve Ebû Dâvûd sıka saymışlardır. Senedin katan râvileri Bu-hârî'nin şartı üzerinedir.[22][22]

7- (Ölüye Âît) Borç Vasiyyet Ün) Den Önce (Ödenmeli) Dir, Babı

2715) Alî (bin Ebî Tâlib) (Radıyallâhü anhyûen; Şöyle demiştir: Resülullah  (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), vasiyyet (in infazın) -dan Önce (ölüye ait) borcun ödenmesine hükmetti. Siz;

«Edilen vasiyyetten veya borçtan arta­kalanının...» âyetini de okuyorsunuz. Ve Resul i Ekrem (Aleyhi's-salâ-tü ve's-selâm) ana baba bir erkek kardeşlerin birbirlerine mirasçı ol­duklarına, fakat (bunların beraberinde bulunan) yalnız baba bir er­kek kardeşlerinin mirasçı .olmadıklarına da hükmetti."[24][24]

8- Vasiyyet Etmemiş Halde Ölen Kimse Yerine Sadaka Verilir Mi? Babı

2716) Ebû Hüreyre (RadıyaHâhü anh)\\er\; Şöyle demiştir:

Bir adam Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e : Babam öl­dü. Mal da bırakmıştır. Ve vasiyyet etmemiştir. Onun yerine benim sadaka vermem günahlarına keffâret olur mu? diye sordu. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Evet.» buyurdu."

2717) Âişe (Radtyaîlâhİl an/tâ)'(\an; Şöyle demiştir:

Bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek i

(Yâ Resûlallah!)  Annem aniden öldü.    Vasiyyet de etmemişti.

Zannımca annem konuşabilseydi sadaka (verilmesini vasiyyet) eder­di. Şimdi ben onun ad m a sadaka verirsem ona da bana da sevap olur mu? diye sordu. Bunun üzerine ResûM Ekrem (Sallallahü Aleyhi veSeîlem,:

«Evet  (olur),» buyurdu."[26][26]

Bu İki Hadîsten Şu Hükümler Çıkar

1. Müslüman ölü için sadaka vermek meşru ve müstehabtır.

2. Müslüman ölü, kendisi için verilen sadakalardan yararlanır. Günahları varsa sadaka buna keffâret olur. Günahları yok ise sada­ka mertebesinin yükselmesine vesile olur.

3. Ölüsü için sadaka veren kimse de yararlanır. Kendisi için de ayrıca sevap vardır.

4. Ölü adına sadaka vermek için vasiyyet etmiş    olması şartı aranmaz. Yakınları diledikleri mikdarda sadaka çıkarabilirler.

Nevevî, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nm hadîsinin şerhi bö­lümünde özetle şöyle der:

Bu hadisten çıkarılan (yukarda yazılı) hükümler hususunda müslümanlar ittifak halindedir. Keza, mirasçıların ölü adına nâfiîe sadaka çıkarmalarının vâcib olmadığı, ancak müstehab olduğu hu­susunda da müslümanların icmâı vardır. Ölünün zimmetinde kalan mâli haklara gelince bu hakların ölünün bıraktığı mallardan öden­mesi gereklidir. Şayet borçlu ölen kimsenin malı yok ise mirasçıla­rı bu borçlan ödemek mecburiyetinde olmamakla beraber ödemeleri müstehabtır. Mâlî hakların ödenmesi ile ilgili bu hükümler için ölünün vasiyyet etmiş olması şartı aranmaz."

Tuhfe yazarı da Tirmizi' nin İ b n - i A b b â s (Radı-yaîlâhü anh)'den rivayet ve  i s e (Radıyallâhü anhâ)"nın bura­daki hadisine benzeyen ve yine Sa'd bin Ubâde (Radı­yallâhü anh)'m sorusuna âit hadisin izahı bölümünde geniş bilgi vermiştir. Bunun özeti şöyledir:

"Ölünün, kendisi için verilen sadaka ve edilen dualardan yarar­lanması hususunda, icmâ vardır. Bu hususta Ehl-i Sünnet ve'1-Cemâat âlimleri arasında bir ihtilâf yoktur. Oruç, na­maz ve Kur'an okumak gibi bedenî ibâdetlere gelince bunlar ölü ye­rine ifa edildiği takdirde ölünün yararlanıp yararlanmaması husu­sunda ihtilâf vardır. El-Kari, Fıkh-ı Ekber'in şerhinde : E b û Hanife, Ahmed ve selefin cumhuruna göre ölü bu nevi be­deni ibâdetlerden de yararlanır. Mâlik ve Şafiî' nin meş­hur kavillerine göre bu nevi ibâdetlerin sevabı ölüye ulaşmaz, de­miştir. Eİ-Mirkat'ta da el-Kari, Süyûti' nin şöyle dedi­ğini nakleder: "Okunan Kur'an-ı Kerîm'in sevabının ölüye ulaşıp ulaşmaması hususunda ihtilâf vardır. Selefin cumhuru ile üç mez­hep imamının görüşlerine göre ulaşır. Bizim imamımız   Ş â f i i' yegöre ise ulaşmaz.   Şafiî;  «İnsana ancak çalışmasının karşılığı vardır» mealindeki âyete dayanarak bu gö­rüşü benimsemiştir. îlk görüş sahipleri bir kaç yönden cevap ver­mekle bu âyetin bu meseleye delil olmadığını beyân etmişlerdir. (Tuhfe yazan S u y û t i' nin beyân ettiği cevapları maddeler hâ­linde anmış ise de uzun süreceği endişesiyle buraya geçirmiyorum.) $ e v k â n i de en-Neyl'de: hak olanı şudur ki yukardaki âye­tin hükmü umûmî değildir. Çünkü evlâdın ölüsü için sadaka verme­si, hac etmesi, köle âzadlaması, oruç tutması gibi hususlarda riva­yet olunan hadîsler vardır, diyerek bu hadisleri nakletmiştir.[28][28]

İzahı

Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiş­lerdir. Avnü'l-Mabûd yazarının beyânına göre H a 11 â b i bu ha­dîsin şerhinde şöyle demiştir:

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selânı)'in velîye yetiminin malından yemesine izin vermesi şu mânâyadır: Velî, yetiminin ma­lım koruyup işletmekle ve yetimin çeşitli iş ve hizmetleriyle meşgul olduğu için bu çalışmaya karşılık ve ücret olarak mâkul bir ölçü için­de ihtiyacını giderme yetkisi verilmiştir. Âlimler, yetimin malından yemek hususunda ihtilâf etmişlerdir: İbn-i Abbâs ERadı-yallâhü anhVden rivayet edildiğine göre kendisi: "Vasî, yetime ve malına baktığı zaman malından yiyebilir, demiştir. Ahmed bin H a n b e 1' in görüşü de böyledir. El-Hasan ile Nahai ise : Vasî onun malından yiyebilir ve sonra da ödemeye mecbur de­ğildir, demişlerdir. Ubeyde es-Selmâni, Saîd bin Cübeyr, Mücâhid ve Evzâî de: Vasî yiyebilir. Fa­kat yetim erginlik çağma vardıktan sonra vasî, yediği mikdarı ona ödemekle mükelleftir, demişlerdir.[30][30]


[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/367-368

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/369-372

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/373-374

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/376-377

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/377-380

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/380-381

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/383-384

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/385-386

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/387-389

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/391

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/393-395

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/396-398

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/399

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/400-401

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 7/402-403

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

39 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk