Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceYemekler Hadisleri

Yemekler Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

YEMEKLER KİTABİ
1- (Muhtaçlara) Yemek Yedirme (Faziletinin Beyânı)  Bâbı

2- Bir Kişinin Yemeği İki Kişiye Yeter, Babı 4

3- Mü'min Bir Midesine Koymak İçin Yer. Kâfir De Yedi Barsacını Doldurmak İçin Yer, Babı 5

4- Yemeği Ayıplamanın Yasaklığı Babı 6

5- Yemek Yeme Zamanı Abdest Almak Babı 6

6- Mütteki’ (Yânî Bağdaş Kurup İyice Yerleşerjek) Yemek Yeme Babı 7

7- Yemek Yendiği Zaman Besmele Çekmek Babı 7

8- Yemeği Sağ El İle Yemek Babı 8

9- (Yemekten Sonra) Parmakları Yalamak Babı 9

10- (İçinde Yemek Yenen)  Çanağı   (Yalamak Suretiyle) Temizlemek Babı 10

11- Kabın Senin Tarafına Yakın Olan Yerinden Yemek Yemen Babı 10

12- Tiritin Ortasından ve Yukarısından Yemenin Yasakuğı Babı 11

Bu Bâbta Rivayet Edilen Hadîslerden Çıkan Hükümler Şunlardır 12

13- (Yemek Yerken) Lokma Yere Düştüğü Zaman (Ne Yapıur?) Babı 12

14- Tiridin Diğer Yemeklere Üstünlüğü Babı 13

15- Yemekten Sonra (Su Bulunmadığında) Eli (Bir Bezle)  Silmek Babı 14

16- Yemekten Sonra Söylenmesi Meşbû Sözler (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 14

17- Yemeği Berabeb Yemenin (Faziletine Dâir Hadîsler) Babı 15

18- Yemeğe Üfürmek Babı 15

19- Kişi Yemeğini Hizmetçisi Getirdiği Zaman O Yemekten Hizmetçisine Versin, Babı 16

20- Masa Üstünde ve Yer Sofrası Üstünde Yemek Yeme Babı 16

21- Yemek Kaldırılmadan Sofradan Kalkmanın Ve Sofradakiler Yeme İşini Bitirinceye Kadar Yemekten El Çekmenin Yasaklığı Babı 17

22- Elinde Et Kokusu Bulunduğu Halde Geceleyen Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 17

23- Yemeğe Buyur Etme Babı 18

24- Mescîdde (Yemek) Yeme Babı 19

25- Ayakta Yemek Yeme Babı 19

26- Kabak (Yemeği Hakkında Gelen Hadisler) Babı 20

27- Et (Ycmgı  Bâsi 21

28- Etîn En Güzel Kısmı (Hakkında Gelen Hadisler) Babı 21

29- Kebab (Hakkında Gelen Hadîsler)  Babı 21

30- Kadîd (Yâni Tuzlanıp Güneşte Kurutulan Et) Babı 23

31- (Eti Yenen Hayvana Ait) Karaciğer ve Dalak Babı 23

32- Tuz Babı 24

33- Sirkeyi (Ekmeğe) Katık Etmek Babı 24

34- Zeytin Yağknı Katık Olarak Yemek) Babı 25

35- Süt (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 25

36- Tatlı (Yi Yemek) Babı 26

37- Hıyar Ve Yaş Hurmayı Beraber Yemek Babı 26

38- Kuru Hurma (Yemek) Babı 27

39- Meyvenin İlk  (Çıkan)I   (Bahçeden Toplanıp) Getirildiği Zaman (Yapılacak İş Hakkında Gelen Hadîs) Babı 27

40- Yaş Hurmayı Kuru Hurmayla Beraber Yemek Babı 28

41 — İki Hurmayı Bişleştirerek Yemenin Yasaklığı Babı 28

42- (Kurtlu Olması Muhtemel) Kuru Hurmayı Kontrol Etmek Babı 29

43- Tereyağı İle Kuru Hurma (yı Yemek) Bâbt 29

44- Elenmîş Undan Yapılmış Arı Beyaz Ekmek (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı 30

45- Yufka Ekmek (Hakkında Gelen Hadisler) Babı 30

46- Fâlûzec (Yâni. Bal Helvası) Bâbl 31

47- Yağlanmış Ekmek Babı 31

46- Buğday Ekmeği Babı 32

49- Arpa Ekmeği Babı 33

50- Yemekte İktisad Etmek (Yâni Az Yemek) Ve Doyasıya Yemenin Mekruhluğu Babı 34

51- İştiha Ettiğin  (Yâni Canının Çektiği) Her Şeyi Yemek Bir Nevî İsraftır, Babı 34

52- Yemeği Atmanın Yaşarlığı Babı 35

53- Açlıktan (Allah'a) Sığınma Babı 35

54- Akşam Yemeğini Bırakmak Babı 35

55- Misafir Edinme Babı 35

56- Misafir. Münker  (Yâni Meşru Olmayan) Bir Şey Gördüğü Zaman Geri Döner, Babı 36

57- (Yemektf.)   Yağ İle Eti Birleştirmek  Babı 37

58- Kim Bir Yemek Pişirirse Suyunu Çoğaltsın, Babı 37

59- Sarmısak, Soğan ve Pırasayı Yemek Bâb1. 38

60- Peynir ve Sâde Yağ Yemek Babı 38

61- Meyveler Yemek Babı 39

62- Yüzükoyun Yatarak Yemek Ye\Fenin Yasaklığı Babı 40

YEMEKLER KİTABİ

1- (Muhtaçlara) Yemek Yedirme (Faziletinin Beyânı)  Bâbl

3251) '...Abdullah bin Selâm (Radıyaîlâhü <roA)'den; Şöyle demiştir: Peygamber   (Sallallahü Aleyhi  ve Sellem)      (Mekke'den hicret edip) Medine-i Münevvere ye geldiği zaman halk O'nu karşılamaya koşarak gitti ve: Resûlullah (SaftallahÜ Aleyhi ve Sellem) geldi. Be fiûlullah geldi, Resûlullah geldi, denildi. Ben de bakayım diye halkın içinde gittim. Nihayet O'nun yüzünü görüp tanıyınca, yüzünün bir ya­lancı yüzü olmadığını bildim. Ondan işittiğim ilk buyruğu da şu oldu: Ey İnsanlar! Selamlamayı çoğaltıp yaygınlaştınn, (muhtaçlara) yemek yed ir in, akrabalarla iyi ilişki kurun ve halk uyurken geceleyin namaz kılın ki selâm ile (yâni selâmlanarak veya selâmetle) Cennet'e giresiniz."

3252) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâkü anhümâydan; Şöyle derdi: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Selamlamayı çoğaltıp yaygınlaştınn,   (muhtaçlara)  yemek yedi-rin ve Allah (Azze ve Celle)'nin size emrettiği gibi    kardeşler olu­nuz."

325.3) «... Abdullah bin Amr (bin el-Âs) (Ra&yaltâkü anhümâydm riva­yet edildiğine göre,birsam Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)^:Yâ Besûlallah İslâmiyet'in hangi hasleti daha hayırlıdır? diye so­ru sordu. Resül-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

(Muhtaç kimseye) yemek yedirmen ve tanıdığına, tanımadığına selâm vermendir, buyurdu."[2][2]

Hadîslerden Çıkan Hükümler»

1.  Mü'min'in rastladığı mü'min'e selâm vermesi sünnettir.   Se­lâm, tanınan kişilere tahsis edilmemelidir. Kişinin tanıdığı ve tanı­madığı herkese selâm vermesi, yüce dinimizin emrettiği tevazu, yâni alçak gönüllülüğün ve ihlâslı olmanın bir gereğidir. Hadiste emredi­len selâmın yaygınlaşması ancak şu şekilde gerçekleşir. Selâmın ta­nınan kimselere tahsisi ve tanınmayan kimselerin esirgenmesi kıya­metin belirtilerindendir. Nitekim   T a h â v i   ve başkasının   î b n - i Mes'ûd    (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettikleri bir hadiste :

"Selâmın tanınan kimselere tahsis edilmesi kıyametin belirtile­rindendir" buyurulmuştur.

2. Yetimlere, fakirlere ve benzeri muhtaçlara yemek yedirmek Cennet'e selâmetle girmeye vesile olan hayrattandır, mü'minin hayırlı hasletlerindendir.

3. Akrabalarla iyi ilişki kurmak, bunu devam ettirmek ve onla­ra iyilik etmek de Cennet'e selâmetle girmeye vesile olan hayırlı iş­lerdendir.

4.   İkinci hadiste;  h*\ öjh&' l*J = "Mü'minler ancak kardeşler-

 eşler dir." (Hucurât 10.) âyetine işaret buyurulmuştur. Allah Teâlâ mü' minleri kardeş kılmıştır.

5. Birinci hadiste gece namazına teşvik yapılmıştır. Bu hadis 1334 numarada da geçmişti. Gece namazının faziletine dâir hadisler ve bununla ilgili bilgi müellifimizin 1329 -1334 numaralarda geçti. Oraya bakılabilir.[4][4]

İzahı

C â b i r (Radıyallalıü anlı) 'm hadisini M ü s i i m , Tir m i -z i, N c s â i ve Alııııed de rivayet etmişlerdir. Ömer (Ra-dıyallâhü anhJ'ın hadisi ise Zevâid nevilidendir.

Bu hadisler've benzeri hadisler yetecek derecede doymakla ka­naat edilerek fakirlere yardım edilmesi gibi sosyal ve yüce bir gaye­yi vurgular. Hadislerden maksad az kişiyi doyuracak yemeğin çok ki­şiyi doyuracağını haber vermek değildir.[6][6]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyaîlâhü anh) 'm hadîsini Buharı de rivayet etmiştir. İ b n - i Öme r (Radıyaîlâhü anhümâ)'nm ha­disini Buhârî, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmiş­lerdir. Ebû Mûsâ (Radıyaîlâhü anh)'in hadîsi Müslim tarafından da rivayet edilmiştir.

Ayni mealdeki bu hadîslerden kasdedilen mânâ hakkında deği­şik görüşler beyân edilmiştir. Yukarda anılan hadîs kitablarının şerh­lerinde âlimlerce beyân edilen görüşlerin hepsi nakledilmiştir. Bâ­zılarına göre bu hadîslerden maksad zahirî mânâsı değildir. Maksad mü'min ile k4$çin dünya nimetlerine karşı tutumlarını belirtmektir. Yâni mü'min'in dünya nimetlerine ve malına ihtirası ve düşkünlüğüyoktur. Kâfir ise dünyalığa düşkün ve ihtiraslıdır. Bu itibarla sanki mü'min bir midesine koymak için yer ve kâfir yedi bağırsağını dol­durup karnını şişirmek için yer. Hadisler böyle yorumlanınca, bağır­sakların ve yemek yemenin hakîkî mânâsı kâsdedümemiş olur. Mak­sad mü'min'in dünyalığa pek rağbet etmemesi ve kâfirin dünyalığa düşkünlüğüdür. Dünyalığı ele geçirme anlamı yemekle ve dünyalığı elde etme yolları da bağırsaklarla ifâde edilmiştir.

Bir görüşe göre kasdedilen mânâ şudur: Mü'min helâl lokma yer. Kâfir ise helâl lokma yanında haram lokma da yer. Helâl lokma, ha­ram lokmaya nazaran az kazanılır.

Başka bir görüşe göre mânâ şöyledir: Oburluk kâfirin sıfatıdır. Bu itibarla mü'min boğazına düşkün olmamalı ve fazla yemek yeme­melidir.

Bâzı âlimlere göre hadisler zahiri mânâsında kullanılmıştır. E I -Hafız, hadislerin zahirî mânâsında kullanıldığını söyleyen âlim­lerin açıkladıkları yedi görüş ve yorumu naklen bildirmiştir. Tuhfe yazarı da e 1 - H â f ı z' dan naklen bu yorumları beyân ettikten sonra ikinci yorumu tercih ettiği için ben sadece bu ikinci görüşü açıklamakla yetineyim. Arzu edenler anılan kitablara baş vurmak suretiyle diğer yorumları öğrenebilirler:

Hadislerden kasdedilen mânâ şudur: Mü'min'e yakışan az yeme­si ve tıka basa yememesidir. Çünkü o biliyor ki, Şeriat'a göre yemek­ten maksad, açlığı gidermek ve ibâdet edebilmesi için güçlü olmak­tır. O, lüzumundan fazla yemeğin hesabını vermekten korkar. Fa­kat kâfir onun aksine hareket eder. Çünkü o, şer'î amaç tanımaz ve nefsinin esiri durumundadır. Nefsini tatmin etmesi için ne gerekirse onu yapar ve helâl haram demeden şehvetinin peşinde koşar, Du­rum bu olunca mü'min'in yemeği kâfir'in yemeğine nisbeten sınırlı ve azdır. Bu nisbetin tesbiti için belirli bir sayı söz konusu değildir. Hadiste yedi sayısı var ise de sayı durumu kasdedilmemiştir. Gaye mü'min'in yemeğinin çogu zaman kâfirin yemeğinden azlığını belirt­mektir. Amaç bu olunca ve hadîs böyle yorumlanınca, her mü'min'in mutlaka her kâfir'den az yemek yemesinin gerekliliği ve durumun böyle olduğu anlamı kasdedilmemiştir. Nitekim bâzı kâfirler sağlığım koruma, midesinin rahatsızlığı ve rahibi er in telkini gibi nedenlerle mü'min'lerden az yemek yerler. Bir kısım mü'min'ler de alışkanlığı.bir iç rahatsızlığı veya başka sebeblerle obur olur ve kâfirlerden faz­la yemek yerler. Bu hâl genel prensibi bozmaz ve mü'min'Iere yakı­şan yaşantı ile kâfir'in yaşantısı arasındaki mukayeseyi gölgelemez.[8][8]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Müslim, Tirmizi ve Ebû D a v û d da rivayet etmişlerdir. Avnü'l-Mabüd yazarı bu hadisin izahı bölümünde öafctle şöyle der:

"Yâni Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), mubah olan hiç bir yemeği ayıplamamıştır. Haram olan yemeğe gelince onu ayıplar, yerer ve yasaklardı. Bâzıları: Yemek yaratılışı açısından ayıplanmaz, fakat yapılışı bakımından ayıplanır. Çünkü Allah'ın san'atı ayıplana-maz. Ama kulların yaptığı iş ayıplanabilir, derler. Ve hadisi böyle yo­rumlarlar.

El-Hâfız bu yorumla ilgili olarak şöyle der: Açık olan du­rum, hadisin umumi mânâda yorumlanmasıdır. Çünkü yapılışı açı­sından bir yemek ayıplandığı zaman onu hazırlayanın kalbi kırılmış olur. N e v e v î : Yemek tuzludur, ekşidir, tuzu azdır, katıdır, iyi pişmemiştir, gibi lâflarla ayıp ve kusurdan söz etmek, yemeğin önem­li adabına aykırıdır, der.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in hoşlanmadığı bir yemek hakkında bir şey söylemeyip sâdece bırakmakla yetinmesini ifâde eden cümle ile ilgili olarak da îbn-i Battal: Bu durum O'nun güzel edebinin bir belirtisidir. Çünkü bâzan bir insan bir ye­mekten hoşlanmaz. Fakat başka bir kimse hoşlanır. Din açısından yenmesine izin verilmiş olan hiç bir yemek ayıplanmaz ve yiyeni de yerilmez, demiştir[10][10]

İzahı

E n e s (Ftadıyâllâhü anh)'m hadisi Zevâid nevindendir. Sin-d I   bu hadîsin izahı bölümünde şöyle der:

"Hadiste geçen "Evinin hayrını çoğaltmak'* ifâdesinden maksad ev sahibinin rızkının bereketlenmesi ve yiyeceğinin çoğalmasıdır. Ha­dîsteki "Abdest&alsın" emri de yalnız elleri yıkasın mânâsına yorum­lanır.

Hadiste geçen "Ğedâ" kelimesinin asıl mânâsı öğle yemeğidir. Fa­kat burada mutlak yemek mânâsı kasdedilmiştir. Çünkü akşam ye­meği de öğle yemeği gibidir."

Hadis böyle yorumlanınca çıkan hüküm, yemekten önce elleri yı­kamanın müstehabhğıdır.

İkinci hadîs de yemekten önce elleri yıkamanın vâcib ve şart ol­madığına delâlet eder. Bu hadis Zevâid nevinden ise de T i r m i z i, Ebû Dâvûd ve Nesâi bunun bir benzerini îbn-i Ab-b â s (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet etmişlerdir. İ b n-i Ab bâs'ın rivayetinde sahâbîlerin "Sana bir abdest suyunu getirme­yelim mi?" mealindeki sorusuna verilen cevabta;

-- "Ben ancak namaza kalkaca­ğım zaman abdest almakla emrolundum" buyıırulmuştur.

Bu cevab, yemekten önce abdest almanın vâcib olmadığına delâ­let eder. Fakat müstehab veya caiz olmadığına delâlet etmez. Hele elleri yıkamanın müstehab olmadığına hiç delâlet etmez.

Ebû Dâvûd ile Tirmizİ'nin Selmân-i Fârisi (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettikleri bir hadiste; Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem):

— "Yemeğin bereketi, yemekten Ön­ce ve yemekten sonra abdest almaktır" (yâni elleri yıkamaktıf), bu­yurmuştur. Bu hadîsin senedi zayıf ise de bununla amel edilmelidir. Zâten bâzı âlimler yerrtekten önce ve sonra elleri yıkamanın müste-hablığına hükmetmişlerdir. Sağlık açısından da bunun önemi ve hik­meti herkesçe takdir edilmektedir. Kanımca bunun üzerinde fazla durmaya, yâni daha geniş bilgi vermeye gerek yoktur.[12][12]

İzahı

Ebû Cuheyfe (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhâri, Tirmizl, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişler­dir. Hadiste geçen "Mütteki" kelimesinin kökü olan "İttikâ" masdan ile kasdedilen mânâ ve ittikâ denilen oturuş şekli hakkında değişik görüşler vardır.

E 1 - H â f ı z : İttikâ denilen oturuş şeklinin izahı hususunda ih­tilâf edilmiştir. Bâzılarına göre, bu yemek yemek için iyice yerleşmek suretiyle oturmak demektir, oturuş şekli ne olursa olsun fark etmez. Bâzıları da: ittikâ, normal ve düzgün oturmayıp bir tarafa eğilmek­tir, demişlerdir. Diğer bir kavle göre ise, otururken sağ eli yere ko­yup ona dayanmaktır.

H a 11 â b i, Yukardaki mânâlara tarafdar çıkmayıp kişinin dö­şek, şilte ve minder gibi bir şeyin üstünde bağdaş kurup gereği gibi çökerek yerleşmesi mânâsını tercih etmiş ve hadisin mânâsı şöyledir, der: "Ben yemek yerken, çok yemek yiyen kimse gibi üzerine otur­duğum döşeğe, şilteye bağdaş kurup gereği gibi çökerek oturmam. Çünkü ben bir kaç lokma yemekle yetinirim."

Îbnü'l-Cevzi ise Hattâbi1 nin karşı çıkmasına rağ­men İttikâ'yı, kişinin oturduğu yerde bir tarafa eğilmesi mânâsına yorumlamıştır.

El-Hâfız sözlerine devamla îttikâ biçiminde yemeğe oturmak mekruh olunca veya iyi sayılmayınca, yemeğe oturuşun müstehab olan biçimi diz çökerek ayaklann yüzü yere gelecek şekilde oturmak­tır. Ya da sağ ayağı dikip sol ayak üzerinde oturmaktır, der .

Zevâid nevinden olan ikinci hadîste de Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yemek yerken dizlerini çöktüğü belirtilmiştir. Yâni el-Hâfız'm tarif ettiği biçimde oturmuştur. Bu itibarla ye­meğe böyle oturmak müstehabtır.

Bu babın ilk hadisinin râvisi Ebû Cuheyfe (Radıyallâhü anh)'in hâl tercemesi 207. ve ikinci hadisin râvisi Abdullah bin Büsr (Radıyallâhü anh)'in hâl tercemesi 1726, hadîslerin izahı bölümünde geçti.[14][14]

İzahı

Zevâid yazarı ilk hadisi Zevâid nevinden saymıştır. Halbuki Tuh-fe'de belirtildiği gibi bu hadîsi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ahmedde rivayet etmişlerdir. Ancak notta belir­tildiği gibi sened'de bir kesiklik vardır. Ebû Dâvûd ile Tir­mizi' nin rivayetinde Abdullah bin Ubeyd, Ümmü K ü 1 s û m aracılığıyla Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'den rivayet etmiştir. Yâni o rivayetlerin senedinde inkıta, kesiklik yoktur.

Ömer bin Ebi Seleme (Radayallâhü anh) 'in hadisi Kütüb-i Sitte sahihlerinin hepsi tarafından rivayet edilmiştir.

Bu hadîsler yemeğe başlanacağı zaman Bismillah, demenin meş­ruluğuna delâlet eder. Şayet bir kimse yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, yemek esnasında hatırına gelince "Bismillâhi ewe-lehû ve âhirehû" demekle emrolunmuştur. Bunun mânâsı "Yemeğin başında da sonunda da, yâni başından sonuna kadar Allah'ın ismini anarım." Bu cümle başka mânâlarda da yorumlanabilir. Böylece ye­meğe başlarken besmele çekmeyi unutan kişinin, hatırladığı zaman böylece besmele çekmesi meşrudur.

Bismillah demenin hükmüne gelince, Hanbeli mezhebi âlimlerine göre vaciptir. Diğer ilim ehline göre ise sünnet ve müs-tehabtır.

N e v e v i,   el-Ezkâr'da: 'En faziletti şekil; demekle besmelenin tamamını okumaktır. Yalnız Bismillah demek de yeterdir ve sünnet yerine gelmiş olur, der. Fakat el-H&fız» N e v e v î' nin bu sözü ile ilgili olarak: Ben yemeğe başlarken bes­melenin tamamını okumanın daha faziletli olduğuna dâir özel bir de­lil görmedim, der.

N e v e v i : Yemeğe başlarken besmele çekmek sünnet olduğu gibi, yemeğin sonunda Allah'a hamd etmek de sünnettir. Keza su ve­ya benzeri bir şey içerken de besmele çekmek müsthabtır. Âlimler de­mişler ki: Besmele'yi açıktan çekmek, unutabilenlere hatırlatmak açı­sından müstahabtır. Bir kimse bilerek veya bilmeyerek veya başka birsebeble yemeğin başında besmele çekmeyi unutursa, yemek esnasında hatırladığında "Bismillahi evvelehû ve âhirehû" der bu nvistehabtır. Cünüb kimse ve hayızlı kadın da yemeğe başlarken besmele çekme­lidir, der.

İkinci hadisin râvisi Ömer bin Ebi Seleme (Radı-yallâhü anh)'in hâl tercemesi 1049. hadis bölümünde geçti. Bu ha­dîsin uzunca metni de aşağıdaki bâbta rivayet olunmuştur.[16][16]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisi Zevâid nevin-dendir. Ömer bin Ebî Seleme (Radıyallâhü anh) in hadisi Kütüb-i Sittenin hepsinde rivayet edilmiştir. Câbir (Ra­dıyallâhü anh) 'in hadisini   Müslim   de rivayet etmiştir.

Bu hadislerin zahirine göre sağ elle yemek, sağ elle içmek, sağ elle vermek ve sağ elle almak ile ilgili emir vâciblik içindir. Keza sol elle yememek için son hadîste verilen emir vâciblik içindir. Başka bir deyimle bu hadisteki yasaklama haramlık içindir. Yâni sol elle ye­mek haram kılınmıştır. Bâzı ilim adamları bu emir ve nehyi böyle yorumlamıştır. Müslim'in rivayet ettiği şu mealdeki hadîs de bu yorumu teyid eder: "Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir adamı sol eliyle yemek yerken gördü ve ona:

Sağ elinle ye, buyurdu. Adam tSağ elimle yiyemiyorum, deyince Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) :

Sağ elinle yiyemeyesin, buyurdu. Bundan sonra adam sağ elini ağzına kaldıramaz oldu."

Cumhura göre söz konusu emir müstehablık içindir. Son hadis­teki yasaklama da mekruhluk içindir.

Nevevî: Ömer bin Ebi Seleme (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde yemekle ilgili üç sünnet beyân Duyurulmuştur: Yemeğe başlarken besmele çekmek, yemeği sağ elle yemek ve kabın en yakın tarafından yemek, arkadaşının önüne el uzatmamak. Çün­kü arkadaşın önündeki taraftan yemek, adaba aykırı olduğu gibi onun tiksinmesine de sebep olabilir. Özellikle sulu yemeklerde hiç uygun karşılanmaz. Şayet yenen şey hurma gibi tane nevinden olursa, ta­bağın uzak tarafma da el uzatmanın mubah olduğunu nakletmişler-dir. Fakat uygun olanı bu yasağın umumîliğini dikkate alarak hük­mün umumîliğidir. Ancak hükmün umumi olmadığını bildiren bir delilin varlığı sabit olursa o takdirde bu umumî hüküm husûsileşir, demiştir.

Nevevî: Bu hüküm mazereti olmayan kimseler hakkındadır. Sağ el ile yemeye içmeye mâni, hastalık sakatlık gibi bir özür varsa sol el ile yemek ve içmek mekruh değildir, der.

Şeytan'ın sol elle yediği, içtiği, verdiği ve aldığı yolunda buyuru-lan cümleler değişik mânâlarda yorumlanmıştır. Fakat el-Hâfız: Bu cümleler hakîkî mânâsına göre açıklanmalıdır. Çünkü şeytan'ın yemesi, içmesi, vermesi ve alması aklen mümkün olan şeylerdir. Ha-dîs-i Şerifler bunu haber vermiştir. Artık bunu başka mânâlara yo­rumlamaya gerek yoktur. Kurtubî de bu cümlelerin açık mâ­nâsı şudur, der: Böyle yapan kimse kendisini şeytana benzetmiş olur, diye bilgi vermiştir.

Turbüşti de: Bu cümleler şöyle yorumlanır: Şeytan, ken­di yandaşı durumundaki insanları sol elle yemeye ve içmeye, sevket-mek suretiyle onları Allah'ın yolundaki insanlara muhalefet etmeye teşvik eder, demiştir.

İkinci hadisin râvisi Ûmer bin E b 1 Seleme (Radı­yallâhü anh) Resûl-i Ekrem (Aleyhi'a^ftlâtü y?a-selam) 'in kadınlarından Ümmü Seleme (Badıyallâhü anhâ) 'nın Ebû Se-1 e m (Radıyallâhü anh) 'den olma oğludur. Hâl tercemesi 1049. ha­dîs bölümünde geçti.[18][18]

İzahı

İ b n-i A b b â s (Radıyallâhü anhJ'in hadisi Buhara, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî tarafından da rivayet edilmiştir. Câbir (Radiyallâhü anh)(ın hadîsini Müslim de rivayet etmiştir.

3260, 3261. hadîslerin izahı bölümünde belirttiğim gibi yemeğe başlamadan önce elleri yıkamak müstehabtır. Şayet eller temiz ise müstehabtır. Eğer eller pis, necis ve mikroplu olup iyi yıkamadan onunla yemek yemek sağlık açısından tehlikeli ise İslâm'ın genel hü­kümleri gereğince elleri yıkamak farzdır. Çünkü vücûdu ve sağlığı tehlikeye sokmak haramdır. Durum bu olunca yemekten önce elle­rini güzelce yıkaıpş olan bir kimse şay«t ywne# ka#k ve çatalla değil de Araplar gibi sağ elinin parmaklarıyla yerse, yemeğe bulaşmış parmaklarını yıkama imkânını bulamazsa, bezle silmeden önce ya­laması gayet tabii ve normaldir. Tiksinilecek bir durum söz konusu değildir. Böyle yapmak hem parmaklar üzerinde kalan gıdanın zayi olmasını önler. Hem de yemeğin beze, sağa sola bulaşmasına mey­dan vermez. Zâten yukarda numaralarını yerdiğim hadîslerin izahı bölümünde yemekten sonra da elleri yıkamanın müstehabhğını belirt­miştim.

Yine yukarda anlattığım şekilde ellerini güzelce yıkadıktan son­ra parmaklarıyla yemek yiyen bir kimsenin, ellerinin tertemiz iken ye­meğe oturduğunu bilen eşi, talebesi ve çocuğu da seve seve ve tiksin­meden onun elini yalar. Elleri koyuna da yalatmak mümkündür. Zâ­ten hadîslerde parmaklan bir insana yalatmak kaydı yoktur. Hadîs­ler uygun şartlar dâhilinde ve parmaklan istek dâhilinde yalatmanın yasak olmadığını ifâde eder.

Tuhfe yazan bu hadisin izahı bölümünde özetle şöyle der: "Bu hadis, parmaklan yalamak, tiksinti verdiği için mekruhtur, diyenlerin sözünü reddeder. Evet, yemek esnasında bir kimse parma­ğını yalayıp o parmağı tekrar kaba sokarsa gayet tabii sofradaki ar­kadaşlarını tiksindirir. Böyle yapmak İslâmi âdaba aykırıdır. Ama adam yemek sofrasından kalktığı zaman bunu yaparsa başkasını tik­sindirmesi söz konusu değildir.

Câbir (Radıyallâhü anh) in hadîsinde yemekten sonra (ye­meğe bulaşan) parmaklan yalama hikmetine işaretle: "Çünkü kişi bereketin yemeğinin hangisinde olduğunu bilemez" buyurulmuştur.

N e v e v î, hadisin bu cümlesiyle ilgili olarak: Yâni bir insa­nın önündeki yemekte bir bereket bulunur. Fakat yemek yiyen kişi bereketin, yediği kısımda mı, parmakları üstünde kalanda mı, kabın dibinde kalanda mı veya yere düşen lokmada mı olduğunu bilemez. Bu itibarla yemek yiyen kişi anılan kısımlan israf etmemeli, zayi et­memeli ki bereketi elde etmiş olsun. Bereketin asıl mânâsı bir şeyin artması ve hayırlı olmasıdır. Burada kasdedilen mânâ ise, vücûdun beslenmesi, yemeğin dokunmaması, zarar vermemesi, ibâdet ve iyi işleri yapabilmek için güç kazanması ve diğer hayırlı şeylerdir.[20][20]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği bu hadisi Tirmizİ,   Ahmed   ve   Dârimi   de rivayet etmişlerdir.

Çanak veya başka bir yemek kabının altında kalan yemeği ya­lamak, kibri ve bencilliği kırar, arzulanan tevazuu sağlar, Allah'ın verdiği nzık nimetini yüceltir ve yemeğin telef olmasını önler. Mü'-min bu duygu ile yemek yediği kabı yalarsa bu vesile ile Allah'ın mağ­firetine kavuşur. Yemek kabı mağfirete sebep olduğu için sanki mağ­firet dilemiştir. Bâzıları çanağın mağfiret dilemesini bu şekilde yorum­lamışlardır.

T u r b ü ş t i: Yemek kabını yalamak, kişinin tevâzuuna ve ki­bir hastalığından arınmasına alâmettir. Tevazu ve bencilliği kırmak ise ilahi mağfirete yol açar, demiştir.

E1 - K a r i ve Tuhfe yazan: Bu ve benzeri ifâdeleri mecazî mâ­nâya yorumlamamak ve hakîkî mânâsına göre açıklamak daha uy­gundur. Çünkü hakiki mânâsına göre açıklamaya hiç bir engel yok­tur, derler.[22][22]

İzahı

İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'ın hadîsi Zevâid ne v inden­di'. İkrâş (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Tirmizi de rivayet etmiştir.

Cefne: Büyük çanaktır. Serid de: Ekmeği küçük parçalar hâlinde doğrayıp et suyunda ıslatmak işine denildiği gibi içine ekmek doğran­mış et suyuna da denir. Buna tirit denilir. Vedek i Et yağı, hayvanın iç yağı ve yağlı et mânâlarına gelir. Burada bu mânâların herhangi birisinin kasdedilmiş olması muhtemeldir. Yâni içine ekmek doğran­mış et suyunun yağlı oluşu veya et suyu içinde yağlı küçük et parça­larının bulunuşu ya da et suyu içinde hayvanın iç yağı parçalarının varlığı ifâde edilmek istenmiş olabilir.

Tirmizi' nin rivayetinde "Vedek" kelimesi yerine "Vezr" kelimesi bulunur. Tuhfe yazan: Vezr, vezre'nin çoğuludur, küçük parçalar hâlinde doğranmış kemiksiz et manasınadır, der.[24][24]

12- Tiritin Ortasından ve Yukarısından Yemenin Yasakuğı Babı

3275) "... Abdullah bin Büsr (RadtyaÜâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Bir kere Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e büyük bir ça­nak (tirit) getirildi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sofra­ya oturanlara) :

Çanağın kenarlarından yeyiniz (yâni herkes kendisine en yakın yerden yesin) ve çanağın zirvesini (yâni ortasını ve yukarısını) bı­rakınız ki bereketlensin, buyurdu."

Hâl Tercemesî

îkras bin Züeyb et-Temimt Ebü's-Sahbâ (R.A.), sahâbldir. Râvİsi, oğlu Ab­dullah'tır. (Müellifimizin ve TirmizI'nin elde mevcut nüshalarına göre oğlunun İs­mi UbeyduHahtır). TİrmizI ile İbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmişlerdir. (Tuhfe yazarının beyanına göre bu zat yüz yıl yaşamıştır.) (Hulasa, 306)

3276) "... Vasile bin el-Eska' el-Leysî (Radtyallâkü anh)'den; Şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tiritin üstüne mübarek elini koyup şöyle buyurdu:

Allah'ın ismini anarak tiritin kenarlarından yeyiniz (yâni herkes kendisine en yakın yerinden yesin) ve tiritin üst kısmını bırakınız. Çünkü bereket ona üstünden gelir."

Not: Zevald'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdurrahman bin Ebi Kaslme bulunur. Ben hiç bir hadis imamının onun hakkında herhangi bir söz söy­lediğini görmedim. Râvi Ömer bin ed-Derefs'in hadisinin ise yararlı olduğu söylen­miştir. Kalan ravller de sıka, yâni güvenilir zâtlardır.

3277) "... İbn-i Abbâs (RadtyaÜâhü anhümâyâan rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Yemek (sofraya) konulduğu zaman onun kenarından yeyiniz (yâ­ni herkes kendisine en yakın yerinden yesin) ve ortasını bırakınız. Çünkü bereket onun ortasına iner."[26][26]

Bu Bâbta Rivayet Edilen Hadîslerden Çıkan Hükümler Şunlardır

1. Yemeğin ortasından ve yukarısından önce kenarından yemek meşrudur.

Avnü'l-Mabûd yazarının beyânına göre   H â f i i   ve başkası: Tiritin üstünden ve çanağın ortasından yemek mekruhtur. Keza ki­şinin, arkadaşının önünden yemesi de mekruhtur. Fakat meyveler­de arkadaşın önünden yemekte bir beis yoktur, demişler.   El-Es-nevi" nin   beyânına göre yukarda mekruhluğuna hükmedilen hu­suslar   Ş â f i i' ye   göre haramdır. Yemeğin ortasından veya üstün­den yemenin yasak kılınması hikmeti ise hadislerde beyân edildiği gibi, bereketin yemeğin ortasına ve üstüne inmesidir.   H a t t â b i de: Hadîslerdeki yasaklık sofrada birden fazla kişinin bulunması hâ­line mahsustur. Yasağın hikmeti de şudur:    Yemeğin en kıymetli ve lezzetli kısmı kabın ortasında ve üst kısmında bulunur. Birden faz­la kişinin oturduğu sofrada bir kimse yemeğin ortasından ve üstün­den yemek istediği zaman yemeğin en kıymetli kısmını   seçmekle kendi nefsini sofradaki arkadaşlarına tercih etmiş olur. Bu ise îslâ-mî prensiplere ters düşer. Diğer taraftan böyle davranmak edebe, terbiyeye ve beşerî ilişkilere aykırı olur. Ama kişi yalnızca sofraya oturduğu zaman kendisine sunulan yemeğin istediği yerinden yiyebi­lir. Bunda bir beis ve sakınca yoktur, demiştir.

2. Kabın ortasında ve üstünde bulunan yemek sonraya bırakıl­malıdır.

3. Yemeğe başlarken Bismillah demek suretiyle Allah anılma-hdır.

4. Sofrada birden fazla kişinin bulunması hâlinde herkesin ken­disine en yakın olan taraftan yemesi ve yemeğin ortasının sonraya bırakılması sofranın bereketli olmasına vesiyle olur. Bu hüküm, sof­rada bulunan yemeğin tek çeşit olması hâline mahsustur.

İlk hadisin râvisi Abdullah bin Büsr (Radıyallâhü anh)'in hâl tercemesi 1726 ve ikinci hadisin râvîsî Vasile (Ra­dıyallâhü anh) 'ınki 530. hadis bölümünde geçti.[28][28]

İzahı

Birinci hadise diğer kitablarda rastlamadım. İkinci hadîsi Müs­lim   ve   Tirmizi   de rivayet etmişlerdir.

Birinci hadîste geçen "Dehâkıyn" kelimesi Duhkan'm çoğuludur. Duhkan, muhtar, vali, köy sahibi, arazi sahibi ve otoriter gibi mâ­nâlara gelir. Sindi'nin beyânına göre burada köy sâhibleri ve tarımcılar mânâsı kasdedilmiştir.

"Aâcım" kelimesi de A'cem'in çoğuludur. A'cem, Arap olmayan kimse, dilsiz kişi, yabancı ve anlatış kabiliyeti kıt olan kimse gibi de­ğişik mânâlara gelir.[30][30]

14- Tiridin Diğer Yemeklere Üstünlüğü Babı

3280) "... Ebû Musa el-Eş'arî (Radtyallâhü onh)'den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellent) şöyle buyurmuştur:

Erkeklerden çok kimse (fazilette) kemâle erdi. Kadınlardan da İmrân'ın kızı Meryem ve Fir'an'ın karısı Âsiye'den başka hiç biri (fa­zilette) kemâle ermedi. Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü de şüphe­siz, tiridin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir."

3281) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre ; Resûlullah (Sallaüahü Aleyhi ve Seller») şöyle buyurmuştur :

Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü tiridin diğer yemeklere üs­tünlüğü gibidir."[32][32]

15- Yemekten Sonra (Su Bulunmadığında) Eli (Bir Bezle)  Silmek Babı

3282)  «... Câbir bin Abdiilah (Radtyallâkü anhümâydan; Şöyle demijtîr:

Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in zamanında (ateş­te hazırlanan) yemeği nadiren bulur idik ve onu biz bulduğumuz za­man ellerimiz, kollarımız ve ayaklarımızdan başka (silinecek) men­dillerimiz yoktu. Ve biz (ateşte hazırlanan yemeği yedikten) sonra (yeniden) abdest almadan namaz kılardık

Ebû Abdiilah (İbn-i Mâceh) dedi ki: Bu hadis garib'tir, yalnız Mu-hammed bin Seleme'den rivayet olunmuştur."[34][34]

Hadîsten Çıkan Hükümler:

1. Yemekten sonra eli temiz bir bezle silmek müstehabtır.   E 1 -H â f ı z' m   beyânına göre   I y â z :   Bu hüküm, elleri yıkamaya gerek olmadığı hâle mahsustur.   Şayet yemeğin eseri veya kokusu bez sürmekle giderilmezse bezle silmek müstehab değildir, müstehab olan şey elleri yıkamaktır. Yemekten sonra elleri yıkamayı emreden hadisler (3296 ve 3297. nolu hadislerimiz) bunu gösterir, demiştir.

2. Ateşte hazırlanan, yâni ateş üstünde pişirilen veya kaynatı­lan ya da ısıtılan veya herhangi bir şekilde ateşin etki ettiği bir ye­mek yemek abdesti bozmaz. Abdestli iken böyle bir yemeği yiyen kimse o abdest ile namaz kılabilir.   Bu hususla ilgili hadislerin bir kısmı Taharet kitabında geçti.[36][36]

İzahı

Ebû S a i d (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Ebû Ümâme (Radıyallâhü anh) 'm hadisini Buhârî, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmişler. Muâz bin Enes (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini Tirmizi ve Ahmed de rivayet etmişlerdir.

Bu hadisler, yemekten sonra Allah Teâlâ'ya hamd ve sena etme­nin müstehabhğına, O'nun nimetlerine karşı şükür görevini ifa et­menin, nimetlerin çoğalmasına vesile olduğuna delâlet eder. Hamd, çeşitli şekillerde olabilmekle beraber en güzeli bu hadislerde rivayet edilen cümlelerle yapılanıdır.

Ebû Ümâme e 1-Bâ.hi 1 i (Radıyallâhü anh)'in hâl tercemesi 449. ve Muâz bin Enes (Radıyallâhü anh) 'm hâl tercemesi 1116. hadis bölümünde geçti.[38][38]

İzahı

Vahşi (Radıyallâhü anh) 'm hadîsini Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir. Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsine diğer ki-tablarda rastlayamadım. Râvî    Kahraman   zayıftır.

Bu hadisler ev halkının yemeğe toplu halde oturmasının yemeğin bereketli olmasına vesiyle olduğuna delâlet eder. 3254 ve 3255 nolu hadisler de bunu teyid eder durumdadır. Bir ev halkının yemeği ay­rı ayrı yemesi ise yemeğin bereketsiz duruma düşmesine sebebiyet verir.

İlk hadisin râvisi Vahşi bin Harb, Hz. Hamza (Radıyallâhü anh) 'ı U h u d savaşında şehid eden kimsedir. Son­radan müslümanhğı kabul etmekle sahâbilik şerefine mazhar olmuş­tur. 8 aded hadisi vardır. B u h â r i onun bir hadîsini rivayet et­miştir. Râvisi oğlu Harb ve Ubeydullah bin Adi bin e 1-Hıy â r'dır. Ömer bin el-Hattâb (Radıyal­lâhü anh) : Benim içimde Vahşîye karşı bir nefretim vardı. Niha­yet bir gün Şam'da şarap içtiği gerekçesiyle yakalanmıştı. Bunun üzerine içki içme cezasına çarptırıldı ve ben onun aylığını 300*e in­dirdim, demiştir. Hz. Ömer daha önce ona 2000 dirhem maaş bağ­lamıştı.[40][40]

İzahı

Tirmizî ve Ebû D â v û d da bunun benzerini rivayet etmişlerdir. Yemeğe veya meşrubat nevinden sayılan su, çay ve di­ğer içeceklere üfürmek ya soğutmak veya başka bir şey içindir. Şa­yet soğutmak için ise biraz beklemek en uygun olanıdır. Üfürmek uygun değildir. Çünkü üfürürken tükürük taneciklerinin yiyeceğe veya içeceğe gitmesi muhtemeldir. Bu ise tiksindirir. Üfürmek başka bir maksadla olsa yine bu ihtimal mevcuttur. Kabın içine doğru te­neffüs etmek ve solunmak da ayni sakıncayı doğurabilir. Her alan­da insanları eğiten Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) yemek âdabı balonundan da davranışlarıyla en güzel örnek olmuştur. Bu­nun içindir ki hiç bir zaman ne yemeğe üfürmüş, ne meşrubata üfür­müş ve ne de yemek veya meşrubat kabının içine doğru solunmuş-tur. Şu halde bir büyük tastan meselâ, ayran içmek isteyen bir kim­se ayran içerken nefes almak isterse tası ağzından uzaklaştırmalı ve sonra nefes alıp vermelidir. Diğer meseleler için de örnek verile­bilir.

Bâzı ilim adamları: Hadîsteki adâb toplu olarak yemek yemek ve­ya su ve diğer meşrubatı içmek hâline mahsustur, demişler ise de el-Hâf ız'ın dediği gibi bu hüküm umumîdir ve umumiliğine göre muhafaza edilmelidir. Çünkü yemeğin ve meşrubatın az veya çok bir mikdarının artması ihtimâli düşünülmelidir. Diğer taraftan bir kişinin kaba üfürmesi veya içine doğru solunması başkalarını tik­sindirir ve sağlık açısından zararlı olabilir.[42][42]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Buhar!, Müslim, Tirmizl ve Ebû Dâvûd da rivayet etmiş­lerdir. Abdullah (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi N e s â I ta­rafından da rivayet edilmiş olabilir. Diğer kitablarda rasthyama-dım.

Bu hadisler yardımlaşma, tevazu, şefkat ve merhamet gibi güzel ahlâkı teşvik edicidir.

Yemeği pişiren ve hazırlayan kişi köle olsun, hizmetçi olsun ye­meğin zahmetini çekip kokusunu almış iken ondan yememesine mü'-ininin gönlü Wf razı olur mu?

Hizmetçiyi sofraya çağırıp oturtmak ve beraber yemek ile ilgili emir müstehabhk içindir. Tabii mahremlik prensibine aykırı bir du­rumun olmaması da şarttır. Meselâ hizmetçi genç bir kız ise, genç er­keğin bu hizmetçiyi sofrasında oturtması ve beraber yemesi yasaktır, bu gibi durumlar bu emrin dışında kalır.

Şayet efendi, hizmetçiyi sofrasında oturtmak istemez veya o is­ter de hizmetçi bundan imtina ederse efendi hizmetçiye yemekten vermelidir. M ü s 1 i m' in rivayetinde bu duruma âit fıkrada "Şa­yet yemek az ise" kaydı vardır. Yâni yemek az ise bir iki lokma ve­rilmelidir, çok ise hizmetçiye yeteri kadar verilmelidir. Bu emir de müstehabhk içindir.[44][44]

İzahı

Müellifimizin kısmen değişik iki senedle rivayet ettiği Enes (Radıyallâhü anh)'ın hadîsini Buhâri, Tirmizi ve Ne-s â î   de rivayet etmişlerdir.

Sükürrece: Küçük tabak manasınadır.

Hıvân: Yemek masası, yüksekçe konulan büyük sini veya sofra demektir.

Süfer: Süfre'nin çoğuludur. Süfre ise yere serilen yemek sofra-sidir. Bu bezden veya deriden olduğu gibi tahta ve başka maddeler­den de olabilir.

\ Yemeği yüksek bir masa veya sofraya koyup eğilmeden yemekkibirli kimselerin âdeti sayıldığı için yer sofrası tercih edilmiştir.

Enes {Radıyallâhü anh), Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in dâima yer sofrasında yemek yediğini ifâde etmek istemiş­tir. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in küçük tabaktan yeme-mesinin sebebine gelince el-Irâkî, Tirmizi' nin şerhinde şöyle der: Bunun sebebi, ya bu küçük tabakların o zaman yapılma­mış olmasıdır veya onlar toplu halde yemeğe oturdukları için kü­çük tabakların işe yaramamasıdır. Şöyle de olabilir: Sükürrüce de­nilen tabak, iştah açmak için yemek sofrasında bulundurulan yeşil­lik ve salata kabıdır. Onlar genellikle doyunca yemek yemezlerdi. Bu nedenle iştah açıcı bir şey yemeye de ihtiyaçları yoktu.[46][46]

İzahı

Bu bâbta rivayet edilen hadîsler Zevâid nevinden olup senedleri zayıftır.[48][48]

22- Elinde Et Kokusu Bulunduğu Halde Geceleyen Kimse (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3296) "... Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemyin kızı Kâtıma (Ra-dtyallâhü ankâ)*âan rivayet edildiğine göre: Kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Bilmiş olunuz ki elinde et kokusu bulunduğu halde (elini güzel­ce yıkamada*) geceleyen (yâni yatan) bir kimse (nin basma bir şeygelirse) kendi nefsinden başka kimseyi kınamasın (yâni suçlama­sın)."

3297) '... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurınu§tur:

Sizden birinin elinde et kokusu bulunup da elini (güzelce) yıka­madan uyuduğu, sonra başına bir şey geldiği zaman sakın kendi nef­sinden başka hiç kimseyi kınamasın (yâni suçlamasın)."[50][50]

23- Yemeğe Buyur Etme Babı

3298) "... Esma bint-i Yezîd (bin es-Seken bin Râfi) (Radtyattâhü an-hâ)'dan; Şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e bir yemek getirildi. Sonra bize takdim edildi. Biz: Yemeğe iştihamız yok, dedik. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem CSallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Açlığı ve yalan söylemeyi toplamayınız, buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bu hadisin senedi hasen'dlr. Çünkü r&vt Şehr hftirirjınria ihtilİf vardır.[52][52]

Hadîsten Çıkarılan Hükümler:

1. Yemek hazır iken gelenlere buyur etmek müstehabtır.

2. Yemeğe buyur edildiği zaman kişi aç ise yemekten yemesi meşrudur, müstehabtır.

3. Aç olan bir kimsenin yemeğe samimi olarak buyur edildiği zaman: Ben tokum, deyip yalan söylemesi caiz değildir.

3299) ".,. (Abdü'l-Eşhel oğullarından bir adam olan)   Enes bin Mâlik (Radty<Ulâhü ank)'dtn rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Ben (Medine-i Münevvere'ye) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanma vardım. O, öğle yemeğini yiyordu.  (Bana) :

(Sofraya) yanaş da (yemek) ye, buyurdu. Ben: Oruçluyum, dedim. Fakat Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) 'in yemeğinden niçin yemedim, diye üzgünüm, pişmanım."[54][54]

24- Mescîdde (Yemek) Yeme Babı

3300) "... Abdullah bin el-Hâris bin Cez, ez-Zübeydî (Radtyallâhü anh)'-den; Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken mes-cidde ekmek ve et yiyiyorduk."

Not:   Zevfiid'de şöyle denilmiştir: Bunun Mnadl hasen'dir. R&rüeri sıka, yâni güvenilir rfttlardır. Rftvl Yakub"tm EttttÖfittMtl tafckmfe ihtUM TUdır.[56][56]

25- Ayakta Yemek Yeme Babı

3301)  "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir:

Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in zamanında yü­rürken yemek yerdik ve ayakta (su ve benzerini) içerdik."[58][58]

26- Kabak (Yemeği Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3302) "... Enes (Raâtyallâhü anh)'Ğen; Şöyle demiştir:Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabak (yemeğini) se­verdi."

3303) "... Enes (Radtyallâhü a«A/den; Şöyle demiştir:

Ününü Süleym (Radıyallâhü anhâ), içinde yaş hurma bulunan bir sepeti benimle beraber Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gönderdi. Sonra ben (Hane-i Saâdet'te) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i bulamadım. O, biraz önce kendisini davet edip onun için bir yemek yapan bir dostunun (veya âzadlı kölesinin) evi­ne gitmişti. Ben de O'nun yanına gittim. (Vardığımda) O, yemek yi-yiyordu. Enes demiş ki; O, beraberinde yemek yemem için beni (sof­raya) çağırdı. Enes demiş ki: Ev sahibi etli ve kabaklı bir tirid yap­mıştı. Enes demiş ki: Baktım Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kabaktan hoşlanıyor. Enes demiş ki: Ben de (tiridin içindeki) kabak parçalarını toplayıp O'na yaklaştırmaya başladım .Biz yeme­ği yeyince Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), evine döndü ve ben hurma sepetini önüne koydum. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) de (hurmayı) yemeye ve taksim etmeye başladı, niha­yet sepetteki hurmayı böylece bitirdi."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu, sahih bir seneddir. Râvileri güveni­lir zâtlardır. Bu hadisi, Kütüb-i Sİtte s&hibleri buna benzer sözlerle yine Enes'ten rivayet etmişlerdir.

3304) "... Câbir (bin Târik) (Radtyallâhü anh)'dtn; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in evinde yanma girdim. O'nun yanında şu kabaktan vardı. Ben: Bu nedir? diye sordum. O = Bu kabaktır. Biz bununla yemeğimizi çoğaltırız, buyurdu."[60][60]

Bu Hadîslerden Çıkan Hükümler:

1. Resûl-i Ekrem  (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) kabak yemeğini severdi. Ümmeti de sevmelidir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in sevdiği diğer şeyleri sevmek de birer ibâdettir.

2. Davete icabet etmek meşrudur. Davete icabet bâzı ilim adam­larına göre vâcib, bir kısmına göre sünnet, diğer bazılarına göre ise mendubtur.

3. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm), bir tirid yemeği dâvetine icabet etmekle yüksek tevâzuunü örnek olarak göstermiştir. Ümmeti de ayni tevazuu göstermelidir.

4. Davet eden kişi kendi gücüne göre ikramda bulunur. Gücü­nün dışında bir yükün altına girmemelidir.

5. Hediyeleşmek müstehabtır. Hediye edilen şeyden başka kim­seler yararlandırılmalıdır.

6. Kişi, rızâsı ve hoşnutluğu olduğuna kanâat ettiği bir kimse­nin evine yemek zamanı davetsiz olarak gidebilir.

E n e s (Radıyallâhü anhJ'ın tiriddeki kabak parçalarını topla­yıp Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafına kaydırması meselesine gelince, bu durum iki şekilde izah edilebilir: Muhteme­len E n e s, tirid çanağının Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) tarafında olan kenardaki kabak parçalarını toplayıp sunma­ya çalışmıştır. Çünkü herkesin önüne en yalan taraftan yemesi ve arkadaşının önüne elini uzatmaması yemek adabındandır. İkinci ih­timal E n e s, tirid çanağının her tarafından kabak parçalarını toplamış olabilir. Başkasının önüne el uzatmamanın ve onun önün­den yememenin sebebi sofradakileri tiksindirmemektir. Bu durum Re­sûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) için düşünülemez. Herkes onun artığını yemekten bilâkis zevk ve şeref duyar. Durum bu olun­ca E n e s' in çanağın herhangi bir tarafmda bulunan kabak par­çalarını toplayıp O'na takdim etmesi kimseyi tiksindirmemiş, bilâkis şereflendirmiş ve hoşnut etmiştir.

Câbir bin Târik (Radıyallâhü anh) sahâbidir. Râvîsi oğlu Hakim'dir. Hadisini Nesâi ve İbn-i Mâceh rivayet etmişler. Tirmizi de eş-Şemâli'de rivayet et­miştir.[62][62]

28- Etîn En Güzel Kısmı (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3307) "... Ebû Hüreyre (Radtyattâhü a«A/den; Şöyle demiştir:

Bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e et (yemeği) İkram edildi de etin kol kısmı O'na sunulup yemesi istendi. O, etin kol kısmını seviyordu. Bunun üzerine o da (eline aldığı) koldan eti ısırarak yedi."

3308) "... Abdullah bin Ca'fer (bin Ebî Tâlib) (Radtyallâhü anhümâ) İbn-i Zübeyr ve bir cemâat için boğazladığı bir deveyi ikram ettiği sırada, îbn-i Zübeyr'e rivayet ettiğine göre :

Bir defa sahâbîler Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e et yemeğini sunarlarken kendisi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­le m) 'den şu buyruğu işitmiştir:

«Etin en güzeli (hayvanın) sut etidir.**'

Not: Sindi şöyle demiştir : Zevâid'de bu hadisin senedinin durumu anlatıl* mamıştır. Fakat senedin kuvvetli olduğunu ifâde eden sözler kullanılmıştır.[64][64]

29- Kebab (Hakkında Gelen Hadîsler)  Babı

3309) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü a»A)'den; Şöyle demiştir: Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve S elle m) 'in Allah (Azze ve

Cellel'ye kavuşana kadar kebab edilmiş bir kuzuyu gördüğünü bilmiyorum.11

Abdullah bin Ca'fer <HA.)*ın Hâ! Tercemesi

Bu zât, Hz. Ali (R.A.)'ın kardeşi Ca'fer (RAJIn oğludur. Habeşistan'a hic­ret eden sahâbîlerin orada doğan ilk çocuğudur. Çok cömert olan zâtlardandır. Fazlasıyla cömertliği nedeniyle ona derya ismi verilmişti. 25 aded hadis rivayet etmiştir. Buhârİ ile Müslim onun iki hadisini birlikte rivayet etmişlerdir. Kavileri İsmail, İshâk ve Muâviye isimli oğullan ile Urve bin Zübeyr, İbn-İ Ebî Melike ve Ömer bin Abdilaziz'dir. Şu olay onun ne kadar cömert olduğunu göstermeye ye­ter : Rivayete göre kendisi Zübeyr bin el-Avvâm (R.A.)'a bir milyon dirhem Ödünç vermişti. Zübeyr (R.A.) vefat edince oğlu Abdullah ona, yâni îbn-i Cafer'e gele­rek : Babamın senden bir milyon dirhem alacağı bulunduğunu babamın defterin­de buldum, demiş. İbn-İ Ca'fer (R.A.): Doğrudur, istediğin zaman öderim, demiş. Halbuki bunun tersine Zübeyr ona bu meblağ borçlu idi. Sonra Zübeyr'in oğlu tekrar İbn-İ Cafer'i görüp, yanlış söylediğini ve aslında babasının borçlu olduğu­nu belirtince tbn-İ Ca'fer, alacağını bağışladığını bildirmiştir. (Hulasa, 193)[66][66]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadis, Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in hâlinin dünya halkının hâline benzemediğini ifâde eder. Çünkü sofrasında et bulunduğu zaman çok az mikdarda bulunduğun­dan dolayı bir şey artmıyordu ve bir yere gittiği zaman beraberinde götürülen yaygı tüysüz olurdu, tüylü bir yaygı üstünde istirahat bu­yurmazdı.

3311) "... Abdullah  bin  el-Hâris  bin el-Cez' ez-Ziibeydî (Radtyallâhü ; Şöyle demi$tir :

Biz bir gün Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber kebab edilmiş bir parça eti mescidde yedik. Sonra ellerimizi çakıl taş­larıyla silip abdest almadan (yâni tazelemeden) kalkıp namaz kıl­dık."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde İbn-i Lehia bulunur. Bu râvî zayıftır.[68][68]

Hadîsten Çıkan Hükümler:

1. Yemekten sonra su veya el bezi bulunmadığı zaman mesci­din çakıl taşlarıyla elleri silmek caizdir. Yemekten sonra mümkünse elleri yıkamanın ve bu mümkün olmadığı zaman bir el beziyle sil­menin müstehablığı bundan önce geçen ilgili bâblarda belirtilmiş­tir.

2. Mescidde yemek yemek caizdir. Bununla ilgili izah bu kitabın 24. babında rivayet edilen 3300 nolu hadîs bölümünde geçti. Oraya bakılmalıdır.

3. Abdestli iken et yemeği yiyen bir kimse o abdestle namaz kılabilir. Yâni et yemek, abdesti bozmaz. Bu konu ile ilgili bilgiler 485-493 ve 494-497 nolu hadîslerin izahı bölümünde verilmiştir.[70][70]

İzahı

Bu hadis Zevâid nevindendir. Hadisin sonundaki İbn-i Mâ­ceh • e ait sözden maksad şudur: Bu hadisi rivayet eden zâtlar, bunu ismail bin Ebî Hâlid aracılığıyla Kays bin Ebi Hâzim'den mürsel olarak rivayet etmişler ve sahâbî olan râvi Ebû Mes'ûd' dan söz etmemişlerdir. Böylece senedde bir kopukluk olmuştur. Fakat tsmâil bin Esed bunu Kays bin Ebi Hâzim aracılığıyla Ebû Mes'ûd (Radıyallâhü anh) 'den rivayetle Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-se-lâm) 'e ulaştırmıştır. Bu rivayete göre hadis merfûdur, senedinde bir kopukluk yoktur.

Hadis, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in tevazuunu ifâde eder.

3313) i!... Âişe (Radıyallâhü a»hâ)'dan; Şöyle demiştir:

And olsun ki biz sığır ve davarın ayaklarını (yâni diz kapağı ile topuk arasında kalan kısmı) kaldırırdık. Kurban bayramı günlerin­de kesilen kurbanların kesiminden on beş gün sonra Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) bu ayaklan yerdi."[72][72]

31- (Eti Yenen Hayvana Ait) Karaciğer ve Dalak Babı

3314) "... Abdullah bin Ömer (Radtyallâhü an&ümâydan rivayet edildi­ğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:Siz (mü'minler) e iki Ölü hayvan ve iki kan helâl kılındı. (Size helâl kılınan) iki Ölü hayvan balık ve çekirgedir. (Size helâl kılman) iki kan ise karaciğer ve dalaktır."[74][74]

32- Tuz Babı

3315) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü ankyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: Sizin katığınızın başı tuzdur."

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde îsa bin Ebî İsa el-Hay-yât bulunur. Takrfbü'fcTehzIb'te yazar bu râvinin terkeclüdiğini söylemiştir.[76][76]

İzahı

Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'nm hadîsini Müslim ve Tİr-m i z i de rivayet etmişler. Câbir (Radıyallâhü anh) 'in hadi­sini Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. Ümmü Sa'd (Radıyallâhü anhâ)'nın hadîsinin Zevâid nevinden olduğuna dâir bir kayıt bula­madım. Kütüb-i Sitte'nin kalanlarında da rastlayamadım. Hadîsi ri­vayet eden Ümmü Sa'd (Radıyallâhü anh), Z e y d bin Sabit (Radıyallâhü anh) 'in kızı olduğu söylenen hatundur. Hu-lâsa'daki bilgiye göre bu hâtûnun hadîsini yalnız îbn-i Mâceh rivayet etmiştir. Bu sahâbî kadının râvîsi Muhammed b n Z a z â n' dır. Tehzîb'te belirtildiğine göre bu râvi, hadîsleri terke­dilmiş zayıf bir kimsedir. Hulâsa'daki bu bilgiye göre bu hadîs Zevâid nevindendir.

İdam; Ekmeğe katık olan gıda maddesidir. Buna Üdüm de denir.

Hattâbi: 'Hadîsin "Sirke ne güzel katıktır'* cümlesinden maksad; yiyecek maddelerinde iktisad etmenin ve nefsi, yemeklerin zevkine düşmekten alakoymanın övülmesidir. Sanki şöyle buyurulu-yor: Siz müslümanlar, sirke gibi masrafı az olup bol bulunan yiye­cekleri katık etmeye bakınız ve nefsin arzularına dalmayınız. Çün­kü nefsin şehvet ve isteklerine dalmak dindarlığı bozar ve vücûdu hastalığa hazırlar, diye yorum yapmıştır.

Nevevî ise H a 11 â b î' nin yukanya alınan sözlerini nak­lettikten sonra: 'Doğru olan mânâ bu cümleyi hakikî mânâsında tut­mak, yâni hadisin sirkeyi övmesi mânâsıdır. Yiyecekte iktisad etme­ye ve nefsi arzulara dalmayı bırakmaya gelince bu durum başka kai­delerden bilinmektedir, yâni diğer emirlerden anlaşılmaktadır, der.

Son hadisin bitimindeki "İçinde sirke bulunan ev fakirleşmez" cümlesi bir duâ ve dilek mânâsına yorumlanabilir. Yâni böyle bir ev halkı fakirleşmesin. Şöyle de yorum yapmak mümkündür: Sirke bulunan ev halkı'katık açısından sıkıntı çekmezler. Çünkü sirke katık olmaya yarar.

Sindi de hadisin sirkeyi övmekle ilgili cümlesi hakkında özet­le şöyle der: Hadîsin buyruluşuna en yakın yorum şudur: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) sirkenin katık olabileceğini ve güzel bir katık olduğunu beyân etmiştir. Ama maksadı, sirkenin süt, et, bal ve çorba gibi katıklardan güzel ve üstün olduğunu söylemek değildir. Bu beyânın sebebi de şudur: Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bir gün eve gelmiş. Evdekiler de O'na yalnız bir parça ekmek sunmuşlar. Bunun üzerine O:

Yanınızda hiç katık yok mu? diye sormuş. Ev halkı da: Bizim yanımızda sirkeden başka hiç bir şey yoktur, demişler. Bunun üze­rine Oda: Sirke ne güzel katıktır, buyurmuştur. Şu halde maksad sirkenin katık olmaya elverişli olduğunu açıklamaktır.[78][78]

İzahı

Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini T i r m i z i ve Hâ­kim de rivayet etmişlerdir. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'in hadisi Zevâid nevindendir.

Zeytin ağacının mübarek, yâni bereketli bir ağaç olduğu, Nûr sûresinin 35. âyetinde belirtilmiştir. Hadîste bu âyete işaret vardır. Tuhfe yazan zeytin ağacının bereketle vasıflanması ile ilgili olarak özetle şöyle der: Bir kavle göre zeytin ağacının mübarek, yâni bere­ketli sayılmasının sebebi, çok yararlı oluşu ve Ş â m halkının on­dan yararlanmasıdır. Fakat en açık sebep şudur: Âyeti Kerime'de sözü edilen zeytin ağacı, Allah'ın mübarek kıldığı ve âlemler için bereketli kıldığı bir bölgede yetişmiştir. Allah bu bölgeye içlerinde İbrahim (Aleyhisselâm)'m bulunduğu 30 peygamber gönder­miştir. Böyle mübarek bir bölgede yetişen zeytin ağacı da mübarek sayılır ve ağaçtan elde edilen mahsul de bereketli olur.[80][80]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîsin izahı bölümünde Sindi şöy­le der; Yâni sütte iki bereket vardır. Çünkü hem açlığı hem de su­suzluğu giderir. Hadisin senedindeki râvîlerden Ca'fer ve Üm­mü Salim hakkında ed-Dümeyri şu bilgiyi vermiştir: İbn-i Mâceh, Ca'fer bin Bürd'ün yalnız bu hadî­sini rivayet etmiştir. Bu râvî, hadîsleri yazılmaya değer, güvenilir bir üstaddır. Dârekutnî: Ümmü Salim'in hadîsini yalnız bu Ca'fer rivayet etmiştir. Ca'fer, Basra'lı bir hadîs üstadı olup az rivayette bulunan ve rivayeti muteber olan bir zâttır. Ümmü Salim de Basra' lı olup ibâdete düşkün kadınlar­dandır, 17 defa Basra' dan ihrama girip hacca gitmiştir, der. İbn-i   Mâceh   bu kadının yalnız bu hadîsini rivayet etmiştir.

Sindi' den naklen yukarıda verilen bilgi, gerek Ümmü S â 1 i m * in ve gerekse Ca'fer bin Bürd'ün güvenilir râvilerden olduklarını ifâde eder, mâhiyettedir.

3322) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâ)'âa.n rivayet edildiğine gö­re; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:           .

Allah bir kimseye bir yemek yedirdiği zaman o kimse (yemeğe

başlayacağı zaman) :

AUahıml Bize bu yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı n-aok ver, diye duâ etsin. Allah bir kimseye bir mikdar süt içirdiği za­man da o kimse (süt içeceği zaman) :

Allahım! Bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver, di­ye duâ etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan (yâni açlığı ve susuzluğu giderici) sütten başka (gıda maddelerinden) bir şeyi bilmiyorum.[82][82]

36- Tatlı (Yi Yemek) Babı

3323) "... Aişe (Radıyallâkü anhâyâ&n] Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tatlı ve bal severdi."[84][84]

37- Hıyar Ve Yaş Hurmayı Beraber Yemek Babı

3324) "... Aişe (Radtyallâhü anhâj'dan; Şöyle demiştir:

Anam beni Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e hazırla­mak isteğiyle (kadınları şişmanlatmada kullanılan) sümne (denilen yaban şehdânesini yedirmek) ile beni şişmanlatmaya çalışıyordu. Fa­kat bu isteği gerçekleşmedi. Nihayet ben yaş hurma ile hıyar (bera­ber) yedim de bunun üzerine vücûdum güzel biçimde gelişti."

3325) "... Abdullah bin Ca'fer (bin Ebî Tâlib) (Radıyattâhü anhümâ)'* dan; Şöyle demiştir :

Ben, Resûlul'ah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i yaş hurma ile hıyan (beraber) yerken gördüm."[86][86]

İzahı

Bu hadîsin benzerini Tirmizi, Ebü Dâvûd ve Ne-s â î, Âişe (Radıyallâhü anhâ) 'dan rivayet etmişlerdir. Ebû D â v û d' un rivayetinde şu ilâve de vardır: «Biz bunun (yâni yaş hurmanın) hararetini, bunun (yâni kavunun) soğukluguyla ve bu­nun (yâni kavunun) soğukluğunu bunun (yâni hurmanın) harare-tiyle kırarız» buyururdu.

Hadîste geçen "Bıttıyh" kavun demektir. Bâzı rivayetlerde bunun yerine "Tıbbîyh" kelimesi kullanılmıştır. Bu da ayni mânâyadır.

Bîr kısım ilim adamları Bıttıyh veya Tıbbıyh kelimesini karpuz manâsına yorumlamıştır. El-Hâfız bâzı delillere dayanarak burada kavun mânâsının kasdedild iğini söyler.

Bu hadîs, bundan önceki hadisin hükmünü ifâde eder. Sehl   (Radıyallâhü anh) 'in hâl tercemesi 164. hadis bölümünde geçmiştir.[88][88]

İzahı

 i ş e (Radıyallâhü anha)'nm hadisini Müslim, Tir-mizî ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Selmâ Ra­dıyallâhü anhâ) 'nın hadisi ise Zevâid nevindendir.

Tuhfe yazarı Â i ş e (Radıyallâhü anhâ)'mn hadîsini izah eder­ken özetle şu bilgiyi verir:

Bir kavle göre bu hadis, Medine-i Münevvere hal­kı ve zahiresi genellikle kuru hurma olan toplumlar hakkındadır. Ya da hadisle kuru hurmanın değerinin yüksekliği belirtilmek isten­miştir.

Kadı Ebû Bekir bin el-Arabî de Tirmizi'-nin şerhinde: Çünkü kuru hurma onların azığı ve zahiresi idi. Bir evde kuru hurma olmayınca o ev halkı aç kalırdı. Her memleket halkı, kendi zahireleri ve azıkları açısından böyle söylerler, demiş­tir.

N e v e v i de: Bu hadîs, kuru hurmanın kıymetini ve çoluk çocuk için zahire saklamanın câizliğini ifâde edip buna teşvik eder, demiştir.

T ı y b i de: Bu hadîs, kuru hurması bol olan bir memleket halkını kanaat etmeye teşvik mânâsına yorumlanabilir. Yâni içinde kuru hurma bulunan bir ev halkı buna kanaat ettiği zaman aç kal­maz. Aç kalanlar ise, evinde kuru hurma bulunmayan ailelerdir, de­miştir.[90][90]

İzahı

Bu hadîsi   Müslim   ve   Tirmizî   de rivayet etmişlerdir.

Semere ı Meyve demektir. Miftâhü'1-Hâce yazan: Hurma ağacın­da iken ona Semere denilir. Ağaçtan toplandıktan sonra ona Butab denilir. Evde tutulup kuruyunca da Temr denilir, der.

Müslim'in rivayetinin baş kısmında, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) şöyle der;

"Halk meyvenin ilk olgunlaşanını gördükleri zaman alıp Resû­lullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e getirirlerdi. Resûlullah (Sal­lallahü. Aleyhi ve Sellem) de meyveyi teslim aldığı zaman şöyle duâ ederdi..." ifâdesi vardır.

N e v e v I, sahâbilerin ilk çıkan meyveyi Resûl-i Ekrem (Aley-hi's-salâtü ve's-selâm)'e sunmalanyla ilgili olarak şöyle bilgi verir: Âlimler demişler ki: Sahâbüer, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) meyveleri, Medine-i Münevvere ve ölçekleri için duâ buyursun diye böyle davranırlardı. Bir de meyvelerin olgunlaş­maya başladığını O'na bildirmek istiyorlardı ki, zekât memurları gi-dip ağaçlardaki meyveleri takdir edip zekât hesabına başlansın,.

Getirilen meyveden önce en küçük yaştaki çocuğa verilmesi de Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in örnek ahlâkı, üstün şef­kati ve merhametini gösterir.

Resûl-İ Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in bu duasının eseri hâlen Medine-i Münevvere* de görülmektedir. Hacca veya umre'ye gidenler bu bereketin açık seçik örneklerini görürler. Allah Teâlâ bu mübarek beldeye hem dünya hem de âhiret bereke­tini ihsan buyurmuştur. N e v e v i' nin dediği gibi başka yerde yetmeyen bir avuç gıda maddesi orada yeter ve artar. Allah bu bel­deyi bol bol ziyaret etmeyi ve orada ikâmet etmeyi bizlere nasip ey­lesin. Ravza-i Mutahhara sahibi Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e kavuştursun. Âmîn.[92][92]

41 — İki Hurmayı Bişleştirerek Yemenin Yasaklığı Babı

3331) "... İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâydan; Şöyle demiştir:

Adamın, arkadaşlarından izin istemedik (almadık) ça iki hurma­yı birleştirerek yemesini Resul ullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yasaklamıştır."

3332) Ebû Bekir'in azadlı kölesi Sa'd (Radtyallâhü anhümâ) (Sa'd, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve SeHem)'e hizmet ediyordu ve Resûlullah (Sallal-lakü Aleyhi ve Sellem) onun hizmetini beğeniyordu)dan rivayet edildiğine göre :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ıkran'ı, yâni hurma (yendiğin) de (iki tanesini birleştirmeyi) yasaklamıştır.*'

Not: Zev&ld'de şöyle denilmiştir : Bu, sahih bir seneddir, râvileri sıka, yâ­ni güvenilir zâtlardır. İbn-İ Mâceh'in yanında Sa'd'ın bundan başka hadisi yoktur ve Kütüb-i Sittenin Kalanlarında da onun hadüi loktur.[94][94]

42- (Kurtlu Olması Muhtemel) Kuru Hurmayı Kontrol Etmek Babı

3333) "... Enes bin Mâlik (RadtyaUâhü anh)'dea; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) % kendisine eski kum hurma getirilip (içinde kurt olup olmadığını) kontrol etmeye başlarken gördüm."[96][96]                                                

43- Tereyağı İle Kuru Hurma (yı Yemek) Bâbt

3334) "... Sülemli Büsr'ün iki oğlu (Abdullah ve Atiyye) (Radtyaliâkü anhümyden; Şöyle demişlerdir.

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (bir defa) bize geldi Biz O'nun altına saçaklı bir yaygıyı güzelce serdik. O da üzerinde oturdu. Sonra Allah (Azze ve Celle) Ona bizim evimizde vahiy indir­di Ve biz O'na tereyağı ile kuru hurma ikram ettik. O, tereyağı se­verdi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) .[98][98]

44- Elenmîş Undan Yapılmış Arı Beyaz Ekmek (Hakkında Gelen Hadîsler) Babı

3334) "... Ebû Hazım (Radıyallâhü anhyden; Şöyle demiştir:

Ben, Sehl bin Sa'd (Radıyallâhü anh) 'a:

Sen elenmiş undan yapılma an beyaz ekmek gördün mü? dîye sordum. Sehl:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar ben elenmiş undan mamul arı, beyaz ekmek görmedim, diye cevab verdi. Beni

Peki, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken sa-hâbîlerin un elekleri var mıydı? diye sordum. Sehl

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar ben hiç bir un eleğini görmedim, dedi. Ben:

O halde siz arpa ununu elenmemiş olarak nasıl yiyiyordunuz? di­ye sordum. Sehl *.

Evet biz (değirmende öğütülen arpa) ununu (kabuğu gitsin di­ye) üflerdik. Böylece un (kabuğun) dan uçan kısım uçardı. Kalan (ka­buklar)! da su ile yumuşatıp yoğururduk, dedi'..."

Not: Zevald'de şöyle denilmiştir: Bunun »enedi tahttı olup r&vlleri güve­nilir zâtlardır.                                          

3336) "... Ümmü Eymen (Bereke) (Radtyallâhü ûnAâJ'dan rivayet edil­diğine göre:

Kendisi bir defa, bir mikdar un elemiş ve elediği unu Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için ekmek yapmak istemiş. Bunun üze­rine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Bu, nedir? diye sormuş. Ümmü Eymen de ı

Bu, memleketimizde yaptığımız bir yiyecektir. Ben bundan senin için bir ekmek yapmayı arzuladım, demiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

Bunu (yâni elekle ayırdığın kabuklu kısmı) şuna (yâni elemiş ol­duğun una) geri çevir (yâni karıştır), sonra yoğur, buyurmuştur."

Not: Zevâİd'de şöyle denilmiştir : Bu, hasen bir seneddir. Ümmü Eymen'in musannif (İbn-i Mâceh) yanında yalnız bu hadisi ve Cenâiz kitabında rivayet et­tiği bir hadisi (ki 1635. hadîstir) vardır. Kütüb-i Sitte*nin kalanlarında Ümmü Ey. men (R.A.)'nın hiç bir hadisi yoktur.

3337) "... Eues bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle demiştir:

Resûlıülah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah'a kavuşana ka­dar elenmiş undan mamul arı, beyaz bir ekmeği gözlerinden biri ile (de) görmedi"[100][100]

45- Yufka Ekmek (Hakkında Gelen Hadisler) Babı

3338) "... Atâ (bin EM Müslim el-Hurâsânî) (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) (bir ara) kavmini, yâni bir köyü ziyaret etmiş (râvî demiş ki: Sanırım Yünâ köyünü dedi). Köy halkı Ebû Hüreyre'ye evvelkilerin yufka ekmeklerinden birini getirmişler. Bunun üzerine Ebû Hüreyre ağlamış ve s Resûlullah (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) bu (nevi) ekmeği gözüyle hiç görmedi, demiştir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde İbn-i Atâ var. Onun adı Osman bin Atâ bin Ebİ Müslim el-Hurasanl'dir. zayıf bir ravidir.

3339) "... Katâde (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz, Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh) 'in yanma giderdik. (îshâk, kendi rivayetinde: "Ve Enes'in ekmek pişiricisi ayakta — hizmet edi­yor— idi", dedi. Dârimi de kendi rivayetinde: "Ve Enes'in yemek masası konulmuş (veya yemeği) oluyordu" dedi.) Enes bir gün (bi­ze) dedi ki:

(Buyurunuz, yemek) Yeyiniz. Ben Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Allah'a kavuşana kadar ne yufka ekmek ne de kebab edilmiş bir kuzuyu gördüğünü bilmiyorum, dedi.[102][102]

46- Fâlûzec (Yâni. Bal Helvası) Bâbl

3340) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâkü anhümâ)'âan; Şöyle demiştir:   ^

Fâlûzec  (yâni bal helvasın)ı ilk İşitmemiz şöyle oldu: Cibril

(Aleyhisselâm), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek:

Senin ümmetine memleketler fethedilecek ve onların üzerine dün­yalıktan (yâni bolluk) öyle akıtılacak ki onlar muhakkak fâlûzec yi­yeceklerdir, demiş. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

Fâlûzec nedir? diye sormuş. Cibril (Aleyhisselâm) : Yağ ve balı beraber karıştırırlar (helva yaparlar), demiş. Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de bu sebeble hıçkırarak ağla­mıştır."

Not: Ed-Dümeyri; Îbnül-Cevzî demiş kî: Bu hadis mevzudur, batıktır, as­lı yoktur, diye bilgi vermiştir. Zevâid'de de şöyle denmiştir: Bunun senedinde Os­man bir Yahya var. Ben aleyhinde bir şey bilmiyorum. Bâvİ Muhammed bin Tak ha'yı da tanımıyorum. RâvI Abdülvahh&b hakkında da Ebû Dâvûd : Bu adam, ha­dis uydurur, demiştir. El-H&kün de: Bu adam, mevzu bir takım hadisler rivayet etmiştir, der.[104][104]

İzahı

Bu hadisi E b û D â v û d da rivayet ederek, münker bir ha­dis olduğunu söylemiştir.

Ukke t Yağın muhafaza edildiği kab manasınadır. Tuluk mana­sına da gelir.

MÜlebbeka i İyice karıştırılmış şey manasınadır. Asıl manası ise yumuşatılmış şey demektir.

Dabb t Büyük keler manasınadır.

Semra t Esmer demektir. Semra buğday sözcüğü, hafifçe siyaha kaçan buğday mânâsına yorumlandığı gibi kavurulmuş buğday, mâ­nâsına da yorumlanmıştır. Bâzıları ise bunu buğday mânâsına yo­rumlamışlardır.

Ebû Davud'un rivayetinde; ifâdesi var­dır. Yâni, yağ ve sütün karıştırılmış olduğu beyaz ekmek.

T ı y b i: Bu hadis Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in prensip ve âdetine muhaliftir. Çünkü O, böyle bir temennide bulun­mazdı. Bu nedenledir ki Ebû Dâvûd, bu hadîsin münker ol­duğunu belirtmiştir, der.

Münker hadîs, aşın derecede yanlışlık eden, veya çok gaflet eden ya da fâsıklığı açık olan kimsenin rivayet ettiği hadîs demektir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in yağın muhafaza edildiği kabın nevini sormasının sebebi, yağdan hoş olmayan bir ko­ku duyması olabilir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) yağın, büyük kelerin derisinden mamul tulukta muhafaza edildiğini anlayınca bu yağla yağlanmış ekmeği yemekten imtina etmiştir. T ı y b İ bu mesele ile ilgili olarak: Bunun sebebi Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in büyük kelerden tiksinmesidir. O'nun kavminin bulunduğu bölgede bu hayvan bulunmadığı için Resûlullah (Aleyhi's-salâtü ve'c-selâm) tabiatı itibariyle bunun etinden hoşlanmazdı. Hâli d'in hadisi de bu durumu aydınlatıcıdır. Yoksa büyük kelerin derisinin necisliği ve pisliği nedeniyle değildir. Çünkü eğer necis ve pis sayıl-saydi, Resûlullah (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) o ekmeğin atılmasını ve yenilmemesini emredecekti, der. Büyük kelerin, eti yenen hayvan­lardan olup olmadığı konusu Av kitabının 16. babında rivayet edilen 3238-3242. hadîslerin izahı bölümünde işlenmiştir. Burada tekrarla­maya gerek görmüyorum.

3342)  ''..- Enes bin Mâlik (Radıyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

(Anam) Ümmü S ü ley m (bint-i Milhân) — bir gün — Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için bir ekmek yaptı ve ekmeğe biraz yağ koydu. Sonra (bana) : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e git de davet et, dedi. Enes demiş ki:

Ben de O'nun yanına vardım ve: Anam seni çağırıyor, dedim. Enes demiştir ki:

Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ayağa kalktı ve yanında olan sahâbilere:

(Siz de) kalkınız, buyurdu. Enes demiş ki:

Ben onlardan önce ananım yanma vardım ve (Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) ile yanmdakilerin gelmekte olduklarını) ona haber verdim. Biraz sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (anamın evine) geldi. (Sahâbîler de evin dışında beklediler). Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (anama) :

Yaptığın (yemeğ)i getir, buyurdu. Anamı

Ben yemeği yalnız senin için (yâni az) yaptım, dedi. Peygamber

(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (anama) :

Yaptığını getir, buyurdu. (Anam yaptığı ekmeği getirdi). Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Yâ Enes! Sen (sahâbileri) onar kişilik grublar hâlinde (sırayla) yanıma dahil et (y^ni eve al) buyurdu. Ben de (sahâbîleri) onar kisilik hâlinde O'nun yanma almaya başladım. Hepsi doyasıya yediler. Sahâbîler seksen kişi idi."[106][106]

Hadisten Çıkarılan Hükümler:

1. Yağlı ekmek yemek meşrudur.

2. Davetlilere sunulan yemek, davet edenin mâlî durumuna gö­re ayarlanır. Yemeğin davetlilerin şan ve şerefine göre hazırlanma­sı şart değildir.

3. Davet edilen zât, ev sahibinin rızâsı olduğu kanâatında oldu­ğu zaman başka bir kimseyi beraberinde götürebilir.

Ümmü Süleym (Radıyallâhü anhâ) 'nın hâl tercemesi 600. hadisin izahı bölümünde verilmiştir.[108][108]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadîsini B u h â r i, Müslim ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Âişe (Radı­yallâhü anhâ) 'nuı hadîsini Buhârî ve Müslim de rivayet etmiştir.

E1 - H â f ı z, el-Fetih'te: Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) ve ev halkının genellikle karınlarını doyurmamaları sebebi, yanların­daki gıda maddesinin azlığı ve bulduklarını pek yemeyip fakirlere tercihen vermeleri idi, demiştir.[110][110]

İzahı

Bu hadisi Buharı, Müslim ve Tirmizi de riva­yet etmişlerdir.

Şatr ı Bir parça manasınadır. Bâzıları bunu yarım Vesk, yâni yak­laşık 100 kg, olarak yorumlamışlardır.

Sindi' nin beyânına göre Ibn-i Battal şöyle demiş­tir:

' A i ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nın yanında bulunan arpa ölçülme-mişti. A i ş e (Radıyallâhü anhâ), arpanın ne kadar olduğunu bil­mek için ölçtü. Henüz ölçmemiş iken az olduğunu sandığı için hemen biteceğini sanıyordu. Bu nedenle sandığı gibi çabuk bitmedi ve bir süre onu idare etti. Âişe (Radıyallâhü anhâ) bilâhare ölçünce ne kadar zaman idare edeceğini tahmin etti ve tahmin edilen süre bitiminde arpa bitti.

El-Kadı da: Bu hadis, ne kadar olduğu bilinmeyen erzakın daha bereketli olduğuna delâlet eder. "Zahirenizi ölçün ki sizin İçinbereketli olsun" mealindeki hadise gelince, âlimler; Bundan maksad günlük nafakayı ölçerek zahireden çıkarmaktır. Ancak kalan zahi­reyi ölçmemek gerekir. Günlük nafakayı ölçerek çıkarmanın faydası ise ihtiyaçtan fazla veya eksik çıkarmamaktır, demişlerdir.

3346) "... Âişe (Radtyallâhü ö«Aû>'dan; Şöyle demiştir:Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vefat edinceye kadar, O'nun ev halkı arpa ekmeğini doyunca yemediler."

3347) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü ankümâ)'dan; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve aile ferdleri üst üste bir kaç gece aç olarak gecelerdi, akşam yemeği bulamazlardı. Genel­likle yedikleri ekmek de arpa ekmeğiydi.'1

3348)  '... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anAJ'den; Şöyle demiştir:

ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yün elbise giydi ve ya­malı papuç giydi. Enes şunu da söylemiştir: ResûluUah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî beşi1 yedi ve sert elbise giydi.

(Enes'in râvisi) el-Hasan'a: Beşi1 nedir? diye sorulmuş. O da (Be­şi*), arpanın iri (öğütülmüş) olanıdır. O, bunu ancak bir yudum su ile yutabilir idi" demiştir.

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bu, zayıf bir seneddir. Çünkü Nuh bin Zekvân'ın zayıflığı hususunda ittifak vardır. Ebû Abdillah el-Hâkim : O, el-Hasaa'-dan her mudal badis rivayet eder, demiştir.[112][112]

50- Yemekte İktisad Etmek (Yâni Az Yemek) Ve Doyasıya Yemenin Mekruhluğu Babı

3349) "... Mıkdâm bin Madîkerib (Radtyalîâhü onA/den; Şöyle demiştir:

Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den şöyle buyu­rurken işittim: Âdem oğlu karın (yâni mide)den daha şer (fena) bir kab doldurmamıştır. Âdem oğluna, belini doğrultan bir kaç lokma yeter. Eğer Âdem oğluna nefsi galebe çalarsa, kanun (yâni midenin) üçte biri yiyecek, üçte biri içecek ve üçte biri de nefes içindir."

3350) "... İbn-i Ömer (Radtyalîâhü anhümâydan rivayet edildiğine göre :

Bir defa bir adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanında (tokluğundan dolayı) geğirdi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  (adama) :

Geğirtini bizden uzaklaştır. Çünkü şüphesiz, kıyamet günü açlı­ğı en vzun olanınız, dünya hayatında en çok tok olanınızdır, buyurdu."

3351) "... Atîyye bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâkü enh)'den; Şöyle de­miştir :

Selmân (Radıyallâhü anh) den, yediği yemekten biraz daha ye­mesi için israr edilirken şunu işittim:

(Yediğim mikdar) bana yeter. Çünkü ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i şöyle buyururken işittim:

Dünyada nisanların en çok doyasıya yiyeni kıyamet günü açlığı en uzun olanıdır/*

Kot: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Sald bin Muhammed el-Verrak es-Sakafi bulunur. Âlimler onu zayıf saymıştır. îbn-i Hibbân ve Hâkim de (mu sıka, güvenilir saymışlardır.[114][114]

51- İştiha Ettiğin  (Yâni Canının Çektiği) Her Şeyi Yemek Bir Nevî İsraftır, Babı

3352) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyâen rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Senin İştiha ettiğin her şeyi yemen israftandır.»**

Not: Zevaİd'de şöyle denilmiştir: Bunun senedi zayıftır. Çünkü râvi Nûh bin Zekvan'ın zayıflığı hususunda ittifak edilmiştir. Ed-Dürneyri: Bu hadîs onun münker hadîslerindendir, demiştir.[116][116]

52- Yemeği Atmanın Yaşarlığı Babı

3353) "... Âi§e (Radtyattâhü anhâ)'d&n; Şöyle demiştir:

(Bir defa) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) eve girdi de yere atılmış bir ekmek parçası gördü. Onu yerden alıp sildikten sonra yedi ve:

Yâ Âişe, değerli şeye saygı göster. Çünkü ekmek parçası hangi kavimden nefret etmiş (kaçmış) ise katiyyen bir daha onlara dönme­miştir, buyurdu."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde bulunan el-Velld bin Muhaınmed zayıftır. Sindi de : ed-Dümeyri'nin bu râvlnin hadîs uydurmakla itham edildiğini söylediğini nakletmiştir.[118][118]

İzahı

Bu hadis, notta belirtildiği gibi Zevâid nevilidendir. Hadîste ge­çen "Daci" yatak arkadaşı manasınadır. Açlık, insanı din ve dünya ile ilgili görevlerden geri bırakır, zihinleri karıştırır, bâtıl ve bozuk bir takım fikirlere sürükler, hattâ kötü yollara bile sevkedebilir. Bu ve benzeri tehlikeler nedeniyle açlıktan Allah'a sığınmak gerekir.

Bitâne: Elbise astan manasınadır. Asıl mânâ bu olmakla beraber sırdaş, gizli tutulan şey ve iç mânâlarına da gelir. Hıyanet içte bes­lenen bir duygu olduğu için buna bitâne denmiştir. Hıyanet, dinimi­ze göre büyük günahlardandır ve zararları pek çoktur. Bu hastalık­tan da Allah'a sığınmak lüzumludur.[120][120]

55- Misafir Edinme Babı

3356) "... Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'6en rivayet edildiğine göre; Resûlullab (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Hayır, misafir kabul edilen eve bıçağın deve hörgücüne ulaşma­sından daha hızlı ulaşır."

Not:   Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde CÜbâre ve kesir bulu­nur, Bu iki râvl zayıftır.

3357) "... İbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine gö­re ; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

Hayır, içinde yemek yenen eve, bıçağın deve hörgücüne ulaşma­sından daha hızlı ulaşır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Cübâre var. Bu râvî zayıftır. Ayrıca senedde «Abdurrahman bin Nehşel» ifâdesi yanlıştır. Doğrusu şöy­ledir :  

3358) "... Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)\\en rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

Adamın, misafiri ile beraber evin kapısına kadar çıkması (yâni uğurlaması) şüphesiz sünnettendir."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ali bin ürve bulunur. Bu râvi, terkedilmiş zayıflardan biridir. İbn-i Hibbân, bunun hadis uydurduğunu so> lemistir.[122][122]

56- Misafir. Münker  (Yâni Meşru Olmayan) Bir Şey Gördüğü Zaman Geri Döner, Babı

3359) "... Âli (bin Ebî Tâlİb) (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben (bir gün) bir yemek yapıp Resûhıllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i davet ettim. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geldi. Fakat evde resimler görünce geri gitti."

3360) "... Sefine Ebû Abdirrahmân (Radtyallâhü fl»A)'den rivayet edil-diğine göre:

Bİr adam bir yemek yapıp Alî bin Ebî Tâlib (Radıyallâhü anhVın evine göndermiş, Fâtıma (Radıyallâhü anhâ) da: Keşke Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'İ davet edip O da bizimle beraber yiyerdi, demiş ve bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i davet etmişler. Resûl-i Ekrem de gelmiş ve elini kapının iki tarafında ağaçların üstüne koymuş. Sonra (içeri gireceği sırada) oda­nın bir kenarında desenli bir örtü görüp geri gitmiş. Bunun üzerine Fâtıma, Alî'ye:                                            

Yetiş de, Seni geri çeviren nedir? Yâ Resûlallah, diye sor, demiş.

(Ali de yetişip sormuş ve) Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) :

Müzevvak (yâni nakışlarla süslü) bir eve girmek benim için yok­tur (yâni giremem), buyurmuştur."[124][124]

Hadîsten Çıkan Hüküm Şudur:

Bir müslümanın davet edildiği evde bir canlının yaşayabilir bi­çimdeki boy resmi asılı durumda bulunursa davetli kişi oraya girme­melidir.

Bu babın ikinci hadisini Ebü Dâvûd ve Ahmed de rivayet etmiştir.

Bu hadiste geçen Idâde kapının kenarında dikili ağaç demektir. Yâni kapıyı tutturmak için sağ ve solunda bulunan iki ağaç parça­sına verilen isimdir.

Kiram t Örtü olarak kullanılan desenli ve nakışlı yünden mamul perdedir, çeşitli renklerden pamuk ipliği ile işlenir.El-Mısbâh isimli lügat kitabında, Kirâm: İnce örtüdür. Bâzıları­na göre çizgili ve nakışlı ince örtüdür, diye tarif edilmiştir. Müzevvak = Nakışlarla süslenen, demektir.

Hadisin baş kjsmında,bulunan;   yi ^jUsl %-j jl  cümlesinin za­hirine göre bir adam    A 1 i' yi    misafir etmiş.    Ebû   Davud'un süneninin bâzı nüshaları da böyledir.    Diğer bâzı nüshalarında ise;

 j\    ifâdesi kullanılmıştır. Bu rivayetin zahirine göre ise bir adam   A 1 i' ye   misafir olmuştur.

T ı y b î ilk rivayet şeklini şöyle yorumlamıştır: Yâni adam ye­mek yapıp A 1 i" ye göndermiştir. Yoksa zan edildiği gibi adam A 1 i * yi   kendi evine davet etmemiştir.

Kanımca T ı y b i' nin böyle yorum yapmasının sebebi hadî­sin devamında gelen F â t ı m a (Radıyallâhü anhâj'ya âit sözler­dir. Onun sözleri Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmî'in onun evine geldiğini de ifâde eder.

EI-Mirkat'ta belirtildiği gibi bu hadis, bir münker'in yâni e^yri meşru durumun bulunduğu davete icabet edilmeyeceğine delâlet eder.

E 1 - H â f ı z da, el-Fetih'te: Bir evde bir münkerin, yâni gayri meşru durumun bulunmasının, o eve girmesine dinen engel olduğu, bu hadîsten anlaşılır, demiştir.

lbn-i   Battal   da bu konuda şöyle der:

Allah ve Resulünün yasakladığı bir durumun bulunduğu bir da­vete icabet etmek caiz değildir, hadîs bunu ifâde eder. Çünkü böyle bir davete icabet etmek böyle bir duruma rızâ göstermek anlamını taşır. İ b n - i Battal daha sonra mesele ile ilgili mütekaddim, yâni ilk âlimlerin mezheblerini açıklar ki, bunun özeti şudur: Davet edilen kişi davet edildiği yerdeki haram durumu giderirse, oraya git­mesinde bir sakınca yoktur. Şayet gidermeye gücü yetmezse geri dö­ner.

Hanefî mezhebine mensub el-Hidâye sahibi de: Bir kimse da­vet edildiği yere gittikten sonra orada münker, yâni Allah ve Resu­lünün yasakladığı bir durum meydana gelirse, davet edilen zât, örnek edinilecek bir önder ise ve durttt^lmÜdaİHüe edip gidermeye gücüyetmezse, orayı derhal terk etmelidir. Çünkü öyle mecliste dine leke sürülmüş olur ve bir günah kapısı açılmış olur. Şayet davet edilen kişi örnek ve önder durumunda değil ise oturmuş iken artık yemeği yeyip öyle çıkmalıdır. Fakat davet edilen bir kimse henüz davet edil­diği yere girmemiş iken orada münker bir durumun olduğunu sezerse örnek olsun veya olmasın geri dönmelidir, der.[126][126]

58- Kim Bir Yemek Pişirirse Suyunu Çoğaltsın, Babı

3362) "... Ebû Zerr (Radtyallâhü anA/den rivayet edildiğine göre; Pey-gamber (Sallaİlahü Aleyhi ve Sellem) :

«Bir çorba yapbğın zaman suyunu çoğalt ve çorbandan bir avucu-nu komşularına ver,» buyurmuştur."[128][128]

59- Sarmısak, Soğan ve Pırasayı Yemek Bâb1

3363) "... Ma'dftn bin Ebf Talha el-Ya'merî (Radtyallâhü anh)'den; Şöy­le demiştir:

Ömer bin el-Hattâb (Hadıyallâhü anh), Cuma günü hutbe oku­mak üzere ayağa kalktı. Allah'a harad ve sena ettikten sonra şöyle

Ey insanlar! Siz, benim ancak habis (yâni hoşlanılmaz) sandığım şu sarımsak ve soğan (denilen) iki yeşilliği gerçekten yiyiyorsunuz. Halbuki Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken (mes-cid'de) kendisinden mezkûr yeşillik kokusu hâsıl olan adam görür­düm. (Böylesi mescid'den uzaklaştırılarak) Bakî tarafına çıkarılınca­ya kadar elinden tutuluyor (götürülüyor) du. Şu halde, kim bunları behemehal yiyecek olursa pişirmek suretiyle kokusunu gidermesi ge­rekir."

3364) "... (Ebû Eyyûb-î Ensârî'nin zevcesi) Ümmii Eyyûb (RadtyaUâhü mâyd; Şöyle demiştir:

Ben, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e, içinde (soğan, sarımsak, pırasa gibi) bazı (kerih kokulu) yeşillikler bulunan bir ye­mek yaptım. Fakat O, (bundan) yemedi ve:

•Ben arkadaşım (Cebrail AleyhisselâmJa eziyet etmekten hoşlan­mam.» buyurdu."

3365) "... Câbir (RadtyaUâhü anhyâen rivayet edildiğine göre: Birkaç adam Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in yanma gelmişler. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), onlardan prasa kokusu duymuş ve:

«Ben siz (müslümanlar) ı (fena kokulu) bu yeşillikten men etmiş olmadım mı? Şüphesiz insanların rahatsız olduğu şeylerden melekler de rahatsızlanır.*"[130][130]

Hulâsa'daki bilgiye göre onun hadisini Ebû D â v û d da rivayet etmiştir. Fakat rastlayamadım. Belki de başka hadisi E b ü D â v û d   tarafından rivayet edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

3366) "... Ükbe bin Âmir el-Cühenî (Radtyallâhü a«A)'den rivayet edil­diğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), sahâbîlerine i «Soğan yemeyiniz» buyurmuş, sonra gizli (yâni alçak sesli) bir kelime "Çiğ" buyurmuştur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Abdullah bin Lehia bu­lunur. Bu ravi zayıftır. Kavilerden Osman ve el-Müğire lehinde veya aleyhinde ko­nuşanı görmedim.[132][132]

İzahı

T i r m i z 1 bu hadisi libâs kitabında "Firâ'ı giymek" başlığı al-tında açtığı bâbta rivayet etmiştir. Hadîsin senedinde bulunan S e y f bin Hârûn Tuhfe'de zayıf olarak tanıtılmıştır. Tirmizl' nnV bir rivayetinde ayni râvi mevcuttur. Diğer bir rivayetinde ise bu râ-vî yoktur. Fakat o rivayette hadîs S e 1 m â n (Radıyallâhü anh) üzerinde mevkuftur. Yâni S e 1 m â n' in sözü olarak rivayet olun­muştur.   Hâkim   de bu hadisi rivayet etmiştir.

Hadisin metninde geçen "Firâ" kelimesi iki mânâya yorumlan­mıştır: El-Karl: Bu kelime Ferâ veya Fera'nın çoğuludur, ya­bani eşek manasınadır. E 1 - K a di demiş ki, bir kavle göre bu kelime Ferv'in çoğuludur. Ferv, deriden mamul elbisedir. T i r m i -z î gibi bâzı hadîsçiîerin bu hadîsi Libâs, yâni elbise bölümünde riva­yet etmesi, bu ikinci yorumu teyid eder. Ibn-i M â c e h ise bu­nu sade yağ ve peynir babında rivayet etmiştir, der. Yâni î b n - i M â c e h ' in bu hadisi Yiyecekler bölümünde rivayet etmesi birin­ci yorumu teyid eder. Bâzı ilim adamlarımız birinci yorumu, yâni bu kelime ile deriden mamul elbise anlamını tecrid ederek; Sahâbîlerin deriden mamul elbiseyi giymenin hükmünü sormaları sebebine ge­lince, gayri müslimler murdar hayvan derisini tabaklamadan elbise yapıp giyerlerdi. Sahâbiler onların durumuna düşmekten korkarak bunu sormuşlardır, derler. Hadis âlimlerinin bu hadîsi elbise bölü­münde rivayet etmeleri bu görüşü takviye eder, diye bilgi vermiştir.

Hulâsa Ferâ kelimesi ya deriden mamul elbise, ya da yabani eşek manasınadır. Deriden mamul elbiseyi giymekte bir sakınca yoktur. Murdar hayvan derisine gelince, bu tabaklandığı zaman yıkanıp te­mizlendikten sonra giyilebilir ve başka türlü de kullanılabilir. Bu konu 3609 - 3612 nolu hadîsler bölümünde anlatılacaktır. Yabani eşek etine gelince, bu konu 3193-3196 nolu hadîsler bölümünde geçmiştir. Oraya bakılabilir.

Sindi,   hadîsin izahı bölümünde özetle şöyle der: "Bu hadîsin zahirine göre helâl ve haram hükümleri yalnız Kur'-ân-ı Kerim âyetlerinden çıkar ve helâl veya harama âit hiç bir hü­küm hadîsler ile sabit olamaz. Halbuki durum böyle değildir ve;

"Bilmiş olunuz ki bana Kur'an ve onunla beraber onun misli verildi" hadîsine aykırıdır. (Müellifimizin 12. hadisine bakınız). Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) de bir şeyin haramlığını bildiren hadisleri tutmayıp bu hükmün Kur'ân'da yer almamasını mazeret, gerekçe gösteren kimseleri yermiştir. (Mü­ellifimizin 13 nolu hadisine bakınız)."

Yukarda belirtilen sebeblerle bu hadis zahiri mânâsına göre de­ğildir, şöyle yorumlanması gerekir: "Allah'ın Kur'ân-i Kerim'de he­lâl veya haram kıldığı şeyler1' ifâdesinden maksad Kur'ân'da açıkça bildirilen hükümler ile konulan genel hükümlerdir,

 — "Allah'a itaat ediniz ve Allah'ın Resulüneitaat ediniz" gibi âyetler genel hükümleri ifâde ederler. Durum ve yorum bu olunca; bu hadiste anılan peynir, sâde yağ, yabana eşek ve­ya deriden mamul elbise, Allah'ın, Kitâb'ında helâl kılınmış şeyler­den sayılır. Çünkü Resülullah (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu hüküm­leri beyân buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerimin yukardaki âyeti ve ben­zeri âyetler Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'e itaat etme­yi emreder. Şu halde bu hükümler Kur'ân ile sabittir. Sâde yağın he­lâlliği Buhâri ve Müslim'in rivayet ettikleri hadisle sabittir. Peynir'in helâlliği da Ebû Davud'un rivayet ettiği hadîsle sabittir.

Yabani eşek eti ve tabaklanan deri ile ilgili hükümler de yukarda numaraları verilen hadislerle sabittir.

Hadis bu şekilde yorumlanınca; sâde yağ ve peynir ile yabani eşek eti veya derinin elbise olarak kullanılması hükümleri Allah'ın söz konusu etmediği hükümlerden sayılmaz. Keza, hadisten maksad anılan bu şeylerin, sözü edilmeyen neviden olduğunu bildirmek de­ğil, maksad, helâl ve haramı tanımak için genel bir kural koymaktır.

Durum bu olunca bu hadîs;

"Allah, şüphesiz size bâzı şeyleri emretmiştir. Siz bunları yerine getiriniz. Bazı şeyleri de size yasaklamıştır. Bunlardan da sakınınız ve katından bir rahmet olarak bâzı şeyler (in helâl veya haramlığın)-dan söz etmemiştir. Artık siz de o şeyleri sormayınız" hadîsine muva­fık olur.

Hadis, haramlığı hakkında bir hüküm bulunmayan şeylerde asıl olanın helâllik olduğuna delâlet eder.

Ş e v k â n i de, en-Neyl'de: Helâl ve haram kılma hükümlerinin Kur'ân-ı Kerime inhisar ettiğine delâlet eden bu ve benzeri hadis­lerden maksad, Kur'an-i Kerim'de bulunan özel hükümler yanında genel hükümler ve işaretler, eşyaların helâllığına veya haramlığına delâlet eder. Maksad şu olabilir.- Hükümlerin çoğu, Kur'an-ı Kerim'de açık veya kapalı biçimde bulunur. "Bana Kur'ân-ı Kerîm ve onunla beraber onun misli verildi" mealindeki sahih hadis bunu gösterir, der.[134][134]

62- Yüzükoyun Yatarak Yemek Ye\Fenin Yasaklığı Babı

3370) "... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (R.a)'-den rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) .adamın yüzükoyun ya­tarak yemek yemesini yasaklamıştır.

[2][2]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/7.

[4][4]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/8-9.

[6][6]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/9-10.

[8][8]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/12.

[10][10]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/13-14.

[12][12]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/15-16.

[14][14]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/17-19.

[16][16]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/20-21.

[18][18]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/23-24.

[20][20]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/26-27.

[22][22]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/27-29.

[24][24]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/29-30.

[26][26]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/31-32.

[28][28]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/33-34.

[30][30]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/34-35.

[32][32]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/36-38.

[34][34]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/39.

[36][36]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/39-41.

[38][38]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/42-43.

[40][40]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/43-44.

[42][42]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/45-46.

[44][44]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/47-48.

[46][46]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/48-50.

[48][48]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/50.

[50][50]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/51-52.

[52][52]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/53.

[54][54]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/54.

[56][56]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/55.

[58][58]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/56-57.

[60][60]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/59.

[62][62]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/60-61.

[64][64]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/62-63.

[66][66]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/64-65.

[68][68]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/66.

[70][70]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/66-67.

[72][72]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/68.

[74][74]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/69.

[76][76]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/70-71.

[78][78]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/72-73.

[80][80]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/74.

[82][82]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/75-76.

[84][84]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/76-77.

[86][86]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/78-79.

[88][88]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/79-80.

[90][90]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/81-82.

[92][92]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/83.

[94][94]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/85.

[96][96]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/86.

[98][98]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/87.

[100][100]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/90-91.

[102][102] Hulâsa, 367 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/92.

[104][104]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/94.

[106][106]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/97.

[108][108]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/97-98.

[110][110]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/99.

[112][112]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/101.

[114][114] Hulâsa, 268 Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/103-104.

[116][116]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/105.

[118][118]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/106.

[120][120]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/107.

[122][122]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/109.

[124][124]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/111.

[126][126]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/113-114.

[128][128]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/115.

[130][130] Huttsa, 497 ve Tuhfetü'l-Ahvezl C. 3,6ah. 84

[132][132]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/118-119.

[134][134]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/121-123.

[135][135]Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/123.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

32 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk