Buradasınız: AnasayfaSüneni İbni MaceZebaih Hadisleri

Zebaih Hadisleri

Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

ZEBÂİH (YÂNİ BOĞAZLANAN HAYVANLAR) KİTABI 3

1- Akîka Babı 3

2- Feraa Ve Atîre (İsimli Kurbanlar) Babı 5

Nübeyşe   (Radıyallâhü  Anh)'İn  Hadîsinin Fıkıh Yönü. 6

3- Hayvanları Boğazlayacağınız Zaman Boğazlamayı Güzel Yapınız, Babı 6

4- Hayvanı Boğazlarken Allah'ın İsmini Anmak Babı 7

5- Hayvanın Ne İle Boğazlanabileceginin Beyânı Babı 8

6- Hayvanı Yüzmek Babı 10

7- Sağım Hayvanları Boğazlama Yaşarlığı Babı 10

8- Kadının Boğazladığı Hayvan (İn Etinin Yenilmesinin Meşruluğu) Bâbl 11

9- Eti Yenen Evcil Hayvanlardan Kaçan (Ve Yakalayıp Boğazından Kesilmesi Mümkün Olmayan) İn Kesilmesi  (Usûlünün Beyânı)   Babı 12

10- Hayvanları Bağlayıp Hedef Yaparak Ölünceye Kadar Ok, Taş Gibi Bir Şeye Tutmanın Ve Onlara  13

İşkence Ve Azab Etmenin Yasaklığı Babı 13

11- Cellâle (Yani Dışkı Yiyen Hayvan) Etini Yemenin Yaşarlığı Bâbî 14

12- At Etleri Babı 14

13- Evcil Eşeklerin Etleri Babı 15

14- Katırların Etleri Babı 16

15- Katırların Etleri Babı 17

16- Cenin   (Rahimdeki Yavrun) Un Kesimi Anasının Kesimidir, Babı 17


ZEBÂİH (YÂNİ BOĞAZLANAN HAYVANLAR) KİTABI

Zebâih ı Zebîha'nin çoğuludur. Zebiha, boğazlanan demektir. Zibh de boğazlanan mânâsım ifâde eder. Zebh ise boğazlamak demektir. Buna Zekât da denilir.[2][2]

İzahı

Ümmü Kürz (Radıyallâhü anhâKnın hadîsini diğer sünen sâhibleri ve   A h m e d   de rivayet etmişlerdir.

Bu hadisteki "Mütekâfietân" kelimesi; yaşça eşit veya biribirine yakm yaşta olan iki davar, mânâsına yorumlanmıştır.

Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nın hadisini T i r m i z i de riva­yet etmiştir.[4][4]

İzahı

Bu hadisi B u h â r î, diğer sünen sâhibleri ve A h m e d de rivayet etmişlerdir. T i r m i z i hadisin sahih olduğunu söylemiş­tir.

Hadisin: "Ğulâm" kelimesinin asıl mânâsı oğlan bebektir. Fa­kat âlimlerin çoğu bunu erkek ve kız çocuğuna şümullü şekilde yo­rumladıkları için biz bunu bebek diye terceme ettik. H a s a n - i Basri ile Katâde bunu erkek çocuğu mânâsına yorumlaya­rak kız çocuğu için akika isimli kurban kesilmez, demişlerdir. Ama âlimler bunu genel mânâya yorumlayarak ve diğer hadîsleri delil göstererek kız çocuğu için de akîka kesilir, demişlerdir.

Hadisin: "Bebekle beraber bir akîka bulunur" cümlesinde geçen akîka kelimesiyle neyin kasdedildiği hususunda iki ihtimal vardır: Birinci ve zahir olan ihtimâle göre, bu kelime ile bebeğin saçı kasde-dilmiştir. Hadîsin son cümlesinde bulunan "Ezâ"da saç mânâsına yo­rumlanmıştır ve hadisten kasdedilen mânâ şöyledir: Bebek doğarken başında saç bulunur. Siz onun adına bir akîka kurbanı kesiniz ve çocuğun saçını tıraş ediniz.

Hasan-i Basri, Esma! ve Muhammed bin S i r i n "Eza" kelimesini bebeğin başındaki saç mânâsına yorum­lamışlardır.

Hadisin yukardaki cümlesinde bulunan Akîka sözcüğü ile akîka denilen kurban kasdedilmiş olur. Akika denilen kurbanın bebekle be­raber olmasının mânâsı, bebeğin kurban kesmeye sebeb ve vesile ol­masıdır.

Hadîste geçen "Eza" kelimesinin bebeğin saçma inhisar ettiril-meyip genel mânâya yorumlanması ihtimâli de vardır. Bu takdirde kasdedilen mânâ bebeğin saçını tıraş etmek, sünnet ettirmek ve ana rahminde kendisine bulaşmış bulaşıktan temizlemektir.[6][6]

İzahı

Bu hadisi Tirmizi, Ebû Dâvûd, Nesâi ve Ah-m e d   de rivayet etmişlerdir.

Çocuğun ak i kasma karşılık rehinde olması buyruğu çeşitli şekil­lerde yorumlanmıştır: Bir yoruma göre, akikası kesilmeyen çocuk, akîkası kesilen çocuğa nisbeten neş-u nema bulmaz, gelişmez.

Diğer bir yoruma göre bundan maksad, akika kurbanının çocuk için gerekli olmasıdır. Yâni çocuk, akîkası kesilmedikçe rehinde tu­tulan şey gibidir. Tam manâsıyla ondan yararlanılmaz. Ancak akî­kası kesildiği zaman tam manâsıyla yararlı bir çocuk olur. Çünkü ço­cuk, Allah'ın bir nimetidir. Diğer nimetlerde olduğu gibi şükür edil­diği takdirde tamamlanır. Çocuk nimetine şükür etmek ise, onun akî-kasmı kesmekle gerçekleşir.

Bir başka yoruma göre bu cümlede geçen "Akika" sözcüğü ile çocuğun saçı kasdedilmiştir. Yâni doğan çocuk, saçı dolayısıyla re­hinde olan şey gibidir. Ancak tıraş edilmekle bu halden kurtulur.

Ahmed bin Hanbel bu cümleden maksad şudur, der: Yâni doğan bebek için akîka kurbanı verilmediği takdirde, çocuk iken ölürse babası ve anası için şefaatçi olmaz.

Tekmile de yukarıdaki yorumlar yanmda başka yorumlar da be­yân edilmektedir. Ben bu kadarını açıklamakla yetiniyorum.[8][8]

İzahı

Zevâid nevinden olan bu hadîs, bebek için akika kurbanının ke­silmesinin meşruluğuna, fakat kurbanın kanını bebeğin başına sür­menin meşru olmadığına delâlet eder.

Hanefİler, Mâlik, Şafii, Ahmed, İshâk ve Cumhur: Bebeğin başına akika kanını sürmek meşru değildir. Çün­kü bu, câhiliyet devrinin âdetidir. İslâmiyet bunun bâtıllığına hük­metmiştir, derler.[10][10]

İzahı

N ü b e y ş e (Radıyallâhü anh) 'm hadîsini Ebû Dâvûd, Nesâî,   Ahmed   ve   Beyhakî   de rivayet etmişlerdir.

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'm hadîsi T i r m i z î hâriç diğer Kütüb-i Sîtte yazarları tarafından rivayet edilmiştir.

N ü b e y ş e (Radıyallâhü anh)'in hadisinde geçen "Sâime" yılın çoğunda otlanmakla geçinen, yâni yemlenmeksizin idare edebi­len deve, sığır ve davar nevilerine denilir.

Aynı hadiste geçen Mâşiye de deve, sığır ve davar sürüsüne de­nilir.

Fera' ve feraa aslında deve yavrusundandır. Ancak Nesâî' nin rivayetinde«Her davar sürüsündsenin davarlarının beslediği bir fera' vardır» buyurulduğu için fera' sığır, koyun ve keçiden de olabilir. Tercemede bu durum dikkate alın­mıştır.

Hadîste geçen "İstihmal" yük taşıma çağı mânâsına gelebildiği gibi erkek hayvanın döl olma çağı ve dişi hayvanın gebe kalma çağı­na varma mânâsına da gelebilir. Bu kelime iki mânâya da yorum­landığı için bu duruma da işaret edilmiştir.

Fera' kelimesi deve yavrusu mânâsına yorumlandığı zaman İstih-mâl kelimesi yukardaki iki mânâya da yorumlanabilir. Fera'ın kuzu ve keçi oğlağı mânâsına da şümullü olarak yorumlandığında bu iki hayvan açısından İstihmal kelimesinin çiftleşme çağı mânâsına yo­rumlanması daha uygun olur. Çünkü koyun ve keçinin yük taşıma çağı pek düşünülmez.[12][12]

3- Hayvanları Boğazlayacağınız Zaman Boğazlamayı Güzel Yapınız, Babı

3170) Şeddâd bin Evs (Radıyallâhü attk)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

•Allah (Azze ve Celle), şüphesiz her şey hakkında ihsanı (yâni iyi ve yumuşak davranmayı) emretmiştir, (veya inşânı her şeyden üstün tutmuştur). Bu itibarla siz (kısas veya had olarak bir kimseyi)öldüreceğiniz zaman öldürmeyi güzel (yâni maktule en kolay biçim­de) yapınız, (hayvan) Boğazlayacağınız zaman da boğazlamayı gü­zel yapınız. Biriniz (hayvanı boğazlayacağı) bıçağını keskinleştirsin ve boğazladığı hayvanı rahat ettirsin.»"[14][14]

4- Hayvanı Boğazlarken Allah'ın İsmini Anmak Babı

3173) îbn-i Abbâs (Radtyallâhü anhümâyd&n rivayet edildiğine göre : Kendisi"Ve şüphesiz şeytanlar dostlarına fısıldarlar, âyeti hakkında şöyle demiştir t Müşrikler (şey­tanların onlara fısüdala malarına atfen) diyorlardı ki t Üzerine Allah'm ismi anılan kesilmiş hayvanları (Allah'a hürmeten) yemeyiniz ve üze­rine Allah'ın ismi anılmayan hayvanları yeyiniz. Bunun üzerine Allah (Azze ve Celle) buyurdu = Üzeri­ne Allah'ın ismi anılmayan hayvanları yemeyiniz."[16][16]

İzahı

Bu hadisi Buhâri, Ebû Dâvûd. Nesâî, Beyha-ki, Tahâvi, Mâlik ve Dârimi de rivayet etmişler­dir.

Tekmile yazan bu hadisin izahı bölümünde özetle şu bilgiyi verir: "Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in: «Bismillah de­yiniz ve (eti) yeyiniz» buyruğundan maksad, et yenilirken Bismillah demek, hayvanı boğazlarken Bismillah demenin yerine geçer, demek değildir. Bu mânâ kasdedilmemiştir. Maksad yemeğe başlarken bes­mele çekmenin müstehabhğıdır. Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) bu buyruğu ile Sahâbİlere şunu demek istemiştir: Size geti­rilen et üzerine besmele çekilip çekilmediğini bilmediğinize önem ver­meyiniz. Siz yemeğe başlarken besmele çekmeye önem veriniz."[18][18]

5- Hayvanın Ne İle Boğazlanabileceginin Beyânı Babı

3175) Muhammed bin Sayfî (Radtyallâhü a»AJ'den; Şöyle demiştir:

Ben (bir defa) iki tane tavşanı bir merve (denilen bıçak gibi kes­kin, beyaz taş) ile boğazladım. Sonra tavşanları Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellemî'in yanına götürdüm. O, bunları yememi em­retti."

3176) Zeyd bin Sâbİt (Radtyallâhü an*)'den rivayet edildiğine göre :

(Bir kere) bir kurt köpek dişiyle bir davan ısırmış, sonra davar sahihleri davarı bir merve (denilen bıçak gibi keskin, beyaz taş) ile boğazlamışlar. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onla­ra, o hayvanın etini yemeleri için müsaade etmiştir."

3177) Adi bin Hatim (Radtyallâhü a»A)'den; Şöyle demiştir:

Ben (bir defa) :

Yâ Resülallah, biz av avlarız da bıçak bulamayız. Ancak zırâr (denilen sert ve keskin taş) veya asanın şıkkı (yâni uzunlamasına)ikiye bölünmüş değneğin keskin parçasını buluruz, (ne buy ur ulur?) dedim. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):

«Kam dilediğin şeyle iyice akıt ve (hayvanı boğazlarken) üzerine Allah'ın ismini an» buyurdu."

3178) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz bir yolculukta Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde idik. Ben (bir ara) :

Yâ Resûlallah, biz savaşlarda oluruz ve beraberimizde bıçaklar bulunmaz, (Acaba keskin taş veya keskin değnek parçasıyla hayvan boğazlayabilir miyiz?) dedim. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) :

«Üzerine Allah'ın ismi anılarak kam iyice akıtan bir şey ile bo­ğazlanan hayvan etini ye, fakat diş veya tırnakla boğazlanam yeme. Çünkü diş, bir kemiktir. Tırnak da (kafir olan) Habeşistan halkının bıçaklandır» buyurdu."[20][20]

Hadîslerden Çıkan Fıkıh Hükümleri

1. Dinî bir meseleyi bilmeyen kimse, bilenlere müracâatla bilgi almalıdır.

2.  Boğazlanan hayvanın kanını iyice akıtmak ve üzerine Allah'ın ismini anmak gerekir.

3. Tırnak ve diş- hâriç, keskin olup boğazlamaya elverişli olan herhangi bir âletle hayvanı boğazlamak meşrudur.

4. Tırnakla veya dişle hayvanı boğazlamak meşru değildir. Âlim­lerin Cumhuru, hadis fıkıhçılan,   Nahai,   el-Hasan   bin Salih,   el-Leys   bin   Sa'd,   Ahmed,   îshâk,   Ebü Sevr   ve   Dâvûd   ile   Şafii   mezhebi âlimleri bu hadîsle­rin hükmünü tutmuşlardır.   Yâni diş veya tırnak insanların olsun, hayvanların olsun, vücûd üzerinde bulunsun, vücûddan ayrılmış ol­sun boğazlamada kullanılmaz.

Hanefi ler'e göre ise, tırnak veya diş sahibinin vücûdu üzerinde iken boğazlama işinde kullanılamaz. Ama vücûttan ayrılmış durumda ise ve boğazlamaya elverişli biçimde keskin ise, boğazla­mada kullanılabilir. Mâlik' den müteaddid rivayetler vardır. En meşhur rivayete göre kemikte, boğazlama caizdir. Fakat dişle caiz değildir.                                 

5. Tavşanın etini yemek meşrudur.

Birinci hadisin râvîsi ile ilgili bir hususu belirtmek uygun olur kanısındayım. Şöyle ki:

Müellifimizin elde mevcut üç sünen nüshasının hepsinde bu râ-vlnrı ismi,   Muhammed   bin   Sayfi   olarak yazılıdır.

Ebü Davud'un rivayetinde ise bu hadîsin râvisinde Mu­hammed bin Safvân veya Safvân bin Muham­med, diye tereddüd edildiği belirtilmektedir. Tirmizi, Mu­hammed bin Safvân şeklindeki rivayetin daha sıhhatli olduğunu söylemiştir. Tekmile yazarının beyânına göre A h m e d' in Müsned'inde ve N e s â î ile t b n - i M â c e h ' in sünenlerinde bu râvi Muhammed bin Safvân olarak geçmektedir. Tekmile yazarı daha sonra bu râvînin Muhammed bin Say-f i olduğu da söylenir, der. E 1 - H â f ı z, Tehzîbü't-Tehzîb'te Muhammed bin Sayfi ile Mu hammed bin Saf­vân' m ayrı ayrı zâtlar olması ihtimâli kuvvetlidir, der. Taba-r â n i   de doğrusu   Muhammed   bin   Safvân' dır,   der.

Muhammed bin Safvân (Radıyallâhü anh), Mâ­lik bin E v s oğullarından olup Ensâr'dandır. Bundan başka hadisi bilinmemektedir. Ebû Dâvûd, Nesâi ve İbn-i M â c e h   onun bu hadîsini rivayet etmişlerdir.

Hulâsa'dan anlaşıldığına göre de bu üç sünen sâhiblerinin riva­yet ettikleri bu hadisin râvîsi Muhammed bin Safvân veya   Safvân   bin   Muhammed   el-Ensârî' dir.[22][22]

6- Hayvanı Yüzmek Babı

3179) Ebû Saîd-i Hudrî (Radtyallâkü anA/den    rivayet edildiğine

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem), bir davarın derisini soymakta olan bir adamın yanından geçti. Bu arada Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) adama:

Çekil ta ki ben sana (deri soyma usûlünü) göstereyim, buyurdu ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elini deri ile et araşma öyle soktu ki kolu koltuk altına kadar derinin altında kayboldu ve:

«Yâ adam, deriyi böyle soy* buyurdu. Sonra geçip gitti ve ab-dest almadan (yâni yenilemeden) cemaata namaz kıldırdı.'*[24][24]

Hadîsten Çıkan Hükümler

1. Hadîs, Resûl-i *£krem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in ümmetine ne derece şefkatli ve »asıl bir tevazu sahibi olduğunu gösterir. Öyle ki bir hayvan derisinin nasıl soyulacağını bile ümmetine göstermiş ve bizzat deriyi soyma tevâzuunu göstermiştir.

2. Çiğ eti ellemekle abdest bozulmaz. Nitekim Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) davarın derisinin bir kısmını bizzat mü­barek eliyle soymuş ve bundan sonra abdest tazelemeden gidip ce­maata namaz kıldırmıştır.[26][26]

İzahı

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'in hadisini Müslim de Eşribe kitabında uzun bir metin hâlinde rivayet etmiştir. İkinci hadîs ise Zevâid nevindendir.

Bu hadisler, sağım hayvanını boğazlamanın uygun olmadığına delâlet eder. Bu hadislerdeki yasaklama haramhk anlamında değil­dir.

Müslim' deki rivayete göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir gün veya bir gece evden çıkmış ve Ebû Bekir ile Ömer (Radıyallâhü anhümâ) ile karşılaşmış ve onlara: «Bu saat­te sizi evlerinizden çıkaran nedir? diye sormuş. Onlar da =

Açlık, Yâ Resûlallah, demişler. Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

Nefsim (kudret) elinde bulunan (Allah)'a yemin ederim ki iki­nizi evden çıkaran (açlık) beni de (evimden) çıkardı. Kalkm, buyur­muş. Onlar da O'nunla beraber kalkıp Ensâr'dan bir adamın —Bu adam Ebü'l-Heysem Mâlik bin et-Teyyihân'dır — evine varmışlar. Bak­mışlar ki, adam evinde değil.   Ev kadını Resûl-i Ekrem (SallallahüAleyhi ve Sellem)'i görünce: Buyurun, hoş geldiniz, diye sevinçle karşılamış. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),adamın nerde olduğunu sormuş. Kadın da adamın içme suyu getirmeye gittiğini söylemiş. Bu arada adam gelip, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'e ve iki arkadaşına bakıp: Allah'a hamd olsun. Bugün misafir­leri benim misafirlerimden daha kıymetli hiç kimse yoktur, demiş. Sonra gidip bir mikdar yaş ve kuru hurma getirip onlara takdim ede­rek : Bundan buyurun, yeyiniz, demiş ve bıçak almış. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) adama:

Sakın sağım hayvanı kesme, buyurmuş. Adam onlar için bir ko­yun kesmiş. Onlar etten ve hurmadan yemişler, su içmişler. Yemek ve su ihtiyaçlarını giderip karınlarını doyurunca: Resûlullah (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) Ebû Bekir ile Ömer'e t

«Nefsim (kudret) elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki, siz kı­yamet günü bu nimet (in şükrün) den sorulacaksınız. Açlık sizi evle­rinizden çıkardı. Sonra bu nimet sizi bulduktan sonra evlerinize dö­nüyorsunuz.» buyurmuştur.

Müslim' deki metinden çıkan hükümler çoktur. Bunlan öğ­renmek isteyenler M ü s 1 i m ' in şerhi N e v e v i' ye müracaat etsinler.[28][28]

İzahı

Bu hadîsi B u h â r i de rivayet etmiştir. B,uhârİ' deki metinde Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) sözü edilen kadı­nın kestiği davarın etinin yenilmesini emretmiştir.[30][30]

9- Eti Yenen Evcil Hayvanlardan Kaçan (Ve Yakalayıp Boğazından Kesilmesi Mümkün Olmayan) İn Kesilmesi  (Usûlünün Beyânı)   Babı

3183) Râfi bin Hadîc (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz bir yolculukta (Huneyn savaşı dönüşünde) Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde idik. Bir deve kaçtı. (Onu yakalamaya gidenleri âciz bıraktı). Bunun üzerine bir adam ona bir ok atta. (Allah, deveyi o okla öldürdü). Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Şüphesiz bu (eti yenen evcil) hayvanların şaşılacak huyları var­dır.»

(Hâvi demiştir ki: Sanırım) «Yabanî hayvanların şaşılacak huy­lan gibi (buyurmuş). Artık bu (eti yenen evcil) hayvanlardan sizi mağlûb eden olursa ona böyle muamele ediniz,» buyurdu."[32][32]

İzahı

Bu hadisi diğer sünen sâhibleri de rivayet etmişlerdir. E b ü D & v û d,   hadisi rivayet ettikten sonra : Bu, ancak yüksek bir yerden düşen veya kuyuya düşen, ya da kaçan (ve normal biçimde bo­ğazlanması mümkün olmayan hayvan) hakkındadır, demiştir.

Tirmizi de bu hadisi rivayet ettikten sonra: Ahmed bin M e n i' in beyânına göre Yezîd bin Hârûn de­miş ki: Bu, zaruret hâline mahsustur, der. T i r m i z i daha sonra: Bu, garib bir hadîstir, yalnız Hammâd bin Seleme' nin rivayetinden tanırız. Bu hadisten başka, Ebü'l-Uşerâ' nın babası yoluyla rivayet ettiği başka hadis bilmiyoruz. E b ü ' 1 - U ş e -r â' nın ismi hakkında da ilim adamları ihtilâf etmişlerdir. Bir kav­le göre Üsâme bin Rıhtım, diğer bir kavle göre Y e -sar bin Berz, başka bir kavle göre Yesâr bin B e 1 z' -dır.   Onun isminin   U t â r i d   olduğu da söylenmiştir, der.

Ebü'l-Uşerâ' nnı babasının Resül-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'e söylediği sözün başında istifham hemzesi müellifimizin rivayetinde yok ise de, diğer sünenlerin rivayetlerinde mevcuttur. Bu söz bir soru ve şer'i hükmü öğrenmek mâhiyetinde olduğu için di­ğer rivayetleri de dikkate alarak parantez içi ilâvelerle kasdedüen mânâyı belirtmeye çalıştım.

Onun soru cümlesinde geçen "Lebbe" kelimesi boynun göğüse en yakın olan kısmıdır. Develer boğazlanırken başları ve boyunları bu­radan kesilir. Yâni boyunun hemen hemen tamamı baş tarafına bıra­kılır. Diğer hayvanlar boğazlanırken boyunun başa en yakın yerin­den, alt çenenin altından kesilir ve boyunun ekserisi gövde tarafına bırakılır. Soru sahibi, kullandığı cümlede bu farklılığı dikkate al­mıştır.[34][34]

10- Hayvanları Bağlayıp Hedef Yaparak Ölünceye Kadar Ok, Taş Gibi Bir Şeye Tutmanın Ve Onlara

İşkence Ve Azab Etmenin Yasaklığı Babı

Gerek bu babın başlığında ve gerekse bu bâbta rivayet olunan hadîslerde geçen bâzı kelimeleri açıkladıktan sonra tercemeye geç­meyi uygun buldum.

Behâim: Behîme'nin çoğuludur. Behime: Dört ayaklı, yırtıcı ol­mayan kara ve deniz hayvanları anlamına geldiği gibi deve, sığır ve koyun ile keçi gibi evcil hayvanlar mânâsına da gelir. Bir de umûmi mânâda hayvan yerinde kullanılır. Burada kanımca umûmi mânâ­ya yorumlamak en uygun olanıdır. Çünkü bu babın son iki hadîsi umûmi olup herhangi bir canlıyı hedef edip tazîb etmeyi yasaklar.

Sabr: Hayvanı bağlayıp hedef ve nişangâh yapıp ona; ok, taş veya başka şeyleri atmak suretiyle azab vermek ve ölünceye kadar bu işe devam etmektir.

Garad: Hedef, demektir.

Mesl ve Müsle •. Bir canlının burun, kulak, tenasül organı, göz gi­bi uzuvlarından birini veya bir kaçını diri diri kesmek suretiyle azab vermek veya başka türlü işkence etmek ya da bir canlıya eziyet ede ede suretini ve şeklini değiştirmek demektir.

3185) EbÛ Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayvanlara müsle (yâ­ni İşkence ve azab) etmeyi yasaklamıştır."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir: Bunun senedinde Müsâ bin Muhammed bin tbrâblm bulunur. Bu râvi, zayıftır.

3186) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anhyden rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayvanları sabr (yâni bağlayıp hedef ederek ölünceye kadar ok'a, taşa ve benzerine tutma) İşini yasaklamıştır."

3187) İbn-i Abbâs (Radıyallâhü ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir •İçinde ruh bulunan hiç bir şeyi hedef etmeyiniz.-"

3188) Câbir bin Abdillah (RadtyaUâhü anhümâyâan rivayet edildi­ğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî hayvanlardan herhangi birisini hedef yapmak suretiyle (yâni işkence ve azab etmekle) öl­dürülmesini yasaklamıştır."[36][36]

11- Cellâle (Yani Dışkı Yiyen Hayvan) Etini Yemenin Yaşarlığı Bâbî

3189) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), cellâle (yâni dışkı yi­yen hayvan) etlerini ve sütlerini yasaklamıştır."[38][38]

12- At Etleri Babı

Bu bâbta geçen Hayl ve Feres kelimeleri at ve kısrak mânâsına yorumlanır. Yâni bu nevî hayvanın erkeği ile dişisi ayni hükme tâ­bidir.

3190) Ebû Bekr-İ Sıddîk'ın kızı Esma (Radtyaîlâhü anhümâydan Şöyle demiştir:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatta iken biz (Me-dîne-i Münevvere'de) bir feres (yâni at veya kısrağh boğazlayıp etin­den yedik."

3191) Câbir bin Abdillah (Radtyaîlâhü anhümâyâan; Şöyle demiştir:

Biz Hayber (savaşı) zamanında hayl (yâni at, kısrak) ve yabanî eşeklerHn etlerini) yedik. (Ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) bizi evcil eşeklerin etini yemekten menetti.)"[40][40]

13- Evcil Eşeklerin Etleri Babı

3192) Ebû îshâk eş-Şeybânî (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Ben evcil eşeklerin etlerinin hükmünü Abdullah bin Ebî Evfâ (Radıyallâhü anhümâ) 'ya sordum. Şöyle cevab verdi:

Hayber (savaşı) günü bir açlık bizi yakaladı, biz Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bulunuyorduk. Bâzı kimseler Medine'nin dışından (evcil) eşekler elde ettiler. Biz de bun­ları boğazladık ve tencerelerimiz (bunların etleriyle) kaynamakta idi. Tam bu esnada Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ça-ğ incisi:

«Tencerelerinizi deviriniz ve (evcil) eşeklerin etlerinden hiç bir şey tatmayınız» diye duyuruda bulundu. Biz de tencerelerimizi de­virdik (yâni pişmekte olan etleri döktük).

(Ebû îshâk eş-Şeybânî demiştir ki:) Ben Abdullah bin Ebi Ev-f â'ya:

Resûlullah onu (yâni evcil eşeklerin etlerini) kesinlikle (mi) ha­ram kıldı? dedim. Abdullah bin Ebî Evfâ .

Biz (sahâbiler) kendi aramızda görüşüp dedik ki: Evcil eşekler dışkı yediği için Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) onu kesin­likle (yâni sürekli olarak) haram kıldı."

3195) Mıkdâm bin Madikerib el-Kindi (Radtyaltâhü anh)'<\en riva­yet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bâzı şeyleri yasaklamış ve nihayet evcil eşekleri de (bu meyanda) annuştır."

Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunuh senedi sahihtir. Râvl el-Hasan bin Câbir'i, tbn-i Hibbân, sikalar, yâni güvenilir râvîler arasında anmıştır. Ben de onun hakkında konuşan görmedim. Senedin kalan râvileri Müslim'in şartı üze­rinedir.

3194) Berâ bin Âzİb (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir : Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize, evcil eşeklerin et­lerini çiğ ve pişmiş olarak atmamızı emretti. Bundan sonra da bize bunu yemeyi emretmedi."

3195) Seleme bin el-Ekva* (Radtyallâhü anh)'den; Şöyle demiştir:

Biz Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in beraberinde Hay-ber savaşma katıldık. (Hayber'in fethedildiği gün) akşamleyin sahâ-bîler (bir hayli) ateşler yaktılar. Bunun üzerine Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ne İçin ateş yakıyorsunuz?» diye sordu. Sahâbîler ı Evcil eşeklerin etleri (ni pişirmek) üzere, diye cevab verdiler. Bu cevab üzerine Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Çömleklerdekini dökünüz ve çömlekleri de kırınız,» buyurdu. Sa-hâbîlerden biri t

Veya çömleklerdekini dökeriz ve çömlekleri yıkarız? dedi (Yâni

çömlekleri kırmayıp da yıkamakla yetinmenin caiz olup olmadığını sordu). Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : «Veya dediğin gibi (yapınız)» buyurdu."

3196) Enes bin Mâlik (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in çağıncısı şöyle du­yuruda bulundu:

«Allah ve Resulü sizi evcil eşeklerin etlerinden menediyorlar. Çünkü necis (pis)tir.»"[42][42]

14- Katırların Etleri Babı

N e v e v i de: 'Sahâbîlerin, Tabiîlerin ve onlardan sonra ge­len âlimlerin Cumhuru, evcil eşeklerin etlerinin haram ligi hususun­da ittifak halindedir. Mâlik' den bu konuda üç rivayet vardır .-Tenzîhen mekruh, tahrimen mekruh ve mubah. Doğrusu bunun ha-ramlığıdır. Çünkü bu konuda açık ve sahih hadîsler vârid olmuştur, şeklinde bilgi verdikten sonra Seleme (Radıyallâhü anh) 'm ha­dîsinden şu hükmün de çıktığını beyân eder:

Bu hadîs, evcil eşek etinin haram, necis ve pis olduğuna da de­lâlet eder. Ayrıca necasetin değdiği şeyi yıkamanın gerektiğine ve necasetin bulaştığı kab ve kaçağı güzelce yıkamanın yeterli olduğu­na delâlet eder. Yâni kaba bulaşan necaset; köpek, domuz veya bun­lardan türeme hayvanlardan başka bir necaset olduğu zaman, neca­set giderildikten sonra temiz bir su ile bir defa yıkamak kâfidir. Ye­di defa yıkamaya gerek yoktur. Cumhurun mezhebi ve bizim mezhe­bimiz budur.    A h m e d' den   yapılan meşhur rivayete göre ise, herhangi bir necasetin dokunduğu bir şeyi yedi defa yıkamak ge­rekir.

Resül-i  Ekrem   (Aleyhi's-salâtü  ve's-selâm)'in önce söz konusu çömlekleri kırmayı emretmesi meselesine gelince; bu emir bir vahiy veya ictihadla verilmiş olabilir. Sonra da neshedilip yıkama emri ve­rilmiştir. Bu gün böyle bir kabı kırmak caiz değildir. Çünkü malı te-ı lef etmek sayılır.

Bu hadîsten şu hüküm de çıkar : Herhangi bir necasetle pislen­miş bir kab güzelce yıkandıktan sonra kullanılabilir.

Bu hadisleri rivayet eden sahâbilerden Abdullah bin E b i E v f â (Radıyallâhü anh) 'in hâl tercemesi 416., M i k d a m (Radıyallâhü anh)'mki 442., B e r â (Radıyallâhü anh)'ınki 116., Seleme {Radıyallâhü anh)'ınki 3101. ve E n e s (Radıyallâhü anh)'ınki 24. hadîsler bölümünde geçmiştir.[44][44]

İzahı

Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadisini N e s â i de rivayet etmiştir. Bu hadis, atların etlerinin helâl ve katırların etlerinin ha-ramlığına delâlet eder. Çünkü âlimler; Bir sahâbinin «Biz şöyle der­dik» gibi bir ifâde kullandığını işittikleri zaman, Resül-i Ekrem (Aley-hi's-salâtü ve's-selâm) devrinde böyle uygulama yapıldığı mânâsını çıkarırlar. Şu halde bu, merfû hadîs sayılır.

Hâlid (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Ebû Dâvûd ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd bu hadisi riva­yet ettikten sonra: 'Atların etlerini yemekte bir sakınca yoktur ve uygulama bu hadise göre değildir. Bu hadîs mensuhtur. Çünkü Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sahâbilerinden bir cemâat, atların etlerini yemişlerdir. Ibn-i Zübeyr, Fadâle bin Ubeyd, Enes bin Mâlik, Esma bint-i Ebî Be­kir, Süveyd bin Gafele ve Alkarna (Radıyallâ-hü anhüm), bu cemaattandır. K u r e y ş de Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in devrinde atları keserlerdi, demiştir.

N e v e v i de.- Hadis imamlarının âlimleri Salih bin Yahya bin el-Mikdâm'ın hadîsinin — ki bu hadistir — zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Bâzıları da onun mensuh oldu­ğunu söylemişlerdir, der.

Sindi de Nevevi' nin bu sözünü naklettikten sonra; bâzı âlimler de : 'Bu hadîs sabit olmuş olsaydı bile C â b i r (Radı-yallâhü anh) 'in hadîsine muarız olamazdı' der.

Sindi1 nin işaret ettiği C â b i r (Radıyallâhü anh)'in ha­disi Buhârî. Müslim, Ebû Dâvûd ve N e s â i' nin rivayet ettikleri hadîstir. Câbir'in Buhârî' deki hadîs met­ni şöyledir:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hayber (savaşı) gü­nü (evcil) eşeklerin etlerini yasakladı ve atların-kısrakların etlerini yemeye ruhsat verdi.»

H â I i d (Radıyalâhü anh)'in hadisine âit senedin zayıflığı râ-v! Salih bin Yahya' nin zayıflığı nedeniyledir. Bu râvî-yi zayıf görenlerin başında Buhâri, Ahmed, Dârekut-ni, Hattâbî, İbn-i Abdi'1-Berr ve Abdülhak bulunur. Geniş bilgi için T i r m i z İ' nin şerhi Tuhfe'nin 3. cil­dinin 77. sahifesine bakılabilir.

Atların ve kısrakların etlerinin helâlliği hususu 3190 ve 3191. ha­dislerin izahı bölümünde verilmiştir. Evcil eşeklerin etlerinin haram-uğı ile ilgili hadisler ve izahat bundan önceki bâbta geçti.

Katırların etleri ise evcil eşeklerin etleri gibidir.[46][46]

İzahı

Bu hadisi, Tirmizi, Ebû Dâvûd, Ahmed. Dâ-rekutni ve İbn-i Hibbân da rivayet etmişlerdir. T i r -m i z i bunun hasen olduğunu, İbn-i Hibbân ile îbn-i Dakikü'1-îyd de bunun sahih olduğunu söylemişlerdir. A b -dûlhak ise, bâzı rivayetlerin senedinde M ü c â 1 i d isimli râ-vinin bulunması gerekçesiyle zayıf olduğunu söylemiştir. Tekmile ya* zan yukarıdaki bilgiyi verdikten sonra; Senedlerinin çokluğu sebe­biyle hadîs, en az 'hasen li gayrin' nevindendir. der. A h m e d' in rivayetinde   M ü c â 1 i d   isimli râvî yoktur.

E b û Davud'un bir rivayetine göre E b û S a i d - i Hudrİ    (Radıyallâhü anh)'ın sorusu şu şekildedir:

"Yâ Resûlallah, biz deve, sığır ve davan boğazlarız. Sonra kar­nında cenin buluruz. Cenini atacak mıyız, yiyecek miyiz?"

Cenin: Ana rahmindeki yavru manasınadır. Burada eti yenen hayvanın boğazlanmasını müteâkib karnından çıkarılan ölü yavru mânâsında kullanılmıştır. Çünkü yavru diri olarak çıkarılırsa yav­runun boğazlanması gerekir. Sahâbîler bunu herhalde bilirlerdi. An­cak ölü olarak çıkarılan yavrunun hükmünü sormak istemişlerdir.[48][48]

Âlimlerin Görüşleri:

Saîd bin el-Müseyyeb, Ebû Yûsuf, Muham-med, Şafiî, Ahmed ve tshâk yukarda belirttiğim hükmü vermişlerdir. Bunlara göre yavru tüylenmiş olsun veya henüz

tüylenmemiş olsun fark etmez.

Mâlik ile e 1 - L e y s ise: Yavru tüylenmiş ise hüküm böyledir, demişlerdir.

Ebû Hanife ise: 'Cenin, anasının boğazlan masıy la helâl olmaz. Anası boğazlandıktan sonra ölü olarak çıkarsa murdar sayı­lır" demiştir. O, bu hadîsi şöyle yorumlamıştır : "Ceninin boğazlanma­sı anasının boğazlanması gibidir. Yâni diri olarak çıkarılırsa ayrıca boğazlanması gerekir. Ölü çıkarsa murdardır."

İbnü'I-Münzir: Ne sahâbîlerden ne de başka âlimlerden hiç kimse   Ebû    Hanîfe   gibi dememiştir, der.

2. Cenîn'in, anasının boğazlanmasından önce onun karnında öl­düğü bilindiği veya sanıldığı zaman eti yenmez. Âlimler bu noktada

ittifak halindedir.

Ceninin anasının karnından diri olarak çıkarılmasında boğazlan­ması gerekir. Bu hususta da âlimler ittifak halindedir.[50][50]


[2][2] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/499-500

[4][4] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/500-502

[6][6] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/503-504

[8][8] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/504-505

[10][10] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/506-508

[12][12] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/509-510

[14][14] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/511-513

[16][16] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/513

[18][18] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/516

[20][20] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/518-520

[22][22] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/520-521

[24][24] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/522

[26][26] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/523-524

[28][28] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/525-526

[30][30] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/526

[32][32] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/527-528

[34][34] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/529-530

[36][36] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/532

[38][38] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/533-534

[40][40] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/535-536

[42][42] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/539-540

[44][44] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/541-542

[46][46] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/543-544

[48][48] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/544

[50][50] Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 8/547

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Çevrimiçi

13 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Ehliislam by Sk